Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Aslında benim de bunu çerçeveletmem lazım.
O ne baba?
-Üniversitenin son faturası. -Aa!
Ben de benim mezuniyeti kutluyoruz zannediyorum.
Oğlum, ben senin mezun olacağından zaten emindim.
Ben okulun ücretlerini ödeyebileceğimden emin değildim.
Gerçi sen o yüzde 50 bursu kazanmasaydın ödeyemezdim.
Annen seni görse gurur duyardı.
Baba, sen de hep bunu söylüyorsun.
Ben seninle zaten gurur duyuyorum, hep duydum.
Aa! Bir de sokağın ortasında ağla istiyorsan.
Amma utanırdın, değil mi?
Gel sana bir sarılayım da öyle utan bari.
Bana bak, bu akşamki partide öyle fazla içip dağıtma.
Babaannen diploma alırken fotoğraf çekin dedi.
Öyle akşamdan kalma gibi gözükmesin.
Yok, yok. Zaten geçen hafta bizim çocuklarla fazla kaçırmışız.
Ben daha uzun süre ağzıma bir şey sürmem herhâlde.
İyi bari.
İç, iç, iç...
İç, iç, iç...
Hadi Baran!
İç, iç, iç...
Dört, üç, iki...
Baran kazandı!
Kardeşim benim be!
Aferin lan, yine kazandın.
Tabii kazanacağız oğlum. Şüphen mi vardı?
Ne yapıyorsun lan? Canım acıdı!
Ne oldu?
Oğlum, elektrik çarptı. Canım çok kötü acıdı.
Ben bir şey yapmadım oğlum. Ellerim boş benim.
Çınar, ne oluyor?
Çınar, iyi misin?
Dur, yaklaşmayın! Ne oluyor?
Lan hangi salak yapıyorsa dursun!
Çınar, neyin var senin?
Çınar, neyin var oğlum? Kimse bir şey yapmıyor.
Ne oluyor Çınar?
- Ambulansı arayın. - Bir yerde elektrik kaçağı mı var?
Her yer sırılsıklam.
Elektrik kaçağı olsa çoktan şalter atardı. Otomatik o.
Zaten lastik ayakkabıları var. Çınar, ne oluyor sana?
İyi misin Çınar?
Oğlum, bir şey söyle. İyi misin Çınar? Çınar!
Hastada elektriklenme hissiyle birlikte...
...baş ağrısı...
...mide bulantısı...
...ve çok fazla uyku hâli gözleniyor.
- Elektriklenme mi? - Evet, elektriklenme.
Şiddetli, ağrılı bir elektriklenme hissi.
Acildeki doktor önce nöroloğa yolluyor. Nörolog...
...bir hafta içerisinde beş farklı doktora göndermiş.
Şimdi de bizimle birlikte.
Elektriklenme Lhermitte olabilir. MS başlangıcı olabilir.
MS başlangıcı olamaz.
Çünkü MR'da ak maddede lezyon gözükmüyor.
Ayrıca önemli bir not; boyun, fleksiyon olduğu zaman...
...elektriklenme hissi gözükmüyor.
Günaydın.
Tünaydın mı desek acaba?
O yüzden acıktım o zaman.
Öğlen yemeği, tantuni?
Montun olayı nedir?
Montun olayı, sıcak tutuyor.
Bir de...
...havalı. Anlatabildim mi?
Sıcak artı havalı. Hocam.
Ateşli.
Ateş.
Çok güzel.
Biz de yeni hastayı konuşuyorduk. Katılmak ister misin?
Boşu boşuna konuşuyorsunuz çünkü yeni hasta almadım ben.
Aldın.
O 25 bin lirayı sana verdiğim zaman sen bu hastayı almış oldun.
Sen öyle mi anladın yani?
Şu parayı ver, ne istersen yapacağım doktor dediğim zaman--
Yalan mı söylüyordun?
O zaman yalan söylemiyordum da parayı aldıktan sonra yalan oldu.
Öyle mi?
Peki, ben seni heyecanlandıracak bir şey söyleyeyim o zaman.
Çocuğu iki dakikada bir elektrik çarpıyor.
Neden o kadar parayı aldınız?
Acaba yanlış ata mı oynadınız?
Ya da lükse düşkün bir hanımefendiyi acayip mekânlara götürdünüz.
İyi, bu vesileyle de herkesin fantezilerini öğrenmiş olduk.
İyi oldu.
Ben de neden borç aldığımı söylemekten kurtulmuş oldum.
Neyse, şimdi hastayı kurtaralım.
Üniversite öğrencisi.
Tamam.
Hafta sonu partilerinde nitröz oksit kullanımı bayağı yaygın.
Elektriklenmeyi açıklar.
Geri kalanını da ağzına burnuna içmesi, çıkartması açıklar.
İçki, bütün kötülüklerin anası, öyle değil mi?
-B12 replasmanı yapın. -Çoktan yapıldı.
Aynı zamanda MS, kanser, piridoksin toksisitesi...
...ve sık görülen nöropatiler ekarte edildi.
Servikal spondiloz?
Akyuvar sayısının düşmesini açıklamaz.
Çocuk judocu.
Tartıda kilosu düşük çıksın diye idrar söktürücü alıyordur.
Akyuvarları da bundan düşmüştür.
Olsun. Yine de bu kadar düşmez.
Behçet? Hulusi Behçet Hoca'mızın tanımladığı hastalık?
Deri bulgusu yok.
Servikal herpes zoster, miyelit?
Vezikül izlenmiyor.
Bir şey eksik ama ne? Bulun.
Tabii ki bir şey eksik.
Ne demek istediğinizi anlamadım.
Anlamaya çalış. Sonra ne eksik, onu bul. Sonra da gel, beni bul.
Biz Orhan Hoca'nızla çıkıyoruz, tamam mı?
Nereye?
-Ateşli Ateş. -Nasıldı ama?
Yaramış kendine.
O değil de nereden çıktı acaba bir anda bu?
Vallahi andropoz diyeceğim ama yaşı daha çok genç.
Bence imaj değiştirmeye karar vermiş...
...ya da ne bileyim, birinin ilgisini çekmeye çalışıyor olabilir mi?
Etrafında kim var acaba?
Saçmalamayın.
Bence de saçma. Başka bir nedeni var bence.
Ama kabul edin, çok karizmatik olmuş.
Zeynep, ben senin duygu geçişlerini takip edemiyorum.
Doktor, nereye gidiyoruz böyle?
Sana yeni oyuncağımı göstereceğim doktor.
Orhan Hoca'm, imzalamanız gereken dosyalar vardı.
Aldın ha?
Bravo.
Yalnız tebrik ederim. Durdun durdun...
...araba fiyatları fırlayınca kendine bir araba aldın. Bravo.
Ucuzken dedem de alır.
- Şu epikrizleri göreyim mi? - Buyurun.
Perşembe akşamı ne yapıyorsun?
Sensiz herhangi bir şey.
Sizden önce gittiğimiz bütün doktorların söylediklerini anlattım size.
Bütün raporları da verdik.
Evet.
Ve hâlâ bir fikriniz yok mu?
Çok fazla fikrimiz var. O yüzden bu testleri yapacağız.
Daha önce arkadaşlarınla partilerde hiç zararlı madde kullandın mı?
Oğlum, varsa bir şey, söyle.
Şimdi kızacak zaman değil.
Kimseden bir şey saklama.
Bir kere denedim.
Yılbaşında bizim çocuklar verdi.
Ama o kadar.
ANA ve vaskülit belirteçleri negatif, lupus olamaz.
Hoca daha fazla bilgi istiyor. Aynı bilgiyi tekrar tekrar istemiyor.
Hocaya bazen o kadar gıcık oluyorum ki.
Cevap nerede gizli bir bilsek.
Soy geçmişinde olabilir mi?
Vallahi ailede üç nesil geriye gittim. Her şeyi sordum neredeyse.
Ve?
Annesinin trafik kazasında öldüğünü öğrendim.
Annesinin annesinde artrit varmış. Annesinin annesinin babası askermiş.
Bir ton şey.
Tamam, tümör olamaz o zaman, MS.
Hayır. Orhan Hoca eledi onu.
Eledi de yüzde 100 eleyemez MR sonucuna göre.
MR negatif MS diye bir kavram var.
MS, akyuvar düşüklüğünü açıklamıyor ama.
Evet ama alkol bağımlılığı açıklar.
Çocuk geldiğinde, acilde 200 promil alkolü vardı.
Ayrıca karaciğer enzimleri de uçuyordu.
Ayrıca geçtiğimiz haftalarda da hiç içki içmemiş.
Lig döneminde bile ağzına içki koymamış.
Niye bu kadar güveniyorsun bu çocuğa? Kardeşin falan mı?
Toksikoloji raporlarına bakabilirsin istiyorsan. Aa!
Zeynep'in neye inanıp inanmadığının bir önemi yok. Sonuçlar ortada.
Eksik neyse, onu bulmamız lazım bizim.
Vay, vay, vay, bu ne doktor?
Perşembe akşamı kutluyoruz, tamam mı?
Sen benden araba almak için borç istemedin mi?
Ben sana ayağımı yerden kesecek bir şey dedim.
Tekerlek sayısı belirtmedim.
Yalnız biliyorsun değil mi...
...saatte 240 kilometre yapan iki tekerlekli araçlar...
...sorumsuz ilaç bağımlısı sakatlar için uygun değildir.
Of! Çok uzun konuşuyorsun be doktor.
Bir gün hık diye gideceksin uzun konuşmaktan.
-Doktor, ben ciddiyim. -Biliyorum, zaten hep ciddisin.
Senin sorunun bu.
Ayrıca 240 değil, 290 yapıyor bu bebiş.
Ne? Oo! Yok, yok, bırak!
-Götür bunu geri. -Ama anne!
Anne, ne olur ya! Anne!
-Ne yapıyorsun? -Hadi be doktor!
Islatalım şu güzelliği be.
Bak, ne zamandır doğru düzgün bir şey yemedik seninle.
-Dün yedik. -Ocakbaşı ama.
Tamam mı? Uykuluk, Adana...
...çöp şiş, kuzu pirzola.
Benden.
Hocam, bu ne?
Vay be!
Şimdi kafada oturdu hepsi ama...
...yakışmış. Hayırlı olsun.
Eyvallah.
Görüyorsun değil mi, nasıl hayırlı olsun denir...
...nasıl tebrik edilir, nasıl iltifat edilir.
Bastonu ne yapıyorsunuz hocam?
Bastonu ne yapıyorum?
Böyle alıyorum...
...yerine koyuyorum.
Vallahi şık hareket hocam.
Bu arada biz bütün görüntülenmelere tekrar baktık.
Kan kültürlerini tekrarladık.
Dolapdere, yeni bilgi istiyorum senden. İkinci el bilgi istemiyorum.
Tamam, gel, hadi söyle.
Eksik bi--
Eksik bi--
Eksik bi--
Duymuyorum. Ne diyorsun?
-Eksik-- -Ne?
Eksik bir şey bulamadık!
Peki, polis raporuna baktınız mı?
Hangi polis raporu?
Annesinin araba kazasının raporu.
Kaza 15 yıl önce olmuş. Çocuk arabanın içinde bile değilmiş.
Evet. Güpegündüz, dümdüz, kupkuru bir yolda arabasının kontrolünü kaybetmiş.
Dikkati dağılmıştır. Ne bileyim, radyoyla oynuyordur, telefona bakıyordur.
Evet. Aynen polis raporu da böyle söylüyor zaten.
Ama onlar bizim bildiklerimizi bilmiyorlardı.
Elektriklenme falan.
Genetik bir hastalık olasılığı olduğunu düşünmüyorum.
Zaten biz olasılıklarla değil 'olmayısılıklarla' ilgileniyoruz.
Öyle değil mi Zeyno Hoca'm?
Nörofibromatozis tip iki, elektriklenmelere sebep olabilir.
Bunun eksik olduğunu biliyor muydunuz?
Bir şeyler eksik, biliyordum. Bu veya başka bir şey.
Genetik inceleme yapalım. NF2 geninde mutasyon var mı bakalım.
Evet doktor, ben mi yengem mi?
Yengemin yaptığı kuru fasulye mi yoksa ocakbaşı mı?
Tabii ki yengen.
Ama konuşmuyor benimle.
