Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Vazgeçtim. Götürmüyorum ben seni hastaneye falan.
Bastonun götürsün seni.
Eyvallah doktor.
Ayıp, etik değil.
Anladım, hepsini anladım.
Geçelim bu kısmı.
-Şu kısım acayip. -Ya doktor...
...Selin'in pis... Gösterme, görmek istemiyorum.
İstemiyorum. Hayır, istemiyorum abi.
Abi, Selin'in terapistinin odasına hırsız gibi girmek ne demek?
Sen bunu kendine nasıl açıklıyorsun acaba?
Nasıl açıklıyorum, biliyor musun? Şöyle açıklıyorum...
...görevliden kapıyı açmasını istedim, açtı.
Açıklıyorum kendi kendime.
Notları çalmışsın.
Fotokopi, fotokopi. Gerçek mi bu?
Şuraya bak, Metin... Direkt alıntı yapıyorum.
"Metin içe kapanık...
...pasif agresif. İletişim kurmuyor. Sanki...
...yürüyebildiğim için bana içerliyor gibi."
İstemiyorum, istemiyorum. Duymak istemiyorum.
Bana ne? Ayrıca sana ne?
"Lavaboda biriken bulaşıkla...
...açık bırakılan klozetin kapağı..." Sıkıcı, sıkıcı, sıkıcı.
Geçiyoruz buraları. Şurası acayip.
Bir şey hakkında düşünmeyi bırakamıyormuş.
Bir takıntı hâline getirmiş. Ne diyor burada? "Doktorun oğlumu...
Çok iyi okuyamıyorum sanki.
Bak bakayım, Hekimoğlu mu? Benden mi bahsediyor acaba?
Senden bahsediyor tabii.
Sinir bozucu pislik demiş senin için.
İyi, lakabım benim o.
Bak, en can alıcı yer.
Şurayı bir okur musun?
Ah.
Geceleri ayrı odalarda uyuyorlarmış.
Doktor onay vermiş belli ki ama bir şey olmamış.
Selin'in de siniri bozuluyor muhtemelen, benimle uğraşıyor.
Sen o terapi notlarını İpek'e götür, anlayacak senin kontrolden çıktığını.
Duydun mu beni? Sen beni duymazlıktan geliyorsun, değil mi?
Gazete, gazete. Gazetem nerede?
Bugün gazete günüm benim doktor.
Gazete burada.
Hayda!
Gel.
Gel, sapığımla tanıştırayım seni doktor.
Kim o?
Sapığım.
Evet doktor, bu sapığım. Sapığım...
...bu da doktor. Ver bakalım gazetemi.
Bekleme odanız berbat.
Nasıl? Esprili bir sapık.
Tedavi etmeyeceğim seni, çekil.
Her gün aynı cevabı vermekten sıkılmadın mı?
Sıkılmadım, tamam mı?
Ama seni tedavi etmeye kalkarsam sıkılabilirim, tamam mı?
- Hadi çekil. - Neden?
Neden? Çünkü ilginç bir şey çıkacağını zannetmiyorum.
Yanlış anlama, sen bayağı ilginç birine benziyorsun da.
Vakan, vakanda ilginç bir şey çıkmayacak.
Tamam mı? Hadi çekil şimdi.
Bak, ben iyi değilim.
Ve kimse neyim olduğunu bulamıyor, lütfen.
Gömleğin bol, kilo vermişsin.
Yüzün kıpkırmızı, muhtemelen ateşin var.
Nefes nefesesin, nefes almakta zorlanıyorsun.
Yüzündeki şu şey de kaposi sarkomu.
Yani HIV pozitifsin.
AIDS’in semptomatik evreye geçmiş.
Bağışıklık sistemin çökmüş.
Yani birisi yüzüne hapşırsa...
...hasta olabilirsin, ki muhtemelen birisi yüzene hapşırmış...
...hasta olmuşsun. Tamam, oldu mu?
Hadi bakalım çekil şimdi.
Süper başladın doktor ama bağışıklık sistemimde hiçbir sorun yok.
Vücudun öyle demiyor ama. Git T hücrelerini bir daha saydırt.
- Bırak şunu. - Yaptım. Daha yeni saydırttım.
O zaman tamam, git bir HIV uzmanına görün.
Onlara çok ilginç gelebilir bu söylediğin şeyler.
Bırak bastonumu, yoksa şimdi kafanda kırılacak bu baston.
Tamam, baston kafamda kırılsın ama sonra dosyama bakacaksın, anlaştık mı?
Şunu bırak.
Ben sana...
Doktor, gördün, şahitsin, dokunmadım.
Doktor.
Doktor.
Anafilaktik şoka giriyor.
Git Selin'le konuş.
Adrenalin verdik, bir şeyi kalmadı, taburcu edilebilir durumda.
Avukata ihtiyacın var. Bir hastaya vurdun. Selin'le konuş.
Bir hastaya vurdun. Üç kelime, iki hata. Hasta değil, ona vurmadım.
Ateş.
Kapımın önünden ayrılmıyor, bildiğin kadrolu sapık.
Karakola haber versem, asıl onun avukata ihtiyacı olur.
Tamam, verseydin o zaman avukata. Ama sen ne yaptın?
Evinin önünde adamı hastanelik ettin.
Selin'le konuş.
Anaflaksiye ben sebep olmadım.
Büyük ihtimalle aldığı HIV ilaçlarındandır.
-Abakavir-- -Tamam.
Tamam, peki. Tamam, ee...
...dediğin ilacın kesilmesi gerektiğini acile ileteceğim.
Sen de gidip Selin'le konuşacaksın.
-Ben-- -Ve tek kelime etmeden...
...odadan çıkacaksın Ateş.
Beh!
Beh!
Çok teşekkür ederim Doktor Bey.
- Ne yapıyorsun burada? - Yardım.
Ateş Hoca'nız bu hastaya verdiğiniz HIV ilaçlarının kesilmesini istedi.
Tamam da İpek Hanım, Ateş Hoca nerede?
Kendisi şu anda hapse girmemeye çalışıyor, Selin'den yardım almaya gitti.
Hapis derken? Ne hapsi?
Hastaya vurmuş.
Hocam, hemen iki yandaki bölme. Sesi takip ederseniz bulursunuz.
- Tamam. - Fulyacığım, gelsene.
Ne oluyor? Emre artık acil hastalarına da mı bakıyor?
Hocam, çok sıkışınca çağırıyoruz. O da kırmıyor, geliyor sağ olsun.
Ee, çocukların üzerinde çok garip bir etkisi var.
Nasıl yapıyor, ne yapıyor bilmiyorum ama hemen sakinleşiyorlar.
Eli de çok hafif. Sayesinde dikiş atılırken ağlamayan çocuklarımız oldu.
Bakın, böyle çok kurtardı bizi prens doktorumuz.
-Prens? -Prens.
Geçen gün küçük bir kız çocuğu taktı, öyle de kaldı, yapıştı.
-Yakıştı da. -Peki.
-Hadi bakalım, kolay gelsin. -Sağ olun hocam.
Hastayı tedavi etmen lazım.
Adam AIDS. AIDS sırasında ortaya çıkan bir enfeksiyon...
...çok ilginç bir vaka değil ne yazık ki.
Madem ilginç bir vaka değilse, tedavi et işte adamı.
Çünkü adama saldırdığın için sana suç duyurunda bulunabilir.
Allah Allah.
Saldırmadım diyorum adama, dokunmadım, elimi sürmedim.
Neden kimse bana inanmıyor? Neden herkes bu adama inanıyor?
Belki yalan söylüyor adam.
İyi, şöyle yapalım o zaman, o adamın lafına karşılık benim lafım.
Ben de diyorum ki; ben adama vurmadım.
Benim delikanlı arkadaşım, Orhan baba dayanamadı...
...beni korumak için gitti, daldı adama.
Ha, düşünsene, Orhan.
Temiz yüzlü, iyi bir insan.
Hâkim kıyamaz ona mahkemede.
En az cezayla yırtar. Ne diyorsun?
Demin söylediğimi söylüyorum. Adamı tedavi et, konu kapansın.
-Metin yok mu? -Yok. Fizik tedavide.
Beni eve çağırdın da.
Ben seni eve çağırmadım. İpek beni aradı, Ateş başına iş açmış...
...onu acil görmen lazım dedi. Burada olduğum için sen de buraya geldin.
Kocamın şu an burada olmamasıyla senin burada olmanın hiçbir bağlantısı yok.
Sen niye buradasın, hastanede değilsin?
İlaçlama şirketi gelecek.
-Dün gece fare gördüm de. -Sen?
Fare gördün bu evde?
Ayakların hâlâ yere basıyor, hava da uçmuyorsun. Vay be.
İnsanlar değişir.
Sen ne yapıyorsun?
Lavaboda bulaşık görünce dayanamıyorum.
Sen bulaşık yıkamaktan nefret edersin.
İnsanlar değişir.
Uyuyamadın mı dün gece?
Evde fare olduğunu bilen hiçbir kadın gece uyuyamaz.
İstersen o konuyu halledebilirim.
-Ben kendim hallederim. -Fareden bahsediyorum.
Onu da ilaç şirketi halledecek dedim ya.
Biyotemiz. Biyotemiz halledecek.
Ne oluyor?
Düşündüğün gibi değil.
Bulaşık yıkıyor gibi gözüküyoruz ama aslında senin dedikodunu yapıyorduk.
Ateş işle ilgili bir şey sormak için gelmiş.
Gelmişken bulaşıkları yıkıyor ha?
Söyle de camlara da bir el atsın sonra.
On dakikanı ayır, adamı iyileştir...
...sızlanmayı bırak.
Hayrola?
Ben Ateş'i Selin'e yollayacağını düşündüm de onun için--
Çok doğru düşünmüşsün.
Çünkü sıkı bir savunmaya ihtiyacı var. Hastaya vurmak ne demek?
Hayır, vurmadı. Oradaydım ben, vurmadı, düşürdü.
Zaten ben de bu konuyla ilgili bir şeyler söylerim diye geldim ama neredeler?
Selin'in evindeler.
-Pardon? Niye? -Ne niye?
Niye Selin'in evi?
Ateş mi...
Niye oradalar ya?
Orhan, ben gönderdim. Yani Selin bugün evden çalışacak.
Ha!
Tamam o zaman, tamam.
-Söyle. -Neyi?
-Söyle, ağzında bir şeyler var senin. -Hayır, yok.
O zaman tamam, bir şey yok.
- Emin misin? - Yok, bir şey yok.
Yok bir şey.
Tamam diyorsan.
Selamlar hocam. Saygılar.
Hayırdır Muzo?
Hocam, gittim, açık liseye kaydımı yaptırdım, hemen kitapları verdiler.
Maşallah. Aferin sana.
Harita metot defteri de kapmışsın.
-Evet hocam, hepsini aldım. -İyi, hadi bakalım.
-Bitireceksin liseyi yani? -İnşallah bitireceğim hocam.
Hadi, ilk sınavın benden.
Muzo, fare?
Fare. Hocam, o konuya daha çalışmaya başlamadık.
Fare eve girmiş, nasıl yakalanır?
Sizin evde fare mi var hocam?
Karıştırma şimdi sizin ev, bizim ev. Fare eve girmiş, nasıl yakalanır?
-Söyle bakalım. -Fare.
Bizim köydeki evde Mestan avlardı.
Ne yapayım yani, Mestan'a mı sorayım?
Yok hocam, kedi diyorum, kesin çözüm.
Artık şehirlerde zehir kullanıyorlar, bir de kapan kuruyorlar.
Pisi, pisi, pisi.
Olmaz, kedi olmaz. Kapan...
Kapan...
-On. -On.
Onu kaptın Muzo. İlk onun benden, hadi hayırlı olsun.
Sağ olun hocam.
İlker Beyan.
İlk bakışta iyi bir arkadaşa benziyor.
Ama kâğıt üzerinde biraz sıkıcı.
Sorunu belli ki fırsatçı bir enfeksiyon.
Büyük ihtimalle ya tüberküloz ya da pnömosistis.
Dosyasını okudunuz mu?
Okumaya başladım ama karakterler biraz...
...karikatür gibi geldi bana. Çok sürükleyici değil.
Şimdi...
...hocam, bu arkadaş geçen hafta 'Eyç-ay-vi' kliniğine gitmiş.
-Nereye gitmiş? -'Eyç-ay-vi' kliniği.
'Eyç-ay-vi'. Vay be.
Biz HIV diyoruz, Dolapdere 'Eyç-ay-vi' diyor. İşe bak.
-Evet, bütün dünya böyle söylüyor. -Doğru ve yanlış.
-Senin dünyan benim. -Peki.
Şimdi işin ilginç kısmına gelirsek...
...tüberküloz, pnömosistis...
...mikobakteri, SMV ve HSV için yapılan incelemelerde...
...akut bir enfeksiyona rastlanmadı. Yani bu bir enfeksiyon değil.
Yeniden yapalım kan incelemelerini.
