All language subtitles for Elsbeth.S03E01.1080p.WEBRip.x265-KONTRAST.tur

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American) Download
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

TV-Rip ve Düzen: guilty57

Ve işte asıl sihrin olduğu yer burası.

Sağınıza bakarsanız kendisinin ofisini göreceksiniz.

Sunucumuz Scotty Bristol.

Şimdi muhtemelen içeride materyalin üstünden geçiyor,

birkaç saate kaydı başlayacak olan bu akşamın programına hazırlanıyordur.

Kendisine bir merhaba diyelim mi?

Aslında işimden olmayayım.

Yan tarafta da yazarlar odası var,

Scotty'nin eğlenceli monologları

ve komedi skeçleri orada doğuyor.

Yazarlar materyallerinin programda yer alıp almayacağını öğrenmeyi bekliyor.

Hiç beğenmedi.

Monoloğu mu, belediye başkanı skecini mi?

Hiçbirini. Hiçbir cümleyi.

Ama sabahladık. Güzel şeyler vardı.

Sunumu doğru yaptın mı?

Evet, Ronan, sunum yapmayı biliyorum. Komedi kökenliyim.

-Doğaçlama. -Doğaçlama.

Bakın, beğenmedi işte. Olur öyle şeyler.

Tamam ama keyfi nasıldı? Çünkü doğru anı da seçmek gerek.

Çünkü kadınlar olarak konuşmadan önce

bir erkeğin duygu durumunu düşünmek bizim işimiz.

Buyurun, beni suçlayın. Ben alışkınım ama materyal programa girmeyecek.

Ve nereye gideceğini biliyoruz.

Evet, Mickey 2'nin melodik sesleri.

Yazdıklarımız kâğıt öğütücüye gitti. Ne kullanacak peki?

Arşiv espriler kullanacak.

-Komedi aşkına! -Olamaz!

-Bu senin suçun. -Hayır, hadi ama!

Sen kimin tarafındasın?

Selam Sheryl.

Ben Laurel. Çok Geç Oldu'nun başyazarı ve başyapımcısı.

-Gergin misin? -Tanrım, çok mu belli oluyor?

Sadece... Ulusal kanal bu.

Hâlâ bir anlam ifade ettiği yaştayım.

İzleyicimiz de öyle düşünüyor.

İşte Scotty'nin sorabileceği ya da sormayabileceği bazı sorular.

Bana kibar davranır mı sence?

Yani bazen iğneleyici olduğunu biliyorum...

Yalan! Ben hep kibarımdır.

Tanrım! Gerçekte çok daha uzunmuşsun.

Bu ekranının boyutuna bağlı.

-Selam Sheryl. Memnun oldum. -Selam.

Bak, çok eğlenceli olacak. Rahatla ve kendin ol.

Destek için arkadaşımı getirdim aslında. Elsbeth?

-Elsbeth! -Ne? Selam! Evet, buradayım.

Elsbeth hakkında yazdığım wellness merkezlerinden birinde

yol arkadaşımdı. -Selam Elsbeth.

Umarım doğru söylemişimdir çünkü bir daha söylemeyeceğim.

Aman Tanrım, gerçekten sizsiniz.

İnanamıyorum. Büyük hayranınızım.

-Çok uzunsunuz. -Evet, sen baygınken ondan bahsettik.

Evet. Doğru. Pardon.

Havaalanından direkt buraya geldim. İskoçya'da Angus'ı ziyaret ettim.

Sevgilimi. Aslında

öyle desem mi, bilemiyorum ama neyse.

Jetlag yüzünden biraz sersem gibiyim

ama gerçi bazıları her zaman sersem gibi olduğumu düşünüyor.

Bu hikâyenin büyüleyici yanı ne, biliyor musun?

Sormadım.

-Orada görüşürüz. -Tamam.

Tamam. Tamam.

Sen yaparsın.

-Kahve var mı? -Var.

Kafeinsiz kahve getirin!

ALKIŞ

Herkese merhaba. Çok Geç Oldu'ya hoş geldiniz.

Yollarda Keyifsiz'in yazarı Sheryl Jacobs bizlerle.

Sheryl, burada diyor ki

dört yıl boyunca bir wellness merkezinden diğerine gitmişsin.

Dört yıl, üç ay.

Döndüğünde bir sürü gereksiz posta birikmiştir.

Evet, ben...

Kitapta bundan bahsetmiştim. Okumadın mı?

Bu iş için okumam gereken çok şey var Sheryl.

Doğru ya.

Bu senin için zor mu?

Mickey, Sheryl bana kötü davranıyor.

Mickey Muntz'la tanıştın mı?

Hayır ama onu programdan tanıyorum.

Memnun oldum Sheryl. Kitabına bayıldım

ve her kelimesini okudum.

Baksana, bir şey sorayım.

Sence Mickey için en iyi wellness tedavisi hangisi olur?

Yani tabii ki hepsi lazım ama hangisiyle başlasın?

Kilo mu, yoksa çaresizlik mi?

Şey, bence insanın ruhsal benliğine odaklanması her zaman ilk sıradadır,

sonra fizik gelir.

Öğrendiğim iyi oldu çünkü Mickey'nin fiziğine odaklanmak istemeyiz.

Evet, ruhum da kesinlikle incindi.

Neyse, harika bir sohbetti Sheryl. Tekrar gel lütfen.

Bu kadar mı?

-Bu kadar. -Tabii...

"Çok geç oldu." Yatın artık millet.

Hoşça kalın.

E?

