Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
-Efendim abi. -Veysel, ne yaptın abiciǧim?
Gittin mi sınava? -Yok abi, yok.
Taner'in bir mevzu vardı da onu çözmeye çalışıyorduk.
Abi, zaten geç oldu, yetişemem artık.
Abiciǧim, burada her yer iki dakika zaten, yetişirsin.
Abi, ben sınava girmeyeceǧim, zorlama.
Vallahi. Zaten kalacaǧım belli.
<i>Oǧlum, o kadar çalıştın. Hayal ettin.</i>
Haklısın abi, haklısın da...
...ben de liseden mezun olmayayım, olmaz mı?
Zat... (Korna sesleri)
Veysel'im, hadi atla gidiyoruz.
Nereye, çocuklar?
Sen, bize sürpriz yapacakmışsın.
Biz, babamıza sürpriz yapalım, onu sınava götürelim dedik.
Hadi baba, hadi, son 20 dakika kaldı.
O diplomayı alacaǧız baba.
Hadi Veysel amca, hadi. 'Come on, come on.'
Ulan Ramazan Mete, sen de mi geldin? Allah'ım ya Rabb'im.
İyi tamam, ben kullanayım yalnız Cemile'm.
Sen biliyorsun, malum. -Vallahi canıma minnet.
Veysel. Veysel'im, ne diyeceǧim?
Hani olur da sınav kötü geçerse...
...gerçi sen elinin deǧdiǧi her şeyi başarırsın da...
...hani oldu ki kötü geçti, üzülme tamam mı?
Biz bak bir dahaki sefere yine böyle cümbür cemaat toplanıp...
...seni yine sınava götürürüz.
Hadi bakalım.
(Selami Ferses, "Yaǧmurun Yeli Geldi" çalıyor)
Nereye gidiyorsunuz, nereye?
(Üst üste konuşmalar)
(Selami Ferses, "Yaǧmurun Yeli Geldi" çalmaya devam ediyor)
♪ Yaǧmurun yeli geldi ♪
♪ Derenin seli geldi ♪
♪ Zalim babam vermezse ♪
♪ Kaçmanın yeri geldi ♪
♪ Hele hele helesi güzel ♪
♪ Pendir zelesi güzel ♪
♪ Çuvalında unu yok ♪
♪ Sallanması ne güzel ♪
♪ Hele hele helesi güzel ♪
♪ Pendir zelesi güzel ♪
♪ Çuvalında unu yok ♪
♪ Sallanması ne güzel ♪
(Selami Ferses, "Yaǧmurun Yeli Geldi" çalmaya devam ediyor)
-(Taner) İcatları beǧendin mi? -(Çocuk) Vallahi çok beǧendim.
(Duygusal müzik)
Sizler hepiniz paralarınızı geri aldınız.
Ama bu kardeşimizin hâlâ bizden alacaǧı var diye düşündük.
Babasıyla konuştuk, ona hayallerini gerçekleştirecek...
...bir an vermek istedik.
Baba, ne demek istiyorlar?
Bilmiyorum aslanım, ben de şimdi öǧreneceǧim.
Baban, bizim ne yaptıǧımızı bilmiyor.
Ama biz babanın seni ne kadar sevdiǧini biliyoruz.
(Taner) Aynen öyle.
Onun o sevgisi, senin bu hayalini gerçekleştirecek.
Al bakalım şu gözlüǧü şöyle.
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Erkan zorlanarak) Allah!
(Duygusal müzik devam ediyor)
Evet bakalım Astronot Bey...
...uzaya çıkmak için hazır mısın, heyecanlı mısın?
Hazırım!
(Taner) İyi, güzel, güzel. Şimdi gözlüǧü tak bakalım.
Her şey yolunda deǧil mi? <i>-Yolunda!</i>
İyi, güzel.
Filiz, tüm konvektörleri hazırlayalım, tamam mı?
Uçuş için geri sayım başlasın.
<i>Ben uzaya mı gidiyorum şimdi?</i>
10.
(Birlikte) Dokuz, sekiz, yedi.
Altı, beş, dört.
Üç, iki, bir, sıfır.
(Duygusal müzik devam ediyor)
Uzaya gidiyorum!
(Duygusal müzik devam ediyor)
Anne, baba, uzaya gidiyorum ben!
(Çocuk gülüyor)
(Duygusal müzik devam ediyor)
Uçuyorum ben!
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Çocuk) <i>Baba, anne, uçuyorum ben!</i>
(Mesaj sesi)
(Duygusal müzik)
Bak bakayım bana. Duygulandın mı sen?
Cemile şuna bir baksana.
Ben yanlış mı görüyorum, mezun mu diyor burada?
Bakayım ne o?
(Heyecanlanarak) Anam! Veysel'im sınavı geçmişsin.
Mezunsun artık.
(Duygusal müzik)
(Taner) Amca oǧlum?
Ne oldu, hayırdır?
Lise bitti oǧlum. Mezunum.
Ne diyorsun sen?
Hey maşallah amca oǧlum benim, gel buraya.
(Duygusal müzik devam ediyor)
Çok tebrik ederim, vallahi helal olsun Veysel.
Tebrik ederim Veysel.
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Veysel dış ses) <i>İnsan doǧduǧu dünyayı tek dünya zannediyor.</i>
<i>Başka bir dünya yokmuş gibi.</i>
<i>Ama yaşadıkça anlıyor ki başka dünyalar mümkün.</i>
<i>Hiç hayal etmediǧin...</i>
<i>...yaşasaydım nasıl olurdu dediǧin dünyalar mümkün.</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Veysel dış ses) <i>Korkarak baktıǧın, yaşamaktan çekindiǧin dünyalar.</i>
<i>Denemeye deǧer dünyalar çok mümkün.</i>
<i>Hiç yaşayamam dediǧin tecrübeler, hayaller, umutlar, rüyalar mümkün.</i>
<i>Ben Veysel.</i>
<i>Kaportacı Veysel.</i>
<i>Bu dünyadan hepimiz çok şey öǧrendik.</i>
<i>Ama benim öǧrendiǧim en önemli şey, dünya, doǧduǧumuz dünya deǧil...</i>
<i>...yaşadıǧımız dünya.</i>
<i>Dünya, duygularımızla, emeklerimizle adım adım inşa ettiǧimiz dünya.</i>
<i>Dedemin dediǧi gibi...</i>
<i>...öyle bir yaşamak lazım ki...</i>
<i>..kelebeǧin kanadını incitmeden sever gibi.</i>
<i>Öyle bir yaşamak lazım ki...</i>
<i>...parmak uçlarımızla emek emek, hayal hayal...</i>
<i>...dua dua.</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Veysel dış ses) <i>Bir yaşamayı inşa etmeli insan.</i>
<i>Yaşayabileceǧi bir yaşamak.</i>
<i>Hayal edebileceǧi. Umutla bakabileceǧi bir dünya için.</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Veysel dış ses) <i>Vesselam.</i>
(Jenerik müziǧi)
(Jenerik müziǧi devam ediyor)
(Jenerik müziǧi devam ediyor)
(Jenerik müziǧi devam ediyor)
(Jenerik müziǧi devam ediyor)
(Duygusal müzik)
(Abdullah dış ses) <i>Bozkır bir şekilse içindeki mânâ nedir?</i>
<i>Dağ bir şekilse gönüldeki mânâ nedir?</i>
<i>Bir duvardır şekil.</i>
<i>İnsanın aşamadığı, durup durup tosladığı bir duvar.</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
<i>Mânâysa o duvarın ötesindeki asıl varılması gereken yer değil midir?</i>
<i>Şekli geçemeyen mânâya nasıl varsın?</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
<i>Mânâyı anlamayan bayramı nasıl bilsin?</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
Bilen var, bilmeyen var.
Eyvallah.
İkisinin arasında koca bir dağ var.
İnsanlar bilmiyorlar.
Ne kendilerini biliyorlar ne onu biliyorlar.
Mahlukken malikmiş gibi yapıyorlar.
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Abdullah dış ses) <i>Bir ömre kaç bayram sığar?</i>
<i>Kaç kurban keser insan ömrü boyunca?</i>
<i>Kaçını anlar, kaçını bilir, kaçının mânâsına varır?</i>
(Hoparlörden Seyfettin) <i>Dikkat dikkat!</i>
<i>Değerli Gedelli halkı...</i>
<i>...mübarek Kurban Bayramımızın yaklaşması dolayısıyla...</i>
<i>...kurban pazarlarımız kasabamızın her zamanki...</i>
<i>...pazar alanına kurulmuştur.</i>
<i>Kurbanlık almak isteyenler...</i>
<i>...en güzel kurbanlıklar kapılmadan alana gidebilirler.</i>
(Hareketli müzik)
Tanerciğim, hayırdır, apar topar nereye gidiyorsun böyle?
Pazar yeri ana baba gününe dönmeden çıkayım diyorum yavaştan hayatım.
-Öyle mi? -Evet.
Beni de götüreceksin değil mi baba?
Tabii götüreceğim oğlum, sorman hata. Koca adam oldun artık.
Sen de kurbanlık nasıl seçilir öğrenirsin, tamam mı? Hadi bakalım.
Bu sene de kurbana Veysellerle mi gireceğiz oğlum?
Evet ana. Biz Veysellerle ortak olacağız.
Amcam da Münir Başkan'la ortak olacak.
Ben geç kalmadan gideyim artık.
-Kahvaltı etseydiniz. -Yok hayatım, ben gideyim.
Şükür.
Hadi şans öpücüğümü de aldım. Hadi görüşürüz.
En güzel danalar kaçmadan gidelim biz.
Hadi, dikkat edin.
Hadi, güle güle oğlum.
-Veysel? -Efendim?
Hadi abiciğim, hadi gidelim.
İki lokma bir şey yiyelim, gel otur.
Abiciğim gidelim de şu kurbanlık işini halledelim.
(Veysel) Sen benimle takıla takıla anksiyete oldun, vallahi bak.
Kaçmıyor kurbanlıklar, sakin ol abi.
Ben zaten babamı bekliyorum, babam gelsin gideriz.
Aynen Veysel'im, yavaştan çıkalım.
Ben de buraları toplayayım hemen hazırlanacağım.
Sen nereye gidiyorsun?
Veysel, çok sıkıldım. Şöyle kendimi bir Gönül Dağı'na vurayım diyorum.
Nereye gideceğim? Sizinle geliyorum.
Senin ne işin var kurban pazarında gülüm?
Ne demek ne işin var, niye dışlıyorsun şimdi beni?
Belki ben de hayvanla bir bağ kurmak istiyorum, olamaz mı?
Allah Allah! Ne bağ kuruyorsun hayvanla?
Hayvan iki gün sonra kavurma olacak.
Hayvanlarla bağ falan kurma, bırak ben bağ kurarım.
(Döndü) Aman kızım boş ver.
Sen ne bakıyorsun bu deniz gözlü deli oğlana?
Onlar erkek erkeğe gitsinler.
Biz de seninle kahve yapar, ana kız bir güzel keyfimize bakarız.
İçelim vallahi anam, ben kahve yaparım.
Zaten bu saatten sonra ısrar etse de gelmem, hevesim kaçtı.
İyi, tamam, güzel. Ekip de hazır. Hadi, hadi.
Allah'ım ya Rabb'im! İki lokma bir şey attırtmadın.
Babam gelsin gideceğiz. Baba.
Geldim yavrum, geldim.
(Hareketli müzik)
(Şaşkın) Tövbe bismillah!
Babam, o elindekiler ne?
Kızım, masatla bıçak. Yavrum ben abdestimi de aldım.
Kurbanlıklar hazır, değil mi?
Allah kabul etsin.
Burada kurbanlık yok, salondayız şu anda.
Oğlum, her bayram elinizden kurbanlıkları nasıl kaçırıyorsunuz...
...hayret ediyorum.
İhtiyar, sen durumu tamamen yanlış anlamışsın.
Henüz kurbanlıkları almadık, birazdan almaya gideceğiz.
Dolayısıyla kaçırmak gibi bir durum da yok.
Ben o bıçakları alayım mı? Bir sakametlik çıkmasın, olur mu?
Aman!
Anladınız demek. Benim kafa gitti geldi.
Artık kusuruma bakmayın, yaşlılığıma verin.
Estağfurullah baba. Olur öyle şeyler, ne olacak?
Baba, ben de gelsem olur mu?
Olur mu ne? Geleceksin zaten.
Geleceksin ki kurbanlık nasıl seçilir onu öğreneceksin. Gel bakayım sıpa.
Kızım, gelmek istiyor musun?
Yok baba, ben gelmeyeyim. Size kolay gelsin.
Veysel, çocukları bile çağırıyorsun beni almıyorsun öyle mi...
...istemiyorsun? Özlersin. Vallahi yazdım ben bunu bir kenara.
Allah Allah! Yorulma diye şey yapmıyorum.
Senin dananın altında ne işin var Allah aşkına?
-Hadi selametle. -Özlersin beni, özlersin.
Selametle.
Özler beni ama ben hemen şu kahveyi yaparım kahve içeriz.
Nazlıcan gelin.
Nasıl nazlı, görüyor musun?
-(Erkan) Afiyet olsun. -(Filiz) Baba.
Ver bakalım, ver.
Çabuk lan çabuk biraz.
Neyse, o kalsın.
Kalsın.
(Hüseyin acıyla inliyor)
-Yavaş, yavaş. -Ağzım yandı!
Lan çabuk, yanına al. Yolda yiyin. Hadi.
-Tost yapayım mı? -Yok.
Hüseyin Bey, ne bu telaşınız? Çoraplarınızı bile giymemişsiniz.
Vakit yok Adile Hanım, vakit yok.
Şimdi en güzel hayvanları seçip seçip alacaklar...
...bize hayvan kalmayacak ondan sonra.
Bir sakin olun. Nasibimiz neyse biz de onu alırız.
Hayır kurban bu, gören de çeyiz dizmeye gidiyorsunuz sanacak.
Ne çeyizi? Kurban önemli. Kurbandan daha önemli bir şey var mı?
Ben sırat köprüsünde o hayvanın üstüne binip...
...böyle gülümseye gülümseye cennete gideceğim biliyor musunuz?
Baba, onu bir tek Allah bilir, biliyorsun değil mi?
-Evet. -Aynen, bu arada bence de.
Hem Münir Başkan nerede, bu danaya ortak değil mi?
Şimdi ben bilemedim sıratta kim üstüne binecek dananın?
Tamam, çok konuşma. Ben öne bineceğim.
Böyle yularından da tutarım.
Siz de artık arkaya bir yere binersiniz, kuyruğundan tutarsınız.
Ne yaparsanız yapın.
(Korna çaldı)
İyi dünür lafın üstüne gelir. Geldi, geldi. Çabuk ol.
Hüseyin Bey, danaları ürkütmeyin. Teperler maazallah.
Hadi Allah 'a ısmarladık anne.
-Güle güle. Hadi güle güle. -Hadi görüşürüz.
Günaydın Dünür. Hazırsınız, değil mi?
Ne hazırı? Hazır ötesiyim, hazır ötesiyim.
Yalnız dünür sana bir şey diyeyim mi?
Oraya gittiğimizde bana bırakacaksın, anladın mı?
Ben böyle kendi ellerimle en besilisini, en güzelini...
...seçeceğim, pazarlığını da kendi elimle yapacağım.
Aman aman! Baba, sen pazarlık falan yapayım deme sakın.
Bak hatırlatayım. Geçen sene gitmiştik.
Satıcının kolunu pazarlık için böyle sıkıyordun çıkardın adamın kolunu.
Gerek yok böyle şeylere.
İyi etmişim. İlahi adalet.
Adam bana koyunu dana fiyatına kilitlemeye çalışıyor.
İyi gözünü çıkarmamışım vallahi.
Vallahi lafınızı balla bölüyorum ama biliyorsunuz ki...
...ben kurban pazarlığında acıkıyorum.
Ben yemek yiyip öyle geleyim.
Anneciğim, sen nasıl acıkacaksın peki?
Çünkü sen sabah üç tava menemen, sonra iki tava yumurta...
...yetmiyormuş ki bir de on, on beş tane de pişi yedin ondan diyorum.
Aşk olsun anne.
Sen de lokmalarımı sayıyorsun, vallahi. Hadi biz kaçtık.
-Oğlum. -Dur annem, nereye gidiyorsun?
