Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Çeviri: hasangdr & x@nder
Mesele dünyayı anlayabilmek.
Dünya üzerindeki eylemlerimi ortaya çıkaran bu.
Çünkü ben dünyayı anlıyorum.
Her şeyi daha iyi yapıyorum çünkü bütün her şeyi harita gibi görüyorum.
Haritaya baktın mı hiç?
- Yanlış hatırlamıyorsam, evet. - Harita kullanmayı biliyor musun?
- Harita kullanmayı biliyor musun? - Evet.
Baban harikulade biri ama kendisinin...
...dünyayla ilgili anlamadığı ama benim anladığım bir sürü şey var.
- Beni dinle. - Babam...
Daha soruyu sormadım sana.
Dinle. Annene söyleme. Kes sesini, sessiz ol.
Sus, sessiz ol. Daha soruyu sormadım.
Daha hiçbir şey sormadım. Dinle.
Bir şey yok. Merak etmeyin.
Beni dinle.
Bir adaya yanında sadece birini götürecek olsan...
...ve güvende olacağına emin olsan çünkü o adam işinin en iyisi...
...nasıl hayatta kalınacağını bilen...
...her şeyi yapabilen...
...adadaki hayatı harika yapabilecek...
...seni sürekli mutlu edecek biri olacak.
Seçilecek en iyi kişi olacak.
Ne olursa olsun benimle baban arasında kalsan...
...kimi seçerdin? - Babamı.
Hiç mantıklı... Bekle biraz.
Dinle, yanlış seçim yaptığını söylemiyorum.
Karar senin ama bir şeyi anlaman gerek.
Bir sürü...
Ne oldu? Bu nedir?
Balığını böyle ortada bırakamazsın.
Hâlâ niye böyle damlattığını anlamıyorum.
Bütün gece durmadı.
Koduğumun şeyini on kere tamir ettirdim.
- Yeni tıkaç takmak gerekiyor. - Hepsi bu mu?
Tıkacın etrafı çürümüş hiçbir yeri kapatmıyor.
Su, leğene damlamaya devam edecektir.
Yarın yenisini getirebilirim...
...ya da komple tesisatı da değiştirebiliriz.
Tavsiyen nedir?
İlk önce tıkacı değiştireyim. İşe yaramazsa tesisatı değiştiririm.
Profesyonel bir tavsiye veremez misin?
Bilemiyorum. Her şey size bağlı.
Yarın baldızımla çocukları geliyor.
Arabayı da garaja koymam gerek.
Hayır, kardeşim Janine'in en büyük kızı Bat Mitzvah.
Sıkıntıdan ölmekten için can atıyorum.
Ne kız istiyor ne de babası. Bana ise hiç sorma.
Arabada yedi saat.
Boğazımı kesebilirim.
Ama evet küçük kızlar çok şekerler.
- Lee, çok özür dilerim. - Sorun değil.
- Çok iğrenç. - Sıkıntı değil.
Hayır, söyle gelsin.
Tamam, peki.
Cindy, sana bir şey söyleyeceğim.
Hademeden hoşlanıyorum galiba ben.
Yanlış mı sence?
Tamircilerle ilgili seks fantezilerini duymadın mı hiç?
Tuhaf evet, şu anda resmen klozetimdeki bokları temizliyor çünkü.
Şu anda da çekici bir halde olduğumu da düşünmüyorum.
Evet, sen haklısın. Onunla dışarıda da görüştüğüm söylenemez.
Oldu. Teşekkür ederim Cindy.
Tamam, 20 dakika sonra görüşürüz.
Hoşça kal.
Her şey tamam.
- Çok teşekkür ederim. - Rica ederim.
- Sana bir şey verebilir miyim? - Tavsiye falan mı?
- Hayır, bahşiş. - Peki.
Teşekkür ederim.
- İyi geceler. - İyi geceler. Güle güle.
Daha kaç kere bu soktuğumunun musluklarını tamir ettireceğiz?
Ne zama duş alsam bütün daire su içinde kalıyor.
Deli ediyor beni.
Yarın bir su tesisatçısı getiriririm.
Ama yine fayansları kırıp suyu temizlememiz gerekiyor.
Çok fazla su birikmiş orada.
Benden olduğunu nereden biliyorsun? Neden direkt ben oluyorum?
Daha üst kattan gelmiş olsaydı...
...tavanda veya duvarlarınızda nemlenme olurdu ama hepsi de kuru.
Harika.
Kalafatlamadan da olabilir. Küvetin yeniden kalafatlanması gerekiyor.
- Son birkaç saat içinde duş aldınız mı? - Evet.
- Sorun o olabilir. - Peki.
Nasıl anlayacaksın bunu?
- Suyu açıp aşağıya damlatıyor mu bakarız. - Duş almamı mı istiyorsun yani?
Hayır.
Friedrichlerin dairesine damlatacak mı diye bakmak için...
...hemen burada önünde duş almamı mı istiyorsun?
Ne yapacağınız sikimde bile değil Bayan Olsen.
Burada sızıntıyı halletmeye çalışıyorum.
Bu hoşuma giderdi.
Benimle ne cüretle böyle konuşursun?
Evimden defol hemen.
- Peki. - Evimden defol git...
...yoksa polis çağırırım.
- Tamam. - Duymadın mı? Defol dedim.
Gidemem. Yolu kapatıyorsun.
Sorunun ne senin? Kiracılarla bu şekilde konuşamazsın.
Dinle Lee, işini iyi yapıyorsun. Güvenilir birisin.
Ama sürekli aynı şikâyetleri alıyorum.
Kabasın, soğuk davranıyorsun, günaydın demiyorsun.
Yeter ya.
Bay Emery, tesisatları tamir ediyorum...
...çöpleri atıyorum, dairleri boyuyorum...
...elektrik işini yapıyorum, yasalara ayrıkı bu.
İşe zamanında geliyorum, dört binaya bakıyorum...
...bütün parayı siz alıyorsunuz.
Ne istiyorsanız yapın.
- Bayan Olsen'dan özür dileyebilir misin? - Ne için?
Tamam, tamam. Ben konuşurum kadınla.
- Buyur. - Teşekkürler.
- Nasılsın? - İyiyim.
- İşler nasıl, iyi mi? - Evet.
- Maçı izledin mi? - Evet, izledim.
- Bir şanları var mı? - Hayır.
Hiç yok.
İlk ikisini kaybettiler, kalan üçünü de kaybedecekler.
Aman Tanrım! Çok özür dilerim.
- Sorun değil. - Ben mi çarptım size?
- Evet. - Ben çarpmışım.
- Sorun değil. - Size peçete getireyim.
- Sıkıntı değil. - Lenny, peçete verebilir misin?
Teşekkürler.
- Teşekkür ederim. Buyur. - Teşekkür ederim.
Madem üzerine biramı döktüm benim adım Sharon.
- Sorun değil. - Senin adın...
Lee.
- Nasılsın? - Nasılsın?
İyiyim.
Bir şey soracağım, beni tanıyor musunuz?
- Tanımıyorum. - Hayır, ben de tnaımıyorum.
- Hiç karşılaşmadık değil mi? - Hayır. Şu ana kadar hayır.
Hayır.
Ne diye bakıyorsunuz lan o zaman bana?
- Anlamadım? - Ne diye bakıyorsunuz lan dedim?
- Biraz yürüyüşe çık... - Hayır, ibneden özür dileme sakın.
Sana baktığımız falan yoktu gerçekten.
Bırakın beni. Yürüyüşe çıkmam lazım.
Yürüyüşe çıkmak istiyorum lan.
- Hangi sola döndü sence? - Diğer sola.
San Antonio on puan önde.
Isaiah Thomas bu sezon çok iyiydi.
3 puanlarla gömdü.
Merhaba, ben Lee.
Tamam.
Ne zaman oldu?
Şu anda nasıl?
Hayır, sakın yapmayın onu. Hemen oraya geliyorum ben.
Bir buçuk saate kalmaz orada olurum.
Tamam mı?
Teşekkür ederim. Görüşürüz.
Bay Emery, yine ben.
Jose'e ile konuştum. Cuma gecesine kadar beni idare edebilir.
Ondan sonra da ben gelene kadar Gene MacAdavey yerime geçecek.
Usta tesisatçı getirtene kadar...
...Fredricklerin tavanına yapabileceğim bir şey yok.
Ne mi yapacaksın?
Daha çok şey öğrenir öğrenmez sana haber ederim.
En az bir hafta Manchester'da olmam gerek.
Çok teşekkür ederim. Görüşürüz.
Hadisene.
Bas gaza.
- Merhaba Lee. - Öldü mü?
Üzgünüm Lee. Bir saat önce vefat etti.
Başın sağ olsun.
Gördün mü onu?
- Ben şey... - George getirdi buraya.
Sabah tekneye bakıyorduk sonra birden...
Nasıl desem, birden yere düştü.
Başta şaka yapıyor sandım.
Sonra ambulans çağırdım.
Sonrası da bu.
Dr. Muller'ı arayıp burada olduğunu söyleyeyim.
- Dr. Betheny nerede? - Doğum izninde. Buradaymış.
Lee? Ben Dr. Muller. Telefonda konuşmuştuk.
Evet. Merhaba.
Başın sağ olsun.
Teşekkür ederim.
- Merhaba George. - Merhaba Jim.
- Ne durumdasın? - İyiyim işte.
- Çok üzücü bir gün. - Evet.
Kardeşim nerede?
Aşağıda. İstersen görebilirsin.
- Ne oldu peki? - Kalp durması.
Kalbinin zayıf durumda olduğunu biliyorsun daha fazla dayanamadı.
Zamanında gelemediğin için üzgünüm ama telefonda da söylemiştim.
Sikerim böyle işi.
Affedersin.
- Sorun değil dostum. - Hiç sıkıntı değil.
Amcamı arayan oldu mu?
Donny'i amcayı diyor.