-Olmaz dedi. -Şaka mı bu?

Tatlım.

Doktorun dediğini söyledin mi?

-Söyledim. -Kelimesi kelimesine mi?

-Hayatım. -Mickey, kalbin kötü durumda.

Strese ara vermezsen,

her gece uğraşmalarına maruz kalırsan kim bilir neler olur.

Bak, bana her sene mamografi çektir diyorsun, çektiriyorum

ve beni düşündüğün için seni seviyorum.

Şimdi de ben senden kendini düşünmeni istiyorum.

İmkânsız dedi.

Reytingler düştü ve yerini almak için Ronan aportta bekliyor.

Benim kabul ettiğim iş buydu zaten.

Tanrım, bu adam seni öldürüyor. Bu ne cüret?

Bir şey olmaz.

Bak, Scotty'ye çok şey borçluyuz.

Onsuz hiçtik.

Ben buna inanmıyorum.

Hayır, haklısın.

Ben onsuz hiçtim.

Sen her şey olabilirdin.

Mickey. Sen çok iyi birisin.

Evet ama eğlence sektöründe olmayı ben istedim.

Üstünü değiştir ve eve git.

Ben montajı izleyeceğim. Gerçi orada olduğumu fark eden yok.

...ama hangisiyle başlasın?

Kilo mu, çaresizlik mi?

-Şu yakın planı yollasana. -Tamam.

Seni yollayacağını tahmin etmiştim.

Sana doktorun ne dediğini söyledi mi?

Doktor mu? Doktora giden kaldı mı ya?

Scotty, bu program onu resmen öldürüyor.

Biterse özleriz ama.

Evet, biliyorum.

Bu program üçümüzün hayaliydi

ve yaptığımız tercihlerle yaşamak zorundayız.

-Evet ve sen Mickey'yi seçtin. -Seçtim.

-Bir pişmanlığın var mı? -Sadece programı izlediğimde.

Hoş. Çocuk peki?

Hayır, o konuda haklıydın.

Odağımızı dağıtmak zorunda kalsak buralara asla gelemezdik.

İçki?

Olur.

Programımızı ilk kez izlemek için

kanaldan gözlemcinin geldiği geceyi düşünüyordum,

seyircilerden biri öneri olarak "Rönesans panayırı" diye bağırmıştı.

Geçmişi yad ediyoruz demek.

Ondan önceki hafta Rönesans panayırı skeci çok tutmuştu.

Hazırdı, seni yıldız gibi gösterecekti.

Ama bağıran adam bizdendi, değil mi?

Laurel, iyi şans hazırlıktan gelir.

Evet. Biliyor musun? Çok tuhaf.

Galiba senin yerine Mickey'yi o gece seçtim.

Hırsın ödümü patlatmıştı.

Tanrım, neden o kadar korkmuşum ki?

Laurel.

-Ne yapıyorsun? -Daha iyi dursun diye düzeltiyorum.

Daha seksi.

Biz...

Bunu yapacak mıyız gerçekten?

Neyi? Ben sadece eski bir dostumla bir şeyler içiyorum.

Tüm bunlardan önceki o hâlimizi özlemiyor musun?

Tabii ki.

Bazı geceler

sana bakıyorum ve...

Ve o zamanlara gidiyorum,

üçümüzün sahnede olduğu,

doğaçlama yaptığımız zamanlara. -Evet.

Birbirimizle çok uyumluyduk.

Çok gençtik.

Hiç değişmedin. Gel benimle.

Ne... Tamam.

Olur, tamam. İstiyorum.

Tamam, evet.

Sana karşı hep sadık oldum, Laurel da öyle.

Ve ben bunu hak ediyorum.

Benim sağlığım bir programdan daha önemli.

Bak Laurel, sadece

şunu bilmeni istiyorum: Mickey'ye sadakatine hep saygı ve hayranlık duydum.

-Biliyorum. -Ama galiba...

...senin bile sınırların var.

Galiba var.

Scotty, bunu daha fazla yapamam.

Scotty? Scotty!

Çığlık sesi miydi o?

Anne, dönmene daha birkaç gün var sanıyordum.

Angus'la mı işler iyi gitmedi?

Hayır. Sheryl onunla programa, sonra da yemeğe gitmemi istedi,

ben de arkadaşlarıma destek olmak istiyorum.

Özellikle de Kaya şu an gizli görevdeyken.

Sebebin bu olduğuna emin misin?

Kızım buradaymış! Gonzo'm benim! Seni çok özledim.

-Uslu durdun mu? -Hem de çok.

-Teddy, hediye getirdim. -Tamam anne, ben çıkarayım.

-Sen çok bitkinsin. -Tamam. Sağ ol tatlım.

Evet, üstteki. Evet, o Gonzo için.

Evet. Al bakalım!

Git getir kızım!

O da sen ve Roy için.

Bize ekoseli kilt almışsın.

Evet, ikinizin de baldırları çok güzel.

Teşekkürler. Bu çok eğlenceli.

Gerçi bence bunu yeni işimde giymek için biraz erken muhtemelen.

Evet, muhtemelen.

Dur, ne? Teddy! İşe mi girdin?

Şoke edici, biliyorum.

Roy'la bardaydık ve bir muhabirle tanıştık.

Gerçeğin değersizleştiğinden

dünyanın daha fazla doğrulayıcıya ihtiyacı olduğundan bahsetmeye başladım

-Çok doğru. -Ve ne olduğunu anlamadan

The New York View'da işe alındım.

