All language subtitles for Heimebane S01 E07 - x264 .BRSHNKV. tr

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian Download
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

- HEİMEBANE - 1. Sezon 7. Bölüm

Çeviri: Barış Fırat Kanat İyi seyirler.

- Maviler. - Evet maviler.

Daha önce hiç mavi bir takım için oynamamıştıım.

Merhaba Sepp Bey. Helena Mikkelsen.

Mario, sonunda seninle tanışabildiğime çok memnun oldum.

Tanıştığıma memnun oldum.

Espen seninle ilgileniyor muydu?

Biri aradı ona baktı. Gözleri bir garip oldu.

Bence annesi.

- Her şey yolunda olmalı. - Evet.

Kusura bakmayın millet. Helena.

Bize biraz müsade eder misin?

Çekinme. Mutfakta Mozell var.

Üzümlü Norveç sodası. Tadı gerçekten iyidir.

Ne oldu?

Haberler kötü. Stilson tıbbi muayeneyi geçemedi.

Tromsø artık Stilson'ı almak istemiyor. Mario'yu takıma katmaya paramız yetmez.

- Stilson'ın durumu o kadar ciddi değil. - Kangren olmuş diyorlar.

Şu anda batık tırnakla birlikte hastanede.

Ondan kangren mi olurmuş!?

Hiç doktora gitmediğin zaman böyle oluyormuş.

Çorabını çıkarttığı zaman odadaki herkes kusmuş.

- Tromsø dinlemek istemiyor. - Ne yapacağız?

Hiç paramız yok.

Transfer dönemi iki buçuk saat sonra bitecek.

Bir şey yapmalıyız. Mario'yu almamız lazım.

Onu buraya getirebilmemiz bile bir mucize! Tangsrud nerede?

- Son zamanlarda aksiliği üstünde. - Son zamanlarda mı? Ara gitsin işte.

Onu buraya getir, ben konuşurum. Aksi takdirde birini satarız.

İki saatte mi? İmkansız.

İyi bir anlaşma teklif edersek imkansız değil.

Aalesund Eivind'le ilgileniyordu. Hestenes bütün sezon boyunca oynayamayacak.

Eivind'i veremeyiz!

Takımı bir arada tutan biri olduğu söylenemez.

Geçen senenin en iyi oyuncusu o.

Taraftarlara göre üç yıldır üst üste o seçildi.

- Seçeneklerimizi değerlendirmemiz lazım. - Michael gelene kadar Austnes'i ileri al.

Ya sakatlanırsa?

Önümüzde koca bir sezon var, bekleyemeyiz.

Michael 38 yaşında. Elimizde sadece tek bir seçenek bulunduramayız.

Eivind'in yerini kim alacak peki?

Otto Eivind'in yerini doldurabilir ama Michael'ın yerini dolduracak adamımız yok!

Adrian, Gardarsson'a veya Kempton'a veya diğerlerine karşı...

...tek bir kafa topu bile kazanamaz.

Tangsrud'u ara. Ben halledeceğim.

Ve en azından Aalesund'u bir dinle.

- Kahrolası Aalesund. - Evet.

İyi, tamam.

Ama Eivind'i satmak için on dakikamız filan olacak.

- Başaracağız. - Peki.

Helena. O arada Mario'yu ne yapacağız?

Eddie onu pasta yemeye götürebilir.

Selam millet!

- Bunu çıkartman lazım. - Hayır, içinde bırakmalısın.

Olmaz. Almazsan tencerenin içinde yüzer durur.

Bak.

Bir şeyi unutmadığına emin misin?

Sen neden şuraya oturmuyorsun?

Her gün sen pişiriyorsun, bugün benim sıram.

Bir şey yapmak istiyorsan, masayı hazırlasan yeter.

- Bunu yapmayı nerden öğrendin? - Babamdan.

- Bu babamın özel yemeğiydi. - Camilla?

- Selam, Adrian! - Ne oldu Nils?

Sadece şeyi merak etmiştim...

Yemek yiyoruz. Adrian pişirdi.

- Sen mi pişirdin? - Evet. Bu garip mi?

Sen sadece ton balığı ve yulaf ezmesi yiyorsun.

Buyur. Yiyebileceğin en iyi yemek.

