Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
(Duygusal müzik)
Ben onun annesiydim.
Benim onu korumam gerekirdi. Koruyamadım.
Ben neredeydim bütün bunlar olurken Esra?
Neden aramadın beni?
Aradım Ozan.
Aramaz olur muyum? Defalarca aradım seni.
Ama ulaşamadım.
Çalışmaya dalmışsın.
Sonra Zeyno getirdi beni eve.
Sen gece geldin.
Yüzüme baktın ve hiçbir şey anlamadın. Biliyor musun?
Ben en çok buna kırıldım.
Seninle hiçbir şey paylaşamadım ki ben.
Ne acımı paylaşabildim ne sevincimi.
İşte o zaman karar verdim senden ayrılmaya.
Çok üzgünüm.
Bütün bunları tek başına yaşadığın için gerçekten çok üzgünüm.
Ama bana anlatabilirdin.
Esra, bana anlatsaydın bambaşka olurdu her şey.
Keşke.
Olmazdı.
Olmazdı.
Esra, gitme. Lütfen.
-Ozan. -Lütfen.
-Ozan. -Lütfen.
Ozan, bizim için artık çok geç. Gerçekten çok geç.
Lütfen.
Ozan lütfen, Ozan lütfen.
Lütfen yapma.
(Duygusal müzik)
(Duygusal müzik devam ediyor)
Çağla.
(Duygusal müzik)
Çok üzgünüm Çağla.
Ben yapabilirim sanmıştım ama...
(Duygusal müzik)
Senin bir suçun yok ki.
Benim hatam.
Ben kendimi inandırdım.
Olmayacak bir masala...
...olacakmış gibi ben kendimi inandırdım. Benim hatam yani.
Hem ben olsun istedim, ben zorladım, benim suçum.
Çağla, çok üzgünüm.
Gerçekten.
Ben kendime bunu nasıl yaptım ya?
Ben bunu kendime ikinci kez nasıl yaşatırım ya?
Şimdi herkes nasıl ikinci kere terk edildiğimi konuşacak.
Ben bunu kendime nasıl yaptım Ozan?
Nasıl yaptım kendime ben bunu?
Çağla tamam, sakin. Tamam.
Sakin falan olamam.
Şimdi o nikâh masasına gideceğiz ve o imzayı atacağız Ozan.
Herkes dikkatini üzerimizden çektikten sonra bu iş biter.
Ama ben ikinci kere aileme de kendime de bu rezilliği yaşatamam.
Bana bunu borçlusun.
(Müzik)
Çok şükür.
(Zümrüt) Maşallah.
Bravo!
Nihayet geldiler. Ben yine vazgeçtiler zannettim.
Olsun. Geç olsun da güç olmasın, boş ver.
(Zümrüt) Oğluşum.
Gelinim maşallah.
Şahitlerimizi de alalım.
Çok değerli konuklar.
Çağla Yılmaz ve Ozan Korfalı'nın...
...nikâh töreni için bir aradayız.
Bravo!
Ozan Bey ve Çağla Hanım. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi...
...Evlendirme Dairesine evlenmek üzere başvurdunuz.
Yaptığımız incelemeye göre, evliliğinizin önünde...
...yasal bir engel olmadığını tespit ettik.
(Memur) Şimdi, bugün burada...
...şahitlerimizin ve konuklarımızın huzurunda tekrar soruyorum.
Siz Çağla Yılmaz...
...kendi özgür iradenizle, hiç kimsenin baskısı altında kalmadan...
...Ozan Korfalı'yı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?
Evet.
(Reyhan) Ay, bravo! (Alkışlıyorlar)
Bravo!
Siz Ozan Korfalı, kendi özgür iradenizle...
...hiç kimsenin baskısı altında kalmadan...
...Çağla Yılmaz'ı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?
Evet.
(Reyhan) Bravo!
(Müzik)
Arkadaşlar, bakın bu oteller zinciri gerçekten çok önemli.
Hiçbir şekilde hata yapmamalıyız. Her şey mükemmel, her şey kusursuz olmalı.
Bu akşam o masadan el sıkışarak kalkacağız, anlaşıldı mı?
Evet.
Zaten sunumun üstünden birçok kez geçtik. Bu iş bizde, rahat olun.
Simin, her şeyi kontrol ettin, değil mi?
Her şey tamam, görseller eklendi mi?
Hayır, ben toplantı sonrası hepsini halledeceğim.
Tamam. Ama son kez bana da gösterin olur mu?
-(Âdem) Tamamdır, mutlaka yollarız. -Hadi, kolay gelsin.
-Şunları koyayım diyorum, ne diyorsunuz? -Ben şunu not aldım.
(Âdem) Bak, bunlar.
Bak, şu çok güzel. Bence bunu kesin ekleyelim.
Bu ne ya? Dün stajyerdi bugün bize patronluk taslıyor.
Hayatım, sen olanların farkında mısın?
Kız bir haftadır kaç tane şirket ekledi bünyemize.
-Kız uçar gider, zirveye gider bu kız. -Aynen.
-Bence de. -Neler yaptı ya.
-Abartmıyor musunuz? -Abartmıyoruz. Neler oldu.
Abartın.
-(Kadın) Bugün dönüyorlarmış balayından. -İtalya'ya gitmişlerdi, değil mi?
Evet, evet. Çok romantik. Keşke benim de sevgilim olsa da İtalya'ya götürse.
(Kadın muhabir) Arkadaşlar, çıktılar.
(Erkek muhabir) Ozan Bey nasılsınız efendim?
(Kadın muhabir) Ozan Bey hoş geldiniz. Tatil bitti mi?
Merhaba arkadaşlar, sizden de bir şey saklanmıyor.
Ozan Bey, nasıldı efendim balayınız?
Gayet güzel geçti arkadaşlar, teşekkür ederiz.
(Kadın muhabir) Ozan Bey, bir fotoğraf alabilir miyiz?
Çağla.
Arkadaşlar, Ozan Bey böyle şeyleri pek sevmiyor.
Zaten yoldan geldik, yorgunuz. Daha sonrasında uzun uzun sohbet ederiz.
-Ozan Bey, bir kare alsaydık efendim. -Kolay gelsin arkadaşlar.
(Kadın muhabir) Bir kare alsaydık Ozan Bey.
Bir fotoğraf verebilirdik Ozan.
Biliyorsun, ben böyle şeylerden hoşlanmıyorum Çağla.
Biliyorum. Ama böyle de davranamayız ki.
Sonuçta biz yeni evli bir çiftiz.
Benden yapabileceklerimden fazlasını bekleme Çağla.
(Müzik)
Çınar, müsait misin?
-Tabii. Buyur. -Çınar, bu sunum gerçekten harika oldu.
Bir şey diyeyim mi, akşam gerçekten çok etkileyeceğiz onları.
Benim zaten bundan hiç şüphem yoktu. Kesin öyle olacak.
Esra, iyi ki geldin. Ben de seninle bir şey konuşmak istiyordum, biliyor musun?
Ne oldu?
Ciddi bir konu, ikimizle ilgili.
Ne diyorsun? Merak ettim, çabuk söyle.
Şimdi burada konuşmasak, dur.
Gel, seninle terasa çıkalım, bir kahve içelim, orada konuşalım. Olur mu?
-Çınar, vallahi merak ettim. -Hadi gel.
(Esra) Terasa mı?
(Müzik)
Birlikte yaşamak için biraz küçük bir ev, biliyorum ama zaten geçici bir durum.
O yüzden idare ederiz diye düşünüyorum.
İdare ederiz tabii ki.
Zaten babama da söyledim.
Yani içimize sinen, daha güzel bir ev bulana kadar burada yaşayacağız dedim.
O da diğer evi sordu.
İçimize sinmedi, lokasyona uymadı falan diye ikna ettim ben.
Güzel.
Ozan.
Acaba diyorum ki bu akşam benim arkadaşlarımla yemek mi yesek?
Seni çok merak ediyorlar, tanışmak istiyorlar.
Çağla, yapma bunu bana.
Benden isteme, bak bunları konuştuk. En başından anlaştık.
Evet, biliyorum ama bir yemek yemek ne kadar zor olabilir?
Tamam, o zaman şöyle yapalım. Sen bana birkaç gün müsaade et. Sonrasına bakarız.
Tamam, olur.
O zaman ben üstümü değiştireyim, sonra şirkete inerim.
-Sen de istediğin gibi yerleş eve. -Ozan olmaz.
Balayı dönüşü bizi beraber görmeleri lazım. Beraber gidelim şirkete.
-Çağla... -Ozan.
Ben de senden bana vermiş olduğun sözü tutmanı istiyorum.
Bu oyunu bir şekilde sürdüreceğiz artık.
Merak etme Çağla, ben verdiğim sözden dönmem.
Hazırlanayım o zaman.
Evet, terasa çıktığımıza göre, artık anlatabilirsin. Seni dinliyorum.
Evet.
-Esra. -Efendim?
Benimle Antalya'ya gelmeni istiyorum.
Uzan zamandır uygulamanın Antalya'da kullanıma açılması için çok baskı vardı.
Yani?
Yani, işte ben de süreci hızlandırdım biraz, gerekli görüşmeleri yaptım.
Yakında start vereceğiz.
Tabii işin başında birinin durması gerekiyor.
Yatırımcılar da bana güvenmişler.
Ben de dedim yani proje koordinatörüm tamam derse neden olmasın?
Ne diyorsun?
Çınar, ne diyeyim yani, bilmiyorum. Çok ani oldu bu bir anda.
Başka bir yere yerleşmekten bahsediyorsun. Ben şoka girdim şu an.
Tamam, orada haklısın yani, biraz ani oldu.
Ama çok eğlenceli olacak yani, inan bana.
-Ne diyorsun? -Sadece ikimiz mi gideceğiz?
Niye öyle kötü bir şeymiş gibi söyledin?
Hayır Çınar, saçmalama, aşk olsun. Niye öyle söyleyeyim?
Anlamaya çalışıyorum hâlâ durumu.
Çınarcığım, bak canım, benim ailem burada.
Evim burada, bütün düzenim burada, arkadaşlarım burada.
Yani öyle üç günlüğüne tatile gitmiyoruz ki değil mi?
Yani.
Ama çok teşekkür ederim bana bu kadar güvendiğin için.
Böyle bir teklifle gelmen de çok mutlu etti.
Ama kafam karıştı doğal olarak.
Kafanın karışması normal, ben çok iyi anlıyorum seni, haklısın.
Ama inan bana iş için de çok iyi olacak bu.
Eğer bu işte başarılı olursak bir sonraki adım yurt dışı.
Vov!
Ozan Bey'in bundan haberi var mı?
Yani şirket için de önemli bir karar sonuçta.
Daha biz karar vermeden onun duymasına gerek yok diye düşündüm.
Anladım. O zaman bana birazcık müsaade et, düşüneyim.
Tabii ki. Müsaade senin. İstediğin kadar düşünebilirsin.
Ama düşünürken buralardan uzak olmanın ne kadar iyi geleceğini de düşün.
Söz. Ciddi ciddi düşüneceğim.
O zaman önemli konumuzu konuştuğumuza göre içeri gidebiliriz.
Tabii. Gitmeden önce bir de...
...Antalya'da kışın bile hava sıcakmış, biliyor musun?
Ya Çınar!
-Hoş geldiniz. -Hoş bulduk.
Sağ olun.
-Hoş geldiniz Çağla Hanım. -Hoş bulduk.
-Ozan Bey, hoş geldiniz. -Merhaba.
(Kadın) Çağla Hanım, hoş geldiniz. Çok özledik sizi.
Biz de sizi çok özledik.
Çınar!
Çağla, hoş geldin canım benim.
(Çağla) Hoş bulduk.
-(Çağla) Seni çok özledim. -(Çınar) Ben de ben de çok.
Ne yaptınız, nasıl geçti balayı? Anlat bakayım.
(Çağla) Çok güzel geçti. Hatta o kadar güzel geçti ki her şey rüya gibiydi.
Siz ne yaptınız?
Biz de ne yapalım, başımızı işten kaldırmadık. Kaç kere sabahladık biz?
Vallahi iki gece sabahladık diğer günler geç çıktığımızı saymıyorum bile.
Anlayacağınız biz çok sıkı çalışıyoruz. Size hiç gerek kalmadı.
Balayınızı yapın, tatilinizi yapın.
Bu akşamki toplantıya da gelmenize gerek yok bu arada.
Esra çok güzel hazırlandı, halledeceğiz biz.