Benim de muhabbetimi biliyorsun, dillere destandır.
Tabii öyledir.
Benden ayrıca.
Tamam.
Tamam, perşembe akşam yemeği.
Cüzdanını, paranı, kredi kartını, her şeyini al.
Çok yiyeceğim ve hepsini sen ödeyeceksin.
Ayıp ediyorsun. Atımın terkisine atıp götüreceğim seni.
Yok öyle bir şey! Benim arabayla gideceğiz.
Ben hayatta binmem buna.
Anne, duyuyor musun beni?
Gelemeyeceğim. Mesaj attım ya.
Ne alakası var? Tabii ki kuzenimi seviyorum.
Ama çalışıyorum. Zamanım yok.
Tamam işte, sen benim yerime bir maşallah takarsın, olur mu?
Hayır, haftaya alma anneciğim. Lütfen, rica ediyorum. Haftaya çünkü...
...kongrem var.
Anne, bir hafta sürüyor kongre. Bekleme.
Tamam. Öpüyorum seni.
Yaşlanınca ben de bu kadar ısrarcı olacaksam yandınız.
İyi idare ettin ama. Tebrikler.
Artık iyi idarecilik mi, iyi yalancılık mı bilemiyorum.
İdarecilik, yalancılık, senin hep yaptığın şey.
Ben de bayılmıyorum anneme yalan söylemeye.
Bak şimdi, gerçeği söylüyorum. Nasıl geliyor kulağa?
"Anneciğim, bana ne kuzenimin ikinci bebeğinin kırkının çıkmasından?"
-Kıyamet kopar. -Değil mi?
Israra bakar mısın?
Derin bir nefes al.
Efendim anne?
Pardon.
Ne balosu?
Evet, evet. Buyurun, dinliyorum.
Bu hafta mıydı o?
Tamam. Tabii ki geleceğim.
Tabii ki. Görüşmek üzere.
Kiminle gideceğim ben şimdi bu baloya?
Annenle.
Yalnız alet güzelmiş.
Bayağı şık.
Sen motorcu musun, arabacı mısın?
Motor galiba. Sen?
Ben arabacıyım.
Motor böyle biraz tehlikeli, anladın mı?
Tampon sanki vücudunmuş gibi falan.
Araba daha efendi işi.
Bineceksin, müziğini açacaksın, tıkır tıkır gideceksin.
-Sen? -Araba tabii ki.
Yapmayın arkadaşlar.
Arabada o motordaki şıklık, karizma, adrenalin var mı? Yok.
Montun sebebi de anlaşılmış oldu böylece.
Aynen.
Siz daha önce bindiniz mi motora? Ben hiç binmedim.
Yok, küçük scooterlara bindim.
Benim vardı küçükken.
Kaç yaşındayken?
18
-Allah Allah! -Pardon paşam.
'Dear lord'.
Çocuk gibi beslenmekten vazgeçmemen ne sevimli.
Ama onların kullanamadıkları aletleri kullanıyorum. Ne haber?
Hayalin gerçek olmuş.
Alırsan ölümü gör diyen biri olmadığı için sonunda alabildim motosikleti.
Onu annen söylemiştir.
Ben daha çok kırık kemiklerle nasıl başa çıkacağız diye sormuştum.
Tamam, değil mi?
Fakültede ne yerdik, biliyor musun?
Doktor, kıvamı tutturacaksın.
Şöyle olacak bisküvi.
Kaskatı değil, tam yumuşak da değil. Götür, düşüyor.
Vallahi oynuyor doktor.
-Bunun tekniği bu. Dik tutacaksın. -Allah!
Bak, bak, böyle götüreceksin.
Ateş, sen kendini öldürmeye mi çalışıyorsun?
Dört tekerli dururken iki tekerli almak niye?
Ben bir şey söylemedim.
Kimsenin bir şey söylemesine gerek yok. Zaten hastane çalkalanıyor.
Neyse. Hanginiz benimle geliyorsunuz tıp balosuna?
İpek, acaba bu sene bir başkasıyla mı gitse--
Her yer doktor. Hastane burası.
Kap birini, götür.
Herhangi biriyle gitmek istemiyorum ben.
Hem okulumuzu hem hastanemizi iyi temsil edecek biri lazım.
Bir de tabii bana kavalyelik edebilecek birisi.
Ah be!
-Ne gündü bu gece? -Perşembe.
- Zaten... - Doktor, olmaz. Bizim kanka gecemiz.
Ocakbaşı, uykuluk.
Tamam. Sizi o zaman gecenizle baş başa bırakayım.
Şu da çok zor hareket doktor.
Şöyle yapıyorsun. İki parça. Şunu iki tane. Anladın mı?
Zeynep nereye kayboldu?
Gelir birazdan. Alya'ya bir hastayla ilgili bir şey danışacakmış.
Oraya gitti.
Bir şey mi oldu?
Çınar...
...şanssız bir çocukmuş.
Hem annesiz büyümüş hem de...
...annesinin hastalığını miras almış.
Evet.
Bir de tam üniversiteden mezun olurken.
Zor geçmiştir okul yılları.
Nereden biliyorsun?
Tahmin ediyorum.
Belki de yanlış tahmin ediyorsundur.
Belki de çok keyifli geçmiştir üniversite hayatı.
Yani o biraz babam sağ olsun diyenler için keyifli geçiyor.
Bu çocuk zenginlerin arasında burslu okumuş.
Yani hem derslerde başarılı olmak için uğraşıyorsun...
...hem zengin bebelerine kendini kabul ettirmek için yırtınıyorsun.
Judoya başlamış mesela.
Neden?
Kendini göstermek için.
Kendinden biliyorsun diyeceğim ama sen devlet okulundan mezunsun.
Benim gelir düzeyim oradakilerin de çok altındaydı.
Sen ne yaptın peki?
Nasıl kaynadın diğerlerinin arasına?
Kaynamadım.
Ama seninki gibi bir babam olsaydı...
...fokur fokur kaynardım herhâlde.
O zaman da başka şeyler eksik kalırdı belki.
Kusura bakma, beklettim. Hadi.
Tip iki nörofibromatozis, kalıtsal bir hastalıktır.
Aç ağzını.
Sinirlerde ve omurilikte tümörlere sebep olur.
Bu, elektriklenmeleri ve diğer semptomları açıklar.
DNA analizini bu yüzden yapıyoruz.
Bu hastalığa sebep olan spesifik bir gen bozukluğu olup olmadığına bakacağız.
Ama genetik olsa ailede de birilerinde olmuş olması gerekmez mi?
Biz eşinizde olabileceğini düşünüyoruz.
Yok. Eşim çok sağlıklı bir kadındı.
Derisinde lekelenmeler, göz bebeğinde tuhaflık falan var mıydı?
Hatırlıyor musunuz?
Hayır.
Neden karımın hasta olduğunu düşünüyorsunuz ki?
Polis raporundan. Kazaya hastalığın sebep olduğunu düşünüyoruz.
Bir dakika. Ne alaka?
Anneme alkollü bir sürücü çarptı.
Kaza da böyle oldu.
Polis raporunda öyle söylemiyor.
Herhâlde başka bir rapora bakıyorsunuz.
Rapor doğru.
Sen araba kullanmaya başladığında alkollü araba kullanmayasın diye--
Yalan söyledin baba!
Baba, annemin ölümüyle ilgili bana yalan söyledin.
Seni korumak istedim.
Başka ne söyledin acaba beni korumak için?
-Koku alıyor musun? -Yok, ben almıyorum.
Pardon.
Bir hasta bakıcı çağırmamız lazım.
Biz halledeceğiz. Sıkıntı yok, tamam mı?
Oğlum, hiçbir şey hissetmedin mi?
Yok.
Kalemini verir misin Zeynep?
-Bunu hissediyor musun? -Evet.
Ama bağırsaklarının çalıştığını hissetmedin, öyle mi?
Hayır. Hissetmedim.
Sfinkter felci ve elektriklenmeler, eşittir Brown-Sequard.
Ama bacaklarında dokunma duyusu ve derin duyu normal.
Yani babası, çocuğa annesinin ölümüyle ilgili yalan söylemiş.
Onu korumak için öyle söylemiş.
Hadi canım! Düpedüz kandırmış çocuğu işte.
Manipüle etmiş diyelim. Anne babalar bazen yapar bunu.
Çocuklarını korumak için yalan söylerler. Biz de anlayışla karşılayalım.
Şimdi annesinin ölümünün konuyla bir alakası yok.
Çünkü yapılan incelemede nörofibromatozis ya da...
...herhangi bir kalıtsal hastalığa rastlamadık.
Kadın gerçekten direksiyon başında uyuyakalmış.
Peki, neydi yataktaki vaziyet?
Şimdi olay anına geri dönelim mi?
Minik bir kaza mıydı yoksa nerede çokluk, orada çokluk mu?
Nasıl yani? Efendim?
Zeynep Hoca...
...yapma be. Allah aşkına doktoruz, şurada şifreli konuşturtma beni.
Çocuk patlamalı bir çıkış mı yaptı diyorum.
Gaitada kan yoktu. Patlamalıdan ziyade, daha çok...
Nasıl?
Fışkırmalı gibiydi.
İşte şimdi bir yere geliyoruz.
-Nereye geliyoruz tam olarak? -Bilmiyorum.
Anladım. Bayılırım bilmeceye.
Bilmiyorum nereye.
Bilmiyorum nereye. Efendim?
Anne.
Ne yapıyorsun?
Babam?
Perşembe akşamı benim bir iş yemeğim var. Olmaz.
Biliyorum.
Ben de seni görmeyi çok istiyorum canım.
Tamam anne. Şimdi benim bir...
...toplantım var. Sonra konuşalım mı?
Tamam.
Tamam.
Tamam. Ben de.
Kimdi o?
Meraklı! Her şeyi bilecek!
Annemdi, tamam mı?
Selamı var. Oldu mu?
Hadi şimdi doktorculuk oynamaya geri dönelim mi?
-Patlamalı-- -Anneniz normalde burayı aramazdı.
Her şey yolunda, değil mi? Bir sıkıntı yok?
Çok şükür her şey yolunda. Teşekkürler ilgin için.
Bir aile toplantısına katılacaklarmış.
Büyük aile konfederasyonu İstanbul'a gelmişler.
Perşembe akşamı uçacaklarmış. Bir iki saatleri varmış falan.
Tamam mı? Hadi şimdi...
...gastrointestinal bir motilite-- -Siz annenize...
...görüşmemek için yalan söylediniz az önce.
Hayır. Ben anneme yalan söyleyemem.
Annişkolara yalan söylenmez. Gerçekten.
Senin kulaklar da maşallah radar gibiymiş.
Orhan Hoca'nız beni o akşam yemeğe davet etti.
Adam bana o kadar borç vermiş. Siz de biliyorsunuz şimdi.
Ekilir mi? Ekilmez.
Konumuza dönecek olursak, transvers miyelit...
...his kaybını ve anal sfinkter bozukluğu açıklıyor.
İşte bu!
Koçum Dolapdere.
Annemle ilgilenmeyen gerçek bir meslektaş.
Evet, o zaman sorulacak olan soru ne?
Transvers miyelitin nedeni ne?
Kanser ve MS'i elediğimize göre geriye enfeksiyon kalıyor.
Enfeksiyon olsa ateş olurdu. Kan ve BOS kültürleri negatif.
Belki enfeksiyon gitmiştir ama anısı kalmıştır.
Güzel. Bravo. Moleküler taklit.
O zaman immünoglobulin düzeylerini ve elektroforez yaptırın.
Güzel, tahta doldu.
Biraz şurada boşluk kaldı ama orayı da yavaş yavaş dolduracağız.
Sizce telefondaki gerçekten annesi miydi?
-Niye yalan söylesin ki? -Ayrıca kimin umurunda?
Hadi canım. Ailesi nasıl insanlar, hiç mi merak etmiyorsun?
Eminim annesi zor bir tiptir.
Yani ancak bir anne bu kadar hasar verebilir çocuğa.
Bence hoca doğuştan böyle.
Yani ailesine o eziyet etmiştir, ailesi ona değil.
Haa, doğuştan 'psychopath'! Olabilir bak.
Siz testleri halledersiniz.
Oh! Ver görevleri, ver!
Dakika başı emzirmekten, alt değiştirmekten, uykusuzluktan...
...zevk aldığını söyleyenler bile var.