Neyse, neyse, gitsin. O zaten şimdi bize yük olurdu.
Neyse. Hadi dünür, çabuk, hadi.
Dur dünür, iki ayağımızı bir pabuca soktun.
Bu ne acele? Kurbanlıklar kaçmıyor ki.
Sonuçta oraya gideriz, nasibimize ne düşerse alırız.
-Öyle değil mi dünür? -Olur mu öyle şey?
Sona kalan dona kalır.
Gidelim en iyisini, en besilisini alalım.
-Bir an önce halledelim şu işi. -Tamam, geç, geç.
-(Hüseyin) Hadi. -Hadi yenge.
-Ben gelmiyorum. Siz gidin. -Tamam, hadi.
-(Hüseyin) Tak emniyet kemerini. -(Münir) Takacağım da...
Hadi bakalım.
-Hadi kızım. -Hadi kavga etmeden alın gelin hemen.
-(Erkan) Hadi yenge. -Merak etme.
-Tamam, hadi. -Hadi.
(Hareketli müzik)
Hadi. Dünür, hadi Allah aşkına bu yüzü toprağa bakan...
...kaplumbağa gibi yavaş yürüme.
-Biraz hızlı git, bizi durduruyorsun. -Ne kaplumbağası? Aşk olsun.
Ben kulaklığımı takıp her sabah koşumu yapıyorum.
Burada da yap o zaman koşunu, niye yapmıyorsun? Allah Allah!
Bana bak, sen de hemen şey yap, Sabri'ye bu sefer kaptırmamam lazım.
(Musa şaşkın bağırıyor)
Oğlum Hüseyin, ne acelen var senin?
Benim bir an önce gidip böyle en büyüğünü almam lazım Musa abi.
Bir çekilin ulan şuradan.
-Ne olmuş? -Allah Allah!
Ne oluyor arkadaş böyle?
Hayırdır, kurbanlıklar kaçacak diye amcam şimdiden böyle...
...antrenmana mı başladı, ne oldu?
Amcam işte. Kurbanlıklar biter diye Hüseyin Bolt'a bağladı.
Bond 007, Hüseyin Bond.
Tamam, hadi, makarayı bırakalım da pazarı karıştırmadan gidelim, hadi.
Tamam, stres yapmayın.
Bak denizde kum bu pazarda da kurbanlık bitmez o öyle.
-Baba, kurbanlıklar nerede?
Anlamadım oğlum ben de.
Oğlum biz uzayla uğraşa uğraşa solucan deliğinin içine girdik de...
...acaba kurbandan sonra bir tarihe mi ışınlandık?
Nerede lan bunlar?
Yok diyorum kardeşim. Anlamıyor musunuz?
Yok, yok. Taze bitti.
-Hadi, geçmiş olsun. -Nasıl şıp diye biter kardeşim?
Un mu, şeker mi bu? Dalga mı geçiyorsunuz?
Kurbanda ne kesecek bu kadar insan?
Baba, dur bir dakika, bir sakin ol, bir anlayalım.
Şaka değil mi bu, kamera şakası?
Kameralar nerede Allah aşkına, nerede kameralar?
Bir dakika, bir dakika. Bir problem mi var? Hayırdır?
Evet, problemlerin en büyüğü var.
Kurban Bayramı’na sayılı günler kala hayvan pazarında kurban bitmiş.
İnanabiliyor musunuz?
Yok, öyle bir şey olamaz. Belediyeden anons geçtiler, kurbanlar geldi diye.
Evet, aynen öyle. Nereye gitti bu kurbanlıklar?
Dağa mı kaçtılar, inek mi içti, ne oldu, yandı bitti kül mü oldu?
Bizimle alakası yok kardeşim. Yarım saat önce bir adam geldi.
İsmini hatırlamıyorum da.
Böyle kısa boylu, kel, tıknaz bir tipti.
Bastırdı parayı, aldı gitti hepsini.
Kısa boylu, tıknaz, kel?
Sabri abi bu.
Ne alakası var kardeşim?
Ben de elim boş, gözüm yaş kaldım ortada.
Bana bak ulan, sen misin? Sen değilsen kim peki kel?
Rıfat, sen misin ulan?
Evet, benim. Tabii benim. Ben olsam burada işim ne benim?
Benim o kadar param yok.
Kesin Yaşar. Yaşar.
Benimle ne alakası var kardeşim? Benim ne kötülüğümü gördünüz?
Sen zamanında Mahmut Tuncer'i kaçırmış adamsın.
Kaçırmadı mı Mahmut Tuncer'i? Şahit değil misin?
-Şahidim. -Şahit, kaçırdı.
Mahmut Tuncer'i kaçıran her şeyi kaçırır.
Gözün kör olmasın Yaşar!
Doğru söyle sen mi kaçırdın kurbanları? Vallahi bak.
Benim ne alakan var kınalı kuzum?
Zaten buraya da beraber gelmedik mi, öyle değil mi?
Doğru diyorsun.
Şu aile içi kavganızı balla böleceğim ama...
...Allah aşkına şu kurbanlıklar nereye gitmiş bir öğrensek önce.
Bir durumu çözelim.
Kardeşim şu işi bir doğru düzgün anlatsanıza.
Bu adam yaşlı mıydı, genç miydi, kimin nesiydi?
Genç değildi. Yaşlıydı zaten.
Bir de böyle kodaman, stresli bir tipti.
(Sennur şaşırıyor)
-Stres? -Kazım.
-Kazım emmi. -Kazım.
Ulan Kâzım her taşın altından çıkma!
Ne yapacak oğlum bu kadar kurbanlığı bu?
Öğreneceğiz amca oğlu, öğreneceğiz.
(Selami) Uzun haklı.
Yürüyün arkadaşlar, kurbanlıklarımızı yedirmeyeceğiz o stres topuna.!
(Kasabalılar)-Yürüyün, yürüyün! -Yürüyün!
-Yürü, gel. -Yedirmeyeceğiz.
(Sennur) Seni de aklayalım kocacığım, yürü.
-Hadi gülüm. -Hadi.
-Yürü dünür. -(Sennur) Gel, seni de şey yapalım.
Tontişlerim keyfinize çok iyi bakın.
Sizin sayenizde bu kurban paraya para demeyeceğim.
Stressiz bir bayram yaşayacağım.
Hadi kendinize iyi bakın.
(Hareketli müzik)
Gel, burada.
Buradalar. Vallahi sesini duydum.
Vallahi ben suçsuzmuşum işte.
Ne oluyor? Bu kalabalık da neyin nesi böyle?
Hayırdır, bayram değil, seyran değil, niye toplaştınız ki böyle?
Kazım, sen nasıl adamsın?
Bayram öncesi bütün kurbanlıkları niye satın alıyorsun?
Neyi kurban edecek bu insanlar? Manyak mısınız sen?
Başkanım, çok kibar konuşuyorsun Allah aşkına.
Manyak mısın soru değil bu adama. Tescilli manyak bu adam.
Bak, buna deli gömleğini giydireceksin tımarhaneye atacaksın…
...ya da öfkene yenileceksin bunun boğazına çökeceksin...
...mezarını kazacaksın bunun.
-Aynen öyle. -(Kazım) Yeter!
Hadsizler! Doğru düzgün konuşun!
Ayrıca güvenlik kameralarım şu anda kayıtta.
Kılıma zarar verecek olursanız eğer günyüzü göstertmem size.
Anladınız mı beni?
Hem 'bussiness' diye bir şey var. Bilmiyorum biliyor musunuz?
Böyle parayı bastıran düdüğü çalar.
Daha sonra da daha fazla parayı verene hayvanları satar.
İşte bu kadar.
Ne diyorsun ulan sen?
Sen ne diyorsun? Ben şimdi doğru mu anlıyorum?
Bak, sen şimdi bütün bu kurbanlıkları komple aldın...
...şimdi başkalarına satacaksın, öyle mi? Ben doğru mu anlıyorum?
Peki ne yapacaktım? Turşularını kuracak hâlim yok.
(Şaşkın) Gitti.
Gitti gül gibi kurbanlıklar gitti, gitti.
Ben şimdi o sırat köprüsünden yalınayak mı geçeceğim?
(Hüseyin sayıklıyor)
-Dünür. -Baba.
Dünür, kendine gel.
(Üst üste konuşmalar)
(Münir) Dünür, kendine gel!
(Erkan) Dur, dur! Aman dökülüyor baba!
Ahali bir sakin olun lütfen. Bir sakin olun.
Böyle ayılıp bayılmaya hiç gerek yok.
Siz dua edin. Böyle yufka yürekli bir günüme denk geldiniz de size acıdım.
Kurbanlıkları size veriyorum.
Aldığım fiyatın üç mislini öderseniz tabii ki.
Vay kara borsacı!
Kazım emmi, senin bu yaptığın suç.
Hadi suçu da geçtim, bayram üstü yakışıyor mu?
İşinize gelirse kardeşim.
Değilse benim ticaretimle ne ilgileniyorsunuz?
Hadi basın gidin, hadi yürüyün gidin.
Hoppa! Seni parçalarım bak! Vallahi seni parçalarım!
Nasıl Müslüman'sın ulan? Müslümanlığa sığar mı oğlum?
Bu insanlara o kurbanları vereceksin, tamam mı?
Ama aldığın fiyattan vereceksin.
-Cesedimi çiğnemen lazım, tamam mı? -Memnuniyetle.
Oğlum dur, adam elinde kalacak şimdi.
Bırakmam, vallahi bırakmam! O kurbanlıkları vermeden bırakmam!
Parçala Çakır!
Acıma Veysel, acıma!
Şu adamı biri tutsun da ben şunu bir parçalayayım!
-Dur Kadir! -Beni bırakın, şunu parçalayacağım!
-Dur, sakin ol. -Allah aşkına gaza gelmeyin.
Adam kameralarım var diyor.
Evet. Kazım abi, sen de ver insanlara kurbanlıkları.
Avcunuzu yalarsınız.
Sizler bu ahıra bir metre daha yaklaşırsanız eğer yakarım hepinizi!
Hadi beni daha fazla stres etmeden defolun gidin buradan!
Hadi yallah, yallah, hadi! Yürüyün hadi!
Biz ne yapacağız şimdi?
(Münir) Dünür, bizi terk etme, kendine gel dünür!
-Fenalaştı. -(Kadir) Eyvah!
Bir şey yap doktor.
(Hamdi) Sefer Başkan'ım, kurban olayım bak...
...bu kadar kişi ocağına düştük. Hallediver şu işi.
Oğlum, kurbana etsiz girmeyelim, bir şeyler yap.
(Sefer) Tamam ana, tamam. Bir sakin olun.
Bak, Seyfettin birilerini arıyor. Bizim de arayacaklarımız var.
Sorup soruşturup, sizi kurbansız bırakmayacağız Allah'ın izniyle...
-Tamam mı? Hadi bakalım. -Helal olsun be başkanım.
Adamın resmen dibisin.
-İnşallah bulunur. -İnşallah.
Vallahi şakkadanak bulurlar.
Benim kardeşim böyle adamların ağzından girer, burnundan çıkar...
...yer misin, yemez misin, yer misin, yemez misin...
...en besili hayvanları bulur inşallah.
Ne oldu oğlum?
Vallahi haberler kötü Sefer abi, yok.
Civar köydeki bütün büyükbaş hayvanlar satılmış.
Birazcık koyun var, o da kimseye yetmez gibi duruyor.
Böyle saçmalık mı olur?
Koskoca Gedelli'de kurbanlara kıran mı girdin, ne oluyor?
Abi, gözünü seveyim şu işi çöz.
Bak çocuklar günlerdir bayramı bekliyor.
Ben şimdi onlara et yok nasıl derim?
Tamam kardeşim, deme. Sen bir şey deme.
Bak, pes etmeye gerek yok.
Arayacaklarımız var, bir sakin olalım kurban olayım. Bulacağız, hadi.
Tamam, ara başkanım. Biz de arayalım.
Hadi hep birlikte arayalım arkadaşlar.
(Üst üste konuşmalar)
Hey!
Ne yapıyorsunuz?
Adam bulacağız diyor.
Tamam, canını mı alacaksınız adamın, ne yapacaksınız?
(Sabri) Ne yapalım kardeşim, mağdur olduk.
Bu Kazım çevre köylerde, kasabalarda...
...ne kadar kurbanlık varsa hepsini toplamış...
...bu kadar insan kurbanda ne kesecek?
Evet vallahi. Dağdan keçi avlayıp onu mu keselim Sefer abi?
Adeta avcı toplayıcılığa geri döneceğiz dercesine.
Tamam, tamam. Allah Allah! Yok, o kadar geri gitmeye gerek yok.
Tamam, bir sakin olun. Bizim de elimiz armut toplamıyor değil mi abi?
Biz de dört koldan arar buluruz, yaparız bir şeyler.
Biz bir içeride konuşalım abi.
(Üst üste konuşmalar)
Tamam, sakin olun.
Sakin olun. Gördüğünüz gibi her şey kontrol altında.
Sefer Başkan'ımla amca oğulları...
...yani gerekirse kurban bulma makinesi icat ederler...
...yine yaparlar, çözerler. Rahat olun, sakin olun.
(Üst üste konuşmalar)
Arkadaş vallahi millet kafayı yemiş.
Bir yakamıza yapışmadıkları kaldı.
Ama haklılar Veysel 'im. Mağdur oldu insanlar.
Elimiz kolumuz bağlı böyle kaldık. Bir kurbanlık bulamadık insanlara.
Yok yok, tamam, sen canını sıkma abi, tamam.
Allah Allah! Sen elinden geleni yapıyorsun zaten.
Biz de sana söz verdiğimiz gibi yanında olacağız.
Biz de arayacağız, sorup soruşturacağız.
Yardım edeceğiz, bulacağız, merak etme.
Sen yine de atıp tutma da bulamazsak ne olacak?
Bulacağız. Yok, bulacağız. Allah Allah!
Bulamazsak diye bir şey yok, bulacağız.
Bozkır bizden sorulmuyor mu? Bizden soruluyor.
Gideceğiz, gerekirse kapı kapı gezeceğiz, bulacağız, halledeceğiz.
Bu kadar basit. Tamam, sen canını sıkma.
Aynen, aynen. Sen bana bakma abi. Vallahi kusura bakma.
Taner haklı. Kurbanı da bulacağız.
Gedelli'de bak her sene olduğu gibi kurban bayramı on numara geçecek...
...merak etme.
Eyvallah kardeşim. Var olun. Allah razı olsun.
Eyvallah.
(Duygusal müzik)
Allah Allah! Selami! Nerede bu?
Selami!
(Taner) Selami!
(Hareketli müzik)
Selami?
Bana bak, bu hâl ne böyle, ne oldu sana?
(Veysel) Ne oldu, hasta mı oldun? Patatesler ne?
Hiç sorma Çakır. Kurbansızlıktan yataklara düştüm.
Adeta kurbansızlık derdi beni benden aldı dercesine.
İyi, iyi, böyle psikopat gibi çıkınca bir şey oldu sandık.
Bana bak, bu kurban meselesini çözmeye geldik sana.
-Essah mı diyorsunuz? -(Taner) Evet, essah diyoruz.
-Nasıl? -(Veysel) Senin yardımınla oğlum.
Senin rahmetli baban cambaz değil miydi?
Ne cambazı lan? Tövbe tövbe!
Rahmetlik babamın akrobata benzer bir hâli mi vardı sence?
Sirkin önünden bile geçmişliğimiz yok bizim, tövbe de.
O anlamda değil Selami.
Hani böyle hayvan alıp satanlara da cambaz deniyor, o anlamda Selami.
Allah aşkına biraz kitap oku.
Ben sana Türkçe mi öğreteceğim bu yaştan sonra?
-Varsa yoksa şarkı, elinde. -Evet.
Anladım. Öyle desene amca oğlum.
Stresten kafam karıştı da benim bir an.
Yani bir dönem hayvan alım, satım işi yaptı tabii, yapmaz olur mu?
Adeta ticaret babamlardan sorulurdu dercesine.
Yaşa. Biz de şöyle düşündük.
Rahmetli İhsan amcanın eşiyle dostuyla bu meseleyi çözelim.
Bak, biz diyoruz ki bu babanın eskiden iş yaptığı adamları...
...bir ara, bir sor, soruştur, çözelim şu işi Selami.