Sağ olun.
(Çağla) İyi o zaman, süper. Öyle diyorsanız öyle olsun.
(Çınar) Teşekkür ederiz.
Ben artık işimin başına döneyim, tekrardan tebrik ederim. Hoş geldiniz.
Sağ ol. Esracığım, bu arada bugünkü toplantının dosyalarını...
...toplantı salonuna getirir misin rica etsem?
Tabii ki.
Ne yaptınız bu arada, gittiniz mi bizim pizzacıya?
-Tabii ki de gittik. O nasıl soru? -(Çınar) Çok özledim ben.
Ozan da çok beğenmiş. Değil mi Ozan?
Evet.
(Çağla) Ama yine sıra vardı, yine sıra vardı.
Eko, ne haber?
İyi. Seni görünce daha iyi oldum. Senden ne haber?
İyi. Biz arkadaşlarla kahve içmeye gideceğiz, sen de gelsene.
Bence hiç o toplara girmeyelim.
Çünkü en son beni bir arkadaşınla tanıştırdığında biliyorsun ki...
...Michelangelo'dan Buse'ye, Buse'den çaydanlığa...
...böyle korkunç bir skandallar zinciri yaşadık. Girmeyelim, boş ver.
Evet ama bu öyle bir şey değil, ben kızlarla tanıştıracağım seni.
Kızlar olur. Kızlara varım, tamam.
Kızlarla tanışırız, sorun yok onda.
Vov! Arabayı kes. Ne güzel arabamış o.
Arkadaşlarım onlar. Dilara! Gel.
Gerçekten mi?
Anne, biz şey...
-Merhaba. -Merhaba.
-Kızlar Eko. Dilara, Nazlı. -(Hep bir ağızdan) Memnun oldum.
-Biniyor muyuz hemen? -Evet, atlayın.
(Ekrem) Tamam, atlayalım.
Araba çok tatlıymış.
Ferah ferah.
-Ne haber? -İyiyim. Sen?
İyi. Müzik falan yok mu?
Nereye, nereye?
Kız!
-Menekşe. -Efendim?
Bunların arası fazla mı iyi oluyor oluyor, yoksa bana mı öyle geliyor oluyor.
Ne oluyor ya? Aman!
Elif, Eko'ya bakmaz, değil mi Zümrüt?
Yok canım, nere...
Elif nere, Eko nere. Bakmaz.
Neyine bakılacak Eko'nun? Bakılacak şeyi mi?
Tamam, benim mahsullerim muhteşem varlıklar.
Fakat onlar da insan evladı yani, sonuçta hata yapabilirler.
Nasıl misal oğluşum zamanında hatasını yaptı, oradan fırt diye geri döndü. Döner.
Boğarım ben seni, vallahi boğarım.
Boğarsan ölürüm. Ölürsem ağlarsın.
-Niye geldin sen? -Şey için geldim.
Sende şey var mı? Asma yaprağında deniztarağı.
Yok.
Yok mu? Deniztarağı?
Yok Zümrüt, yok.
Peki, şey var mı? Kaz ciğeri.
-Yok. -Kaz ciğeri ya, o da mı yok?
-Trüf mantarı? -Yok Zümrüt, yok.
Yok. Yok ama bak, düğün yemeğinde neler vardı, neler.
Görsen Menekşe böyle kat kat yemekler, böyle rengârenk.
Ay, görsen. Ama sen de öğren artık.
Öğren bir şeyler, vizyonunu geliştir, ufkunu geliştir.
Hep aynı şeyleri yedirip duruyorsun millete yıllardır.
Yok yaprak sarması, yok nohut, yok kuru fasulye, yok pilav, cacık.
Hep cacık, hep cacık.
Sen kendin önce bir tost yapmayı öğren de ondan sonra benim yemeklerime laf söyle.
Vallahi Zümrüt, bir lokma yemek vermem sana buradan, aç kalırsın.
Ağlarsın kapımda, vallahi.
Ben senin yemeklerine kalmadım. Kızım, Zümrüt Korfalı artık cemiyette.
Sosyetenin en aranılan ismiyim ben.
-Git artık. -O senin faydasızı kızımdan uzak tut.
-Git artık. -Gidiyorum. Ne var?
-Git. -Al gittim, al.
Ne yapıyorsun? Sen ruh has... Polis çağıracağım.
Hah Esra, dosyaları mı getirdin?
Buyurun Çağla Hanım, istediğiniz dosyalar, kolay gelsin.
Bir yandan işe tekrar adapte olmam gerekiyor.
Bir yandan ev yerleştiriyorum. İşim çok zor.
Ben de dosyaları alıp evde çalışayım dedim. Teşekkür ederim.
Rica ederim. İyi çalışmalar.
Esra.
Bu arada verdiğin tavsiyeye uydum.
O evde oturma fikri hiç iyi bir fikir değildi.
Biz de yeni ve güzel hatıralar biriktirebileceğimiz bir ev arıyoruz.
Ama ağırdan alıyoruz tabii. Roma bizi çok yordu.
Hatta ikinci bir tatile bile ihtiyacımız var diyebilirim.
Ama çok güzeldi.
Birbirimizi yeniden keşfettik.
Ee Roma sonuçta, boşuna âşıklar şehri demiyorlar.
Çok sevindim sizin adınıza.
Bence sen de gitmelisin.
Hatta Çınar sana bu konuda çok iyi bir rehber olur.
Roma'yı avucunun içi gibi biliyor. Bir iş seyahatini falan denk getirirsiniz belki.
Olabilir. Neden olmasın Çağla Hanım?
-İyi çalışmalar. -Sağ ol.
Birbirlerini yeniden keşfetmişler. Gıcık.
(Müzik)
(Müzik devam ediyor)
(Müzik devam ediyor)
Esra, Ozan Bey seni görmek istedi.
Akşamki toplantı için olan dosyaları da istiyor.
Ozan Bey, buyurun istediğiniz dosyalar.
Gerçi mail olarak da isteyebilirdiniz ama neyse.
Aklınıza takılan bir şey olursa bana haber verirsiniz.
Esra, neden telefonlarıma cevap vermiyorsun? Kaç kere aradım seni.
Ozan Bey, işle ilgili sormak istediğiniz bir şey var mı bana?
Esra bak, bilmediğin şeyler var. Beni bir dinlersen.
Ozan Bey, sizinle benim iş dışında konuşacak bir şeyimiz kalmadı artık.
Esra.
Tamam, vur. Bir kere daha vur, hak ettim. Ama beni bir dinle.
Ben senin neyini dinleyeceğim ya?
Sen bana dokunamazsın. Sen benim elimi tutamazsın.
Karınla balayına gidip geldikten sonra benim peşime düşemezsin.
Sen evli bir adamsın artık.
Beni de böyle çirkin bir duruma sokamazsın.
Esra, benim evliliğim senin düşündüğün gibi bir evlilik değil.
Umurumda bile değil.
Ozan, elini cebine sokunca o yüzük kaybolmuyor.
Sakın. Sakın bana yaklaşma.
Kafka kankasına diyor ki "Kanka bana bir şey olursa...
...bütün yazdıklarımı yak."
Tabii Allah'tan arkadaşı onun gazına gelmiyor, yakmıyor.
Düşünsene, eğer o adam gaza gelip yaksaydı, biz bugün...
...Kafka diye bir yazarın varlığından bile haberdar değildik.
Korkunç. Yani başka bir tarafından bakınca da...
...arkadaşına yamuk yapmış aslında.
Yani bunlar hep dilemma.
Olaya bak ya. Biz bunu daha önce hiç duymamıştık.
Biraz özel bilgi.
-Nasıl duymadın? -Duymadık.
(Elif) Nasıl? Hiç bilmiyor muydun sen bunu şimdi?
-Sen ne çok şey biliyorsun Eko. -Estağfurullah.
Ben olsam aynı durumda ne yapardım acaba?
Sen ne yapardın Eko?
Ben yani...
...düşünüyorum. Ben herhâlde arkadaşımı satmazdım.
Ama belli de olmaz tabii.
Ne diyeceğim Eko, bizim bir kitap kulübümüz var.
-Sen de katılmak ister misin? -Süper.
-Yok, istemez. -İsterim. Niye?
İstemez canım, ne isteyeceksin?
Kitap ama en sevdiğim şey, bayılırım.
Tamam da Ekocuğum, senin mahallede bir sürü işin var.
Biz zaten niye çıktık ki mahalleden?
Biz mahalleden çıkmış olabiliriz Elifciğim ama mahalle bizim içimizde.
-Sen ne komik adamsın Eko. -(Ekrem) Öyle derler.
Keşke daha önce tanışmış olsaydık.
Aynen. Neyse, bundan sonra sık sık buluşup arayı kapatırız artık.
Hoş plan.
Hesap! Biz hesabı rica edebilir miyiz?
-Kalkıyor muyuz? -Kalkalım. Ben hemen gideyim.
Kızlar, hadi toplanalım artık, annem merak eder.
Tamam, toparlanın o zaman siz.
-POS cihazı rica edeceğim. -Hayır, ben hallediyorum.
Hayır ya, ne demek?
-Yok, yok. Lütfen, ben hallederim. -Birlikte öderiz.
-Biz de ödeseydik. -Hayır, ben hallederim.
Eko, olur mu? Birlikte...
Tamam, ben bu seferlik ödeyeyim, sonra beraber hallederiz, ne olacak?
(Elif) İyi, hadi tamam.
-Teşekkür ederiz. -Rica ederim. Ne demek.
-Siz toparlanın, ben halledip geliyorum. -Aynen. Hadi biz çıkıyoruz.
Hadi bakalım.
-Ay, ay, ay! -Dikkat, dikkat.
Biz ne yedik lan?
Bu nasıl bir hesap?
Örseleyici, kıyıcı, yaşlandırıcı...
...yıpratıcı. Bu nedir ya?
Kardeşim, bizim hesap konusunda bazı eksiklerimiz oluştu. Nasıl yapalım?
Olsun abi, o sorun değil.
Ama biraz fazla eksik gibi, 150 lira kadar.
Oo! O kadarı mümkün değil abi, yevmiyemizden keserler.
Yapma ya, o kadar mı?
Tamam. O zaman alternatif olarak neyi düşünebiliriz?
-Bu vale de arabayı bir türlü getiremedi. -Gelemedi.
Elif, kızlar, ben içeride bir arkadaşımı gördüm, tesadüfün böylesi.
Biraz onlarla oturacağım, ondan sonra geleceğim, siz gidin.
İyi, tamam o zaman siz gidin. Ben seninle kalayım, birlikte döneriz.
Hayır, hayır. Sen de oturma, şimdi ora hep erkek muhabbeti...
...futbol falan korkunç bir ortam var. Siz gidin, ben sonra gelirim.
İyi, tamam o zaman mahallede görüşürüz.
Tamam o zaman hadi görüşürüz.
(Hep bir ağızdan) Görüşürüz.
(Esra dış ses) Ben Ozan'a zamanında bir kar küresi hediye etmiştim.
Görmüşsündür belki çünkü hâlâ saklıyor.
(Geçiş sesi)
(Kapı zili çalıyor)
(Müzik)
Hoş geldin anne.
Sen de hoş geldin bir tanem. İyi gördüm seni.
Evet, iyiyim. Hatta bayağı iyiyim.
Bu kadar imkânınıza rağmen hâlâ bu evde oturmanızı anlamıyorum.
Bu ev size küçük. Ayrıca da bir aile evi gibi değil.
Biz de gerçek bir aile değiliz zaten.
O yüzden bize gayet uygun.
Olacaksınız Çağla, gerçek bir aile olacaksınız, merak etme.
Nasıl olacağız anne?
Biz nasıl bir aile olacağız?
Esra'nın hayaleti bizim etrafımızdayken biz nasıl aile olabiliriz ki?
Baksana, hediye ettiği kar küresi bile evin baş köşesinde.
Her yerde Esra var. Nereye baksam Esra orada. Biz nasıl bir aile olalım?
Öyle mi?
Esra, Esra, Esra.
Anne, ne yapıyorsun?
Niye attın şimdi? Ozan bana kızacak. Ne yapıyorsun?
Kızımın evliliğini kurtarıyorum.
Ayrıca Ozan'dan bu kadar korkma. Belki de olmadığının farkına bile varmayacak.
Yok. Boşa kürek çekiyoruz.
Gerçekten boşa kürek çekiyoruz. Çok saçma.
Ozan benimle bana acıdığı için evlendi.