Bense evden kaçıp gitmek istiyorum.
Benim annelik duygularım yok galiba.
Vallahi bu dosyaya göre siz bayağı bir annesiniz.
Hatta kadın doğum doktorunuz da ne demiş, biliyor musunuz?
O bayağı bir anne demiş. Yeni doğum yapmışsınız.
Annelik duyguları dediğiniz şeye de biz hormonlar diyoruz.
Onlardan da sizde maşallah fazlasıyla var.
Burada öyle yazıyor.
Sorunsuz bir gebelik.
Rahat bir doğum. Kesintisiz emzirme.
'Full' paket.
Müjdemi istiyorum. Siz annesiniz.
Peki, anneyim ama inanın, kendimi taşıyacak gücü zor buluyorum.
Mesela şu burun akıntılarımdan bir türlü kurtulamıyorum.
Bazen bir öksürük tutuyor, karnıma kramplar giriyor.
Hiç bu kadar sarı ve solgun biri değilimdir aslında.
-Yüzümü görüyor musunuz? -Bakayım.
Beslenme nasıl?
İyi besleniyorum. Annem sağ olsun doğumdan beri bana destek oluyor.
Her sabah beni yataktan kaldırıp kahvaltıyı domates suyuyla birlikte...
...önüme koyuyor. Annem olmasa ben bu kadarını bile yapamazdım.
Evet.
Anne Hanım, şimdi size birtakım tahliller yazdım.
Bir koşu gidip, bunları yaptırıp geliyorsunuz, tamam?
Koşu derken mecazi anlamda yani.
Hekimoğlu'yla yemekte konuşmanız gereken önemli bir şey var mı?
Tabii ki var.
Ona verdiğim borçların hesabını soracağım.
Bir değil, iki değil, tam dört kez verdim. Para gibi para yani.
Haberiniz var mı, bilmiyorum ama Ateş Hoca'nın ailesi...
...perşembe akşamı İstanbul'da olacak. -Perşembe mi?
Of, ben de sanıyorum...
Tamam, yemeği iptal ediyorum.
Hayır, yok, iptal etmeyin.
Hatta belki birilerini daha davet edersiniz.
Aysel Hemşire.
- Buyurun hocam. - Vay, adamım benim be!
Telepati demek!
Çay.
-Tak. -Sağ olun hocam.
Hocam, bu arada motorunuz hayırlı olsun.
-Kazasız, belasız kullanın. -Eyvallah. Teşekkürler Aysel Hemşire.
Hem imrenmişimdir motorla gezenlere.
Ben de gezerim.
Öyle mi? Senin motorun var mı Muzo?
Yok, köydeyken deli sürerdim. Seleye oturmadan, yaylana yaylana.
Cambaz Muzo derlerdi bana.
Öyle mi? İyi, hadi canın çekmiştir. Bir tur at da gel.
-Gerçekten mi? Süreyim mi hocam? -Sür, sür.
Aysel Hemşire, belki senin de canın çekmiştir.
Hadi git, sen de bir tur at. Muzo sana iki rüzgâr yapsın.
Olur hocam.
Yalnız gitmeden bana bir boş oda ayarla, tamam mı?
Biraz dinleneyim. Hak ettim, öyle değil mi?
Sen de benim o emanetimi ver.
Haa! Buyurun hocam.
Hocam, şu an bütün odalar dolu.
Ee, ne yapalım? Ben o zaman korudayım, tamam mı?
İyi, o zaman biz de gidelim.
Ağrın mı var oğlum? Birini çağırayım mı?
-Yok baba. -Uyuyorsun sanıyordum.
Annemi düşünüyordum.
Bir de bana söylediğin yalanı düşünüyordum baba.
Biliyor musun, her gece yatmadan önce...
...ben o alkolik adamı düşünürdüm.
İnan bana, o adamdan nefret ederdim.
Sokakta yürürken dik dik adamların yüzüne bakardım...
...annemi benden sen mi aldın diye.
Ama hasta olmasam...
...gerçeği bana hiçbir zaman söylemeyecektin, değil mi baba?
Oğlum, olayın kendisi o kadar saçmaydı ki...
...annen bir gün evden çıktı ve bir daha geri dönmedi.
Ben de bu saçmalığa bir mana yükleyeyim istedim.
Sırf seni alkolden uzak tutabilmek için.
Bana yalan söyledin baba.
Hem de yalandan bu kadar nefret ederken.
Oğlum, tek başına çocuk büyütmek o kadar zor ki. Çok zor.
Bir yandan hata yapmamaya çalışıyorsun, bir taraftan korkudan ödün kopuyor.
Tabii insan bu kadar korkarken böyle hatalar yapıyor.
Yalan bile söyleyebiliyor.
Korkudan yani?
Bazen...
...insan çok baskı altında kalınca da yalan söylüyor baba.
Neyse, ben şimdi uyuyayım.
Canım...
...iyi misin bir tanem? -İyiyim hayatım.
Hem de hiç olmadığım kadar çok iyiyim.
Hadi ya!
Yani tabii, bu şahane bir şey de...
...acil çağırınca sana bir şey oldu sandım.
İki elim kandaydı, koştum, geldim.
Ben doktorum ya, ameliyat falan.
Ee, hastaya ne oldu peki?
Hangi hasta?
Ameliyat ettiğin hasta aşkım.
- Yaşıyor, merak etme. - İyi bari.
Sonuçta birinin ölümüne sebep olmak istemeyiz...
...burada sarılıp kavuşacağız derken.
Hocam, saygılar.
Sen merak etme, o iş bende.
Kahramanımsın sen benim.
-Muzo. -Buyurun hocam?
Şunun bitmeyeni olabilir mi acaba?
Bitmeyen çay. Öyle bir şey icat edebilir miyiz?
Hocam, aslında sizin için semaveri hep açık bırakıyorum ama...
Motoru ne yaptın? Park ettin mi? Aynı yere park etseydin.
Hocam, park etmedim ki. Gerek kalmadı.
-Ne oldu? -Yerinden bile kıpırdatamadım.
-Motosiklet demeye dilim varmıyor. -Binemedin?
Yok, bindim. Bindim ama derhâl indim.
Maazallah Aysel Hemşire'mi düşürürüm falan.
Motosiklet, motosiklet değil. Azman, gulyabani.
Hocam, deminki hasta bir numaralı odadaymış. Bu da dosyası. Buyurun.
Saygılar hocam.
Çay?
Hemen hocam.
-Bitmeyeninden ha! -Hemen.
Evet!
Evet, hata sende.
Yani bağışıklık sisteminde. Olsun, hepimizin başına gelebilir.
Bağışıklık sistemimiz bazen hatalı çalışabilir.
Raydan çıkar, biz de onu tekrar rayına oturturuz.
Yalnız senin durumun biraz farklı.
Sen öyle hemen atlatamayabilirsin çünkü senin hatanın bir yardakçısı var.
Annen.
Annem mi?
Nasıl yani?
Domates suyu.
Annenin her sabah önüne koyduğu domates suyu.
Vücudun domates suyunu sevmiyor. Olabilir, benimki de sevmiyor.
Domates suyunun içindeki histamin bütün vücudunu istila ediyor.
Midendeki kramplar, baş ağrısı, burun tıkanıklığı...
...yüzündeki renk değişimi vesaire, hepsi o yüzden.
-Domates? -Domates!
Domatesi kes. Tamam?
Bir de anneni kes.
Annene muhtaç olduğun fikrini kes, at kafandan.
O bebeğin annesi sensin.
Bebeğini nasıl büyütebileceğini içgüdüsel olarak biliyorsun.
Annenin söylediklerini boş ver, dinleme.
İçindeki sese kulak ver, tamam?
Annişko!
Ee... Şey...
Orhan Hoca şimdi geldi Aslı Hanım, isterseniz ben kendisini vereyim.
-Aslı mı? -Gerek yok dedi, kapattı.
Ne dedi? Ne dedin?
Hocam, ben size dosya bırakıyordum. Telefonunuz çalınca da açtım.
-Ee? -Ee... Şey...
Kayınpederinizin yıllık kontrol vakti gelmiş.
Alya Hoca da bana bugün hiç randevunuz olmadığını söylemişti.
Ben de eşinize keşke bugüne alsaydık dedim.
Gerçekten böyle mi dedin?
Ama galiba siz eşinize bütün gün randevum var demişsiniz.
Hocam, kusura bakmayın, ben istemeden...
Yoo, önemli değil.
Teşekkür ederim.
Of!
-Gelebilir miyim? -Gel, Allah aşkına gel.
-Ne oldu Orhan? Bir sorun mu var? -Bir sorun var.
Evlilik diyorlar.
Hımm.
Evet, zor. Yani...
...babaannem evlilik konusunda ne derdi, biliyor musun?
Yürümeyen bir ilişkiyi yürütme sanatı.
Açıkçası ben bu sanata bulaşmayı hiç istemedim.
Benim de bu sanat dalında yetenekli olduğum söylenemez.
Aysel Hemşire, ne yaptın ya!
Kayınpederimin yıllık muayenesini yapmam gerekiyordu, tamam mı?
Rutin check-up.
Ama ne bileyim yani, benim de bir türlü içimden gelmedi.
Çünkü şimdi buraya gelecek, yüz yüze bakacağız.
Yani her şey yolundaymış gibi davranmak istemedim.
Çünkü biliyorum, o da bana soracak.
"Damat, kızımı üzmüyorsun, değil mi? Gemi rotasında gidiyor, değil mi?" falan.
Of ya!
Başka birinden iste. Zeki'den iste.
Olmaz.
Aslı beni gebertir. Gerçi şimdi de gebertecek.
Çok yoğunum dedim. Randevularım tıka basa dedim...
...ama şimdi öğrendi yalan söylediğimi.
Şöyle çok acı bir kahve içelim mi ben darağacına gitmeden?
-Zehir gibi. -İçelim.
Bana böyle kahve yapanın kırk yıl kölesi olurum. Yapıver.
Peki.
Peki, şimdi bir de beni düşünelim Orhan, olmaz mı?
Ben o gecede ne yapacağım? Kiminle gideceğim o geceye?
Doktor Haluk aklıma geldi.
Açıkçası o kadar çok konuşuyor ki, gevezelik ediyor ki...
...oradaki herkesi bayacak.
Doktor Deniz desen, uykusu o kadar erken geliyor ki...
- ...yanımda sürekli esneyecek. - Evet.
Bir tek Doktor Bülent kaldı.
O da çok fazla yemek konuşuyor.
Beni darlayacak. "Tatlı nerede? O nerede?"
Keşke Ateş'le şu geceniz olmasaydı.
Haa, o bizim gecemiz var ya...
...artık sadece bizim gecemiz değil.
Aa! O niye?
Hastalığa yol açan mikropların moleküler yapısı...
...omuriliğinkine benzeyebilir.
Yani bağışıklık sistemi mikroplara saldırayım derken omuriliğe saldırabilir.
Bir enfeksiyon var yani?
Baba, enfeksiyon olmadığını söylediler ya şimdi.
Enfeksiyon ortadan kalksa bile bağışıklık sistemi...
...saldırmaya devam edebilir çünkü omurilik hâlâ orada.
Tedavisi var mı?
En baştaki enfeksiyonun ne olduğuna bağlı.
Tamamdır, bitti.
Lomber ponksiyondan sonra bir saat kadar dümdüz uzanman gerekecek.
Tamam. Ah...
Benim midem bulanıyor.
-Baba, bana bir soda alır mısın? -Tabii oğlum. Hemen.
-Bunu al, yanında dursun. Kusarsan. -Ben iyiyim, teşekkür ederim.
Sadece babamı göndermek istedim.
Niye? O, senin baban.
-Tabii ki yanında olacak. -Evet, biliyorum da...
...onsuz size söylemem gereken bir şey var.
Aile değil, Pinokyo sülalesi mübarek. Herkes birbirine yalan söylüyor.
Baba, oğul.
Arkadaşlarıyla Fas'a gitmiş, Kazablanka'ya.
Ne o, unutulmaz bir aşk mı yaşamak istemiş?
O çocuğun Kazablanka filmini bilme ihtimali yok.
Dolapdere, yapma Allah aşkına! Sinemaya ne kadar hâkim olduğumu...
...göstermeye çalışıyorum. Yoksa biz de biliyoruz Kazablanka'da...