Hadi gözünü seveyim.
Tabii. Nasıl da aklıma gelmedi lan bu benim?
Siz sakin olun amca oğullarım.
Rahmetlik babamın eskiden kalma ne kadar ahbabı varsa...
...arar, sorar, soruştururum ben şimdi. Hatta dur, dur.
Bizim bir Ahmet emmimiz vardı.
Böyle koca koca besili sığırları vardı.
Kara kızlarım diye severdi onları.
Onlar duruyor mudur acaba hâlâ şimdi?
Biz ne bilelim Allah aşkına? Ara, sor hadi. Hadi ara.
Tamam, sakin olun amca oğullarım, bir durun, arayacağım.
Hemen şimdi arıyorum, tamam.
Çalıyor.
(Taner) Çalacak Selami, çalacak zaten. Ne olacak başka?
Alo? Ahmet emmi, ne yapıyorsun, nasılsın?
Selami Ferses ben.
Hangi Sezai?
Anam! Yoksa sen o hayırsız kardeşimin hayırsız oğlu Sezai misin?
Hangi yüzle arıyorsun sen hayta?
Yok, sen çok yanlış anladın Ahmet emmi.
Selami ben, Selami.
Rahmetlik patatesçi İhsan'ın oğlu Selami.
Bir ara büyükbaş alıyorduk senden hatta, bildin mi?
Evet. O Selami. Bildim evladım, bildim.
Sen şu yanık sesli, deli dolu oğlansın.
Sen, beni arayıp sormazdın.
Hayrola, bir sıkıntı yok, değil mi evladım?
Vallahi sıkıntımız çok büyük Ahmet emmi.
O yüzden bir işimiz düştü sana da.
Kara kızlar duruyor, değil mi?
Duruyor duyor da sen niye sordun?
-Ne diyor? -Niye soracağım?
Müsaitseniz hayırlı bir iş için size gelmek istiyorduk da ondan.
Müsaidiz, müsaidiz. Başımızın üstüne yeriniz var. Buyurun.
Ne diyor, ne diyor?
Gelin diyor, gelin diyor. Yırttık.
Tamam, hemen geliyoruz de.
Şu an peki, yani şimdi bu zaman dilimde müsait misiniz Ahmet emmi?
Bizim durum biraz acil de.
Müsaidiz tabii, müsaidiz.
Hayırlı işte acele etmek lazım, değil mi?
Siz tez elden gelin. Bekliyoruz.
Allah 'a emanet, görüşürüz. Hadi.
Oldu bu iş.
Allah!
-(Ahmet rahatlıyor! -Ahmet, hayırdır?
Gözümüz aydın hanım. Bizim kıza talip çıktı.
Essah mı diyorsun? Kimlerdenmiş oğlan?
Hani bu rahmetli patatesçi İhsan vardı.
Onun oğlu Selami.
Onun oğlu evli değil miydi, yoksa ben mi karıştırıyorum?
Demek sen karıştırıyorsun.
Evli olsa niye istemeye geleceğiz kızı desin?
-Gerçekten mi? -Hadi kalk kızım, kalk.
Bırak yemek yemeyi, kek, börek, hazırlık yapalım.
Vallahi helal olsun. Senden beklemeyecek seviyede...
...hemen hallettin işi.
Sen beni bir de oraya gittiğimizde gör.
Ahmet emmimin sürüsünü bak nasıl ucuza getiriyorum.
Adeta eski cambazlardan kim kaldı dercesine.
Tamam, hadi. Sonra böbürlen hadi.
Geç kalmadan gidelim. Bana bak, senin kamyonetle gidelim.
Kadir'le Erkan'ı da arayalım. O kadar hayvanla çünkü başa çıkamayız.
-Hadi Selami, hadi çabuk. -Tamam, ararız ararız.
Ben kamyoneti hazırlayayım o vakit.
-Anahtarlar içeride. -Tamam, hadi Selami.
-Alıp geleyim ben onu. -Tamam, hadi.
Allah Allah!
Buyurun. Afiyet olsun.
Teşekkürler.
Afiyet olsun. Buyurun.
Hadi bakalım.
Olsun kardeş, tamam, olsun. Canın sağ olsun. Eyvallah.
Selamünaleyküm.
Aleykümselam Sefer Başkan.
Bak senin kısmetinmiş. Taze demledim. Buyur.
Sağ ol kardeş. Çay falan istemiyorum ben.
Hamdi, senin bu kurbanlıklarla falan ilgilenen bir tanıdığın...
...ettiğin var mı oğlum? -Sorma.
Vallahi var ya dünden beri babamın bütün eski arkadaşlarını arıyorum.
Hiçbirinde yok, hepsi satmış.
Sağ ol kardeşim.
(Duygusal müzik
Sefer Başkan, kurban olayım sen niye bu kadar dertleniyorsun?
Bayrama daha vakit var.
Allah büyüktür, elbet bir çare bulunur.
Kardeş nasıl dertlenmeyeyim? Bu iş bizim sorumluluğumuzda.
Bulunur diyorsun da bulunacağı yok kardeş.
Her yere baktık, yok işte. Ne yapacağız?
Selamünaleyküm.
(Birlikte) Aleykümselam.
Aleykümselam dedem.
Sefer, oğlum, bir sıkıntı var diye duydun. Doğru mu?
Doğru dede maalesef.
Hayvan pazarındakiler toplu kurban satışı yapmışlar.
Kasabalı kurbana mağdur.
Ne büyükbaş ne küçükbaş hiçbir şey bulamadık dede.
Biz iki gündür araştırıyoruz.
İki tane kuzudan başka da bir şey bulamadık dede.
Ben bu hayvan konusunda çok ehil olmadığım için...
...öyle bir çevrem de yok.
-Ne yapacağız bilmiyorum. -Anladım oğlum.
Sen bir toparlan da beraber bir yola çıkalım seninle.
Madem sen ehil değiliz diyorsun...
...biz de bir bilene sorarız. Sorup soruştururuz.
Gedelli'de bittiyse koca bozkırda hayvan da bitecek değil.
Ne diyorsun, müsait misin böyle bir yola çıkmaya?
Müsaitlik ne demek dede? Müsaidim tabii.
Hem ben de bir kasabadan uzaklaşmış olurum.
Üstüme üstüme geliyor.
İyi. Hadi çıkalım o zaman yola.
Hadi eyvallah. Hayırlı günler.
-Güle güle. -Güle güle.
Hadi Allah 'a emanet.
(Duygusal müzik)
(Abdullah dış ses) <i>"Açıldı çün bezm-i elest"</i>
<i>"Devr eyledi peymânesi"</i>
<i>"Andan içenler oldu mest"</i>
<i>"Ayılmadı mestânesi"</i>
<i>"Ol bâdeden kim nûş ider"</i>
<i>"İçdiği dem serhôş ider"</i>
<i>"Deryâ gibi ol cûş ider"</i>
<i>"Esrük olur dîvânesi"</i>
<i>"Savm-ı sivâyı kim tutar?"</i>
<i>"Iyd-i visâle ol yeter"</i>
<i>"Bülbül gibi dâim öter"</i>
<i>"Gülşen olur kâşânesi"</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
<i>"Bayrâma ol âşık irer"</i>
<i>"Kim Hakk cemâlini görer"</i>
<i>"Dost bezminin zevkin sürer"</i>
<i>"Pür-nûr olur dil-hânesi"</i>
<i>"Aç gözünü Hakk ile bak"</i>
<i>"Oku Hüdâyî'den sebak"</i>
<i>"Kâmil olurmuş ehli-i Hakk"</i>
<i>"Doğmazdan evvel ânesi"</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
Dedem.
Dede.
Dedem, yok, bulamayacağız.
Sen ki bu hayvan işinin içinde bir ömür boyu varsın.
Yok işte, hiçbir yerde yok, bulamadık dedem.
Vallahi ben bu kasabalıya mahcup olacağım.
Dur oğlum, dur bir soluklan hele gel. Otur şöyle, otur şöyle.
Al.
Al, böl ekmeğimizi.
(Sefer sıkkın iç çekiyor)
Otur.
Eyvallah.
(Karıca baba) Selamünaleyküm.
Afiyet olsun.
Ve aleykümselam muhterem, hoş geldin. Buyur gel, beraber olsun.
Sağ olun.
Teberrüken bir lokma alayım.
Bismillahirrahmanirrahim. Sağ olasın.
Bismillah.
Bakıyorum yine yollara düşmüşsünüz.
Hayrolsun?
Nereye böyle bayram önü?
Kurban için hayvan ararız muhterem.
Bu sene kasaba pazarında erken bitmiş kurbanlıklar.
Sefer oğlum da başkan malum.
Bu müşkülü çözmek ister ama tez sıkılır canı.
Öyle mi evlat?
Yoruldun mu aramaktan?
Yok Murat baba. Yorulmak ne haddimize, yorulmak değil de...
...mübarek bayramda ben kasabalıyı kurbansız bırakacağım diye...
...onlara mahcup olacağım diye çok korkuyorum.
Hiç korkma. Sen güzel bir iş için koşturuyorsun.
Niyetini bozmadan koşmana bak sen.
Kurban ne demek? Bir düşün.
Kurban, kuru et, kuru kan demek mi ki...
...sen o hayvanı bulamadım diye üzülüyorsun.
Sen Allah'a yakınlık arıyorsun bu yolda.
O yüzden hiç üzülme.
Telaş etme.
Öyle hemen kendini göstermez o nazlı yakınlık.
Bir müddet bekletir, bir müddet gezdirir.
Sen agâh olmaya bak.
Bir bakmışsın müşkülün halloluvermiş.
(Duygusal müzik)
-Ciritçi Abdullah. -Buyur.
Bu kervan yolunda dağ çobanları vardır.
Eğer oraya bakmadıysanız bir bakın derim.
Ellerinde her daim hayvan olduğunu bilirim.
Dede, oraya bakmadık. Biz oraya hiç bakmadık vallahi.
Bakmadık, değil mi dedem?
Bakmadık oğlum, bakmadık.
-Sağ olasın muhterem. -Eyvallah.
İlk iş şimdi oraya bakarız.
-Allah razı olsun. -Sağ olasın.
Dede, oraya bakmadık, değil mi?
Bakmadık oğlum. Hadi gel şimdi bakalım.
-Bakalım. -Eyvallah.
Selametle.
Dede.
(Duygusal müzik)
(Hareketli müzik)
Güzel...
...ben böyle haftada iki yazma oyalasam...
...iki aya kalmaz yazmaları bitirir patikleri örmeye başlarım.
Döndü de sağ olsun pikoları halledecek.
Adile de dantelleri örecek.
Biz düğüne varmadan çeyizleri tamamlarız.
Ben de bir şeyler yaparım canım.
Zahide'yi çeyizsiz göndermeyiz, sen merak etme.
Tek isteğim bu.
İnşallah yavrum bu evden boynu bükük çıkmazsın.
Çıkmaz.
(Zahide) Kahveler hazır.
(Halime şefkatle seviniyor)
Yanına da çarşıdan aldığım bu kuru meyvelerden koydum.
Hem senin için daha iyi yenge, daha sağlıklı.
Senin için de Halime teyze, şekerinden dengelenir.
Sağ ol benim düşünceli kızım, sağ ol.
Sağ olasın canım. Yalnız bir şey diyeyim mi?
Senin getirdiğin bu kuru meyveler benim internette gördüğüm...
...bir yemeğin böyle iç harcı gibi.
Vallahi canım çekmişti, denk geldi.
-Hangi yemek o? Bakalım. -Bak.
Mutancana diye bir şey, böyle geleneksel bir Osmanlı yemeğiymiş.
Kuru meyvelerle etten yapılıyor.
Biraz değişik tabii ama bilmiyorum çok güzel gözüküyor bence.
Etle, kuru meyveden, öyle mi?
Bu çirleme gibi bir şey herhâlde.
Ama zor yemektir, herkes yapamaz.
Yani öyledir herhâlde ama ben senin o dediğini de bilmiyorum.
Böyle işte tatlıyla tuzlunun karışımı gibi bir şey.
Muhtemelen bir ekşilik de vardır.
Vallahi canım çekti, böyle bir ağzım sulandı.
Olsa bir tencere yerim vallahi.
Yenge, farkında mısın bilmiyorum ama çok fena aşeriyorsun sen şu an.
Yok kız, aşermiyorum. Öyle bir canım çekti.
Her insan gibi canım çekti.
Böyle bir tadı damağımda gibi.
Olsa da böyle...
Evet, aşeriyorum galiba.
-Aşerdim biraz, doğru. -Tamam, ben hemen sana yapayım.
Yok, yok.
Şimdi bunun kıvamını falan tutturmak da zor muhtemelen.
Ziyan olmasın malzemeler, boş ver.
Ziyan etmeyi bırak da kızım, ben bu yemeği yapmayı bilmiyorum.
Ama böyle durmak da olmaz.
En iyisi bir yapan eden bulmak lazım.
Sana getirmeliyiz bu yemeği biz.
Anneciğim, hiç önemli değil. İnsanın canı çeker...
...ama her şeyi canı çektiğinde yemek zorunda değil, tamam mı?
Ben böyle işte önüme düştü diye. Unutuveririm birazdan bir şey olmaz.
Olur mu hiç öyle şey?
Madem senin canın çekti, bizim mutlaka bu yemeği yapan birini...
...bulmamız gerek. Ben bir dolanayım. Bizim kızlara falan da sorarım.
Mutlaka bir bilen çıkar kızım, bilen çıkar.
-Annem, zahmet etmene gerek yok ki. -Yok, yok.
-Allah! Gitti vallahi. -Yenge, sen hamilesin.
Hem hamile dediğin aşerir.
Aşerdiği de bir şekilde bulunur, yedirilir.
Biz halledeceğiz, sen merak etme.
(Hareketli müzik)
İyi madem.
(Hareketli müzik)
Zahide'nin bütün datel işlerini ben aldım.
Allah utandırmasın. Yetiştiririm inşallah.
Yetişir annem. Zaten daha düğününe gelene kadar...
...bunun nişanı var, bir ton hazırlığı var.
İllaki yetişir, telaş etme sen.
İnşallah.
-Ben, sana ne diyeceğim. -Ne?
Gerçi kadıncağızın ismini de unuttum da sen hatırlıyor musun?
Bizim eski mahallede çok güzel pilav yapan bir komşumuz vardı.
Benim canım o pilavdan çekti.
Pilav mı istedin kızım sen? Yaparım ben sana.
Hayır, öyle kuru kuru, düz pilav değil anne.
Böyle bunun içinde böyle nohutu, üzümü, böyle ekşili eti vardı.
Hatırladın mı?
Alatlı pilavını diyorsun sen.
Hani böyle içine incir, kayısı, limon falan koyarlardı.
Evet. Tam böyle anlattığın gibi. Sanki o ana gittim, geri döndüm.
Sen yapmasını biliyor musun?
Vallahi böyle etinin ekşisi ağzımın içinde.
Yok kızım, ben bilmiyorum.
O pilavı kasabada bir tek Hatice abla yapardı.
Ondan başkası da yapmazdı zaten.
Anne, o kadar canım çekti ki. Sanki pilav burada...
...bütün böyle etinin kokusu, baharatının kokusu burnumda.
Söylesek yapmaz mı Hatice teyze?
Anam! Filiz, aşeriyorsun sen.
Hatice abla yapardı bu pilavı ama Hatice abla kasabadan taşındı.
Ondan başka yapmayı bilen var mı acaba?
Gerçi vardır herhâlde, koskoca kasaba sonuçta, değil mi?
Olmadı ben gideyim Döndü eltime sorayım.
...Halime eltime sorayım. Onların bir bildikleri vardır mutlaka.
Dur, ben şimdi geliyorum.
Sana güveniyorum. Vallahi bilen birini bulursun.
Yoksa ben o pilavın peşinde yollara düşeceğim anne.
Bismillahirrahmanirrahim.
Bilmiyorum eltim. Bu yemeği kim yapar, kim eder...
...vallahi de bilmiyorum, billahi de bilmiyorum.
Dur, bir sakin ol Halime ablam. Hamile kadın bir kere aşerdiyse...
...Allah'ın izni yardımıyla o yemek bulunur elbet.
Allah'ıma şükür eltilerim. Sizin ikinizi bir arada buldum.