Biz beraberiz çünkü bana verdiği sözü tutuyor anne, bu kadar.
Başka bir anlamı yok.
Çağla, bak sen çok güzel bir kadınsın.
Ve Ozan'la evlisiniz, aynı evde yaşayacaksınız.
Bak, yaşadığınız yeri iki yabancının yaşadığı bir yerden...
...bir yuvaya dönüştürmek senin elinde.
Ben Ozan'ı biraz tanıdığımı düşünüyorum.
Yani Ozan evine düzenine bağlı birine benziyor.
Sen ona sofralar kuracaksın, yemek yapacaksın.
Şu kapıda her gün onu gülen yüzünle karşılayacaksın.
Yavaş yavaş Ozan her şeyden kaçıp buraya...
...sana sığınmak isteyecek, emin ol.
Benim de en çok istediğim şey bu zaten.
Yapabilirsin Çağla.
Ozan'la Esra'nın ilişkisi bitmiş.
Tıpkı şu kar küresi gibi çöp olmuş artık.
Daha yeni, daha sağlam, daha güzel bir ilişki başlatabilirsin.
-Afiyet olsun. -Teşekkürler.
Yalçın, baksana.
Yalnız döndü bu, Eko yok yanında.
Ruhum, sen içini rahat tut.
Onlardan olmaz, olmaz. Doku tutmaz bir kere.
İyi de niye dönmedi, nerede bu?
Döner herhâlde, değil mi?
Ben bunun çaresini bulmuştum. Buldum ben bunun çaresini.
Vakumlu deniz gözlüğünü takıyorsun, mis gibi. Gözyaşı falan yok.
İçim dışım kurudu burada.
'What? I cant understand'.
'I cant'...
Gözlük diyorum, gözlük. Böyle büyük gözlük ta...
Bana iki milyon tane soğan doğrattınız bana.
Hayır yani, içtiğimiz de iki tane köpüklü kahve.
Bu mudur yani, bunun cezası bu mu? Şuraya bak. İçim dışım kurudu.
Abi, tamam. Sen de ne kadar soğan varsa doğramışsın.
Ee, ne yapayım? Verdiler doğradık oğlum, bitti mi?
-Tamam, bırak. Eline koluna sağlık. -Çok şükür.
Ne zaman istersen de buyur gel. Çayımızı iç.
Tövbe. Ben bir daha buraya gelir miyim? İşim olmaz bir daha vallahi.
Bu arada abim, bu para pul meselelerini çözmen lazım senin.
Her mekân bu kadar anlayışlı değil, bilgin olsun.
Doğru. O kadar doğru söylüyorsun ki kardeşim.
Para pul olaylarını halletmek lazım. Onunla ilgili benim güzel planlarım var.
Bakacağız onlara. Bir daha da görüşmeyelim. Hadi bakalım.
Esra, canım arkadaşım, ben de seni bekliyordum.
Bak, sana ne aldım, pastane krakeri, en sevdiğinden.
Esra, olmuyor ama böyle. Biz seninle daha ne kadar küs kalacağız?
Ne yapayım? Sizi öyle görmeye içim elvermedi.
Ben de dayanamadım, gittim konuştum Ozan'la.
İyi halt ettin Zeyno, çok işe yaradı, değil mi?
Ozan gitti yine Çağla'yla evlendi.
Ben böyle olacağını bilsem ağzımı açıp tek kelime eder miyim kardeşim?
Vallahi zaten çok sinirliyim Ozan'a.
Biz seninle ne yapalım, biliyor musun?
Böyle alalım Ozan'ın fotoğrafını, şeytani boynuzlar çizelim.
Sonra benler çizelim falan.
Sonra panoya yapıştıralım, dart atalım ona, dartlayalım, olur mu?
Güldün.
Küslük bitti, değil mi?
Evet, bitti. Ama bak bir daha bana sormadan iş çevirmek yok.
Yapar mıyım ben canım arkadaşım? Akıllandım kızım ben.
Döndü mü onlar?
Döndüler, evet.
Gitti karısıyla balayı tatili yaptı. Döndü şimdi de benimle konuşmaya çalışıyor.
Aptal.
Aptalım ben Musa, aptalın tekiyim.
Ben Esra'yı doğru düzgün dinlemeden, gittim Esra'ya evlenme teklif ettim.
Şimdi herkes benim yaptığım hatanın bedelini ödüyor.
Ama istiyorsan şöyle yapabiliriz abi, ben gideyim Zeyno'yla konuşayım.
O da Esra'ya işin gerçeğini anlatsın.
Olmaz. Ben o hatayı bir kere yaptım Musa.
Bundan sonra Esra benden dinlemeli olanı biteni.
Evet, haklısın. Seni tebrik ediyorum.
Bir insanın ömrü hayatında yapması gereken ne kadar hata varsa...
...kısacık sürede yaptın bunu.
Yani bundan sonra fire vermeden devam etmen gerekiyor.
Eğleniyorsun, değil mi Musa?
Buldun bana saydırma fırsatını, sıra sıra saydır Musa.
Hiç kaçırma Musa, hiç.
Estağfurullah abi, öyle şey olur mu?
Ama yani bir yandan da merak ediyorum bu konuda ne yapacaksın diye.
Bu gece her şeyi açık açık anlatacağım Esra'ya.
Asla dinlemeyeceğim Zeyno, asla.
Benim Ozan'dan gelecek herhangi bir cümleyi duymaya tahammülüm yok artık.
Allah Allah! Ne diyecek acaba Ozan Bey?
Hayır, yani niye bu kadar ısrarla arıyor ki seni? Ne söyleyecek acaba?
Yuh Zeyno! Hakikaten yuh!
Tamam, sustum.
Benim asıl düşünmem gereken başka bir şey var.
-Çınar bana bir iş teklifinde bulundu. -Öyle mi?
Uygulamanın Antalya ayağını beraber kuralım diyor.
Oh, hayata bak. Antalya'ya gidip gelecek demek.
Yok. Eğer kabul edersem...
...Antalya'da yaşayacağım, bir altı ay kadar.
Sen kabul etmedin değil mi bu işi?
"Hayır Zeyno, tabii ki kabul etmedim." falan demen lazım şu an Esra.
Zeyno bilmiyorum, daha bir şey demedim.
Ozan'dan uzaklaşmak iyi gelebilir bana.
Bilmiyorum işte, kafam karışık.
Peki, Ozan'ın haberi var mı senin gideceğinden?
Yok.
Ama bu defa sakın sen söyleyeyim deme.
(Çağla) Ozan, hoş geldin.
Çok güzel şeyler söyledim. Bayılacaksın.
Vallahi çok güzel görünüyor Çağla ama ben yedim. Sana afiyet olsun.
En azından bir tadına baksaydın.
Hayır. Sağ ol.
Peki.
Nasıl istersen.
(Müzik)
Bunun ne işi var çöpte?
Şey, ben sabah rafları düzenliyordum.
Onu da öyle eski görünce atayım dedim. Sen istediğin gibi düzenleyebilirsin dedin.
Çağla, eve istediğin gibi yerleş ama bir daha bana sormadan...
...bana ait olan bir şeyi sakın atma.
Sakın. Lütfen.
Tabii. Ama dediğim gibi eski olduğu için attım.
Eski değil. Benim için çok değerli olan bir şey.
(Müzik)
Bir daha olmaz Ozan.
Ben üstümü değiştirip çıkıyorum, sana afiyet olsun.
İsterseniz yemekleri beklemeden başlayalım, hiç vakit kaybetmeyelim.
Kesinlikle. Buyurun, sizi dinliyoruz.
Önünüzdeki dosyalarda Yakındakiler uygulamasına katıldığınız takdirde...
...kazanacağınız avantajları görebilirsiniz. Örneğin...
(Erkek) Ozan Bey?
Bu ne güzel sürpriz. Sizi beklemiyorduk.
Merhabalar. İyi akşamlar herkese.
Biz de beklemiyorduk.
Hoş geldin.
Hoş bulduk.
Böyle önemli bir toplantıyı kaçırmak istemedim. Rahatsız etmiyorum umarım.
Tam tersine, gelmenize çok sevindik. İyi ki geldiniz.
Adınızı çok duydum Ozan Bey, tanıştığımıza sevindim.
(Ozan) Öyle mi? Ben de.
Esra Hanım, buyurun. Devam edin lütfen.
Evet, nerede kalmıştık?
Uygulamamızın en büyük avantajı...
...sizi gençlerle daha hızlı bir biçimde kaynaştırabilmesi.
Örneğin uygulamamıza katılan prestijli otellerin...
...40 yaş altı müşterilerinin yüzde 50 oranında artış gösterdiğini...
...önünüzdeki grafiklerden görebilirsiniz.
(Müzik)
Ya Hande Hanım...
...anca bize öyle uzaktan bakarsın işte.
Biz sensiz çok mutlu bir aileyiz.
Senin artık bu evde yerin yok.
Çağla da evlendi.
Döndüğümde seni burada görmeyeyim.
Bu evde sana ait olan ne varsa bana da ait Arif.
-Öyle mi? -Öyle.
Beni beş parasız boşadın. Ama artık akıllandım.
Bana böyle davranamazsın.
İki çocukla beni terk edip giden...
...bir kadına mal mülk vereceğimi mi düşünüyordun?
Seni muhatap aldığıma şükret.
Ben çocuklarımı yeniden kazanacağım.
Bu ev benim de evim, gitmiyorum.
Hande!
Çağla'nın mutluluğuna gölge düşmesin diye burada kalmana izin verdim!
Ama ikimiz de biliyoruz ki senin derdin çocuklarını kazanmak değil!
Senin derdin onlara bırakacağım servet.
Döndüğümde seni burada görmeyeyim.
Sakın ha! Sakın!
(Müzik)
(Erkek) Vallahi ne yalan söyleyeyim, Esra Hanım'a hayır demek mümkün değil.
Dersini o kadar iyi çalışmış ki bizi etkilemek için bir tek görüşme yetti.
O zaman hayırlı olsun diyebiliriz herhâlde.
Bence çoktan dedik bile.
O zaman hayırlı olsun. Aramıza hoş geldiniz.
Aramıza hoş geldiniz. Hayırlı olsun.
-Sağ olun. -(Kadın) Teşekkürler.
Çınar.
(Telefon çalıyor)
Çok pardon. Benim buna bakmam lazım.
Kusura bakmayın lütfen, hemen dönüyorum.
Alo? Efendim?
(Kadın ses) Kusura bakmayın Çınar Bey, önemli olmasa aramazdım.
Babanız annenizle tartıştı.
Anneniz sinir krizi geçirdi. Ortalığı birbirine kattı.
O esnada da elini kesti.
Hastaneye falan gidelim dedim ama onu da kabul etmedi.
Çağla Hanım panik yapar diye de sizi aradım.
Yok, yok. Sakın Çağla'yı arama. Kız zaten stresli bu ara.
Ben de bir toplantıdayım şu an ama.
Neyse. Hallediyorum ben, geliyorum şimdi.
Tamam mı? Hadi görüşürüz.
Çok pardon. Önemli bir telefondu da.
Benim gitmem gerek.
Bu akşamlık sizi Esra Hanım'la Ozan Bey'e bıraksam sorun olur mu?
Hayır, hayır.
Konuşulacak her şeyi konuştuk zaten.
Çok sağ olun. Ne olur kusura bakmayın tekrar.
Çınar, ne oluyor? İyi misin?
Çok önemli bir şey değil ama gitmem gerekiyor.
Sonra konuşacağız, tamam mı? Anlatacağım sana.
-İyi akşamlar. -Estağfurullah. İyi akşamlar.
Bir hafta sonu sizi de otelimizde ağırlamak isteriz.
Kesinlikle.
Tabii, tabii. Kesinlikle.
Tabii. Neden olmasın?
Aa!
Napolyon savaşı hangi silahla kazanmıştı?
Pompalı tüfek miydi? Ne alakası var pompalı tüfeğin?
-Eko. -Evet.
Eko, bir şey soracağım.
Sen kitap falan okuyorsun ya.
Napolyon savaşı hangi silahla kazandı?
Para. Hatta para değil. "Para, para, para."
Ayrıca onu bir tek Napolyon söylemiyor ki babacığım.
Onu ben de söylüyorum yani. Para, para, para.
Baba, görüyorsun işte bak, bizim para ihtiyacımız...
Kay şöyle. Bak, bulmacada bile para, hep para.
Babacığım, evren bize bir işaret gönderiyor.
