Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
TÜM DAVRANIŞLAR, İÇGÜDÜLERE DAYANDIRILABİLİR.
ADALET REDDEDİLDİĞİNDE, İÇGÜDÜLER İNTİKAMA DÖNÜŞÜR.
AVRUPA
Şey...
Peki ya çikolata?
Tamam, alabilirsin.
Bu?
Hayır bebeğim, bu kadar yeter.
Haydi Scooter.
- Merhaba. - Merhaba.
Merhaba.
Tamam.
Bana yardım edebilirsin.
Şunu koyacağım... böyle.
Ne kadar tuttu?
Tamam, evet hepsi, 30.
Teşekkür ederim.
- Anne yardım edebilir misin?
Biraz acele edelim bakalım.
İşte böyle.
Güle güle!
- Güle güle, teşekkürler. - Güle güle.
Çiikolata yiyebilir miyim?
Hayır tatlım, sonra.
Tamam.
Anne!
Anne! Anne!
Anne!
Anne!
Anne. Lütfen, lütfen.
Anne!
Anne!
Anne.
Anne, anne!
Anne! Anne!
Anne, lütfen!
Ülkeyi kasıp kavururan bir korku dalgası yayılıyor..
Bir anne, kaçak göçmen olduğundan şüphelenilen bir kişi
tarafından güpegündüz çocuğunun gözleri önünde öldürüldü.
Ebeveynler çocuklarının dışarıda olmasından korkuyor ve
birçok kadın hava karardıktan sonra dışarı çıkmaktan tamamen kaçınıyor.
Ancak beklenmedik bir şekilde, umut, devlet yetkililerinde değil;
bunun yerine umut, suçun dizginlenemeden yayılmasına
göz yummakla itham edilenlerin sağlayamadığı
türden bir adaleti
bizzat uygulayan,
gizemli bir figürde
"Kendi adaletini kendi sağlayan o yurttaşta" yatıyor.
İnsanların bu gölge figür
hakkındaki fikrini sormak için sokağa çıktık.
İşte bize söylenenler.
O gerçek bir kahraman.
Biliyorsunuz, çalışıyoruz. Vergi ödüyoruz, peki ne için?
Tüm Afrika'ya yardım etmek için mi?
Görüyorsunuz, buraya geliyorlar, onlara para ödüyoruz
karşılığında da soyuluyoruz.
Ve bir kadın olarak akşam 9'dan sonra dışarı çıkamıyorsunuz.
Hayır, bu çok riskli.
O adamı seviyorum.
Öne atılıp, tüm o suçlulara karşı çıkıyor.
Polise gülüyorlar ama ona gülemiyorlar.
Onunla evlenmek istiyorum.
Demek istediğim, o gerçek bir şövalye. ve çaresizlere yardım ediyor.
Bu kişi, polisin ve yargı sistemlerinin
halkı korumada başarısız olduğunu iddia
ederek kanunsuz adaletini sürdürüyor.
Geçtiğimiz hafta tanınmış bir Orta Doğu suç örgütü
lideri, ortağıyla birlikte, çöp konteynırında ölü olarak bulundu.
Şu adam mı? Vay.
Avrupa'daki şu suç savaşçısı adamı duydunuz mu?
Adam Olay...Olay!
Adam sadece çöpleri döküyor.
Sanırım Amerika'da da böyle birine ihtiyacımız var.
Siz ne düşünüyorsunuz?
Yorum yapın, bana bildirin.
Hakkımda çok şey söylendi,
bu yüzden, benden duymanız gerektiğini düşündüm.
Yaptığım her şeyi, Sizin için yapıyorum.
Burada oturup uyku felci halinde yaşamanızı izleyemem.
Gerçek şu ki: Hepiniz kullanılıyorsunuz.
Oyuncaktan başka bir şey değilsiniz.
Ölümlerinin bir ideal uğruna olduğunu veya fedakarlıklarının
toplum için önemli olduğunu düşünerek savaşa giden her askere oyun oynandı.