Gazetecilerinden biri

üvendireyle öldürülmüş, biliyor muydun? -Gonzo'yu o sayede aldık ya.

-Ne? -Uzun hikâye.

Neyse, bence gerçekten araştırmacı gazeteci olabiliyorum.

Chris Hayes de benim gibi felsefe okumuş, biliyor musun?

-Biliyordum galiba. -En iyi yanıysa şu,

basılı medya can çekişiyor,

o yüzden işe giriş çıtası çok düşük.

Bu şahane hayatım. Ben çok...

-Tamam anne, uyuman lazım. -Tanrım.

Hayır! Uyumak istemiyorum.

Çok Geç Oldu'yu izlemeliyim. Bakayım kendimi seyirciler arasında görecek miyim.

Anne, program yayından kaldırılabilir.

Hayır. Ne olmuş? Grönland mı?

Alo?

Elsbeth. Güzel, eve varmışsın.

Ve hâlâ ayaktasın.

Yüzbaşı Wagner.

İşte buradayım, birkaç saat dilimini aşıp görevimin başına geldim.

İyi ki erken geldin. Sana ihtiyacım var.

Al sana sansasyonel vaka.

Evet. Dedektif Smullen'ı görüyorum.

Beni "hizaya sokmak"la görevlendirilen bir memur var mı?

Evet, Memur Grace Hackett'la çalışacaksın,

-kendisi bu iş için biçilmiş kaftan. -O neden?

Boş zamanlarında standup komedyenliği yaptığını biliyorum.

Bunun çok faydası olur. Hem güleriz de.

Nerede? Gördüm.

Selam. Memur Hackett? Selam.

Tanrım.

Affedersin, duygusal bir an yaşadığını fark etmedim.

Yok...

-Ben... -Kim olduğunu biliyorum.

Özür dilerim.

Hep burada, bu ofiste olmayı hayal etmiştim ve...

Buraya bu şekilde gelmek istememiştim,

-anlatabiliyor muyum? -Evet.

Özür dilerim. Empati duygum yüksektir.

Olsun.

İyi geldi.

Mickey Muntz'a, cesedi bulan sahne partnerine göre

Scotty Bristol beğenmediği materyalleri sırf yazarları sinir etmek için

buradaki sanayi canavarına atmasıyla meşhurmuş.

-Tanrım, ah bu sektör. -Evet.

Çöptekileri delil olarak poşete koyuyoruz

ama talihsiz bir "kravat öğütme" kazasına benziyor.

Bunlar kulaklık mı?

Öyle düşünüyoruz.

Ne dinliyormuş, biliyor muyuz?

Merrily We Roll Along, özgün kadro kaydı.

Senden fazlasını bilmiyorum.

Bence ben daha çok şey biliyorum.

Sondheim'ın müziği tam bir başyapıt.

Ve hikâye tersinden anlatılıyor,

bu bana hep çok mantıklı gelmiştir.

Evet, bana da.

Şimdi...

Adamın boğulmasına yol açan...

Kravatı mı?

Demek ki sırtını öğütücüye yaslamış. Neden ki?

Uzaklaşmak için dönmüştür belki.

Şey...

Ama kravatının sıkı olması lazım yoksa vaktinde çıkarabilirdi.

Ama Scotty her programının sonunda kravatını hep gevşetiyordu.

"Çok geç oldu. Yatın artık."

Evet, bu onun klasik hareketiydi.

Parmak izi var mı?

Şu ana kadar bulamadık.

"Sıkışma önleyici" düğmesi var.

Demek ki öğütücü kâğıtlar fazla gelip sıkışınca kapanıyor ya da...

Sunucunun bedeni sıkışınca.

Yani birinin durmaması için bu düğmeye basmış olması gerekiyor.

Ve bakın, geri alma düğmesi de var.

Peki...

Scotty neden ona basmamış?

Geri alma düğmesi mi? Scotty fikrini asla değiştirmezdi.

Laurel'dı, değil mi? Kuliste tanışmıştık.

-Arkadaşım Sheryl'la gelmiştim. -Jetlag olan.

Hâlâ geçmedi.

Artık kocamı eve götürmek istiyorum. Kalbinden rahatsız.

-Gidelim. -Elbette. Yalnız...

Bir soru sorabilir miyim?

Scotty'nin öğütücüye ne koyduğuna dair bir fikriniz var mı?

Muhtemelen hoşuna gitmeyen bir materyal.

-Gidelim. -Bu...

Çok tuhaf.

Çünkü Mickey, Scotty'nin yazarlara işkence etmek için öğütücüyü kullandığını söyledi

ama yazarlar gitmişti, öyle değil mi? Yani onlar...

Bunu fark etmezdi.

Ne düşündüğünü bilemeyeceğiz sanırım. Burada yalnızdı.

Belki de değildi.

Çünkü Scotty kulaklıklarını çıkarmış

ama kutusuna koymamış,

sanki kısa süreli bir kesintinin ardından

tekrar takacakmış. Mesela biriyle...

...konuştuktan sonra.

Kocamı gerçekten eve götürmeliyim.

-Elbette. -Gidelim hayatım.

Ayrıca...

Bu oynar gözler çok komik.

-Ne alaka? -Anlatamam. İyi geceler.

İyi geceler. Gidelim.

Doğru. Hiçbir yerde parmak izi yok. Biri silmiş olabilir.

Yani bu talihsiz bir kravat öğütme kazası değilmiş.

Kabul, Bayan Tascioni mantıklı şeyler söylüyor.

Bu vakit kazandırır. Elsbeth, teorin ne?