...her köşe başında ne satıldığını.
Peki, oraya nasıl gitmiş babasına haber vermeden?
Arkadaşının özel uçağıyla gitmiş beyefendi.
Gördün mü Dolapdere?
Zengin arkadaşlar adamı nasıl yoldan çıkarıyor.
Aynen. Çınar'ın babası da oğlunun zengin arkadaşlarından...
...bir şeyler kabul etmesini istemiyormuş.
Kim olduğunu, nereden geldiğini hatırlamasını istiyormuş.
-Neredeydin? -Yemek planı yapıyordum.
Neler oluyor?
Ne olsun, sen yokken arkadaşların müthiş bir keşfe imza attı.
Meğerse hastamızın, babasıyla berbat bir ilişkisi varmış.
Belli ki onlar bu keşfin önemli olduğunu düşünüyor.
Bence önemsiz.
Bu hasta çocuğun kalkıp Fas'a gitmesinin tek bir sebebi olabilir.
Hocam, şurada anlaşalım mı?
Hasta alkol dışında bir şey kullanmıyor.
Bunu sana mı söyledi, babasına mı söyledi?
Toksikolojide THC çıkmamış.
Zaten içtiyse bile şimdiye kadar çoktan temizlenmiştir.
Diyelim ki içti...
...kullandığı zararlı maddenin...
...transvers miyelite neden olma ihtimali yok.
Peki.
Bu zararlı madde marihuana nedir?
Bir bitki. Belki de bu bitkinin üzerine sıktıkları şey...
...çocukta bir hastalığa neden olmuştur.
Pestisitler.
Yahu çocuk bize tatile gittiğini söylüyor.
Neden zararlı madde içtiğini söylemesin ki?
Hem pestisit zehirlenmesinden bahsediyorsak...
...o tür kimyasallar meyvelerin üzerinde de oluyor. Yani belki de...
...çok ilaçlanmış bir meyve yedi, olamaz mı?
Yani vakayı çözemedik, çocuğun doktoru olmak yerine...
...avukatı olmaya karar verdik, öyle mi? Harika! Ne güzel! Tamam!
Bence büyük ihtimalle çocuk zararlı bir madde kullanmıştır.
Hem de fazlasıyla kullanmıştır. Bunu da size söyleyememiştir.
Yalan söylemiştir çünkü elinde değil.
Yapamıyor, duramıyor. Yalan söylemeden duramıyor.
Genetik. Dedim ya, bütün aile yalan söylüyor.
İntravenöz pralidoksim başlayın.
Litre başına iki gram. İyileşme görene kadar...
...her sekiz saatte bir gram.
Hocam, nasıl zehirlenme tanısı koyabilirsiniz?
Zehirlenme tanısı koyamazsınız. Elinizde kanıt yok ya, kanıt!
İşte o yüzden haklı olduğum ortaya çıktığı zaman...
...acayip havalı olacak.
-Zeynep Hoca. -Efendim?
Kiminle bu yemek?
Kimseyle.
- Ayıp be, ayıp! - Ne oluyor be?
Annemle babamı yemeğe davet etmişsin.
Bu Zeynep'in de ağzında bakla ıslanmıyor!
Asıl senin ıslanmıyor.
Sen de annen ve babanla yemek yememek için beni kullanmasaydın.
-Sana ne! Seni niye ilgilendiriyor? -Beni ilgilendirmiyor ama...
...ben de merak ettim sonuçta. -Sorsaydın.
Ne sorsaydım? Sorsam yalan söyleyeceksin.
Tamam, sen de inanacaktın, böyle boşu boşuna kavga etmeyecektin.
Ne, parayı mı istiyorsun?
-Verdiğin borcu geri mi istiyorsun? -Ne alakası var? Ne parası ya!
Ayrıca o para duruyor mu? Sen o parayı harcamadın mı?
Doktor, madem harcamayacaktın, niye benden borç aldın?
Bakalım bana borç verecek misin, vermeyecek misin, görmek istedim.
Ne!
Geçen sen bana 200 lira borç vermiştin, hatırlıyor musun?
O günden beri seni ufak ufak tırtıklıyorum.
Her seferinde borç miktarı birazcık daha artıyor.
Küçük bir deney gibi. Öyle düşün.
Bakalım ne zaman Orhan baba yeter diyecek?
Allah Allah!
Sen ne yapmaya çalışıyorsun? Benim arkadaşlığımıza verdiğim değeri...
...sen rakamlarla mı ölçüyorsun?
Yani.
25 bin lira doktor. Hiç fena değil. Öp de başına koy.
Güzel bir değer yani.
Ayrıca hiç kimse lak diye bu kadar parayı çıkarıp vermezdi.
-Kendinle gurur duy. Ben duyuyorum. -Çok sağ ol.
Bak...
...telefonu açacaksın, "Belgin teyze...
...merhaba, ben Orhan.
Bu yemeği iptal edebilir miyiz acaba?"
Şudur, budur vesaire. Hop!
Ne diyorsun?
Sonra kapacaksın parayı.
Bir tomar para, iyi düşün.
-Hadi. -Tamam.
Götür.
Peki.
Tamam.
Şimdi o telefonunla anneni, babanı ara...
...ve onlarla görüşmek istemediğini bir yetişkin gibi kendin söyle, tamam mı?
Eğer bunu yapmazsan, perşembe günü seni gelir alırım...
...ve dördümüz beraber yemek yeriz.
-Telefon? -Yalan söyledim.
Mesela geçen sene sakalsız da iyi gözüküyorsun demiştim ya...
...o zaman da yalan söylemiştim. Doktor, ben...
...giderek sana daha fazla yalan söylüyorum.
Bir deney gibi düşün.
Bakalım Ateş Efendi ne zaman yeter diyecek?
Annenle babanı ara.
-O ilaç ne? -Arkadaşlarınla gittiğin tatilde...
...bazı zararlı maddelere maruz kalmış olabileceğini düşünüyoruz.
-Bu ilaç onların etkisini geçirecek. -Bakın, daha önce de söyledim.
Ben öyle zararlı madde falan kullanmam.
Hiç kullanmadım.
Farkında olmadan da maruz kalmış olabilirsin.
Ayrıca yanlış anlama ama...
...babana yalan söylediğine göre bize de yalan söylemiş olabilirsin.
Baban nerede?
Bilmiyorum, hemşireler çağırdı.
İsteyerek yalan söylemediğimi biliyorsunuz, değil mi?
Babam bana başka çare bırakmadı.
Bak...
...sana hem analık yapan hem babalık yapan...
...ve bu ikisini de mükemmel yapan bir adamın oğlu olmak...
...gerçekten çok zor, tamam mı?
Emin ol, babasız olmaktan daha iyidir.
Pardon, ben bilmiyordum.
Konunun benimle bir alakası yok Çınar.
Elindekinin kıymetini bil demeye çalışıyorum, o kadar.
-Merve! -Merhaba Çınar.
-Ben sonra mı geleyim Doktor Bey? -Yok, yok. Benim işim bitti.
Hastamızı size emanet edebilirim.
Geçmiş olsun.
Ateş, ödümü kopardın.
Affedersin.
Perşembe akşamı şu tıp zımbırtısına beraber gidelim mi?
Senin kavalyen ben olayım.
Orhan'la baş başa olan yemeğinize ne oldu?
Orhan Hoca tüydü.
Aa! Niye acaba?
Aslı.
Yine sıkıntılar var herhâlde. O yüzden.
Beraber gidelim? Seninle ben.
Maalesef canım. Ben başka biriyle gidiyorum.
-Kiminle? -Bekle, gör.
Bakalım Çınar'ın durumu sabah nasıl olacak?
Sabahtan önce gecesi var.
Babası cep numaramı istedi, verdim.
Niye? Acil bir şey olunca zaten hastane bizi arıyor.
Diyemedim işte. Oğlunun gözünün içine bakan bir baba görmek...
...demek ki beni etkiledi.
Seninkiyle muhabbetin nasıl?
O buraya gelip zeytin dalı uzatalı bayağı oldu.
Kendi bildiği gibi babalık yapmaya devam ediyor.
Her hafta kesintisiz paramı gönderiyor.
-Hiç konuşmuyor musunuz? -Konuşuyoruz, konuşmaz mıyız!
Sağ olsunlar cuma bana mesaj atar. Banka dekontlarını.
Canan hastanede olduğunu söyledi.
Canan?
Baran'ın eski kız arkadaşı. Uzun, sarışın.
Baran. Hani senin en yakın arkadaşın.
Onun kız arkadaşı, bizim sınıftan.
Ya... Sınıftakileri pek tanımıyorum galiba.
Pek mi? Bence hiç.
Kütüphaneden pek çıkmadığın için.
Ne zaman görsem kafa kitapların arasında, sürekli not alan bir tip.
Arada da saçlar çekiştiriliyor böyle.
Hiç fark etmemişim.
-Bir sapığın olduğunu mu? -Hayır!
Benimle bu kadar ilgilendiğini.
Ben aslında sen oradasın diye oradaydım.
Yani ders de çalışıyordum tabii.
Senin kadar olmasa da ben de fena öğrenci değilim.
Ama daha çok sen oradasın diye.
Aslında geçen yıl bahar balosunda ben yanına gelecektim.
"Ne haber Çınar? Çekme şu güzel saçlarını. Bu arada ben Merve...
...üç yıldır her gün seni seyrediyorum." diyecektim...
Ee, söyleseydin keşke.
Benim için konuşmak o kadar da kolay değil.
Şimdi konuşuyorum çünkü hastanedesin. İstesen de kaçamazsın.
Sen hep bu kadar komik misin?
Hayır, yalnızca çok heyecanlı olduğumda.
Ama çok tatlısın.
Pardon.
Efendim baba?
Yok, yok, teşekkür ederiz. Tamam.
Tamam, hadi hoşça kal.
Babam, kahve ister misiniz diyor da.
Sen de bana sormadan hayır dedin. Amma kibarsın.
Sormadım çünkü şey dedim, ee...
...acaba ben hastaneden çıkınca mı içeriz...
...beraber? Kahveyi diyorum.
Tabii onu da kabul edersen.
Tabii, çok sevinirim.
Ama benim daha ne zaman çıkacağım belli değil.
Ben beklerim. Zaten bir süredir bekliyorum.
Hatta ömrüm seni beklemekle geçti bile diyebiliriz.
) Hastanın durumu nasıl?
Bilmiyorum ki. Bugün daha uğramadım yanına.
İnşallah daha da kötüleşmez.
Pestisit kanıtı olmadan pestisit zehirlenmesi tedavisi uyguluyoruz.
Durumu kötüye giderse avukatları bizi çiğ çiğ yer.
Ben söyledim Hekimoğlu'na ama...
İnanmıyorum!
Avukatlık bir durum olmayacak herhâlde.
Sanki.
- Merhaba. - Merhabalar.
- Afiyet olsun. - Ne yaptınız bilmiyorum ama...
...iştahı açıldı, çok iyi. -Harika.
Perşembe akşamı...
...işiniz var mı? -Günaydın.
Sana da günaydın. Çok teşekkürler.
Böyle elimi kaldırdım ya, günaydın demek o.
Anladım, çok pardon.
Perşembe akşamı işiniz yoksa size geleyim diyorum.
Medeni insanlar gibi Metin Bey'le birbirimizi daha yakından tanıma...
...fırsatı elde ederiz.
Ben bunu şöyle duyuyorum; "Perşembe akşamı annemlerle...
...çıkacağım yemekten aşırı kokuyorum ve kendime kaçacak yer arıyorum."
Değil mi?
Ben annenle konuştum. Çok heyecanlı seninle buluşacağı için.
Çok özlemiş seni.
Hatta bana seninle buluşurken ne giyeceğini bile anlattı.
Sen eski kocanın annesiyle böyle zırt pırt telefonda mı konuşuyorsun?
Evet, konuşuyorum. Ne var bunda? Seviyorum onu.
Hatta bence sen de biraz konuşmalısın onlarla.
Belki onlar için ne düşündüğünü söyleyebilirsin onlara.
En azından kendine söyleyebilirsin.
İnan bana, çok rahatlatacak seni.
Vallahi gayet iyiydi Çınar.
Ateş?
Ateş. Buyurun.
Bakalım gece hemşiresinin notlarına.
Ateş de normal. Mehmet Ali söyledi, iştahı da açıkmış.
