All language subtitles for A.Secret.Love.2020.1080p.TUR

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional) Download
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Alo?

-Terry? -Efendim?

Dr. Satmani'nin ofisinden arıyorlar.

-Açayım mı? -Olur.

Tamam.

Merhaba doktor.

Evet, kuzinim.

Ben kuziniyim.

Titreme hâlâ başlangıçtaki gibi.

Öyle değil. Başlangıçtakinden biraz daha iyi.

-Tamam. Öyle yaparız. -Peki Laura.

Aradığın için sağ ol Laura.

-Sağ ol. Hoşça kal. -Peki. Hoşça kal.

Sağ kolumda bir titreme başladı. Canımı feci sıkıyor.

Daha önce hiç sağlık sorunu yaşamadık.

Birdenbire çıktı.

Bence karar verme zamanı yaklaşıyor.

Hayır, daha değil.

Artık evden vazgeçmeliyiz. Çok fazla şey var.

Başa çıkamıyoruz.

Evden kurtulup satmamız gereken yaşa geldik bence.

Bu, bizim için büyük bir hamle.

Nereye gideceğiz? Emin değilim.

İkimizin ortak kararı olmalı.

Sanırım tamamız.

Edmonton'a gidiyoruz.

Akrabalarımız orada çok cazip yerler olduğunu,

oraya dönmek isteyebileceğimizi söylüyor.

Buz gibi kuzeyde olmak pek hoşuma gitmiyor doğrusu.

Neresi olduğu fark etmez.

Birlikte olduğumuz sürece mutluyuz.

EDMONTON, ALBERTA KANADA

Terry hala hep dayanağımız oldu.

Uzakta yaşamış olabilirsin ama hep dayanağımızdın.

-Evet. -Doğduğunuzdan beri benim dayanağımsınız.

Doğru.

-Bir şeye ihtiyacın olursa söyle. -O yüzden buradayız.

Yeter ki kalacağınız iyi bir yer olsun ve size uyan kararı alın.

Yanıt bulmaya çalışacağız.

-Öyle. -Evet.

Şu ana kadar bulabilmiş değiliz.

İlk günden beri hayatımdalar.

13 yaşındaydım. Sen de 11.

Onlar hep Terry hala ve Pat halaydılar.

Terry hala hayatımın değişmeziydi.

Daima yanımdaydı.

Yaşadığımız tüm kaosun ortasında

hep bana göz kulak oldu.

Terry halayla harika bir ilişkimiz var.

Benim annem gibi.

Terry halamla bağım çok güçlü.

Diğer çocukları seviyorum

ama Diana'nın yeri ayrıdır.

Hiç olmayan kızım gibi.

Hayatımda büyük fark yarattı.

Vaftiz edildiğimde yanımdaydı. Mezuniyetimde de.

Beni üniversiteye o gönderdi.

Öğretmen olmak istiyorum, dediğimde bana o, kulak verdi.

O olmasa bugün hiçbir şeye sahip olamazdım.

Her şeyi ona borçluyum.

Yalnız ona.

ŞAMPİYONLUK MAÇI

Üç yıl öncesine kadar, gey olduklarından habersizdim.

Yalandan bir hayat yaşadığımı hissettim.

Pat'e dedim ki: "Tekrar geldiğinde Diana'ya söyleyeceğim."

Geldiğinde aşırı gergindim.

Hâli tavrı çok farklıydı

ama ne olduğunu anlayamadım.

Sonra Pat'in Terry'ye şunu dediğini duydum:

"Ameliyattan önce ona söylemelisin."

Afiyetle yemeğimizi yemiştik ama hâlâ söyleyememiştim.

Giderek gerginleşiyordum çünkü sevgisini yitirmek istemiyordum.

Pat, "Söylesen iyi olur." dedi.

Elimde tatlıyla içeri geldim

ve "Diana, sana bir şey söyleyeceğim.

Biz geyiz." dedim.

Titreyip ağlamaya başladı.

Sonra ona sarılıp şöyle dedim:

"Umurumda değil."

O, harikaydı.

"İstersen eve gidip diğerlerine söyleyebilirsin." dedim.

''Umurumda değil.

Senin bilmeni istedim.''

Artık hikâyelerini anlatabilirsin.

O günden beri

üstümden yük kalktı sanki.

Ne kadardır birliktesiniz? 68 yıl mı?

-65 buçuk. Küsuratı var. -65 buçuk.

Söylediğimde şoke olmadın mı?

Hiç aklıma gelmemişti. Öylece bakakaldım.

Terry benim rol modelimdi. Aklımın ucundan geçmemişti.

-Umurumda olmadı. -Hayır.

-Onları çok seviyorum. -Bir şey değişmedi.

Değişsin istemedim. Umursamadım da.

Biliyorsun Terry. Beni yetiştiren kişi ayyaş, homofobik, eşini aldatan biriydi.

Beni, bunun kötü olduğuna inandırmıştı.

Onun ağabeyi Tom, yani babam, hep şöyle derdi:

"Onu koca bir zenci sikmeli.

O zaman düzelir."

Hep böyle derdi. Sarhoşken de değil, ayık kafayla.

Terry'ye gittim ve dedim ki "Babam size lezbiyen, dedi."

Bana bakıp şöyle dedi: "Öyle değiliz.

Amerika'da yaşam pahalı. Biz de iyi dostuz. Birlikte yaşıyoruz."

Daha fazlasını düşünmedim çünkü o, öyle demişti.

NETFLIX ORİJİNAL BELGESELİ

ÇÜNKÜ BENİM MUTLULUĞUMSUN

ÇÜNKÜ AŞKIMIZ GERÇEK

IŞIL IŞIL, İÇ MUTLULUK

BÖYLE DOSTLAR

ÇOK MUTLU ANLAR

Öğrendiğimde şoke oldum.

Şoke oldum.

Terry halayı çok severim.

Daha önce söylemediği için biraz ihanete uğradığımı hissettim.

Biz de bir şeyler yaptık

ama kaç yıl boyunca bir yalana kandık?

60 küsur yıl.

Yani…

Şimdi buna bakıyorum da. Büyükannem Rosie 2001'de ölünce

Terry ile Pat adlarını yazdırdılar.

Büyükanne Rosie bana içini döktü.

Onlara kızlar, derdi.

Daha güvenli olduğu için Şikago'da birlikte yaşıyorlardı.

Terry halanın biriyle tanışıp evleneceğini düşünürdü.

Yani büyükannem habersizdi.

Onun lezbiyen olduğunu duymak zor geldi.

Büyükannemi hayal edemiyorum. Anlayamazdı.

Annem anlayamazdı.

Muhtemelen beni reddederdi.

Babamla çok konuşurduk.

Sezon bitiminde eve gelirdim.

Ona ABD'den bir şişe içki getirirdim.

İkimiz küçük bir parti verirdik.

Onunla çok iyi günlerimiz oldu.

Bence biliyordu.

Ama babam çok anlayışlı bir adamdı.

Annemi seviyorum ama babam kadar anlayışlı değildi.

Babam da Pat'i çok severdi.

Sana kötü davranacak biriyle evleneceğine seni böyle görmek isterim, demişti.

Bilmiyorum. Babamı düşününce ağlıyorum.

Çok iyi bir insandı.

Buraya gömülmesini istediğim kişi, kocası Jack.

Terry ile Pat birlikte olmalı.

Bunu sorgulamıyorum

ama Rosie'nin yanında büyükbabam olmalı.

Çünkü dışarıda, tek başına.