Evet ama inceleme sonuçları doğru olabilir.
T hücreleri 200 civarında.
Çok düşük değil, enfeksiyonla savaşmaya yeter.
Gözden kaçırdığımız başka bir enfeksiyon? Parazit enfeksiyonu.
Hayır hocam. Gaita incelemesi de temiz.
İki ay önce T hücreleri otuzlara düşmüş.
İlaç değiştirmişler, bağışıklık sistemi güçlenmiş, viral yükü düşmüş.
Her şey iyi gidiyor derken tekrar daha da hastalanmaya başlamış.
Hocam, kabul edin, bu vaka çok ilginç.
Ya bağışıklık sistemi çok güçlüyse?
Otoimmün bir hastalık mı? Mümkün değil HIV varken.
Yeni HIV ilaçları uzun zamandır uyumakta olan bağışıklık sistemini uyandırdı.
Bağışıklık sistemi huysuz, aç...
...kahvesini içmemiş, uyandı...
...saldıracak yer arıyor, sağına, soluna baktı...
...saldıracak enfeksiyon göremeyince eski enfeksiyonların...
...zararsız kalıntılarına girişti, tekme tokat.
İmmün rekonstitüsyon sendromu.
Yani ilaçlar onu o kadar iyileştirdi ki kendini tekrar hasta etti?
Yani eğer öyleyse bu çok ilginç bir--
Sıkıcı. İlginç falan değil.
Peki, eski enfeksiyon kalıntıları bulmak için akciğer filmi çekin...
...bir de kortizon başlayın.
Duydunuz zilin sesini.
Vallahi Ateş Hoca hastaya vurmuş dedi İpek Hanım. Söylediği bu.
Yok ya, vurmaz o. Kesin bir yanlış anlaşılma vardır.
Adam anafilaktik şoka girmiş. Vurmasa da bir şey yapmış.
Doğru. Yoksa niye Selin Hanım’dan yardım istesin ki?
O zaman geçerli bir sebebi vardır diyeyim.
Peki, Hekimoğlu'na kıyamadı. Ben kaçıyorum buradan.
- Nereye? - Gidip bir şey araştırmam lazım.
Niye? İstediğin kaynağa iç bağlantıyla buradan da ulaşabilirsin.
-Paylaşıma kapalı. -Amma gizli. Neymiş o?
Gizli bir şey değil, laboratuvar ortamında...
...üretilen beyin argonoidleri üzerine bir yazı.
Onu okudum ben.
Senin okuduğun o değildir muhtemelen. Avrupa'da yazılanı okumuşsundur.
Bu Türkiye’de yeni yazıldı.
Bir tane makale var. Miller-Dieker sendromu üzerine.
Arkadaşlar, ben koptum...
...çünkü sizin bu teorik konuşmalarınız benim uykumu getiriyor.
Biz senin cerrah anılarını dinliyoruz ama.
Ama benimkiler kanlı canlı, dolayısıyla heyecanlı.
Değil mi? Çok ayıp. Ne olmuş yani?
Demek Selin’in evine gittin ha?
Vay be, bu ne cesaret ya!
Bir de yakalanmışsın Metin'e.
Oh doktor, kıkır, kıkır, kıkır.
Yürü bakalım, yürü buradan. Kim tutar seni.
Gerçekten bulaşık yıkarken mi yakalandın önlüklü fal...
Senin kurtarman gereken hastalar falan yok mu?
Daha yok. Ben hepsini kurtardım, şimdi seni kurtaracağım.
Bu arada sen İlker’e kortizon başladın ama...
...bağışıklık sistemini baskılamasın, daha kötü olmasın her şey?
Daha ne kadar kötüye gidebilir ki?
Varfarin. Varfarin nerede?
Varfarin mi? Ya doktor...
...hematolojik bir sorun varsa şimdi kan sulandırıcı...
...akıllıca olmaz.
Varfarin.
Selin'in faresi için varfarin.
Hasta için değil.
Ha, strateji. Fare gitsin, Selin geri gelsin.
Fare gitsin, Selin de gitsin.
Benim derdim...
...Selin'in bana karşı olan hislerini itiraf ettirebilmek.
Eğer itiraf ederse...
...ben de durumu İpek'e aktarırım...
...İpek de gereğini yapar.
Ya başka bir departmana atar onu ya da kovar.
Ne yapalım? İş bulur ama ya.
İki durumda da ben mutlu olurum.
Anlatabiliyor muyum?
İyi de sen kendi duygularını itiraf etsen daha kolay değil mi?
Madem bu kadar geri istiyorsun bu kadını...
...ya söyle adam gibi ya da kapan yastığına, ağla herkes gibi.
Biyotemiz İlaçlama?
Hah, merhaba. Ben Metin Kurt.
211 Bahar Caddesi. Eşim aramıştı sizi.
Fareyle alakalı, evet.
Yakaladık fareyi, adam göndermenize gerek yok. Teşekkürler ederiz.
Faturayı Valide Atik Hastanesi’ne yollayabilirsiniz.
Doktor Orhan Yavuz adına. Onkoloji servisi.
Sağ olun.
Evet.
Merhaba. Şu İlker Beyan’ın dosyasını alabilir miyim?
Hemen bakıyorum.
-Buyurun hocam. -Teşekkür ederim.
Aa, prens doktorumuz, merhaba.
Merhaba.
-Prens mi dedi o, ne dedi? -Ee...
Biri dedi öyle işte, sonra dile dolandı, yayıldı gitti.
Bunun senin acil ziyaretlerinle bir ilgisi olabilir mi?
Yani olabilir. Olası.
Mümkün, evet.
Emre, çatlatma adamı, anlat bakayım.
Nasıl bir anda prens oldun?
Tamam, çok teşekkür ederim. Sağ olun.
Aa, hayrola?
Yani Ateş'in ekibinden birilerini sahanın dışında görmek biraz şaşırtıcı.
Ne yapıyorsun?
Hüsnü Hoca’ya geldim. Bu beyin argonoidleri üzerine...
...Miller-Dieker sendromu falan bir makale işleri.
Boş verin, sizi yormayayım şimdi. Döneceğim şimdi.
Kolay gelsin.
Bir şey söyleyeceğim.
Fakültenin eski mezunlar gecesi var ama yarın gece.
Bence ekibin biraz eğlenceye ihtiyacı var.
-Ben fakülteden mezun değilim. -Ben de değilim.
Ama çok eğlenceli oluyor. Mesela geçen sene tango falan vardı.
Lenf bezlerinde şişme yok, bu iyiye işaret.
Ama bir de Zeynep Hoca'm baksa iyi olur.
Ellerim dolu.
Siz doktor olmak için fazla güzelsiniz.
Yalan mı?
Hiç modellik yapmayı düşündünüz mü?
Bu lafla kız tavlayabildiğin oluyor mu gerçekten?
Evet, hem de her gün.
Ben niye fotoğrafçı oldum zannediyorsunuz?
Ama siz mesleğinizi seçerken...
...bu flört kısmını hiç düşünmemişsiniz anlaşılan.
Çünkü hastalarınızla flört edemezsiniz.
- Adı üstünde, hasta onlar. - Evet.
Belki sen flört etmeyi seviyorsun, ben ise mesleğimi seviyorum.
Zeynep Hoca'm çok ciddi.
Hep mi böyledir?
Evet!
Anneni diyabetten kaybetmişsin. Peki baban, onun sağlığı nasıl?
En son duyduğuma göre siroz olmuş.
Siz eğlenmek için ne yapıyorsunuz peki?
Herhâlde hafta sonları bir yerlere gidip dağıtıyorsunuzdur?
Bu doktorların gecesi gündüzü, hafta içi, hafta sonu olmaz derler ya...
...o laf tamamıyla doğru işte.
Demin, en son duyduğuma göre babam siroz olmuş dediniz.
-Niye? -Görüşmüyoruz çünkü.
-Bir 10 yıl kadar oluyor. -Neden?
Mühendislik okumayı bırakıp, fotoğrafçı olunca benimle görüşmeyi kesti.
Çünkü fotoğrafçılığı meslekten saymıyor. İyi de oldu.
Bizim peder, insanların hayata...
...çalışmak için geldiklerine inanır.
Bence tam tersi. Eğer eğlenmiyorsanız...
...yaşamıyorsunuz demektir.
Bildiğin kan uyuşmazlığı var yani aramızda.
Babalar bazen çok sevimli olabiliyor.
Ama bu Emre Hoca'm çok tatlı.
Öyledir. Prens gibidir.
Kibar, çekici, tatlı.
Ama siz daha tatlısınız.
Emektarlar! Çalışkanlar!
Yaşlı kurt. Yedin, bitirdin lan kendini.
Evet, İlker’in sonuçları çıktı. İncelemek isteyen?
Tabii yarın mesaiye kalmak istemiyorsak, bugün biraz yorulacağız efendim.
Bir beş dakika kahve molası, var mısınız?
-Kahve. -Duble lütfen.
Oh. Yarın gece ne yapıyorsunuz?
Yani mesaiye kalmazsak.
Mezunlar toplaşması varmış da. İpek Hanım güzel oluyor diye söyledi.
Gitsek mi?
-Emre? -Olabilir aslında.
Zeynep?
Ellemeyin beni. Ben pijama, terlik, televizyon.
Ne yapacaksın akşam oturup? 'Reality show' mu izleyeceksin?
Doktor dizim var benim, onu izleyeceğim.
Doktor olur.
Buyurunuz duble. Buyurunuz.
Bugün çok enteresan bir gün oldu.
Bir yerlere tarih atmam lazım.
Enteresan? Ne açıdan?
Mesela Ateş odama gelip dert yanmadı hiç.
Aa.
Ne hastaneden, ne poliklinikten, ne de Selin'den şikâyet etmedi.
-İnanabiliyor musun? -Enteresanmış gerçekten.
Dur bakayım.
Hatta bugün biz hiç karşılaşmadık. Yani...
Yok, bu normal değil bence.
Yani bilmiyorum ki onun için normal gibiydi.
Ne yaptı? Sabah...
...Selin'le konuştu, öğlen tostunu yedi...
...öğleden sonra da poliklinik ve eczane işleri.
Sonra?
Sonra da evine gitmiştir herhâlde.
Gitmedi. Gitseydi motorunu almış olurdu, bırakmazdı.
Aa.
Ee, nereye gitti o zaman?
İşte ben de onu soruyorum sana.
Hayır, niye soruyorsun? Niye bu kadar ilgileniyorsun sen?
İşim bu. Patronum ben.
Neyse. Görüşürüz.
Görüşürüz.
"İşim bu."
Ah, ah.
Ahh!
Sen niye taksiyle geldin? Bir şey mi oldu motoruna?
Sakat muhit burası.
Şimdi gece gece çalınmasın motor.
Bak, havalandırmaya girdi.
Ne diyorsun?
Kocanın öfkesi ne zaman geçecek?
Kocam öfkeli değil, senden hoşlanmıyor.
Birçok insan gibi.
Sana da pek bayılıyormuş gibi gelmedi bana.
Bizim gayet iyi aramız Metin'le.
Sinirliymiş.
Öyle söyledi grup terapistinde. Benden duymuş olma.
Sinirli olması normal.
Önünde aylarca sürecek fizik tedavi süreci var.
Sana kızgın.
Böyle bir şey söylemiş olmasına imkân yok.
Doğru.
Söylemedi ama öyle.
Kızgın sana.
Yürüyebildiğin için kıskanıyor seni.
İçerliyor bu duruma.
Ben de yaşadım aynısını.
Uzun süre kızdım sana.
Kızdın?
Eskiden?
Hastane olabilir.
Efendim?
Ee, kötü bir zamanda mı aradık? Neredesiniz?
Kız arkadaşımın evindeyim.
Amma çaldırdın be, ayıptır.
Hocam, İlker'in akciğer filmi önümüzde de...
...çok yaygın bir skar dokusu var.
İmmün rekonstitüsyona hangi eski enfeksiyonun yol açtığını söylemek zor.
Sigara mı içiyor?
Büyük ihtimalle. Toksikoloji raporunda başka maddeler kullandığı da görülüyor.
İyi, tamam, belliydi zaten. Çok şaşırmadım.
Bizim vakamızla bir alakası yok madde kullanımının.
Kalbi biraz büyümüş gibi.
AZT’nin tipik yan etkilerinden biri.
Yakın zamanda geçirdiği enfeksiyonlar nelermiş, baktınız mı?
Hocam, tokso, SMV ve pnömosistis.
Peki...
...şu an geçirdiği enfeksiyonun...
...bunlardan biri olduğunu varsayalım.
SMV için gansiklovir başlayalım.
Duymuyoruz ki hocam. Biraz yüksek konuşun. Neredesiniz siz?
Gardıroptayım. Kız arkadaşımın diğer sevgilisi geldi.
SMV için gansiklovir.
Tokso için sulfadiazin.
Pnömosistis için de sulfametoksazol-trimetoprim başlayın.
Ben de çıkayım şu gardıroptan da ne olacaksa olsun.