Hoca yine şanslı mıydı yani?
Artık şans mı, üstün zekâmı bilemiyorum.
Ama pestisit olduğunu bilmeden pestisit tedavisi uyguladı ve işe yaradı.
- Doktor Bey, günaydın. - Günaydın.
Kurabiye alır mısınız?
Uf, çok iyi kokuyor, almaz mıyım.
-Sıcak bunlar, yeni mi çıktı?
Fırından çıkarttığımdan beri koşuyorum vallahi.
-Harika, teşekkür ettim. -Afiyet olsun.
Bu arada Zeynep Hoca, beraber çalışıyoruz.
-Merve de Çınar'ın arkadaşı. -Öyle mi?
Çınar da yiyebilir mi sizce bunlardan bir tane?
Yer, yer. İştahı o kadar açık ki hepsini bile bitirebilir.
-İyiye gidiyor o zaman? -Öyle görünüyor.
Teşekkür ederim. O zaman ben soğumadan yetiştireyim bunları Çınar'a.
- Afiyet olsun. - Koş.
Belki de hocanın pestisit tedavisi değil de...
...bu boncuk kız iyi gelmiştir Çınar'a. -Aşkın gücü diyorsun yani?
Diyorum da...
...işte...
...anlayana.
Alo? Günaydın.
- Ne zaman geleceksin diye-- - Günaydın.
Yüzüne kapatırsam ayıp olmaz, değil mi? Şarjım az da.
O ne elindeki?
Sana yaptığım kurabiye.
Kurabiyelerden kalanlar daha doğrusu.
-Bana mı yaptın bunları? -Evet.
Sonra da doktorlarına, hemşirelerine rüşvet dağıta dağıta geldim.
Sana daha iyi baksınlar diye.
Sabah sabah seni görmek çok güzel.
Yani, bu sabah çok güzel olmuşsun.
Teşekkür ederim.
Bir iş görüşmem var az sonra. Onun için böyle.
Aslında sana süslendim.
Ya...
...biz niye hiç okulda konuşmamışız?
Bilmiyorum.
Neyse.
Buradan çıkınca arayı kapatırız.
Bak, ciddiye alırım ama.
Al. Ciddiyim kızım ben.
Hadi kalk, geç kalacaksın.
Tamam.
Çabuk iyileş, olur mu?
Evet, çocuk iyileşti.
Ben de affedildim herhâlde, öyle mi İpek Hanım?
Değil çünkü çocuk iyileşmedi.
Mide bulantısı ve ishal dışında da semptomları var.
Elektriklenmeler azaldı ama.
Tamamen kaybolmadı ama.
Tamam, en azından altına yapmıyor.
Bir de öyle düşün. Hasta bakıcılar çok memnun.
Akyuvar sayısındaki düşüklük için ne diyorsun peki?
Düzelecek, o da düzelecek. Sabret biraz, yedi aylık mısın sen?
Yakında judocumuz minderlere dönecek.
Babasının arkasından iş çevirmeye devam edecek.
Efendim?
Anladım. Kontrol edin bir daha.
Tamam, geliyorum.
Ne oldu?
Reklamlar. Başka bir operatöre geçersem faturam ucuzlarmış.
Ateş, uydurma lütfen. Ben haklıyım, değil mi?
-Hastanın yanından arıyorlar. -Her şey seninle alakalı, öyle değil mi?
Her şey seninle alakalı.
Titremeye başladı, ateşi 41 derece.
Ne demek oluyor bu? Neyi var?
Gerçeği mi söyleyeyim yoksa seni korumak için yalan mı söyleyeyim?
Nesi var oğlumun?
Hiçbir fikrim yok.
İşte, Zeynep'in aradığı ateş.
Adı üstünde, miyelit. Omuriliğin iltihabi olması durumu.
İltihabın olduğu yerde ateş de beklenir.
İltihaba sebep olan enfeksiyon da şimdi ortaya çıktı.
Ee, ne yapacaksın işte, bu evrende sonuç, hep nedenden sonra geliyor.
Gerekli mercilere şikâyet ettim ama...
-Belki de testler yanlıştı. -Hayır, doğru.
Dün ne ateşi vardı ne de enfeksiyon.
Yani buradayken, hastanedeyken mi bir şeye yakalandı diyorsunuz?
Evet. Akyuvar sayısı çok düşük.
O kadar düşük ki savunma sıfır. Pat diye ölebilir.
-Altına yapıyor mu hâlâ? -Tekrar yapmaya başladı.
-Tekrar mı? -Evet hocam.
İyileşmeye başladığında normale dönmüştü.
İyi hissetmeye başladığında demek istiyorsun herhâlde Nişantaşı?
Bu çocuk buraya geldiğinden beri hiçbir iyileşme belirtisi göstermedi.
Bizim cevap vermemiz gereken soru şu; 22 yaşındaki bir gencin...
...immün yetmezliğe girip mide, bağırsak sisteminin etkilenmesine...
...ve durup durup elektriklenmesine ne yol açar? Bunun sebebi ne?
Ve nedenini bilmediğimiz bir şekilde iyileşip tekrar kötüleşmesine.
Bu enfeksiyon onu öldürmeden cevabı bulmamız gerekiyor.
Hadi canım. Bence de.
Geniş spektrumlu antibiyotik başlıyorsun.
Kontrastlı tüm spinal MR çektir...
...yalnız bu sefer yağ baskılamalı sekansları da aldır.
Sen de bu Kazablanka’ya giden zengin bebelerine bak bakalım...
...başka elektriklenen, titreyen, ateşlenen var mı.
Yarın akşamki yemeğe geliyorsunuz, değil mi?
Benim çamaşır yıkamam lazım.
Çamaşır dediğin şeyi makina yıkıyor Emreciğim.
Ama sonra çıkarıp asmıyor Zeynep.
Hiç mi merak etmiyorsun hocanın ailesini?
Timsahları da merak ediyorum ama kafamı ağızlarının içine sokmuyorum.
-Allah Allah! -Sen?
Yok, hiç işim olmaz.
Zaten ortada merak edilecek bir durum yok. Hekimoğlu deli.
Yani buna sebep olan bir virüs ya da gen mutasyonu yok.
Ayrıca sen de heveslenme, sıkılırsın. Alt tarafı iki kişiyle yemek yiyeceksin.
Ne yapacaksın? Ne konuşacaksın? "Nasılsınız, iyi misiniz?
İyi, siz nasılsınız? Biz de iyiyiz. Et mi tavuk mu?" Bir de...
...17 yıl boyunca Ateş Hoca'yı bir dolapta kilitli tuttuklarını...
...anlattığı zaman, itiraf ettiği zaman eğlenebilirsin, o ayrı.
Arkadaşlarınla konuşup benzer semptomlar gösterip göstermediklerini...
...öğrenmek istiyoruz.
Ama biz bunun bilgisini zaten acildeki doktorlara vermiştik.
Mutlaka öyledir ama onların elinde bizim şu an sahip olduğumuz...
...bilgiler yoktu.
Hangi bilgilerden söz ediyorsunuz?
Ee...
...bizi biraz yalnız bırakabilir misiniz acaba?
-Kötü bir şey mi var? -Yok, özel.
Neden şimdi özel oldu ki?
Benim oğlum. Ve bir şeyi varsa bunu bilmek benim hakkım.
Ee, Nadir Bey, ben ısrar etmek zorundayım.
Çıkabilir misiniz acaba?
Doktor Hanım, o benim oğlum ve ona ben bakıyorum.
Bir şey varsa bilmek de benim hakkım diye düşünüyorum.
Baba...
...Fas'a kiminle gittiğimi öğrenmek istiyorlar.
Oğlum, sen Fas'a hiç gitmedin ki.
Eren'in babası bizi bahar tatilinde götürdü.
Ama sen...
...tatilde iki tane ödev yazmam gerek demiştin bana.
Evet, öyle dedim.
Çünkü eve gelip deliler gibi çalışmak istemedim.
Bir tatilde de tatil yapmak istedim baba.
Benim o isimleri öğrenmem lazım.
Tabii.
Ne istiyorsun Ateş?
Görev.
Biliyorsun, ben bir görev adamıyım.
Son günlerde biraz ihmal ettim poliklinik görevimi, farkındayım.
Suçluluk duygusu çok fena, kemiriyor içimi. İyi bilirsin sen.
Yarın gece telafi edeyim şunu, olmaz mı?
Gece nöbeti yaz bana, sabaha kadar.
-Yalnız poliklinik geceleri kapalı. -Olsun.
Dosya işi var, dosya takibi, envanter.
Fotokopi.
Kaçılacak yemekler.
Biliyorsun.
Evet, dünden beri.
O zaman, hadi geç bir kıyak. Olmaz mı?
Geç bir kıyak, kurtar beni şu yemekten.
Tamam mı? Kurtar beni şu yemekten, ben de...
...bu İpek Hoca burun estetiği yaptırmış dedikodusunu...
...kim çıkardı, söyleyeyim sana.
-Öyle bir dedikodu yok bir kere. -Ama olacak.
Her an olabilir daha doğrusu.
Beni bu yemekten kurtarmazsan...
...bir dedikodu çıkabilir ortaya.
Ateş, niye zorluyorsun?
Sen de herkes gibi yapsana, yalan söyle.
Anneme? Sen annene yalan mı söylüyorsun?
-Evet, 12 yaşından beri. -Cık, cık, cık...
Benim annem yalan detektörü gibi. Hayatta yutmaz.
Yutar Ateşciğim.
Annen ondan nefret ettiğini düşünmektense...
...işin olduğunu düşünmeyi tercih eder.
Ben annemden nefret emiyorum.
Babamdan.
Babamdan nefret ediyorum.
Hocam, çaylar.
Koçum benim.
Doktor, bu koç var ya bu koç, benim motoru aldı, şaha kaldırdı.
-Öyle mi? -Aman hocam, yapmayın.
Ben bizim köydeki alçak eşek sandım...
...meğer devenin sırtına tırmanmaktan betermiş.
Sana da bir motor alalım mı? Benden.
-İstemem. -Araba?
-Eskidi senin araba. -İstemem.
Ev alsan da istemem. O yemeği yiyeceğiz.
Yengeyle aranı düzeltecek...
...taktikler versem?
Mesela?
Mesela...
...telefonda kıskandırma taktiği.
Başka bir hanımefendiyle konuşuyormuş gibi yapacaksın.
Sanki onun sana ilgisi varmış gibi. Azıcık kırıtacaksın falan. Tamam mı?
Çok klişe.
Sen şu yemek işini hallet...
...ben sana daha ne ince taktikler vereceğim.
Doktor, bu yemek yenilecek.
Gel.
Emreciğim, gel.
Emre, yemeğe gidecek misin?
-Hangi yemek? -Bu perşembe günü olan.
Hani Ateş Hoca'nızın ailesiyle olan.
Orhan Hoca size söyleyecekti zaten.
İşim olmaz İpek Hanım.
O zaman benimle tıp balosuna gelebilirsin, olur mu?
Neden ben?
Çünkü öncelikle üç kuşak doktor yetiştirmiş bir ailenin ferdisin.
İşinde çok iyisin.
Ayrıca hastanenin en havalı bölümünde çalışıyorsun.
Bir de kıyafet gibi bir derdin yoktur diye düşünüyorum.
Gardırobun ağzına kadar doludur.
Efendim?
Bir saniye bekler misin? Ne diyorsun?
-Tamam. -Smokin giymeyi unutma.
Evet, dinliyorum şimdi. Hayır, 2017-19 aralığında istiyorum.
Tamam da genel tabloda görünmüyor.
Aramasını yapar mısın onun?
Tamam, bekliyorum.
Aha, baban seni yalnız bırakmış. Ne zaman gelsem, burada olurdu.
Yemeğe gönderdim. Bari birimiz sağlıklı kalsın, değil mi?
Hep böyle fedakârdı.
Benim okulum, benim geleceğim, benim düzenim. Hep bana göre yaşadı.
Sen de onun yüzünü kara çıkarmadın işte. Derin nefes al.
Ama hasta oldum.
Evet ama bu senin suçun değil.
Ama o tatile gitmemeliydim.
Öyle düşünme. Kim olsa tatile gitmek ister. Niye gitmeyecekmişsin tatile?
Benim babam hiç tatil yapmadı.