Artık anlıyorum. Bunca yıldır birlikteler

ve bu sırrı bizden sakladılar ama evlenmeliler.

Günah içinde yaşamak hoş değil.

Güzel bir gün olacak. Buraya bayılacaksınız.

İlk gördüğümüzden daha mı çok seveceğiz?

Bilmiyorum.

Ne sunduklarına bağlı. Bence önemli olan destek.

Size iyi bakıldığından emin olmak

ve hak ettiğiniz bakımı görmeniz.

-Evet. -Birinize bir şey olsa

diğerine mutlaka destek verilmeli.

Maliyeti önemsiz.

Ya büyükannem gibi 106 yıl yaşarsam?

O zaman seni taşıyacağımı bil.

Ben yaparım.

Henüz Edmonton'a karşı hiçbir şey duymuyorum.

Sen hariç.

Biliyorsun. Bu, farklı.

Pat hala oradaydı.

Bana hep iyi davrandı.

Taşınacaksan...

Bana iyi davranmasının nedenini hâlâ bilmiyorum.

Terry halanın bana karşı

tutumu yüzünden mi

yoksa gerçekten içinden geldiği için mi?

Ona karşı hislerim böyle. Hep öyle hissetim.

Bana içten gelmiyor.

Hakiki gelmiyor.

Zoraki geliyor.

Bu, sizin için yepyeni bir hayat demek.

Umarım hoşuma gider.

Pat beni içine sindirip varlığımı kabullenmez.

Bu rekabet hep vardı.

Çok değil, birazcık.

İkimiz de oyun oynuyoruz.

Bütün yaşam ve iş dengem şaşardı.

İkimiz de Terry hala için oyun oynuyoruz.

Burası tek kişilik standart odamız. Balkonu da var.

Tek odalı bir yer için gayet güzel.

Gerçekten öyle.

-Her şeye yer var mı? -Pek sayılmaz.

Burası da kuaför salonumuz. Şimdi buraya gidiyoruz.

Hemcins çiftlerimiz olmadı ama öyle aile üyelerimiz var.

Ama kalanlar arasında yok.

Olsaydı kabul ederler miydi?

Sanırım.

Bizi biraz kavradınız mı, bilmiyorum. Nereye gitsek merhaba diyorlar.

Önemli olan insanlar.

Yöneliminiz değil de kim olduğunuz.

Tamam.

Çünkü biz bir çiftiz.

Bence bu, harika.

Çok uzun yıllardır birlikteyiz.

-Kaç yıl? -Kaç yıl?

65 buçuk.

Yani popüler değilken öncüsü müydünüz?

-Evet. -Kesinlikle. 1940'larda.

Bence bu, muhteşem.

Şu anda elinizde ne var?

Tek odalı dairem var. O kadar.

-İstemem. -Bekleme listesi var.

Bir oda küçük.

-Evi satmalıyız. -Evet.

Bu da biraz zaman alabilir.

-Piyasa şu an nasıl? -Pek iyi değil.

Pek iyi değil.

Pat hala, sürekli engel çıkarıyor.

Bence buraya gelmek istemiyor

çünkü o zaman Terry halanın hayatında ondan başkaları olacak.

Terry halayı kimseyle paylaşması gerekmedi.

İşte Rosie büyükanne.

Brian ve Diana.

Bizimki iyi bir aile.

Birbirimizi hep kollarız.

Ama benim görüşüm şu:

Pat, Terry'yi uzak tuttu.

İşte dedem ve Paul.

Çok güzel.

Bence Pat olmasaydı

Terry ailesine daha yakın olurdu.

Belki de rekabetin temelinde yatan şey

Pat'in onu bir şekilde çalması.

70. Tanrı'm.

Herkes Terry'yi sever.

Bana sırf Terry için katlanıyorlar sanırım.

Bana katlanıyorlar.

İşte böyle.

ŞİKAGO, ILLINOIS

Mutlu yıllar!

Mutlu yıllar!

İçeri gel. Üşümeyin.

-Hoş bulduk -Gel Terry.

-Selam Jack, nasılsın? -Nasılsın?

Harikayım. Sen?

Evet, nasılsın?

-İyiyim. -Selam Jack.

Hoş geldin.

-Hoş bulduk. -Gel. Paltonuzu alayım.

İçki siparişlerinizi alayım. Viski içer misin?

Biraz viski ve su istiyorum.

Tamam.

Çok hafif bir viski alacağım.

Hafif bir viski.

-Suyla. -Tamam.

Ailen orada ve onları çok seviyoruz.

Biliyorum.

Gidip orada yaşamamızı istiyorlar.

Bence Edmonton hoş bir şehir ama içime sinmedi.

Evet.

Çok soğuk.

Sıcak bir iklime geçmeyi mi düşünüyorsun?

Biliyor musun?

Sen de gelirsen.

Yolculuğa hazırım.

Arkadaşlarını bırakmak zor.

-Tabii ki. -Biliyorsun.

Biliyorum.

-Büyük partiler verirdik, hatırladın mı? -Tanrı'm. Evet.

Aman Tanrı'm.

Dostlar

her şeydir.

Çoğu zaman dostlar, aileden daha yakındır.

Sağ ol. Tanrı'm. Harika görünüyor.

Samimi ev yemeği.

İyi ki sizinle tanışmışız.

-Arkadaşlara. -Şu iki Şikagolu adama.

-Evet. -En iyisi.

Siz kızlar 50'lerde mi, 60'larda mı geldiniz?

1946'da geldim ve dört yıl profesyonel olarak oynadım.

-Tamam. -Ben 1950 Temmuz'unda gelip yerleştim.

Bir süre kimseyle tanışmak istemedik.

Yalnız ve Kanada'dan uzak olmaktan çok mutluyduk.

1940'larda çok dikkatli olmalıydın.

50'lerin sonunda ve 60'ların başında da.

Evet.

-Kesinlikle. -Korkunç.

Üç Amerikalıdan ikisi eş cinsellerden

iğrenip korkuyor ve rahatsız.

HALKIN DÜŞMANISINIZ ÇOCUĞUNUZ EŞ CİNSEL Mİ?

Belki de bu salondaki kızlardan bazıları...

DEDEKTİF JOHN SORENSON AHLAK VE GENÇLİK BÜROSU

...lezbiyen olacak. Bilmiyoruz. Üçünüzden biri kuir olacak.

Yakalanacaksınız.

Yakalanmayacağınızı sanmayın.

Ömrünüzün kalanı cehenneme dönecek.

Eş cinsellerin tepkisi yeraltına inmek.

O günlerde, lezbiyen barı olduğundan şüphelenilen yerler

sıkça basılırdı ve eğer kadınların üstünde

üç parça kadın giysisi yoksa

tutuklanıp hapse atılırlardı.

Yani bunu duyurmak için iyi zaman değildi.

ŞİKAGO POLİSİ ÜÇ GEY BARI BASTI

Barlara gidersen el feneriyle kontrol ederlerdi.

Bardan çıkarken önü fermuarlı bir şey giyiyorsan

hapsi boylardın.

Erkek taklidi sayılırdı.

GECE YARISI BASKININDA 89 ERKEK 14 KADIN GÖZALTINA ALINDI

POLİS

Baskınlara hiç yakalanmadım. Pencereden atlayıp var gücümle koştum.

Şikago halkına

verdikleri güvenoyu için teşekkür ederim.

İhtiyar Daley.

Birçok arkadaşımı işsiz bıraktı

çünkü herkesin adını ve mesleğini bastılar.