Yakalayayım şu herifi.
Canım aşure çekti.
Kıskandırmak gibi olmasın ama yeni yedim, komşum yapmış.
Böyle üstünde incirler, cevizler, o kadar kıvamın--
Sus, sus, sus! Canımı çektirme ya!
Benim komşum bile yok. Ben karşı dairemi tanımıyorum.
Bir garip olduk.
Vallahi benim karşı tarafta aşırı tatlı bir teyze oturuyor.
Böyle bir görsen o kadar kibar, o kadar düşünceli ki.
Yaşa bağlı sebeplerden çok dışarı çıkamıyor ama ne zaman onu görsem...
...hafif bir makyajı, kıyafeti falan, her şeyi yerli yerinde.
-Allah Allah! Süslü. -Evet.
Bir de çok güzel piyano çalıyor. Neredeyse her akşam.
Böyle enerjisi çok iyi geliyor bana. İyi ki var vallahi.
Bayılıyorum öyle insanlara.
Yaşlılar ama gençler. Ruhlarını kaybetmiyorlar, çok hoşuma gidiyor.
Geçen ne yaptı bak.
Eve bir gittim, kapımda böyle ince uzun bir poşet, karton.
-İçinde? -Şarap.
Allah Allah!
Kızı Portekiz’den getirmiş. Bir de böyle not yazmış bırakmış.
"Sen çok çalışıyorsun...
...müsait olduğun zaman birlikte içer miyiz Zeynep kızım?" diye.
-Yiyeceğim. -Komşuya bak ya.
Hemşireye bilgi verdim. İlker'in ilaçlarına başlıyorlar bu gece.
Siz müsait zamanda ne içiyorsunuz bakayım?
Biz içemiyoruz. Sosyetik komşusuyla beraber Zeynep kardeşimiz.
Bu devirde kaldı mı öyle komşu ya?
Bana bak, sizin oralarda boş daire var mı?
Yok, bana kadar.
Senelik peşin veririm. Param var.
Siz böyle yeme içme dediniz, duydum ya, bir karnım guruldamaya başladı.
- Yiyelim bir şeyler ha? - Hadi hadi, evde yersin sen de çıkalım.
Bir çorbacıya gidelim, olmaz mı?
Toksikoloji raporunda pozitif çıkan maddeler var.
Amfetamin ve MDMA. Bildim, değil mi?
Bak, madde kullanımı zaten tehlikeli bir şey, bir de HIV taşıyorsan eğer--
Boşuna nefesini tüketme Zeynep Hoca'm.
Ne yaptığımı biliyorum ben. O hapları da vitamin zannedip yutmadım.
Ben de böyleyim işte. O uçarı dedikleri tiplerden.
Ne oldu? Onaylamıyor musun böyle yaşayanları?
Benim ne düşündüğümün önemi yok. Hayat senin hayatın.
-Cinsel ilişkilerinde korunuyor musun? -Neden? AIDS olmamak için mi?
Korunmadan ilişkiye girersen hepatit veya sifiliz kapabilirsin.
Yolda yürürken otobüs de çarpabilir ona bakarsan.
Tamam, peki, nasıl olsa öleceğim diye...
...tehlikeden tehlikeye koşmak istiyorsan sen bilirsin.
Ama şunu unutma ki artık AIDS bir ölüm fermanı değil.
Doğru ilaçları alır ve--
Biliyorum, biliyorum. AIDS’ten değil, başka bir şeyden de ölebilirim.
Benim derdim başka.
Ben canımın istediği her şeyi tatmak, her şeyi yaşamak istiyorum.
Pişmanlık bana göre değil.
-Ne zamandır öksürüyorsun? -Bir saattir. Belki biraz daha fazla.
Derin nefes almaya çalış.
Öksürüğümde kan var.
Hi!
Zeynep Hanım, maruz kalma sonrası...
...profilaksi protokolünü uygulamanızı öneririm.
Seropozitiflik olasılığı çok düşük ama şu üç farklı antiviral ilacı...
...kullanmanız en güvenlisi olacaktır. Nelfinavir, zidovudin ve lamivudin.
Tabii bu ilaçların bazı yan etkileri olabilir. Baş ağrısı...
...mide bulantısı ve sanrılar gibi. Altıncı haftada, üçüncü ayda...
...ve altıncı ayda HIV antikor ve antijen testi uygulayacağız.
Vay be.
HIV'li bir hasta, Zeynep'in yüzüne ve gözüne enfekte kan öksürdü.
Tepkiniz vay be mi?
Öksürme kısmına vay be. Zeynep'in...
...yüzüne gözüne öksürmesine vay be değil.
Yeni bir semptomumuz daha oldu. Akciğerinde bir damarında yırtık var.
Yırtığı kapattım hocam.
O zaman immün rekonstitüsyon olasılığını ortadan kalktı.
Başka hangi olasılık ortaya çıktı?
Gençler, dökülün. Zeynep burada değil.
İyi bir insanmış gibi yapmanıza gerek yok.
Bazı insanlar bir şey hissedebiliyorlar.
Bazı insanların duyguları var, haberiniz olsun.
Aferin sana Dolapdere, harika.
Yalnız bildiğim kadarıyla hasta yakınlarının...
...hastalarla ilgili endişelenip üzülmesi HIV'i tedavi etmiyor.
Bildiğin bir şey varsa yayınla, kap Nobel'i.
Gerçekten hiç...
...umursamıyor musunuz? Umurunuzda değil mi?
Benim umursayıp umursamamam olanları değiştirmez.
Goodpasture sendromu olabilir mi?
Ödem yok, idrarında kan yok.
Kaposi? Yüzünde kaposi var.
Akciğerinde de kaposi olduğuna işaret eder. Kanama?
Yok. Öyle olsa akciğerindeki yırtığı dikerken görürdüm.
Wegener olabilir mi?
Wegener olsa kortizona iyi yanıt verirdi.
Zeynep, sen eve git istersen, biraz dinlenirsin.
İyiyim.
Şş!
Vay be! Bir vay be daha.
Biri umursuyormuş gibi yapıyor, diğeri umursamıyormuş gibi yapıyor.
Hangisine inansak acaba?
Bence madde kullanımını tekrar düşünelim.
Sonuçta İlker amfetamin kullandığını kabul ediyor.
Vay be! Üç etti.
Yani bir yandan evimin önünde sapık gibi...
...sabah akşam yatıp kalkacak kadar sağlığını önemsiyor...
...diğer yandan...
...vücuduna sokmadığı zehirli madde kalmamış.
Gerçi madde kullanımının şu anki tıbbi durumuyla bir alakası yok ama.
Kullandığı maddelerin içine başka bir şey koyuyorlarsa?
Amfetaminin içine...
...akü asidi, gaz yağı gibi şeyler koyuyorlar bildiğim kadarıyla.
İlker'in kullandığı ilaçları bulun...
...içinde olabilecek diğer toksinler için de analiz yapın.
Dolapdere...
...gel.
Başka bir hastayla ilgili konsültasyona ihtiyacım var.
-Başka vakamız mı var? -Sayılır, küçük çapta bir şey.
-Boynu eğik bir hasta? -Çarpık boyun. Sporcu mu?
-Hareketli, koşuyor devamlı. -Hareketle ilişkili ağrısı var mı?
Bir şey söylemedi.
Tamam, en iyi ihtimalle kulakta veya akciğerlerde enfeksiyon vardır.
Kötü ihtimalle de beyin sapı tümörü. MR, tomografi, hepsini çekeriz.
Zannetmiyorum, sağlık sigortası yok.
Burada bir şey yok, ben banyoya bakacağım.
Zeynep, işten çıkınca bir şeyler yapalım mı?
Mezunlar gecesine gidebiliriz mesela, biraz kafan dağılır, ne dersin?
Zeynep?
Duydun mu dediğimi?
HIV kapmış olabilirim.
Kafamı dağıtmak tehlikeyi ortadan kaldırmayacak.
Sen de çok iyi biliyorsun ki virüs kapma ihtimalin yüzde sıfır gibi bir şey.
Sıfır gibiyle sıfır arasında çok fark var ama.
Bu enfeksiyon komitesindeki hoca ne diyor?
Moral vermeye çalıştı.
Virüs kaptıysam eğer...
...bütün masrafları hastane karşılayacakmış, onu söyleyip durdu.
Söylemeyi unuttuğu bir şey var.
Test pozitif çıkarsa...
...konu önce hukuk departmanına gidecek.
- Ne alaka? - Beni araştıracaklar işte.
Bakacaklar madde kullanıyor muyum, önüme gelenle birlikte oluyor muyum.
Belki virüsü onlardan kapmışımdır.
Hastaneye sorumluluk yüklenmesin, masraf çıkmasın diye.
-Sen öyle birisi değilsin Zeynep. -Onlar bunu bilmiyor ama.
Uf, neyse, kapatalım bu konuyu. Bir şey bulabildin mi?
Galiba buldum.
İlker fotoğrafçı hocam.
Kırık ampuller bir çekimde dekor olarak kullanılmış.
1930 yılının floresanlarından.
Bazı ampullerin üzerinde tarih damgası var.
İkinci Dünya Savaşı öncesi...
...floresan camlarda yüksek miktarda berilyum bulunurdu.
Berilyum tozu solumak...
...akciğerde inflamasyona ve elastikiyet kaybına yol açar. Hasta nefes alamaz.
Vay be, Nişantaşı?
Babam, akut berilyozis üzerine bir makale yazmıştı, oradan biliyorum.
Floresan?
Hocam?
Floresan, floresan taklidi yaptım.
Akciğerlerine biyopsi ve spektrografi yapıyorsun, tamam mı?
-Ben hallederim. -Hayır.
Hepinizi riske atmaya gerek yok.
Hepiniz hastalanırsanız kime işkence edeceğim ben ha?
Zeyno Hoca'm.
-Ateş, nereye? -Mama.
Mama mı?
Tantuniyi buraya da getiriyorlar, biliyorsun herhâlde.
Aynı zamanda bir vakayı takip ediyorum, tıbbi.
Anladım.
Üzgünüm olanlar için.
Konuşmasak daha iyi.
Keskin bir acı hissedebilirsin. Akciğerinden bir parça alacağım şu an.
Otel odamda ne arıyordunuz?
Kullandığın ilaçları. Daha doğrusu maddeleri.
Amfetamin kullandığını düşünüyorduk ama...
...kırık ampullerden berilyuma maruz kalma olasılığın yüksek.
Birkaç saat içinde belli olur sonuçlar.
Ne ilaç kullandığımı merak ediyorsanız şuradaki sırt çantamın ön gözünde.
Onları hastaneye mi getirdin?
Niye söylemiyorsun o zaman? Gidip deli gibi aramazdık otel odanı.
Sormadınız ki.
Hem ben zaten size madde kullandığımı söylemiştim.
Bana otel odamı aramak zorunda kaldığın için falan değil...
...suratına öksürdüğüm için kızgınsın.
-O bir kazaydı. -Bana iyi davranmak zorunda değilsin.
Kız, bağır, öfkelen. Ben sana HIV bulaştırmış olabilirim.
Ben tek bir aptal iğne yüzünden kaptım bu hastalığı.
Bir partide. Kafam da gayet güzeldi, keyfim yerindeydi.
Bütün gün birlikte çalıştığımız kızlardan biri uzattı iğneyi.
Ben de belki kızı düşürürüm diye hayır demedim.
Kendi kendime bulaştırdım hastalığı.
Hepsi benim suçum.
Yüzüme öksürmen senin hatan değildi.
Hemşireyi yollayacağım şimdi.
- Merhaba. - Merhaba.
Ben da tam Selin'e bakmıştım. Odasında göremedim.
Selin eve gitti.
Ben buraya gelirken alarm şirketi aradı, o da bakmaya gitti mecburen.
Benim fizik tedavi randevum olduğu için.
Anladım. Umarım ciddi bir şey yoktur.
Yok, sanmıyorum. Daha önce de olmuştu.
Rüzgârdan ya da bahçedeki kediler yüzünden oluyor.
-Ama tabii kontrol etmekte fayda var. -Tabii.
Ben çıkayım artık. Trafiğe kalmadan eve yetişirim belki.
-Tamam. İyi günler. -İyi günler.
Ateş! Evime zorla mı girdin?
Zorla girmek zorunda kaldım.
Kapıyı açacak kimse yoktu. Metin evde değilmiş.
-Evet çünkü fizik tedavide. -Bugün de mi vardı fizik tedavi?
Nasıl gidiyor?
Ne oldu, her yere ilaçlı peynir koymuştuk, ne oldu o peynirlere?
İlaçlı peynirleri toplamak zorunda kaldım, James Dean yemeden.
James Dean fareniz, isim verdim ona.
Boynunu eğiyor James. Yani eğilmiş boynu.
Ya enfeksiyon var ya beyin sapı tümörü.
Hangi nöroloğa sorarsan sor, söyler.
Fareyi, yani James Dean’i tedavi etmeyi değil de...