Aslında baya iyiymiş.

Biraz baharatlı olmuş.

Çok baharatlı!

- İçinde ne var? - Kırmızı biberim yoktu.

- Koca bir paket habanero mu kullandın? - Aynı şey değil mi?

Biraz bundan çiğne.

- Yok teşekkürler. - Al işte, yardımcı olur.

Sonrasında ağzını yıka.

Ne yemek yapmışım ama.

- Senin için düzeltebilir miyim? - Peki.

O limon cidden daha iyi yaptı.

Ben gideyim o zaman. Randevunuzu bölmek istemem.

Yok, şey değil. Değil mi?

Hayır, randevu değil.

Kalabilirsin.

Yok, FIFA bekler. Birinci Lig'e çıktım.

Bir sürü yemeğimiz var.

Emin misiniz?

Peki o zaman, güzel.

Adrian. FIFA'da kendi oyuncunu yaratabileceğini biliyor muydun?

- Eivind? - Efendim?

- Selam. G-16 antremanı mı? - Aynen öyle.

- Harika çalıştığını duydum. - Evet.

- Bir şeye mi ihtiyacın vardı? - Sonra biraz konuşabilir miyiz?

Ne hakkında?

Bizim hakkımızda. Birbirimize yardım etmemiz konusunda.

Peki ama Hedda ile akşam yemeği rezervasyonumuz var.

- Værbitt'de mi? - Hayır, Corner'da.

Hamburgeci olan yer mi?

Blue Corner güney Nordkapp'daki en iyi hamburgerci.

Konuşabiliriz diye düşünmüştüm. Önemli.

Peki. Biraz ertelemek için onu ararım ki antremandan sonra konuşabilelim.

Sonra görüşürüz.

İyi antremanlar.

- Çok şiştim. - O kadar da kötü değildi.

Harikaydı!

"Yemek mahvoldu!" "Kenara çekil, ben hallederim."

Sen bu işi çözmüşsün. Kendi restoranın olduğunu düşünsene!

- Orası nasıl gidiyor bu arada? - İş mi? İyi.

- Zor mu? - Sıra dışı bir şey yok.

- Bitirdiniz mi? - Biraz daha yiyeceğim.

Brann'a karşı attığın gol var ya. Vay anasını!

Teşekkürler.

Hiç teklif aldın mı?

Galiba birkaç takım beni almak istedi ama hepsine hayır dediler.

Yani sana ihtiyaçları olduklarını biliyorsun.

- Biraz daha ye. - Hayır, biraz da annen için ayır.

- Beğenmedin mi? - Hayır, beğendim.

- Adrian günlük ton balığını yemeli. - İhtiyacım olduğu için.

- Brann'a karşı golü sana o attırdı demek. - Aynen.

- Sen gördün mü? - Evet, gördüm.

Ama bence her gün bir konserve ton balığı yemeden de aynı şekilde gol atabilirsin.

- Atabilirim. - O zaman niye ton balığı yiyip duruyorsun?

- Zorunda olduğum için değil... - Yemezsen ne olur?

- Bilmek istemezsin. - Dünyanın sonu gelmeyecek.

- Gelebilir. - O nedenmiş?

Ben yemezsem, son kullanma tarihi geçebilir ve benim yerime her kim satın alıp yerse...

...o kişiyi öldürebilir.

Ama konserve ton balıklarının son kullanma tarihleri yoktur.

- Dünyayı kurtarmak mı istiyorsun? - Evet, bu yüzden ihtiyacım var.

O zaman, önce eğer yemezsen ne olacağını bana söylemen lazım.

Pekâlâ.

Eğer bu ton balığını yemezsem...

...kan şekerim düşecek. Bu da daha az yakıt, daha az enerji demek.

Yarın antremanda daha yavaş olurum ve gelişme katetmediğimi düşünürler.

Helena gevşediğimi düşünür, beni takımdan atar...

...Ajax'da olanların aynısı yine başıma gelir.

Innsbruck'a taşınmam ve orada bir iş bulmam gerekir ama...

...kimse boktan bir futbolcuyu istemez, o yüzden...

...kiramı ödemek için birini soymaya çalışırım...

...ama soyayım derken adamı yanlışlıkla öldürürüm...

...sonra öldürdüğüm adamın kanserin tedavisini...