Öğretmenler, öğretim elemanları ve okul müdürleri

işlerinden oldular.

İşini yitirip intihar edenlerle ilgili birçok hikâye var.

Çocuğunun velayetini yitirenler oldu.

Bar baskınlarının bir sonucu olarak her türden şey olabilirdi.

O barlara hiç gitmezdik.

Hiç bara gitmedik.

Kanada'ya geri gönderilmek istemiyorduk.

Baskın yapıyorlardı.

Tabii.

Sizler göçmendiniz.

Evet.

Hatayı göze alamazdınız.

Yeşil kartımız vardı.

İnsanlar en çok partilerde tanışırdı.

Evet. Partilere gittiğimi hatırlıyorum.

Hepimiz partiye gider, deli gibi dans ederdik.

Ya partide ya da evde tek başınayken

rahat davranabilirdin.

Evlenmeyi düşündünüz mü hiç?

-Hayır. -Ben düşündüm.

-Düşündüm ama o... -Kiminle?

Seninle.

Bana söylemediğin bir şey mi var?

Düşündün mü?

Geçen gün dediler. Illinois'da evlenmek artık yasalmış.

Evet.

Terry'ye "Ne düşünüyorsun canım?" dedim.

"Bilmiyorum." dedi.

Hâlâ direniyor musun?

Henüz emin değilim Jack.

Düşündüğünüzü bilmiyorduk. Bence harika.

Bence de çok güzel.

Ben gerek görmüyorum.

Öyle mi? Peki.

Her şey olması gerektiği gibi gidiyor.

Bence de öyle, John.

Başka kimseyi onu sevdiğim kadar sevmiyorum.

İşte.

John gibi hissediyorum.

Her şeyi hallettik ve bunun için bir sebep yok.

Ama...

Neden olmasın?

Şikago'da 42 yıl yaşadık.

Belki de 43.

Michigan Caddesi şu an çok güzel.

Bulvarları var ve ilkbaharda...

Şunlara binmek istiyorum.

Evet, Segway.

Aynı ofiste 26 yıl çalıştık.

Sorarlardı. Nasıl birlikte oturup

26 yıl aynı yerde çalışabilirsin?

Birlikte çalışırken çok güzel zaman geçirdik.

Çok seçkin bir iç tasarım şirketi olan Watson & Boaler için çalıştık.

Müşteri kitlemiz zengindi.

Ofise gittiğimizde işten başka şey düşünmezdik.

Elbise, topuklular, makyaj ve ruj.

Daima böyleydik.

Hanımefendi gibiydik. İnsanlar bunu seviyordu bence.

Gey olmayanlar bilmiyorlardı. Ruhları bile duymuyordu.

Bizi yakın dost sanıyorlardı ki elbette öyleydik.

Çok iyi dosttuk.

ŞİKAGO YOL KARTI

Merhaba.

Bu hanımlar binanın ilk kiracılarıydı.

Böyle rüzgârlı günlerde binanın gıcırdadığı duyulurdu.

-Eminim hâlâ oluyordur. -Burada mı?

-Evet. -Hayır. Hiç duymuyoruz.

Yerdeki deliği hatırladın mı?

Evet. Çok derindi.

Şurada oturuyorduk.

Şu kilise var ya? Ona çok yakındık.

Oradan dört, beş blok ötede.

-Eski merkez mi? -Evet.

Vay canına.

Evimizi görmeyeli çok olmuştu.

İkinci kattaydık ve başka bir yer bulduğumuzda

ev sahibimiz "Sizi hayatta bırakmam." demişti.

Bırakmadı da. Burada 20 yıl oturduk.

Burada yaşamayı çok seviyorduk. Harikaydı.

Bölge çok güzel.

Buraya yürüyüp otobüse binerdik.

10, 15 dakikada işte olurduk.

OTOBÜS DURAĞI

GÖZLEMEVİ

Tanrı'm.

Sen bir tutucusun.

-Ben jokerdim. -Harika.

Yani elbise giymek zorunda mıydınız?

-Evet. -Tanrı'm.

-Hiç kaleye kayarak girdin mi? -Evet.

Bizim takımdan bir kız bir yılda 201 kez kale kaptı.

-Bunu yapan erkek olmamıştı. -Vay canına.

Bu küçük kart çok komik.

İnsanlar Amerikan Karması'nda

ve Kızlar Sahada filminde oynadığını öğrenince çok heyecanlanıyor.

Onlara bir kart verirsen havalara uçuyorlar.

O küçük kartın bunca insanı mutlu etmesi ne garip.

Tüm kızlar aynı şeyi söylüyor.

Ben de çantamda hep bir iki tane tutuyorum.

Amerikan Karma Kız Beyzbol Ligi bahar antrenmanları için

Alexandria, Virginia'ya geliyor.

Hadi kızlar. Oynayın.

Hayalim gerçek oldu çünkü babama şöyle derdim:

"Her gün beyzbol oynayabilsem başka şey istemezdim."

Rüyam gerçek oldu.

Terry Donahue, beyzbol oynamak için para alan kadınlardan biriydi.

2. Dünya Savaşı boyunca Peoria Redwings'te oynadı.

Ligin adı Amerikan Karma Kız Beyzbol Ligi'ydi.

Cubs'ın sahibi olan Phil Wrigley

sahaları kadın oyuncularla doldurma fikrini bulmuştu.

Yetenek avcılarını ABD ve Kanada'ya yolladı.

En iyi softbol oyuncularını topladılar.

200 tanesini Wrigley Sahası'na getirdi

ve 200 kızdan 60'ını seçip dört takım oluşturdu.

Sonra da Orta Batı şehirlerini seçti.

Kenosha, Racine,

South Bend,

Peoria.

Kurduğu ligde onlar oynayacaktı.

Bir Kanadalı olarak söylemeliyim.

MOOSE JAW, KANADA, TUTUCU

Wrigley'nin Kanada'yı da katmasına çok sevinmiştik.

Küba'dan birkaç kız vardı.

İşte eski traktör.

Tanrı'm. Eski çiftlik evi.

İşte babamın kucağındayım.

Mutlu bir evde yaşadım.

Melaval, Saskatchewan'da bir çiftlikte doğup büyüdüm.

Tabii ki Büyük Buhran dönemiydi

ve para yoktu. Ödevlerden sonra

yapacak bir şey yoktu.

Ben de çıkıp kardeşimle oynardım.

Muazzam bir oyuncuydu.

Sayesinde daha iyi oldum. Bana yerden atış yapardı.

Ağabeyler topu kaçırmanızı ister.

O yüzden topu bana sert ve hızlı fırlatırdı.

Bence bu yüzden şanslıydım.

Yetenek avcısı geldiğinde kaç yaşındaydın? Hangi sınıftaydın?

Okulda top oynarken

Moose Jaw'daki takım beni keşfetti

ve tatillerde orada oynamaya başladım.

ABD'den geldiklerinde 19 yaşındaydım.

20 yaşındayken buraya geldim.

Tek başıma 1946'da geldim.

Şikago'yu ya da ne kadar büyük olduğunu bilmiyordum.

Tek bildiğim bir seçmeye geldiğimdi. Sabırsızlanıyordum.

Numaramı çağırdılar.

Pozisyon aldım, top atmaya başladılar.

Tam günümdeydim çünkü topları deli gibi yakalıyor,

koşuyor, kapıyordum.

Derken top yerden sekip kaşımı yardı.

Kenara gittim, "Çıkarıp dikiş atın." dediler.