Allah'ıma şükür.
Hayırdır Adile, ne oldu?
Hayır inşallah, hayır.
Filiz'im aşeriyor.
Ama ne aşermek? Bak aşerdiği şey ne erik, ne vişne...
...ne kavun, ne karpuz. Filiz neye aşeriyor biliyor musunuz?
Alatlı pilavını aşeriyor.
(Döndü şaşırıyor)
Bu daha da beter.
O yemeği bir Hatice abla yapıyordu. O da buradan taşındı gitti.
Kim bilir, belki de rahmetli olmuştur.
Selma'nın dediği yemek mutancanaydı.
Selma o yemeği öyle bir anlattı ki değil benim...
...karnındaki bebeğin bile ağzı sulandı.
İçim cız etti eltim.
Vallahi bu yemeği Selma'ya bugün yedirmezsem...
...bu gece bana uyku yok.
Doğmamış bebeğin hevesi kursağında kalmasın.
Anasından sebep canı ne istiyorsa yesin yavrucak, değil mi?
İlahi Halime ablam, Allah canını almasın.
Senin torununun daha olan bitenden haberi yok.
Anası yese o da azıcık nasiplenecek işte.
Vallahi bu bayramı sıkıştırmadan alışverişi erken almak...
...çok iyi fikir oldu kızlar.
Rahat rahat gezer, alışverişimizi yaparız.
Ben de öyle düşündüm, o yüzden çağırdım sizi de.
Vallahi iyi ettin Esra'm.
(Şaşkın) Bizimkiler değil mi? Hayrolsun?
Allah Allah! Hafif de bir telaş var. Bir şey mi oldu acaba?
Bismillahirrahmanirrahim.
Hanımlar ne oldu?
Yüksek kuru toplanmış, bir vukuat mı var?
Vallahi vukuat mı bilmem ama bir haberimiz var.
Selma'yla Filiz aynı anda aşerdi.
(Kadınlar şaşırıyor)
Ne kadar güzel. Çok iyi. Ne çekti canları, gidelim alalım.
Ya da hani yemekse yapalım yesinler, ne çekti?
Ama ne yazık ki aşerdikleri yemekler kalu beladan kalma.
Ne yapan var ne de eden.
Bu kötü olmuş ama illa bir yerlerde bir bilen, bir yapan vardır...
...herhâlde, değil mi?
(Hareketli müzik)
Ablalar, bacılar, müsaade var mı?
Halime abla, vallahi başımda bir dert. Belki dedim sen çözensin.
Hayırdır Yaşar, ne oldu?
Sennur, sabahtan beri bir şeyler tarif ediyor.
-Canı onu çekmiş. -(Şaşkın) Sennur da mı?
Bak işte, buyurun buradan yakın.
Dert ikiydi, üç oldu. Ne edeceğiz biz şimdi?
Belki bugün dünya aş erme günüdür, olamaz mı?
-Nasıl, anlamadım? -Boş ver Yaşar.
Onu boş ver de şimdi istersen şöyle yap.
Sen bize bir anlat, bir tarif et ne istediğini...
...biz bir hâl çaresine bakarız belki.
Yok, tarife gerek yok. Ben araştırdım. Yemeğin adı şeydi...
...sızgıt. Sızgıt diye bir yemek canı çekmiş.
-Sızgıt mı? Hiç duymadım. -O ne?
Anladım. Bu eski Türk geleneksel yemeği.
Bizim yörük akrabalar yapardı bunu.
Şuna bak, üçünün de aşerdiği yemek etli yemek.
Kurban bayramı yaklaşıyor ondan herhâlde.
Tamam, panik yok.
Yani ikiydi yemek, üç oldu. Sorun değil.
Eltiler bir işe el attı mı onu çözer sen kafanı yorma.
Değil mi kızlar çözeriz, hallederiz bir şekilde?
-Allah razı olsun. -(Asuman) Çözeriz tabii.
Şey yapalım, önce Hacer ablaya gidelim, tamam mı?
O kesin biliyordur. O bilmiyorsa da bilen birini illaki tanıyordur.
-Ona gidelim. -O zaman istikamet Hacer abla.
-Hadi bakalım yürüyün. -Hadi gidelim.
-Tamam. -Hadi, hadi, hadi.
-Hadi gidelim. -Merak etme sen.
Çözüp geleceğiz.
(Kuşlar ötüyor)
Zahide Hanım, hoş geldiniz. Bunlar sizin için.
Teşekkür ederim.
Kusura bakmayın, biraz beklettim. Selma ablam aşerdi de.
Ne aşerdiyse söyleyin ben hemen bir koşu alıp geleyim.
Ben de yardım edeyim. Ne aşerdi?
Dur Seyfettin, senin yapabileceğin bir şey yok.
Halime teyzem halledecek, merak etme.
(Duygusal müzik)
Sen dedin bana.
Ayıp mı oldu?
Yok, ayıp olur mu? Çok güzel oldu.
Sözlüyüz biz zaten.
Yani çok daha önce aslında sizden sene geçmemiz lazımdı bence.
O zaman sen de bundan sonra bana sen diyeceksin yani.
Emredersiniz Zahide Hanım.
Şey...
Zahide.
Şöyle geçelim mi?
(Hareketli müzik)
Her şeyi hazırlamışsın, zahmet etmişsin.
Söyleseydin ben ayarlardım.
Olur mu, ne zahmeti? Lütfen.
Aslında hem alıştırma gibi de olur.
Çünkü evimiz olduğu zaman...
...şey...
...beraber eve çıktığımız zaman...
...ben, sana çok güzel yemekler hazırlayacağım.
Kekler, börekler, kahvaltılar alıştırması gibi olabilir.
İnşallah.
İnşallah birlikte hazırlarız.
Seyfettin, ben evlilik hazırlıkları için bir liste yaptım da.
(Hareketli müzik devam ediyor)
Böyle adım adım ilerleriz diye düşündüm.
Sen de bir bak istersen.
Şimdi önce bir nişan tarihi belirlememiz lazım.
Ondan sonra da işte kıyafetlerimiz, ikramlıklar vesaire.
İyi yapmışsın. Bunları zaten yapmamış mıydık aslında?
Yok. Biz aile arasında bir şey yaptık, söz kestik.
Şimdi böyle bütün kasabaya duyurduğumuz...
...bir tören düzenlememiz gerekiyor.
Ondan sonra da düğün hazırlıklarına başlarız.
Yani sizin durumunuz ne bilmiyorum ama...
...iki taraf da böyle gücünün yettiği kadar çeyizi tamamlar.
Ondan sonra ev tutulur.
İşte evin eksiği gediği varsa, işte boyası, badanası derken...
...ev dizilir, alışverişler falan.
Ondan sonra düğün tarihi, düğün yeri, bir de kına gecesi var tabii.
İşte damatlık, gelinlik.
İyi misin Seyfettin?
Ne böyle? Vallahi nefesim kesildi.
Zahide Hanım, bu kadar böyle çok şey olunca.
Yapılacaklar listesi bu ama size çok geldiyse...
Yok, hayır, asla yapılacaklar listesi değil bu mesele.
Mesele bütün bunlar çok zaman alır.
Yani belki bir yıl, belki bir yıldan daha fazla.
Yani ben sizinle bir yıl...
Ben, seninle...
...bir yıl daha ayrı kalmak hiç istemiyorum ki.
Gerçekten istemiyorum. Çok uzun bir zaman gibi geliyor bana.
Yani belki şey yapabiliriz yanlış anlamazsan.
Nişan faslını biraz hızlı geçeriz belki.
Yani direkt düğün hazırlıklarına başlayalım istesem...
...çok mu şey istemiş olurum?
Yani bilmem ki aslında haklısın.
Aileler birbirlerini tanıyorlar, biliyorlar.
Bence de nişanı yapmasak da olur.
Ben de işte tam bundan bahsediyorum.
Bunları birazcık hızlı geçsek, aslında aynı fikirdeyiz.
Hemen böyle düğün hazırlıklarına başlasak.
Bayramdan sonra düğün gibi düşünsek, olabilir mi? Olur.
Nasıl yani, hemen mi?
Yani bayramdan sonra gibi.
O da böyle biraz damdan düşer gibi oldu.
Sonuçta isteme yeni oldu, o yüzden diyorum.
Zahide, ben seni seviyorum.
Uzun zamandır seviyorum, çok seviyorum.
Yani böyle sensiz geçen benim her anım...
...sanki çok boşmuş gibi geliyor bana.
Gerçekten öyle.
(Duygusal müzik)
Yani ben anlıyorum.
Sana söylediklerim yük olsun istemiyorum.
Senin dediğin gibi olsun yine istiyorsan, ben anlarım.
Benimle hemen evlenmek istemezsen anlarım ama hissettiklerim bunlar.
İstemez olur muyum Seyfettin?
Ben de seni seviyorum.
Ama abim.
Yani abim ne der, onu bilmiyorum.
Yani bence biz aynı fikirdeysek gerçekten önemli yok.
Ben hallederim, çözerim, konuşurum. Abinle de konuşurum.
Giderim böyle ustalıkla, tatlılıkla ona derdimi anlatırım.
Bence ikna olur,
Keyifli bir şekilde bizim istediğimiz gibi bağlanır gibi geliyor bana.
Nasıl yani, abim izin verirse hemen evleniyor muyuz şimdi?
İnşallah. (Seyettin acıyla inliyor)
Seyfettin Bey, iyi misiniz?
Yandım! Yandım ama iyiyim.
Yani öyle burasının hiçbir önemi yok. Bırakın, hiç önemi yok.
Sarlayabilir miyiz?
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Hareketli müzik)
Oğlum bu ne uzun, ince bir yolmuş Allah aşkına?
Ahmet emmiye gittiğimize emin misin? Yeni kıta keşfedeceğiz çünkü.
Sen bir rahat olsana Çakır, az kaldı.
İşte geldik, bak.
Cambazlar Köyü.
Sen, bizi Cambazlar Köyü'ne getirdin.
Desene oğlum başta, bu kadar yol geldik. Allah Allah!
Burada herkes demek ki hayvan alıp satıyor. Öyle bir köy burası.
-Aynen öyle amca oğlum. -Aynen öyle amca oğlu.
Oğlum madem biliyordun Cambazlar Köyü olduğunu...
...dün milletin galeyana getireceğine getirseydin bizi buraya.
Kusura kalmayın da gün bende akıl mı kalmıştı Allah aşkına?
Bir yandan kurbanlık telaşı, öte yandan Nazlı'mın nazı niyazı.
Hüseyin emmi bir yandan bayılıyor. Kasabalı öte yandan bağırıyor.
Vallahi üstümü başımı yırtmama ramak kalmıştı.
Tamam, tamam.
Ama Ahmet emmi sağ olsun, bu kaosu sayesinde kökünden çözeceğiz.
Geldik sayılır zaten, az ileride.
(Veysel) Vallahi kusacağım şimdi, hadi.
(Taner) Hakikaten, hadi Selami.
(Veysel) Ulan ne kadar geldik? Bu yaşta yol tuttu beni.
(Selami) Bir rahat olun.
(Hareketli müzik devam ediyor)
(Veysel sıkkın iç çekiyor)
Şükür vallahi.
(Rahatlayarak) Nihayet vardık.
Yemin ediyorum arkada çalkalana çalkalana ayrana döndüm.
Niye öyle diyorsun Erkan'ım?
Ne güzel rahat rahat, ferah ferah geldik.
Dönerken de koyunlarla koyun koyuna döneriz.
Koyun değil, dana alacağız. Ne alacağımızı bilmiyorsun daha.
Bana bak, bu kadar dana buraya nasıl sığacak?
Vallahi bilmiyorum amca oğlu, deneyeceğiz.
İyi, tamam. Selami, çal kapıyı. Hadi çal, hadi, hadi, hadi.
(Hareketli müzik devam ediyor)
-Selamünaleyküm. -Selamünaleyküm dayı.
(Heyecanla) Kimler gelmiş?
Ve aleykümselam. Selam evladım.
Sen görmeyeli bayağı değişmişsin.
Sen yanlış bıyıklıya sarılıyorsun Ahmet emmi.
Yani bu benim muadilim olmaya çalışan şahıs Kadir.
Hiç mi tanımadın beni? Selami ben.
Kusura kalma evladım. Yaş kemale erdi artık.
Malum, bazen ben aynaya baktığımda...
...kendim bile kendimi tanıyamıyorum evladım.
Ziyanı yok Ahmet emmi, senin canın sağ olsun.
Tanıştırayım ben bu arada.
Manevi amca oğlum Veysel, Taner.
-(Ahmet) Hoş geldin. Hoş geldin. -(Bağırarak) Nasılsın amca?
Dur, dur bağırma. Ben sağır değilim.
-Duyuyor musun? -Duyuyorum.
-Bu da yeğenim gibi sevdiğim Erkan. -Merhaba amca.
-(Ahmet) Hoş geldin, hoş geldin. -Hoş bulduk.
Dikilip durma ayakta. Hadi gelin, geçin.
Gelin, gelin. Hadi buyurun, buyurun.
-Geç, sen geç. -Amca oğulları siz geçin önden.
(Ahmet) Gelin.
-Ben mi geçeyim? -(Veysel) Yürü, geç.
İçeri de şey yapalım. Dur gir.
Hoş geldiniz, hoş geldiniz.
Hoş geldiniz bey.
-Buyurun, buyurun. -Hoş geldiniz.
-Hoş bulduk, sağ olun. -Hoş bulduk, merhabalar.
-Hoş geldiniz. -Hanım, terlik verelim misafirlere.
Vereyim bey hemen.
-Kızım, sen de kahve yap hemen. -Tabii baba.
Hiç zahmet etmeseydiniz Ahmet emmi.
Bir konuşup, el sıkışıp, dağılırdık.
Hiç duymamış olayım evladım. Hayırlı iş kahvesiz konuşulur mu?
-Buyurun, buyurun. Geçin. -(Selami) Şöyle vereyim.
Geçin, geçin buyurun.
-Geç amca oğlu, geç. -Ben vermeyeyim, üstümde kalsın.
Gel.
Bu arada çocuklar, sizin bir büyüğünüz, atanız, dedeniz yok mu?
Böyle yalnız mı geldiniz?
Var, var. Var Ahmet emmi, var. Ciritçi Abdullah.
Duymuşsundur namını belki.
Ama dedemin şimdi başka bir hayırlı iş için...
...başka bir yerde olması gerekiyor. O yüzden gelemedi bugün.
Vallahi çocuklar hiç yakışık almadı bu.
Başınızda büyüğünüz yokken... Zaten eliniz de boş gelmişsiniz.
Ne çiçek, ne çikolata. Hiç yakıştıramadım vallahi.
Hanım, ne yapıyorsun sen şimdi? Çocukları ürkütüp kaçıracak mısın?
Zaten ne zamandır ilk defa bir dünürcü gelmiş.
Olmayı versin çiçeği de çikolatası da!
-O ne lan? -Anlamadım.
Sen, dünür anana bakma evladım.
Daha daha nasılsınız?
İyiyiz vallahi Ahmet emmi, nasıl olalım? Yuvarlanıp gidiyoruz.
Sizler daha daha nasılsınız?
İyiyiz evladım, iyiyiz. Biz de iyiz, sağ olasın.
(Selami boğazını temizliyor)
Dedem, hakını helal et kurban olduğum.
-Heyecandan koşar gibi yürüdüm. Gel. -Helal olsun oğlum.
Öyle bezgin olmaktansa şevkli olman yeğdir.
Dedem, bulacağız değil mi?
Vallahi Murat baba o kervan yolunun orada bulursunuz dedi...
...bana öyle geldi. Bulacağız, değil mi?
Bir bakın dedi oğlum.
Yani hemen bulacağız gibi kendini şartlama sen de olur mu?
(Çan sesi) (Möleme sesleri)
Çan sesi değil mi o?
Vallahi çan sesi.
İşte!
Vallahi doğruymuş dede. Bak gördün mü?
Dayı!
Selamünaleyküm.
(Erkek hayvanlara sesleniyor) Aleykümselam. Buyurun.
(İnek çan sesi)
Kolay gelsin.
Eyvallah, hoş geldiniz.
-Biz Gedelli'den geliyoruz. -Evet.
Ciritçi Abdullah, tanırsın.
Ben de Sefer. Minibüs hattı işletirdim.