Hem evi geçindirmek hem benim okul ücretlerini ödemek için...
...sürekli çalıştı, hep çalıştı.
Bir kere de bıktım, yoruldum demedi.
Kendinle babanı bir tutma, tamam mı?
Siz ne aynı yaştasınız ne de aynı konumda.
Parmağımı takip et.
Annem öleli yıllar oldu.
İstese evlenirdi de.
Babaannem bir sürü aday buldu ona. Hiçbirini istemedi.
Konuşmadık bu konuyu ama biliyorum.
Yine benim düzenim bozulmasın diye.
Bak, babanın tercihleri kendisiyle ilgili.
Şöyle düşün, baban bütün bunları yapmasaydı...
...sen okumayacak mıydın? Okuyacaktın.
-Evet ama-- -Ya da şöyle düşün.
Kimse kimseye mesela zorla trigonometri çözdüremez.
Hem bunu istemen lazım hem de kafanın basması lazım. Doğru mu?
O yüzden babanın hayattaki tercihleri kendisiyle ilgili.
Kendini suçlama. Tamam mı?
Ben geleceğim yanına.
Teşekkürler.
-Nerede bu Baran'ın iş yeri? -Levent'te.
Yolumun üstü, ben seni bırakırım. Oradan da eve geçerim.
Olur.
Yalnız şeye çok üzüldüm.
Ne güzel şimdi böyle evine gidecektin, pırıl pırıl...
...o çamaşırlarını yıkayıp asacaktın...
...tek tek, pırıl pırıl. Çok da hevesliydin ama...
Dalga geçiyorsun bir de, öyle mi? Çok ayıp.
Ay, vay be! İpek Tekin'e kavalyelik.
Herkese nasip olmaz.
Yalnız o da akıllı kadınmış.
İyi giyineceğinden emin olduğu, yanına yakışacak birini seçti.
Gerçi ben de seni seçerdim.
Sen?
Gelemedi bir.
O zaman sana bir soru.
Bu mu...
...yoksa bu mu?
-İkinci bence. -Değil mi? Bence de ikinci.
Zevkli adamsın.
Ateş Hoca'nın yemeği için kıyafet seçiyorum deme sakın Zeynep.
Tamam, yok, demem.
Gel abi, gel. Yarım saattir bekliyoruz, hadi.
Teşekkür ettim.
Hepimizde baş ağrısı, mide bulantısı ve kusma oldu.
Biz fazla içtik herhâlde diye düşündük.
Sizce Çınar'a olanların geziyle mi bir ilgisi var?
Bilmiyoruz.
Peki, döndüğünüzden beri herhangi bir ağrı ya da sızı...
...şikâyetiniz oldu mu? -Hayır.
Ayak mantarım dışında bir şikâyetim yok.
Aa! Görebilir miyim?
-Neyi? -Ayağınızı.
Fas’ta ayak mantarı gibi görünen yaygın bir parazit ver.
Aslında ayağımda değil.
Yani ben mantar, mantardır sonuçta diye düşündüm.
Kasıklarımda.
Kızarıklığı olan bir kişi dışında o geziye giden...
...kimsede sağlık sorunu gözlenmemiş.
Peki, nasıl bir kızarıklık bu?
Vallahi tam anlayamadım. Mantar lezyonuna benzemiyordu.
Örnek aldım, laboratuvara gönderdim. Şimdi sonuçları bekliyorum.
Mantar lezyonuna benzemiyorsa neye benziyordu bu kızarıklık?
Bebek bezinin yaptığı isilik gibi.
Çok yoğun çalışıyorlarmış. Üç gündür kıyafetlerini değiştirememiş.
Kaposi sarkomu, isilik gibi gözükebilir.
Lezyonun etrafında renk değişimi var mıydı?
Hadi, getir şu çocuğu buraya.
Hepimiz kasıklarını çok merak ediyoruz.
Kaposi olsa bile bizim çocuğun durumuyla bir alakası yok.
Çocukta deri semptomu yok, kanseri zaten eledik.
Evet.
Aynı yurt dışı gezisinden dönmüş iki arkadaş...
...ikisinde de ayrı ayrı, iki alakasız hastalık.
-Çocuğu buraya getirin. -Gelmez.
Mezun olur olmaz bir işe girmiş, şimdi de kafayı o işle bozmuş.
Çok yoğunmuş.
Arkadaşının hayatının buna bağlı olduğunu söyle.
Aradığımda öyle söyledim zaten.
Yine de gelmedi. Ben gittim ayağına.
O zaman kendi hayatının buna bağlı olduğunu söyle.
Kasıklarındaki kızarıklığın...
...et yiyen bir hastalık olduğunu...
...eğer tedavi edilmezse çok yakında kasıklarına yakın...
...her şeyi yiyeceğini söyle.
Baran denen çocuğa da uyuz oldum.
Ulan, arkadaşın ölecek, ölüm döşeğinde, gel hastaneye...
...ziyaret et diyoruz, adam yok yeni işe girmiş, para kazanacakmış.
Demek ki kafa, "Çınar kim...
"Fakir bir adam. Baran onu ne yapsın?
Zengin olsaydı koşarak gelirdi." diyeceksin, değil mi?
Hayır, demek ki gerçekten arkadaş olarak görmemiş diyecektim. Ne alaka?
Peyzajcılara söyle, o acile giden yolda--
- İpek Hanım. - Bir dakika.
Acil yolundaki ağaçlar var ya, onları da budasınlar, tamam mı?
Peki efendim.
Selin Hanım'ı gördünüz mü?
Selin Hanım'ı gördüm, toplantıya gitmişti, gelir... Ama geldi bile.
-Niye sordun? -Bir şey soracaktım.
-Kızlar toplantısını mı kaçırdım yoksa? -Gel, gel.
Bir hastayı mahkeme kararıyla hastaneye getirebilir miyiz diye soracaktım.
Hekimoğlu, hastanın buraya gelmesi için ona yalan söylememi istiyor da.
Sakın! Sonra mahkemeye çıkan sen olursun.
Aslında çocuğun buraya gelmesine gerek bile yok.
Sadece tanı koymak için görmek istiyor onu.
-Testi çocuğa götürün. -Öyle bir testimiz yok.
-Hoca görmek istiyor. -O zaman Hekimoğlu'nu çocuğa götürün.
O pek mümkün değil.
Ateş'e annesiyle babasının aradığını söyler misin?
Evet, yalan söyle.
Beklenenden erken geliyorlarmış de, o, onlardan kaçmak için...
...her yere gider.
Yani hocaya yalan söylememde sorun yok ama...
...hastaya yalan söyleyemem, öyle mi? -Aynen.
Tamam, teşekkür ederim.
Ben de odama gidiyorum, vaktin olursa gel.
Tamam, geleceğim birazdan.
Şimdi, bu dosyaları veriyorum size...
-Merhaba. -Gel.
Ee, İpek Hanım...
...şu baloya ben gelmesem olmaz mı? -Olmaz! Yani...
...olur tabii de çok önemli bir işin çıktıysa olur.
-Çıktı. -Ne diyorsun!
Çıkmadı aslında.
O zaman ne oldu?
Benim bir smokinim yok.
-Yani artık yok. -Anladım.
Hiç beklediğiniz gibi değil, biliyorum.
Benim de beklediğim gibi gitmiyor bu hayat.
Başka bir yöne doğru gidiyor benim için.
Babamın hesabıma yatırdığı paraya dokunmuyorum artık.
Hatta evime onun parasıyla alınmış ne varsa verdim.
Dağıttım birilerine.
Bundan üç ay önce buradan giderken görüşürüz demişti ama...
...görüşmeyi her teklif ettiğimde bir bahane buldu. Erteledi.
Artık sormuyorum ben de.
Yani...
...artık üzerime yapışan bu algı beni rahatsız ediyor.
Zengin değilim ben.
Hastanedeki diğer doktorlardan bir farkım da yok.
Ama hâlâ bu hastanenin mesleğinde en iyi...
...en havalı doktorlarından birisin, öyle değil mi, bu değişmedi?
Beden ölçülerin kaç?
-Neyim? -Beden ölçülerin diyorum.
Sana şöyle güzel, şık bir smokin kiralayalım.
Anlaştık mı?
-Anlaştık. -Tamam.
Midesi çok kötü!
Kaskatı olmuş.
- Batın içi kanaması var. - Ne oluyor?
Hemen ameliyathaneyi hazırla, bir de genel cerrahı ara.
Sakin ol, tamam, sakin ol.
Tamam, tamam.
Enfeksiyon sigmoid kolonda perforasyona neden oldu.
Allah'tan cerrahların halledebileceği bir şey.
Bu aynı zamanda antibiyotiklerin işe yaramadığı anlamına da geliyor.
Dozu iki katına çıkarın, listeye tigesiklin de ekleyin.
Ameliyattan çıkınca halledeceğim.
Arkadaşı nerede, zengin bebesi?
İşten çıkıp gelemezmiş.
Biliyorum, iki saat önce de öyle söylemiştin.
Ben ne demiştim?
-Yalan söylememi söylediniz. -Evet, ve?
Söylemeyeceğim.
Neden? Yalan çok kötü bir şey olduğu için mi, çok korkak olduğun için mi?
Yani zengin bebesinin hayatından iki saat harcayamaz mıyız?
Bence harcarız.
Neden harcarız? Çünkü zaman kaybı değil bu, sağlık söz konusu.
Tabii eğer yanılmıyorsak.
Yanılıyorsak, zaten hastalığının arkadaşının hastalığıyla...
...bir alakası olmayabilir.
Bence sen yanılmaktan korkuyorsun.
Aileniz aradı. Daha erken geleceklermiş.
Yalan söylemene gerek yok. Hastanın arkadaşı yolda, geliyor.
Nasıl? Çıkabilmiş mi?
Evet, kan kusarak. Ambulans on dakikaya burada.
Gastroenterolojiden birini acile yönlendireyim mi?
Yorma kendini, şimdi saçların bozulmasın.
Geç dalganı bakalım.
Dalga değil de fön sanki, ha?
Yakışmış.
En az beş yaş genç göstermiş seni.
Hatta altı yaş.
Ama ne yaparsan yap, Emre yine yanında çıtır kalacak.
Sana fikrini sorduğumu hatırlamıyorum.
-Ambulans gelmiş hocam. -Biz de geldik.
Ağır ol.
Baran.
-Evet. -Çıkar bakalım pantolonu.
-Doktor Hanım! -Sen onu bırak, beni dinle.
Neredeyse üç ünite kan kustu, müdahaleyi içeriye aldıktan sonra yapsak?
Doktor musun? Hişt! Sessiz!
Ne yapıyorsunuz?
Çınar’la Fas’ta ne kadar vakit geçirdiniz?
- Aynı odada mı kalıyordunuz? - Hayır.
- Çok mu yakınsınız? - Pek değiliz.
Ama Fas'a onu da beraberinizde götürmüşsünüz.
Satranç kulübünde o da, biz oradan tanışıyorduk.
Çınar...
Çınar'ın öyle pek takılacak vakti yoktur.
Okul judo takımı...
Bir de hurdalıkta çalışıyor tatillerde.
-Mantar değil. -Söylemiştim size.
Püstül yok, staf değil.
-Nerede çalışıyordu dedin? -Babasının hurdalığı var.
Tatillerde orada çalışır Çınar.
-Yalan söyledin. -Ne diyorsunuz siz?
Hangi konuda yalan söylemişim?
Tabii, sizin ailede o kadar çok yalan var ki...
...konu başlıklarına ayırmak lazım.
İnşaat şirketin olduğunu söylemiştin, hurdalık değil.
Evet, öyle söyledim.
Hurdacı olduğumu söyleseydim oğluma iyi bakmazdınız.
Burada işler nasıl yürür, iyi bilirim doktor.
Bir şey bildiğin yok.
Oğlun hurdalıkta çalışırken böyle değişik bir şey bulup getirdi mi sana?
-Yok, hayır. -İyi düşün.
Ha, örgülü tel?
Metal bir kutu, iki tarafında ağırlık olanlardan.
Yani neden?
İyi, düşünmeye başladın en azından.
Bir hediye vermiştim ona, erken mezuniyet hediyesi.
Eski bir iskandil ağırlığı.
Hani şu balıkçıların kullandığı gibi.
Bir anahtarlığın ucuna takmıştım.