"Bant yapıştırın. Maça dönüyorum. Daha bitirmedim." dedim.

YARIK KAŞ

Geri getirip "Cesur çocuk." dediler.

Sonra seçim günü geldi.

Hiç unutmayacağım.

Koca bir salondaydım. Seçilmeye çalışan kızlarla doluydu.

İsmimi okumadılar.

Okumadılar.

Kendi kendime şöyle düşündüm:

"Eve dönüp yeterince iyi olmadığımı söylemem gerekecek."

Sonra adım Peoria Redwings için çağrıldı.

İnan Chris, o salondaki en mutlu kız bendim.

Dört yıl o takımda kaldım ve beni hiç takas etmediler.

Bu kadınlar, onları takip eden tüm kadın sporcular için

bariz biçimde bir temel hazırladılar.

Başlar yukarı.

KIZLAR SAHADA (1992)

Sırt dik.

Oturun.

Oynamak için her türlü engeli aşmaları gerekse de

zarafet okuluna gidip makyaj yapmayı öğrenmek zorundaydılar.

Leydi gibi görünün, erkek gibi oynayın, diyorlardı. Yaptık da.

-Bununla kayılmaz. -Sevdim.

Bu, bizim üniformamız.

Etekler dizden 15 santim yukarıda olmalıydı.

"Tiby" Eisen kaleye kayıp sayı alırken bacağı sıyrılıyor.

Çürük, pantolondan iyidir. Değil mi kızlar?

İnsanlar, "Sahaya çıkıp eğlenecekler.

Etekli kızlar beyzbol oynuyor." diye düşündü.

Ama çıkıp nasıl oynadığımızı görünce

her gece geldiler.

1948'de ligimiz bir milyon seyirci topladı.

KENOSHA COMETS İLE ROCKFORD PEACHES

Bence onlar feministti.

Tanrı aşkına, beyzbol oynuyorlardı.

Kadınlar öyle yapmazdı.

Farklılığa iyi gözle bakılmayan bir dönemde

farklı şey yapmaya cesaretleri vardı.

Harika bir gruptuk.

Sıkı dostum Betty'yle aynı takımdaydık.

"Terry, bu konuda bir şey biliyor musun bilmiyorum.

Bazı kadınlar birleşip diğer kadınlara sahip oluyor." dedi.

Hiç duymadığımı söyledim.

"Böyle şeyler oluyor." dedi.

"Haberin olsun."

O tür kızları hiç duymamıştım.

Yani kim, nedir bilmiyordum.

Ama Betty'yle hiç riske girmiyorduk.

Kapıyı kilitlerdik.

Arkasına dolabı, sandalyeleri dizerdik.

Çünkü odamıza girsinler istemiyorduk.

Pat'le tanışana kadar hiçbir fikrim yoktu.

Ne oldu bilmiyorum ama oluverdi.

Onunla Moose Jaw'daki hokey pistinde

buluştuğum o pazar günü, hayatımın en güzel günlerinden biriydi.

Galiba 18 yaşındaydım.

O da sanırım 22'sindeydi.

Yani her şey 1947'de başladı.

Çifte ömür gibi görünüyor.

Nasıl olabilir, diye güldük.

Bunca yıl geçti

ama sanki daha yeni başlamış gibi.

Bir gece birlikte kaymaya gittik.

Bir sonraki köşede o bir tarafa, ben diğer tarafa gidiyordum.

"Al." dedi ve bir kâğıt parçası uzattı.

Bir sonraki ışığa ulaşmak için sabırsızlanıyordum.

Pat'in yazdığı en güzel nottu.

Çok kitap okuduğumu söyler.

Çok da hikâye okumuştum

ama bir kadının başka bir kadını sevdiğini hiç görmemiştim.

Her şeyden önce, umarım karşılıklıdır, diyordu.

Geri dönüp ona doğru koşmak istedim.

-Bir kez kilisede mahsur kaldık. -Kum fırtınası vardı.

Ana caddede yürürken öpüştük.

Fırtına yüzünden bizi gören olmadı.

Bir araya gelmek çok zordu.

Gerçekten.

Bir keresinde bavul mavul olmadan otele gittik.

Yaptığımıza inanamıyorum.

Spor yüzünden herkes beni tanıyordu.

-Hokey oynardık. -Hokey oynardık.

Fotoğraflarımız gazetede çıkardı. Tanrı'm.

Yapılacak şey değildi.

Ama onu çiftliğe götürdüğümde mutlu günlerdi.

Ne zaman tatil olsa

eve gidiyorum diye sevinip Pat'e şöyle derdim:

"Benimle eve gelirsen

iyi vakit geçireceğini garanti ederim."

"Gelemem." deyince "Geleceksin." dedim.

"Sen o trende ol, ben istasyonda bekleyeceğim."

Sonra Pat trenden indi.

Çok iyi vakit geçirdik.

Peoria'dan Bill'le çıkıyordum. Arabasıyla Kanada'ya kadar geliyordu.

Dedim ki "Gelebilirsin ama yüzük getirme."

O, ön kapıdan gelirken Terry'yle arka kapıdan kaçardım.

18 yaşındayken neredeyse evleniyordum.

Nişanlı olduğum genç...

...öldü.

Sonra bir başka gençle çıktım.

Savaş zamanıydı.

Çıktığım genç, pilottu ve öldürüldü.

Sonra bir çiftçinin oğluyla çıktım.

Traktörü devrildi.

O da öldü.

Bunca garip şey olunca şöyle düşündüm:

"Yapmam gereken bu değil."

Terry'den önceydi bunlar.

O, her şeyi değiştirdi.

Evet.

Benim için yaratılmışsın Patty.

Sanırım haklısın.

Ama ikimiz de erkeklerin ilgisini çekiyorduk.

Aman Tanrı'm. Len diye biriyleydim.

Len ve ben 1949'da yola düştük.

Takımımızla iki hafta seyahat ettik.

Oyunlarını izledik. Harikaydı.

-Ben Terry ile kaldım, Len ise otelde. -Bak.

Santral operatörüydüm. Seni her zaman bulabiliyordum.

Çok çılgınca. Sezon sonuydu ve o külüstürü almıştın.

-Evet. -Diğer kızlarla.

Şikago'dan Moose Jaw'a dönüyorlardı.

2.400 kilometre.

Onu yolda buldum. Bir motel buldum ve oradaydı.

Kaçamak yapamamıştım.

Telefon çalınca şoke oldum. Pat'ti.

Selam Terry.

Aklını yitirecekti.

Len'in ebeveynleri, onunla evlenmemi istiyordu.

Kız kardeşi peşimdeydi.

Kardeşi peşimden geldi, dedim ki "Terry, gitmeliyiz.

Buradan çıkmalıyız."

Pat dünyada sadece bizim böyle olduğumuzu söyledi.

"Amerika'ya gidelim." dedim.

Kendimiz olmak daha kolay olur, diye düşündük.

Ama kimseyi tanımıyorduk. Birlikte olmaktan mutluyduk.

Ben beyzbol oynuyordum. Pat iş buldu.

Sezon bitince babamı görmeye eve gittim.

Pat'e döneceğimi söyledim.

Geri dönüp iş buldum.

EVE HOŞ GELDİN TERRY

Mobilyalı bir daire tuttuk.

İki odalıydı.

İkimizi alan kocaman, kahverengi bir kanepe vardı.

İyi insanlarla tanışmak zordu.

Bir süre sonra bu oldu.

Çok dikkatliydik.

Gerçekten mi? Hâlâ emin değilsin.