Öyle yolda gelip geçmişken belki görmüş olabilirsin beni.
-Hoş geldiniz. -Hoş gördük.
-Hoş geldin emmi. -Hoş bulduk, hoş bulduk.
-Bayağı hayvanın var maşallah. -Evet.
Biz de kurban için hayvan ararız.
Şimdi biz bunlara alıcı olsak kiminle pazarlık edeceğiz?
Vallahi emmi, bu sürünün tamamı bir adama ait.
10, 15 yılı var, ben bakarım, ben güderim bu sürüyü.
İyi, bir kişiye aitse dedem daha kolay.
Yani bir kişiyle konuşup anlaştın mı bu iş tamamdır inşallah.
Yok abi, o senin dediğin gibi olmuyor.
Nasıl, niye abi?
Dedim hani, bu sürüyü ben güderim.
Azim dayı derler, yaşlıca bir amcanın.
Yani 15 yıldır bir hayvan sattığını görmedim.
Canını alsan bir buzağı satmaz.
Niye satmaz? Sütçülük mü yapar? Onun için mi satmaz?
Yok emmi, süt, peynir işi değil bu. Değişik bir adam.
Benim hayvanım satılık değil der, başka bir şey demez.
Gidip bir konuşsak, olur mu dedem?
Gitsek konuşsak bir belki anlaşabiliriz.
Tabii, tabii, tabii, gidip konuşalım.
Sen bu malın sahibinin nerede olduğunu bize bir tarif eder misin?
Vallahi Ciritçi emmi, benim tarif ettiğimi ne olur söylemeyin.
Bir de Azim dayıyla uğraşmayayım.
Bakın şimdi şu dağın tepesinden...
(Duygusal gerilim müziği)
(Horoz ötüyor)
(Abdullah) Çal oğlum, çal.
(Duygusal gerilim müziği devam ediyor)
Selamünaleyküm.
-Azim amca sizsiniz, değil mi? -(Erkek) Evet, benim.
Peki siz kimsiniz?
Biz Gedelli'den geliyoruz. Benim adım Ciritçi Abdullah.
Sefer oğlum da kasabamızın başkan vekili.
Ne yapayım kardeşim? Madalya mı takayım?
Laf olsun diye siz kimsiniz diye sordum.
Hele benim kapımı ne diye çaldınız onu deyin siz bana?
Sizin kapınız şey için...
Hayvan için çaldık kapınızı. Kurbanda hayvan lazım.
Sizin de büyükbaş hayvanınız olduğunu öğrenince...
Tamam, tamam, anlaşıldı!
Benim satılık hayvanım falan yok!
Kim söyledi benim evimin yerini size?
O çoban olacak boşboğaz, değil mi?
Peki.
Azim amcacığım, sen niye bu kadar sinirlendin ki bu duruma?
-Biz sana sadece... -(Abdullah) Sefer oğlum dur.
Anlaşılan Azim Efendi'nin bir sebebi var.
Azim Efendi, önümüz kurban. Bize de kurbanlık lazım.
Hayvanını niye satmaya yanaşmazsın?
Ucuz yollu alıcı da değiliz. Çok ihtiyacımız var.
Niye satmadığın sebebini bir öğrenirsek.
Ben, size izahat vermek durumunda değilim efendi!
Gündüz vakti kapıma dayandınız, sordunuz, söyledim!
Bende size satacak hayvan falan yok.
Hadi başka kapıya!
(Duygusal gerilim müziği devam ediyor)
Sefer, tut oğlum.
Tamam, tamam, ben buradayım. Tamam, Azmi amca, tamam. Otur şöyle.
Tamam.
Sefer, bırakma. Ben bir su alıp geleyim.
-Bırak, bırak! -Tamam, tamam, tamam.
Sakin ol. Tamam, tamam. Kurban olayım tamam, bir dur.
(Duygusal gerilim müziği devam ediyor)
Bu evin hâli ne böyle?
Adam tabii hasta olur burada.
(Duygusal gerilim müziği devam ediyor)
Daha iyi misin Azim amcacığım, bir ambulans falan çağıralım mı?
Bırak, bırak!
Sülük gibi yapıştın adama!
Azim Efendi, biraz su iç, iyi gelir.
Nereden aldın? Evden mi aldın bunu?
Müsaade istedin mi girmek için?
Yeter adam!
Evine uzak yoldan geldik. İhtiyacımız var dedik.
Niyetimiz alışveriş ama duymadığımız laf kalmadı.
Benim kapım insanlara kapanalı çok oldu efendi.!
Ne dostum, ne ahbabım, evladım bile yok benim!
Kendi canımdan olanlar vefasız, nankör çıktı!
O sebep âdemoğluna bir zırnık iyiliğim dokunmaz benim!
Hayvanlarım da satılık değil!
Dostum, ahbabım onlar!
Oldu mu? Öğrendin mi şimdi satmama nedeni mi?
Hadi! Hadi başka kapıya!
Hadi!
(Duygusal gerilim müziği devam ediyor)
Dedem.
Hakkını helal et dedem.
Neden geldik buraya? Benim yüzümden işitmediğin laf kalmadı.
Zararı yok oğlum.
Hadi kurban olayım gidelim. Bak şimdi tekrar çıkar gelir.
Yine bir sürü laf söyler, hadi. Merak da ettim. Hadi gidelim, hadi.
Benim birazcık işim var. Onu halledeyim, gideriz.
Ne işin var dedem?
Dede?
Dede bak! Aklıma geleni yapmıyorsun, değil mi? Dede!
Dede!
(Duygusal gerilim müziği devam ediyor)
Bu mübarek günde adamı böyle bırakıp gitmek olmaz.
Belli ki evladından, yârinden darbe yemiş zamanında.
Elime yapışmaz, ortalığı şöyle bir toparlayayım.
(Duygusal gerilim müziği devam ediyor)
Sağ olun.
(Taner) Çok sağ olun.
(Hareketli müzik)
Eyvallah.
-(Kadir) Ellerinize sağlık. -Elinize sağlık.
Sağ ol kızım.
Tamam, güzel. Kahveler de geldiğine göre artık meseleye geçelim m?
Evet, teyze oğlum haklı. Eğri oturalım, doğru konuşalım.
Baştan konuşalım bazı şeyleri.
Bizim için en önemli şey bu konuda yaş.
Canım daha genç bunlar.
Taş çatlasan, 35, 36, değil mi hanım?
35 buçuk diyelim biz bey buna.
Yuh! Neredeyse benimle yaşıtlar!
Ne güzel işte evladım. Yaşı yaşına uygun.
Bana bak, insan yaşıyla hesaplayınca bu dedemin dedesi yaşına geliyor.
Vallahi giderayak zombi falan kesmeyelim şimdi hani.
Ne yapsak, kalksak gitsek mi?
Oğlum bana bak, 35 yaşında dana olmaz. Nereye getirdin bizi?
Tamam, şimdi hatırladım.
-Ahmet emmi biraz nüktedandır. -Nüktedan?
Aklınca bize şaka yapıyor. 35 aylık diyor yani, anladın mı?
Anladım.
35 aylık. Ahmet Ağa.
(Taner) İlahi Ahmet emmi.
Yemin ediyorum bak bizi nasıl güldürdün görüyor musun?
Bak bizi, hepimizi güldürdün, Allah da seni güldürsün.
Âmin. Âmin de siz niye güldünüz, ben anlamadım ki oğlum?
Anlamayacak bir şey yok Ahmet emmi. 35 uyar bize.
Allah ne verdiyse biz talibiz. Tabii sen de uygun görürsen.
Çok şükür ya Rabb'im, dualarım kabul oldu.
Çok şükür anne, benim de.
(Hareketli müzik devam ediyor)
Oğlum bunlar manyak. Dana sattılar diye ağlıyor bunlar.
(Taner) Ben de anlamadım.
Ahmet emmi, iyi misin, bir sıkıntı yok, değil mi?
İyiyim evladım, iyiyim. Bir şeyim yok.
Gözüme bir şey kaçtı da. Ben ne diyordum?
Benim müsaadem var.
Ama kızımın da fikrini sormak lazım tabii.
Nasıl?
Danadan rıza mı alacaksın?
Kendine gel! Ne biçim konuşuyorsun? Alırım ayağımın altına!
Dur bacım, bir şey demedik ki.
Bacım mı? Ne diyor baba?
Oğlum, insan istemeye geldiği kıza bacım der mi?
Ne?
Ne istemesi? Biz kız falan istemeye gelmedik.
Kurbanlık almaya geldik.
Biz hepimiz zaten evliyiz, bak.
Siz hepiniz evli misiniz?
(Selami şaşırıyor)
Yoksa ben kara kız deyince sen bu kara kızdan bahsettiğimi mi sandın?
İlahi Ahmet emmi, ne yaptın sen?
Ben danaları diyordum.
Tamam, senin kızın da gayet büyümüş, serpilmiş...
...dana gibi olmuş maşallah da o dana bu dana değildi yani.
Ben şimdi göstereceğim size danayı da toynağını da!
Şimdi tanıyacaksınız siz Canbaz Ahmet'in kim olduğunu lan!
-Yok, yok! -Kaçmayın lan!
-Gelin lan buraya! -Defolun!
Bırak bey, gel buraya, gel.
-Kamyonet kaldı amca oǧlum, kamyonet! -Koş ulan koş, koş!
Buraya, buraya! Bu taraftan, bu taraftan yürü! Gel, gel, koş!
(Ahmet) Durun!
Gelin.
Nereye gitti bunlar? Nereye gitti?
Gelin lan buraya! Gelin!
Gittiler, gittiler.
Ulan Selami, senin ipinle kuyuya inen de kabahat.
Sen neden hayırlı bir iş diyorsun da adamların bulandırıyorsun kafasını?
Ne yapsaydım Çakır? Bu da hayırlı bir iş deǧil mi nihayetinde?
Öyle pek de hayırlı bitmedi deǧil mi bacanak?
Canımızı zor kurtardık.
Senin sayende bütün köyle kanlı bıçaklı olduk yahu.
Aynen.
Bak ne güzel böyle Cambaz köyü'ne geldik diye seviniyorduk.
Adamların bizi bir ip cambazı yapmadıǧı kaldı.
Tamam, olan oldu artık. Yapacak bir şey yok.
Yani bizim başka cambaz bulup konuşmamız lazım da...
...bizi acaba taşla, sopayla kovalamayan...
...bir cambaz bulabilecek miyiz yani?
Boşa aramayın, bulamazsınız gençler.
Cambaz bulsanız da hayvan bulamazsınız.
O niye dayı?
Kabakçıların Kazım diye bir adam geldi dün.
Allem etti kallem etti. Tüm cambazlarla anlaştı.
Kurbanlıkların hepsini aldı. Köydeki bütün hayvanlar onun.
(Veysel) Vallahi delirirsin. Vallahi delirirsin bak.
Yine Kazım.
Ya Kazım ya Sabri zaten. İki kişi var.
(Veysel sıkkın iç çekiyor)
Bunun üçü de etli yemek. Evet.
Bir de sızgıt, tandır işi.
Olur, olmayacak şey deǧil de ben yapamam.
Çünkü bilmiyorum.
Gençliǧimde ustalarımdan öǧrenip yapmıştım da çok geride kaldı.
Ta genç kızlıǧımda.
Denesem şimdi size de mahcup olmak istemem.
Ne olacak şimdi? Başka bilen yok mu?
Gedelli köylerinden birinde Emine abla vardı da o da çok yaşlandı.
Uǧraşmaz sanmam.
(Halime) Sultan abla peki?
O vefat edeli çok oldu Halime.
İstanbul'daydı zaten, evlatlarının yanındaydı o.
Allah rahmet eylesin. Bak hiç haberim yoktu.
Çok kötü, çok kötü, kimse kalmamış geride.
İyi düşün Hacer bacım. İlla bir yapan, bilen vardır.
Döndü, ben bile kocadım. Ustalarım da çoktan yaşlandı ve yorgun.
Elden ne gelir? -(Esra) Çok yazık.
Neden aktarılmadı bu bilgi, bu tecrübe?
Yani şimdi her şey öylece kaybolup gitti mi?
Öyle olmuş, baksanıza. Çok yazık.
Vallahi bir kültür, bir gelenek yok olmuş.
Hakikaten. Yine siz ucundan kıyısından yetişmişsiniz de...
...biz hepten kaçırmışız deǧil mi? -Çok yazık, çok da...
Neyse, şimdi biz bu üç hamile kadına ne diyeceǧiz onu düşünelim.
-Evet. -(Kızarak) Hele bir durun.
Bu cenaze diye hemen aǧır hastayı koymayın.
Daha işimiz bitmedi.
Üç kızımızın da aş ermesi bize Allah'ın bir lütfu.
Demek böyle bir şamara ihtiyacımız varmış.
Sade bu üç yemeǧi deǧil, unutulmuş ne kadar güzellik...
...ne kadar lezzet varsa hepsini tek tek kaydedeceǧiz.
İyi de nasıl yapacaǧız ana? Kimse kalmamış ki.
Sen, bana bırak Cemile'm. Var bir düşündüǧüm.
Esra kızım, senin şoförlüǧün vardı deǧil mi?
Var, var tabii.
Tamam. O zaman Hacer bacım, şimdi sen de aklını iyice başına topla.
Artık acı bir kahve mi içersin...
...demli bir çay mı içersin, zihnini topla, zihnini.
Saǧ olup afiyette olan kim varsa çok yakın...
...çok uzak demeden civar köylerdeki tüm usta aşçıların ismini...
...bize tek tek vereceksin, gerisine de karışmayacaksın.
Hayırdır Döndü eltim, ne var senin aklında?
Hayırlı bir iş eltim, çok hayırlı bir iş.
Cemile'm kızım, zahmet olmazsa sen kahve yapar mısın?
-Tabii ana. -Esra, -sen de arabanı kap gel.
-Tamam. -Hadi.
Asuman kızım, sen de bir kâǧıt kalem bul içeriden.
Hacer ablanın dediklerini hepsini tek tek kaydet.
Tamam.
Hele bir bismillah diyelim, yola çıkalım.
Bu yemeklerin her birini yapan birini mutlaka bulacaǧız.
-Hadi bismillah. -Hadi, hadi kahve içelim.
(Hacer) Kahveleri içelim, hadi.
Sen de bak, iyi düşün hepsini.
(Halime) Düşün sen kafayı topla.
(Azim zorlanıyor)
(Duygusal müzik)
Siz tabii, beni böyle ikna edeceksiniz...
...hayvanları böyle satın alacaksınız deǧil mi?
Avucunuzu yalarsınız efendi, avucunuzu yalarsınız.
Biz buradan avucumuz da elimiz de boş döneceǧiz, Azim Efendi.
Ama yanıldın, hayvanlar için yapmadık bunu.
Biz bunu insanlık için yaptık.
Seni bu hâlde görüp de öylece dönemezdik ki.
Allah hoşnut kalsın diye yaptık.
Anladım, insandan, dosttan, evlattan yana yaralısın.
Kırılmışsın. Bu yüzden kırıcı konuşman.
Ama teselliyi de yanlış yerde aramışsın.
Ben yıllardır hayvan bakarım.
Adı üstünde, Ciritçi namım.
Ama hayvanlar emanettir.
Mallar, evlatlar...
Fani olan her şey emanettir, Azim Efendi.
Gerçek dost bunların ötesindedir.
Gerçek dostluklar da o dostun hatırını gözetmek...
...onun ölçüsüne uygun yaşamaktır.
Evlatların vefasız mı çıktı? Onlara dua et.
Kalbin mi kırıldı? Merhemini ondan iste.
Başka kalpleri kırarak, dünyayı kendine kapatarak...
...derdine deva bulamazsın.
Bu dediklerimi bir düşün. Önümüz bayram.
Gel kasabamıza, misafirimiz ol. Bayramı tek başına yaşama.
Birlikte yoldaşlık edelim.
Hadi kal saǧlıcakla.
(Duygusal müzik)
-Alayım mı dede? -Yok, yok.
Ciritçi Abdullah!
Dur, dur!
Yahu sana kaç hayvan lazım?
(Duygusal müzik devam ediyor)
Arkadaş şaka gibi.
Elimiz boş, gözümüz yaş döndük kasabaya.
Bak, o Kazım'ı bulursam vallahi öfkeme yenileceǧim...