...öldürmeye çalıştığımızı zannediyordum.
Öldüremeyiz.
Bu vücudundaki enfeksiyona sebep olan şey...
...her ne ise...
...sizde de olabilir.
Koklasana.
-İdrar gibi kokuyor, değil mi? -Iyy!
Sizin brokolileri kimin götürdüğü belli oldu.
Evet, şimdi...
...şu antibiyotikleri alıyorsun...
...köşe bucak evin her yerine koyuyorsun.
James iyileşmezse tümör var demektir.
Sonra ne yapacağız, kemoterapiye mi başlayacağız?
Saçsız James Dean? Olur mu öyle şey?
Alo?
Metin, geldim, evdeyim ben şimdi.
Yok yok, Metin, geldim, merak edilecek bir şey yok.
Herhâlde cam açılmış. Rüzgârdan falan olsa gerek.
Tamam, akşam görüşürüz.
Göğsüm ağrıyor!
Kalp atışı artıyor. Alerjik bir reaksiyon olabilir.
Boyun damarları belirgin. Perikardiyal efüzyon.
Hırıltısı yok.
Akciğerindeki yırtık tekrarlamış olmalı.
İlker, duyuyor musun beni?
Nefes alamı...
Kalbinin etrafında kanama var.
Kanı boşalttığımızda daha iyi hissedeceksin.
Ölürsem...
...babama...
Ölmeyeceksin.
...üzgün olduğumu söyle.
-Kanama yok. -Spanç.
Bunun ancak bir sebebi olabilir. Kalpte bir tümör.
İlker'in kalbinde bir, akciğerlerinde birden fazla küçük kitle var.
Yani kalbi, tümör yüzünden büyümüş. Kullandığı HIV ilaçları yüzünden değil.
Sen iyi misin?
İyi iyi, bir şeyi yok. Bu soruyu duymaktan sıkıldı artık.
Akciğerinde ve kalbinde kitleler...
...ne tür bir kanserle karşı karşıyayız acaba?
Kanser olmayabilir.
Bence... Teşekkürler.
Bence klasik Hodgkin dışı lenfoma.
-HIV pozitif bir hastada primer kalp-- -Sarkoidoz olabilir.
Yok. Akciğer biyopsisinde bununla ilgili bir bulgu yok.
Lenfama ölüm demek. Sarkoidoz tedavi edilebilir.
Evet, kulak enfeksiyonu da tedavi edilebilir.
Ama hastamızda kulak enfeksiyonu yok.
Kveim-Siltzbach testi yapmak istiyorum.
Bunun için İpek Hoca'nın...
...ne kadar fazla kâğıt imzalatması gerekiyor, biliyorsun herhâlde değil mi?
Bayağı da bir zaman alır.
Peki, tamam, yapın.
Ee, ne diyor babişko?
Aradın, değil mi? Kesin aradın.
"Babama üzgün olduğumu söyleyin."
Tam adamına söyledi. Anında aramışsındır.
-Geliyor mu gelmiyor mu? -Aradım ama gelmiyor.
İyi, o zaman bir Türk filmi ile karşı karşıya değiliz.
Babası oğlunu görmek istemiyor, oğlu babasını görmek istemiyor.
Onları bir arada görmek isteyen tek kişi sensin.
Hayır, İlker kendisi söyledi. Eğer ölürsem babama--
Ölmek üzere olduğunu düşünüyordu çünkü.
Ölmek üzere olan insanlar da yalan söylerler.
Keşke şöyle yapsaydım, keşke böyle yapsaydım.
Keşke daha iyi bir insan olsaydım.
Keşke insanlara daha fazla yardım etseydim.
Keşke kedilere daha fazla mama dağıtsaydım.
Keşke de keşke, keşke de keşke.
Eğer bir şeyi gerçekten yapmak istiyorsan onu yaparsın.
Yapmak için son nefesini beklemezsin.
Siz?
Öleceğinizi sandığınızda ne düşündünüz?
Sizin keşkeniz neydi?
Gerçi...
...babası onu evden kovmuştu.
Bizim hastamızın özür dileyecek neyi olabilir ki?
Herkesin pişmanlıkları vardır.
-Bir konuda görüşüne ihtiyacım var. -Ne oldu? Yeni bir dava mı var yoksa?
Maalesef.
Eğer yeni olsaydı bu dosyayı buraya bırakıp kaçardım.
-Kveim testi. -Evet.
-Ateş ve ekibi talep etmiş. -Aynen.
-Selin, bu test çok riskli bir test. -Evet.
Yani hastanın onam kâğıdına ek yapmak gerekebilir ya da ek bir protokol belki.
-Bilmiyorum, hangisi sağlıklı olacaksa. -İkisi de olur aslında.
Şimdi bu Ateş'in vurduğu hasta olduğu için titizleniyorum biraz.
Tamam, anladım. O zaman ben bir ek protokol hazırlayayım.
Tamam.
Öğlen yoktun yemekte.
Evde alarm çalmış, ona gidip bakmak zorunda kaldım.
-Neyse ki bir şey yokmuş ama. -Anladım. Şükür.
Sizin ev de uzak, yok mu birinde anahtar?
Ben böyle durumlar için komşuya anahtar bırakıyorum.
Onlar girip çıksın. Sen de öyle yap.
Çok iyi fikir ama hiç böyle bir şeye ihtiyaç duymadık şu ana kadar.
Zaten Metin hep evde. Ama bundan sonrası için aklımda olsun.
Evet, aksilik işte. Tam da Metin'in evde olmadığı bir zaman, değil mi?
Maalesef.
Evet, bu imzaya hazır.
Harikasın.
Peki, bu akşam ne yapıyorsunuz? Var mı bir planınız falan?
Yok. Metin arkadaşlarıyla çıkacak, ben de...
...durumdan istifade evde dinlenirim diyordum.
Şimdi bu akşam...
...mezunlar gecesi var okulda. Bahçede yapacağız.
Gelirsiniz diye düşünmüştüm ama. Metin zaten çıkıyormuş, sen gelirsin.
Yok. Ben eve gideyim, yorgunum biraz.
Uzun kalmayız. Ben de çok kalmayacağım. Orada iki laflarız işte.
Başka zaman olsun.
Tamam.
Size iyi eğlenceler ama.
-Fikrin değişirse haber ver, tamam mı? -Tamam, haber vereceğim.
-Bak, haber ver ama. -Tamam.
Akciğerindeki ve kalbindeki kitleler sarkoidoz ise...
...vücudun bu maddeyi tanıyacak ve kolunda reaksiyon göreceğiz.
-Babanı gerçekten görmek istiyor muydun? -Aradın mı yoksa onu?
Sağ ol.
Yoksa buraya gelip beni adam etmeye kalkardı.
-Sen nasılsın? -İyiyim.
Zeynep Hoca, hep ölçülü, hep kontrollü.
İlaçlarımı ne yaptınız? Şu çantadaki maddeleri?
Laboratuvar, analizden sonra imha ediyor onları.
Yazık olmuş. Oysa işine yarayabilirlerdi.
Biraz gevşemek işine gelir.
Bana göre değil onlar.
Bak, umarım sana AIDS bulaştırmamışımdır.
Aslında AIDS kapmak benim için hiç de fena olmadı.
Eskiden iyi çocuktum. Kimseyi kızdırmak istemezdim.
Özellikle babamı.
Babamı hayal kırıklığına uğratacağım diye ödüm kopardı.
İşte kurallara uyarak yaşayınca kendin dışında herkesi mutlu ediyorsun.
Ama şimdi ben özgürüm. Daha mutluyum.
Şimdi benim heyecanımın sebebi şu.
İpek Hanım'ın anlattığına göre geçen sene acayip eğlenceli geçmiş.
Bütün doktorlar gecenin sonunda tango yapmış ve...
...Çetin Hoca tam bir saat tango yapmış.
Çetin Hoca?
Adı gibi Çetin Hoca? Şu burnundan kıl aldırmayan Çetin Hoca?
Evet, o. Ben sırf onu izlemeye gitmek istiyorum.
Bu gece de olsa öyle şeyler. Olur mu ki?
Bak olmasın, Çetin Hoca'nın önüne geçeceğim, olmasın...
...açacağım, başlayacağım tangoya.
-O değil, yanlış biliyorsun. -Tango senin işin, ben bilemem.
Ulan hissetim sanki, Zeynep geliyor. Böyle bazen bana sesler geliyor. Zeynep!
Zeynep, senden...
...çok ciddi bir isteğimiz olacak.
Senden rica ediyoruz, bu akşam lütfen gel.
Çünkü Emre seninle tango yapacak.
Saçmalama abiciğim, ne alakası var? Yok Zeynep, sallıyor, tango falan yok.
Ama yani gelsen iyi olur.
Tamam, olur.
-Ters köşe. -Ama iyi yaptı.
Hayatımız iş. Biraz eğlence lazım, değil mi?
Kesinlikle katılıyorum, ne demişler?
"Hayat bir gün, o da bugün."
Ha, yaz kamyonun arkasına be!
Nasıl ya?
Nasıl yani, Metin her fizik tedaviye gittiğinde onların evine mi gidiyorsun?
Hayır.
Grup terapisinde veya arkadaşlarıyla yemeğe çıktığında da gidiyorum.
Anladım.
Peki, Selin bundan ona bahsederse?
Doktor, sen karına her şeyi anlatıyor musun?
Deniyorum diyebilirim. Neyse, karıştırma şimdi, aynı şey değil.
Selin'in bunu ona söylememesi için bir sebebi yok ki.
Yani oraya gittiğini. Değil mi?
Sen ne düşünüyorsun?
Metin'in o eve gitmenden rahatsız olmayacağını mı düşünüyorsun?
Doktor, bence Selin, Metin'e benden olabildiğince az bahsediyor.
Niye?
Niye? Çünkü şöyle düşünüyor.
Daha doğrusu kocasının şöyle düşündüğünü düşünüyor.
Ha, Selin'in Ateş'e karşı hâlâ hisleri var.
Neden böyle düşünüyor, biliyor musun?
Sana karşı hisleri mi var?
Eğer sen haklıysan...
...ve bundan kocasına bahsettiyse...
...zaten bu akşam o kapıdan içeri giremem.
-Geliyor musun aşağı? -Hayır.
Peki.
Vay be, sosyopat olmuşum ben ha.
Ne kadar zaman oldu biz böyle bir şey yapmayalı?
En son sinemaya gitmiştik galiba, değil mi?
Emre uyumuştu.
Tarihi aşk filmine götürürsen uyurum tabii Zeynep.
Öyle söyleme, hakkını yeme. Ödüllü bir filmdi.
Size var ya, bir daha iyilik falan yapmayacağım ha.
Çok çalışıyoruz ya.
Hep yapılacak bir şey var yani.
Sonuna kadar böyle mi olacak acaba bizim hayatımız?
Bize bağlı.
Yani İlker, o da öyle söylüyor, hastamız.
Kurallara bağlı yaşarsan, hayat senin hayatın olmaz diyor.
Tabii, tabii. Onun gibi yapalım...
...hasta olup yataklara düşelim, değil mi?
Vallahi ben de AIDS olmuş birinden...
...hayat tavsiyesi almayacağım.
Kan nakli olarak da AIDS olan insanlar var bu hayatta...
...hatırlatırım!
Evet ama İlker çok gezerek ve çapkınlık yaparak...
...AIDS olan biri. Ben de onu hatırlatırım, ki...
...iyi insan lafının üstüne. Bu işi bana kilitlediğiniz için...
...çok teşekkür ederim.
En iyi ponksiyonu nörologlar yapar.
Peki, bu arada...
...börekçi geçerse bir iki tane kıymalı börek benim için.
Tamam.
Hocam, saçlarınız çok güzel olmuş.
- Evet. - Sağ ol.
Ev kredisi, okul taksitleri...
...oğlanın özel dersleri, kızın piyano kursu derken...
...elde avuçta hiçbir şey kalmıyor vallahi.
Bir de şimdi bizim ufaklığın ortodonti tedavisi başladı.
Kimse sormuyor bu derenin suyu nereden geliyor diye.
Ben bir maden suyu alayım kendime.
Biraz fazla kaçırmışım yemeği.
-Afiyet olsun. -Size de.
Öf! Çok dertli bu Taner Hoca ya.
Benim içim şişti ya.
-Sana bir şey soracağım. -Sor.
Ateş'le Selin iyi mi? Yani ne oluyor?
Ne oluyor derken, ne demek?
Evet, ne oluyor diyorum yani.
Sen benden daha iyi biliyorsun ne olduğunu.
Ben sadece tahminlerde bulunabiliyorum çünkü.
Yani diyorum ki Ateş'i biraz böyle...
...kontrol altına mı alsan?
Diyorum.
Acaba bu doktor niye bu kadar ciddi?
Partiyi bırakıp, buraya gelmek zorunda kaldığı için olabilir mi?
Partinin sesi buraya gelmediğine göre...
...acaba nasıl öğrendin? Parmağımı takip et.
Kokusunu aldım.