Clinton. Biden. Trump.
Onları hiçbir savaşın ön saflarında göremezsiniz.
Neden?
Çünkü asla kendi hayatlarını riske atmazlar.
Size sahipler.
Seni, ülken için öldüğüne inandırırlar, ama ülken
senin için hiçbir şey yapmaz.
Sokakta yürüdünüz, ve bıçaklandınız ya da soyuldunuz,
öldürüldünüz ve ülkeniz ne yapıyor?
Hiç bir şey.
Peki siz ne yapıyorsunuz?
Hiç bir şey.
Evren denge ister.
Yin, yang'la eşleşmelidir.
Tamam.
Dinle.
İçeri girince siz hiçbir şey söylemiyorsunuz.
Ben konuşuyorum ve siz kızgın görünüyorsunuz, hepsi bu.
Ve eğer o orospu çocuğu borcunu ödemezse dükkanını,
yakacaksınz, tamam mı?
- Evet. - Evet patron.
Hadi.
Eğer siz hiçbir şey yapmazsanız...
Ben bir şeyler yapmalıyım.
Bir şey yapmalıyım... bir şey... bir şeyler yap...
Işıklara ne oldu?
Türkçe'ye çeviren ; ufukbaba
Bakın. Bu adam...büyüklük. Tamam mı?
Kanada'da daha fazlasına ihtiyacımız var, tamam mı?
Onlara ihtiyacımız var!
Onu seviyorum.
Bu tuhaf mı?
Artan bu olaylara çözüm bulmak amacıyla,
Interpol'den bir açıklama aldık.
Bölge Şefi Henry, bu kanun kaçağını yakalama girişimine liderlik ediyor.
Gerçekten bunu mu okuyorum?
Evet, hepsini oku.
Tamam, 203.
1124 burada.
Başka bir araca ihtiyacımız olabileceğini hesapladık.
Yerel ve federal kolluk kuvvetlerini desteklemek için buradayım.
Soruşturma, Demokrasiye karşı olan bir uluslararası
terör hücresi ihtimalini ortaya çıkarıyor.
Ve bu terör grubunun Rus ve/veya Çin devlet kurumları tarafından
desteklenen, sadece internette aktif olan değil aynı zamanda sahada da
aktif olan, AB ve ABD'deki
ülkelerle savaşan bir hareket olması imkansız değil.
Bu yönde işaretler var.
Hey, hey, hey!
Arkadaşlar, biletleriniz.
Siktir git!
Çocuklar.
Arkadaşlar, bilet ödemediniz.
Kişi başı 1,50.
Siktir git ve sür.
Kişi başı 1,50.
Sana oturup lanet otobüsü kullanmanı söylememiş miydim?
Kişi başına bir elli lütfen.
Beyler.
Bu otobüsteki herkesin olması gereken bir yer var ve bazılarımız için bu
acil bir durum, bu yüzden lütfen
sorunlarınızı çözün ve otobüsü sürmeye gidin.
Ben bunu anlıyorum.
Herkesin bileti olmadan otobüsü sürmeye devam etmeyeceğim.
İyi.
1,5 çarpı 3, 4,5, buyurun.
Paranın üstünü vereyim.
- Üstü kalsın. - Çok teşekkür ederim.
- Keyfini çıkarın.. - Ne zavallı herif..
Teşekkür ederim.
Kim olduğumuzun ve yaptıklarımızın hayatlarımızda ve etrafımızdaki
herkesin hayatında sonuçları var, değil mi?
Anlamıyor musun?
Dikkat edin, size bunu açıklayayım.
Otobüse binip biletinizi ödemezseniz, sinemaya giderseniz, marketten
muz alırsanız ve ödemezseniz sonuçta her şeyin maliyeti artacaktır.
%10 için ödeme yapılmazsa, zararın karşılanması için
maliyet %10 artacak ve bu adil olmayacaktır.