...stresten kovmaya sokacaǧım onu.
Dur, dur, yenilme öfkene, dur. Herkes nasibini yaşıyor işte.
Hayır, eǧer nasibimiz de varsa...
...o kurbanlıkları biz Fizan'dan bulur getiririz.
Ama nasibimizde varsa. -Peki yoksa? O zaman ne olacak?
Ne olacak? Kasabanın gazabından Allah'a sıǧınacaǧız artık.
(Telefon çalıyor) İşte bak, Sefer abi arıyor.
Kesin kurbanlıkları soracak. Ne diyeceǧiz?
Bulamadık diyeceǧiz amca oǧlu. Bizlik bir şey yok, aç sen.
Taner'im gözümüz aydın oǧlum. Bulduk vallahi bulduk, billahi bulduk.
Neyi bulduk abi, hayırdır?
<i>Oǧlum ne bulacaǧız? Kurbanlıkları bulduk işte.</i>
<i>Çok şükür kasabalının çoǧuna yetecek kadar kurbanlıǧımız var artık.</i>
Allah! Çok iyi haber abi bu.
Ne oldu? Ne diyor?
Kurbanlıkları çözmüşler.
Dedemle Sefer abi kurbanlık işini halletmiş.
-Allah! -Bu işte bu, bu işte bu.
-Hadi gözümüz aydın. -İyi çok şükür, çok şükür.
Sefer abi bak, vallahi yemin ediyorum...
...bizi var ya öyle bir yükten kurtardınız ki.
Nasıl hallettiniz abi?
Vallahi ne yalan diyeyim Taner'im, biraz meşakkatli oldu kardeşim.
Yani hayvanların sahibi ilk başta pek yanaşmadı.
Ama sonra dedem bir şekilde ikna etti.
Allah, Ciritçi dedemizi başımızdan eksik etmesin kardeşim.
Âmin abi, âmin. Âmin, âmin. İyi...
Abi, eǧer bir yardıma ihtiyacınız varsa gelelim ha.
Yok, yok kardeşim, biz hallediyoruz. Dedemle konuşuyorlar şimdi.
Birazdan çıkarız yola. Bana bak, siz hazırlıklara başlayın. Hadi bakayım.
Tamam. Tamam abi, eyvallah. Selam söyle, hadi, saǧ ol.
Çok şükür. Bak, görüyorsunuz deǧil mi?
Dedemle Sefer abi halletmiş işi.
Çok şükür, vallahi şunu da kazasız belasız atlattık.
Evet vallahi, Allah yüzümüze güldü sonunda.
Adeta bayram bereketiyle geliyor dercesine.
(Hoparlörden Seyfettin) <i>Dikkat dikkat, deǧerli Gedelli halkı.</i>
<i>Sefer Başkan'ımız ve kıymetli büyüǧümüz Ciritçi Abdullah'ın...</i>
<i>...uzun uǧraşları sonucu kurbanlık krizimiz çözülmüştür.</i>
<i>Kurbanlık almak isteyenlerin belediye önüne gelmesi rica olunur.</i>
Ne konuşuyor kardeşim bunlar sabah beri?
İçeri bir girdiler çıkmak bilmediler. Alt tarafı bir kurbanlık satacaklar.
Yani bu kadar konuşmaya ne hacet anlamadım.
Adeta Amerika'yı baştan keşfetmenin ne âlemi var dercesine.
Evet vallahi. Biz de kahveyi kapattık.
Hamdi bari sen dursaydın kahvede, tutturdun ben de geleceǧim diye.
Kardeşim bilmiyor musun, benim hissedarlarımın hepsi...
...yaşlı başlı adamlar. Onları mı gönderseydim buraya?
(Yaşar) Doǧru söylüyor.
Vallahi kurban da hissedar, bacıdan, kardeşten önemlidir kardeşim.
Misal ben, burada üç aileyi temsilen bulunuyorum.
Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.
Vallahi ben de canım bacanaǧım Selami'yle giriyorum.
Biz kaç kişiydik acaba bacanakcıǧım?
Yok bacanak, senin yanlışın var. Biz seninle girmiyoruz.
Biz zaten dört kişiyiz.
Ve her sene aynı dört kişiyle giriyoruz.
Anamın dayısı, babamın dayısı, kendi dayım, bir de ben.
Nasıl dört? Bunun yediye kadar yolu var.
Yapma bacanak, kurban olayım.
Ben sana güvendim, kimseye bir şey demedim.
Bana mı sordun güvenirken bacanak? Olmaz, alamayız.
Bizim bu dört kişi nasıl diyeyim, tam kıvamını bulmuş bir rakam.
Hayvan olsun, hayvandan düşen kilo olsun.
Çok uzun seneler denenip alınmış bir sonuç.
O yüzden kusura kalma bacanak yani. Adeta bizimle deǧilsin dercesine.
(Çetin) Babalar, geç kalmadık inşallah.
Kurbanlar bitmedi deǧil mi?
Ben emekli, hal sayım memuru Tekin Karakurt...
...ömrümde ilk kez bu kadar geç vakte bıraktım kurbanı.
Vallahi ne yalan söyleyeyim.
Yok, yok, rahat olun, daha satışlar başlamadı.
Babacıǧım, bak ben dedim sana geç kalmayacaǧız diye.
Bir panik oldun, bak geç kalmadık.
Tamam da bu Sabri beni panikletti.
Ne alakası var kardeşim? Sen kendini aynada görsen yine panikliyorsun.
-Ne dedin sen? -Baba.
-Baba, Allah Allah! -Tamam, sıkıntı yok.
Uyma şuna, Allah aşkına uyma.
Baba mübarek gün olur mu öyle şey? Gözünüzü seveyim.
İşte bak, geliyorlar.
Sefer abi, nerede kaldınız? Gözünüzü seveyim.
Adeta hayvanları klonlayarak mı satacaksınız dercesine?
(Taner sıkkın iç çekiyor)
Allah Allah! Siz niye gülmüyorsunuz Sefer abi, Taner?
Bir sıkıntı mı var yoksa? Sıkıntı mı var?
Sefer abi, sen başla istersen.
(Selami) Neye başlayacak?
Ne oldu ki? Kurbanlıklar bulunmadı mı kardeşim?
O anonsu hepiniz duymadınız mı? Neyin başlangıcı şimdi bu?
Lan oǧlum, velveleye verme insanları. Bir dur lan!
Arkadaşlar hepinizi epeyce beklettik.
Kusura bakmayın, hakkınızı helal edin.
Şimdi malum bu bayram kurbanla ilgili bir sıkıntı yaşadık.
Biz elimizden geleni yaptık.
Aslında büyük bir oranda da çözdük.
Ama şimdi elimizdeki sayıyla talep edilen kurban sayısına bakınca...
...kimseyi maǧdur etmeden tüm bu talebi karşılamanın tek bir yolu var.
Tek bir yol mu var? Nasıl yani?
Herkes, kurbana yedi kişi girecek.
-İşte! -Öyle olmadı, hayır.
(Çetin) Olur mu öyle şey?
Ben ne kadarsa vereyim abi. Ben iki katını vereyim abi.
(Üst üste konuşmalar)
Olmaz kardeşim, olmaz!
Biz sadece dört kişi girebiliriz. Adeta bu bir aile geleneǧi dercesine.
Baǧırma ulan, baǧırma ulan.
-Yedi ne? -Abi, bak, biz beş hissedarız.
Şimdi iki kişi daha gelirse yabancı onlar çok sıkıntı olur.
(Sabri) Ben tek başıma gireceǧim!
Deǧil altı kişi, bir kişi dahi kabul etmiyorum!
Bir dur! Bir durun! Nereye kendin giriyorsun?
Çocuk gibi, koskoca adamlar.
Elimizde kaç tane kurbanlık olduǧu belli.
Kaç kişi olduǧumuz da belli.
Yedi kişi girilecek işte, basit matematik.
Çakır, biz bundan yıllar evvel fi tarihinde beş kişi girdik...
...ortalık savaş alanına döndü.
Yok o diyor dalaǧını ben alacaǧım. Yok öbürü böbreǧini ben alamadım.
Ben şimdi yedi kişi girmeyi düşünemiyorum bile kardeşim ben.
Adeta aǧzından yel alsın dercesine.
(Yaşar) Doǧru söylüyor.
Sennur'um hayvanın sırtıyla döşünü sever.
Şimdi yedi kişi girsek bunu nasıl...
Seyfettin sen de bir şey söylesene.
Enişte anlamıyor musun?
Arkadaşlar, yanlış anlamayın ama çok sayı olunca çok haksızlık oluyor.
Kim nereyi alıyor, nereyi almıyor, karışıyor birbirine yani.
-(Çetin) Öyle mi oluyor baba? -Öyle oluyor tabii.
Sefer abi, gözünü seveyim bak öyle olmazmış abi.
Şöyle yapalım, izin ver biz babamla beraber ikimiz girelim.
Hadi abi. -Yok oǧlum, yok, yok.
Ne yapalım? -(Rıfat) Haksızlık.
(Selami) Yedi, çok abi yani.
-Aşırı deǧil, yedi iyi, yedi. -Sefer abi olmaz.
Gerekirse daha fazla ödeyelim yani, sıkıntı deǧil.
Çok abi yani yedi...
Aşırı fazla!
(Hareketli müzik)
Aşırı fazla yani!
Buldum. Vallahi buldum.
-Durun lan! -Buldum, buldum, vallahi buldum bak.
Buldum, buldum. Buldum.
İşte yine bir şey buldu. Yemin ediyorum...
Oǧlum, bu tantanada ne buldun? -Ulan ne bulacaǧım işte.
Buradaki derde deva olacak bir şey buldum.
Bir icat buldum. -İşte!
Klonlama işte. Ben başta dedim. Bak benim lafıma geldi, klonlama.
O nasıl olacak Allah aşkına teyze oǧlu?
İsviçre'de bile 30 senede bir tane koyun üretebildiler.
Sen o kadar sürede nasıl koyun kopyalayacaksın?
Yok, yok, klonlama falan deǧil. Öyle bir şey deǧil.
İcat, klonlama falan deǧil.
Bakın şimdi, bir kurbana yedi kişi girince...
...siz haksızlık oluyor diyorsunuz deǧil mi?
-(Birlikte) Evet. -Tamam işte...
...bu haksızlıǧı ortadan kaldıracaǧız.
Kurban eti bölüştürme makinası yapacaǧız.
Etleri bölüştürürken de kimsenin hakkı...
...kimseye geçmeyecek, bu kadar basit.
-Kurban? -Evet.
-Bölüştürme? -Evet.
-Makinası? -Evet.
Lan ne tekrar ediyorsun papaǧan gibi? Adamı duydun.
Adam, bak bu tantananın içinde size icat yapıyor.
Bu Taner Kaya, sizin için daha ne yapsın?
Yalnız bir şey söyleyeceǧim. Kurban nasıl?
Biz o kurbanı keseceǧiz.
Hayvanı ölü şekilde mi parçalayacaǧız?
Yoksa hayvan canlı şekilde parçalanmaz.
Şimdi bak Veysel, şimdi detayları konuşmayalım.
Helal kesim falan muhabbeti var...
Şimdi bak, detayları konuşmayalım.
İnsanların kafası karışmasın, tamam mı?
Yok, yok, detay, şimdi detayı bırakın.
Arkadaşlar evet, bu konuyu da çözdüǧümüze göre...
...biz sizi şimdi yedişer kişi...
...yedişer kişi eşleştireceǧiz, tamam mı?
Taner'im, siz de bir an önce gidin...
...şu makinayı halledin kurban olayım, hadi.
Tamam, şimdi kim kim? Gel dayı sen, bak, bir, iki, üç.
-Ben, ben. -Tamam, sen de.
(Üst üste konuşmalar)
Tamam lütfen. Arkadaşlar!
(İsmail Altunsaray, "Mor Koyun" çalıyor)
(İsmail Altunsaray, "Mor Koyun" devam ediyor)
♪ Aman mor koyun meler gelir ♪
♪ Yavrum mor koyun meler gelir ♪
♪ Yavrum daǧları deler gelir ♪
♪ Aman daǧları deler gelir ♪
♪ Aman hakikatli yar olsa ♪
♪ Kuzum hakikatli yar olsa ♪
♪ Yavrum uykuyu böler gelir ♪
♪ Aman uykuyu böler gelir ♪
♪ Nesine de yavrum yavrum nesine ♪
♪ Sigara da koymuş yavrum fesine ♪
♪ Yavrum ben yandım birisine ♪
(İsmail Altunsaray, "Mor Koyun" devam ediyor)
(İsmail Altunsaray, "Mor Koyun" devam ediyor)
♪ Aman mor koyun kuzusuna ♪
♪ Yavrum mor koyun kuzusuna ♪
♪ Yavrum can kaynar birisine ♪
♪ Yavrum can kaynar birisine d ♪
♪ Aman nedeyim de aǧlayım ♪
♪ Nesine de yavrum yavrum nesine ♪
♪ Sigara da koymuş yavrum fesine ♪
♪ Yavrum ben yandım birisine ♪
(Kuşlar ötüyor)
(Güler Duman, "Yârim Mendilinin Ucunu Yaktım" çalıyor)
(Güler Duman, "Yârim Mendilinin Ucunu Yaktım" devam ediyor)
♪ Yârim mendilin ucunu yaktım ♪
♪ Tükettim ömrümü de yoluna baktım ♪
Çok şükür. Çok şükür, her şey tamam.
Her şey hazır. Oldu, vallahi oldu bak. Her şey hazır.
Oǧlum bak, emin misin bir kaza çıkmasın?
Dün bu çocuǧu yiyordu makine.
Saçmalama Veysel. Allah Allah! Her şey tamam işte.
Bak, beni de tedirgin ediyorsun.
Zaten bu makine bilgisayara baǧlı şu an.
Filiz, bak sen görüyorsun, bilgisayarda böyle...
...arıza falan bir şey var mı?
Bir sorun göstermiyor mu? -Yok, yok dayı, hiçbir sıkıntı yok.
Saat gibi çalışacak inşallah.
(Veysel) Oǧlum bak, emin misin? Bizi parçalara ayırmasın makine.
Ne alakası var dayı? Ayrıca sana bir deǧil, bin tane Erkan kurban olsun.
Bak, yalakalık yapıyor bir de.
Tamam, o zaman eminseniz çalıştıralım o zaman.
Tabii çalıştıralım Veysel. İçine ne attık?
İçine ne koyduk da bize parçalayıp bölecek, verecek Veysel?
Erkan, Gelincik.
Kesimhaneden aldıǧımız koyunu hazineye yerleştirelim, tamam mı?
Bakalım nasıl çalışıyor. -Tamam, tamam.
-Hadi bakalım. Tamam, tamam, hadi. -İki dakika.
Zaten gerisi yazılımda.
Yazılımı da biz Filiz'le beraber yaptık, tamam mı?
Biz şimdi tuşa bastık mı hayvanın bütün budundan, döşünden...
...sırtından falan böyle eşit parça herkese bölüştürecek.
Çok güzel bir şekilde bölüştürecek, verecek bize, tamam mı?
Bir sıkıntı yok. -Onlar söyleyince onları sandım ben.
-Deǧil mi Filiz? Bir sıkıntı yok. -Yok abi, yok.
-Evet, hazırız. -Hadi bakalım, hazır deǧil mi herkes?
Hazırız, hazırız, hadi bakalım bismillah.
-Hadi. -Hadi bismillah.
(Mekanik sesler)
Çalışıyor, güzel. Güzel güzel, tıkır tıkır bak.
Çalışıyor, hiçbir sıkıntı yok. Hiçbir problem yok.
Çalışıyor, çalışıyor. Bak, gördün mü?
Durdu. Niye durdu? Kaçalım mı?
Yok, dur, dur. Ne kaçacaksın?
Allah Allah! Korkutma beni Veysel. Bir dakika.
İlk defa deniyoruz zaten.
Bir sıkıntı olmadan çalışacak.
Yani inşallah. Bakalım.
-İşte! -Geldi.
-Bir. -İşte bak.
İki yazıyor, iki.
Ulan helal olsun. Vallahi bak hisse hisse ayırmış.
Hisse hisse, bir, iki. Üç geldi mi?
-Üç! -Vallahi hepsini ayırmış.
Ulan kendimiz yaptık ama yine de şaşırıyorum şu teknolojiye.