- Evet, yengem ve amcamın... - Hayır Lee, hayır.
Donny, bir süre önce Minnesota'da bir iş buldu.
Minnesota mu?
Minnetonka, Minnesota'da bir konfeksiyon işi bulmuştu.
İnan inabilirsen.
- Joe sana söylemedi mi? - Hayır.
İstiyorsan arayabilirim Lee. Olanları söylerim.
- Olur. Teşekkür ederim. - Sorun değil.
Neler olduğunu söyle. Bu gece onları arayacağımı söyle.
Cenaze işlerini konuşun. Birisi benim karımı arasın.
Karın...
- Eski karım. - Randi'yi mi?
Randi, evet. Affedersin. Randi'yi kastetmiştim.
Aklıma gelmişti. Ben hallederim onu.
- Tamam. Teşekkür ederim. - Sorun değil.
- Şimdi görebilir miyim? - Tabii ki de.
Lee, bir şeye ihtiyacın olursa burada bekliyorum ben.
Tamam.
Teşekkürler.
- Selpak ister misin? - Olur. Sağ ol.
Birkaç tane selpak verebilir misin? Teşekkür ederim canım.
- Özür dilerim. - Deme öyle.
Dr. Betheny nasıl?
Çok iyi durumda. İkiz kızları oldu.
- Irene söylemişti. - Biliyorum.
Öğlen arayıp haber veririm ben ona.
- Abime çok iyi davranıyordu. - Evet, öyleydi.
Hastalığın genel adı kronik kalp yetmezliği.
Aman Tanrım!
- Biliyor musunuz? - Hayır.
Ne diye "Aman Tanrım" diyorsun ya?
- Ne olabilir ki? - Açıklamaya çalışıyor canım.
Özür dilerim Dr. Beth...
- Betheny. - Betheny, özür dilerim. Hiç doğru söyleyemem.
Sorun değil.
Lafınız yarım kalmıştı.
Kalp kaslarının yavaş yavaş bozunması oluyor.
Genelde yaşlı insanlarda görülür...
...ama nadiren de olsa genç insanlarda da görüldüğü oluyor.
Bazıları ara sıra olan nöbetlerle 50-60 yıl yaşar.
Ama çoğunlusu ise Pazar günü geçirdiğiniz epizod gibi düzenli epizodlar geçirir.
Belirtileri kalp kaslarını zayıflatan kalp krizi ile benzerdir.
Bunlar bir iki haftalığına sizi bitap düşürecektir.
Kalbinizin durumunu takip etmemiz için hastaneye yatmanız gerek.
Kalp durması riski iki haftada bire yükseldi.
Aman Tanrım!
Ama bu süre zarfında çoğu insan oldukça sağlıklı hisseder.
Normal bir hayat yaşabilirsiniz kısaca.
Ne demek bazı insanlar 50-60 yıl yaşar? Toplamda mı yani?
Yoksa bu hastalığın teşhisi konulduktan sonra mı?
Ne demek istiyorsun? Doğruyu söyle bana.
Toplamda.
Sizinle aynı durumda olan çoğu insanın...
...kalan yaşam süresi beş veya on yıldır.
İstatistikler geniş çapta değişkenlik gösterir.
Ama siz istatistik değilsiniz, tek bir kişisiniz.
Size neler olacağını henüz bilmiyoruz.
Ama iyi huylu bir hastalık değildir.
İyi huylu hastalık nedir?
- Zehirli sarmaşık hastalığı. - Ayak mantarı.
Yine başladı komikliğe.
- Elise, lütfen ama. - İnanmıyorum.
İnanmıyorum, ben ne zaman kötü adam alacağım?
- İpucu verir misin? - Elise.
- Baba. - Ne var?
Hayır, bir şey yok. Hepimiz üzgünüz.
Hep beraber dinleyeceğiz. İstediğimiz soruları soracağız...
...sonra ne yapacağımıza birlikte karar vereceğiz, değil mi?
Evet.
Lafınız yarım kalmıştı Dr. Beth.
- Dr. Bethany olacak baba. - Doğru söyleme çalış.
Ben burada komik bir şey göremiyorum.
- Elise, sakin olmak zorundasın. - Hayır.
Hayır, yeter bu kadar. Daha fazla katlanamam.
- Elise, otur sana su getireyim. - Baba karışma.
Karışma da karışma. Senin gibi...
Herkes senin gibi olsun.
- Kötü adam olmaktan bıktım artık ben. - Hastaneye yatan kim?
Tamam, ben kötü adam olurum...
...hastanede kal ve esprileri oğluna sen açıkla.
- Eve gidiyorum ben. - Eve mi gidiyorsun?
- Eve mi gidiyorsun? - Evet.
- Ben getiririm onu. - Siktir et.
- Kesecek misin bu saçmalığı? - Yetti artık bunlar!
Teşekkür ederim Tony.
Manchester'a gitmem gerekiyor. Kimse Patrick'e söylemedi değil mi?
Hayır. buraya gelmeni beklememizi söyledin.
Evet, teşekkür ederim.
Şimdi...
Şimdi yapılacaklar nelerdir?
Cenaze evi ile irtibata geçmeniz gerek. Onlar aşağı yukarı her şeyi hallediyor.
Hiçbirinin adını bilmiyorum.
- Sorun değil. Size yardımcı oluruz biz. - Evet.
- Direkt gelip alacaklar mı? - Evet.
Görüşmeleri ben yaparım Lee.
- Yardıma ihtiyacın olursa haber et yeter. - Teşekkür ederim.
Tekneyi, websitesini her şeyi konuşmamız lazım.
Tabii ki. Ben buradayım.
Okul dağılmadan orada olmam gerek...
Joe'nun eşyalarını alman için imza atman gerek.
Bu taraftan.
Burayı imzala yeter.
Joe'nun eşyaları nerede? Burada, plastik poşetteydi.
Biraz bekle.
Joe'nun eşyaları nerede?
Güzel, güzel. Aferin, tut!
- Böyle mi? - Evet ama parmağın kaldır.
Gerilirse direkt parmağını keser.
- O zaman ne olacağını biliyorsun. - Ne?
Köpekbalıkları kanın kokusunu alıp tekneyi parçalar.
- Hayır, parçalamazlar. - Evet, parçalarlar.
- Baba parçalarlar mı? - Evvet.
Kesin be.
Bir keresinde okul dolusu köpekbalığının bir tekneyi karton gibi...
...parçalara ayırdığını görmüştüm.
Çocuğun biri suya yara bandı atmıştı çünkü.
Aynen. Aynen, atmıştı.
- Evet. - Hayır, atmadı.
Bazen onları uzak tutmanın tek yolu...
...dikkatlerini dağıtmak için çocuğu direkt denize atmaktır.
Kesin be. Köpekbalıkları okullarda yüzemez.
- Ne? - Köpekbalıkları okullarda yüzemez diyor.
- Zeki çocuk. - Çok zeki.
Çok zeki bir çocuk bir teknenin etrafında dolanan...
...okul dolusu devasa köpekbalıklarının ağzına layık bir yiyecektir.
- Lee amca, kapat çeneni. - Olta gerildi. Olta gerildi.
Demire bastırma. Parmağına dikkat et.
- Olta gerilmiş. - Bana vurma, balığı yakala.
- Küfür yok. - Olta balık bakılmış.
Ben hallederim. Biz hallederiz. Tekneyi sür sen, işine bak.
Kancaya geçmesi lazım.
Kes sesini. Kendi işine bak.
- Hangi balık bu? - Beyaz köpekbalığı olmalı.
Kesin beyaz köpekbalığıdır Patty. İskarmoz da olabilir.
Köpekbalığı değil.
- Çek hadi. - Köpekbalığı değil.
Kes konuşmayı...
Bu nasıl onlara bağlı olabiliyor?
Bağlı değil evlat. Öyle görünüyor sadece.
Sana adaları öğretmeye çalışıyorum.
Bu zengin birinin satın aldığı ada, kimse ev yapamıyor üstüne.
Adam o kadar zengin. Baker Adası, Misery Adası.
Misery Adası, ben ve Randi yengenin evlendiği yer.
- O kim? - Merhaba canım.
Suzy, baban geldi.
Merhaba Suzy. Baban geldi.
- Merhaba baba. - Merhaba canım.
Sarıl.
Tanrım! Boynumu kıracaksın.
Lee?
Benim canım.
Merhaba. İyi vakit geçirdin mi?
Evet, çok iyiydi. Annen nerede?
- Gittiler. - Olamaz.
Evet, o da seni özleyeceği için üzgün.
Yine görüşürüz mutlaka. Uyuyabildin mi?
Evet. Annem buradayken hep rahat uyuyorum.
Çok kötü oldu o zaman. Merhaba Kary.
Merhaba baba. Baba...
Yere indireceğim, merak etme. Bir kere öpeceğim sadece.
- Kızım dur, dur! - Karen. Karen.
Az kalsın kafa üstü düşüyordun.
- Kuaför salonu yapıyorum. - Öyle mi? Çok iyi olmuş.
Saçımı kesmek ister misin?
Sadece kızlar girebilir. Kusura bakma.
Sorun değil. Anlıyorum canım.
Birkaç still öğrenmek için TV seyredebilir miyim?
- Hayır. - Evet.
İzle hadi.
Yapma.
Nasılsın bakalım?
- Daha iyi. - Öyle mi?
- Evet. - Sesin iyi geliyor.
- Olta takımı mı kullandınız? - Evet, ondan kullandık.
Patty kocaman bir lüfer yakaladı. Tam sekiz kilo.
Hadi ya? Çok iyiymiş.
Hayatımda hiç kimseyi öyle mutlu görmemiştim.
Oda ne kadar da düzenli.
- Çok düzenlisin. Tam bir ev hanımısın. - Siktir oradan.
Hadi be.
Uzak dur benden. Yapma.
Yapma. Dur lütfen.
Hastayım. Yeter.
Ciddiyim, uzak dur benden.