Bu da sana.

Hediyelerim var!

Tamam.

Bu sana.

-Zahmet etmeseydin. -Yurt dışından elim boş gelemezdim.

Tamam Teğmen Connor, bu tam senlikti.

İşte bu. Teşekkürler Elsbeth.

Rica ederim.

Yüzbaşı Wagner, viski çok sevdiğini biliyorum.

Duty free, ki bence senin için manidar.

Bannerdale 18. Çok güzel.

-Sağ ol Elsbeth. -Rica ederim.

Ve Bobby... Kurabiye.

Memur Hackett, seni henüz tanımıyordum tabii ki

ama tüylü İskoç ineklerine benzeyen bu sevimli silgilerden bir sürü aldım.

Başka bir şey olmasın da.

Al bakalım! Sana da var.

Jetlag'in nasıl oldu? Çalışabilecek misin?

Evet, evet. Sadece ilk büyük fincan kahveme ihtiyacım var.

Artık kahveye para mı veriyoruz?

Yeni bütçe yönergelerine uymanın yollarını aramaya devam ettik.

Yani aslında nazikçe "Artık sana verecek bir şeyimiz yok, kabullen" diyor.

Teğmen Connor'ın suçu değildir eminim.

Evet. Şey...

Hesap kitapla o ilgileniyor.

Doğru. Ben ilgileniyorum.

Bir doları olan var mı?

Tamam, düşüncelerimi kartlara yazardım ama...

...malzeme dolabında artık kart yok.

Sorun değil çünkü keçeli kalem bekleme listesindeyim.

Hesap kitap nasıl gidiyor?

Bunun bir kaza olmadığı ortada.

Aynı fikirdeyiz. E? Adama kimin garazı varmış?

Belki de Mickey sadece cesedi bulmamıştır.

Adam yıllarca her gece Bristol tarafından aşağılandı.

-İşin esprisi o değil miydi zaten? -Deneyim yine de gerçekçi olabilir.

Bilemiyorum. Mickey, Scotty'nin ölümüne epey üzülmüş gibiydi.

Öğütücüdeki kâğıtların hepsini birleştirdim.

Argo'dan bir sahne gibiydi.

Evet, o filmden hatırladığım tek şey o.

Üstelik En İyi Film Oscar'ını kazandı.

Ne buldun?

Arşiv esprilerdi.

Programda işe girmek isteyen hevesli bir yazarın esprileri.

Aslında ben de birkaç tane yollamıştım.

Yemin ederim bir keresinde esprimi kullanmışlardı.

Sadece Pelosi'yi Beyoncé yapmışlardı.

Ve para vermediler mi? Ya da adını?

Galiba sözleşme dilinde "hiç" deniyor.

Anlaşılan Scotty Bristol çok sayıda yazarı sinirlendirmiş.

-Belki içlerinden biri intikam istedi. -Pek olası değil.

O nedenmiş?

Yani çoğu komedi yazarı

Scotty Bristol'ın esprilerinden birini çalmasını

devam etmek için teşvik olarak görür.

Zavallı bir grubuz.

Programdaki yazarlar peki?

Scotty'nin espri çalıp onlarınkini dev öğütücüye atmasına ne diyorlar?

Aynen.

Onlarla konuşmalıyız.

Sağda sunucumuz Scotty Bristol'ın ölü bulunduğu ofisi göreceksiniz.

Bu sizin için zor olmuştur.

Biliyor musunuz? Oldu gerçekten.

Hakkında herkes farklı şeyler söylerdi ama Scotty bana karşı hep iyiydi.

Bana doğaçlama yaptığı ilk zamanları anlatmıştı.

İnsanların stajyerlere anlattıklarına inanamazsınız.

Mickey 2'yi ne zaman boşaltmaya girsem geçmişe dalardı.

Mickey 2 mi?

Kâğıt öğütücünün lakabı bu.

Aslında çok kötü.

Mickey 2'yi hep sen mi boşaltırdın?

Scotty öyle isterdi.

Temizlik görevlisi olmayıp

Scotty ve Laurel'ın ofis anahtarına sahip tek kişi benim.

İkisi de öğütücüleri konusunda hassastı.

Scotty materyal çalmayı sevdiği için olabilir.

Ah bu sektör.

Scotty ve öğütücüyle ilgili ne anlatabilirsiniz?

Mickey 2 mi? Patronun kim olduğunu hatırlatmak için onu çalıştırmayı severdi.

Kâğıt öğütücü için komik bir lakap ama.

Küçük Korku Dükkânı'ndaki Audrey 2'den esinlenip adını Mickey 2 koyduk

çünkü gerçek Mickey gibi Scotty ona da bütün gün verip veriştiriyordu.

Laurel bu lakabı biliyor muydu?

Evet ama o asla gülmez çünkü yönetici pozisyonunda.

Ya da belki hepiniz kocasıyla dalga geçtiğiniz içindir.

O da duygusal versiyonu.

Scotty'nin öğütücüsünde bir yazarın arşiv esprilerini bulduk.

Herhâlde. Bulmuşsunuzdur tabii.

Onları kullanması sizi çok sinirlendirmiştir ha?

Profesyonellere güvenmesi gerekirdi.

Öyle mi? Ödeşmek istemediniz mi?

Bir dakika.

Biz kaza olduğunu sanıyorduk. Bu bir cinayet soruşturması mı?

Ronan olmalı. Çok belli.

Scotty'nin işini istiyordu.