Bunu anlamayabilirsin ama bir düşün.
Doğru karara varacağınıza eminim.
Geri dönüp baktığında bunun,
şimdiye kadar yaşadığın en şanslı an olduğunu anlayacaksın.
İnan bana.
Biletler için teşekkürler efendim.
Sadece 10 dakika.
Kendisi çok zayıf.
Merhaba Elsa.
Yaşadıklarını hayal bile edemiyorum.
Ne istiyorsun?
Sen kimsin?
Yardım etmek için buradayım.
Ne olmasını istiyorsun?
Ne demek istiyorsun?
Bunu sana yapan adamlar.
Onlara ne olmasını istiyorsun?
Hayatlarının geri kalanını hapiste geçirmelerini istiyorum.
Hm.
Öyle olabilir.
Elbette bunu davanın sonuna kadar bilemeyiz ve bu yıllar alabilir.
Ve tabii ki O duruşmaya katılıp, sana yalancı
diyecek insanlarla dolu bir odada o adamların sana yaptıklarını
defalarca anlatmak zorunda kalabilirsin... hikayenin her detayında
delikler açmaya çalışacabilirler.
Ayrıca karar konusunda da şanslı olmamız gerekecek.
Bu işlerin nasıl
sonuçlanacağını asla bilemezsin.
Ve sonra, bu uzun ve pahalı,
duruşma sırasında, sana bunu yapan adamların, aynı şeyi bir
başkasına yapmamasını ummalı ve dua etmeliyiz.
İstediğin adalet bu mu?
Hayır!
Adalet istiyor musun?
Evet!
Hoşça kal Elsa.
Bu adamı seviyorum.
Almanya'da onun gibi birine ihtiyacımız var.
Adam harika,
İtalya'da böyle bir adama ihtiyacımız var.
Sadece çok açık olmak gerekirse, Burada yaşamıyorum.
Ben buradayım... elbette burada bulunan aile varlıklarıyla
ilgileniyorum ama burada ikamet iznim yok.
Eğer barda bahsettiğiniz DNA benim DNA'msa iki şey var: birincisi, ben...
Yabancı bir vatandaşın DNA'sını nasıl elde ettiğinizi avukatıma,
açıklamanızı çok isterim.
Bir Amerikan vatandaşı
olarak DNA'mı nasıl elde ettiğinizi bilmiyorum ama bunun avukatlarımla çözebileceğiniz
bir konu olduğuna eminim.
Ama aynı zamanda, söylediğim gibi, burası sık sık gittiğim
bir bar ve sahibi olduğum bir birim.
Yani biz, son derece uygulamalı
bir ev sahibi ve yönetim şirketiyiz ve ne zaman bir kiracı
taşınsa, çoğu zaman, Hasar olup olmadığını incelemek için birimi
inceleriz ve mümkünse depozitolarının, mümkün olduğu
kadar fazlasını geri verebileceğimizden emin oluruz.
Şef. İçeri gelin Şef.
- Tamam. - Evet?
Bir sinyali takip ettik ve, ona kilitlendik.
Çıkıyoruz.
Tamam, tamam.
Bana adresi ver.
Bu herifi bir ziyaret edelim.
Ya size öğrettikleri her şey tamamen saçmalıksa?
Ya Nietzsche bilgelik dağının zirvesinin soğuk ve yalnız,
olduğunu söylerken kastettiği buysa?
Dayatılan ahlak kurallarından, sahte
dinlerden veya siyasetten arınmış bir yer.
Yalnızca sizi kontrol etmeyi amaçlıyan insan yapımı
baskı araçlarının bulunmadığı bir yerse.
Bakın. Eğer soğuk ve katı
gerçeği istiyorsanız, onu size vereceğim.
Tarihi değiştirebiliriz.
Devlet, mahkeme, polis.