...bulmak üzere olduğunu öğrenirim.

Adamın abisi beni bulur. Beni dizlerimden vurup...

...gözlerimi yerinden çıkartır.

Dilenci olup çöpten yemem gerekir.

O arada herkes kanserden ölür.

Ama neden Innsbruck? Kayak için mi?

Ben kayamam.

O zaman Kopenhag'a taşınmalısın.

- Merhaba, geldiğiniz için teşekkürler. - Sen istedin.

Espen sponsor parasıyla alakalı olduğunu söyledi.

Bir nevi öyle.

Bildiğiniz üzere, daha fazla gol atmayı planlıyoruz.

İzin ver de sana neyi bildiğimi söyleyeyim ki biraz zaman kazanalım.

Yan odada Mario Diarra var ve paraya ihtiyacın var çünkü...

...Stilson tırnak batması yüzünde ölüyor.

Yaklaştım mı?

Buyur. Sor.

Ne sorayım?

On toplantımdan dokuzu insanların para istemesiyle geçiyor.

Benim en büyük destekçim olmadığınızı biliyorum ama umuyordum ki...

...takımın iyiliği için bunu bir kenara bırakabilirsiniz.

Mario istese herhangi bir büyük takımda oynayabilirdi ama onun yerine o burada.

Biraz ekstra çaba sarfettik mi onu alırız.

Kredi veriyormuşsunuz gibi düşünün.

Stilson'ı iyileştirip satarız ve sonra paranızı geri öderiz.

Dedem bankacıydı.

Peki.

O hayattan bıktı ve gemi inşa etmek için batıya taşındı.

Servetini nasıl idare edeceğini çok iyi biliyordu.

Bankacılar para isteyen insanlarla nasıl ilişki kuracağını bilir.

Küçük bir kredi mi?

Bu konuda basit bir kural var.

3-K Kuralına aşina mısın?

Sanmıyorum.

Kazanç, kabiliyet ve karakter.

Biri kredi istediği zaman göz önünde bulundurulması gereken üç şey bu.

Kazanç, kabiliyet ve karakter.

Sence senin durumun ne?

- Tam anlayamadım... - Kazancın ne mesela?

20 maçta 19 puan. 14. sıradasın.

Lideri, hatta kaptanı bile olmayan bir takım.

Senin için bununla rahat mı?

Sana yatırım yaparken beni güvende hissettirmek için hiç teminatın var mı?

Bir de kabiliyet var. Gerçekten bana geri ödeyebilecek misin?

Matematik yapalım biraz.

Sana Mario'yu verirsem, bana sağlam sonuçlar vereceğini söylüyorsun. Peki.

Sağlam sonuçlar alacağına emin misin? Bana geri ödeyeceğine emin misin?

Sana Mario'yu verirsem...

...senin sağlam sonuçlar alacağından ben tamamen emin miyim?

Bunu yapacak kabiliyetin var mı? Geçmişte bunu kanıtladın mı?

Alması mantıklı bir risk mi?

Hadi beni ikna ettin diyelim.

Deneysel olarak, mevcut kanıtlara dayalı olarak değil.

Sonuçları aldın, Mario da gol atıyor diyelim.

Hâlâ bir "K" daha var.

En önemlisi: Karakter.

Kim ufak kredi ister ki? Sorumlu bir insan mıdır bu?

Geri ödeme yapmaktan gurur duyan biri mi?

Ahlak sahibi, dürüst, adaletli bir insan mı?

Sözünü tutan bir insan mı?

Verdiği sözlerin sorumluluğunu alıp bana dakik olarak geri ödeme yapacak biri mi?

Aslında her şey içgüdüye kalıyor.

O insanın tam önünde durup...

...gözlerinin içine bakıp, düşünerek...

..."Kimsin sen?" "Sana güvenebilir miyim?"

Senin gözlerine baktığım zaman...

...sence ne görüyorum?

- Analizinize katılmıyorum. - Öyle mi?

Aalesund'u yendik ve IK Start'dan daha fazla puanımız var.

11. sıra ile aramızda 3 puan var, Kupada hâlâ yolumuza devam ediyoruz ve...

...takımınız Eliteserien'deki diğer bütün takımlardan daha fazla koşuyor.