Merhaba Stanny.
Sakın. Rahat bırak çocuğu.
- Daha yeni susturdum? - Neden ağlamıyorsun sen?
Daha yeni mi susturdun? Ne diye susturdun ki?
- Kucağına alma Lee. - Niye almayacak mışım?
- Ağlamıyorsa hiç dokunma çocuğa. - Hiç dokunma mı?
Annenle ben, evleneceğimize onu yapmalıydık.
- Kes be. - Sen olmazdın o zaman. Kardeşlerin olmazdı.
Kendi oturma odamda rahat rahat futbol maçlarımı izleyebilirdim.
Ne diyeceğim, git belanı bul.
Louise. Merhaba evlat.
Çok yakışıklısın, biliyorsun değil mi?
Gördün mü? Ağlatmadım çocuğu.
Beşiğe gidiyorsun. İşte böyle.
Ağlamıyor çünkü nasıl davranacağımı biliyorum.
O nasıl? Joe nasıl?
İyi. Bir şeyi yok. Durumu iyi gidiyor.
Biranız bitmedi mi peki? Yetti mi size?
Evet. İdareli içtik.
O tekneye binmeyi neden bu kadar çok sevdiğinizi anlayamıyorum.
Nasıl yani? Denizi çok seviyoruz.
Öyle mi? O denizde kaç tane bira devirdiniz?
- Sekiz. - Sekiz mi?
Evet, yedi saatte sekiz tane.
- Bu da... - Çok etkilendim.
...saatte...
...1.1428572 bira yapıyor.
Sanki hiçbir şey içmemişsin gibi.
Bıraktığımı söylemiştim sana.
Hayır, olmaz. Ne yapacaksın acaba?
Duş alacağım anlaşılan.
Randi, inan bana.
Çocuğun yüzünü görmeliydin.
Çok mutluydu.
Atlı Karınca'ya binen bizim kızlar gibiydi.
Saf mutluluktu.
Yapma ama, hastayım. Hastayım dedim.
Çok ama...
Çok kötü hastayım canım.
Nefes almayı daha da zorlaştırıyor.
Okulda değil mi? Hani okul...
- Çocuk kesin... - Ne?
Affedersin. Telefonum...
- Affedersin, tekrar söyle. - Sorun değil.
Kesin hokey antrenmanına gitmiştir.
Hokey takımında mı?
Evet, takımda. Çok iyi de oynuyor.
Joe ne durumda? İyi mi?
Evet, iyi.
Antrenman nerede? Okulda mı?
Hayır, Gloucester'da antrenman yapıyorlar.
Gloucester'ın...
- Anlamadım, okulda değil mi? - Hayır.
- Ne? - Beni duyabiliyor musun?
- Telefon... - Sorun değil. Beni duyabiliyor musun?
- Evet. - Gloucester'ta, anladın mı?
- Anladım. - Rockport takımıyla oynuyoruz.
- Ama onlar lig takımı. - Anladım. Sağ ol Paul.
Ne demek. Joe'ya geçmiş olsun dileklerimi ilet.
İletirim.
Ne oldu?
Joe Chandler hastaneye yatmış yine.
- Çok acı. - Aynen.
- Telefondaki kimdi? - Lee Chandler.
- Lee Chandler mı? - Ta kendisi.
Kesin şunu.
Chandler.
Kes dedim.
Bir daha yaparsan oyun dışı kalırsın.
Anladın mı Chandler? Bir kez daha.
Sikerim ya.
- Ne dedin? - Sikerim böyle işi.
Pekala, oyun dışısın. Chandler, yedek kulübesindesin.
Peki.
Sor bakayım sikimde mi.
Ne dedin?
- Koç, amcası gelmiş. - Babası hastaneye yatmış olmalı.
Kimin babası? Chandler'ın mı?
Sadece Bay Chandler hastaneye yattığı zaman gelir.
Kronik kalp yetmezliği var. Patrick'in babasında yani.
Bu Lee Chandler yani?
Meşhur Lee Chandler demek.
Evet ama o olayın saçmalık olduğunu biliyorsun koç.
Büyük bir saçmalık amına koyayım.
- Laflarınıza dikkat edecek misiniz? - Affedersin.
Biraz kendi işinize bakın tamam mı?
Ara verin. Su için.
Pekala, gösteri bitmiştir.
Hadi. Hadi.
İyi misin kardeşim?
Sopaları alacak mısınız?
Tekrar düzen alın.
Hadi, çabuk.
Hastanaye gidip birkaç evrak daha imzalamam gerekiyor.
Görmek istiyor musun?
Bilmiyorum. Neden ki?
Nasıl görünüyor?
Ölü gibi görünüyor.
Hiç uyuyormuş gibi falan görünmüyor.
Ama iğrenç de görünmüyor.
Emin değilim.
Görmek zorunda değilsin.
Ben görmek istemiştim.
O görüntünün hafızana kazınmasını istemeyebilirsin. Senin...
Karar senin.
Ne yapmak istiyorsun?
Seni eve götürmemi ister misin?
Senin adına karar vermemi mi istiyorsun?
Gidelim hadi.
- Ne yapıyorsun lan? - İçeri gidelim dedim ya.
Hayır, gidelim hadi deyip arabadan çıkmaya...
İçeriyi kastetmiştim. Sorunun ne senin?
- Sorun, ayağını kopartabilirdim. - Yanlış söylediğim için özür dilerim.
Özür dilerim Lee amca.
Ben de özür dilerim. Korktum bir an.
Tamam. Yeter. Teşekkür ederim.
Ne demek.
- Otomatiği çalıştırman gerek. - Otomatik yok bende.
Ben yaparım. Şifresi vardı.
Birkaç arkadaşımı çağırsam bir şey olur mu?
Arayacağımı söylemiştim.
- Ara. - Pizza da sipariş edebilir miyiz? Evde yiyecek hiçbir şey yok.
Olur.
Nasıl istersin?
Ne olursa olsun. Teşekkür ederim.
En azından acı çekmedi.
Aile için üzücüdür ama kişi için böylesi daha iyi.
Çok iyi bir adamdı Patrick, hakkını vermeliyim.
Aynen öyle.
Aklıma geliyor, bir keresinde...
...altıncı sınıftayken bizi tekneyle gezdirmişti.
- Evet, benim de aklıma geliyor. - Can yelekleri giydirtmişti.
Ben de demiştim ki, "Ne fark eder Bay Chandler?
...tekne bu havada batarsa her türlü ölürüz."
Onu da hatırlıyorum. Sonra bize...
"Suya düştüğünde can yelekleri köpek balıklarının işini kolaylaştırır." demişti.
Ukalanın tekiydi yeminle.
Köpekbalığı esprilerini çok severdi.
Komik biriydi.
Aynen. Aynı zamanda kibar biriydi.
Tıpkı oğlu gibi.
Eskiden yıldız gemisi kaptanı olan biri varmış.
- Eski yıldız gemisi kaptanı... - Yine mi Star Trek?
- Susacak mısın oğlum? - Siktir lan. Star Trek berbattır.
Eski kafalının tekisin.
Star Trek günümüz sinemasının olmazsa olmazlarındandır.
Anlatlan Star Trek'i, aydınlat beni.
- Anlatayım. - Ne zamandır arkadaşız?
- Nasılsın canım? - İyiyim.
Yeter artık ama. Başladın bir kere.
Bu ne cesaret? Susar mısın lütfen?
- Star Trek'e sokayım. - İzlediğin bütün bilmi kurgular Star Trek'ten esinlenmiştir.
Star Trek saçmalıktır. Star Trek eskimiştir.
- Yol Savaşçıları, Matrix. - Dedemin osuruğu gibi eski.
Star Trek'e bayılırım ben. Tövbe de.
Patrick'e sor. O da sever.
- Patrick sen ne diyorsun? - Sor hadi.
Şu anda Star Trek'i konuştuğumuza inanmıyorum.
Star Trek'i ben de severim.
Teşekkür ederim.
Merhaba Lee amca.
Silvie burada kalsa bir sorun olur mu? Babam hep izin verirdi.
Bana niye soruyorsun o zaman?
Bir sebebi yok.
Sağ ol.
Bir şey olacağından değil de...
...ailesi, burada kaldığında aşağı katta kaldığını sanıyor.
Olur da sorarlarsa, aşağıda kaldığını söyleyebilir misin?
- Ailesini tanımıyorum bile. - Tanıyorsun.
McGannler. Frank ve Pat McGann.
- Silvie McGann mi? - Evet.
- Peki. - Yani...
Aşağıda kaldığını söyleyecek misin?
- Ararlarsa falan yani? - Evet.
Kondom kullan demem mi gerekiyor?
Hayır...
Joe böyle mi diyordu?
Hayır. Yani evet. Bütün o nutuk meselesini halletmiştik.
- Anlayacağın... - Tamam, anladım.
Çok ses yaparsak haber ver yeter.
Peki.
Annemi arayıp babamı söylemem gerekiyor mu?
Hayır, ben aramazdım Patty.
Hem kimse nerede olduğunu bilmiyor.
Haklısın.
Biliyorum, biliyorum. Ne diyeceğini merak ettim.
Her neyse. İyi geceler Lee amca.
İyi geceler.
Sus be.
Kes sesini ya, kes sesini. Elise, sana diyorum.
Siktir.
Gel böyle.
Lee, Patty'i yukarı çıkarıp elini yüzünü yıkayabilir misin?
- Gel evlat. - Gidin hadi.
Her şey yolunda. Ben de hemen gelirim.
Yukarı çık Patty. Her şey yolunda.
Topa vuruşun harikaydı bence.
Lanet olsun.
Gidin buradan.
Senin yaptığın işi.
Bir susun lan.
Sevgili anneceğim, sana mesaj atmamın sebebi...
Beverly, Massachusetts. Gallagher Cenaze Evi lütfen.
Günaydın.
Selam.
Merhaba, benim adım Lee Chandler.