Yakınlarda bir yerde bir parti olduğu zaman...
...kafamın içinde ziller çalıyor.
-Kulak çınlaması olmasın o? -Bak, o da olabilir.
Belki Emre ve Zeynep Hoca'yla dedikodumu yapmışsınızdır...
...Mehmet Ali Hoca'm.
Siz Ateş Hoca'nın canavar ekibisiniz.
Emre Hoca yumuşak, bazen dalgacı.
Zeynep Hoca duygusal.
En şefkatliniz.
Ve kesinlikle en güzeliniz.
Ama sen...
...sen sanki bütün hayatın buna bağlıymış gibi...
...sıkı tutuyorsun işini.
En hırslıları sensin.
Hemşireler iyi bilgi vermiş.
Hemşireleriniz çok tatlı.
Ama onlarla konuşmadım.
Söylediklerimin hepsi yüzünüzde yazıyor...
...gözlerinizde.
Fotoğrafçılık böyledir işte.
Bunca yıl, bunca insanın yüzüne bakıyorsun.
Acaba nedir, kimdir bu insan diye...
...görünmeyeni yakalamaya çalışırken...
...hâliyle görmeye başlıyor insan.
Mesleki deformasyon yani.
O zaman ben de sana dair bir tahminde bulunayım.
- Neymiş hocam? - İşini çok seviyorsun.
İşte bu doğru.
Şu yataktan bir kalkabilirsem...
...tek gideceğim yer stüdyom.
Gideceksin.
Hocam, sizden bir şey isteyebilir miyim?
-Tabii. -Şuradaki çantayı alabilir miyim?
-Siyah olan. -Bu?
Evet.
Polaroid makine.
İlk kazandığım parayla almıştım.
Vay, güzelmiş.
O zaman bir fotoğrafınızı çekelim hocam.
Ben o işlerde pek iyi değilim.
Ama hocam, herkesinkini çektim, lütfen.
Şöyle Valide Atik logosunu da alayım.
Evet, çok iyisiniz. Çekiyorum.
Teşekkür ederim.
Ben sonra geleceğim yine, biraz dinlen.
Daha ne kadar bekleyeceğiz?
Bir şey olana kadar.
Bizi burada görünce çıkmaz ki fare.
Fare mi?
Ayıp ediyorsun.
Onun bir adı var.
James Dean.
Tamam, pardon.
Biz burada dururken dışarı çıkmaz ki James Dean.
Bizi duyamaz, merak etme.
Ayrıca rüzgâraltında oturuyoruz. Sesimiz ona doğru gitmiyor.
-Ayrıca duyma problemi var. -Ama kör değil.
James Dean...
...tehlikeden kaçmaz.
Ama konu antibiyotik olunca...
...hı?
Etrafındaki peyniri yemiş mi?
İnanamıyorum, çok zeki bu hayvan.
Kabul et, hoşlanıyorsun ondan.
Bir fare için idare eder.
İdare eder, James Dean?
Arkadaşın idrarında hidrojen siyanid...
...kurşun ve formaldehite rastladık.
Sigara içiyor.
Kocan, hı?
Tüttürüyor herhâlde.
Akut intermitan porfirisi olan birisi için...
...bayağı aptalca. Kusura bakma.
Tamam, kabul ediyorum.
Ben içiyorum.
Metin anlamasın diye de havalandırmaya üflüyorum.
-Zaten biliyordum içtiğini. -Uydurma.
Ameliyatımdan iki hafta sonra başladın içmeye.
Niye bir şey söylemedin?
Nasıl hissettiğimi sorabilirdin.
Zaten biliyordum nasıl hissettiğini.
Çok üzdüm seni.
Özür dilerim.
Ben de çok...
...acı çekmene sebep oldum. Özür dilerim.
Ah!
Evet Emre Hoca'm, dediğiniz şeye bakacağım, teşekkürler.
- Önemli değil. - Görüştüğümüze çok sevindim.
Ben de.
-İyi akşamlar. -İyi akşamlar, sağ olun.
-Burası boş mu acaba? -Evet.
Nerede millet?
Herkes dağıldı artık evlere.
Ben de gidecektim ama...
...seni merak ettim.
Ne güzelmiş ya bu ağaç. Fark etmemiştim daha önce.
İyi gizlenmiş buraya.
Senin gibi.
İyi misin?
Bütün gece düşürmedin o bardağı elinden.
İçer gibi yapıp içmezlerden misin sen de benim gibi?
Bazen içiyorum ama bugün içmedim.
Yani su içiyorum sadece.
Kandırdın yani hepimizi.
Keyfin yerindeyse su bile yeter.
Güzel bir gece oldu bence, iyi ki geldik.
Buradan başka bir yere gitmek ister misin?
Müzik olan bir yere, Boğaz'da bir yere? Nereyi istersen.
Yarın iş var.
Kalkalım mı?
Tabii, kalkalım hadi.
- Ne oldu Zeynep? - Çivi varmış.
-Bakayım Zeynep, kanıyor galiba. -Hayır, kan sana da bulaşmasın.
Saçmalama Zeynep, bakacağım sadece. Hadi lütfen, hadi.
Uf!
Biraz derin ama dikiş gerektirmiyor neyse ki.
Tamam.
Hadi sen gir eve.
Sen git, öyle gireceğim.
Görüşürüz.
"Sevgili Zeynep, annemi bu sabah kaybettik...
...cenazesi Aşiyan Mezarlığı'na defnedilecek."
Evet, ne vereyim abime?
Aa, bakıyorum bonkörsün bu akşam.
Akşam akşam...
...'pet shop'a götürdün beni doktor.
Ha, borçlu kalmayayım şimdi sana.
Eyvallah, bir şey istemem. Yalnız keşke sen o...
...fareye yem alsaydın ya.
Gerçi onlar kemirgen, tahta versen yer.
Benim farem değil ki, Selin'in faresi.
Ben ona ne yapacağım biliyor musun?
Brokoli haşlayacağım. Alışmıştır şimdi Selin'den.
İki dakika tutsana şunu.
Ha, bak, Selin dedin, iyi dedin.
Şu Selin ziyaretlerini kessen iyi olacak.
Yoksa İpek bizzat kendisi düşecek peşine.
Neden?
Ne bileyim ben neden? Git kendisine sor.
Ama seninle ve Selin'le ilgili...
...bana imalı imalı sorular soruyor.
Ne var bunun içinde böyle? Ağzını kırayım! Bu ne be?
Ama abi yani, fare var bunun içinde ya!
Fare var tabii doktor. İki saattir ne konuşuyoruz.
Fare var, fil yok.
Allah Allah, korkuttun hayvanı.
-Nerede? Nerede? -Kaçtı hayvan.
Kaçırdın fareyi.
Ayrıca sen teşvik edersen...
...tabii ki öyle konuşur imalı imalı.
Korkuttun, korkuttun!
-Ben İpek'i niye korkutayım? -İpek'i değil, fareyi korkuttun.
Ayrıca İpek...
...ne yapıyorsa meraktan yapıyor.
Doktor, merak iyidir. D vitamini gibi.
Asıl meraksızlık kötü, adamı öldürür.
Gerçi...
Hareket etme doktor.
Ayağının dibinde fare.
Ee, bir şey verseydim abime!
Gelsene.
Fikrini değiştirmene sevindim.
İstersen üstünü değiştir, çıkalım.
Su içmekten sıkılmışız bakıyorum.
Bir kadeh içtim sadece. Korkulacak bir şey yok yani.
Korkmamıştım zaten.
Ha.
Sen ortamını kurmuşsun.
Belli ki kafa dinleyeceksin. Ben gideyim.
Beni buraya kadar çağırdığın için de kızmam, merak etme.
Aa!
Akşamdan kalmayız.
Ne var o kafeste?
-Kuş mu o? -Yeni arkadaşım.
Aa, fare bu!
Olamaz mı?
Kıskandın mı?
Al.
Al.
Al hadi, korkma, ısırmaz. Tut.
Tut, tut, tut. Al bunu Muzo'ya götür.
Bahçede sote bir yere koysun, tehlikeden uzak.
Tamam mı? Sonra gel beni bul.
Babasıyla arası çok kötü olan bir hastamız var ya...
...onun yanındayım.
Pişt koçum, iyi bak kendine. Yaramazlık yapma.
Muzo abinin sözünü iyi dinle, tamam mı?
-James Dean. -Ne?
Adı James Dean. Jimi diyebilirsin sen istersen.
Evet, depresif bozukluğun hemen hemen...
...her medikal ve nörolojik hastalığa...
...özellikle de kronikse eşlik ettiğini ben söylemedim.
Bu bilinen bir nokta.
Ama multiple skleroz hastalarındaki...
...yaygın anksiyete bozukluğu...
...ve yineleyici majör depresif atakların...
...diğer kronik hastalıklara göre...
...üç kat daha fazla görüldüğünü söyleyen benim.
Makalemin odak noktası bu.
-Üç kaşık ha? -Evet.
Bu sabah şekerli istedi canım.
Koyduğun tuz ama.
Allah kahretsin ya!
Hayırdır, senin hâlin bir tuhaf.
Yoo.
Tövbe ya Rabb'im ya!
Bugün bir tuhaflık yarışması mı var?
Hani bilseydim hazırlanıp gelirdim.
Ne bileyim, benim de bir Cadılar Bayramı kostümüm falan var.
Senin her zamanki hâlin yetiyor bize.
Ama çok şanslısın. Hoca geç kaldığını fark etmedi.
Değilim çünkü kapıda karşılaştık.
-Elime bir fare tutuşturdu. -Fare mi?
Evet, böyle kafesin içinde bir fare.
Yeni arkadaşı mıymış neymiş.
Bir şeyler anlattı da. Muzo'ya teslim ettim de kurtuldum.
Of ya, başım çatlıyor!
Alıyorum şundan bir yudum.
Sana kıyamam! Tuzlu o, tuzlu seviyor.
Tuzlu yapıyor. Sana yenisini yapacağım.
Siz ne böyle ya, benden sonra gecelere mi aktınız?
Acaba ben ekildim mi?
Benden sonra eğlenildi mi? İçildi mi?
Evet, ben partiden sonra bir şeyler yapalım dedim.
-Ama-- -Ben hayır dediğim için...
...evlere dağıldık. Yani bu hâlim...
...ilaçlara başladım ya kullanmaya, o yüzden.
Hayır demen çok Zeynepsel bir hareket.
Hoca bekliyor, ben bir onun yanına gideyim.
Tamam.
Tuzsuz kahve.
Döküyorum.
Çık odamdan, çık!
Ne diye çağırdın beni buraya?
Seni buralara düşüren...
...it gibi hastalanmana neden olan arkadaşlarını çağırsana!
-Nerede onlar? -Alın şu adamı odamdan!
Ne yaptıysan kendine yaptın.
Pişman mısın? Yoo!
Af mı dileyeceksin? Nerede?
Boşuna nefesini tüketme!
Senin ayaklarına kapanmayacağım!
Kapanma zaten, seni affedecek değilim!
Bir de utanmadan baba diyor be!
Hani aramamıştın? Ne işi var burada?
Hocam, bir şey yapmayacak mısınız?
Yoo, ben kenardan seyredeceğim. Çok heyecanlı.
Seyredecek bir şey yok Doktor Bey kardeşim!
Konuşacak bir şey de yok.
Hani çok üzgündün? Vasiyet etmiştin bizimkilere.
Babama söyleyin üzgün olduğumu diye.
- Ne oldu? - Sizi ilgilendirmez!
Öyle sapık gibi beni takip etmeden önce...
...düşünecektin onu. Artık çok ilgimi çekiyor.
Evet, neden senden özür dilemesi gerekiyor oğlunun?
Onu evden kovan sensin.
Size söylemedi mi niye kovduğumu?
Yok, orayı kaçırmışım. Maç vardı, kanalı değiştirdim.
Köpek gibi çalıştım ben bu okusun diye...
...okusun, adam olsun diye.
O ne yaptı? Mühendis olmak dururken...
...tutturdu fotoğraf çekeceğim diye!
Sanki fotoğraf karın doyuruyor!
Sen de kasabanın sokaklarında...
...mühendis babasıyım diye kasım kasım gezinemedin. Ha?
Mühendis olsaydı bunlar başına gelmeyecekti!
Bu pis hastalıklar!
Hadi be!
Alsana not Zeynep Hoca.
Bak, mühendisler AIDS olmuyormuş.
Belki aşı yapabiliriz onlardan.
Yumurtadan çıkmış, kabuğunu beğenmiyor beyefendi!
Ava gideriz, surat asar.
Oku, adam ol deriz...
...masadan kalkar! -Bir kere bile dinlemedin beni.
Bir kere bile sormadın...
...oğlum, şu hayatta sen ne yapmak istiyorsun diye.
Canım, sarhoş olup seni dövmek daha kolayına gelmiş.
Tamam, senin neden babandan nefret ettiğin belli.
Sen de içe içe siroz etmişsin kendini.