Bunu artık görmemiz lazım.
Bizim bir şekilde ne bileyim, voleyi vurmamız lazım, köşeyi dönmemiz lazım.
Yani nasıl tabir edersen et artık bunu ama bize hep para lazım.
Oğlum, daha ne istiyorsun ya? İyiyiz böyle. İyi kötü geçiniyoruz.
Yok. Hiç iyi kötü geçindiğimizi görmedim ben.
Biz hep kötü kötü geçiniyoruz baba, duble kötü, hep kötü.
Bana bak Eko, gecenin bu saatinde ukalalık yapacağına...
...gir bir işe çalış, adam gibi ekmeğini kazan.
Babacığım, güzel babacığım.
Ben sana bizim mahalle evreninin dışında bir evrenden bahsediyorum.
Ki o evrende bir tane kahve bir aylık maaşa denk geliyor.
Yani çalışarak elde edilebilecek bir para değil babacığım.
Bir şekilde böyle bir atılım yapmamız lazım.
Köşeyi dönmemiz lazım, hızlı para, kolay para.
Oğlum, elimizde avucumuzda olan bu işte.
Lokantamız var, üç beş akıyor.
Sen şey diyorsun, parfümler.
Evet, parfümler satıldı ama ondan gelen para da belli.
Yeni sipariş verdiler evet de...
Ah Eko ya, taş atsam tavşanı ürkütmüyor.
Bir dakika, bir dakika. Bir geri al konuyu, hikâyeyi geri al.
-Tavşan mı? -Tavşanı geç. Babacığım, parfüm.
Parfüm harika fikir. O fikri biz geliştirelim, ilerletelim.
Yani niye biz oradan kâr edemedik ki baba? Bu tavşanlar niye ürkmedi?
Oğlum, bu işlerin maliyeti çok yüksek.
Bir kere bak, şimdi bunun ham maddesi var, işçiliği var, paketleme var.
Sonra ne yapıyorsun? Var olan her şeyi atölyeye gönderiyorsun.
Atölyeden ne geliyor? Hiçbir şey gelmiyor.
Ama baba çok müsrifsin, fazla müsrif görüyorum seni.
Bırak, atölyeyi falan boş ver babacığım.
Demir gibi iki adamız, dört tane elimiz var. Biz üretiriz.
Boş ver atölyeyi. Vallahi üretiriz.
Eko, zor işler bunlar, olmaz. Çok zor iş.
Yahu babacığım, burada Orta Doğu ve Balkanlar'ın geçmişin ve geleceğin...
...tarihin gördüğü en büyük kimyager oturuyor burada.
Şu yeteneğinle artık bir barışır mısın baba?
Lütfen, bir yeteneğinle barış, kendini tanı, kendini bil, lütfen.
Sen yaparsın, en iyisini yaparsın.
Gülersin tabii. Evet, evet.
-Tabii ki ya, tabii ki. -Evet.
Ben biliyorum, tabii ki en iyisini yaparım ben.
-Ama bir şey diyeceğim. -Ama?
Her şeyden önce bize bir mekân lazım.
Ayrıca o mekânın havalandırma sistemi çok önemli.
Sonra yüksek ısılı ocaklar lazım. Nereden bulacağız?
Baba, çok iyi. Artık sen bir parfüm imparatorusun.
-Öyle mi? -Öyle tabii.
-İyi akşamlar. Görüşmek üzere. -İyi akşamlar.
-İyi akşamlar. -İyi akşamlar.
Sizin gibi genç ve yetenekli biriyle tanıştığımız için çok mutlu olduk.
Ben de çok mutlu oldum. Aramıza tekrar hoş geldiniz.
-Görüşmek üzere. -İyi akşamlar.
-Ne yapıyorsun? -Gidiyorum, ne yapacağım?
Esra oturur musun, konuşacağız.
-Buraya bu yüzden geldin değil mi? -Evet.
Sana inanamıyorum Ozan, gerçekten.
(Duygusal müzik)
Esra bekler misin? Ben bırakacağım seni.
İstemiyorum diyorum, bela mısın?
Ben arabamı alabilir miyim?
Esra!
Esra!
Esra gel seni bırakayım arabayla, oturup konuşalım.
Esra!
-Esra. -Ozan defol git başımdan, istemiyorum.
Bizim Çağla'yla aramızda hiçbir şey yok. Bu evlilik gerçek bir evlilik değil.
Bir söz vermiştim, çıkıp imza attım o kadar, başka da bir şey yok.
Sen neden bahsediyorsun?
Çağla'yla balayına gittiniz siz.
Mutlu mesut döndünüz oradan. Parmağınızda yüzükleriniz var sizin.
Hepsi göstermelik.
Çağla zor durumda kalmasın diye oynanan bir oyun sadece.
Sen neden bahsediyorsun be? Böyle oyun mu olur?
Sen Çağla'yla aynı evde kalmıyor musun? Aynı yatağa girmiyor musun onunla?
Girmiyorum!
Esra bizim Çağla'yla aramızda hiçbir şey olmadı, olamaz.
Ben hep seni sevdim, bundan sonra da seni seveceğim.
Benim kalbimde senden başkasına yer yok.
Ne oldu Ozan, ne değişti?
Hani nefret ediyordun benden?
Hani intikam almak içindi her şey, hani korkunç biriydim ben, ne oldu?
Benim yaşadıklarımı öğrenince acıdın mı bana?
Ben senin sevgini de...
...senin merhametini de, şefkatini de istemiyorum, duydun mu?
Senin hiçbir şeyini istemiyorum artık.
Bunun merhametle ilgisi yok.
Görmüyor musun hâlimi? Âşığım sana Esra, görmüyor musun?
(Ozan) Sen...
Sen acını yaşarken senin yanında olmayı çok isterdim.
Ama sen beni kör bir kuyuya atıp, çekip gittin.
Ben aylarca o kör kuyuda bir ışık bulabilmek için çırpındım.
Bir neden aradım. Beni bir sürü cevapsız soruyla bırakıp gittin.
Ben daha yeni anlıyorum senin neden gittiğini.
Neden sana güvenemediğimi.
Evet, geç kaldım.
Evet hayvan herifin tekiyim, evet.
Ama bırak hatamı telafi edeyim ne olur!
Ne olur!
Senden bu şansı istiyorum, tek istediğim bu.
Ozan sen benden ne istiyorsun?
Sen bunları anlattın diye...
...ben tamam o zaman deyip senin kollarına mı atılayım?
Evli bir adamın sevgilisi mi olayım? Sen benden ne istiyorsun?
Bekle.
Bırak her şeyi yoluna koyayım. Beni beklemeni istiyorum o kadar.
Ozan, sen Çağla'yla evlendiğin gün değil...
...duyduğun şeyleri yarım yamalak anlayıp...
...ona evlenme teklif ettiğin gün bitti her şey.
Anladın mı beni? Bitti.
Bitmedi. Bitmedi Esra!
Esra bana hâlâ âşıksın bunu biliyorum. Ve beni bekleyeceksin bunu da biliyorum.
-Öyle mi diyorsun? -Öyle.
Onu göreceğiz.
(Duygusal müzik)
Sağ ol Çınar.
-Önemli değil. -Önemli. Benim için çok önemli.
İnşallah bunu alışkanlık hâline getirmezsin.
Bir dahaki sefere ben olmayacağım çünkü.
Bak bana kızgın olduğunu biliyorum.
Ama lütfen bir şans ver. Ben her şeyi telafi etmek istiyorum.
Ne şansı ya? Neyi telafi edeceksin?
Bak, bence sen ne yap biliyor musun? Nereden geldiysen...
...bizi terk ettiğinde nereye gittiysen oraya git tamam mı?
Bu sefer gitmek yok. Ben sizin için savaşacağım.
Oho çok geç kaldın anne. Biz çoktan büyüdük.
Sana ihtiyacımız yok artık.
İnsanın her yaşta bir anneye ihtiyaç vardır.
Bak oradan nasıl gözüküyoruz bilmiyorum ama...
...bizim içimiz kırık dökük, paramparça.
Baksana Çağla'ya ne hâle geldi kız.
Küçücük bir sevgi parçasını tutundu, çırpınıp duruyor.
Farkındayım, ben her şeyin farkındayım.
İşte o yüzden de sizi mutlu görmeden ben buradan gitmeyeceğim.
Of! Ne yapıyorsan yap ya, tamam.
Zaten ben burada olmayacağım senin saçmalıklarını izlemek için.
-Esra'yı da alıp gideceğim. -Ne demek o, nereye gidiyorsun?
Antalya'ya yerleşiyorum, iş için.
Sen bu kıza çok mu âşıksın?
Evet çok âşığım.
Senin temsil ettiğin her şeyin tam tersi çünkü.
İyi kalpli, güçlü, şefkatli.
Onun kalbini kazanmak için elimden ne geliyorsa yapacağım.
Ama onu elde etmek için değil.
Ona layık birisi olmak için yapacağım.
Ben ne anlatıyorum sana ya!
Ben seni bir otele yerleştireyim.
(Duygusal müzik)
(Kapı açılıyor)
(Çağla) Hoş geldin.
Çağla?
-Sen uyumadın mı hâlâ? -Uyumadım.
Nerede uyuyacağımı bilmediğim için yerini de işgal etmek istemedim.
Tabii ki sen yatakta yatacaksın ben de kanepede.
Ozan hem evini işgal ettim hem seni yerinden ediyorum.
-Saçmalama Çağla, bu zaten... -Zaten...
...bu geçici bir durum, evet. Biliyorum, sürekli söylemene gerek yok.
Zaten ben bu saatlerde uyumam. Onu diyecektim.
-Neyse, ben bir örtüyle yastık alayım. -Ozan!
Biz eskiden böyle değildik.
Uzun uzun sohbet ederdik, gülerdik, eğlenirdik.
Şu an resmen benden kaçıyor gibisin.
-Çağla... -Ozan!
Benim sana bir teklifim var.
Şu tedirginliği atalım üstümüzden.
Eskisi gibi yakın arkadaş olduğumuz döneme dönelim olmaz mı?
Haklısın çünkü ben de sana nasıl davranacağımı şaşırdım.
Senin üzülmen ya da kalbinin kırılması benim isteyeceğim son şey.
Tamam o zaman.
Ben şahsen eskisi gibi gülüp eğlendiğimiz...
...yakın arkadaş olduğumuz döneme dönersek mutlu olurum.
Anlaştık.
Şu asık suratları da ortadan kaldırıyoruz.
-Ben gidip örtüyle yastık alayım. -Tamam.
Düğüne gelmeyi çok isterdim. Ama yurt dışındayım, ne olur affedin.
(Çağla) Hiç önemli değil. Bir yemekle telafi ederiz.
Zaten biz de yeni evimizde parti vermek istiyoruz değil mi aşkım?
Tabii, bekleriz.
-Günaydın. -Günaydın.
-Günaydın. -Günaydın.
-Erenciğim bir bakabilir misin? -Tabii.
-Sana kahve aldım. -Bana?
Evet, niye şaşırdın ki?
Bilmem. Sağ ol, teşekkür ederim. İyi ki varsın.
Sağ ol, sen de. Bir şey diyeceğim.
Ben terasta bir hazırlık yapmak istiyorum da.
Birine unutamayacağı bir sürpriz yapacağım, bana yardımcı olur musun?
Sürpriz benim işim. Tabii tabii, yardımcı olurum da...
...ben ne yapacağım?
-Sen kahveni iç, ben sana anlatacağım. -Tamam, heyecanlandım.
-Ekocuğum, ne haber? -Aa?
Ekrem'den Eko'ya, Eko'dan Ekocuğuma. Harika bir yolculuk içindeyiz.
-İyi Elifciğim, sen nasılsın? -İyi.
Akşam sinemaya gidelim mi? Sonra da kahve içer filmi konuşuruz.
Sinemaya gidemeyiz, sinemaya gidersek orada bir ton...
-Ne yapıyorsun ya? ...gazoz var, çay var, kahve var.
-Çok para Eko. -Hişt, sana bir şey sordum.
Bu ara olmaz.
Aslında çok iyi olur, sinema güzel fikirdir her zaman ama...
...bu ara yapmayalım, bir ara gideriz.
Başka zaman, daha geniş bir zamanda yapalım.
Gidelim güzel çaylar içilir, kahveler içilir, biletler alınır.
Mısırlar falan. Sonra yapalım.
Ben bir de şimdi gideyim, babam çok bekler.
Gidip biraz babamla ilgileneyim ben.