Kardeşim Joseph Chandler Beverly Hastanesi morgunda.
Ayarlamalar için kimle görüşmem gerektiğini bilmiyorum.
Olur, teşekkür ederim.
Evet. Evet, az önce konuş...
Evet, adım Lee Chandler. Kardeşim Beverly Hastanesi morgunda.
Evet.
Tamam.
Anlıyorum. Bir sonraki...
Bir sonraki aşamayı ayarlamak için ne yapmam gerektiğini öğrenmek için aradım.
Anladım. Teşekkür ederim.
Peçete verebilir misin?
Evet.
Aynen. Cenazesini almam için...
...ne yapmam gereki...
Affedersiniz Bay Chandler. Bence Patrick bunları duymak zorunda değil.
Hayır, bir sıkıntı yok.
Anlamadım.
Cenazesini Manchester'a getirmek neden uzun sürecekmiş?
Otobandan yedi dakikanızı alacak, bu yüzden mi bu kadar pahalıya geliyor?
Araç 127 nolu yoldan gelirse ne kadar tutar?
İnanmıyorum. Bütün derdi bu mu?
Bir sorun yok.
- Teşekkür ederim Lee amca. - Rica ederim.
- Teşekkür ederim Bay Chandler. - Rica ederim.
Evet.
Küfürlü konuşmayı unutacağız.
Yumrukları unutacağız.
Ama birkaç gün antrenmanlardan uzak durmanı istiyorum.
Seni buzda istemiyorum.
Doğruyu söylemek gerekirse efendim...
...biraz kafa dağıtmak iyi gelecektir. - Buz, kafa dağıtmak değildir.
Buzdayken kafan orada olmak zorunda.
Birkaç gün ara ver, sonrasını konuşuruz.
Bak...
...ben de babamı senin yaşındayken kaybetmiştim.
Yani...
...neler yaşadığını anlayabiliyorum.
Konuşmak istersen...
...veya dertleşecek birini ararsan...
...ya da laflayacak birini...
...kapı açık.
- Müzik açsam sorun olur mu? - Hayır.
Bu adamları sever misin?
Solo gitarı biraz zayıf kalmış ama iyiler onun dışında.
Bilemedim, hepsi aynı geliyor bana.
- Nereye gidiyoruz? - Avukata gitmemiz gerekiyormuş.
- Ne için? - Babanın vasiyetini okuması için.
Benim gelmem gerekiyor mu?
Bence gerekmiyor ama gelmen gerekiyormuş.
- Tekneyi kime bıraktı sence? - Eminim her şeyi sana bırakmıştır.
Anlamadım.
- Hangi kısmını anlayamadınız? - Çocuğun vasisi olamam ben.
Yapamam yani.
Joe ile bu konuları konuştuğunuzu sanıyordum ben.
Hayır.
Söylemedi.
Hayır.
Ben...
Affedersin, şaşırdım doğrusu.
Benimle kalamaz. Tek odalı evde yaşıyorum ben.
Ama Joe, Patrick'in bakım masraflarını karşıladı.
Yemek, kıyafet vb gibi. Ev ve tekne de size kaldı.
18'ine girene kadar her gün Boston'dan buraya gelemem.
Orada sizin taşınmanız düşünülmüş bence.
- Nereye taşınmam? Buraya mı? - Burada yazanlara göre...
Burada yazanlara göre kardeşiniz her şeyi etraflıca düşünmüş.
Ama onu... Ama onu kastetmiş olamaz.
5000 dolara kadar taşınma masraflarını kabul etmiş.
Burada işleri yoluna koyana kadar kullanabileceğiniz...
...kişisel gelir için ufak bir meblağ da var.
Kabul ettiğinizi varsayarak tabii.
Peki Donny amca ile Teresa yenge?
Joe, Patrick'in onlarla pek özel bir bağ kurduğunu düşünmüyor...
Anlamıyorum.
Sizin de bildiğiniz gibi sanırım şu anda Wisconsin'e taşınmış durumdalar.
- Minnesota. - Minnesota'ya.
- Minnetonka, Minnesota. - Aynen.
Anladığım kadarıyla burada uzan yıllar geçirmişsiniz.
Yedekteydim ben.
Babam yapamamaya başladıktan sonra Joe hastaneye yattığında...
...Patty'e göz kulak olmaya geliyordum...
Donny olması gerekiyordu.
Ben yedeğim sadece.
Joe'nun her zamanki gibi size danışmadan böyle karar almasına...
...şaşırdığımı tekrar tekrar söyleyebilirim.
Sorunca ne cevap vereceğimi biliyordu çünkü.
Bir kere! Sadece bir kereydi!
Bir kerenin hiçbir anlamı yok! Bir kereymiş.
Bu alanın içinde kal da eve ağlayarak gitme.
Pekala.
Hayvan gibi ses çıkarmaya devam edecek misiniz?
Çocuklarım yatıyor.
Çok özür dilerim.
Lee, bu kuş beyinlileri evimden çıkartır mısın lütfen?
Olur, tamam. Hem de nasıl olur.
- Bizimle böyle konuşamaz. - Aynen.
Dalga geçmiyorum. Sabah'ın ikisi olmuş lan.
Bu salaklara elbiselerini giydirip evden def et hemen.
Elbiselerimiz üzerimizde.
Öyle demek istemedi. Sonra özür dileyecektir.
Gittiler bile.
Lee.
Misafirperverlik için teşekkür ederiz. Randi'ye özür dilediğimizi söyle.
- Hem içip hem sürmeyin. - Çok özür dileriz.
Jupiter'i görüyor musunuz? Gözünüz yolda olsun.
Tommy.
İyi geceler Joe.
Tekrar kusura bakmayın.
Geri zekalı, bak buradaki Jupiter.
Kutupyıldızı da burada.
Tam burada.
Kutup tarafında.
Sabah her yeri temizlerim.
Jupiter'i mi gördün lan?
Ya.
- Ha siktir. - Yapma ama.
Lee...
Lee, kimse yaptıklarına değer biçemez.
Bana kalırsa.
Bunu gerçekten kabul edemeyeceğini düşünüyorsan...
...bu da senin hakkın.
Kim yanına alacak peki?
Patrick, kola veya başka bir şey ister misin?
Hayır, teşekkür ederim.
Patrick'in annesine neler olduğunu bilmiyorum.
Nerede olduğunu da bilmiyorum.
- Keza ne durumda olduğunu da. - Olmaz.
Onu yapamayız.
Aman Tanrım!
Çocuklarım içeride! Çocuklarım içeride!
Tanrım!
Beni dinle Lee...
...en iyisi sen...
Teşekkür ederim Wes. Haber vereceğim size.
Ben buradayım hep.
Parti veriyorduk.
Bira vardı.
Birisi elden ele esrar gezdiriyordu, kokain de vardı.
- Kokain mi? - Evet.
Tamam, devam et.
Bizim yatak odamız alt katta...
...çocuklar da üst katta uyuyor.
Randi sabah karşı 2 gibi herkesi evden çıkardı...
...ya da üç gibi.
Sonra da...
...yatağına geri döndü.
Ben de üst kata çocukları kontrole çıktım.
...oda buz gibi.
Ama kaloriferleri açamıyorum, çünkü Randi'nin sinüslerini kurutuyor.
Çok başını ağrıtıyor bu.
Ben de aşağıya inip şömineyi yaktım...
...sonra TV'nin karşısına geçtim ama bira falan içmedim.
Hâlâ cin gibi uyanığım.
Ateşe birkaç odun daha attım...
...ben yokken ev daha çok ısınsın diye.
Sonra markete gittim...
...ama çok sarhoşum araba kullanmak istemedim.
Yürüdüm ben de. Yol 20 dakika sürdü.
Yolun yarısındayken...
...şöminenin kapağını kapatıp kapatmadığımı hatırlayamadım.
Bir şey olmaz dedim.
Markete gitmeye devam ettim ben de.
Hepsi bu.
Odunlardan biri yere düşmüş olmalı.
İtfaiyeciler, Randi'yi kendilerinin çıkardığını söyledi.
Alt katta kendinden geçmiş.
Sonra...
Sonra da fırın patlamış, geri girememişler içeriye.
Bütün hatırladıklarım bunlar.
Tamam Lee. Şimdilik bu kadar yeter.
Soracak bir şey olursa sana haber ederiz.
Adli tıpın seni serbest bırakacağını düşünürsek tabii...
Ben serbest bırakacaklarını düşünüyorum.
Ne yani? Bu kadar mı?
Lee, korkunç bir hata yapmışsın.
Dün gece hata yapan milyonlarca insan gibi.
Sana acı çektirmek istemiyorum.
Şöminenin kapağını kapatmayı unutmak suç değildir.
Serbest miyim yani?
Bilmediğimiz bir şey ortaya çıkana kadar evet.
Seni götürecek biri var mı?
Joe veya baban burada mı?
Evet.
Tamam o zaman.
Bırakın.
Tamam, gidelim.
Güle güle.
Nereye gidiyoruz, yetimhaneye mi?
- Kes sesini! - Ne yaptım ya?
Sessiz ol yeter.
Pekala. Yapacak çok işimiz var.
- Tekne ne oldu? - Onu George ile konuşacağız.
- Kullanılmayacaksa bizde kalmasının bir anlamı yok. - Ben kullanacağım.
- Bakım yapılması gerek. - Ben yaparım bakımını.
- Tek başına bakım yapamazsın. - Nedenmiş o? Benim teknem artık.
Daha reşit değilsin. Tek başına alamazsın. Vekili benim.
Vekil ne demek oluyor?
Sen 18'ine basana kadar her şeyden ben sorumluyum demek.
Ben istemesem de satmana izin veriyorlar mı?
Bilmiyorum. Ama satmayı düşünüyorum.
- Sikseler olmaz. - Kendinden bu kadar emin olma.
- Sürecek kimse yok. 16 yaşındasın. - Bu sene ehliyetimi alıyorum.