Nereden geldiğini hatırlasın, babasının hurdacı olduğunu unutmasın diye.
Sen unutmuşsun belli ki. Nerede bu anahtarlık?
Bilmiyorum, hiç kullanmadı.
Şans getirsin diye bir yerlere sakladı herhâlde.
-Nereye sakladı? -Bilmiyorum!
Ne önemi var bunun doktor?
Çocuğun kıyafetleri nerede?
Odasındaki dolapta.
Siz ikiniz, radyolojiye götürün onu.
- Kıyafetlerini mi? - Hayır, dolabı. Sakın açmayın.
Sen benimle gel.
Bırakın oraya.
Çıkın buradan, bu şey radyoaktif.
Radyasyonun santral sinir sistemi bulgularına yol açması--
Oha!
Çağırın kurşun pijamalı adamları.
Radyasyon ölçümleri santral sinir sisteminde...
...hasara yol açacak kadar yüksek değil.
Sinir hasarına yol açmamış olabilir.
Ama bağışıklık sistemini kesinlikle yok etmiş.
Ve tümörlere neden olmuş.
MR'larda tümörlere rastlamadık.
PET yapın. Servikal bölgeye iyi bakın.
Bundan iyi bir şey çıkmayacak.
Nadir Bey, haberler pek iyi değil.
Çınar’a verdiğiniz metal parçası, kuyuları test etmek için kullanılan...
...endüstriyel bir makineye ait.
İnsanların radyoaktif materyalleri bu şekilde atmaması gerekiyor.
Ama atıyorlar maalesef.
Peki, şimdi ne yapacaksınız?
Buna maruz kalan herkesin radyasyon hastalığı için tedavi görmesi gerekiyor.
Baran, Çınar’ın çantasını uçakta, kucağında taşımış.
Tedavisi var yani?
Kan nakli.
Biz şu anda elektrolit değerlerini dengede tutmaya çalışacağız.
Ancak Çınar radyasyona çok fazla maruz kalmış.
Yani yaklaşık 70 bin akciğer tomografisine eş değer.
Ne yazık ki kemik iliği artık akyuvar üretemiyor.
Bu yüzden mi vücudu enfeksiyonla savaşamıyor?
Evet, ilik nakline ihtiyacı olacak.
Ayrıca biz bir PET taraması yaptık ve Çınar’ın omuriliğinde...
...kavernöz anjiom bulduk.
Damarsal bir tür tümöral oluşum.
Zaten elektriklenmelere ve sinir sistemindeki diğer bulgulara...
...bu sebep oluyor.
Oğlumun omuriliğinde tümör mü var diyorsunuz?
Ee, size şöyle anlatayım.
Omurilik bir araya gelmiş ipler gibidir.
Yani uçurtmanın ipleri gibi düşünün.
Cerrah bu ipleri ayırıp, tümörü alabilir.
Ancak kan değerleri Çınar’ınki kadar kötü olan biri için...
...bu ameliyat oldukça riskli.
Peki, ameliyat etmezseniz ne olur?
Tümör solunumunu durdurabilir ya da kalbini.
Bu sizin suçunuz değil.
Yani siz bunun radyoaktif bir madde olduğunu bilemezdiniz.
Şimdi bizimle gelmeniz gerekiyor. Sizi de acilen tedaviye almamız gerek.
Evet ama Çınar bekleyemez.
Çınar'ı biz şu an enfeksiyonlardan korumak için steril odaya alıyoruz.
Benimle gelin lütfen.
Ne kadersizmiş bu çocuk da be.
Yani baban tutsun hurdalığın içindeki o kadar parçanın içinden...
...radyoaktif bir parça bulsun, eline tutuştursun.
Vallahi olacak iş değil.
Demek ki her zaman babanın sözünü dinlemeyeceksin.
Senin bu taktikler işe yaradı ha.
Klişeler.
Vallahi.
Dün akşam kumrular gibiydik dip dibe.
Bu taktiklerin devamı var mı?
Yok ya.
Bir şey yaptın mı devamını hak etmek için?
Çalıştın mı bana? Yok.
Ben çalışmadım da gene dört ayak üstüne düştün ha.
Yemeği iptal etmek için geçerli bir sebebin var.
Nereye böyle acele acele?
Çınar’ın dosyasını ameliyata girecek cerraha götürüyorum.
-Sen de girecekmişsin ameliyata. -Evet, öyle istedi hoca.
Çünkü cerrah raporu okumayı sevmiyor.
Kostümünü seçmişsin.
Tabii zor olmuştur senin için o kadar kıyafetin arasında ama...
Seni o kostümle görmeden bir yere kaybolma.
Bakarız.
Allah Allah!
-Anne. -Erken geldik biraz.
-Sizi görmek ne güzel. -Yalan söyleme.
Kötü bir zamanda mı geldik?
Yani...
Aslında biraz karmaşık bir vakayla uğraşıyorum da...
...ertelesek mi şu yemeği acaba?
Ama Orhan her şeyi hazırlamış.
Biliyorum, haberim var. Ona da söyledim iptal etsin diye.
Anladım, o zaman biz gidelim.
Sen işlerini ayarla, bir iki saat sonra döneriz, tamam mı?
Yani bilmiyorum ki öyle yoluna koyabilir miyim?
-Dediğim gibi, karmaşık. -Sen bizi görmek istemiyorsun.
Anne, yapma.
İlla kendimi suçlu hissettireceksin yani.
Tamam, peki.
Affedersin, tamam.
Radyasyon zehirlenmesinden ölmek üzere olan bir hasta.
Anladığım kadarıyla yemek yemeye bile vaktin yok.
O zaman kafeteryada bir şeyler atıştıralım.
Bak, sen kaşarlı tostu çok seversin.
Ne dersin, ısmarlayalım mı?
-İyi madem, tamam, hadi. -Hadi o zaman.
Çınar ameliyat için hazır, haber vermek istedim.
Sağ ol, tamam. Teşekkürler.
Zeynep ben bu arada.
- Çok memnun oldum. - Merhaba.
Oğlunuzla birlikte çalışıyorum.
Ateş sizden çok bahsediyor.
Gerçekten mi?
Bu Zeynep yeni mi?
Yok.
Sadece biraz naif.
Özür dilerim. Oğlumla dalga geçiyorum. Asla sizinle değil.
Biz kafeteryaya bir şeyler yemeye inecektik.
Katılmak ister miydiniz?
Çok teşekkür ederim.
Ama siz baş başa kalın.
Ne de olsa çok görüşemiyorsunuz.
Belki başka zaman ama.
Beatles sever misin?
Kim sevmez ki?
Benim kızım 12 yaşında, tekrardan alıştırdı beni.
Ne ünlülerdi bir ara.
Galiba hepsi bu kadar.
Çevirebilirsiniz.
Durumu nasıl?
-Gayet iyi gözüküyor. -Kabiliyetli miyim neyim.
Tansiyon düşüyor!
İki ünite kan daha verelim hemen.
Kalp hızı da düşüyor. Kanaması var.
Ne konuşuyorlar sence?
Annesinin son gittiği dişçi randevusu hakkında konuşuyor olabilirler.
Öyle tabii. Yetişkinler, anne babalarıyla konuşurken...
...aslında hiçbir şey hakkında konuşmazlar.
Bir şey kaçırmıyorsun yani, merak etme.
Ben bahçedeyim.
İş dışında neler yapıyorsun?
Hiç.
Hep aynı cevap, hiç.
Ne yapalım.
Cevap değişmiyor.
Ateş, hatunlarla aran nasıl?
Aman İrfan, rahat bırak çocuğu!
Ne dedim? Bir şey demedim ki ya.
Aa! Az daha unutuyordum.
Bak, geçen gün badana için evi toplarken ne buldum, biliyor musun?
Bak.
Ne çok severdin sen bunu. Baban getirmişti, hatırladın mı?
Hatırladım.
Fokker D-21
Ama onun iniş takımları kırılmış.
Bunca sene sonra bu kadar sağlam kaldığına şükretmek lazım.
Olsun.
Bak, uçabilir yine de.
Evet, uçabilir ama inemez.
Selin'le karşılaştık koridorda.
Çok iyi görünüyordu maşallah.
İyi görünüyor da laf mı?
Güzel kadın hep güzeldir.
Onun burada çalışıyor olması seni üzmüyor, değil mi Ateş?
Yok, benimle bir işi yok zaten.
Ama beraber çalıştığı kişileri kesin üzüyordur.
Katır gibi inatçı, biliyorsun.
Bilirim.
Sen üzülmüyorsan iyi.
Senin de hayatında biri olacak mutlaka.
Bu kolyeyi nasıl buldun?
Bana sorma. Dizaynır olan sensin.
Büyük ve renkli bence. Dur bir bakalım neler var başka.
Belgin anneyi görmek iyi geldi, biliyor musun?
O kadar zaman olmuş ki onu görmeyeli.
Hâlâ Belgin anne mi diyorsun?
Biz Ateş'le evlendiğimiz zaman öyle bir hitap tutturmuştum.
Annemden başkasına anne demek istemedim. Bir ara yol yani.
Boşandıktan sonra da öyle kaldı.
Babayı da gördün o zaman.
Gördüm.
O da bana bir iltifatlar, bir iltifatlar.
Ateş'i herkes çok zeki zannedermiş...
...ama benimle ayrılarak aptallık etmiş.
Böyle mi söyledi gerçekten?
Ateş'in ailesinden uzak olmasını anlıyorum, biliyor musun?
Özellikle babasıyla. O kadar farklılar ki.
Selin, zor geliyor mu ara sıra?
Yani sürekli böyle Ateş'i karşında görmek?
Ateş'le karşılaşmak, sürekli onu görmek hepimize zor geliyor İpekciğim.
Bu arada sanki ben kararımı verdim.
Şöyle, ne dersin?
Bakayım.
Küpe ve bileklik.
Güzel, beğendim.
Yani boyna kolye takmak istemedim. Boynun zaten kuğu gibi...
...başlı başına mücevher.
Bu arada ben niye kavalye aradım ki zaten?
Seninle gitseydik ya işte.
Hah, işte o zaman Ateş'in diline tam düşeriz.
-Kesin. -Çok güzel olacak.
Evet.
-Birer çay daha alayım mı? -Yok yok, sağ ol Ateş.
Uçakta uyuruz diye düşünmüştük, uykumuz kaçmasın şimdi.
Ben de yeni motor aldım.
Motosiklet.
Görmüşsünüzdür belki dışarıda, kocaman, kamyon tekeri gibi tekerlekleri var.
Engelli parkındaki mi?
Evet.
Değişik bir şey.
Siyah.
Dikkatli kullanacaksın, değil mi?
Seni son gördüğümde hâlâ iki bacağın vardı.
Umarım öyle kalır.
Aslında üç.
Ateş, senin sorunun ne, biliyor musun?
Vites değiştirmek olabilir.
Ne kadar şanslı bir adam olduğunun farkında değilsin.
Lavabo nerede?
Kasanın orada.
Müsaadenizle.
Ne kadar şanslıyım.
Yapma Ateş, baban sana yardımcı olmaya çalışıyor.
Sağ olsun.
Da benim yardıma ihtiyacım yok.
Biliyorum.
Benim oğlum her hâliyle mükemmeldir.
Hocam.
Hayırdır, çıkmamışsın. Her şey yolunda mı?
Yolunda, yolunda hocam.
-Yorgunluk? -Evet.
Gelsene ya.
Evet ya, bazen gerçekten insan pestili çıkmış gibi hissediyor.
Aynen öyle.
Hele bir de hastayı iyileştiremediği zaman.
Emre'yle konuştum.
Hasta ameliyata dayanabiliyormuş.
Çınar?
Ama ondan sonrası malum.
Bu da bizim mesleğin cilvesi herhâlde.
Vallahi cilvesi mi, yoksa kalbimize oturan taşlar mı, bilemiyorum.
Biz hep mesleğe duygularımızı karıştırmayalım diyoruz ama...
...bazen hastayı iyileştiremeyince de böyle...
...içimize kayalar oturuyor.
Hele hasta bu kadar gençse.
Genç.
Gençlik.
Kulağa ne kadar eğlenceli geliyor.
Bu çocuk hiç eğlenmemiş hocam.
Bu çocuk hep koşmuş.
Daha iyi notlar almak için koşmuş.