Yapılır ama. Yapılır ama bugün değil.
Hadi görüşürüz o zaman. Bu gün değil ileride mutlaka görüşürüz.
Aa?
Resmen bildiğin reddedildim.
Baba, baba emanetleri getirdim. Her şey tamam.
Hepsini aldım Eminönü'nden. Tüm liste burada babacığım, her şey hazır.
Sen bunları böyle bayrak gibi açıp getirirsen herkes görecek.
Annen görmeden bunları hemen saklamamız lazım.
Evet saklayalım. Dolaba sokalım.
Olur Eko. Zaten burası da lokanta değil tamirhane.
Menekşe de bunu hiç açmaz. Tövbe tövbe!
Bunu göremeyeceği bir yere saklamamız lazım.
-Eko! -Evet burada görmez, hayatta görmez.
Uzat şu sandalyeyi, çık sen, çık.
Bunu mu vereyim, al. Koy oraya sen.
-Al bunu da. -Baba şunu bir tut.
Ver onu. Al sen bunu.
Koy koy, at arkaya.
Al bakayım şunu da.
Ay Eko ya, huniyi unuttuk huniyi!
Ne hunisi ya? Ne yapıyorsunuz?
Bir şey yaptığımız yok, ben mecaz yapıyorum.
Her zamanki gibi Eko delirdi de bir hunin eksik dedim.
Babam bana huni alacak, böyle kafamda huniyle beni düşünsene mahallede.
-Anne biz bir şey düşündük. -Siz düşünebiliyor musunuz?
Aşk olsun anne ya. Baba geliştirmek ister misin bu şakayı?
Anneciğim biz düşündük ki, biz babamla dedik ki, annem...
...burada böyle çok yoruluyor dükkânda...
...akşama kadar ayaklarına karasular iniyor...
...annem artık akşamları dükkânı kapatmasın, o öyle evde yayılsın...
...televizyonunu izlesin, biraz dinlensin, biz kapatalım dükkânı.
Nasıl?
Koy kendine bir çerez, yap çayını.
Mis.
-Ne çeviriyorsunuz siz? -Aşk olsun anne.
Sen ne kötü niyetli bir insana dönüşmeye başladın.
Bu ailede hiçbir iyi niyetli yaklaşım karşılığını alamayacak mı?
Bak senin içinde minik bir Zümrüt Korfalı yetişiyor söylemedi deme.
Eko çok doğru konuştun, evet.
Keşke iyi niyet icat etseydim.
Hep bir yanlış anlaşılma, bir paranoya, kuşkular falan.
(Ekrem) Üzülme üzülme baba.
Tamam Yalçın, kırılma hemen. İyi siz kapatın dükkânı, tamam.
Ama dükkânı tek parça isterim.
Tabii canım biz dükkânı ne yapacağız? Parçalara mı böleceğiz?
Ruhum o hatayı bir kere yaptık.
Bir daha yapar mıyım, tövbe estağfurullah.
İyi ya ben de erken erken evime gider, ayağımı uzatır keyfime bakarım.
Tabii, değil mi?
Babacığım her şey hazır. Bütün malzemeler tamam.
Akşam annemi eve göndeririz, sonra imalata başlarız tamam mı?
Aynen öyle.
(Telefon çalıyor)
Efendim.
(Pınar ses) Ozan Bey, Esra görüşmek istiyor müsait misiniz?
Evet evet, müsaitim gelsin.
-Esra. -Ozan.
Sen dün bana söyleyeceklerini söyledin, benim de sana söyleyeceklerim var.
Tamam, sen yeter ki benimle konuşmak iste, otursana.
Yok ben hiç oturmayayım.
-Akşam terasta buluşalım olur mu? -Olur, tamam.
O zaman akşam görüşürüz.
(Gerilim müziği)
Elif!
Kızım hadi gel sofraya sana şahane bir 'spansiyal' hazırladım.
Oh, kurt gibi de acıktım ha.
-Anne, bu ne? -Ta ta ta dam! Serhat.
Serhat, kim Serhat?
Fen lisesinden birincilikle mezun olduktan sonra...
...mühendislik bölümünü de iyi bir dereceyle bitirmiş.
Kötü en ufak bir alışkanlığı yok. Müzik dinlemeyi çok seviyor...
...evliliğe sıcak bakıyor. Ilımlı bir kişilik Serhat.
-Anne bırak Allah aşkına, bu ne ya! -Ne buruşturuyorsun?
Niye buruşturuyorsun, beğenmedim de geç git, niye buruşturuyorsun?
Reyhan, ikinci 'spansiyale' geç, beğenmedi.
Al bakalım Elifciğim.
-Teyze sen de mi? -Hiç bakma. Elçiye zeval olmaz.
Bu çocuk Eyüp.
Eyüp de mühendisliği bitirmiş, kendisine ait özel bir şirket kurmuş çocuk.
Anne ne çocuğu, bu kerli ferli bir amca.
Madem bu kadar beğendin, bunu teyzeme ayarla sen.
Nereden çıktı o ya?
Teyzeni beğenip de alır mı bu adam? Ne yapsın onu, sen de ortaya laf.
Abla!
Reyhan olmadı işte, beğenmedi.
Demek ki yaş filtresini daraltmamız lazım.
Not al bunu.
Anne, hayırdır bu ne telaş?
Sen bu kadar mı meraklıydın benden kurtulmaya?
Kızım, Elif'im ne telaşı? Ben senden kurtulmanın peşinde değilim.
O faydasız Eko'dan kurtulmanın peşindeyim.
Gördüm ya, son zamanlar böyle ılımlı ılımlı şeyler yapıyorsun.
Haylice endişelendiriyorsun beni.
-Anneciğim ne ılımı Allah aşkına? -Var.
Hayır, bizim Ertenlere kaybedecek bir Korfalımız daha yok.
Anne, bak biz Eko'yla şu anda sadece arkadaşız.
Ama evet, kendisi benim için çok değerli biri...
-Bak! ...ben geç de olsa bu değeri anladım.
-Afiyet olsun. -Hiç sevmediğim şeyler bunlar.
Yok arkadaşım, yok değerini anladım falan.
Saçma sapan cümleler bunlar.
Ne var bu Ertenlerde anlamıyorum ki! Bizi kendine çeken ne var yani?
Çınar.
Ben de diyorum ki ortamda bir cıvıltı, bir enerji eksik.
Gel otur şöyle.
Ne yaptınız? Dün ben çıktıktan sonra bir şey oldu mu?
Yemekler yendi, uygulamaya katıldılar, ondan sonra da ayrıldık.
-Her şey yolunda yani. -Süper.
Asıl sen ne yaptın, niye öyle apar topar gittin bir anlatsana.
Ya...
Annem, sinir krizi geçirmiş.
Ortalığı karıştırmış, etrafı dağıtmış, dağıtırken elini kesmiş falan.
Saçma sapan. Aldım onu hastaneye götürdüm.
Yetmedi ilaçlarını aldım, yetmedi otele yerleştirdim.
Dün yine kendime verdiğim sözleri tuttuğum bir akşamdı kısacası.
Çınar öyle demesene, sen yapman gerekeni yapmışsın.
-Başka ne yapabilirdin ki? -Ya...
...gitmeyebilirdim Esra.
Ben çocukken hastalandığımda...
...bir kere bile yanımda olmayan bir kadından bahsediyoruz.
Hak etmiyor bunları.
Ama ben salak olduğum için işte. İstikrarda Çınar gibi olacaksın.
(Esra) Hayır Çınar!
İyi kalplilikte Çınar gibi ol.
Çınar, sen benim hayatımda tanıdığım en iyi, en akıllı insanlardan birisin.
Deme kendine öyle şeyler.
Sağ ol, iyi geldi.
Şey...
...bir gitsin ben rahatlayacağım aslında biliyor musun?
Beni korkutan o dün akşamla kalmayacakmış gibi gelmeye başladı...
...o yüzden.
Neyse, güzel şeyler konuşalım. Dün benim yemeğim yarım kaldı.
Fark etmişsindir. Onu tamamlayalım istersen bu akşam ha?
Hayır olmaz. Çünkü benim bu akşam bir planım var.
(Duygusal müzik)
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Müzik hareketleniyor)
Ozan, ne oluyor? Neyi kutluyorlar?
Bilmiyorum.
Çınar, herkes geldi, hadi açıklamamızı yapalım.
Evet, hoş geldiniz. Çağla'yla Ozan da geldiğine göre...
...açıklamamı yapabilirim artık.
Arkadaşlar sizi kısa bir süre böyle öne alabilir miyim, bir açıklama yapacağım.
Eminim hepiniz bu akşam neden burada toplandığımızı merak ediyorsunuzdur.
(Çınar) Bir şey kutluyoruz da ne kutluyoruz?
(Çınar) Ben bir süredir görüşmeler yapıyorum.
Ama sonuçlanmadan sizlere söylemek istemedim.
Nihayet sonuçlandı.
Uygulamamızı...
...Antalya'ya kullanıma açıyoruz.
(Alkış ve tezahürat sesleri)
İnanamıyorum, ben bile bilmiyordum.
O yüzeden Çınar'la ben, işin başında olmak içim Antalya'ya gidiyoruz.
(Eren) Bu kötüymüş ama. Ne kadar kalacaksınız orada?
(Çınar) Şimdilik durum belirsiz. Beş altı ay kalırız gibi gözüküyor.
Büyük bir işe kalkışıyoruz, başında durmamız gerek.
Sağ olsun Esra da beni kırmadı, benimle gelecek.
(Eren) O zaman tebrik ederim Çınar Bey.
-Tebrik ederim Esra. -Teşekkür ederim.
Çınar bana bile söylemedin, inanamıyorum sana.
Sürpriz olsun istedim.
(Duygusal müzik)
Ee Ozan? Pardon Ozan Bey.
Siz tebrik etmeyecek misiniz?
-Ne yapıyorsun sen Esra? -Gidiyorum.
Senin suratını bir daha görmeyeceğim için de çok mutluyum.
Arkadaşlar hadi, eğlenceye devam!
(Üst üste konuşmalar)
Çok güzel olacak. Nasıl, mutlu muyuz?
Ne yaptığını sanıyorsun sen?
Neden benim bunlardan haberim yok?
Sakin ol, Ozan. Sana sürpriz yapmak istedim.
-Beğenmedin mi? -Beğenmedim. O iş iptal olacak.
Yok, hiçbir şey iptal olmayacak.
(Gerilim müziği)
Sen kimsin ya?
Babalarının hisselerinin arkasına saklanarak giriyorsun.
Geçmiş karşıma, bana patronculuk oynuyorsun!
Ben bu şirkete hayatımı, yıllarımı verdim Çınar.
-Burası senin oyuncağın değil. -Ozan!
Sen neyden rahatsız oldun?
Açık konuşsana. Herkes çok mutlu.
Herkes kutluyor. Çağla çok sevindi.
-Seni rahatsız eden ne? -Çınar!
Böyle bir hamle yapmak için aylarca hazırlanmak gerekir Çınar.
Böyle gözü kapalı, cahilce girilmez bu işlere.
Lan bırak şimdi onu!
Sen asıl neye kızdın, onu söylesene.
-Dürüst ol ama! -Çınar, Ozan...
...etrafınıza bakar mısınız! Siz şu an neredesiniz!
Ne yapıyorsunuz! Kendinize gelin!
Çağla haklı. Arkadaşlar çok pardon. Herkes keyfine baksın.
Çağla kusura bakma.
Ozan.
Ozan.
-Ozan dedim! -Şimdi sırası değil Çağla.
Ben bakıyorum.
Her güzel bir şey yapmaya çalıştığımda engel oluyor ya!
Ben bu yüzden dedim, söylemek istemiyorum diye.
-Böyle oluyor çünkü. -Lütfen sakin ol.
Biz bu işin altından kalkacağız. Hatta beraber mükemmel işlere imza atacağız.
Herkes de bize saygı duymayı öğrenecek, tamam mı?
Çok tatlısın.
Gitti. Durduramadım.
-Kocaman adam. -Ozan işte. Klasik.
Her şeyin başında durmayınca rahatsız oluyor.
Ama alışacak.
Bu arada Ozan'ın aksine, ben verdiğiniz habere çok sevindim.
İkiniz bu işin üstesinden çok iyi geleceksiniz.
-Sağ ol. -Hem ne demişler?
Tebdilimekânda ferahlık olur.
Biraz uzaklaşmak herkese iyi gelecek.
Özellikle de sana Esracığım.