Fark etmez. Hâlâ reşit değilsin.
Ticari bir tekneyi tek başına kullanamazsın. O şey çok pahalı.
Kullanabilecek kişi benim ve ben burada olmayacağım.
- Nerede olduğun kimin sikinde ki? - Patty, yemin ediyorum...
...ağzını burnunu kırarım senin.
- Ne güzel ebeveynlik öyle. - Ne? Ne dedin sen?
- Ne güzel ebeveynlik dedim. - Siktir lan oradan.
Kendi işine bak sikik.
Tamam sorun yok, sakin ol.
Ağzını yüzünü patlatırım senin yavşak piç.
Tamam, tamam. Çok sağ olun, sorun değil.
- Lee Amca kafandan zorun mu var? - Sikik piç ya.
Arabaya bin lan.
- Kapıyı açmazsan emrine itaat edemem. - Kes sesini.
Motorun hemen yarın bozulacağından değil de...
...ama Joe her gün arıza çıkarıp durduğunu söylerdi.
Evet ama...
Bu hafta sonu şöyle bir bakacaktık.
Ama durum biraz belirsiz.
Genel bakıma kadar tekneyle ben ilgilenebilirim.
Ama motor illa elde kalacak.
- Ben çaresine bakabilirim. - Yeni motor için para yok.
Elbette George, sen satın almak isteyen birini tanıyorsan başka.
Bir saniye. Ben satmak istemiyorum ki.
Zaten Boston'da olacağız.
Ne? Ne diye Boston'da olacakmışız?
- Sakin ol. - Neye karar verirseniz...
...teknenin burada durması bile paranızı yiyecek.
Ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Hafta sonu gelmek isterse bizimle kalabilir her zaman.
Vasisi mi olmak istiyorsun?
Vasim olmak istemiyor.
Bu sıralar çocukları başımızdan atmak istiyoruz.
- Lojistik sorunu çözmeye çalışıyoruz. - Şu anda iyi durumdayız.
- Yapmasana şunu be. - Onun için her zaman yerimiz var ama.
- Biliyorsun değil mi? - George çok sağ ol, biliyorum.
- İstediği zaman gelebilir. - Biliyorum. Sağ ol.
Beyninde sıkıntı mı var senin? İnsanlarla böyle konuşamazsın.
Vasim olmak istemiyorsan benim için hava hoş.
Sorun o değil. Lojistik sorunu var.
- Yemin ederim çözeceğim bu işi. - Nasıl?
Beni Donny Amca ile Wonkatonka, Minnesota'ya göndererek mi?
- Minnetonka, Minnesota. - Minnetonka, Minnesota. Aynı bok.
Peki ya annem?
Hakim asla izin vermez.
- Ayrıca kimse nerede olduğunu bilmiyor. - Ben biliyorum.
Connecticut'ta. En azından geçen sene oradaydı.
- Ne zamandan beri biliyorsun bunu? - Geçen sene e-posta attı bana.
Ben de ona attım. E-posta nedir biliyor musun?
- Baban biliyor muydu bunu? - Şaka mı yapıyorsun?
Yürüsek ya. Dondum.
- Tek bildiğim... - Biliyorum, biliyorum.
Delinin teki, alkolik. Köpeklerin yere sıçmasına göz yumar.
Babanın en son isteyeceği şey buydu.
Birden bire ne isteyeceği umurunda oldu yani?
Şimdi nereye?
- Cenaze evine. - Harika ya.
Dur bir saniye. Nereye gidiyoruz?
Beverly'de.
- Manchester'da cenaze evi yok mu? - Yok.
Mezarlık burada.
Şu işi bitirelim artık.
Herifteki ciddiyet ve kasvet de neyin nesiydi öyle ya?
Bilmem.
Ciddi diyorum, insanların, onun bunu her gün yaptığını bilmediğini mi sanıyor?
Bilmiyorum.
Neden onu gömemiyoruz?
Hava çok soğuk. Toprak çok sert. Baharda gömecekler.
O zamana kadar ne yapacaklar?
Dondurucuya koyacaklar.
- Ciddi misin sen? - Evet.
Bu canımı sıktı işte.
Pek farkı yok. Bekle bir saniye.
Arabayı diğer tarafa park etmiştim. Kusura bakma.
Küçük kazı makinesi bulsak peki?
- Ne? - New Haven'daki mezarlıkta küçük kazı makinelerinden görmüştüm.
İki saniyede dört dörtlük bir çukur kazmıştı.
Onu nereden bulursun hiç bilmiyorum. Ya da ne kadara mal olacağını.
Neden bunun oluruna bakmıyoruz?
Çünkü tarihi Rosedale Mezarlığı'nda ağır iş makinesi kullanamazsın.
Neden?
Çünkü orada önemli insanlar gömülü...
...ve soylarından gelenler kazı makinesinin cesetler üzerinde titreşim yapmasını istemez.
- Başka bir yere neden gömemiyoruz? - Çünkü Joe orayı satın almış.
Sebebini sorma, ama başka bir şeyler ayarlamak istiyorsan...
...onu gömecek başka bir yer bulmak istiyorsan...
...cenaze levazımatçısı ile konuşmak istiyorsan...
...Sacred Heart'tan Peder Martin'i aramak istiyorsan...
...sonra da tüm bu ayarlamaların tutarını öğrenmek istiyorsan...
...paşa gönlün bilir, yok istemiyorsan bırak kalsın.
Dondurucuda olması hoşuma gitmiyor diyorum sadece.
Peki.
Benim de hoşuma gitmiyor. Ama oradaki baban değil, o öldü.
- Oradaki sadece ceset. - Bu tür şeyler canımı sıkıyor.
Nereye park ettim şu arabayı ya?
Bilmiyorum ama umarım aklına gelir çünkü götüm dondu.
Kışlık montun yok mu senin?
Evet, var.
Uçları kesik olmayan eldiven niye giymiyorsun ki?
Siktir. İçine sıçtığımın arabasını nereye park ettim acaba?
- Lanet olsun çok soğuk. - Neden ki? Kışlık montunun neyi var?
- Başlama Patty. - Isıtıcıyı açsana.
- Açık zaten. - Biraz daha aç.
- En sonunda. - Soğuk hava üflüyor bana.
- Isınması zaman alıyor. - Hangi yıldan kalma bu, 1928'den mi?
Arabanın beygirleri nerede? Üzerimize üfleseler ya.
- Yemin ederim var ya... - Biliyorum.
Babamı 3 aylığına arabada tutsak ya?
- Maliyetten yırtardın. - Soğuksa soğuk ulan.
Cenaze levazımatçısı ve cenaze var diye sinir krizi geçirmemi mi istiyorsun? Durma hadi.
Hayır istemiyorum.
- Tamam ısındı. - Grup çalışmam var.
Evden eşyalarımı alıp beni kız arkadaşımın evine bırakabilir misin?
Tabii.
- Evde kalan kız mı bu? - Hayır, o Silvie, bu Sandy.
Birbirlerinden haberleri yok...
...konusu açılırsa sakın bir şey söyleme lütfen.
Söylemem.
- Bu kızlarla cidden seks yapıyor musun? - Sırf bilgisayar oyunu oynamıyoruz.
İkisiyle de mi?
Sandy'nin annesi burada yani işler biraz ağırdan gidiyor.
- Ne demek bu? - Üzerinde çalışıyorum demek.
- Dur. Joel ne iş dostum? - Ne yaptım ki?
- Çok geride kaldın. - Hayır kalmadım.
- Biraz geride kaldın. - Bas ile aynı kalman gerek.
Hadi dostum. Benimle devam et. Hadi bakalım.
- Peki. Kusura bakmayın. - Hadi bakalım.
Başlıyoruz hadi.
Pekala millet yeniden başlayalım.
Otto tamam mısın? Tamam mısın dostum?
İsmimiz Stentorian.
Bir, iki, üç.
Merhaba. Lee sen misin? Ben Jill, Sany'nin annesi.
Sanırım toparlanıyorlar. İçeri gelip bir bira içmek ister misin?
Hayır.
Kalsın. Teşekkürler.
Joe için başın sağ olsun demek istedim.
Çok iyi bir insandı.
Onun gibiler pek kalmadı. Harika bir babaydı.
Teşekkürler.
Akşam yemeği için kalmak ister mi diye Patrcik'e soracaktım...
...senin için de sorun değilse tabii.
Sen de gelmek ister misin? Çok yemek yaptım.
Sorun değil. Ben sonra gelir onu alırım.
Ne zaman geri geleyim?
Bilmem. 9, 9:30 gibi.
Ev ödevlerini yapacaklarmış. Güya.
Ben de inandım.
Peki. 9:30'da gelirim.
Peki. 10 dakika içinde fikrini değiştirirsen içeride olacağız.
Peki, sağ ol.
Vay arkadaş. Nasıl açıyorsun bunu?
- Parmaklarım soyuldu hep. - Elini çıkar sen.
- Elini amımdan çıkarır mısın? - Peki tamam.
Pantolonları çıkarıyor muyuz?
Ben çıkarıyorum. Senin ne yaptığını bilemem.
Ben de çıkarıyorum.
Hadi.
İlk önce ayakkabını çıkarsana. Tanrım.
Deniyorum.
Çocuklar? Gelin de yemek yiyin.
- Teşekkürler anne. Geliyoruz. - Sağ ol Jill.
Bir saniye. Bilgisayarı kapatayım.
Kessene sesini. Aptal değil.
- Bana niye söyleniyorsun? - Söylenmiyorum.
- Başımı belaya sokacaksın. - Sokmam.
Ne yapmaya çalışıyorsun acaba?
Matematik ödevi nasıldı?
- Güzeldi. - Çok faydasızdı.
- Güzel. - Algoritma tam baş belası.
- Çok güzel olmuş Jill. - Sağ ol Patrick.
- Bu ev yapımı Cabonara sosu mu? - Tanrım kes sesini. - Hayır.