Kabiliyet mi dediniz? Elimde bir sürü gol atan ve...

...bütün Norveç'in el üstünde tuttuğu bir çocuk var.

O şu an paha biçilemez değerde biri ve siz de bunu biliyorsunuz.

Onun yanına Mario'yu koyarsanız, yapabileceklerinin sınırı olmaz.

Sonunda istediğiniz olursa ve beni takımdan atarsanız, Adrian'a ne olacak?

Yaptığı şeyi yapmaya devam edecek. İyi yerlere değindin ama...

...beni endişelendiren hâlâ son "K".

- Neden sizi bu kadar öfkelendiriyorum? - Öfkeli değilim.

Gerçeği söyleyin ve benim neyimden nefret ettiğinizi açık açık belirtin.

Biraz ondan biraz şundan.

Daha farklı yapabileceğim bir şey var mıydı?

Son konuştuğumuz zaman fazla defansif oynadığımız için bana yakınmıştınız.

Bununla birlikte, Adrian ve Mario'yla birlikte...

...sonunda güzel bir ofansif oyun izleyeceksiniz.

- İstediğiniz bu değil miydi? - Öylesi daha iyi olurdu.

- Ama yeterli değil. - Maalesef.

Daha ne yapabilirim?

Sizinle daha iyi anlaşabilmek için yapabileceğim bir şey olmalı.

- O kadar basit değil. - Hayır.

- Elimdeki her şey bu kadar. - Cevabım hayır.

O zaman Eivind'i satmak zorunda kalacağım.

Aalesund'a.

İnsanların hoşuna gitmeyecektir.

- Benim de yapmak istediğim bir şey değil. - Ama yapmak zorundasın.

Hadi ama... Senin için ufak bir şey.

Daha ne kadar inatçı olabilirsin?!

"Ufak bir şey" mi?

Şimdi dinle beni küçük hanım.

Sana söylemek üzere olduğum şeyi çok az insan bilir.

Benim altımda çalışan ve önümüzdeki ay işini kaybedecek olan...

...ve ailesi olan 370 adam var. Ve gelecek sene ise...

Bunu durdurmak için elimden geleni yapıyorum ama dünya durmuyor.

O yüzden orada oturup, sanki günlük hayatım hakkında bir şey biliyormuşsun gibi...

...bana benim için ufak olan şeylerden bahsetme.

Dürüstlük mü istiyorsun? Peki, hemen vereyim.

Kabasın, bencilsin, küstahsın!

Düşündüğünün yarısı kadar iyi olsaydın bunları göz ardı edebilirdim.

Ama değilsin. En iyi halinde bile vasatsın.

Ve bu yüzden sana yatırım yapmayacağım.

Adrian, ilkokuldan kalma sihir kutumuzu buldum.

- Hâlâ sende mi? - Evet.

- Bana bir sihir numarası borcun var. - Yapamam.

Ben gidip alayım mı?

- Yok. - Evet!

- Yemek için teşekkürler. - Sen yaptın.

Ona iş problemlerinden bahsetmedin.

Sadece onu üzmüş olurdum.

Üzmüş mü olurdun?

Yeni işim için çok heyecanlıydı.

İyi olacak mısın?

Evet, iyi olacağım.

Ne... O gelmeden önce söyle.

- Belki de ona kalmasını söylememeliydin. - Söylemedim.

Söyledin.

Hayır, ben sadece senin için pişiriyordum.

- Ama ona kalmasını söyledin. - Sen de aynısını yaptın.

Peki.

Nasıl o zaman?

O çocuk seni hâlâ rahatsız ediyor mu?

Biraz şey gözüküyorsun...

Büyük Bay Adrianos'u görmek üzeresin!

- Her şey yolunda mı? - Evet.

Ufak bir gösteri.

- Onu daha sık giymelisin. - Numaraların kendisinden bile daha komik.

Kaybolan kıyafetler, tam bir klasik.

- Ona göster. - Hayır, sen göster.

Lütfen... Hadi ama.

Peki.

Davul sesi alabilir miyim?

Gösteriye hoş geldiniz. Ben Bay Adrianos ve bu da...

...Nils! - Nils!

Size küçük bir numara yapacağım.

Bu kırmızı bez parçasına iyi bakın.