Çünkü son zamanlarda keyfin biraz kaçık gibiydi de...
...o yüzden söyledim.
Yoo, size öyle gelmiş Çağla Hanım. Aksine benim keyfim yerindeydi.
Hatta uzun zamandır kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim.
Süper. Daha da keyifleneceğiz.
Ben uçak biletlerini aldım, hafta sonu yola çıkıyoruz.
(Hareketli müzik)
-Süper! Süper! -İşte!
İşte şaheserim Eko! Bu sefer çok iyi oldu.
Vallahi de billahi de çok iyi oldu. Hatta var ya...
...eskisinden çok daha iyi oldu. -Daha iyi laf mı baba!
Mükemmelin iki adım ötesindeyiz. Harikasın. Vallahi oldu.
Aynen öyle. Aynen... Aynen öyle de Eko...
...bu sinek burada ne arıyor? -Hangi sinek?
-Kovala şu sineği. -Ne sineği ya?
Parfümün içine falan girmesin, mahvolur ha!
-Onca emeğimiz zayi olur oğlum. -Dur babacığım, çözeceğim. Hangi sinek?
Sineği ben görüyorum, sen niye görmüyorsun? Bak işte.
(Sessizlik)
Tamam, tamam. Tamam, iyiyiz. Bir şey yok.
-Emin misin? -Eminim. Vallahi durdu. Bir şey yok.
-Of, Eko! Oh! -Kalbim durdu sandım.
Benimki bir durdu, gitti geldi.
Oh... Oh... Neyse.
-Sinek de gitti herhâlde. -Sinek de gitti mi?
Yok, yok. Sinek falan yok. Baba bir şey söyleyeceğim.
Her şey çok normal, çok yolunda ilerliyor.
Ben çok korkuyorum. Vallahi bak, ben hiç iyi değilim.
Yahu Eko maşallah, de. Nazar değmesin oğlum.
Maşallah.
Evet, şimdi...
(Kapı vuruldu)
Tam şu anda mı basıldık? Ben bu lafı söylerken mi basıldık ya?
Eko ya! Oğlum. Evlat. Evlat bir sakin ol.
Şimdi çok soğukkanlı bir şekilde kapıya git...
...ve kim gelmişse gelmiş, kapalıyız, de.
Baba sen havaya girince dilin, tavrın hep değişiyor.
Evlat ne Allah aşkına! Yıl olmuş 2021...
...hâlâ evlat diyorsun.
(Kapı vuruldu) (Zümrüt) Aç.
(Ekrem) Aa!
Buyurun, Zümrüt Korfalı teyzeciğim.
Aa! Bu ne hâl böyle? Naylonları ge...
-Palyaço mu oldun? -Yok, şey...
İşsizlik tabii. Palyaço oldun.
Bir şey olmuyor aslında. Biz burada ilaçlama yapıyoruz. Ondan böyle.
O ilaç da hep yere çöktü, sen de biraz hemzemin sayılırsın.
O yüzden hiç soluma. Durma burada, git.
Hiç solumayım? Nasıl... Şey mi...
Yok, mis gibi kokuyor vallahi. Misk-i amber.
-(Zümrüt) Ne güzel bir ilaçmış bu böyle. -Zümrüt teyzeciğim hayrolsun inşallah.
Ne vardı? Ne oldu? Repertuvarda yeni bir kötülük mü var?
Yok, yok. Hep bildiğin şeyler. Kızımın peşini bırakman için...
...sana çek yazdım. -Çek? Niye çek?
Sizde bir aile geleneği mi Zümrüt teyze? Yine çek ama kabul edemem.
Vallahi kabul edemem. Ayrıca siz kendinizi çok tekrar etmeye başladınız.
Biraz yeni kötülükler, spesifik kötülükler.
Beni nereden vuracağınızı da çok iyi biliyorsunuz.
Ona rağmen... Kabul edemem. Etmeyeceğim.
Bak. Kaç sıfır var, biliyor musun?
-(Ekrem) Bakmıyorum. -Bir bak sen. Bak, bak.
-Vallahi bakmıyorum. -Bir bak.
Sen zaten baksan da anlamazsın. Nerede sende o beyin!
Ben sayıyorum. Bir, iki, üç, dört, beş sıfır var.
-Lalala lalala. -Beş sıfır. Beş sıfır.
"Git kendini daha fazla sevdirmeden" git!
Gel buraya. Bak.
Gel buraya fakir.
Allah Allah! Yok, yok. Çek devri kapanmış.
En iyisi nakit.
Nakit parayı eline şak diye vereceksin, olacak bitecek.
Ne anlarlar çekten falan.
Sen yine kendi kendine ne konuşuyorsun çek falan?
Hem sen nereden geliyorsun?
Şu faydasız Eko'ya gittim. Senin peşini bıraksın diye...
...çek teklif ettim. -Ne yaptın anne ya!
Beni çocuğa rezil ettin.
-Ne yaptı? Kabul etti mi? -Aman, nerede edecek seme!
Allah'ın semesi çekten ne anlar!
Dönüp de sıfırlarına bile bakmadı.
Bu gençlik nereye gidiyor böyle, ben anlamıyorum ki!
-Sıfırlarına bile bakmadı? -Bakmadı.
Vay!
Bakmadı. İnsan bir döner, bakar. Üç sıfır mı, beş sıfır mı?
On sıfır mı? Kaç sıfır?
Önce bir dön, bak; ondan sonra reddet. Ama önce bir bak.
Dön de bir bak.
Beri bak.
Sen nereye gülüyorsun?
Gülmüyorum.
-Gülmüyorum. -Gülüyorsun.
-Gülmüyorum. -Güldün. Gülmeyeceksin.
Nereye gülüyorsun?
Gülmeyeceksin.
Aklındakini silip atacaksın.
O faydasızdan sana fayda gelmez. Olmaz.
-Tamam, anne korkma ya. -(Zümrüt) Korkmuyorum.
-Zaten aramızda bir şey yok daha. -Olamaz da.
Daha mı?
Daha?
İş falan yalan Musa. Hepsi hikâye.
Tek amacı Esra'yı alıp buradan gitmek.
Abi keşke kendini tutsaydın ya.
Herkesin içinde tartışmanız hiç iyi olmadı.
Umurumda mı sence Musa? Hiç kimse umurumda değil.
Çınar aklınca benimle oyun oynuyor.
Belki Esra da gitmek istedi. Olamaz mı?
Ben tanıyorum onu Musa.
Esra şu an yaptığı her şeyi bana inat olsun diye yapıyor.
Beni cezalandırıyor.
Çınar'a da gün doğdu tabii.
Şimdi gidecek orada her an, her dakika Esra'nın yanında olup...
...onun kalbini kazanmaya çalışacak.
Ah, Esra! Nasıl göremiyorsun bunu, nasıl!
Abi bu kadar şey yaşandı. Bu kızın kalbi kaç kere kırıldı ya!
Ne yapmasını bekliyordun ki?
-Baba. Babacığım. -Eko...
...emanetleri ne yaptın oğlum? -Babacığım hallettim.
Şaheserimiz, bütün emanetler dernekte. Öyle bir yere sakladım ki...
...şeytanın aklına gelmez. -Eko aman diyeyim...
...bu sefer bu işi batırmamamız lazım.
Hayır babacığım, ne batırması! Aşk olsun ya!
Çözüyoruz diyorum sana. Rahat ol.
(Ekrem) Tamam.
-Tamam mı? -(Ekrem) Evet. Şurayı da bir...
Ne kokuyor ya?
Burası bayağı parfüm kokuyor.
-Ne? -Yoo. Bir şey kokmuyor.
Normal, bildiğin Menekşe Ev Yemekleri kokusu.
-Evet, kızım. Yemek yani. -Sen beğendin mi?
Beğendim. Bana bu koku bir yerden tanıdık geliyor.
Bayağı tanıdık bir koku bu.
Aman be kızım! Müşteriler her gün bir şeyler fıs fıs sıkıyorlar.
-Onun kokusudur. Parfüm. -Bir de bu kadar sıkmanın manası ne!
Parfümle niye duş alıyorsun? İki tane sık, çık.
Tamam, neyse. Hadi bir an evvel yukarı çıkalım da...
...Ertenler meclisi toplansın. Sizinle konuşmak istediğim bir şey var.
Hayırdır kızım? Ne oldu? Kötü bir şey mi var?
Yok, kötü bir şey değil ama sadece bu kadar söylerim.
Anca bu kadar söylerim, devamı yukarıda.
-Allah Allah! Ne oldu ya? -Dur bakalım.
-Aşırı ciddi bir şey mi? -(Esra) Vallahi biraz ciddi.
Gel.
(Müzik)
Ozan tamam, sinirlenmekte haklısın...
...ama Çınar'ı da anla.
Kendini ispat etmeye çalışıyor.
Kendini böyle mi ispat edecek Çağla?
Evet.
Diğer türlü hep bizim onayımızdan geçen angarya işlerle ilgilenip duruyor.
Kendini kanıtlaması için ona bir şans vermemiz lazım.
Sen ikizini hiç tanımamışsın Çağla.
Onun derdi şans tanınması falan değil. Onun derdi başka.
Çınar'ın derdi neymiş Ozan?
Ben sana yukarıda Çınar'ın açık açık soramadığı soruyu sorayım mı?
Esra gidiyor diye mi bu kadar öfkelisin?
-Çağla! -Ne var Ozan?
Buradan bakınca öyle gözüküyor, ondan soruyorum.
Burada durup seninle Esra'yı konuşacak değilim, Çağla.
Yani anlayacağınız, ben iş için bir süre Antalya'ya gidiyorum.
Bu hafta sonu gideceğim.
Abartılacak bir şey yok. Beş altı ay kalacağım işte.
Vallahi ne diyeyim kızım? Ben bilemedim yani.
Aklımız sende kalacak.
Babacığım aklınız bende kalmasın. Hem Çınar da orada.
O daha kötü.
O sarı laleyle olacağına tek olsan ben bir abi olarak daha rahat hissederdim.
Ayrıca ben geleyim diyeceğim de benim de Antalya'da biraz...
...tatsız anılarım var, o yüzden gelemem de.
Neyse, bu kadar büyütülecek bir şey yok.
Gidip geleceğim diyorum. İyi geceler canım ailem.
Hadi iyi geceler kızım.
(Kapı açıldı)
(Müzik)
(Kapı vuruldu)
Gel.
(Esra) Anne?
Esra.
(Kapı kapandı)
Esra...
...ben sana bir soru soracağım ama bana doğru cevap ver, olur mu annem?
Tamam.
Sen...
...Ozan'dan kaçmak için mi gidiyorsun yavrum?
Evet, anne. Ozan'dan kaçmak için gidiyorum.
Ama mesafeler dokunmaya engel, sevmeye değil ki.
Sen doğru karar verdiğine emin misin?
Evet, anneciğim. Doğru karar verdim.
Vallahi benim için en doğrusu, en iyisi bu.
Ama o evlendi. O iş bitti.
Anneciğim biliyorum, bitti ama ben yoruldum.
Güçlü durmaktan yoruldum.
Güçlüyü oynamaktan, güçlü gibi davranmaktan.
Vallahi gitmek istiyorum.
Her şeyi geride bırakmak istiyorum.
Tamam.
Sen doğrusu bu diyorsan doğrusu budur.
Bu.
Güzel yavrum benim.
Hadi sen yat, dinlen biraz. Tamam mı?
(Duygusal müzik)
(Müzik)
(Telefon çalıyor)
Hiç vazgeçemeyecek misin Ozan? Hiç vazgeçmeyecek misin?
Efendim, Ozan? Ne?
Esra hemen aşağı in, bekliyorum seni.
Ne?
Ne işin var senin burada? İnmiyorum aşağı filan!
-Tamam, ben geliyorum o zaman. -(Esra ses) Hayır, sakın!
Sakın! Hayır. Ben iniyorum, tamam.
(Müzik)
Sen ne yaptığını zannediyorsun ya? Sen ne hakla buraya geliyorsun?
Seninle beni şu anda burada konuşurken biri görse ne der, hiç düşündün mü?
Esra kimse umurumda değil.
Hiçbir yere gitmene izin vermem. Antalya'yı filan unut.
-Buna sen mi karar veriyorsun? -Evet, ben karar veriyorum...
...çünkü bana inat olsun diye hiçbir yere gidemezsin.
Ozan sen kimsin?
Sen kendini ne zannediyorsun ya? Sen hangi hakla benim hayatıma karışıyorsun?