Bak, ben konuştukça karşımda sucuk gibi terliyorsun.
Anlamadığım husus...
...neden bu çocuğun senden özür dilemesi gerekiyor?
Eşek gibi biliyor. Bunu ona sorsana.
AIDS, AIDS oldun diye değil herhâlde canım?
Damarına olmadık pislikler enjekte etmişsin...
...şimdi de bedelini ödüyorsun. -Yeter, bu konuyu kapatın!
-Beni yalnız bırakın hadi. -Hastalığıyla bir ilgisi yok.
Annesine yaptıklarından dolayı özür dilemek istiyor benden.
Ama boşuna.
Ne yaptın annene?
Onu da çılgın partilere mi götürdün?
Hayır.
Annesini öldürdü.
İlker yalan söyledi.
Yalan? Çok şaşırdım.
Annesinin böbrekleri iflas etmek üzereymiş...
...organ nakline ihtiyaç duyulmuş.
İlker'i de test etmişler. Dokuları uyumlu çıkmış ama...
...tam o sırada HIV pozitif olduğu da ortaya çıkmış.
Böbreklerini verememiş.
Başka donör bulunamadığı için de anne ölmüş.
Melodrama bak be!
Sen iyi misin? Çık, çık, çık, çık.
Sabah kahveni fıçıyla mı içtin yoksa?
Baba abartıyor bence.
İlker, annesini öldürmedi.
Kimsenin vücudu anne babasının organ çiftliği değil sonuçta.
Nasıl babası abartıyor sence?
Adam kendine enfekte iğneyle basıp, HIV olmuş.
Babasının kızmaya hakkı var.
Gittiği partilerde birlikte çalıştığı kızlardan...
...biri vermiş iğneyi.
Partilerden ve kızlardan uzak dur diyorsun yani? Mantıklı.
Ha belki de...
...birlikte çalıştığın kızlardan uzak dur diyordur, ha?
Öyle bir şey demiyorum. Herkes istediğini yapmakta serbest.
Ne kadar serbest?
Dolapdere, soru; birlikte çalıştığın bir hanımefendiyle...
...ne kadar serbest hissederdin kendini? Yani ciddi bir şeyler düşünür müydün?
Hayat zaten yeterince karışık derim ben.
Nişantaşı, aynı soru.
Böyle birlikte çalıştığın güzel bir hanımefendi var.
Anlarsın ya. Düşünür müydün bir şeyler?
İş yerinde yakın çalışan insanların ilişki kurmasını doğru bulmuyorum.
Laboratuvardan aradılar. ACE düzeyi yarından önce çıkmazmış.
Ben de çok acıktım.
Hiç tantuni ısmarlamıyorsunuz ki bize.
Hep Orhan Hoca'ya, hep.
Gececi arkadaşlar bizim fotoğrafımızı çekmeyecek mi İlker Bey diyorlar...
...haberin olsun.
Merhaba Zeynep Hoca.
Şu çekmeceyi açsana Fatoş Hemşire.
Gececilerin fotoğraflar orada.
Ay, bunlar ne tatlı olmuş.
Yattığım yerden çektim. Koridordan geçerlerken.
Baksanıza Zeynep Hoca'm.
Hepimizin güzel güzel fotoğraflarını çekmiş yattığı yerden.
Canım, o sizin güzelliğiniz, ben ne yapayım?
Herkesin kalbini çalmışsın bakıyorum.
İnsanları işlerini yaparken fotoğraflamayı seviyorum.
Bir başka güzel oluyorlar o anda.
Ama bugün senin fotoğrafını çekmezdim.
Yorgun görünüyorsun çünkü.
Az uyudum.
AIDS oldum diye mi endişeleniyorsun?
Yoksa uzun süren parti sarstı mı seni?
Bilmem. Ama babanla yaptığın tartışma seni sarsmış, belli.
Dinlen bence biraz.
100 milyar nöron.
Bir buçuk kilo ağırlık.
Bir milyon kilometre lif bağlantısını...
...yormaya değer mi?
Temporal loblar cayır cayır çalışıyor...
...prefrontal ve singulat kortekste metabolizma artışı var...
...olağan durum şebekesi tam aktif, farkındalık şebekesi...
...sessiz.
Hangi hasta bu?
Sen.
Senin beyninden bahsediyorum.
Tamam, ne olduysa oldu yani, bu kadar düşünmene değer mi?
Bir şey olmadı Mehmet Ali.
Peki. O yüzden...
...Zeynep'in de senin de suratın perşembe pazarı gibi.
Hayır, Zeynep'i anlıyorum. Tamam, kız konuşulsun istemiyor, ki haklı olarak...
...gizli kalsın istiyor. Sen de anlatmazsın işte bir yerde, olur biter.
Hani bu kadar düşün düşün, saksıyı kurutmanın anlamı ne?
Düşünmüyorum. Düşünecek bir şey olmadı diyorum, anlatamıyorum ki ben sana.
Senin saksı da hiç çalışmıyor.
Peki, tamam. Bir şey olmadı.
Ben laboratuvara gidiyorum.
"Küçük prens âşık oldu"
"Küçük prens âşık..."
Ulan Emre ya!
Burada böyle yalnız oturduğunu görünce gelmek istedim.
Buyurun.
-İyi misin Zeynep? -Teşekkür ederim.
Yani tedavimi soruyorsanız eğer...
Ben enfeksiyon komitesi doktoruyla konuştum.
Tedavin hakkında bilgi aldım zaten.
Ayrıca başka şeyler de konuştuk Zeynep. Yani...
...testin pozitif çıkarsa...
...bu konu hukuk departmanına yansımayacak, doğrudan bana gelecek.
Ayrıca hastane masraflarını da biz karşılayacağız.
Teşekkürler.
Doktorluk çok saygın bir meslek.
Yani doğrudan insan sağlığını ilgilendiren bir iş yaptığımız için yüceltiliyoruz.
Bu çok normal.
Ama aynı zamanda bu bizi insan olarak görmelerini de zorlaştırıyor.
Değil mi?
Hatta bazen biz bile kendi ihtiyaçlarımızı gözden kaçırabiliyoruz.
Ne kadar büyük riskler aldığımızı ancak başımıza bir şey geldiğinde anlıyoruz.
İlk kez bu kadar ciddi bir şey geldi başıma.
Düşünsene, her gün ama her gün...
...yüzlerce hastalık...
...binlerce olasılık, sayısız mikropla uğraşıyoruz.
Deli miyiz biz acaba?
Niye doktor oldun Zeynep?
Veteriner olmak istiyordum aslında, hayvanları çok seviyorum diye.
Sonra puanım tıbba da yetti.
Ben de tıbba girdim.
Ama en sonunda fark ettim ki aslında benim...
...muhtaç insanlara zaafım var.
Anladım.
Siz?
Ben?
Açıkçası ben...
...çocukken yazar olmak istiyordum. Yani romanlar falan yazmak istiyordum.
Böyle hiç kimsenin bilmediği büyülü dünyalar...
...güzel ülkeler, şehirler, unutulmayan kahramanlar yaratmak istiyordum...
...ta ki 12 yaşına kadar.
Ailemle yazlık evimize gitmiştik ve...
...evin önünde bir araba birine çarptı.
Sonra bizim bir komşumuz vardı, bir doktor hanım.
Olayı görür görmez yerinden fırladı, hemen ilk müdahaleyi yaptı.
Ve büyük ihtimalle o yaptığı ilk müdahale adamın hayatını kurtardı.
Sonrasında da hiçbir şey olmamış gibi...
...bahçesine gidip, ayşekadın fasulyesini ayıklamaya devam etti.
Aradığınız kahraman yan evdeymiş yani.
Aynen öyle.
İşte ben de o gün âşık oldum.
Ben de bu işi yapmalıyım...
...ve bu insanlardan biri olmalıyım dedim.
"Yoruldum ah yoruldum da boğulmaktan kurtuldum"
"Neydim, ne oldum"
"İki kutu parasında kaç yerimden vuruldum"
"Bir açtım, bir soldum"
"Gözünde, gezegeninde--"
Güzel söylüyorsun.
Babamla en büyük kavgamızdı.
Şarkı söylememden nefret eder.
Zaten müzik, resim, tiyatro, okulda benim ilgimi çeken ne varsa evde bana yasaktı.
Ben 16 yaşıma basarken ondan bir klasik gitar istemiştim.
Eve elinde bir av tüfeğiyle geldi.
Av tüfeği.
Beni adam edecek ya.
Zaten eğlenceden tek anladığı avlanmak.
O kasabadaki bütün diğer erkekler de öyle.
Beni zorla ava götürürdü...
...ben de kucağımda tüfekle bir yerlere saklanır, şarkı söylerdim.
Yalnız kalınca şarkı söylerim.
Şimdi yalnız değilsin. Baban dışarıda.
Ama bir insanın yanında durması, yanında olması anlamına gelmez.
Hem bunu sen de iyi bilirsin.
Zeynep Hoca'm nasıl?
Demin uğradı da biraz solgun görünüyordu. İyi mi?
Bilmem.
Ama ben sana sormayı tercih ederim hocam.
Niye?
Çünkü âşıklar kimsenin görmediği şeyleri görür. Kameranın objektifi gibi.
Hiçbir şey kaçmaz onlardan.
Beyinleri ya da kalpleri...
...sevdikleriyle ilgili her şeyi kaydeder.
Bak, ben Zeynep Hoca'ya âşık falan değilim, tamam mı?
Aramızda da sandığın gibi bir şey yok.
Ama bir şey var.
Bir bakışta...
...kısacık bir anda kendini gösteren bir şey.
Sende kalsın hocam.
"Yoruldum ah yoruldum da boğulmaktan kurtuldum"
"Neydim, ne oldum"
"İki kutu parasında kaç yerimden vuruldum"
-Gelsin. -İki numara hocam.
Muzo yok mu?
Vallahi bu aralar görmüyorum. Ne yapıyor bilmiyorum hiç.
Doctor Skull.
-Yaş kaç? -17!
17 ve Doctor Skull?
Bravo.
Doktora gelirken Doctor Skull tişörtü giyilir.
Evet.
Şikâyet?
Şikâyet bende Doktor Bey.
Benim oğlum yalancı.
Bu yalancının mumunu söndürün istiyorum.
Susma hakkını mı kullanıyorsun?
Bak, sen susma hakkını kullanmaya devam edersen...
...peder bey sonsuza kadar konuşma hakkını sürdürecek.
Hiç konuşamayacaksın. Hadi, konuş. Şimdi. Başla.
Geceleri yatağa titreyerek giriyorum.
Öksürük var, baş ağrısı var.
Sonra böyle terli terli, sırılsıklam uyanıyorum. Bir de ishal var.
Yani bunlar her nedense, ne hikmetse hep işe gideceği zaman oluyor Doktor Bey.
Cuma akşamları turp gibi maşallah.
Cumartesi, pazar fink atıyor ortalıkta.
Pazartesi dedin mi suratı ekşiyor.
Salı zor götürüyorum işe.
Sonraki günler de hep yatakta.
Eşek herif işe gitmemek için bahane uyduruyor.
Annesi de ben kıyamam oğluma, böyle işe gönderemem diyor.
Okumuyor musun?
Açıktan.
Okumadı Doktor Bey, ne yapayım?
İş... Ne iş?
Demir. Ferforje demir atölyesinde çalışıyorum.
Şimdi şöyle Doktor Bey, benim sanayide ahşap doğrama atölyem var.
Bu oğlan benim işi hiç sevmedi.
Bir türlü alışamadı.
Ben de belki ona heves eder diye...
...yandaki ferforje metal işine verdim, demir doğrama işine.
Belki dedim o işi sever ama nerede!
Metal.
Zaten heavy metalciyiz, onu anladık.
Bir de işte de metal, öyle mi?
Şaka yapmıyorsunuz değil mi bana?
Çalıyor musun bir şeyler?
Gitar çalıyorum işte böyle, kendi çapımızda bir şeyler.
Hadi be! Beste falan?
Yanımda var. Dinlemek ister misiniz?
Hadi, çal. Dinleyelim.
Çok iyi bir kayıt değil ama.
Çal.
Hişt. Sen misin bu?
Kafa da sallıyorsundur sen.
Çocuk sanatkâr.
Esnaf ve sanatkâr. Azıcık babaya çekmiş, azıcık da sanatkârlık içinde var.
İşe yaramayan ne varsa bunda Doktor Bey.
Baba parası yeme bunda, mızmızlık bunda, yalan bunda.
Çocuk yalan söylemiyor.
Onda metal ateşi var.
Aman Doktor Bey, bütün gün metal müzik dinlemekten kafam şişiyor zaten.
Gözünüzü seveyim, bir de siz çıkarmayın başımıza metal ateşi falan.
Hastalığın adı bu, metal ateşi.
Metal partiküllerinin solunmasından saatler sonra...
...ortaya çıkan durum metal ateşi.
Şimdi pazartesi işe başlıyor, değil mi?
Eti senin, kemiği benim, yolladığın yerde metal solumaya başlıyor pazartesi.