-Hadi, adamınız o. -Steph! Steph, Scotty'yle

geçen sezonun veda partisinde yatmıştı ve o zamandan beri de kafayı taktı.

Kes sesini. Bu çok aptalca.

Ama bence onu kesin sen öldürdün.

-Arkadaşlar! -Çünkü seninle yatmadım.

Arkadaşlar, durun!

Skeç değil bu.

Dün gece neredeydiniz, söyler misiniz?

Evet. Ben Village'daki Bay Titters Kulübü'nde iki gösteri yaptım.

Doğru, evet, hepimiz oradaydık.

İki sette de. Onu destekledik.

Gerçekten mi? Hepiniz mi?

İki sette de mi? Neden?

Scotty'nin yerini alırsa diye Ronan'a yalakalık yapıyorduk.

Ki ben fırsatı kaçırdığım için artık alacak da.

O yüzden tebrik ederim.

-Senin adına çok sevindim. -Evet.

Bay Titters'ta kameralar var.

Seyirciler görünüyor.

İyi niyetli sataşmalarımız eminim kameralara yakalanmıştır.

Tekrar bakarız çünkü bu gerçekten büyük bir tesadüfe benziyor.

Belli ki Scotty Bristol'ın yanında çalışmak canınızı sıkıyormuş,

o yüzden belki de

onu beraber öldürüp örtbas etmişsinizdir.

Dedektif, anlamanız lazım.

Bizler yazarız.

Düzeni bozacak bir şey yapmayız.

Doğru. Burası düşmanca bir iş ortamı

ama hepimiz işimiz olduğu için şükrediyoruz.

Ah bu sektör!

Hangisi o?

Benazepril.

ACE inhibitörü olan.

Almayı unutursan işe yaramazlar.

Sen o yüzden varsın ya.

Mickey.

Dün gece neden tekrar Scotty'nin ofisine gittin? Eve git demiştim.

Ona ültimatom verecektim.

Ya kendimle ilgilenmek için izne çıkacak ya da istifa edecektim.

Artık sana da, bana da haksızlıktı.

Canıma tak etmişti.

Ama fırsatım olmadı.

Mickey.

Keşke bunu bilseydim.

Ne yapıyor?

Kendini bir şey için gaza getiriyor gibi.

Evet.

Birini öldürmek için.

Hep bırakmanın eşiğine geldim ama hiç bırakmadım.

Evet ama bu kez bırakmakla kalmayıp

seni milyonların önünde maskara ettiği için Scotty'yi öldürdün.

Komediden anlamıyorsunuz.

Tanrım. Hiç saygı görmüyorum.

Ya sen?

Mickey'nin bırakmasını istiyor muydun?

Ben Mickey'nin iyiliğini istiyordum. O kadar.

Bu sorgu bitmiştir.

Mickey, eve gidip Edward'ı ara. Kendisi avukatımız.

Belli ki polis Scotty'nin dünyadaki en iyi arkadaşına odaklanarak

vakit kaybetmek istiyor.

Hayret bir şey.

Sizi arayacağız.

Bu sırada bina güvenliğiyle bir kez daha görüşeceğiz.

Ben sonra yanınıza gelirim.

Baksana Laurel. Laurel.

Şunu bilmeni isterim ki bence polis yanılıyor.

Bence bunu Mickey yapmış olamaz.

-Zekisin. -Yalnız kocanın adını

temize çıkarmak için bunu çözmeme yardım edersen çok sevinirim.

Bunu yapmak ister miydin?

-Nasıl hayır diyebilirim? -Harika.

Affedersin Laurel.

Vay canına be.

-İşin çok zor. -Nasıl yani?

Yazarlar seni yönetici olarak görüyor.

Her şeyin suçunu bana atıyorlar.

Scotty öyle istiyordu.

Scotty de pek kolay bir patrona benzemiyor.

Bir de her gece programın kocana yaptıklarını izlemek...

Laurel, bir sürü şeyle uğraşıyorsun.

Sen de öyle yoksa bu kadar torba taşımazdın.

Doğru.

Ama ben kocamı düşünmek zorunda değilim. Eski.

Gerçi barodan atılmaktan kıl payı yırttı.

-O konuda ne hissettiğimi bilmiyorum. -Pardon ama çok işim var.

Elbette. Ne üstünde çalışıyorsun?

Scotty için anma programı hazırlıyoruz.

Ve onu senden daha iyi kim tanıyordu?

Bu arada,

Scotty de öğütücüye Mickey 2 diyor muydu yoksa sadece yazarlar mı diyordu?

Bunların hepsini biliyordun.

Değil mi?

Ama sana suç mahallindeki oynar gözleri sorduğumda

bilmiyormuş gibi davrandın.

Kaza gecesinden mi bahsediyorsun?

Sordun ve ben de "Anlatamam" dedim.

Anlatamazdım çünkü Mickey oradaydı

ve duygularını incitmek veya Tanrı korusun onu suçlu gibi göstermek istemedim.

O yüzden anlatamadım.

Vay canına, çok hazırcevapsın.

Doğaçlama eğitimimden olmalı.

Doğru.

Carl, en başa alsana.

Tamamdır.

Süpermiş.

Vay canına.

Hey.

Bu sen misin?

Scotty, Mickey ve sen, değil mi?

Evet, Tulumlular diye bir gruptaydık.

Kıyafetlerin sebebi şimdi anlaşıldı.

Bu çok eğlenceli.

Çok popülerdiniz, değil mi?

Ne olduğumuzu bilmiyorduk. Biz sadece

eğleniyor ve birbirimizi güldürüyorduk.