Ben sana inat olsun diye değil, kendim istediğim için gidiyorum.
Esra, ben senin Çınar'la bir yere gitmene izin veremem.
Bana hâlâ Çınar diyor! Bana Çınar deme artık!
Sen git kendi karınla, kendi evliliğinle ilgilen. Bana karışma.
Öyle bir evlilik yok. Esra neden anlamıyorsun? Bunu neden yapıyorsun?
Ozan, sen benimle sahilde konuştuktan sonra...
...gidip Çağla'yla evlenebildin.
Ben senin hangi lafına güveneyim? Ben sana nasıl güveneyim?
Biz diye bir şey yok. Artık kabullen. Bitti.
Bırak peşimi Ozan. Bırak.
Bırakmayacağım Esra.
Bırakmayacağım.
(Müzik)
Ne oldu baba? Niye öyle bakıyorsun?
Gidişine senin adına seviniyorum ama...
...ben iyice yalnız kalacağım be evladım.
Baba niye öyle diyorsun şimdi?
Sanki çok uzak bir yere gidiyorum. İstediğin zaman atlar, gelirsin.
Hem sorumluluk diyordun. Çalışmak diyordun.
Şirketi büyütüyorum işte. Daha ne istiyorsun?
O iş o kadar kolay olmayacak galiba.
Şirketteki kuşlar söyledi.
Ozan yönetim kurulunu acil toplantıya çağırmış.
Elinden geleni ardına koymasın baba.
Ben ondan gelecek hamlelere çoktan hazırlıklıyım.
Çınarcığım...
...Ozan'la uğraşmaktan vazgeç artık, olur mu?
Bak, kardeşinle evlendi. Artık ailemizden biri oldu.
Baba bu konuyu kapatalım mı ben kalkayım mı?
Tamam, tamam. Kapattım.
Hadi doğru düzgün kahvaltını et.
Anneni ne yaptın? Hastaneye sen götürmüş, öyle duydum.
Ne yapayım annemi baba? Tipik annem işte.
Ortadan kayboluyor, sonra yeni dramalarla hayatımıza geri dönüyor.
Çınar ne yapsın? Arkasını toplasın. Götürdüm, onu iyi bir otele yerleştirdim.
Çınarcığım sen gene de dikkat et.
Annen bu. Sen verdikçe o daha fazlasını isteyecek.
Sorun yok. Ben annemi tanıyorum da Çağla'ya üzülüyorum.
Kızın kafasını karıştırıp duruyor. Elimde olsa hiç görüştürmeyeceğim de...
...bu aralar Çağla'ya bir şey anlatmak imkânsız oldu.
(İç çekti)
Peynirin tadına baktın mı? Roma'dan getirdim.
Çok lezzetli.
Beni sabah apar topar çağırınca şaşırdım. Ozan yok mu?
Yok, anne.
Sabah apar topar kaçar gibi evden çıktı.
Benimle yalnız kalmamak için elinden geleni yapıyor.
Ve sen buna mutsuz değilsin?
-Çağla sakın vazgeçtim deme. -Tabii ki vazgeçmedim anne.
Tüm olumlu ibreler bana doğru dönüyor.
Esra İstanbul'dan gidiyor. Kurtuldum artık.
-Aa! Nereye? -Antalya'ya.
Hatta Çınar'la beraber gidiyorlar. Orada ofis açacaklar.
Çınar'ın bahsettiği şey bu demek.
-Çok iyi. -İyi tabii anne.
Artık Ozan'ın yanında sadece ben olacağım.
Yaralarını saracağım. Destek olacağım. O da benim değerimi anlayacak.
Belki böylelikle bir şansımız da olur.
Bence sen yine de planlarını başkalarının yapacakları üzerinden kurma.
Ne yapayım anne? Başka şansım mı var?
Ozan'ın yanında olmak için her şeyi yapıyorum.
Ama onun gözü tek bir kişiyi görüyor.
Vay vay vay! Ozan'a bak sen!
Kapıya dayandı falan! Gitmeyeceksin dedi. Aa!
Zeyno senin de öfken iki gün sürdü.
Abi gerçekten evlenmemiş ki.
Hem insan yaptıklarını duyunca etkileniyor.
Ben etkilenmiyorum Zeyno. Ayrıca etkilensem ne olacak?
Bana yaptıklarını unutuyorsun galiba.
Ben bu saatten sonra Ozan'a güvenebilir miyim? Asla.
Evet ama yaptıklarına bakılırsa senden vazgeçecek gibi durmuyor.
Evet. Ben de o yüzden gitmek istiyorum ya.
Bir gün kapımın önüne gelecek.
Bir gün şirkette beni tutacak, çekecek, konuşmak isteyecek.
Ben artık bunlardan çok yoruldum. Gerçekten çok yoruldum.
Uğraşacağım, Musa.
Esra'yı gitmekten vazgeçirene kadar elimden ne geliyorsa yapacağım.
Evet abi, yap ama sanki biraz geç kalmadın mı?
Geç, erken... Musa bir yolunu bulmak zorundayım.
Abi ne yapacaksın? Ne yapabilirsin?
Bu şirketin yuvası ben değil miyim Musa?
Antalya projesini iptal ederim, olur biter.
Tamam da abi yönetim kurulunu biliyorsun.
Çınar'ın ya da altyapının operasyona hazır olmamasıyla ilgilenmezler.
Onların tek derdi şirketi daha fazla büyütmek. Bunun peşindeler.
Ben bugüne kadar o kurula birçok şeyi kabul ettirdim Musa.
Elbet bir yolunu bulurum.
Allah Allah!
Ya ben bu parfümü çok mu sıkmışım? Her yer mis gibi kokuyor.
-(Menekşe) Siz de alıyor musunuz? -Yoo, hayır ya!
Bakayım? Havaya tamamen kızartma kokusu hâkim, değil mi baba?
-Hatta karnıyarık kokuyor, değil mi? -Gibi şeyler.
Ruhum senin koku reseptörlerinde bir hasar oluşmuş olabilir.
Diyorum ki, bir doktora mı görünsen?
Evet, isabet olur. Bizim de reseptörler zarar görmeden biz artık gidelim mi baba?
-Evet, gidelim. -İkiniz birden hayırdır? Nereye?
Şeye... Mahalle takımının maçı varmış.
Biz de dernek olarak orada bulunmamız gerekiyor dedik.
Orada bulunalım. Tezahüratlar falan yani.
Ya ya ya, şa şa şa...
-Hadi baba. -Hadi gidelim.
-Stat bu tarafta ya babacığım. -Doğru, bu tarafta.
-Hadi beraberce gidelim. -Hayat şarkım akşama görüşürüz.
-Seni seviyorum. -(Ekrem) Güle güle anne.
-Selam, Menekşe teyzeciğim. -Merhaba.
-Eko yok mu? -Yok.
-Nerede? -Mahalle takımın maçı mı varmış neymiş...
...oraya gitti.
-Mahalle takımının maçı mı? -Evet.
Tamam. Sağ ol. Sana kolay gelsin.
(Menekşe) Sağ ol.
Mahalle takımı yok ki maçı olsun.
Bu çocuk bir şeyler karıştırıyor ama!
Benimle sinemaya da gelmedi.
Çınar inanamıyorum. Bayağı bayağı Antalya'ya gidiyoruz.
Evet.
Ya bu arada Esra öyle bir yer ayarladım ki.
-İstanbul'a dönmek istemeyeceksin bile. -Yani.
Böyle ikiz villa, önünde havuzu falan var böyle, bahçeli.
Portakal ağaçları falan. Niye anlatıyorum ki dur göstereyim hemen.
Ya, inanılmaz güzel. Şuna bak.
Çınar bu ne? Bu bildiğin malikâne.
(Pınar) Otelcilerle toplantı iyi geçince çok fazla geri dönüş aldık.
Randevu almak isteyen çok otel var.
Kurul toplantısından sonra bakarız Pınar.
Tabii Ozan Bey.
Şimdi altı ay çalışacağız orada, gidip otelde mi kalalım?
Yani. Bakayım bir.
Neyse.
Ev işini hallettik, şimdi ufak bir pürüz kaldı.
Ben de onu halledip geliyorum.
Yönetim kurulu toplantısından sonra görüşürüz, tamam mı?
-Görüşürüz. Baybay. -Kolay gelsin.
Ozan Bey geldiğinde açıklığa kavuşturur diyecektim. Geldi.
-Merhabalar Ozan Bey. -Merhaba.
Merhabalar. Hoş geldiniz.
(Hep bir ağızdan) Merhaba.
-(Erkek) Nasılsınız? -(Çınar) İyiyim. Siz nasılsınız?
(Erkek) Teşekkürler. Bizler de iyiyiz.
Evet Ozan Bey. Nedir bu acil toplantının sebebi? Dinliyoruz.
Çınar Yılmaz, benim fikrim ve bilgim dâhilinde olmadan bazı kararlar almış...
...ve bu doğrultuda girişimlerde bulunmuş.
Güzel.
Biz şirket olarak yeni kararlara ve girişimlere her zaman açığız.
Ama...
...Milenyum Soft olarak altyapımız Antalya gibi...
...büyük bir şehri, uygulamaya katmaya hazır değil.
Çınar bu konularda henüz çok yeni, heyecanını da anlıyorum gerçekten.
Böyle apar topar aldığın bir kararı toyluğuna...
...ve iş bilmemene bağlıyorum Çınar.
Değerli yorumlarınız için teşekkür ederiz Ozan Bey.
Yani eğer altyapımız yeterli değilse, altyapımızı güçlendiririz, öyle değil mi?
Ama unutmayın bugüne kadar güçlendirilmemesinin sorumlusu sizsiniz.
Biz bütün kazancımızı buna ve senin anlayamayacağın birçok teknik detaya...
...harcıyoruz zaten Çınar.
Ama sen bunları incelemeden, bilgi sahibi olmadan...
...böyle bir hevesle keyfî bir karar aldığın için...
...mesnetsizce konuşman gayet doğal.
Öyle mi?
Yanılıyorsunuz Ozan Bey. Ben dersime çok iyi çalıştım.
Önünüzdeki dosyalarda, eğer Antalya operasyonunu başlatırsak...
...yurt içinde edeceğimiz kârı grafikler hâlinde görebilirsiniz.
(Gerilim müziği)
Arkadaşlar bunların hepsi hayal.
Gerçeklik payı yok.
Ozan Bey madem aynı fikirde değilsiniz...
...kararı oylamaya sunalım o zaman. Çıkan sonuca da herkes razı olsun.
Lütfen, oylayalım.
Buyurun.
Oylayalım o hâlde.
Antalya operasyonunun başlamasını isteyenler?
(Müzik)
Bu kadar mı?
(Müzik)
O zaman Antalya operasyonumuz hayırlı olsun.
Değerli vaktinizi çaldığımız için özür dileriz.
Ben Ozan adına özür diliyorum sizden.
Eğer grafikleri incelemek isterseniz mailinizde var.
-Görüşmek üzere. İyi günler. -(Çağla) İyi günler.
(Müzik)
Çağla sen iyi bir yöneticisin.
Her zaman da iyi bir yönetici oldun.
Antalya işinin kötü bir karar olduğunu bile bile neden el kaldırdın?
Ben yanlış bir karar olduğunu düşünmüyorum Ozan.
Hem Çınar'ın böyle bir sorumluluğa ihtiyacı var.
Ayrıca Esra'yla orada güzel, yeni bir başlangıç yapabilirler.
Ben buna mâni olmak istemedim.
(Müzik)
Yalçın Bey, bunlar, ilk partidekilerden çok daha iyi olmuş.
Çok güzel, 'fresh' kokuyorlar. Tebrik ederim sizi.
-Çok teşekkürler efendim. Sağ olun. -Yardım ettim, yardım ettim.
Yani ne yaptık, ne ettik varımızı yoğumuzu ortaya koyduk.
İnovasyon ruhuna inanıp kendimizi geliştirdik.
Hatta oğlumla beraber çalışıyoruz. Onu da işe aldım.
Oğluyum.
Eğer seri üretime geçebilirseniz parfümü, dağıtım ağına sokmak isteriz.
Ee, seri üretim mi? İşte bu imkânsız...
İmkânsız bizim lügatımızda bulunan bir kelime değil hanımefendi.
Ben mesela hiç hayatımda imkânsız kelimesini cümle içinde kullanmıyorum.
Babacığım orada zarf var, canlı canlı duruyor. Bırak imkânsızı falan.