Bakın, sizi hayal kırıklığına uğrattıklarını düşünüyorsunuz ama
yapmadılar, çünkü zaten adaleti sağlamak için amaçlanmamışlardı.
Hayır. Onlar yalnızca sizi kontrol etmek için varlar.
Gördünüz mü, ama ben kontrolü geri almanıza yardım etmek için buradayım.
Tamam, buradayım.
Ayağa kalk.
Elli.
- Bir posta mı? - Mm.
Fazladan ne olursa, 30 dolar.
İyi.
Yatağa..
Yatağa çık.
Ne oldu?
Yürü..
Bu küf.
İşin bittikten sonra müşterilerin banyoda
duş alırken, pencereyi açmıyor musun?
- Hayır. - Neden?
Duş alırlarsa ve ortam ısınırsa buhar oluşur.
Sonra da odada küf oluşur.
Ama sana ne ki?
Çünkü binanın sahibi benim.
- Binanın sahibi siz misiniz? - Mm.
Vay. Gerçekten mi?
Ne, pezevenkler mi sanıyordun?
Bilmiyorum.
Yani paranı almamalı mıydım?
Yani, tabii ki Sen işini yaptın.
Bir şekilde başlattın....
şimdi bitirelim.
Yöneticilere küften bahset..
Onlara söyle, eğer ilgilenmezlerse geri döneceğim.
Söylerim.
Yani 30 dolar daha mı alacağım?
- Alırsın. - Tamam.
Ayrıca biraz ekstra.
Aa. Teşekkür ederim.
- Peki ne içiyoruz? - Tekila.
- Tekila! - Evet!
Bu son gecemiz.
Ve biz gerçekten... İyi insanlarız, tamam mı?
- Yemedim bunu. - Hayır.
- Sana kesinlikle inanmıyoruz. - Yemiyorum.
- İnanmıyorum. - Güzel bir odamız var.
- Gerçekten mi? - En iyi kahvaltıyla.
Seni televizyonda gördüm.
Interpol'deki o adamsın.
Televizyon, evet.
Bu gece sadece içki içen bir adamım.
Sürekli çalışamıyorum.
Şerefe..
Kimse aslında bu kanun kaçağını yakalamanı
istemiyor, anlıyor musun?
Belki haklısın.
Ama kanunların bir nedeni var.
Ve... masum insanlar evlerine gidebilirler.
Suçlular bunun bedelini ödemelidir.
Biliyorsun, kanunsuzların ortalıkta dolaşıp kendi
işlerini yapmasına izin veremeyiz, değil mi?
Bu yüzden buradayım.
Toplumun çökmesini istemiyoruz.
Kim takar?
Kimin takar?
Evet kim takar?
Onunla konuşabilirsin ama... Hemen tuvalete gidiyoruz.
- Başka seçeneğiniz yok... - Hadi içelim.
Seni hemen bırakacağım.
Hepimiz... Hey, artık başka seçeneğiniz yok.
- Başka zaman - Üzgünüm.
- Bir içki. - Orası kesin, tamam mı?
Anladın, değil mi? Tamam.
Güzel... Bu ikisini sevdim.
- Otel odası, tamam mı? - Bizimle bir içki ister misin?
Dostum, bu boku seviyorum. Bu harika dostum.
- Sarışın benim. - Hayır, hayır, hayır.
Hey, o... Hey dostum, kucağımdaydı.
- Anlarsın ya. - Sikimde değil.
Hayır... H-hey. Tamam, Paylaşıız, tamam mı?
Paylaşırız..
Ama olay şu ki, kız harika, dostum.
Teşekkür ederim.
Buradaki herkes muhteşem bence.. değil mi?
Evet, sen de. Sen de. Ah evet.
Hayır, bekle bir dakika damlaları aldın değil mi?
- Damlaları aldım. - O zaman damlat AQ.
Tamam, tamam.
Ama çok fazla değil.
Dikkat et... dikkat et.
İşte başlıyoruz.