Yukarı gidiyor... Yukarı...

Camilla'yı kullansak mı?

Evet, yapması lazım.

Olur.

Bence işe yaradı.

- Harika! - Nasıl oldu bu?

Sihir! Hey! Daha fazla, daha fazla!

Zirvede bıraksam iyi olur.

Futbolda bu kadar iyi olmasan David Blaine'in Norveç versiyonu olabilirdin.

Onu restorantına getirirdin ve o da konukları eğlendirirdi.

İçeceklere karbon dioksit filan koymak.

Harika olurdu!

Restoranım olmayacak.

İyi bir isim seçmelisin, mesela "Høst" filan gibi.

Üç veya dört yıldızlı bir restoran olacak.

Sonra Gordon Ramsey gelecek.

"Bu meret de ne böyle?" diyecek.

Sonra tadına bakacak ve "İnanılmaz iyi!" filan diyecek.

Sonra New York Times gazetesi...

İstifa ettim.

Restorandaki işimden istifa ettim.

Selam.

Selam. Yorucu bir gün müydü?

Sandığından daha da fazla. Dizin nasıl?

Git gide iyileşiyor. İyi hissediyorum.

Henüz tamamen iyileşmiş değilsin.

Fizyoterapi işe yarıyor. Hafif tempoda koşabiliyorum.

Umarım tam hızda koşabileceğim.

Bana yalan söyleme. Dürüst bir cevaba ihtiyacım var.

Sorun ne?

Cevaba ihtiyacım var.

Şimdi mi? Bu bir ültimatom mu?

Hiç sevilmeyecek bir karar vermek zorunda kalabilirim.

- Komik olan ne? - Sorun yaşamak istemeyen bir teknik...

...direktöre göre, kendi başına çok fazla sorun açıyormuşsun gibi gözüküyor.

Ne zamandan beri sevilmemek seni rahatsız ediyor?

"Korkaklar geçidi" birkaç hafta önce bitti.

Stilson tıbbi muayeneyi geçemedi.

Sapasağlam o.

Ayak parmağı kangren olmuş olabilir.

Dalga mı geçiyorsun? Ona bir doktora gitmesi gerektiğini yüz kere söylemişimdir.

Şu anda Mario'ya paramız yetmez.

Ne zaman hazır olacağını bilmem lazım.

Veya birini satıp sonra onu alabiliriz.

Beni satmayı mı düşünüyorsun?

Hayır.

Eivind'i.

Bu durumda Eivind'i satmalıyız.

Kötü bir fikir mi?

Evet.

Sen olmadan Stabæk ve Haugesund'a karşı oynayabiliriz. Ama sonra Molde var...

Molde maçına yetişemem.

Belki Kupa maçına yetişirim.

Sence ne yapmalıyım?

- Benden tavsiye mi istiyorsun? - Eğer Eivind'i kaybedersek ne olur?

Kötü olur. Hem bizim, hem senin için.

Ama sen çok iyisin! Mesela bugün, her şeyi süper yaptın.

Fazla baharatlı yemeği hafifletmek çok temel bir şey.

Seni rahatsız eden çocuk yüzünden mi?

Yeterince iyi olsaydım bunun bir önemi olmazdı.

Hangi çocuk?

Aşçılardan biri... Ama konu zaten o değildi.

- İstifa ettin çünkü... - Yeterince iyi değilim.

Daha önce Værbitt'de yemiştim ve bugün yediğim Værbitt'den çok daha iyiydi.

Olay sadece o değil.

Kusura bakma ama bu konudan pek anlamıyorsun.

- Neyi sevip sevmediğimi biliyorum. - Evet ama...

İyi olmadığını kim söyledi?

Ben, onlar, herkes.

- Yani seninle yatmak isteyen çocuk mu? - Öyle değil...

- Seninle yatmak isteyen mi? - Kimse benimle yatmak istemiyor.

- Yanlış anlaşılmaydı. - Emin misin?

Emin olduğum tek şey yeterince iyi olmadığım. Sen anlayamazsın.

Ne demek ben anlayamam?

Yaptığın işte iyi olmamak nasıl bir duygu bilmiyorsun.

Dürüst olmak gerekirse Eliteserien'deki en iyi futbolcu ödülüne aday gösterildin.