Seattle'da birbirimizi ve yaptığımız işi çok seven üç çocuktuk.

Tabii tüm bunlar kıskançlıklar, anlaşmalar ve eğlence sektöründen önceydi.

Scotty'nin yıldız olacağını bilmeden önce mi?

Onu hep biliyorduk.

Vay canına.

Bunu yapmayı öğrenmeyi çok isterim.

Neyi? Doğaçlamayı mı?

Yok, artık pek revaçta değil.

Ama çok önemli bir beceri.

Benim işimde de çok faydalı olurdu.

Scotty'nin gerçek katilini bulmak için kullanabilirdim.

T.

U.

V.

-W! -X.

Y?!

Z.

Tamam. Peki. Aramızdaki bağın güçlendiğini görüyor musun?

Evet, görüyorum.

Neredeyse zihnini okuyacak gibiyim.

Tamam, daha ileri seviye bir oyun deneyelim.

-Tamam, Sadece Soru oynayalım. -Tamam.

Şimdi, söyleyeceğin her şey soru formatında olmalı.

Riziko! gibi.

Evet, Riziko! gibi.

Tamam, doğaçlamanın ilk kuralını da unutma; "Evet ve."

Karşındakinin dediğini asla inkâr etmeyeceksin çünkü sahneyi bozar.

Bozmadan yeni bilgiler eklersin, böylece sahne gelişir.

-Peki. -Tamam, evet.

Şimdi, sahne için bir yerle başlayalım.

Rönesans Panayırı.

Nereden aklına geldi peki?

Tulumlular'da yaptığımız bir skeç olduğunu biliyor muydun?

Evet ve...

Sizinle ilgili çok araştırma yaptım.

-İyi miydi? -Yalnız daha tam başlamamıştık.

Tamam mı? Şimdi başlayalım hadi.

-Tamam. Pardon. -Pekâlâ.

Hadi bakalım.

Rönesans Panayırı'na ilk gelişiniz mi?

İlk gelişim gibi mi duruyor güzelim?

Güzelim mi? Tamam, evet, soru sordun

ama yeni bir bilgi eklemedin.

Soruyu tekrar bana yönlendirdin, şimdi bütün işi ben yapıyorum.

-Evet. -Anladım. Tanrım, evet, ben...

İnsanlara genelde bunu yapıyorum.

Tamam, tekrar deneyeyim.

Tamam. Evet.

Pantolonumu beğendin mi?

Tamam, güzel.

Evet, bayıldım ve dans etmek ister misin?

Elbette, çok isterim.

-Dans ediyoruz. -Ve...

Ama...

Kocan bir şey der mi?

Tamam, bilgi eklemeye devam ediyorsa "ama" diyebilirsin

ki sen ekledin. Ve evet, der.

-Ona söyleyecek misin? -Evet

ama önce beni gizlice ortadan mı kaldıracaktın?

Yanlış mı yaptım?

Hayır, abuk subuk konuşmalar biraz kafa karıştırıcı sadece.

Montaja dönmem lazım.

-Tüh. Emin misin? -Evet.

Ve?

Evet ve bu çok iyi bir başlangıçtı.

Ayrıca sen de çok hazırcevapsın.

Ama daha çok pratik yapman lazım.

Bunu zaten görmemiş miydik?

Üstündeki kıyafetler farklı.

Mickey'nin hikâyesini test etmek istedim, o yüzden biraz araştırma yaptım.

İnternette bir hayran

programda Mickey Muntz'ın en çok aşağılandığı anları toplamış.

Çok vardı. Tüylü kostüm, yılan dolu tank.

O kayıtlardan sonraya ait güvenlik görüntülerini aldım.

Gerçekten de dediği gibi

Mickey çoğu zaman asansörde işi bırakmak için kendini gaza getiriyor.

Bu da gösteriyor ki...

-O yapmış! -O yapmamış.

Hadi ama. O yapmış.

-Yapmamış. -Kesinlikle o yapmış.

-O yapmamış. -Hadi Elsbeth, yapma lütfen.

-Tek tek. -Tamam yüzbaşı,

güvenlik görüntüleri Mickey'nin yıllardır Scotty'yi öldürmek için

cesaretini toplamaya çalıştığını açıkça gösteriyor.

Evet ve taptığı adama asla incitmeyecek zayıf bir adamı gösteriyor.

-Neden "Evet ve" diyorsun? -Ne?

Tam tersi bir şey söyledin ama "Evet ve"yle başladın.

Sahne için daha iyi.

Sahne mi çekiyoruz?

Mickey'nin bunları yaşadığını izlemek çok acı vericiydi

ama karısı Laurel için çok daha acı verici olmalı.

Hele ki Mickey kalbinden rahatsızken.

Ama senin de dediğin her şey

Mickey'yi işaret ediyor ve cesedi o buldu.

Evet ve bir o kadar da Laurel'ı işaret ediyor.

Hem sen niye çöp kutusu taşıyorsun?

Bir şey anlatmak için. Hey! Connor.

-Bunu görüyor musun? -Çöpü mü?

Evet, üç gündür burada duran çöp.

Evet, çöplerin toplanma sıklığının azaltılması gerekti.

Hayır. Edilgen cümlelerin arkasına sığınma.

Muz yiyip kabuğu küflenene kadar kalacak mı diye endişe etmemeliyim.

Bir şey yapacak mısın?

Hayır.

Edward ne dedi?

Beni böyle şeylere bakan bir avukatla görüştüreceğini söyledi.