Hanımefendi şöyle söyleyeyim, biz bu parfümü o kadar seri üretiriz ki...
...sizin bile şaşkınlıktan ağzınız açık kalır. Değil mi baba?
Eko oğlum, annen.
Baba, annemi bırak şu an. Annemin konuyla ne ilgisi var?
O hâlde bu da serinin ilk avansı olsun mu?
Olmasın mı babacığım, olmasın mı? Babacığım canlı canlı para duruyor orada.
-Hayırlı uğurlu olsun. -Hayırlı uğurlu olsun.
-Çok tebrik ediyorum. -Çok teşekkürler.
-Hayırlısı olsun. -Teşekkür ederiz. Sağ olun.
Esra hayırlı olsun. Kuruldan onay çıktı, gidiyorsunuz.
Öyleymiş. Çınar söyledi az önce, çok sevindim.
Çok iyi oldu. Biz de Ozan'la kaçarız yanınıza.
Hatta dün akşam konuştuk, ne yapsak, nereye gitsek diye ama...
Çağla!
Ozan'la evliliğin gerçek değil biliyorum.
Bütün bu mutluluk pozları yalan. Ona karşı hâlâ umudun var, anlıyorum.
Al, sahne senin.
Ne yaşayacaksan yaşa.
Ama bana artık böyle iğneleyici konuşmaya devam etme.
Çünkü ben de bu kadar kibar olmayacağım haberin olsun.
(Müzik)
(Zümrüt) Esra da gidiyormuş ha Menekşe?
-Ya. -Üzüldün mü?
Çok mu?
Aman üzülme be! Ben veririm sana bilet parasını...
...uçakla gidip gelirsin, ne var yani?
İkisi aynı şey mi Zümrüt?
Ne aynı şey mi? Ne olacak canım? Aman sen de her şeyi abart.
Her şeyin abartı. Sanki Fizan'a gidiyor.
Antalya'ya gidiyor canım, ne var yani?
Sen de gider, gelirsin. Para işi kolay, para işi bende.
Düşünme öyle şeyleri.
-Bunlar ne konuşuyor burada? -Kimler?
Bak.
(Müzik)
Planlardan plan beğen. Yani mesela film izlemek istiyorsun...
...ben hemen kapatayım bir sinema salonunu, gidelim oraya...
...güzel kahvenin en filtrelisini, en afilisini, en şekillisini alalım.
Böyle yayıla yayıla filmimizi izleyelim.
Yani bugün masrafta sınır yok. Bugün beni böyle bir...
...ne bileyim Zümrüt Korfalı gibi düşün.
İstemez Ekrem sağ ol. Sen git, tek başına izle filmini.
Aa, beklenmedik trip. Ben niye trip yedim şimdi?
Hayır canım ne tribi? Ama var yani senin işin gücün, belli.
Geliyorum, sinemaya gidelim diyorum, beni reddediyorsun.
Lokantaya geliyorum yoksun, annene mahalle maçına gittim diyorsun.
-Evet. -Hayır bu mahallenin bir takımı yok.
-Bunu ikimiz de biliyoruz. -Evet.
İstemiyorsan açık açık istemiyorum dersen ikimiz için de daha iyi olur.
-Diyebilirsin, ben alınmam. -Evet, istemiyorum.
Ya, öyle bir şey mümkün olabilir mi gerçekten?
Hemen izah ediyorum. Şöyle ki biz babamla...
...parfüm sektörüne böyle süratli bir giriş yaptık.
Şu anda da imalat aşamasındayız.
Tabii bu imalattan annemin haberi yok.
Çünkü geçmişte bazı tatsız hadiseler yaşandı.
Biz babamla bir kere lokantayı yaktık.
O yüzden annem izin vermez böyle bir şeye. Bütün konu bu, başka bir şey yok.
Parfüm? -Evet.
-Ha, sen o yüzden böyle kokuyorsun? -Evet, o yüzden böyle kokuyorum.
Başka bir şey yok, başka bir şey yok.
Peki, o zaman sinemaya gidiyor muyuz?
Gidelim o zaman. Akşamüstü burada buluşalım.
Tamam, burada. Peki, nasıl bir filme gidiyoruz?
-Sen şimdi kesin aksiyon istersin. -Hayır, ben sanat filmlerinden hoşlanırım.
Ben hiç beğenmiyorum bunların gülmelerini falan.
Ben de beğenmiyorum.
Düşünebiliyor musun bizim eskisi gibi Korfalı Erten birlikteliğimizi?
Ömrümüz kısalır ya, hayat kalitemiz düşer vallahi bak.
Olmaz.
Evet, üzücü ama sana katılıyorum.
Bizim bu işi bozmamız lazım, bu işe bir taş koymamız lazım Zümrüt.
Kesinlikle. Bak bu beyanların hepsi doğru.
-Sağ ol. -Hepsi doğru. Tebrik ediyorum ben.
-Sağ ol. -Kırk yılın kırkı...
...doğru konuşuyorsun Menekşe. Yalan yok işte!
İstemiyorum ben böyle bir şeyi. Hayır olmaz. Olmaz.
(Musa) Abi selam.
Günaydın Musa.
Yani ben ne yapabilirim diye düşündüm. Bari dedim yanında olayım.
Malum Esra gidiyor bugün.
İyi yapmışsın da...
...Esra'nın gidişini öyle elim kolum bağlı izleyeceğimi düşünmedin herhâlde?
Nasıl?
Abi kalsın diye her şeyi denedin ya, daha ne yapacaksın ki?
-Esra da kimseyi dinlemez artık. -Biliyorum haklısın.
Dinlemez.
Ee, abi bir şey mi var? Ne yapacaksın?
Görürsün.
(Üst üste konuşma)
Yavrum bak poğaça yaptım, şimdi yersin...
...yanına da koyacağım, yolda acıkınca da yersin annem.
Anneciğim kız 'business' uçuyor ya, bari turşu bidonu da koysaydın bavuluna.
Annem sen hiç merak etme, ben aç kalmam.
Babam asma şu suratını artık hadi.
Ya kızım asmayayım da yani... Senin adına seviniyorum da işte.
Baba olmak kolay değil, ne yapayım?
Ben vallahi sizi çok seviyorum. Canım ailem benim!
İyi ki benim ailemsiniz.
Bak mahallede ne olup bitiyor, her şeyden haberdar olmak istiyorum, tamam mı?
Günlük menüyü bile öğrenmek istiyorum.
Merak etme bacım, ben sana her şeyi yazacağım.
(Menekşe) Araba geldi. Hadi, hadi.
(Şoför) İyi günler Esra Hanım. Valizinizi alayım.
-Buyurun orada. -Ben yardım edeyim size.
-(Menekşe) Al kızım poğaçalarını al. -(Ekrem) Ağır değildi o ya.
-Babacığım. -Babam.
Bak inince ara oldu mu? Merak ettirme bizi.
Tamam, aramaz olur muyum, arayacağım. Annem.
Bak çok dikkatli ol, tamam mı annem?
Tamam, siz de dikkat edin kendinize. Birbirinize iyi bakın.
Zeyno, kız buralar hep sana emanet tamam mı?
Merak etme bacım. Sen kendine iyi bak yeter.
Ver şunu ver. Uçakta poğaça mı yiyeceksin ya? Allah'ım ya.
Bana bak, ben o kot montu çantana koydum, üşürsen falan onu giy, tamam mı?
Abim!
-Dikkatli ol ha. -Tamam.
Hadi gidiyorum.
Esra o yumoş çoraplarını aldın mı annem?
(Esra) Aldım, aldım.
(Menekşe) Bak mutlaka ara, ara.
Çok kahve içme kızım.
-Hadi. -Hadi tamam, dikkat et.
Anne su mu dökeceksin ya?
Uff!
Tamam hadi, duygusallık yapmayın hadi ya!
Bu kadar çabuk değişeceğini tahmin edemezdim.
Dün seni şirkete stajyer olarak zorla soktum...
...bak şimdi Antalya ayağını kurmaya gidiyorsun.
Aferin sana be, aferin. Seninle gurur duyuyorum.
Sağ ol babam.
Şu Antalya'daki işleri bir oturtayım, sen o zaman gör beni.
İnşallah. Hadi bakalım, iyi yolculuklar.
-Görüşürüz babam. -Görüşürüz.
Hasan nerede?
Rahatsızlanmış Çınar Bey. Şirketten onun yerine beni gönderdiler.
-İyi tamam, neyse geç kalmayalım. -(Şoför) Tabii buyurun.
Ne oldu niye durduk ya?
Ya, sen niye buraya girdin kardeşim? Havalimanına gitmiyor ki burası.
Kestirme olsun diye girdim efendim.
Nereden bilebilirdim bu kadar trafik olacağını?
Ya, çok kestirme oldu kardeşim, süper oldu.
Hadi dön şuradan, çık hemen bu yoldan. Uçağı kaçıracağım.
(Müzik)
(Arabadan sesler geliyor)
Ne oluyor?
Motor Çınar Bey. Yapıyor böyle arada.
Ne demek yapıyor ya?
Ya, oğlum uçağa geç kalacağım. (Telefon çalıyor)
Uff! Alo.
Alo Çınar neredesin? Ben geldim. İçeride misin?
Esra, ben yakın bile değilim şu anda.
Nasıl yani, anlamadım? Neredesin ki?
Araba arıza yaptı, yolda kaldık.
Ee, ben ne yapayım o zaman? Geçeyim mi bekleyeyim mi?
Uff! Yok, Esra, sen bekleme, gir içeri.
Ben ne yapıp edip bir şekilde yetişeceğim, tamam mı?
Aa, tamam o zaman, ben geçiyorum. Dikkat et.
Ama gel, acele et yani. Baybay.
Geçebiliriz biz.
Hadi be!
(Müzik)
Kardeşim, ben taksiye biniyorum.
Taksi.
(Müzik)
Ya, ulan çok geç kaldım.
(Esra) Uff!
(Müzik)
Şunu da aç.
(Çınar) Hadi, hadi, hadi.
Uff! Hadi Çınar ya, nerede kaldın?
(Müzik)
Hanımefendi kemerinizi takar mısınız lütfen?
Tabii ki.
Bir şey soracağım. Uçak ne zaman kalkacak acaba?
Şu an kalkış için hazırlanıyoruz.
Nasıl ya, ben o zaman inebilir miyim? Arkadaşımla bir sonraki uçakla gelsek.
İnmeniz çok uzun bir prosedür gerektiriyor.
Yani buradaki yüzlerce yolcunun geç kalmasına sebep olursunuz.
-Tamam o zaman. -İyi yolculuklar.
Uff! Çınar neredesin ya?
Hah.
(Müzik)
Ozan?
Vallahi Antalya bu mevsimde çok güzel olur. Çok eğleneceğiz.
("Pınar Çubukçu - Aşk, Mantık, İntikam" çalıyor)
"Bir hikâye, iki yabancı"
"Biri çok inatçı, biri de âşık"
"Ne birlikte ne de tam ayrı"
Bu dizinin ayrıntılı altyazısı FOX TV tarafından...
...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
www.sebeder.com
Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Hatice Başpınar - Ece Naz Batmaz...
...Büşra Koçak - Nuray Ünal - Özgür Türk
Editör: Ela Korgan
"Ayrılık olunca aşklar bitmez"
"Anılar öyle kolay silinmez"
"Her zaman hayat ikinci şansı vermez"
"Yaz bunu bir yere aşkım, imkânsızım"
"Bu aşk bitemez"
"Bitemez"
"Ayrılık var diye aşklar bitmez, bitemez"
"Unutmayınca anılar ölmez"
"Her zaman evren bu şansı vermez"
"Yaz bunu bir yere, bu aşk bitemez"
"Kalırım aşk, mantık, intikam arasında"
("Pınar Çubukçu - Aşk, Mantık, İntikam" çalıyor)
"Bir hikâye, iki yabancı"
"Biri çok inatçı, biri de âşık"
"Ne birlikte ne de tam ayrı"
"Barışmaz artık aşk ve mantık"
"Bu masal bitti, oldular düşman"
"Peki ya kalpler? Deli gibi pişman"
"Ateşle barut gibi tehlikeli"
"Kaçsa da yakalıyor aşk"
"Kalırım aşk, mantık, intikam arasında"
"Ayrılık olunca aşklar bitmez"
"Anılar öyle kolay silinmez"
"Her zaman hayat ikinci şansı vermez"
"Yaz bunu bir yere aşkım, imkânsızım"
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.