Ve daha 18 yaşındasın.

- İyi. İstifa et o zaman. - Ettim zaten.

- O çocuğa inanamıyorum. - O konuda yanılmışım.

Ne istediğini biliyorsun.

Kötü bir gün geçirdin sadece, tamamen normal...

Sen ne yapacaksın o zaman?

Ben mi? Bilmiyorum.

Ama şu anda bilmen lazım.

Seninkiyle aynı durum değil bu.

- Senin harika bir yeteneğin var. - Hayır, yok.

- Evet var. - Bu gerçekten sinir bozucu.

Ne?

"Camilla, sen çok iyisin, sen istediğin her şeyi elde edebilirsin!"

"Birkaç YouTube videosu izledin diye artık lüks bir restoranda çalışabilirsin!"

"Annenin yaptığı gibi yap!"

Bunun için bana kızgın mısın?

Hayır ama yeter artık.

Daha fazla "Camilla, sen çok iyisin" filan olmasın.

Seni motive ediyordum. İşi aldın sonuçta.

Bana bulaşıkları yıkattırdılar çünkü bana acıdılar.

Benim hayallerime karışacağına kendi hayallerini bul!

Bırak artık ve kes sesini!

Ben...

Ben eve gidiyorum.

- Yemek için teşekkürler. - Nils...

- Nasıl geçti? - Kahrolası Aalesund!

Durumumuzu biliyorlar ve fırsattan istifade ediyorlar.

Onu bu kadar ucuza satamayız!

- Mario'yu almak için yeter. - Soygun resmen.

Yapamayız. Eivind'e saygısızlık olur!

O, takımdan daha önemli değil.

Herkes sana düşman olur.

Soyunma odası, oyuncular, taraftarlar.

Bu senin bütün otoriteni altüst eder.

Üzgünüm. Hep senin tarafında olduğumu biliyorsun ama...

...bu tercihin ne anlama geldiği konusunda dikkatlice düşün.

Ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum.

Harika...

"Kjerringa mot strømmen" masalında, kadın kocası tarafından suda boğuluyor.

Kararlı ve atik bir kadındı.

Kadının bastonu yok muydu?

O "kjerringa med staven", başka bir masal.

Basit bir adam, kocası.

- Şu anda beni boğasın geliyor mu? - Birazcık...

Hayır.

Keşke bunu yapmamız gerekmeseydi diyorum.

Açmıyor. Sence bana kızgın mı?

Hayır. Sadece biraz üzgün çünkü...

O...

Ne?

O sana biraz...

- Yani... bana şey mi? - Evet.

- Bu seni şaşırttı mı? - Üzerinde düşünmek istemiyorum.

Neden?

Burada çok az arkadaşım var, karışıklık istemiyorum.

Evet.

Ben eve gideyim.

- Koşmaya mı gidiyorsun? - Helena gelmeden önce gitmek istiyorum.

- Neden? - Bilmiyorum.

- Sence yanlış bir izlenime mi kapılır? - Belki.

İstifa etme konusunda emin misin o zaman?

Bir nevi rahatlattı ama...

Kendi geleceğim için gördüklerim artık geçerli değil.

Şimdi ne görüyorsun?

Hiçbir şey.

Gözlerimi kapatır ve yapmam gereken her şeyi görebilirdim.

Şimdi gözlerimi kapatıyorum ve her şey...

Her şey siyah mı?

Gitmeliyim.

Yemek için teşekkürler.

Onu duydum, gülüyordu.

Gitmem lazım, seni ararım.

Kırk dakika sonra görüşürüz.

Kızım dinliyordu.

- Biraz bebek konuşması demek. - Japonca.

- Nereden öğrendin? - Kızım bayılıyor.

Biri bir manga dergisi getirdi, La Manga. Hoşuma gitti.

Sanırsam iyice bağlandım.

Neyse... Benimle konuşmak istedin.

Bu şekilde devam etmemizi istemiyorum.

Hayır.

Ben de istemiyorum.

Bebeğim doğduğu zaman çizgiyi biraz aştığını düşünüyorum.

O konuda haklısın.

Özür dilediğini mi söylüyorsun?

İlk konuştuğumuz gün benden dürüst olmamı istedin.

O yüzden, hayır. Özür dilemiyorum.