-Ne zaman? -Bilmem. Yarın olabilir.

Olabilir mi? Polislerin şakası yok.

Neden onlara işi bırakmamı istediğini söylemedin?

Ne diyorsun?

Polis sana sordu ve sen yalan söyledin.

Yalan söylemedim.

Onlara senin iyiliğini istediğimi söyledim ve öyle de, hep öyleydi.

Laurel, baştan sona montajda mıydın?

Bunu yapma Mickey.

Sadece kendine ve bana işkence ediyorsun.

Yalan söyledin.

İşi bırakmamı istedin.

İzin almanı istedim.

Şimdi izinlisin. Bunu vakti iyileşmek

ve harika şeyler yapmak için kullanabilirsin.

Ama Scotty olmadan mı?

Ben...

Laurel, ben...

Mickey? Mickey!

Demek Scotty Bristol'ı öldürdüğü için vicdan azabına dayanamadı

ve kalbi dayanmadı ha? Öyle mi oldu?

Evet ve...

Ölmeden hemen önce bana aynen böyle dedi.

Yazmadan önce düşünün.

Bir şeyin üstünü karalamak mürekkep israfıdır.

Yüzbaşı Wagner.

Dışarıda ne olduğunun farkında mısın?

Neden bahsediyorsun?

Bu bütçe kesintileri çok keyfi ve absürt

ve herkes hıncını Teğmen Connor'dan çıkarıyor.

Evet. Ve?

Şöyle ki, yakın zamanda bir insan

bu duruma düşünce neler olabileceğini gördüm.

Bu adil değil ve kötü şeylere yol açar.

İyi patron olmak biraz da etkili şekilde sorumluluk vermeyi gerektirir.

Connor altından kalkabilir.

Peki ya duyguları?

-Connor'ın duyguları mı var? -Yüzbaşım.

İyi patron olmak başka neyi gerektirir biliyor musun?

Gerektiğinde suçu üstlenmeyi.

Sen... Gir.

Rapor çıktı. Mickey Muntz ani kalp krizi sonucu ölmüş.

Cinayet emaresi yok.

Tamam.

Vaka kapandı.

Dul eşine verilecek özel eşyaları var. Saati, alyansı.

Faydası olacaksa ben götürebilirim.

Olur. Sağ ol.

İşin bitmedi, öyle değil mi?

Cameron.

Arkadaşımızdan haber var mı?

Bir şey söyleyemem.

Kaya'nın iyi olduğunu bilmememi istememesine inanamıyorum.

Adını söyledim! Adını söylememiz yasak mıydı?

Adını ikimiz de biliyoruz.

-Peki ne zaman... -Hayır, ben...

Ben kendisiyle konuştum,

eğitimini tamamlamış ve ilk gizli görevine başlamış.

Ve sesine bakılırsa çok da mutlu.

Çok iyi.

Evet. Onu bekleyen pelüş bir Loch Ness canavarı olduğunu söyle.

-Tamam. Söylerim. -Tamam.

Muhteşem Scotty Bristol için yaptığımız anma programı son erdi.

Bu arada

bence kravat skecini yapmamalıyım. Scotty'nin yaptığı bir şeydi.

Her şey için benimle kavga mı edeceksin?

Selam Laurel.

Mola ver. Bunu sonra tartışacağız.

İple çekiyorum.

Anlaşman daha kesin değil.

Seni burada gördüğüme şaşırdım.

Anma programını elden geçiriyoruz, Mickey'ye dair tüm izleri çıkarıyoruz.

Doğru çünkü onu Mickey öldürdü.

Mickey'nin itiraf ettiğini polise söylemek zorunda değildin.

Eş gizliliği devam ediyordu. Sırrını saklayabilirdin.

Biliyorum ama Scotty'nin cinayetinin başkasının üstüne kalmasını istemedim.

Tabii ya.

Bu çok mantıklı.

Bunları getirdiğin için teşekkürler.

Aslında merak ettiğim başka bir şey daha var.

-Neymiş o? -Şimdi, Dedektif Smullen

vicdan azabını kaldıramadığı için

Mickey'nin kalbinin dayanmadığını düşünüyor.

Ama sana itiraf ettiyse

o zaman vicdan azabı geçmiştir,

peki neden kalp krizi geçirdi?

Yani Mickey tam olarak ne zaman itiraf etti?

Krizden önce mi, kriz esnasında mı?

Çünkü sonrasında olamaz.

Mickey, Scotty'nin bana âşık olduğunu biliyordu.

İlişkimiz olduğunu düşündü ve ben onu yaşamadığımıza ikna edemedim. Ondan.

Anladım.

Vay canına. Tam doğru noktada yeni bir bilgi ekledin.

Peki...

Scotty'yle aranda örneğin ofisinde bir şey yaşandı mı?

Hayır.

Hayır mı?

"Evet ve" değil mi?

Hayır.

Herkes bana bir bakar mı lütfen?

Durumlar zor, biliyorum.

Can sıkıcı düzenlemeler yapmamız gerekti.

Ama fark etmediyseniz bunlar her yerde oluyor.

Ve bizim yaptığımız iş

o kadar önemli ki

ufak tefek aksaklıklara odaklanamayız.

Bu zor zamanları beraber atlatacağız.

Ama bu esnada bir şikâyetiniz varsa...

...bana geleceksiniz.

Hey, bu benim çöpüm değil.

Çok komik Dedektif Smullen.

İşte bu.

Onun için yaptığını biliyorum.

Pardon?