Dayı neyine şaşırıyorsun Allah aşkına?
Roket yapmış adamlarız. Buna mı şaşırıyorsun?
Oǧlum bu bizim çocukluǧumuzun en büyük eksikliǧi.
Ne kavgalar çıktı biliyor musun? Bu olsaydı...
Bak geldi, vallahi geliyor. Bak gördün mü? Başardık ulan.
Başardık. Hakikaten başardık. Çak, vallahi başardık.
Helal olsun ulan size, helal olsun.
Bir de ne eksik kaldı biliyor musunuz?
Şimdi biz buna bir kod yükleyeceǧiz, tamam mı?
Etleri böyle kolileyecek, öyle atacak.
Kolileyip atacak, hazır şekilde. Halledeceǧiz yani.
O da olacak, merak etmeyin. -O zaman ne diyoruz?
♪ La la la ♪
♪ ATVR ♪
Hadi birlikte. (Telefon çalıyor)
♪ La la la... ♪ -Dur bir dakika, dur.
Lan oǧlum bir dur.
Veysel'im gelmiyor musunuz?
Herkes geldi, bir siz yoksunuz. Hadi gelin.
Cemile'm çok ses var, duymuyorum seni. Lan bir durun.
Yemek diyorum, yemek. Yemeǧe gelmiyor musunuz?
Geleneksel Türk Yemekleri ziyafeti.
Ne? Ne? Erkan bir dakika dur lan.
Tamam.
Gelenek mi? Nasıl ben...
Bize kimse bir şey söyle...
Şey diyor, yemek varmış, gelenek diyor.
Sen haberin var mı?
(Telefondan Taner) <i>Yok, hatırlamıyorum.</i>
Şimdi şöyle, hatırlamıyorum da böyle bir şey varsa da...
...Selma'ya ben unuttum diyemem.
Geliyoruz de, geliyoruz.
Geliyoruz, geliyoruz Cemile'm. Unutur muyuz? Asla unutmadık.
Unutmadık, biz az sonra çıkaca...
Et lazım mı? -Ne eti Veysel?
Yemekler hazırlandı, bitti bile.
Vallahi bu teklifleri de en son dakika söylüyorsunuz yani.
Neyse, hadi bekliyoruz. Hadi gelin.
Tamam, tamam.
Bizim bir tane daha eleman almamız lazım.
Güncel durumları, organizasyonları bize haber versin.
Bak hanımlar bir şeyler söylüyorlar, unutuyoruz, aklımızda kalmıyor.
Doǧru, doǧru. Biz bir eleman daha alalım.
Vallahi alalım, hatırlatsın.
Yoksa biz vallahi kızların dilinden kurtulamayız yani.
Aynen, aynen.
(Duygusal müzik)
(Sefer) Merhabalar, hoş geldiniz.
Merhabalar. -(Adile) Şöyle koyayım.
(Halime) Bu da böyle dursun.
-Başkanım. -Kolay gelsin. Merhabalar.
Deǧerli misafirler, kıymetli Gedelliler..
...hepiniz. Geleneksel Türk Yemekleri sofrasına hoş geldiniz.
21-27 Mayıs tarihleri arası geleneksel Türk mutfaǧı haftası...
...olarak Kültür Bakanlıǧımız tarafından koordine edilmektedir.
Hem uluslararası düzeyde hem ülkemizin her köşesinde...
...geleneksel Türk yemeklerimizi tanıtma adına önemli bir etkinliktir.
Geleneksel lezzetlerimizi gelecek nesillere aktarmak...
...dünyaya duyurmak, aynı zamanda...
... kendimizi hatırlatmak adına büyük bir fırsat olan...
...Geleneksel Türk Yemekleri Haftası'na...
...Gedelli'mizden de katılım oldukça yoǧundur.
Özellikle yanımda görmüş olduǧunuz bu üç hanımefendinin...
...bu sürece katkısı çok büyüktür.
Standlarda görmüş olduǧunuz bütün her şeyde...
...emek ve zahmetlerin sahibi ta kendilerdir.
Lafın hazır sahiplerine sözü bırakıyorum.
Hepinizi sevgi, saygı ve muhabbetle selamlıyorum, var olun.
(Alkış sesleri)
Aslında tam da öyle deǧil.
Yani kıymetli kardeşimiz, Sefer Başkan'ımız...
...zahmetin, emeǧin sahibi onlar dedi ama...
...yani biz azıcık işin ucundan tutup ön ayak olduk sadece.
Rabb'im güzel bir vesileyle nasıl bir hazineye sahip olduǧumuzu...
...nasıl büyük lezzetlerimiz olduǧunu bizlere hatırlattı.
Allah razı olsun bir ulu çınarımız da bizden desteǧini esirgemedi.
Evini açtı, gençlerimize yemekleri öǧretti.
(Halime) Çok şükür, çok şükür.
Çocuklarımız biraz yoruldu ama tek avazda unutuldu unutulacak...
...bütün yemekleri aşırıp pişirip buraya kadar getirdiler.
Bunlar geleneksel Türk yemekleri.
Tabii bunlar böyle sadece burada kalmayacak.
Bunlar kaleme, kâǧıda işlenecek.
Herkes bunları öǧrenecek.
Nesilden nesile unutulmayacak inşallah, yıllar boyu.
İnşallah. -İnşallah, inşallah.
Evet, yani derdimiz, gayemiz...
...işte yemeǧimizi yiyelim, boş lezzet olsun deǧil.
Mutfaǧımız en ufak bir nimeti bile israf etmeden...
...her birini deǧerlendirerek ne güzel lezzetler çıkarabileceǧimizi...
...herkes görsün, herkes duysun istedik.
Artık bundan sonrası yemeklerle sizin aranızda.
Afiyet olsun, şeker şerbet, şifa olsun.
(Çetin) Helal olsun.
Helal olsun.
(Hareketli müzik)
Afiyet olsun. Hadi buyurun, buyurun.
Herkes istediǧi kadar, istediǧinden alsın yesin.
Sennur, Filiz. Selma, Selma.
Hadi siz önden gelin, gelin. Gelin kızım.
Hadi elinize saǧlık.
(Selma heyecanlanıyor)
Anne mutancana bu mu?
Hadi kızım güzelce, afiyet olsun. Bebeǧime de şifa olsun.
(Selma) Tamam, dur kız.
(Adile) Filiz geliyor, Filiz. Gel Filiz, gel Filiz.
İşte bu, benim hayatımın pilavı.
Vallahi ellerine saǧlık. Anne, biraz daha koy.
Afiyet şeker olsun kızım. Bebeǧimize şifa olsun.
(Filiz) Âmin.
(Heyecanlı) Anam sızgıt!
Kız vallahi sızgıt diye diye sabahtan beri böyle içim sızladı vallahi.
Allah sizden razı olsun. Allah tuttuǧunuzu altın etsin inşallah.
Koy koy. Vallahi bebeǧimin adını Halime Döndü Adile koyacaǧım.
Allah seni...
Hadi. Afiyet olsun.
(Hareketli müzik devam ediyor)
Sen ne zaman geldin?
Herkesten önce yemek aldıǧını görecek kadar önce geldim.
Hayırdır, ne oluyor?
Sorma, aşerme meselesi.
Bütün bunlar bizim başımızın altından çıktı biraz.
Nasıl? Bir dakika, bir dakika. Şimdi...
Şimdi, benim güzel karım aşeriyor, öyle mi?
Aşerdi, ben yokken güzel karım aşerdi.
En zor zamanında ben yanında yok muydum yani?
Merak etme, annemler halletti. İstediǧim her şeyi önüme serdiler.
Baksana hiçbir şey de gözüm kalmadı.
-İyi, aman aman. -Hatta bir şey diyeceǧim bak.
Bak bakalım hanımın neye aşermiş. Çok güzel deǧil mi?
Bir şey diyeceǧim, mükemmel. Bu mükemmel.
Ben hayatımda daha güzel bir şey yemedim, harika.
Ben böyle bir şey hiç yemedim. -Ye, afiyet olsun.
-Yiyeceǧim. -Ye. Hadi bakalım.
(Erkan keyifleniyor)
Erkan, o kadar güzel ki vallahi sen de ye, ne olur.
Vallahi hayatım, bir şey diyeyim mi? Bak...
...bu pilava aşermekte o kadar haklısın ki.
Yemin ediyorum ben hamile olmadan aşerdim. O kadar diyorum.
Ama böyle ayakta yeme, gel. -Biraz sıcak.
(Sennur keyifleniyor)
Hay Allah razı olsun Halime ablalardan.
Vallahi doǧmamış bebeǧimi doyurdular. Vallahi cennetlikler cennetlik.
Sennur'um, sen de azıcık yavaş ye.
(Hareketli müzik)
(Zahide boǧazını temizliyor)
Benim için mi bunlar?
İkimiz için aldım. Birlikte yeriz.
(Yusuf) Anne, bize tatlı yok mu?
Olmaz mı? Hemen geldim. Yettim.
Babasının hayrına biri de bana bir tabak yapsın.
-Senin tabaǧın hazır zaten Veysel'im. -Vallahi mi diyorsun?
(Abartarak) Cemile'm ne yaptın Allah aşkına...
...ben öldüm de cennete mi düştüm?
(Üst üste konuşmalar)
(Cemile) Hoş geldiniz.
-Ne haber? -(Cemile) Ne yapayım? Hoş geldiniz.
-Hoş bulduk. -Çok güzel.
Daǧılmış hep.
Allah'ım! Çok yedik.
Şiştim ama iyi geldi ne yalan söyleyeyim.
Al benden de o kadar.
Taner.
Merhabalar. Hepinize iyi akşamlar.
(Çekinerek) Ben, seninle bir mesele hakkında konuşmak istiyorum.
Sen de müsait misin? Müsaitsen eǧer...
Söyle Seyfettin. Söyle, dinliyorum. Söyle.
Bir şey diyeceǧim ben. Hayat kısa, biliyorsun.
Yarınımızı bilemiyoruz, belirsizlik var.
Bugün desem, bugünümüz de belirsiz aslında.
Belirsizlik var bugünde de. Yani şey demeye çalışıyorum ben.
Hayatı gerçekten dolu dolu yaşayabilmek için. Yani...
Yavaşlıǧa son vermemiz lazım.
Yani şey, tabii ki konuşarak, enine boyuna konuşarak...
...tabii ki bunu yapmamız lazım anlamında da söylüyorum ben sana.
Seyfettin ne diyorsun? Ne diyorsun Allah aşkına?
Ben, seni anlamıyorum hiçbir şey. Hayır...
...bende mi bir sıkıntı var, sende mi?
Ben hakikaten anlamıyorum dediklerinden bir şey.
Senin derdin ne? -Derdim yok.
Yok hiç. Yanlış anlama, derdim yok. Hiç yok derdim.
Allah kaza bela vermesin Taner. Ne derdim olacak!
Acil bir şey de yok benim sana söyleyeceǧim.
Yani sonra da konuşuruz. Başka zaman da konuşuruz, önemli deǧil.
-Başka zamanda konuşalım, tamam. -(Selma boǧazını temizliyor)
Tamam.
Konuşmanız bittiyse biz biraz yürüsek mi?
Akşam akşam çok yedik hani eve girmeyelim hemen.
Yürümek iyi gelir. -İyi olur hayatım.
Tam aklımdakini söyledin, çok iyi gelir.
İyi akşamlar Seyfettin. -İyi akşamlar.
İyi akşamlar. İyi gezmeler size.
-Ne diyor? -Ne bileyim, anlamadım ki.
Bir derdi var. Derdin ne dedim.
(Hareketli müzik)
Ne oldu, konuştunuz mu abimle?
Konuştum, konuşacaǧım.
Yani hiç merak etmeyin siz, ben çözeceǧim bu işi.
Tereyaǧından kıl çeker gibi vallahi çözeceǧim bu işi ben.
Ondan sonra gelsin düǧün dernek, gerçekten öyle.
Yani ben abimi biraz sıkıntı çıkarabilir gibi hissediyorum ama...
...size de güvenim sonsuz tabii. Bence de halledersiniz.
İnşallah.
(Hoparlörden imam "Sela" okuyor)
("Sela" devam ediyor)
("Sela" devam ediyor)
(Çalar saat çalıyor)
(Hareketli duygusal müzik)
(Hareketli duygusal müzik devam ediyor)
(Hareketli duygusal müzik devam ediyor)
(Hareketli duygusal müzik devam ediyor)
-Koşma, koşma, yarım saat var daha. -Ne yarım saati kardeşim?
İmam ilk rekâtı bitirmek üzere.
Yazık size, yazık.
Teyze oǧlu, ben sana söyleyeyim.
Bu adam namaz saati konusunda tam bir manipülatör.
Adeta dediǧim dedik, çaldıǧım düdük dercesine.
(Duygusal müzik)
(İmam dış ses) <i>Bayram insana kardeş olduǧunu hatırlatır.</i>
<i>Barış zamanıdır. Bayramlar insanlar için birer fırsattır.</i>
<i>Kavuşmaları için birer fırsat.</i>
<i>Küslüklerin son olması için birer fırsat.</i>
<i>Düşmanlıǧa, nefrete asla yer olmayan zamanlardır bayramlar.</i>
<i>Her günümüz böyle geçmesi için birer hatırlatıcıdır.</i>
<i>Müslümanlar her günlerini bayram edasında yaşamalıdır.</i>
<i>Bayramınız mübarek olsun.</i>
<i>Sevdiklerinizle geçirdiǧiniz günler çok olsun.</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Üst üste konuşmalar)
Taner, oǧlum şu makine işini ne yaptınız?
Sefer, ahaliyi senin ikna ettiǧini söyledi.
Öyle oldu dede. İnsanlar haksızlık olacak diye...
...bir kurbana yedi kişi ortak olmak istemiyorlardı.
İşte biz de bu makineyle inşallah bu haksızlıǧın önüne geçeceǧiz.
Herkesin de gönlü olacak. -Aferin oǧlum.
İbadet işlerinde gönül olması büyük şart.
Herkesin gönlü olacaksa ne âlâ.
Vallahi dün akşam test ettik.
Hisselerin numaralarına kadar ayırıyor.
Vallahi on numara çalışıyor. Hatta bizim çocukluǧumuzda olsaydı...
...amcamla babamın kavgalarının yarısı olmazdı, ben sana söyleyeyim.
Biz yine de geçmiş zaman iyiliklerini analım oǧlum.
Tabii öyle de...
(Abdullah) Hadi şu işi hayırlısıyla bir çözün.
Hayırlı işlerde şeytan insanla çok uǧraşır. Dikkat edin.
Tamam, sen merak etme dede.
Eyvallah.
Sen oǧlum, sen niye şimdi amcamların kavgasını karıştırıyorsun?
Allah Allah! Ne adamsın?
Allah Allah! Ne dedik? Bir şey demedik.
Ne bir şey demedin? Bak üzüldü adam, yüzü düştü.
Hayır tamam, yüzü düştü de yani ben komik anılar olarak hani...
-Komik mi Veysel? -Deǧil mi?
Senin için kavga komik bir şey mi?
Oǧlum ne alaka? Dalaşıyorlardı hani kardeşçe falan.
Taner, Veysel, hadi kardeş atlayın da...
...şu makinayı kesimhaneye götürelim, hadi.
Tamam.
(Veysel) Yavaş, yavaş, yavaş.
Dur bir dakika, bir dakika, bir dakika.
Biraz böyle. Biraz böyle.
Evet, tamam. Tamam, tamam.
Tamam, hadi siz geçin. Saǧ olun.
-Bu da gidecek. -Tak bakalım onu da.
İyi güzel, ben bir bilgisayar ayarlayayım.
(Sefer) Hadi devam et bakalım.
Siz geçin yerinize.
Amca oǧlu, bizim bilgisayardan başka bir işimiz yok deǧil mi?
Yok, yok. Her şey tamam.
Bak burada, her şey numaralı.
Biz nasıl bölüştür dersek öyle yapacak. Sıkıntı yok.
İyi, tamam, bir aksilik olmasın da.
Yok, yok. Ne olacak? Merak etme.
Taner merhaba.
Kolay gelsin.
Dün tam konuşamadık seninle o yüzden...
Dinliyorum Seyfettin. Neyi konuşamadık, söyle, dinliyorum.