- Aynı öyle gibi. - Tanrım ya.
- Ne? Ne var? - Tam bir yalakasın.
- Sandy. - Annenin yemeğini takdir ettim diye mi?
- İyi geceler. - İyi geceler.
- Ne olduğunu sormayacak mısın? - Bilmek istemiyorum.
Galiba.
Hadi ama.
Begeron yaklaşıyor, bir plase. Ve gol.
Alex Dean.
- Alo? - Alo Lee?
Ben Randi.
- Alo? - Kusura bakma, buradayım. Nasılsın?
- İyiyim sen nasılsın? - İyiyim.
Şey için aramıştım...
George, Joe'dan bahsetti. Başın sağ olsun demek istedim.
Umarım aramam sorun değildir.
Hayır sorun değil. Teşekkürler. Sen nasılsın?
Şu anda pek iyi değilim.
Sanırım böyle olacağını bilmeliydik. Ama yine de inanmak çok güç.
Evet.
- Patrick nasıl? - İyi.
- Malum durum dışında elbette. - İyi, fena değil.
Çocukları bilirsin işte. Söylemesi zor.
Bana pek açılmıyor. Ama iyi görünüyor.
- Çok arkadaşı var ama. - Bu iyi işte.
Evet öyle.
Töreni daha planladın mı bilmiyorum ama sormamın sakıncası yoksa...
...senin için de sorun olmazsa gelmek istiyorum.
- Sorun olmaz. - Peki, sağ ol.
- Orada olmam önemli. - Gelsen iyi olur.
- Zamanını sana haber veririm. - Teşekkürler.
Acaba...
...sen nasılsın?
Bilmem. Sen nasılsın?
Ben de bilmiyorum. İyi durumdayız aslında.
Sana söylesem iyi olur. Ben...
Aslına bakarsan ben hamileyim.
- Öyle mi? - Evet.
Karnım burnumda.
Haberim yoktu.
Sana söylemeli miyim bilemedim ama...
- Hayır sorun değil. Tebrikler. - Teşekkür ederim.
Beni görünce anlardın zaten.
Evet.
Şunu söylemek istiyorum...
Şey, özür dilerim. Sözünü kesmek istemem.
Kapatmam gerek.
Josh ile cenazede olmamız sorun olur mu emin olmak istedim.
- Hiç sorun değil. - Teşekkürler Lee.
- Tanrı seni korusun. - Görüşürüz. - Hoşça kal.
- Nasıl gidiyor? - Sorun ne? - Hayır.
Nasıl gidiyor dedim? Aptal bir soruydu.
- Yemek ister misin? - Biraz peynir yedim.
Peynir yedin demek? Götlek.
- Sana bir şeyler getireyim. - İstemem.
- Janine. Emin misin? - Evet.
- Neyse boş ver. - Ne?
Unut gitsin. Boş ver.
- Tek kelimeni bile duyamıyorum. - Ne?
- Lee yemek aldı mı? - İstemiyor... Ne?
- Lee yemek aldı mı? - Hayır.
İstemiyor. Böyle iyiyiz.
Neyse. İstemiyor... Yedik biz. İstemiyor.
Silvie'yi çağırsam sorun olur mu?
Hangisiydi o?
Kahverengi saçlı olan.
- Olmaz. - Ne demek olmaz?
Ondan hoşlanmadım. Şu anda onu evde istemiyorum.
Neden olmasın? Onunla konuşmuyorsun bile.
Üzgünüm.
Sen onun evine git. Arkadaşlarından birini de çağır.
Nokta.
Ben size gelsem annen bir şey der mi?
Bilmem.
Peki. Yarın konuşuruz.
- Orada da kalamıyorum. - Üzgünüm.
- Sen burada mı kalacaksın? - Evet neden ki?
Belki babamın odasında kalmak istersin dedim.
- Neden? Kalmamı mı istiyorsun? - Hayır. Orası daha iyi de.
- Kullanmıyor sonuçta. - Peki. Orada yatarım.
- Zaten burada uzun süre kalmayacağız. - Boston'a taşınmıyorum Lee Amca.
Şu anda bunu konuşmak istemiyorum.
- Taşınabilesin diye babam para bıraktı demiştin. - Ama bu taşınacağım anlamına...
Ayrıca neden Boston? Hademesin sen.
- Ne olmuş yani? - İşini her yerde yapabilirsin.
Burada da bir sürü tuvalet ve tıkalı kanalizasyon var.
- Konuşmak istemiyorum. - Bütün arkadaşlarım burada.
Hokey takımındayım. Basketbol takımındayım.
Teknemize bakım yapmam gerek.
George'un teknesinde haftada 2 gün çalışıyorum.
İki tane kız arkadaşım var. Grupta çalıyorum.
Sen ise Quincy'de hademesin. Nerede yaşadığının ne önemi var?
Uyumam gerek. İyi geceler.
- Bu gece nerede kalacaksın? - Bilmiyorum. Otelde galiba.
- Beni ne zaman arayacaksın? - Otele gidince.
9'a kadar senden haber almazsam polisi arayacağım.
- Anladın mı? - Evet, evet.
Patrick gel de Lee Amca'na hoşça kal de.
- Sorun değil. - Öyle. Patrick.
Geliyorum.
Sonra görürüm onu.
- Hoşça kal Lee Amca. - Görüşürüz.
- Patty? - Rahatsızlandım galiba.
Nasıl yani, ne oldu? Hasta mı oldun?
Bilmiyorum.
Bir tuhaf hissediyorum. Hastayım.
- Panik atak geçiriyorum. - Nasıl yani?
- Baksana. - Bilmiyorum.
Şunları ortadan kaldırır mısın?
- Neyi? - Bilmiyorum, bilmiyorum.
- Yiyecekleri mi? - Tuhaf oldum birden.
Yiyecekleri kaldırmamı mı istiyorsun?
- Bilmiyorum. - Patrick.
- Hastaneye götürmemi ister misin? - Bilmiyorum.
- Arkadaşlarını arayayım mı? - Bilmiyorum.
- Ne yapmamı istersin? - Bilmiyorum.
- Patty uyuyacak mısın? - Rahat bırak beni.
- Kapıyı açık bıraksan iyi olur. - Git sen.
- Gideceğim. Kapıyı aç. - Siktir git.
- Tanrım ne oluyor be? - Kapıyı aç dedim.
Kriz mi geçiriyorsun? Hastaneye gitsek mi?
Hayır hayır. Korktum sadece.
Tamam, peki. Kapı kapalı şekilde korkmana izin veremem.
Ayrıca her donmuş tavuk gördüğünde korkacaksan...
...bence hastaneye gitsek iyi olur. Bu konudan anlamam ben.
Babamın dondurucuda olması hoşuma gitmiyor.
Bunu açıkça ifade etmiştin.
Benim de hoşuma gitmiyor. Ama yapabileceğimiz bir şey yok.
Seni rahatsız etmem. Rahatlayana kadar şurada oturacağım.
Tamam, rahatladım. Şimdi gider misin lütfen?
Olmaz.
Güzelmiş.
Ne kadar para veriyorlar sana?
Asgari ücret artı oda.
Pekala.
- Biraz mobilya alalım. - Mobilyam var.
Hayır, yok.
Bu mobilyadan sayılmaz. Burası da oda değil.
- Mobilya alalım. - Bırak peşimi.
Patty.
Hadi gidelim.
Gidelim.
İşte oldu.
Pekala.
Odaya benzedi mi?
Benzedi.
Dinle şimdi.
Okulun kapanana kadar burada kalabilirsin.
Bu da bana Boston'da işleri yoluna koymak için zaman kazandırır.
Belki yazın George ile takılabilirsin, istersen tabii.
Hayatında aniden değişikliğe gitmemiş olursun.
- Tamam mı? - Soruyor musun, söylüyor musun?
- Tek elimden gelen bu diyorum. - O zaman ne diye zahmet ediyorsun ki?
45 dakika uzaklıkta. İstediğin zaman buraya gelebilirsin.
Bir buçuk... Kafa mı buluyorsun?
- En az bir buçuk saat. - Hayır, değil.
Bir saat 15 dakika, trafiğe bağlı.
Buradan Quincy'ye uzay mekiği ile bile yarım saatte gidemezsin.
Peki, siktir et.
Yemek parası lazım.
- Merhaba Patrick. - Selam Patrick. Patrick.
Godspell'e gidecek misin?
- Düşünüyorum. - Peki. Hoşça kal.
- Bunlarda mı kız arkadaşın? - İçleri gidiyor.
George teknede çalışıyorsun diye para vermiyor mu?
- Veriyor ama biriktiriyorum. - Ne için?
Yeni motor için.
Godspell'e gidecek misin?
Hadi ama ya.
Bu ne ya.
Alo?
Alo Lee?
Lee?
Lee sen misin? Alo?
- Eline ne oldu? - Kestim.
Orasını ben de anladım.
Annemin beni aradığını neden söylemediğine dair sebebin var mı?
Telefonu yüzüne kapatmışsın.
Kendisi Essex'te.
Akşam yemeğine gitmemi ve nişanlısı ile tanışmamı istiyor.
Ne sandın? Bana ulaşamayacağını mı?
Ne diyeceğimi bilemediğim için kapattım.
Sana da ne diyeceğimi bilemediğim için söylemedim.
- Özür dilerim. - Onunla konuşmamı engelleyemezsin.
Ne yaptığın umurumda değil.
Öyle ama kız arkadaşımın kalmasına izin vermiyorsun.
Annemden o kadar nefret ediyorsun ki aradığını bile söylemiyorsun.
Beni Quincy'ye götürüp hayatımı mahvetmeyi...
...ve başkasının vasim olmasını tercih ediyorsun.
- Başka biri diye bir şey yok. - Annemle Essex'te yaşayabilirim.
- Hayır, yaşayamazsın. - Artık alkolik değil.
Yanında kalıp sonra da tüm sorunlarımızı çözmek istiyor.