Hangi yıl emin olacaksın?

Al'e bir şey söylemekten korkuyordum.

Beş erkek kardeşim vardı. Biri hariç hepsi öldü.

Ve benden üç yaş küçük ve çok yakınız.

Onu çok seviyorum.

O da Terry'yi seviyor.

Telefondayken ağzımdan kaçırdım.

Dedim ki "Ben ve Terry...

...çok uzun yıllardır birlikteyiz."

Sonra ekledim.

"Evlenmeyi düşünüyoruz."

Büyük bir sessizlik oldu.

"Olmaz. Ailemize zarar verir." dedi.

Dedim ki "Ailemize nasıl zarar verecek?"

"Ailemden kimseye söyleme." dedi.

Öyle yapacağını biliyordum.

Al'i severim. Harika biridir. Ama çok dar görüşlüdür.

"Umarım fikrin değişir." dedim.

Başka ne diyebilirdim?

Yani evlenmeye karar verirsek...

...evleniriz.

Evet. Bizi caydıramaz.

Hayır.

Ayrıca...

Kabul edemiyorsa bu, onun derdi.

Tek kız kardeşinden uzaklaşacağını sanmıyorum.

Bence mümkün değil.

Cabri, Saskatchewan'da doğdum.

27 Eylül 1928'de.

Beş erkek, bir kız kardeşim vardı.

Yedi çocuktuk.

Çok güzel bir çiftliğimiz vardı. Uçurumlar vardı.

Oraya gidip şiir yazardım.

Derelerimiz, bir bendimiz ve atlarımız vardı.

Babamın küçük bir mandırası vardı.

Kasaba halkına süt dağıtırdı.

Savaş sırasında Hava Kuvvetleri'nde iki kardeşim vardı.

Kardeşim Wally,

annemin en sevdiği çocuğuydu.

Onun göz bebeğiydi.

Pilot olmak istiyordu. Daha 17 yaşındaydı.

Orduya yazılması için annem imza attı.

19'uncu yaş gününde İngiltere'ye gitti.

Tanrı'm.

Tüm uçuşlarını, görevlerini tamamladı.

Bir uçuş için daha çağırdılar ve öldürüldü.

Almanya üzerinde vuruldu.

İki yıl sonra da annem öldü.

Kalbi kırıldığı için bence.

Annem öldüğünde 15 yaşındaydım.

O ölünce babam yeniden evlendi.

Böylece bir üvey annem,

bir kız iki erkek üvey kardeşlerim oldu.

Dünyanın en iyi annesi olduğunu düşünmüyorduk.

Hafta sonu giderlerken

tüm iyi yiyecekleri bodruma kilitlerlerdi.

Böyle ev mi olur yahu?

1959'da babam ve üvey annem öldü.

Bir hemzemin geçitte.

Tren çarpınca ikisi de öldü.

Terry'nin ebeveynleri cenazeye geldi.

Muhteşem insanlardı.

Annem öldükten sonra

Terry'nin ebeveynleriyle tanıştım.

Babasının ilk lafı, "Seni evlat edineceğim." oldu.

PAT İLE BABAM

Terry ve ailesi beni sevdiler ve bunu gösterdiler de.

Herkesin ihtiyacı olan şey bu.

Sevildiğini, önemsendiğini hissetmek.

Güzel.

Böyle çınlıyor. Duyuyor musun?

Evet. Harika.

Peki. Size neşeli bir şarkı yazacaktık

ama içimden gelen bir aşk şarkısıydı.

-Ya. -Güzel.

Benim kalbim.

Bu, bir aşk şarkısı.

-Tamam mı? -Evet.

Kanada usulü.

Sen benim aşkımsın

Sen benim aşkımsın

Bunca yıldır birlikte

Daha nicelerine

Umarım.

Sen benim aşkımsın

Bunca yıldır birlikte

Daha nicelerine

Sen benim aşkımsın

Çok güzel.

Sanırım bu şarkının üstüne evlenmeliyiz.

Tamam mı?

Nedime olabilir miyim?

Olabilirsin.

-Sağdıcın olayım mı? -Ol.

Sağdıç.

Evet.

Aman Tanrı'm.

-Bunu yapabilir miyiz? -Hadi yapalım.

Sen benim aşkımsın

Egzersizler nasıl gidiyor?

-İyi. -Yapıyor musun?

Yapıyorum.

Nerede zorlanıyorsun?

Kalçam.

-Kalça mı? -Evet.

Çünkü ikisi de protez.

-İkisini de değiştirdiler. -Evet.

Parkinson yüzünden, aktif kalmak önemli.

Tabii kalçalar için de.

Bu egzersizleri çok seviyorum.

Çünkü uzayıp gitmiyorlar.

Nasıl kalktığını görmek istiyorum.

-Bir. -İşte böyle.

-İki. -Aferin sana.

-Üç. -Kollar daha yukarı.

-Dört. -Güzel.

Beş.

Güzel.

Altı.

-Yedi. -Çok güzel.

Sekiz.

-Güzel. Gevşe. -On yapacağım.

On mu? Yapabilirsin.

-Dokuz. -İşte içindeki sporcu.

-On. -Al işte, Terry.

-İşte böyle. -Aferin.

Bu ayağı öne getir.

Yaşlandıkça duruşumuzda kimi değişiklikler olması normaldir.

Ama unutma ki Parkinson hastaları

öne eğilir ve biraz kamburlaşır.

Yaşlı kadınlar gibi.

Ama öyle davranmıyorsun Terry.

BİR YIL SONRA

Bilirsin işte.

Bazen çok kötü değil, bazen de çok iyi değil.

Ama yarın ikinci kez deneyecek.

Bu sefer faydası olmasını umuyoruz.

Çünkü ilkinin hiç faydası dokunmadı.

Ağrısı dayanılmaz. Ağrı kesici kullanıyor.

Her dört saatte bir alması gerekiyor.

Arasını biraz açmaya çalışıyoruz.

O kadar sık almıyor.

Ama...

Ya.

Tek derdim onun sağlığı.

İyi ve mutlu olmasını istiyorum.

Elindeki titreme yüzünden

birçok şeyi yapamıyor artık.

O yüzden her şeye göz kulak oluyorum.

Yalnız kalmasını istemiyorum.

Endişe kaynağı.

Benim için anlamı.

O, canımdan çok kıymetli.

Bastonunu al da gidelim.

Pekâlâ.

Tamam.

Dikkatli olmalıyım.

Evet. Yardım edeyim mi?

Beni kaygılandıran, gördüğüm kötüye gidiş

ve Pat'in taşınmaya yönelik bir plan yapmada sergilediği

hareketsizlik.

Yani hiçbir şey yapmıyor.

Yerinden kıpırdamıyor.

Bu da beni çok üzüyor.

Sorun şu ki Terry halam taşınmak istiyor, Pat istemiyor.

Galiba müdahale etmem gerekecek.

Tek seçeneğim bu.

Evde kimse yok.

-Patty. -Merhaba bebeğim.

Nasılsın?

Seni nihayet görmek ne güzel.

-Tanrı'm, ne güzelsin. -O, küçük Diana mı?

Çok hoşsun.

-Diana'm. -Küçük Diana mı?

Seni görünce korktum Patty.

-Gayet iyiyim. -Merhaba!

Diana.

Onun küçük sevgilisi.

Hoş bulduk.

Yorulmuş olmalısın.

Tanrı'm, seni görmek çok güzel.

Harika.

Sana bir bakayım.

-Harika görünüyor. -Çok güzelsin.