Acaba diyorum ben şu nişanla alakalı...
Seyfettin. Seyfettin, şu an nişanın sırası mı Seyfettin?
Bir etrafına bak, tamam mı? Bir bak, bir dön etrafına bak.
Bana bak, bak. Ne kadar yoǧunuz...
...çalışıyoruz, bir şeyler yapıyoruz Seyfettin.
Nişanın sırası deǧil, deǧil mi? Hadi git sonra konuşuruz Seyfettin.
Taner, bir saniye ama ne olur. Bir müsaade eder misin?
Lütfen, rica ediyorum. Benim gözümün içine bile bakmıyorsun.
Haklısın, sırası deǧil. Biz de aynı fikirdeyiz.
Yani ben aynı fikirdeyim. Zahide'nin hiçbir alakası yok bu konuyla.
Bugünkü konuyla, şimdi söyleyeceǧim konuyla.
Yani demeye çalıştıǧım şey acaba nişanı biz yapmasak mı?
Yani nişanı yapmasak mı, aradan çıkarsak mı yani?
Ben bir su mu içsem acaba? Bir su içsem çok iyi olacak gibi.
Şey oldum ben.
Yani diyorum ki düǧünü hemen yapsak mı acaba?
Nişanı yapmasak da düǧüne direkt geçsek mi?
Nasıl yani? Bir dakika. Direkt düǧüne derken...
Direkt düǧüne mi geçsek derken?
Nişan olmayacak, direkt düǧün, öyle mi?
Biraz acele verilmiş bir karar gibi geldi bana ama bilemedim yani.
Amca oǧlu, biz hazırız. Erkan, baǧlasana.
(Seyfettin) Ne acelesi? Acele bir durum yok yani.
Bütün taraflar mutabık.
Geçen gün ömürden geçmiyor mu sonuçta yani?
Bir uzlaşı da saǧlanmış durumlarda genel olarak taraflarda...
...uzatmanın bir âlemi de mi yok, var mı?
Yok gibi duruyor bence. -Seyfettin.
Ben, seni anlamıyorum Seyfettin.
Benim bak başım dolu şu an.
Benim aklım almıyor, sal beni bir, tamam mı?
Bir sal, tepemin tasını attıracaksın.
Ne oluyor oǧlum? Sen niye darlıyorsun bu çocuǧu?
Attırmak dedi. Nişanı atmaktan bahsediyor.
Atmasın nişanı ne olur. Taner bir delilik yapma.
Allah'ını seviyorsan bir delilik yapma.
Bak benim, çok kötü oluyorum ben.
Nasıl, Zahide Hanım'a ne diyeceǧim şimdi sen bunları söylediǧin zaman?
Sefer abi iyi deǧilim ben. Nefes alamıyorum, vallahi bak.
Tamam, tamam, tamam. Bir sakin ol.
Niye bu kadar stres? Al şundan iç, iç.
Seyfettin, bir kendine gel oǧlum.
Taner, ne oldu oǧlum? Ne sorun var?
Yok abi. Ne sorun olacak? Ben bir şey demedim.
Vallahi ben bir şey yapmadım. Gördünüz.
Bak geldi bana nişan dedi, stres dedi...
...bir şeyler dedi, ben anlamıyorum dedim.
Git sonra konuşuruz dedim. Ben bir şey yapmadım.
Nasıl, almayacak mısın beni Zahide'den?
Almayacak mısın yani?
Biz görüşmeyeceǧiz gibi bir durum yok deǧil mi?
Her şey böyle sırasında işleyecek gibi mi şu an?
Oǧlum ben Zahide'yi niye senden alayım? Sen manyak mısın?
Erkan, arkadaşı dışarı alalım. Deli gibi yaptı kendini çünkü.
-Hadi gel. -Bir hava alsın.
Kendini deli gibi yaptı. -İyi, aklında...
...kötü bir şey var denemez. -Al şunu da al.
Ver, ver. Tamam, yavaş.
Allah Allah!
Heyecan, heyecan. Hangimiz heyecanlanmadık ki?
Valla hiçbirimiz bu kadar heyecanlanmadık.
Doǧru ama bu heyecanlı bir çocuk.
Yok deǧil mi problem? Başlayalım mı?
Yok abi, yok. Ne olacak problem?
Hadi başlayalım. -Tamam, başlayalım bakalım.
-(Taner) Tövbe estaǧfurullah. -(Sefer) Allah Allah!
Dayı, siz kurbanları getirin hadi.
Başlıyoruz, hadi bakalım.
Hadi bismillah.
(Selami Ferses, "Yekte" çalıyor)
♪ Of of ♪
♪ Kandilli yazmayı kaldır yüzünden ♪ ♪ vay güzel ♪
♪ Vay güzel ♪
♪ Alırım dedin de döndün sözünden ♪ ♪ vay güzel ♪
♪ Vay güzel ♪
♪ Lisanlara geldim senin yüzünden ♪ ♪ yekte ♪
♪ Yekte anam yekte ♪
♪ Pastırmalar denkte ♪
♪ Ne olursa olsun delikanlılıkta ♪
♪ Ata binişinde emmim kızına ♪ ♪ benzer ♪
♪ Godalak godalak yürüyüşü ♪
♪ Teyzem kızına benzer ♪
♪ Güzel yürü yosmam beri ♪
♪ Yavaş yürü ♪
(Selami Ferses, "Yekte" devam ediyor)
♪ Yekte anam yekte ♪
♪ Pastırmalar denkte ♪
♪ Ne olursa olsun delikanlılıkta ♪
(Üst üste konuşmalar)
(Selami) Amca oǧulları, harika makine yapar amca oǧulları.
(Kasabalı) Böyle olmaz ki.
(Selami) Çok güzel oldu.
(Kadir) Mis gibi de oturuyorlar orada.
(Rıfat) Şuna bak.
Bir dakika, bir dakika bir sakin olun. Ne oluyor?
Nasıl sakin olalım uzun?
Benim kutudan safi kemik çıktı.
Adeta siz benimle alay mı ediyorsunuz dercesine?
Şuna bak, şuna, hep kemik, safi kemik.
Benim Gözde'm de sandı ki sırf onun nazarı deǧmesin diye...
...ben eve et götürmedim sandı. Babasının evine gitti.
Bayram günü sevenleri ayırdınız kardeşim.
(Rıfat) Vallahi olmadı Taner.
Şu kutudan bir parça yaǧ çıktı.
Yani böyle yapacaksanız keşke yapmasaydınız.
(Kadın) Benimkinden de salatalık çıktı.
Salatalık mı?
(Sabri) Ben de sevaba gireyim derken günaha giriyorum.
Bütün etler benim kutudan çıktı.
Nasıl daǧıtacaǧım ben şimdi o kadar eti?
Üç gün, üç gece gezmem lazım. Yol yardım parası var mı?
-Yok. -Olmaz olsun sizin gibi mucitler.
(Birlikte) Aynen, olmaz olsun.
Ne güzel bölüştürmüşsünüz. Harika, vallahi ben bayıldım.
(Üst üste konuşmalar)
(Veysel susturmak için baǧırıyor) Bir dur! Bir durun.
Ne duralım? Ne duralım?
Alın kutunuzu başınıza çalın.
Etimi ver bana! Etimi ver bana, et ver!
-Ulan ben senin... -Dur, dur, bir dur.
-Dur amca oǧlu, dur. -(Rıfat) Tamam ulan!
Tamam ulan! -Et istiyorum ulan ben!
-Tamam ulan! -Sen haklısın!
Dur haklıyken haksız durma düşme!
Selami, kurban olayım! -Baksana bir deǧil, iki deǧil.
Bütün kutularda, bütün herkeste bir sıkıntı var.
Demek ki hata bizde, onlar da deǧil.
Oǧlum hata nasıl bizde oluyor? Düǧmeye basacaktık, hallolacaktı.
Nasıl hata bizde? -Tamam, bir dakika, bir sakin.
Bir sakin. Biz bir durumu anlayalım, tamam mı?
Durumu anlayalım, maǧduriyetinizi gidereceǧiz. Sakin.
Bayram kaçıyor uzun, bayram, bilmem farkında mısın?
Yani el âlem çoktan kavurmasını, ciǧerini ocaǧına koymuşken...
...bizim ellerimiz yutkuna yutkuna havaya ekmek banıyor.
-(Kasabalılar) Doǧru söylüyor. -Adeta...
...gör ki felek bize neler eyledi dercesine.
(Kasabalılar) Yuh! Yuh!
Yazıklar olsun!
(Üst üste konuşmalar)
Yahu hata makinede deǧil.
Biri bilgisayara yanlış komut girmiş, ondan kutulara böyle daǧıtmış.
Oǧlum, kim yanlış komut girecek?
Bilgisayara bizden başkası dokunmuyor.
Ne bileyim?
Seyfettin.
Seyfettin bak, geldi Seyfettin konuşacaǧım diye.
Stres dedi, düǧün dedi, nişan dedi. Eli kolu durmadı, işte bak, bozdu.
Bozdu, makineyi bozdu. Seyfettin, ulan Seyfettin ben seni var ya.
Tabii bravo! Tamam, Seyfettin.
Günah keçisi de bulundu arkadaşlar. İş Seyfettin'e yıkıldı.
Hadi geçmiş olsun. -Sen ne diyorsun oǧlum?
Bana bak, onu da kutulara doldurun.
Meşhur makinenizden onu da bölüştürün.
Siz çok güzel bölüştürüyorsunuz hani, deǧil mi? Çok iyi, deǧil mi?
Bölüştürüyorsunuz hani, doldurun daǧıtın.
-(Sefer) Arkadaşlar. -Daǧıtın hadi.
Arkadaşlar, ne yapıyorsunuz?
(Erkek 1) Sefer Başkan, bak şu kutuların hâline bak.
Ellerimiz böǧrümüzde kaldı Sefer abi. Kırmızı etlerimiz yalan oldu.
Abi, Allah aşkına bak, koskoca kutudan bir parça yaǧ çıktı.
(Sabri) Al işte, bütün etler benim kutuda.
(Erkek 2) Bana da hep yaǧlı tarafından denk geldi başkanım.
Benimki de üç kilo eksik.
Abi, abi biz bir hata yaptık.
Yani bir sıkıntı çıktı, makinada bir hata oldu işte.
Geri almanın da bir yolu yok şu anda.
Arkadaşlar, bir sakin olun.
Bakın, ben her şey adına sizden özür diliyorum.
Bir şekilde söz tamam, bunu telafi edeceǧiz.
Bütün zararları karşılayacaǧım ben, tamam mı?
(Üst üste konuşmalar)
Hayır, çok seviyorsan kemik, al kemir!
Al, iliǧini iç! Et yok ki, et yok onda.
Aç kutunun içine bak önüne koydum.
(Üst üste konuşmalar)
Yeter!
Yeter artık.
Kurban demek bu mu demek?
Kiloyla mı ölçeceksiniz kestiklerinizi?
Allah'ın rızasını kaç kiloyla ölçeceksiniz?
Konuştuǧunuz etler, kurban eti.
Pazarlıǧını yaptıǧınız et, kurban eti.
Beǧenmediǧiniz, burun kıvırdıǧınız et, kurban eti.
Hepiniz kasaplıǧa başladınız da benim mi haberim yok?
Bunun niyeti, bunun ihlası, bunun ibadeti nerede?
Bunun samimiyeti nerede?
Kiminiz küs, kiminiz sevgisiz...
...kiminizi kan bürümüş etin peşinde Kurban bu mu?
Mânâyı unuttuk mu?
Bu etlerin, bu kurbanların mânâsını unuttuk mu?
Kurban yakınlaşmak demekti. Kulun, Allah'a yakınlaşması.
Varsılın yoksula, kardeşin kardeşe, komşunun komşuya, insanın insana.
Ama görüyorum ki siz ibadeti incittiniz.
Samimiyeti incittiniz. Takvayı incittiniz
Kurbanı incittiniz.
(Duygusal müzik)
(Abdullah dış ses) <i>İnsan, hevasını hevesini...</i>
<i>...kurban etmeden insan olur mu?</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Abdullah dış ses) <i>İnsan, hırslarını, ihtiraslarını...</i>
<i>...kıskançlıklarını kurban etmeden kestiǧi kurban olur mu?</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Abdullah dış ses) <i>Bekleyeni vardır her bayramın.</i>
<i>Bekleyeni vardır her kurbanın.</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Abdullah dış ses) <i>Bekleyeni vardır paylaşmanın...</i>
<i>...kaynaşmanın, yakınlaşmanın.</i>
<i>Maddeyi bırakmadan mânâ bulunmaz.</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Abdullah dış ses) <i>Canı terk etmeden ruha varılmaz.</i>
<i>Kurban bir yoldur. Etten, kandan öte bir yol.</i>
<i>Samimiyete varan, sevgiye varan, insan olmaya varan bir yol.</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
Dede. Biz de seni arıyorduk.
(Abdullah) Hayırdır?
Herkes seni bekliyor.
Beni mi?
(Üst üste konuşmalar)
(Hareketli müzik)
-Selamünaleyküm. -(Nazlı) Merhaba.
Hoş geldiniz.
(Selami) Nasıl oturalım?
Sen şöyle gel.
-Affedersin yenge. -(Sefer) Peçeteleri alın üstünden.
Selamünaleyküm.
(Selami) Aleykümselam.
(Münir) Aleykümselam.
-Hoş geldin dede. -Hoş bulduk.
Vallahi senin nasihat, bizim ahaliye şimşek etkisi yarattı maşallah.
Kim elinde ne et varsa getirdi, burada pay denildi güzelce.
Artanlarla da böyle şenlikli bir masa kuralım dedik.
Abdullah amca, seni de üzmüş olduk. Hakkını helal et.
Buyur dedem, bak kavurmalar da hazır.
Oǧlum, kayınbabanla Murat Efendi yok. Onlarsız eksik olur.
Kim demiş yoklar diye Ciritçi emmi?
Son birkaç saattir senin kafanla düşünüyorum.
Adeta hiçbir şeyi atlamamalıyım dercesine.
(Duygusal müzik)
Azim Efendi'yi de davet etmişsiniz.
Dedem, onu sen davet etmiştin. Biz hatırladık sadece.
(Abdullah) Allah razı olsun oǧlum.
Bayramımız şimdi bayram oldu işte.
Hadi buyurun, sofrayı bekletmeyelim.
Hadi buyurun.
Hoş geldin Azim amca, buyurun.
Hoş geldin Azim amcacıǧım, hoş geldin, buyur.
-Hoş geldin. -Hoş geldin.
(Üst üste konuşmalar)
(Hareketli müzik)
Mahvoldum, bittim ben. Dolandırıldım ben.
Ne oldu Kazım emmi? Ne bu hâlin?
Ben, hayvanları üç katına sattım diye sevinirken adamlar dolandırıcı çıktı.
Ne para var ortada ne de hayvanlar var.
Vah, vah, vah!
Tamam, tamam, Kazım abi bir sakin ol sen.
Tamam, jandarmaya haber veririz. Gel şöyle hele otur masaya sen.
Bizim masamızda sana da yer var. Geç buyur.
Gel, gel.
(Sefer) Bir tabak verin hemen Kazım emmiye.
İşte! Hadi bakalım.
İşte bak.
(Sefer) Tamam, sakin, hadi bakalım.
Bismillah. Kurbanlarımız mübarek olsun.
Âmin.
(Duygusal müzik)
Abdullah dış ses) <i>Samimiyetle yapılan her iş...</i>
<i>...samimiyetle söylenen her söz...</i>
<i>...samimiyetle çıkılan her yol mutlaka yerini bulur.</i>
<i>Ben bunu anladım bu yaşımda.</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Abdullah dış ses) <i>Ben Ciritçi Abdullah.</i>
<i>Benim nasibime bu düştü bu bayram.</i>
<i>Hepimizin nasibine güzellikler düşsün.</i>
<i>İyi niyetler, güzel dualar, samimi bir kalp düşsün nasibimize.</i>
(Duygusal müzik devam ediyor)
Abdullah dış ses) <i>Bayramımız bayram olsun.</i>
<i>Vesselam.</i>
(Jenerik müziǧi)
(Jenerik müziǧi devam ediyor)
(Jenerik müziǧi devam ediyor)
(Jenerik müziǧi devam ediyor)
(Jenerik müziǧi devam ediyor)
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.