Eminim pardon demek isterdin.

En azından bir kısmı için.

İşin buraya varacağını bilmiyordun sonuçta.

Sen, Mickey ve Scotty...

Sizin özel bir bağınız varmış.

Merrily We Roll Along'daki karakterler gibi.

Scotty'nin en sevdiği müzikal,

Yeniden sahnelenene kadar kıymeti bilinmemişti.

Bir yere varacak mısın?

Evet.

Çünkü o bağ

birbiriniz üzerinde size güç de veriyordu.

Ve Scotty o gücü hayatlarınızı kontrol etmek için kullandı.

Sana çocuk yapmamanı söylemesi gibi mesela.

Ya da Mickey'ye doktorun talimatı olan izni vermemesi gibi.

İyi de sen bunları nereden biliyorsun?

İnsanların stajyerlere anlattıklarına inanamazsınız.

Ve Scotty bana çok şey anlatırdı.

Planın buna talihsiz bir kâğıt öğütme makinesi kazası süsü vermekti.

Yani nihayetinde

Scotty o sesle yazarlara işkence etmeyi çok seviyordu.

Ama orada onu duyacak kimse yoktu.

Ve parçalanan kâğıtları da birleştirdik.

O gece programda hiç kullanılmayan espriler vardı.

Peki Scotty öğütücüye neden kâğıt atıyordu?

Şey, bilmiyorum. Ben orada yoktum.

Bak işte bu iyi bir doğaçlama olmadı.

Daha iyi olan hamlense

cinayetin suçunu öldükten sonra Mickey'ye atmaya çalışmandı.

Ama katilin

Scotty'nin kravatını sıkması gerekiyordu.

Sonra da onu hiçbir boğuşma izi olmadan öğütücüye götürmesi gerekiyordu.

Mickey bunu yapmış olamaz ama sen yapabilirdin.

Otuz yıllık geçmişinizi kullanarak,

biraz da alkolün etkisiyle

Scotty'yi kandırıp o noktaya getirebilirdin.

Bu çok saçma.

Evet, olabilir ama çok iyi plandı.

Ta ki cinayetten sonra

stajyer Matthew sayesinde boş olan öğütücü çöpünü görene kadar.

Mickey 2'yi boşaltmayı hiç unutmadım.

Çöpte öğütülmüş kâğıt olmazsa kaza gibi görünmezdi.

Mickey 2'yi de kullanamazdın çünkü Scotty'nin cesedi engel oluyordu.

O yüzden sen de ofisine koştun,

son gelen arşiv esprileri parçaladın

ve onları getirip

Scotty'nin çöpüne koydun.

Dedektif Smullen da bana benzer bir şaka yapmaya çalıştı,

bu sayede aklıma geldi.

Onun için özür diledim.

İyi de bunları kanıtlayamazsınız.

Aslında kanıtlayabiliriz.

Çünkü meğer hiçbir kâğıt öğütücü birbirinin aynı değilmiş.

Mickey 2'deki bıçaklar arasındaki mesafe

ofisindeki makinenin bıçak mesafesinden altı milimetre daha genişti.

Ve sadece sen ve stajyer Matthew'da

iki öğütme makinesinin de anahtarı vardı.

Ama Matthew yazarlarla birlikte

Ronan Gaines'in Bay Titters'taki standup'ını izliyordu.

Yalakalık yapıyordum.

Sen yapmış olmalısın Laurel.

Sen, Mickey ve Scotty...

Siz eski dosttunuz.

Şimdi aranızdan ikisi öldü.

Mickey'yi ben öldürmedim.

Doğrudan öldürmedin, hayır.

Her şey çok iyiydi.

Hanımefendi, bu taraftan lütfen.

Burada olan biten her şeyi biliyorsun, değil mi?

Öyle diyebilirsiniz, haklısınız da.

Bana bir iyilik yapar mısın?

Scotty Bristol'la Çok Geç Oldu ofis malzemelerinizi alın.

Onlar artık istemiyor. Moralleri bozuluyormuş.

Sağ ol Elsbeth.

Ama ben yine de tulum zımbamı kullanacağım.

Onları getirdiğin için sağ ol. Ortalık biraz sakinleşir.

Ne demek.

Ama kutu o kadar büyük değildi.

Sıkıntılar bitmiş değil.

Biliyorum.

Belki bazı şeyleri tekrar düşünmelisin.

Hayır.

İmkânsız.

-Ama ben... -Elsbeth,

ya o kesintileri yapacaktık

ya da seni yollayacaktık.

Ve bunu aklımdan bile geçirmem.

-Selam. -Selam.

Çok eğlendik, teşekkürler.

Hatta bana ilham verdin.

-Sahi mi? -Hatta

Çok Geç Oldu'ya tekrar espri yolladım

ve Ronan Gaines esprilerimden birini 200 dolara aldı.

Sahi mi?

-Evet. -Bu çok güzel. Vay canına.

Gördün mü?

En tepedeki kişi olmak insanı otomatikman canavar yapmaz.

Ah bu sektör.

Tamam, şimdi yeni sahne partnerimi takdim edeyim.

Bu aşağılayıcı işi isteyen tek salak.

Çok Geç Oldu stajyeri Matthew!

Teşekkür ederim efendim. Burada olduğum için çok mutluyum Ronan.

İçimizdekileri terfi ettirmeyi seviyoruz. Sana daha fazla para vermek istemiyoruz,

vermedik de ama iyi ki aramızdasın.

Bir şey ister misin?

JEFF CHRISTIANO ANISINA

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.