Sizi son gördüğümde Terry hala muhtemelen dört ya da beş,

-belki sekiz, on kilo ağırdı. -Evet.

-Şimdiye göre. -Aynen.

55 civarı olmalı.

Yiyor musun?

Evet, yiyorum.

-Yeterince yiyor mu bilmem. -Muhtemelen hayır.

İştahın çok iyi.

Ben de senin kadar yiyorum Pat.

Hayır.

Donmuş yemekler geliyor mu?

Evet. Dondurulmuş yemek alıyoruz.

Hayatınızın bu döneminde size yemek pişirenler olmalı.

Evinizi temizleyenler olmalı.

Artık hiçbir şeye...

...kafa yormamanız gereken bir zaman.

Hepimiz olacaklardan deli gibi korkuyoruz.

Bir rüya gördüm.

Evi, içindeki her şeyle satıyorduk.

Bence gereken bu.

Yapamam.

İskemleleri seviyorum. Bırakmam.

Ah, Pat. Sen.

Bu sandalyeleri bırakmayacağım.

O iki lamba bizimle gelecek, orası kesin.

Tabloları kesinlikle alacağız.

Her yer eşya dolup taşıyor.

Eşyan kalsın. At, diyen yok.

Vermen gerekmiyor ama sizi buradan çıkarmalıyız.

Nerede yaşamak istediğinize karar vermeliyiz.

Kanada'ya gelmek istemediğini biliyorum. Burası mı, Florida mı?

Edmonton bana hiç sıcak gelmiyor.

Nedenini bilmiyorum ama öyle.

Yani...

Sarasota'yı sevdim.

Ben de Florida'yı seviyorum.

Çok güzel ve oradayken çok eğleniyorum.

Ama artık bize göre değil.

Sıcacık, hoş ve yemyeşil.

Ben araba süremem.

Ne kadar sürebileceğin belirsiz. Zorda kalırsın.

Golf sahasına bakıyor.

Küçük bir de dere var.

Küçük bir dere.

Orası değil.

Orası olmaz.

Güzel bir yer bulup burada kalman fena olmaz.

-St. Charles'ta mı? -Evet.

Burada gidebileceğin güzel yerler olmalı.

Çok pahalılar.

Evet, ben...

Evet ama biriniz hastalanır da diğeri, tam zamanlı birini

tutmaya mecbur olursa çok pahalıya patlar.

Belki de buradaki yerlere bakmalıyız.

Sence?

Evet.

Patty.

Bakabiliriz.

Böyle ayakta durunca acıyor mu?

Hayır. Şu an acımıyor.

Bugün gayet iyiyim çünkü seni gördüm.

Terry hala, bunu halletmeliyiz.

Evet, Edmonton'a gitmeliyiz.

Kışın gidebiliriz.

Bu konuda anlaşacağınızı sanmıyorum canım.

Az önce bahsettiğin yeri göster.

Dell'li bir şeydi.

Galiba Delnor Glen.

-Buradan açayım da işin bölünmesin. -Bundan kurtulmak istiyorum.

İşte hapın, Terry.

Hepsini bitir, hiç kalmasın.

Peki.

Mecbursun.

Pat?

Bugün o yere gidersek...

Evet.

...onlar da bize

gelecek ay için...

...boşluk var derlerse...

...yapabiliriz.

Hayır.

Yapabiliriz.

Yapabiliriz. Kafana koydun mu yapacaksın.

Tamam.

Uzun süre uyumam.

Merhaba Debbie. Ben Diana Bolan. Kanada'dan ziyarete geldim.

Halalarımı ziyaret ediyorum.

Tesisinizin imkânlarıyla ilgileniyorum.

Acaba hazır St. Charles'tayken

bugün ya da yarın gelip

bir bakabilir miyim?

Pekâlâ, gözlerini yum.

-Oldu mu? -Oldu.

Pekâlâ.

Tamam.

Tamam. Minnettarım. Çok sağ ol Debbie.

-Sağ ol. -Hoşça kal.

Sahibini buldun mu?

Delnor Glen'le konuştum.

Ve...

Tek odalı daire aylık 5.000 dolar.

Ayda 5.000 dolar mı?

Fazladan kişi de 1.500.

Yani ayda 6.845 dolar.

-Ayda mı? -Bir kişi için.

-İki kişi. -İki kişi.

Ne kadar?

Neredeyse 7.000 dolar.

Yılda 84.000 eder.

-84.000 mi? -Evet.

Biraz fazla pahalı.

Bilmiyorum. Ölmek daha iyi, sanırım.

Arayabileceğimiz başka yerler var mı?

Emekli siteleri.

Bakalım, bir şeyler var sanıyordum.

Orası değil...

Marlen dedi ki bir sürü şey vermiş.

Evet.

Hepsini attık.

-Attınız mı? -Evet.

Hayır. Atmadık.

Attık sanıyordum.

Ne zamandı?

Dur tatlım. Bana bırak.

Kimse var mı?

Bir saniye bekle.

Ne yapıyorsun Terry? Orası eşya dolu. Girmesen daha iyi.

Ne yapıyorsun sen Terry?

Bir daha bakayım.

Terry, orada değiller.

Garanti ediyorum.

Oralara hep baktık. Bir şey yok.

Diana'ya olanları göstereyim.

Hayır, yapma.

-Yapacağım. -Yapmanı istemiyorum.

Hayır. Kesinlikle hayır.

Ömrüm boyunca beni tanıdın. Niye güvenmiyorsun, anlamıyorum.

-Güveniyorum! -Bir çıkarım yok ki!

-Tek istediğim ona bakmak. -Sinirlenme.

Nasıl sinirlenmem? Bunca para yolluyorsun

ama orayı ödeyemeyiz diyorsun.

Bana mantıksız geliyor.

Terry halam tehlikede.

-Biliyorum. -Sen de öylesin.

Niye bir şey yapmamı ya da bilmemi istemiyorsun?

-Şunu bil, Pat. -Aman.

Dürüstçe söylüyorum.

Terry halanın tehlikede olmasına asla ve asla göz yummam.

Bir yıldır ABD'ye gelmek istiyorum ve her seferinde

"Hayır, gelme." diyordun.

Geldim işte.

45 kilo yahu!

Sırtın ağrıyor.

Terry halayı ne kadar sevdiğimi bilmiyorsun!

Anlamıyorsun!

Tek istediğim onun güvende olması.

Hepsi bu!

-Bu, çok para, Diane. -Hepsi bu!

Mücadele etmekten bıktım.

Senden bir şey sakladığımı...

...düşünmene inanamıyorum.

Çünkü bir şey saklamıyorum senden.

Saklamıyorum.

O son sözün beni can evimden vurdu!

Ne demişim ki?

Terry'ye "Ona bir şey söyleme." dedin.

Ne?

"Ona bir şey söyleme. Hiçbir şey söyleme Terry.

Lütfen ona bir şey deme."

Bu, doğru değil çünkü Pat...

-Hayır. -Bu, bir oyun.

Ama zaten biliyorsun, değil mi Diane?

-Yoksa... -Terry halaya bu sabah

eşyalarını görmek istemiyorum dedim. Yine de çıkardı.

Ben baktım. Bakmamı istedi.

Ben baktım. "Görmek istemiyorum." dedim.

"Bunlar benim. Gösterebilirim." dedi.

Oraya gidecek kadar paranız var.

Ev olmadan da yeterince paranız var.

Bir milyon dolardan fazla.

Sorun ne?

Neden öyle dediğimi hiç bilmiyorum.