Çarşambayı zor ediyor. Yatak döşek, yorgunluk, ateş, terleme.
İlaç falan işe yaramıyor.
Peki, o zaman hafta sonu nasıl geziyor fır fır?
Allah Allah! Nasıl geziyor acaba?
Çalışıyor mu? Çalışmıyor hafta sonu, değil mi?
O zaman metal solumayı bırakıyor.
Metal solumayı kesince vücut kendini toparlıyor...
...sonra fır fır ortalıkta gitar çalmaya başlıyor. Bu sefer evde heavy metal.
İyi de Doktor Bey, her işin bir şeyi var. Bu iş olmazsa başka bir iş.
İlla bir zorluk çekecek. Başka yolu yok ki bunun.
Yaa, öyle.
İlla bir zorluk çekecek. Her işin bir şeyi var tabii canım, doğru.
O zaman şöyle yapalım, pazartesi günleri babişko gitsin metal atölyesine...
...metal partiküllerini babişko solusun, metal ateşi o olsun.
Belki gitar çalmaya da başlar. Olmaz mı? Sen de evde takılırsın, heavy metal.
Ee, her işin bir şeyi var.
Hayır, çok zor. Senin evde de işin zor.
Çünkü müzik yapmak istiyorum diyorsun ama baba...
...anlamıyor, dinlemiyor. Vücut ne yapıyor? Vücut isyan ediyor, metal ateşi.
Rahat bırak çocuğu.
Son soru, Doctor Skull. Neden 'doctor'?
-Neden? -Neden 'doctor'?
Doktor?
Doktor. Hepsi doktor, Doctor Skull.
Haftaya benden sana imzalı bir albüm.
Tamam. Her şey yolunda.
Metal atölyesini bırakıyorsun, evde gitar atölyesine devam ediyorsun.
Sağ olun hocam.
Bugün bir cenazeye katılacağım.
-Kimin cenazesi? -Karşı komşum.
- Piyano çalan, yaşlı kadın mı? - Evet.
-Artık o piyano sesi gelmeyecek. -Hadi ya!
-Ne zaman ölmüş? -Dün sabah. Gece eve gidince öğrendim.
Başın sağ olsun.
Gece mi?
Keşke ben geldiğimde sen bana...
Ee...
Isıyı regüle etmeyi unutmuşsun Zeynep.
Hava alacağım ben biraz.
Bir soru daha sana o zaman.
Beşi beş kuruştan, beş yumurta kaç kuruş eder?
Hocam, 25 eder sanırım.
Yanlış.
Zeynep Hoca, beşi beş kuruştan, beş yumurta kaç kuruş eder?
Kolay gelsin Muzo.
-Hocam, o da bilemedi. -Zor soru. İleri matematik.
İleri. Ben not edeyim o zaman.
Bitireceksin liseyi, öyle mi?
Hocam, bitireceğim inşallah.
Bitirirsin, bitirirsin. Maşallah.
Mesele burada.
Motivasyon, o da sende fazlasıyla var.
Var hocam, var. Bir tane Aysel'im var.
Hocam, Zeynep'i gördünüz mü?
Beşi beş kuruştan, beş yumurta kaç kuruş eder Emre Hoca?
Hocam, Zeynep'i gördünüz mü?
Zeynep'i gördük mü, görmedik mi Muzo?
Bilemiyorum.
Belki gördük, belki görmedik. Neden?
Şu İlker'in tahlil sonuçlarına bakalım diyecektim de.
Beraber bakalım, olmaz mı?
Hadi gel, ikimiz bakalım.
Gördük. Geçti biraz önce.
O da herhâlde İlker'in tahlil sonuçlarını düşünüyordu, çok düşünceliydi.
Beş kuruş.
Beş kuruş mu?
Hocam, beş kuruş dedi. Yanlış olmasın sakın?
Al bakalım notunu.
Aldım. Beş kuruş.
Midazolam. Sakinleşmene yardımcı olur.
Aç avucunu.
Al bakalım.
Sen neden bu kadar sakinsin?
Dün gece komşunun öldüğünü bana neden söylemedin?
Neden söylemeliydim?
Bak, benim için sorun değil.
Dün geceyi unutalım diyorsan, tamam, unutalım.
Unutmak istediğimi mi düşünüyorsun?
Unutmak istemiyor musun?
Ben yorgunum...
...kafam karışık.
Yani ne bileyim, bilmiyorum.
Peki.
Sonra konuşuruz.
Verdiğin şeyi yıkadım.
Yani ütüledim de ama getirmedim.
Belki çekmecende bir yer bulursun.
Aşkların en güzeli...
...en şahanesi nasılmış bugün?
İyi.
Sadece iyi mi?
Bir kelime, üç harf.
Ne oldu aşkım? Sen ne zaman bana kısa cevaplar versen...
...altında bir destan yatıyor.
Dizi izlemiyorsun herhâlde.
- dün gece neredeydin sen? - Neredeydim?
James Dean'in peşinde koştururken iki bölüm kaçırdım...
...tekrarlarını izlemem lazım.
Izgara tavuk yedim.
Kolay gelsin.
İlker Beyan'ın dava dosyası temizlendi.
Davacı oldu mu ki benden?
Bana vurdu, dedi mi? Demedi.
Sen kamu davası diye bir şey duydun mu hiç?
İlker'i hastaneye getiren paramediklerden bir tanesi...
...İlker'in kendisine vuran doktordan şikâyetçi olduğunu duymuş.
Bunu gitmiş güvenliklere söylemiş, güvenlikler de karakolu...
Ben kime ne anlatıyorum? Neyse işte, dava kapandı, mesele halloldu. Özeti bu.
Bak, iki yanında iki kadın.
Çaprazında bir tane daha.
Evet, doktor.
Şundan bir tane alabilir miyim?
Bir tane.
Gerisi James Dean'e.
Onu da abur cubura alıştır. Bravo.
En fazla önümdeki baklavaya kaymıştır.
Bir kere bakmadın, yaklaşmadın yani?
Hişt!
Ne var Mehmet Ali?
Dertleşeceğiz.
Bak, benim bir derdim yok, tamam mı? Beni bırak, ben gideyim.
Ya hep senin mi derdin var?
Benim canım bir şeye sıkkın.
Dertleşir misin benimle lütfen?
Ne oldu?
Dün ben buradan çıkınca partiden...
...eve gitmedim.
Bir kız var da...
...kadın doğumdan.
Öyle arada bakışıyoruz işte falan.
Beraber döndük buradan.
Ee?
Ee'si işte...
...birlikte olduk falan.
Ama böyle o kadar hızlı oldu ki...
...benim biraz aklım karıştı dostum.
Sen?
Bir şey hissediyor musun yani bu kıza?
Ben böyle şeyleri konuşmaktan...
Biliyorsun beni işte yani.
Hem zaten istesem ne olacak ki?
Bu işler...
...karşılıklı yani, benim ne hissettiğim önemli değil...
...onun da ne hissettiği önemli.
Anlamak. En zor kısmı işte.
Yani bir de aynı iş yerinde...
...herkesin gözü önünde böyle bir şey yaşamak.
Neyse.
İki tane yetişkiniz yani, bir şekilde hallederiz.
Doğru.
Karşılıklı hissediliyorsa bazı şeyler, belki...
...güzel bir şey bile olabilir.
Ama...
...tek gecelik gibi yaşandıysa her şey...
...oradan dönmek zor işte.
Ne anlamda...
...dönmek zor yani? Ne anlamda söyledin?
Ne bileyim abiciğim.
Parti sonrası diyorsun.
İkinizin de kafası güzeldi.
Yani belki...
...bu kızın bir sıkıntısı, bir derdi vardı belki de.
Bir teselli, bir insani yakınlık gibi...
...yaşandı belki her şey, işte ne bileyim.
Senin derdin bu mu?
Zeynep'le yaşadıkların bir gecelik kalmasın diye mi?
Zeynep'le ne ala...
Yuh be!
Yuh ya!
Kusura bakma.
Sen gerçekten çok kötü bir insansın.
Ben arkadaşımın derdini almaya çalışıyorum.
Cerrahi operasyonla almak zorundayım. Kusura bakma, anestezi yaptım.
- Bırak ya! - Pardon.
İnsanın ağzından zorla laf almaya çalışıyorsun.
Ama vermiyorsun ki zaten.
-Bir şey söyleyeceğim. -Git abiciğim, git.
Ben sana bir yemek ısmarlamak istiyorum. O kadar derdimi dinledin, anlasana.
Gel, gel. Gel, gözünü seveyim, gel.
Bir de oyun yapıyorsun, dinliyorum ben seni, üzülüyorum sana.
Bir daha konuşmayız. Ben de sana üzülüyorum, gel.
Orhan Hoca'yı aradım, İlker'le konuşmasını söyledim.
Kveim testinin sonuçları çıktı mı?
Negatif.
Sarkoidoz yok.
Nasıl yani, kanser miyim ben?
Büyük ihtimalle evet.
Hodgkin dışı lenfoma.
O zaman ölüyorum demektir.
Biyopsi yapmamız gerekiyor.
Fakat kitle aorta çok yakın bir yerde...
...onun için biyopsinin de kendi içinde bazı riskleri var.
Babam hâlâ burada mı?
Uğramadı mı?
Şöyle yapacağız.
Tümörün tomografide gözükebilmesi için...
...kalbinin etrafına önce bir boya enjekte edeceğiz.
Ondan sonra cerrah, kılavuz teli...
...kalbine doğru ilerletecek.
Tümörden ufak bir parça alacak...
...sonra biz onu mikroskop altında inceleyeceğiz.
Demek hayatının aşkı etrafında dolaşmak için yeni bahanelere ihtiyacın var.
Şey yap mesela bu sefer, başka birine vur.
Kendimi tekrar etmeyi sevmem.
Şimdi fareyi geri götürmek de olmaz tekrar yakalayabilmek için.
Hayatta olmaz.
James Dean'in iki hafta...
...sigarasız bir ortamda antibiyotik tedavisine ihtiyacı var.
Sigara onun enfeksiyonunu daha da beter etmiş.
Gerçek... Bana bak, bu fare gerçekten hasta mı?
Oğlum, bütün hastaneyi enfekte etme.
Hastalığı insanlara bulaşan cinsten değil.
Mikoplazma. Nasıl gözden kaçırdım? Aptallığıma geldi herhâlde.
Dışarıda camın önünde oturan adam, çocuğun babası değil miydi?
Evet. Ayrıca hatırlatırım, vebayı tarihte fareler yaydı.
Niye orada oturuyor?
Neden oğlunun odasında değil? Çocuğu daha biyopsiye almadılar.
Bilmiyorum. Girmiyor oğlanın odasına.
Ayrıca kim bilir neler taşıyordur o. Parazit, bakteriyel enfeksiyon.
Parazit yok çocukta.
Onu demiyorum, çocuğu demiyorum. Fareyi diyorum.
Hâlâ terliyor muydu?
Ne bileyim ben? Gidip kuyruğuna bakacaksın, oradan terliyorlar.
Fareyi demiyorum, babayı diyorum.
Nereliydi bu baba oğul?
Kastamonu'nun bir yerinden. Niye?
Haklısın, parazit.
Biyopsiyi iptal et. Biyopsi öldürebilir çocuğu.
Gel benimle baba.
Ben o odaya girmem.
Oğlun seninle konuşmak istiyor. Gel.
Ne arıyor burada?
Seninle konuşmak istedi.
Oo, ben gidiyorum ya.
Hayır, bir yere gitmiyorsun. Şimdi ava gideriz demiştin.
Tilki öldürdünüz mü hiç?
Biz Kastamonuluyuz doktor, dağ taş tilki. Tabii ki öldürdük.
Göğsündeki kitleler tümör değil.
Ekinokok denen bir parazitin kistleri.
Ölü bir tilkiye dokunursan bu parazitler senin vücuduna geçerler...
...ve vücudunu yıllarca sığınak olarak kullanabilirler.
Orada büyürler, ürerler, çıkarlar tavla oynarlar...
...pikniğe giderler. Senin vücudunda.
Bana parazit testi yaptılar, temiz çıktı.
Öyle mi? O zaman kanser. Memnun oldun mu?
Bu kistler parazitleri saklarlar.
Gaita testinde saptanmasına engel olurlar. Kan testi--
Yahu neyse ne, buna ne olduğu beni ilgilendirmiyor.
İlgilendiriyor.
Çünkü aynı parazitten senin karaciğerinde de var.
Bilemedin. Bendeki siroz.
Siroz ve karaciğer kistleri birebir aynı belirtileri gösterirler.
Tek bir fazla var, ateş.
O yüzden karşımda sucuk gibi terliyorsun.
Şimdi karaciğerindeki kistler için sana inceleme yapabiliriz.
Sana tanı koyabilirsek, oğlunun da ne derdi var anlarız.
Birinci seçenek, bunun için senden biraz kan alacağız.
Ben kan falan vermem.
Tam da bu yüzden seni buraya çağırdım.