Hep yaptığım şeyi yaptım, takım için en iyi olan şeyi.

Peki. Neden burada oturuyoruz?

Konu ne?

Stilson'ın ayağını duydun mu?

- Evet, bir doktora görünmesi lazım. - Şu anda doktorda.

Tromsø, Stilson transferini iptal etti.

- Peki. - Bu bizim için cidden kötü.

Yani...

Mario'yu alabilmek için o paraya ihtiyacımız vardı. Şimdi kötü durumdayız.

Parayı bir yerden bulmamız lazım ve...

...bu kadar çabuk bir şekilde o parayı bulabilmemizin tek yolu...

Beni mi satacaksın?

Yapmak istemiyorum ama başka bir yol göremiyorum.

Belki de Mario'ya o kadar fazla ihtiyacımız yoktur.

O olmadan sezonun kalanında hayatta kalamayız.

Cidden beni mi satıyorsun!?

Bensiz hayatta kalabileceğinizi mi sanıyorsun?

Öyle sanıyorum.

- Emin misin? - Evet.

Olamaz... Beni kime satıyorsun?

Aalesund.

Aalesund mu? Beni kahrolası Aalesund'a mı satıyorsun?!

Anlaştık. İmzana ihtiyacımız var.

İmzamı alamayacaksınız!

Daha iyi bir kulübe gideceksin ve taşınmana bile gerek kalmayacak.

Bu şehirde yaşayıp Aalesund için oynamamı mı istiyorsun? Delirdin mi sen?!

Seni ucuza satıyoruz ki daha iyi bir kontrat imzala.

Ucuza mı? Beni ne kadar ucuza satıyorsunuz?!

Lanet olsun!

Daha önce birisi hakkında hayatımda hiç bu kadar fazla yanılmamıştım.

Michael senin hakkında haklıydı. Benim desteğimi hak etmiyorsun.

Bunun için minnettar olmadığımı sanma.

Teşekkür etme şeklin bu mu diye merak ediyordum.

Benim götümü kurtarmak için takımın geri kalanına yalan söylediğin için mi? Hayır.

Niye hayır?

Bu konu seninle veya benimle alakalı değil.

Aynen öyle. Yaptığın şey için özür dileyemezsin...

...o yüzden beni satıp kurtulacaksın!

Sen bir korkaksın! İçler acısı haldesin!

Takım için en iyi olan neyse onu yapmalıyım.

Saçmalık! Beni satmak takım için en iyi şey filan değil!

Soyunma odasında olacaklar için veya...

...taraftarların tepkisi için ben de mutlu değilim.

Soyunma odası ve taraftarlar.

Biz burada neysek dışarıda da oyuz!

Senin yerini alabilecek Otto var ama Michael'ın yerini alabilecek kimsemiz yok.

- Bu basit bir denklem. - Bu matematik değil!

İmza atmayacağım.

Aptallık yapma, 32 yaşındasın.

İyi bir kontrat imzalamak için son şansın bu. Ve şimdi Eliteserien gelmiş kapına.

5 yıldır buradayım. Burası benim soyunma odam.

Bunlar benim arkadaşlarım.

Kızımın, üstünde "Kahrolası Aalesund" yazan bir örtüsü var!

Eğer imzalamazsan, arkadaşların ligden düşecek.

- Ne yapacaksın? Burada mı kalacaksın? - Evet.

Sence hiç sorunun olmayacak mı?

Ne yapabilirsin? Beni yedekte mi tutacaksın?

Tutmayacaksın!

Sence özür dileme işinde iyi değil miyim? Affetme işinde daha da kötüyüm.

Affedilmem mi lazım bir de?!

Evet, işimi yapmaya çalışıyorum burada.

Varg'ı küme düşmekten kurtarmaya çalışıyorum ve sen beni sabote ediyorsun.

Yedeğe al beni o zaman! Görelim bakalım kim daha uzun hayatta kalıyor.

Üç hafta içinde yeni teknik direktörümüz olur ve ben de sahaya geri dönerim.

- Ve takım da küme düşmüş olur. - Kim bilir?

Önümüzde iki senaryo var. İmzalarsın ve daha iyi bir takımda...

...daha iyi bir maaş alırsın.

Kör olasıca Aalesund'da...