Ben de inanamıyorum ama dedi. Şimdi de üzgün.

Aptalca değil mi? Aptalca şeyler söylüyorsun Diane.

Diane, Pat seni seviyor.

-Niye öyle dediğini bilmiyorum. -Ben de.

Neyim var, anlamıyorum.

Öyle bir şey gerekmiyor. Sana baksın, yeter.

Diane, lütfen.

Hakkımda böyle hissettiğine inanamıyorum Diane.

Tanrı aşkına...

Benim için en önemli şey ne?

Seni Terry halaylayken izliyorum. Harika.

Terry halaya gözün gibi bakıyorsun.

Bir bu önemli.

İstersen beni hiç takma. Yeter ki ona iyi bak...

Şunu keser misin?

Kes! Çünkü seni seviyorum ve önemsiyorum.

-Terry halaya bak, yeter. -Dinle!

Saçma sapan konuşmayı kes.

Dün gece o lafı duymasam böyle hissetmezdim.

Kahretsin.

Seni sevdiğimi biliyorsun.

Niye yardım edip her şeyi düzenlememe

izin vermiyorsun, anlamıyorum.

Bu noktada beni de işe katmalısın.

Dâhil olmak istiyorum.

-Yeter ki iyi ol. -Sonuna kadar, Diane.

Tek istediğim bu.

-Başın mı ağrıyor Pat? -Hayır.

Yüreğim sızlıyor.

Çok üzgünüm.

-Ne? -Çok üzgünüm, dedim.

-Alacağımız tabaklar, Pat. -Evet.

Bu, güzel.

Zil mi? Zili mi istiyorsun?

Onu seviyorum.

Gümüşleri saklayacak mısın, verelim mi?

Güzel, değil mi?

Acaba ne kadar eder?

-Kitaplık gidiyor. -Evet.

Şifonyer de.

Bu fotoğraflar da gidecek, değil mi?

Evet.

Kalk bakalım. Aferin.

-Bu topu ne yapsam bilemedim. -Çöpe at.

Atmam. Yepyeni top.

ZORAKİ TURİST

110 kitap attım.

AMERİKAN KIZ BEYZBOL LİGİ

Her şey kir içinde.

Tamam.

Peoria Redwings.

-Dizlerini bük. -Evet, yapabilirsin.

-Bu, gidiyor mu? -Yok.

CHICAGOLAND KİRALIK KAMYON

Komik. Şu fotoğraflara bak.

Gey erkeklerle dolu.

Hepsi onun beyzbol arkadaşları.

Terry hala bunları görünce heyecanlanacak.

Dostlarının ve yolculuklarının fotoğrafları.

Bunları tanımıyorum bile.

Bu insanlar.

Bizden başka bir aileleri var.

Başka bir hayatları oldu.

Burada bir sürü...

Yüce Tanrı'm.

...şey var.

Bekle Patty.

Tanrı'm.

Eskiden bronz muymuşum?

Ne kadar zayıfmışım.

Evet, Lauren Bacall'a benziyordun.

Yatakta fotoğraf çekmeye bayılıyormuşsunuz.

Tanrı'm.

-Şuna bak. -Küba'ya giderken.

Burası Havana.

Sen Küba'ya giderken.

-Bahar kampına. -Sen buradasın Terry.

Çay fincanın da elinde.

-Evet, burası Küba. -Komik, değil mi?

Terry hala, topu tutmak için şapkanı yere atıyorsun.

Birçok tutucu bunu yapmazdı.

Çok tatlıydın canım.

Bunlar mektuba benziyor.

Vay canına.

Terry'ye yazdığım bir şey. Tanrı'm.

Terry'ye mi yazdın? Gerçekten mi Pat?

Tanrı'm.

Oku hadi.

Ağlamak istiyorum.

Adı Bu Geceyi Hep Hatırlayacağım.

"Mehtabın altında sıradan bir yürüyüş olabilirdi

ama seninle yürüdüğüm için dünyalara bedeldi.

Yedi gece arasından sıradan bir gece olabilirdi.

Ama sevgilim, yanımdaydın benim.

Cennetten bir gece gibiydi.

Ay Işığı Caddesi'nde yürürken nadiren konuştuk.

Gülümseyip adımı söylediğinde mutluluk da yanımda yürüyordu.

Kızak gibi, kanatlı anlarımız el ele, yürüdük bir başımıza.

Hatırlayacağım bir geceydi, bizim diyeceğimiz bir gece daha."

Patty. Bu, çok güzel.

-Güzel. -Biliyor musun?

Bunları bir kitapta toplayabilirsin.

-Çok güzeller. -Bence de.

Tanrı'm. Bir sürü var, değil mi?

Niye hepsinin alt kısmı yırtık?

Birileri okuyacak olursa bizim yazdığımız

anlaşılmasın diye.

-O günlerde... -Çok dikkatli olmalıydın.

Bize bir şey olursa

ailemiz ne olduğumuzu anlamayacaktı.

Bu, doğru. Değil mi Pat?

Evlatlıktan reddedilen insanlar tanıyoruz.

Öyle yapacağımı mı sandın?

Evet.

-Cidden mi? -Korkmuştu.

-Bilmiyorduk. -Seni kaybetmek istemedi.

Dikkatli olmalıydık.

DELNOR GLEN DESTEKLİ YAŞAM

-Pat! -Tamam.

Judy.

İyi görünmüyor mu? Hollandez soslu yengeç keki.

Hadi, yuvarlan.

Yuvarlan küçük köpek.

Hâlâ ıslak.

Evimizde gibiyiz.

-Değil mi Terry? -Evet. Her gün daha iyi.

Masamız kâğıtlarla dolu olunca evimiz gibi geliyor.

Görücüye çıkan gönülsüz kızlar gibiydik.

Biz...

Çıkmaya hazır değildik.

Evi gerçekten seviyoruz.

Orada 21 yıl boyunca çok mutlu vakit geçirdik.

Hazır değildik. Bence.

Diana gibi biri "Sizin için üzülüyoruz. Bunu yapmalısınız." demek zorundaydı.

Birinin dürtmesine ihtiyaç vardı.

Çünkü bize değer veriyordu. Mutlu ve güvende olmamızı istiyordu.

Evet.

Bence bu, kesinlikle doğru seçim.

Evet, buraya getirildik sanki.

Sevmediğimiz bir kişi bile yok.

Meraklılar.

Bunları paylaşmaktan çekinmiyorum.

-Bence hiç gerek yok. -Yok.

Merhaba. İçeri gel.

Ver ona. Sana çiçek veriyor.

Teşekkürler tatlım.

-Gel, Jackson. -O, çok güzel.

İçeri gel.

Halaları mı göreceksin?

Bunu yaptığımıza inanamıyorum.

İnansan iyi olur.

İyi ki doğdun, falan filan.

Falan filan.

Öyle işte.

İnansan iyi olur.

-Tamam. Hadi. -Peki. Başlıyoruz.

Gidelim.

İstiyorsan ağla.

Vazgeçmiyorsunuz, değil mi?

Hayır.

Çok güzel.

Tammy.

Evet. Siktir, görebiliyorum.

Duyabiliyoruz da.

Selam vermek ister misin?

Selam Tammy.

Balonlarına bayıldım.

Merhaba Tammy.

-Seni özlüyoruz. -Evet.

-Keşke burada olsan Tammy. -Evet.

Arkadaşlar…

Gelinler gerçekten hazır. Sizi toplanmaya davet ediyorum

Zamanı çoktan gelmiş bir kutlama bu.