Aynı okula gider aynı otobüse binerim. Arkadaşlarım ve tekne de kalır.
Sen de Boston'a gidebilir eğer istersen beni kontrol de edebilirsin.
- Yapamam. - Neden?
Patty, telefonu suratına kapattığım için özür dilerim.
Onu geri arayacağım.
Bana biraz olsun insan gibi gelirse onunla ve nişanlısıyla yemek yiyebilirsin.
Olay bu. Artık daha fazla bu konuda konuşmak istemiyorum.
Etrafta tekne kalmayınca gaz ver, bakalım neler yapabiliyoruz.
Tamam.
Lee?
- Merhaba. - Merhaba.
- Şuna bak sen? - Nasılsın? - İyi, sen nasılsın?
- Fena değil. - Peki.
- Joe için başın sağ olsun. - Sen sağ ol.
- Patrick nasıl? - İyi.
İyi mi? Güzel. Nasıl gidiyor?
Geri döndüm. Yazı burada geçirmeyi düşünüyorum.
Sende iş var mı diye merak ettim. Arada çalışabilirim.
Elbette, olur.
- Walter Boston'da... - Öyle mi?
Uğramak istersen yarın burada olacak.
- Yarın mı? - Evet. Ara onu.
- Peki, ararım. - İyi edersin.
- Kesinlikle. - Pekala iyi o zaman.
- Tamamdır. - Peki.
- Seni görmek güzel. - Sağ ol Jerry.
Onu bir daha burada görmek istemiyorum.
Hoşça kal Patrick.
Motor ne durumda?
George pistonun her an elde kalabileceğini söylüyor.
Ne yazık ki bu bir problem.
İşletemezsek, tekneye paramız yetmez...
...motoru bozuksa da işletemeyiz sonuçta.
- Kredi çekelim. - Ne ile geri ödeyeceğiz?
Krediyi ödeyene kadar kiraya veririz tabii.
Ne yazık ki 21 yaşına kadar finansal durumundan ben sorumluyum...
...senin adına yüksek meblağlı kredi çekmek içime sinmiyor.
Grup çalışmam var. Evden eşyalarımı alıp...
...sonra da Sandy'nin evine bırakabilir misin beni?
Elbette.
Neden ehliyet kursuna gitmiyorsun?
Babama 17 yaşına kadar araba sürmeyeceğime söz verdim.
Peki. Buna sadık kalalım o hâlde.
Yemeğe kalmak ister misin? Sanırım Sandy'nin annesi senden hoşlanıyor.
- Hayır, hiçte bile. - Hoşlandığını biliyorum.
Bu ikimiz için de iyi olabilir.
- Olmasa daha iyi. - Peki...
En azından yarım saat onunla takılsan...
...ben de iki saniyede bir annesi kapıyı çalmadan Sandy ile baş başa kalsam?
- Yok ama artık dostum. - Tek yapman gereken onunla konuşmak.
Beni avukatlara, cenaze evine...
...ve morga sürüklemek yerine neden bir kereliğine yardımcı olmuyorsun?
Ayrıca çok tatlı biri.
Dur, durun, durun.
- Otto? - Ne oldu? - Çok mu yavaşım?
Çok hızlısın dostum. Hızlı gittin.
- Çok hızlısın dostum. - Çok hızlıymışım.
Dostum sanki önümde koştura koştura gidiyor gibisin.
Tanrı aşkına beyler. Çocuğu rahat bırakın.
- Grup konusunda ciddi misiniz siz? - Pekala, tamam.
- Yakasını bırak çocuğun. - Rahat bırak beni.
Biraz sakin olalım.
Tekrar deneyelim.
İsmimiz Stentorian.
Patrick'i çok severim.
Ne güzel.
Nasıl gidiyor çocuklar?
Gayet iyi. Meşgulüz şu anda.
Bileşik kesirlerin üzerinden geçiyorduk.
En azından nerede olduklarını biliyoruz değil mi?
Doğru.
Doğru olanı seçmeden önce kaç tanesine daha göz atacaksın?
Kolaysa sürekli rahatsız edilirken bu lanet şeylerden kullan da göreyim.
- Siktir. - Ne oldu, iyi misin?
Bebek evine takıldım lan.
- Aman Tanrım, kırdın mı yoksa? - Bilmem. Ben iyiyim ama.
Aman Tanrım. Beş yaşındayken büyükannem vermişti onu.
Kendisinin küçüklüğünden kalma bir bebek eviydi.
- Yerde ne bok yiyordu o zaman? - Bebek evi o be. Yerde oynanır.
Sandy neler oluyor?
Yok bir şey. Patric, Mummer'ın bebek evine ayağını çarptı.
Ama yok bir şey.
O bebek evi annemindi. Paramparça edecekseniz...
- Kimsenin bir şey yaptığı yok. - Merak etme Jill ben iyiyim.
Parmağıma bir şey olmadı.
- Beni düzmek istiyor musun istemiyor musun? - İstiyorum.
Bir tane daha bira getireyim mi Lee?
Kalsın. Teşekkürler.
- Müsaade eder misin Lee? - Elbette.
- Taktın mı? - Evet. Mucize oldu sanki.
Peki acele et.
Bir saniye. Çekil şuradan.
Kusura bakmayın.
- Ne oldu? - Çok özür dilerim.
Ders çalışıyorsunuz biliyorum...
...ama aşağıda daha fazla oturamayacağım.
- Neden? Sorun ne? - Konuşmuyor.
Yarım saattir konu açmaya çalışıyorum.
- Dünyanın en çekici insanı olmadığımı biliyorum. - Yapma ama anne.
Ama durum çok zoraki oldu.
- Neler oluyor? - Amcanı konuşturamıyormuş.
Spordan hoşlanır.
İşinizi bozmak istemem ama sizce daha ne kadar sürecek?
- Oyun falan açsan? - Kusura bakma.
Kes be sesini. Anne lütfen.
Ne kadar da yardımcı oldun.
- Orada oturmayı ben istemedim. - Havadan sudan konuşamaz mısın?
Diğer yetişkinler gibi yani?
Yarım saat sıkıcı şeylerden konuşamaz mısın ya?
- Hayır. - Peki ya faiz oranları?
- Üç A senetlerimi herkes gibi kaybettim. - Olmaz, üzgünüm.
Malın önde gidenisin.
Nerede oturduğunu söylemişti? Burada ev falan yok çünkü. Hiç yok.
Uyku tulumunda falan mı yatıyor?
119 Pigeon Hill Sokağı.
- Pigeon Hill Sokağı mı yoksa Pigeon Hill Yolu mu? - Sokağı.
Pigeon Hill Sokağı. Pigeon Hill Sahası, Pigeon Hill Yolu.
Sokağı. Pigeon Hill Sokağı.
- Burası Pigeon Hill Yolu. - Tamam.
- GPS yok mu sende? - Yok, çizgi film gibi bir şey var sadece.
- Yumruklayayım istersen? - Olmaz, buldum tamam.
Teşekkürler.
Pekala dinle şimdi.
- Gergin misin? - Evet.
- Ne kadar da akıllısın öyle. - Tamam, unut.
Ortam garip bir hal alırsa bana mesaj at.
Olur. Sağ ol.
Aman Tanrım. Bu benim Patrick'im mi?
Merhaba anne.
Çok mutlu oldum.
İçeri gir.
Evime hoş geldiniz.
Patrick, erkek arkadaşım. Jeffrey bu da Patrick.
Sonunda seninle tanışmak harika Patrick.
- Memnun oldum. - Evet.
- Bu da Lee. - Selam.
Hoş geldiniz.
- Jeffrey. - Lee.
Yemeğe kalamayacağından emin misin?
Kalamayacağım.
Teşekkürler.
Hadi gel.
- Ben de yardım etsem... - Olmaz tatlım, sağ ol.
Sen rahatına bak. Senin bir numaralı görevin bu olsun.
Tamam peki. Kendimi bu işe vereyim bari.
Şaka yapıyordum.
Biliyorum. Ben de yaptım.
Anlaşıyor musunuz?
- Harika. - Harika.
- Bu kadar kibar olmak zorunda değilsin. - Kibarlık olsun diye demedim.
- Yemekten önce ellerini yıkamak ister misin? - Evet.
Sahip olduklarımız için şükranlarımızı sunuyoruz.
- Amin. - Amin.
Amin diyebilirsin Patrick. Kimsenin seni üye yapmaya çalıştığı yok.
- Dedim zaten. - Öyle mi? Peki.
- Söylemek zorunda da değilsin ama. - Biliyorum, sessizce söyledim.
İyi madem.
Tatlım seni birçok açıdan şaşırtacağım.
- Umarım iyi yönde olur. - Evet.
- Bir şey lazım mı Patrick? - Umarım her şey istediğin gibidir.
Her şey çok güzel olmuş.
- Bu kadar resmi olmana gerek yok. - Olmuyorum ki.
Sanırım annen biraz...
Burası da senin evin diyorum sadece.
Öyle olmasını istiyorum. Biliyorum...
Senin için durumlar biraz farklı...
- Bilemedim şimdi. - Sorun değil.
- Ne okuyorsun Patrick? - Her zamanki şeyler işte.
Ne diyeceğim? Ben hemen dönerim.
Mutfaktan bir şey isteyen var mı?
- Hayır, sağ ol. - Böyle iyiyim.
Yeşil fasulye aldın mı?
Daha almadım. Teşekkürler.
Dur ben biraz...
Ne yapıyor bir bakayım.
Annen nasıldı?
- Bilmem. Epey gergindi. - Öyle mi?
- Adam peki? - Çok dindar.
- Biz de Hıristiyanız biliyorsun. - Evet, farkındayım.
Katoliklerin, Hıristiyan olduğundan haberin var yani?
Evet, biliyorum.
Annen daha iyi gibi geldi. İçmiyormuş.
Akıl hastanesinde de değil.
Vay be.
Vay be derken?