Geçiyorsun oğlunun karşısına, gözlerinin içine bakarak diyorsun ki...
..."Oğlum, senin hayatını kurtarmak için...
...basit ve acısız bir test bile yaptırmayacağım."
Anladın mı? Basit. Bir kerede gözlerinin içine bakarak, hadi bakalım.
Hadi.
Annen öldüğünden beri...
...bir kere olsun senden pişmanım lafını duymadım.
Baba, Allah'ını seversen yapma.
Bir serseri gibi yaşamasaydın...
...annen de sağlıklı olacaktı, sen de.
Şimdi sen burada sürünüyorsun, anacağın da mezarında uyuyor.
Tamam, tamam be, anladık.
Kendini öldürmekte olduğu ve bu hayattaki sevdiğin her şeyi yok ettiği için...
...oğlundan nefret ediyorsun. Onu anladık ama benim vaktim yok, tamam mı?
Benim zamanımı almayın. Hadi bakalım. Özür diliyor musun?
Ben kendi istediğim hayatı yaşıyorum. Kimseden özür falan dilemem.
-Kan veriyor musun? -Herifin umurunda bile değil.
Benim niye umurumda olsun be?
İyi, ne yapalım o zaman, ikinci seçenek. Şimdi...
...annen kendini öldürdü. Karın. Neden?
Niye acaba? Acaba babana gıcık mı oluyordu?
Senden nefret mi ediyordu acaba?
Annem diyabetten öldü.
Ne diyorsun sen lan dingil? Kim kimi öldürdü lan?
Karın diyorum, karın. Kendini öldürmüş ya.
Ee, ne yapsın kadın canım?
Bir tarafta bağırıp duran, ilgisiz bir koca...
...öbür tarafta hayırsız, arayıp sormayan bir oğlan.
Bu kadın ne yapsın? Kendini öldürmeyip de ne yapsın?
Kapat çeneni.
Diyabet.
O da olabilir. Diyabet. Belki de ölmek için kendini yemeğe vermiştir.
Olabilir mi? Ya bizim oğlan yine aramadı, hayırsız.
Hadi bakalım gelsin baklavalar.
Ya bizim adam yine asabi, bağırıyor çağırıyor. Hadi bakalım gelsin--
Ulan kapat çeneni, yoksa--
Yoksa ne?
Yahu karını öldürmüşsün, benden mi alacaksın hıncını?
Konuşsana pislik!
Gel, o meymenetsiz suratını dağıtayım. Gel!
Teşekkürler.
Artık bunu yap...
Ne yapıyorsun sen, çıldırdın mı?
Ne oldu? Hani umurunda değildi?
Nefes alamıyorsun, değil mi?
Ya baston yüzünden oldu ya da...
...o bahsettiğim karaciğer kistlerinden birini patlattım...
...ve sen anafilaktik şoka giriyorsun.
Aynı oğlun arkadaşımın arabasına çarptığında olduğu gibi.
Acaba hangisi?
Bakalım.
Ah!
Ben şu ameliyathanelerinizi ayarlatayım, tamam mı? Hadi bakalım.
Hemşire, adrenalin!
Klamp.
Kan basıncı sabit.
Enjektör.
İşte aldık.
Hoca boşuna söylendi vaka sıkıcı diye.
Bal gibi de ilginç vaka oldu. Bak, bol aksiyonlu.
Evet.
Kesin memnundur yine kendinden.
O banko zaten, hoca kendinden hep memnun.
Hoca kendini çok seviyor, kendine çok âşık.
Çözemediği bir vaka var mıdır acaba?
Tabii ki vardır, niye olmasın?
Ama bu vaka için bilerek yumruk yemesi takdire şayan.
Evet bak, sen orada olsaydın böyle şeyler olmazdı, biliyorsun değil mi?
İşte tam olarak o yüzden orada değildim ya zaten.
Ee, İlker, babası adına özür diledi ameliyata girmeden önce.
Aferin İlkerciğimize. Bravo.
Zeynep, hoca iyi mi?
İyi, iyi. Yani yüzü kızarmış sadece biraz, bir şey yok.
Sen gördün mü onu?
Müşahede odasındaydı, ben de yüzüne kompres falan yaptım.
Akşam baş başa konuşalım mı?
Olur. Tabii, konuşalım.
İki başarılı ameliyat.
İki kurtarılan hayat.
Aştım vallahi kendimi bu hafta.
Önümüzdeki hafta izin alabilir miyim?
Eksik saydın bence. İki de hastaya saldırdın.
Nefsi müdafaa.
Önce o bana vurdu.
Adamı tahrik ettin.
Ne yapacaksın?
Tutamıyorum kendimi, hep öyle yapıyorum.
Adama bastonunla vurduğunda kisti patlatıp, karnını parazitle doldurdun.
Dava açabilir. Git Selin'le konuş.
Peki.
Peki mi? Nasıl yani, bağırıp çağırmayacak mısın?
Beynimi yemeyecek misin? Üstünü başını parçalamayacak mısın?
Yoo.
Çok seviyorum bu çizgili gömleğimi.
Niye parçalayayım canım?
Bana yalan söyledin.
-Annem yüzünden diyorsan-- -Annen hakkında demiyorum.
Yalnız ve mutsuz hayatın hakkında bana yalan söyledin.
Mutsuz değilim ki ben.
Etrafta bunca güzel kız varken yalnız da kalmam.
Öyleyse niye tek bir ziyaretçin bile yok?
Baban dışında tabii.
Çünkü arkadaşlarıma hastaneye girdiğimi söylemedim.
Söyleseydin bile gelmezlerdi. Çünkü onlar gerçek arkadaşların değil.
Gülüp eğlendiğin sürece varlar.
Her şeye bir mazeret uydurmuşsun, bari doğrusunu bil.
Kullandığın o ilaçlar, maddeler harika. HIV seni özgürleştirdi.
Baban senden nefret ediyor, muhteşem, aşırı mutlusun.
İlker, bunların hepsi yalan.
Annenin ölümünden kendini sorumlu tutuyorsun.
Sen eğlenmeye çalışmıyorsun, sen kendini yok etmeye çalışıyorsun.
Bana yaptığını başkalarına yapma.
Kır zincirlerini, anı yaşa.
Palavra bunlar, bırak.
Ölmek istiyorsan tamam, sen bilirsin, senin hayatın.
Ama yanına arkadaş arama.
Bu bizim ağacımız mı oldu yoksa?
Yani artık gelip bunun altında mı buluşacağız?
Dün gece çok güzeldi.
Ama?
Ama bırakalım bu ağaç kendine mutlu bir çift bulsun.
Onlar gelsin buraya.
Benim çekmecemde buna yer yok Emre.
En azından denemişsin.
Ben şu an bir ilişki istemiyorum.
Seninle değil sadece, hiç kimseyle.
Sen bana çok iyi hissettirdin kendimi.
Çok özenliydin, naziktin. Sana--
Sakın teşekkür etme Zeynep.
Sana sonsuz güveniyorum diyecektim.
İyi ki yanımdasın.
İçeri dönelim mi?
Sen git, ben geliyorum birazdan.
Başka bir hastaya daha vurmuşsun.
Tutamadım kendimi.
Önce o vurdu ama.
Bak, bu kısmını atlamış İpek.
Bakayım.
Doktor olan benim yalnız.
Evet. Ben de avukatım.
Tamamen hukuki meselelerden bakıyorum.
İyi görünüyor. Acıyor mu?
Eh işte.
Buz koymak lazım.
Metin'in bilmemesine imkân yok.
-Neyi? -Sigara içtiğini.
Bilse bir şey söylerdi.
Sigara sonuçta.
Kokar.
Yani kokuyu almamış olması imkânsız.
Herhâlde aylardır yanına yaklaşmıyor.
İyiyiz biz.
Zor olmalı.
Aynı evde bedenen bu kadar uzak kalmak.
Kıpırdama.
Neden yalan söylüyorsun bana?
Yalan söylemiyorum.
Metin'le ne yaşayıp ne yaşayamadığın umurumda değil.
Ama gerçeği söylemiyorsun.
Nereden biliyorsun?
Metin'le ne yaşayıp ne yaşayamadığımız...
...sadece bizi ilgilendirir.
Seni iyi tanıyorum.
Ben de seni iyi tanıyorum.
Kendine çok güvenirsin...
...kibirlisin ama...
...bildiğin bir şey yoksa bu kadar kendinden emin olmazsın.
Bir kişi daha var Metin'le benim özel hayatımı bilen.
Ben sana söyledim Doktor Gülay Hanım'la görüştüğümü.
Ofise girip...
...benim dosyamı okumadın.
Okudun. Benim dosyamı okudun.
Bulaşık yıkamalar.
Benim için endişeleniyormuş gibi...
...iyi bir insan gibi gözükmeler.
Hepsi hikâyeydi.
Sen oyun oynadın benimle. Beni manipüle ettin.
Bulaşık süngerine deterjanı döktüğüm an...
...bir amacım olduğunu biliyordun.
Kovabilirdin beni evden.
Başka bir ilaçlama şirketi bulabilirdin. Bunların hiçbirini yapmadın.
Eve girip çıktığımı Metin'e söylemedin bile.
Bütün bunları yaşamak istedin.
Çünkü benimle olmak istiyorsun.
Artık istemiyorum.
Çık buradan.
Ateş Hoca'm, imzalanacaklar vardı da. Buyurun lütfen.
Teşekkür ederim hocam. Akşam akşam vaktinizi aldım ama acildi.
Ateş Hoca'm.
Estağfurullah.
Teşekkür ederim. Hayatımı kurtardığınız için.
Bir şey değil.
Yalnız bana bak, bir daha öyle evimin önünde...
...sapık gibi beklemek yok, ona göre.
Babam adına da özür dilerim.
Sert bir adam ama bir doktora yumruk atacak biri değildir.
Hâlâ baygınmış, yoksa kendi özür dilerdi sizden.
Tamam.
Ne o elindeki?
Makine.
Fotoğrafımı mı çektin?
Ver.
Gözüm kapalı çıkmışım.
Uyuyordun çün...
Özür dilerim baba.
"Yoruldum ah yoruldum da boğulmaktan kurtuldum"
"Neydim, ne oldum"
"İki kutu parasında kaç yerimden vuruldum"
"Bir açtım, bir soldum"
"Gözünde, gezegeninde gençliğimi savurdum"
"Yazdım, yazık oldum"
"Yoruldum, yoruldum da yorulup da yol buldum"
"Yoruldum, yoruldum, yoruldum, yoruldum"
"Yoruldum ah yoruldum da boğulmaktan kurtuldum"
"İçim dışım çarpıştı"
"Düşler gerçeğe bulaştı"
"Önümde dikendi, taştı"
"İçim dışım çarpıştı"
"Düşler gerçeğe bulaştı"
"Önümde dikendi, taştı"
"Düşe kalka, toz toprağa azar azar karıştım"
"Beş karış, dört duvar, üç kâğıt, iki yüz, tek yürek olmamaya yeminli"
"Hepimizin eseri bu dünya, kesene bereket, ben doydum yalana"
"Bu kadar insan, hani tek bir tür, oturup tek bir gün susmuş mu birlikte?"
"Bir kerecik izlemiş mi güneşin doğuşunu batışını?"
"Suyun akışını bile almış ezbere"
"İçim dışım çarpıştı"
"Beş karış, dört duvar, üç kâğıt, iki yüz, tek yürek olmamaya yeminli"
"Hepimizin eseri bu dünya, kesene bereket, ben doydum yalana"
"Bu kadar insan, hani tek bir tür, oturup tek bir gün susmuş mu birlikte?"
"Hişt!"
"İçim dışım çarpıştı"
"Düşler gerçeğe ulaştı"
"Önümde dikendi, taştı"
"Düşe kalka, toz toprağa azar azar karıştım"
"Düşe kalka, toz toprağa azar azar karıştım"
"Düşe kalka, düşe kalka, düşe kalka"
"Düşe kalka, toz toprağa azar azar karıştım"
Bu dizinin sesli betimleme, ayrıntılı altyazı ve...
...işaret dilini kapsayan eşerişimi Kanal D tarafından...
...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
www.sebeder.org
Sesli Betimleme Metin Yazarı: Emine Kolivar
Seslendiren: Emine Kolivar
Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Hatice Başpınar - Gülay Yılmaz...
...Özgür Deniz Türk - Nuray Ünal
İşaret Dili Çevirmeni: Oya Tanyeri
Editörler: Beliz Coşar - Zerrin Çınar - Samet Demirtaş
Teknik Yapım: Dağ Prodüksiyon ve Yeni Gökdelen Tercüme
"Her şey yolunda"
"Senin dolar hesabında"
"Her şey yolunda"
"Senin takıldığın barda"
"Taksinin ön koltuğunda"
"Yağmur, çamur, her şey yolunda"
"Her şey yolunda"
"Hey, hey, hey"
"Şişeler, vitrinler, markalar, ekranlar seni büyülüyor"
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.