Şimdi tam sırası.

E.E. Cummings'in sözleriyle başlıyoruz.

"Kalbini yanımda taşıyorum.

Kalbini, kalbimde taşıyorum.

Asla onsuz kalmıyorum.

Nereye gitsem sen de geliyorsun canım.

Kaderden korkum yok çünkü kaderim sensin.

Dünyayı istemiyorum çünkü dünyam sensin, güzelim.

Kalbini taşıyorum.

Kalbini, kalbimde taşıyorum."

Terry ve Pat, bugün kutsal, resmî ve yasal

evlilik bağıyla yaşamlarınızı birleştirmek için

ailenizin ve dostlarınızın önündesiniz.

Sen, Emma Marie Henschel,

bu kadını, Teresa Paz Donahue'yu

eşin olarak kabul ediyor musun?

Ediyorum.

Onu sevmeye ve onurlandırmaya,

hayatını onunla paylaşırken onun kıymetini bilmeye

ve ömür boyu ona sevgi ve hoşgörü dolu bir eş olmaya

söz veriyor musun?

Veriyorum.

Sen, Teresa Paz Donahue,

bu kadını, Emma Marie Henschel'i eşin olarak kabul ediyor musun?

Ediyorum.

Onu sevmeye ve onurlandırmaya,

hayatını onunla paylaşırken onun kıymetini bilmeye

ve ömür boyu ona sevgi ve hoşgörü dolu bir eş olmaya

söz veriyor musun?

Evet.

Pat, Terry'nin yüzüğünü al.

Parmağına tak ve ona şöyle de: "Terry, bu yüzükle seninle evleniyorum."

Terry, bu yüzükle seninle evleniyorum.

Terry, Pat'in yüzüğünü al.

Parmağına takıp şöyle de: "Pat, bu yüzükle seninle evleniyorum."

Pat, bu yüzükle seninle evleniyorum.

Pat ve Terry, yeminlerin ve yüzüklerinizin değişmesiyle

neredeyse 70 yıldır inançta ve aşkta

var olan şeyi

yasal hâle getirmiş oldunuz.

Birlikte yaptığınız yolculuğu kutluyoruz.

Artık birbirinize kuzin demeniz gerekmeyeceği için seviniyoruz.

Nihayet.

Sonunda birbirinize sevgili eş diyebilirsiniz.

Gelini öpebilirsiniz.

Bugün harikulade bir gün.

Gelen herkese teşekkür ediyoruz.

Yıllardır onların sevgili dostlarısınız.

Onlara ikinci bir aile olduğunuz için teşekkürler.

Geldiğiniz için sağ olun.

İkinize de tebrikler.

Teşekkürler.

Şerefe.

Hayırlı olsun.

Evet.

-Gelmene sevindim. -Ben de.

Evet.

Öpecek misin?

Adı Terry Pat.

Futbol maçlarına gidiyoruz.

Cubs'ın maçları. Beyzbol maçları.

-Onlar ikinci ailen. -Evet.

Büyükanne Rosie'nin...

106.

Terry hala bir menajer tuttu...

YENİ EVLİ

Bugün daha iyi görünüyorsun.

-Öyle mi? -Evet.

Kırmızı giydim diyedir.

Yürüyor musun?

Yürüteçle.

Onsuz olmaz.

O zaman ikimiz iyi bir çift olacağız.

Hep iyi bir çifttik Terry.

Evet.

Şimdi 70. yılımızdayız.

Hareket edebildiğinde sana iyi davranacağım.

Bana hep iyi davranıyorsun Terry.

Bana hep iyi davranıyorsun, tatlım.

Küçücük, güzel bir kızsın.

Al bakalım.

Al bakalım, canım.

-Seni seviyorum Patty. -Ben de seni, aşkım.

İyileşeceksin.

Uslu bir kız olup yemeğini ye.

-Yemeğini ye. -Terry.

Elimden geleni yapıyorum Terry.

Ama yiyemiyorum, olmuyor.

Dinle tatlım. Merak etme.

Biliyorsun ki senin için endişeleniyorum.

Mutlu ve sağlıklı olmamızı istiyorum.

Biliyorum, Parkinson'la başa çıkmak zor.

Yaşlanmak bize göre değil, dediğini de hatırlıyorum.

Çetin ceviz olduğunu, idare ettiğini biliyorum.

İhtiyacın olursa beni araman yeterli, tamam mı?

-Evet. -Arayacağız.

Gelmem gerekirse arayacağına söz ver Patty.

Öyle yapacağım tatlım.

Tamam.

Hoşça kal. Seni seviyorum.

Güle güle.

Kahretsin.

Bunu düşünüp konuşunca

en iyisinin Kanada'ya dönmek olduğuna karar verdik.

Sanırım. Ben hallederim.

İşte buradasın. Selam tatlım.

-Gir içeri. -Yardım edeceğim.

Gir içeri, diyor.

-Buradayım Terry. -Tamam.

Sarıl ona.

Buraya gel.

Günaydın öpücüğü ister misin?

-Önce... -Önce oturayım da.

Evet.

Yola düşsek iyi olur.

Konuşmalısın.

-Bugün bana bozuksun, değil mi? -Evet.

Olsun. Seni yine de seviyorum.

Hadi Terry hala. Küçük balına iyi davranmalısın.

-Öpücük bile vermedi. -Neden?

-Terry? -Ne?

-Bana günaydın öpücüğü verecek misin? -Düşünüyorum.

Bunu mu düşünüyorsun?

Tamam, hazır olduğunda söyle.

Kameraya bakıyorum.

Gel, hadi. Bir öpücük ver.

Pekâlâ millet. Gidiyoruz.

-Gidiyor muyuz? -Peki.

İşte evimiz Terry.

-Evet. -Ah.

26 yıl oturduk orada.

26 yıl.

Evet.

Orada yaşamayı çok sevmiştik.

-Değil mi Terry? -Evet.

Şimdi gidiyoruz.

KANADA SINIR KONTROLÜ

-Kanada'dayız. -Kanada'dayız.

-Kanada'dayız. -Kanada'dayız.

Kanada.

AŞKIMIZ GERÇEK.

İkinci kale yakın.

Kay.

O zamanlar kuralları çiğniyordun.

Kesinlikle.

40'larda top oynayan hepimiz kuralları çiğnedik.

Ömür boyu kuralları çiğnedin.

Evet.

Bu yüzden mutluyum.

Değil mi?

-Kuralları çiğnemek iyi miydi? -Evet.

Kanada'dasın. Geldin!

-Evet. -Evet!

Artık ailenizlesiniz.

Gelmene sevindim.

Bence harika bir hamleydi çünkü Terry'nin,

özellikle de Terry'nin ailesiyle olması lazımdı.

Onları buraya getirebildim.

Bunun için çok sevinçliyim

ve ne gerekiyorsa yapacağım.

İyi ki buradalar. İyi ki ikisi de burada.

Pişmanlık yok.

Tekrar olsa yine yaparım.

Bence aşk aşktır. En önemlisi de bu.

PAT VE TERRY, EDMONTON, ALBERTA, KANADA'DAKİ

TOUCHMARK BAKIMEVİ'NDE NEREDEYSE İKİ YIL MUTLU YAŞADILAR.

TERRY DONAHUE 14 MART 2019'DA ÖLDÜ.

72 YILLIK PARTNERİ PAT HENSCHEL HÂLÂ HAYATTA.

Alt yazı çevirmeni: Barış Emre Alkım

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.