Bursunu kaybetmemek için koşmuş.
Babasının...
...hayalini gerçekleştirmek için hep...
...koşmuş.
Haksızlık bu.
Öyle.
Saçmalık hatta.
Öyle.
Geçiyor mu?
Ne?
Bu yenilgi duygusu...
...yıllar geçtikçe azalıyor mu?
Doğruyu mu söyleyeyim, yalan mı söyleyeyim?
Hocam, biliyorsun, biz de koşuyoruz.
Biz önde, ölüm arkada, hasta yanımızda.
Eğer hastanın elini tutup çizginin öteki tarafına geçirebiliyorsak...
Ölüm hayatın karşısında değil, hayatın içinde bir yerlerde.
Bir de galiba benim biraz çenem düştü.
Hadi ben seni yolundan tutmayayım.
Hadi bakalım, biraz hayata karış sen.
Teşekkür ederim.
Bu taksi ne taraftan gelecek?
Gelir bir taraftan. Hem zaten haber verecekler, gel otur.
-Gel. -Sen otur.
Ateş biraz zayıflamış mı, bana mı öyle geldi?
Tost yedirdin ya, doymuştur.
Ama o meşgul bir insan.
Hem zaten o da isterdi bizimle birlikte yemeğe çıkmayı ama--
Yok, yok, yok, aması falan yok.
Kaç gündür bizim geleceğimizi biliyor, değil mi?
Bak, hastane doktor kaynıyor.
İşlerini ayarlayıp iki saatini annesine babasına ayırabilirdi.
Ama o herhangi bir doktor değil ki İrfan Bey.
Ta nerelerden ne hastalar geliyor oğluma, şifa bulmak için.
Odası ne kadar büyüktü, değil mi?
Yanında da bir sürü doktor çalışıyor, maşallah.
Ama yüzü gülüyor mu?
Hayır.
Peki, hayatını bir düzene soktu mu? O da hayır.
Bir yuva kurabildi mi? O da hayır.
Zaten olanı da kendisi yıktı.
Bak, havaalanına gitmek için taksi bekliyoruz.
Bir arabası bile yok bizi götürmek için.
Ama "Benim motorumu gördünüz mü?"
Heves edip almış çocuk.
Sen de bacağını kırma falan deyip duruyorsun çocuğa.
Evet, doğru söylüyorum. Ayağı sakat, yatağı boş, hayatı boş.
Ne yani, şimdi sen bana...
...oğlun mutsuz mu demeye çalışıyorsun? -Evet, onu söylüyorum.
Ben gerçeği söylüyorum. Kendi olsa ne der?
"Herkes yalan söyler."
Bak, ben doğruyu söylüyorum, gerçeği söylüyorum.
Araba da geliyor, hadi kalk gidelim.
-Amcacığım, Ateş Bey'in istediği taksi. -Evet.
Devam et.
Babası ve arkadaşı tedaviye yanıt veriyor.
Ama Çınar'ın durumu pek iyi görünmüyor.
Teşekkür ederim.
Kafeteryaya yemeğe gelmediğin için.
Baş başa kalmanız iyi olur diye düşündüm.
Nasıl annemle babam?
Tatlı insanlara benziyorlar, öyle değil mi?
Evet.
Ya.
Öyleler.
47 yıl.
47 yıldır evliler.
Tek çocuk.
Babam askeri pilottu.
Annem ev kadını.
Anne.
İyi birisi.
Çok fazla espriyi falan sevmez.
Gerçeklerle yüzleşmekten nefret eder.
Babam aynı senin gibi.
Yani şefkat konusunu çıkar, aynı senin gibi.
Ama yalandan nefret etme konusunda seninle yarışır.
En ufak bir yalana bile tahammülü yok.
Mahkemede hâkimsen veya tanıksan...
...güzel bir özellik.
Ama bir baba için...
...berbat bir özellik.
"Çok çalış" çıktı.
-Teşekkür ederim doktor. -Afiyet olsun.
Sizce ameliyat daha ne kadar sürer?
Şimdiden bir şey söylemek zor.
Annesi öldüğünde Çınar daha okula yeni başlamıştı.
Ben perişanım tabii. Annesi ölmüş küçücük bir çocukla baş başa kaldım.
Hiç kolay değil.
Öğlenleri yesin diye çantasına sadece bisküvi koyardım.
Çünkü bir sandviç bile yapamıyordum.
Ama çok iyi bir iş becermişsiniz. Çınar çok iyi bir çocuk.
Durumu nasıl?
Cerrah, omuriliğe zarar vermeden tümörü çıkardı. Ancak...
...enfeksiyon yüzünden yine bağırsak perforasyonu oldu.
Kanamayı durdurduk.
Ama akyuvarları daha da düşmeye devam ediyor.
Peki, şimdi ne olacak?
Başka ilaçlar, yeni antibiyotik falan?
Gerçek şu ki Çınar'a ne verirsek verelim...
...vücudunun enfeksiyonlarla savaşabilme ihtimali çok düşük.
Doktor Hanım, ben Çınar'ın...
Biliyorum, Merve.
Çınar'ı arıyorum ama bulamıyorum. En son dün aramıştım ama ulaşamadım.
Şimdi de ameliyatta dediler. Ne ameliyatı bu?
Ben iyileşiyor sanıyordum. Hemşire Hanımlara sordum...
...babasını da tedaviye almışlar, bulaşıcı bir şey mi?
Merve...
...Çınar ciddi anlamda radyasyona maruz kalmış.
Onu hasta eden şey bu. Tanıyı yeni koyduk.
Tamam, siz de o yüzden ameliyata aldınız.
Ne yazık ki...
...bu, radyasyonun etkilerini ortadan kaldırabilecek bir ameliyat değil.
Çınar'ın yeniden eski sağlığına kavuşması mümkün değil.
Ama...
...a-ama Çınar çok genç.
Ben seni anlıyorum.
Çok iyi anlıyorum, ben de yaşadım aynılarını.
Hiçbir umut yok yani?
Öyle mi?
Ben...
Ne yazık ki durum bu.
Daha yeni bulduk biz birbirimizi.
Telefonla oynamaya başlamışsın.
Siz, Ateş Hoca, değil mi?
Sayenizde hocam.
Teşekkür ederim.
Bir şey sorabilir miyim?
Ama bana doğruyu söyleyin.
-Benden gerçeği saklamayın. -O sizin işiniz.
Babanla sen, o konunun uzmanları sizsiniz.
Merak etme.
Bu...
...bendeki şey...
...hastalık...
...bu radyasyondan olan şey...
...babamın sağlığını tehlikeye atacak mı?
Bakın hocam...
...benim ondan başka kimsem yok.
Ona bir şey olacak mı?
Babana kızgın değil misin?
Hayır.
Babadır sonuçta, nasıl kızayım?
Evet.
Onun oğlu olmak zor.
Beni çok zorluyor. Her gün.
Ama o benim babam, hocam.
Ona bir şey olmayacak, değil mi?
Evet.
Baban iyi olacak, merak etme.
Başka?
Başka sormak istediğin bir şey var mı?
Yok.
Sağ olun.
-İyi misin oğlum? -İdare eder baba.
Annenin ölümü hakkında sana yalan söylediğim için özür dilerim.
Ben de özür dilerim baba.
Tatil konusunda yalan söylediğim için.
Annenin ölümü beni perişan etti.
Yıktı geçti.
Baba...
...sana kızmıyorum.
Bana niye yalan söylediğini anlıyorum.
İşe de yaradı hatta.
Hiç alkollü araba kullanmadım.
Bundan sonra da kullanmam.
Baba...
...bundan sonrası olacak, değil mi? -Tabii ki olacak.
İyi olacaksın.
Ben korkuyorum baba.
Yapma. Benim oğlum öyle kolay kolay korkmaz.
Hem korkacak ne var ki? İyi olacaksın.
Beni kandırma, doğruyu söyle.
Doğru söylüyorum oğlum, iyi olacaksın.
Baba...
Seni seviyorum baba.
Ben de seni seviyorum oğlum.
Hocam.
Siz daha çıkmadınız mı? Ben sizi gitti zannediyordum.
Nişantaşı.
Vay be, yakışmış.
Tam Nişantaşı olmuşsun.
Bir an aynaya bakınca...
...babama benzettim kendimi.
Acaba git gide ona mı dönüşüyorum dedim.
Sen baban değilsin.
Babana falan dönüşmeyeceksin, merak etme.
Yalnız şöyle bir sorun var, bu geceden sonra muhtemelen herkes...
...İpek Hoca'yla aranızda bir şeyler var zannedecek. Ona göre.
Benim için sıkıntı yok hocam.
Gurur duyarım.
Ateş, ne yapıyorsun?
Hırsızlık.
Sen ne yapıyorsun burada? Senin şimdi süzüle süzüle halay çekmen gerekiyor.
Telefonumu unuttum, aşağıda beni bekliyorlar.
Yani...
...bir de kadınlar düzenlidir derler, bu ne be çıkrık çarşısı gibi.
Ne arıyorsun, bana söyler misin Ateş?
Evet.
Bunu arıyorum.
Bu mu yani gece gece aradığın şey? Ne yapacaksın bununla?
Zaman yolculuğuna çıkacağım.
Şimdiki zamanla geçmiş zamanı birbirine yapıştıracağım.
İyi misin?
Yani nasıl geçti anne babayla?
Harika.
Birbirimize doyamadık. O kadar ki...
...birbirimizin midelerine oturduk.
Hadi hadi. Halay beklemez, koş, kaçırma.
Evet.
- İpek. - Efendim?
Denizkızı gibi olmuşsun, pullu falan.
Yakışmış.
- Teşekkür ederim. - Yo, etme.
Önümüzdeki hafta yeni yıl zamlarına karar vereceksin ya, o açıdan.
Neyse, tekrar çok güzel olmuşsun. Denizkızı gibi.
İpek Hanım, buyurun anahtarınız.
Teşekkür ederim, bir de yıkatmışsın.
Sağ ol.
Öpüyorum.
İyi eğlenceler.
Çok başka, yani çok yakışıklı görünüyorsun.
Bir kitaptan çıkmış gibisin.
Bir beyaz atım eksik.
Masal kitaplarından bahsetmiyorum tabii ki.
Oradaki beyaz atlı prenslerden falan.
Klasik bir romanın centilmen ve çapkın kahramanı mesela.
Sağ ol.
Kendi hikâyemin kahramanı olmaya çalışıyorum sadece.
Yani bu aralar.
-Buyurun efendim. -Sağ olun.
Bu bizim Emre var ya, aslında istese...
...bu dizilerde, filmlerde oynayabilirmiş gibi geliyor bana.
Ne dersin?
İhtiyacı olmamıştır onun öyle şeylere.
Canım niye öyle diyorsun?
Herkesin bu hayatta kendisini iyi hissetmeye ihtiyacı vardır.
Yani hoş çocuk, onu diyorum.
Yalnız ben bu akşam çok güzel yırttım.
Ateş sağ olsun, yani o olmasaydı o smokini ben giyecektim...
...o arabaya ben binecektim. -Ay!
Ben bir şey soracağım.
Ateş Hoca, anne ve babasını görmekten neden nefret ediyor?
Babası hep doğruları söylüyormuş. Ne yani, bununla mı başa çıkamıyor?
Yok.
Ateş, anne ve babası için hep bir hayal kırıklığı olduğunu düşünüyor.
-Ve bundan nefret ediyor. -Nasıl?
Yani oğulları dünyaca ünlü bir doktor.
Ne kadar hayal kırıklığına uğramış olabilirler ki?
Oğlunun sakat olduğunu görmekten daha kötü ne olabilir, biliyor musun?
Onun mutsuz olduğunu görmek.
Bu dizinin sesli betimleme, ayrıntılı altyazı ve...
...işaret dilini kapsayan eşerişimi Kanal D tarafından...
...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
www.sebeder.org
Sesli Betimleme Metin Yazarı: Emine Kolivar
Seslendiren: Emine Kolivar
Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Ayhan Özgören - Belgin Yılmaz...
...Bülent Temür - Çağıl Doğan - Çağrı Doğan
İşaret Dili Çevirmeni: Oya Tanyeri
Editörler: Beliz Coşar - Zerrin Çınar - Samet Demirtaş
Teknik Yapım: Dağ Prodüksiyon ve Yeni Gökdelen Tercüme
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.