Kimin umrunda? Sen Stavanger'lısın!

Benim umrumda.

İmzalarsın. Uğruna savaştığın her şey hâlâ ayakta olur...

...tıpkı bu takıma olan aşkın gibi.

Veya reddedersin, bir ay yedekte kalırsın.

Beni takımdan attırırsın ve takımının küme düşmesini izlersin.

Gururunu bir kenara bırakırsan bu senaryoyu önleyebiliriz.

Sen İkinci Lig'de olacaksın. Kızın da televizyonda Aalesund'u izleyecek.

Bu senin bağlılığına değer mi?

Takım için en iyisi bu. Ve sen de hep bunun için savaştın.

Bu yüzden en iyi adamımız sensin. Hem saha içinde hem de saha dışında.

Ama duruma objektif yaklaşmalıyız.

Ben kağıtları getireyim.

Pekâlâ, galiba hazırız. Beni takip eder misiniz?

Mario, beklettiğimiz için üzgünüm.

Sorun değil, ben sabırlı bir adamım.

Evrakları şimdi gönderiyoruz.

Teknik direktör nerede? Buralarda mı? O adamla tanışmak isterim.

Teknik direktör benim.

Biliyorum. Dalga geçiyorum.

Duvarınız geçmişten fotoğraflarla dolu. Gelecek için yer yok.

Bizim için de yer ayırmalısınız.

Koşuyordum...

Şarjım bitti ve müzik dinleyemedim.

İçeri gir.

Koşarken müziğe ihtiyacım var, yoksa bazı şeyleri düşünmeye başlıyorum.

Biraz düşündüm ve...

...Innsbruck'a taşınman lazım.

- Innsbruck'a taşınmalısın. - Ne için?

Çünkü... Bütün planların suya battı.

Her şey mükemmeldir ve arkadaşlarınla konuşmayı denersin ama...

...sana ilgi göstermezler...

...sen de buraya ait olmadığını fark edersin.

Geleceğine baktığın zaman kara bir delik görürsün.

Dışarı çıkmayı kesersin.

Sütünün son kullanma tarihi geçmiştir çünkü markete gitmiyorsundur.

Yine de içersin ve tadının bok gibi olduğunu düşünürsün.

Tıpkı öğlen yediğin yemek gibi.

Sonra kendine ve hayallerine gülersin ve kara delik daha da büyümeye başlar.

Sonra bir gün...

Bir gün, bir kuş tam pencerene doğru uçar.

Öldüğünü düşünürsün. Boynunu filan kırmıştır.

Uzun süreden beri güneşi gördüğün ilk zamandır.

Kuşun iyi olduğunu fark edersin, ufak bir kafa sarsıntısı geçirmiştir belki de.

Kuş uçar gider ve sen orada kalırsın.

Güneş parıldıyor...

Burası gibi ama yağmur olmadan.

Belki de yarın markete giderim diye düşünürsün.

Bir anda kara deliğin içinde bir ışık belirir.

Markettesin ve sütü alıyorsundur.

Bir dergide İzlanda'nın dünyanın en iyi kaplıcalarına sahip olduğunu...

...veya Mogadişu'deki vahşet olaylarını okuyorsundur.

Oraya gidip yardım edebileceğini veya İzlanda'ya...

...tatile gidebileceğini düşünüyorsundur.

Kara deliğin içinde artık daha fazla ışık vardır.

Siyah git gide daralıyordur.

Belki de küçük bir ışık hüzmesi tekrar yemek yapmana sebep olur.

Yapmak zorunda değilsin. Ama istersen yapabilirsin.

Diğer ışık hüzmelerinden istediğini de seçebilirsin. Sonra Innsbruck'a gidersin.

- Öyle mi yapacağım? - Evet. Ve kayacaksın.

- Ben kayamam. - Innsbruck öğrenmek için en iyi yer.

Demek istediğim bu. 17 yaşındasın.

Hayat tek bir şeyden ibaret değil. Binlerce şey var.

Bunlardan biri Innsbruck'da kayak yapmak.

Bunu düşünüyordum.

- Sen de Innsbruck'da mısın? - Evet...

...ama kötürüm olmuşum ve çöpten yemek yiyorum. Ve kayak yapamıyorum.

Ama oradasın.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.