- Benden kurtulmak için her şeyi yapacaksın. - Ne? - Doğru duydun.
Bu doğru değil.
Sevgili Patrick. Bugün için teşekkür etmek adına yazıyorum.
Ziyaretin annen için çok değerliydi.
Onu hayatına yeniden dahil olarak gösterdiğin sevgi ve güvenden...
...dolayı ikimiz de oldukça minnettarız.
Fakat annenin önündeki uzun ve çetrefilli yolda acele etmesi haksızlık olacaktır.
Bu yüzden, ileride ziyaret edeceğin zaman bana yazmanı isteyeceğim.
Umarım bunu davetsiz gelme olarak...
- Bu gece arkadaşların nerede? - Bilmem.
- Sandy denen kızı ara da gelsin. - Sağ ol kalsın.
İyi denemeydi yine de.
Kimi vuracaksın? Beni mi kendini mi?
- Bunlar ne kadar eder biliyor musun? - Hayır.
Tekneye motor almak için satmak ister misin?
Bu gerçekten iyi fikir.
- Harika. - Aynen öyle.
- Kullanmak ister misin? - Elbette.
Peki.
Aman Tanrım. Özür dilerim.
Sorun değil. Düzelt biraz.
Böyle iyi.
Biraz işim var benim. Birkaç saate dönerim.
- Bir şey istiyor musunuz? - Hayır, sağ ol.
- Sağ olun Bay Chandler. - Teşekkürler.
- Ne kurnazsınız siz. - Neden bahsediyorsun ya?
Öyle mi, Silvie nasıl peki?
- Kim? - Aç şu kapıyı.
Lee.
Merhaba.
Merhaba.
- Rachel, Lee. - Merhaba. - Lee, bu da Rachel.
Merhaba.
Bu da Dylan.
- Eli yüzü kapalı, pek göremezsin. - Merhaba Dylan.
Çok yakışıklı.
- Randi gidip arabayı getireyim mi? - Olur.
Sorun değil. Benim gitmem gerek zaten.
Aslında biz biraz...
...konuşabilir miyiz?
- Elbette. - Peki.
Dönüp geleyim. Birkaç dakikaya gelirim.
- Memnun oldum. - Ben de. - Hemen geliyorum.
- Söyleyecek çok önemli bir şeyim yok. - Sorun değil.
Acaba...
Buralarda olduğunu biliyorum, düşündüm de...
Patrick'e yardımcı oluyorum sadece.
İyi idare ediyor gibi gözüküyor. Olanları düşünürsek.
Sanırım, evet.
Haberin yoktu ama ben...
...Joe ile iletişimi koparmamıştım.
- Biliyordum. - Patrick'i görmemem garipti...
Peki. Bilmiyordum.
- İstersen onu görebilirsin. - Yemek yesek olur mu?
- Biz mi? Sen ve ben yani? - Evet.
Çünkü...
- Sana korkunç şeyler söyledim. - Hayır.
Ama senin asla...
Artık benimle konuşmak istemiyor olabilirsin.
- Ondan değil. - Sözümü bitireyim.
Ancak...
...kalbim kırılmıştı.
Her zaman da kırık kalacak.
Senin de kalbin kırık, biliyorum.
Ama söylediğim şeylerin...
...ağırlığını taşımak istemiyorum.
Sana söylediklerim için cehennemde yansam yeri.
- Hayır, hayır, hayır. - Sadece...
- Randi hayır. - Çok özür dilerim.
Üstesinden... Ben...
Lee seni seviyorum.
- Bunu da söylememeliydim galiba. - Söyleyebilirsin.
Ben...
- Çok üzgünüm. Gitmem gerek. - Yemek yiyebilir miyiz?
Çok özür dilerim. Sanmıyorum.
- Söylediklerin için teşekkürler. - Öylece ölemezsin.
Öldüğüm yok. Ölmüyorum...
- Tatlım... - Senin mutlu olmanı istiyorum.
Tatlım seni buralarda gezerken görüyorum...
Sana şunu söylemek istiyorum...
- Seninle konuşmak isterdim Randi... - Ama Lee...
Lütfen ben...
Lee, Lee. Dinle biraz...
Sana tam olarak ne...
- Sana eziyet etmek istemem. - Etmiyorsun.
Yanıldığımı söylemek istiyorum yalnızca.
Hayır, hayır.
Anlamıyorsun. Artık orada bir şey kalmadı.
- Ortada bir şey kalmadı. - Bu doğru değil.
- Doğru değil. - Ortada bir şey kalmadı. Anlamıyorsun.
- Ne diyeceğimi bilemiyorum. - Anlayabiliyorum.
Anladığını biliyorum.
Gitmem gerek. Özür dilerim.
Özür dilerim.
- Kusura bakma birader. - Sorun değil.
Şuna bakın. Ayrıl, ayrıl, ayrıl.
Ayrıl, ayrıl.
Bırak adamı. Ayrıl, ayrıl.
Ayrıl, ayrıl. Ayrıl, ayrıl.
- Ayrıl, ayrıl. - Al şunu buradan George.
Joey Chandler'ın kardeşi o. Geri çekilin. Geri.
Sikerim dalağını.
Sakin olun. Sakin.
- Götünü sikerim senin. - Sakin ol.
Sakin ol. Sakin miyiz?
- Siktir lan. - Piç herif.
Geri çekilin. Öldüreceksiniz adamı.
- Hastaneye mi gitsek? - Sanmıyorum. Kırık yok.
Neyle vurdular ona, beysbol sopasıyla mı?
- Hepsi onun başlattığını söyledi. - Patrick nerede?
Çocuklarla beraber. Onları yemek yemeye gönderdim.
- Dur hayır, hayır. - Lee otursana.
Otur, bir şeyin yok.
- Sana para vereyim. - Olmaz Lee. Ben hallettim.
- Para vereyim. - Koy onu cebine. Hallettim ben.
- Olmaz hallettim. - Kaldır şunu.
Hallettim. Benden.
Kahve alsana. İç bunu.
Hadi. Hadi dostum.
Bir şey ister misin Lee Amca?
Hayır, sağ ol dostum.
Peki. Ben uyumaya gidiyorum.
İyi geceler evlat.
Thomas.
- İçeri yöneliyor. İki sayılık basket. - İstediğiniz bu işte.
Baba?
Baba?
Buyur tatlım.
Yandığımızı görmüyor musun?
Hayır tatlım. Yandığınız falan yok.
Lee Amca bu koku da ne?
Sosu yaktım. Bir şey yok.
Evet.
Boston'da iş buldum. Temmuzda başlıyor.
- Ne işi? - Kapıcı. Angarya işler.
Ama bu seferki sadece iki bina...
Hangi nefis Boston mahallesini yaşamamız için seçtin acaba?
Hiçbirini.
- Ne demek o? - Boston'a taşınmana gerek yok.
Charlestown'da olacağım. George seni alacak.
Ne?
Geçen hafta onunla konuştum. Onlara durumu anlattım.
Georgie Junior sonbaharda üniversiteye gidecek, Jimmy seneye mezun oluyor.
Sen 18 yaşına basana kadar bu evi kiraya verebiliriz...
...sonra da kalmak istersen geri taşınırsın.
21 yaşına gelince satma ya da elde tutma hakkına sahip olacaksın...
...ya da her ne istiyorsan işte.
Yaz bitince tekneyi kesinlikle kiraya vermek zorundayız.
Tıpkı konuştuğumuz gibi. Ehliyetini alınca da...
...neler olacağına bakarız.
Hâlâ vekilin benim...
...Joe'nun benim için ayarladığı ekonomik hesaplar George'a devredilecek.
Temel olarak her şey aynı. Sadece taşınmana gerek yok.
Ama kim... Benim vasim mi olacaklar ya da...
Seni evlat edinecekler.
Neyse. Ben her şeyi böyle ayarladım.
Kabul etmek zorunda değilsin. Sana kalmış.
- Ortadan kayıp mı olacaksın? - Hayır.
Hayır.
Burada kalabilesin diye böyle ayarladım.
Seni evlat edinecekleri için çok mutlular.
Biliyorum. Harika insanlar ama...
- Sen neden kalamıyorsun? - Hadi ama Patty.
Bunun üstesinden gelemem.
Gelemem işte.
Üzgünüm.
- Ne diyorsun? - Bence hallederim.
- Sen Stan Chandler'ın oğlu değil misin? - Evet, ben Lee.
Yıllar önce babanla satranç oynardım.
- Harika bir satranç oyuncusuydu. - Öyledir.
- Hayatta, değil mi? - Değil.
Oğullarından biri yakın zamanda hayatını kaybetmiş duyduğuma göre.
- Evet, ağabeyim Joe. - Çok cana yakın biriydi.
Benim babam 1959'da öldü.
Genç yaşta öldü. Tuna balıkçılığı yapardı.
Bir sabah uyandı, hava iyi, olağan dışı bir şey yok...
...bir daha geri dönmedi.
İşaret yok, yardım çağrısı yok.
Kimse ona ne olduğunu öğrenemedi.
- Ben biraz dondurma alacağım. - Git al.
Paran var mı acaba?
Evet.
- Georgie'nin yanına ne zaman taşınmam gerek? - Temmuz'da.
- Ben henüz kalacak bir yer bulamadım. - Sana daire vermiyorlar mı?
Veriyorlar ama ben fazladan bir odası olan bir yer arıyorum.
- Ya da kanepe koyabileceğim bir oda. - Ne için?
Arada ziyarete gelmen için.
Ya da üniversiteye Boston'da gitmeyi planlarsan yatacak yerin olur.
Üniversiteye gitmeyeceğim.
O zaman fazladan odaya kendi eşyalarımı koyarım.
- Bunu şimdi mi konuşmak zorundayız? - Değiliz.
Harika atış.
Bırak gitsin.
Dikkat.
Çeviri: hasangdr & x@nder twitter.com/hasangdr & xqnder
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.