Hadi bakalım..
Tamam..Oldu.
Büyütme, büyütme..
Hazır mısın?
Çok hazırım. Ben hazır doğmuşum oğlum.
Kızlar gelir gelmez, Hemen kadeh tokuştur tamam mı?
Hemen gidecek miyiz?
Bir dakika içinde..
Ama önce bir şeyler içmeye gideceğiz.
Sonra da onları otele götüreceğiz.
Az önce tuvalete giden iki kızla mı birliktesiniz?
Evet, hayırdır?
Kızları sıkıştırıyorlar.
Bir gidip bakın bence.
Ciddi misin?
Taşak geçme lan.
Harbiden diyorum bak.
Ne... Tamam.
Ama eğer bizimle taşak geçiyorsan,
geri gelip o suratını dağıtırım, ahbap.
- Tamam. - Evet. Komik, değil mi?
Gösteri zamanı.
Hey kızlar, saçma sapan konuşan çılgın biri geldi.
Hayır... Ben buna inanmıyorum.
Orası kadınlar tuvaleti. Ne adamı ya?
- Şey, bilmiyorum. - Erkek giremez.
- Kadınlar tuvaletii... - Çocuklar..
Neye ihtiyacımız var biliyor musunuz?
Buna..
Kaldırın bakalım..
Tamam.
Yeni arkadaşlara ve kötü kararlara.
İyiymiş.
Fondip!
Sosisleriniz şahane olacak.
- İşte başlıyoruz, değil mi? - Şerefe.
Ah, özür dilerim.
Tekrar yapabilir miyiz?
Şerefe!
Vay!
Kahretsin.
- Vay. - Kahretsin.
Sanırım 4 tane daha lazım, değil mi?
Ah, ben..ben olsam beklerdim.
- Vay canına. - Belki siz.
Bilirsin, sen gerçekten yaramaz çocuksun.
Ne yazık ki, tesadüf gibi görünüyor, o bara oldukça sık giderim.
Favori barlarımdan biridir.
Barda oturup, tabureden bir bardak alabilir miydim?
Potansiyel olarak. Kesinlikle bir olasılık.
Hey!
- Senin sorunun ne? - Dostum, başım dönüyor.
- Sen... İstiyor musun...İyi misin? - Haydi zengin çocuk.
Sanırım bizimle oynuyor.
- Sen... - İyiyim.
Bana bir saniye ver.
Bir şey sorabilir miyim?
Tamam. Sorun nedir? Hadi.
Su filan ister misin? Ya da mesela...
Sanırım siz kızların gitme vakti geldi.
- Neden? - Ne demek istiyorsun?
Bu iki adam, Sen lavabodayken içeceğinize bir şeyler koydular.
- Ciddi misin?
Kadehleri değiştirdim. Olan bu.
Onları içtiler bu yüzden...
uyku zamanı.
Yani ne yaparsan yapın, Eve gitmenize gerek yok ama onlarla kalmazdım.
İyi geceler.
Kahretsin.
- Hadi gidelim. - Ne lan bu?
Doğru ev olduğundan emin miyiz?
Bana söylenen burası.
Biz hazırız.
İyi.
Hadi başlayalım.
Silahlar yukarı!
Yürü, yürü, yürü, yürü.
Sadece tek bir kişi olmaması mümkün.
Ancak açık olan şu ki, mevcut sistemimiz
vatandaşlarımızı korumada başarısız oluyor.
Bu durum kritik soruları gündeme getiriyor.
Göçle ilgili riskler, faydalarından ağır basıyorsa ve göçmenler,
ekonomik kazançtan ziyade toplumsal maliyeti
arttırıyorlarsa, o zaman göç politikamızı,
yeniden değerlendirmenin zamanı gelmiş olabilir.
3 , 2 , 1. Şimdi.
Çık dışarı.
Teslim ol.
İşinizi yapmak için burada olduğunuzu anlıyorum.
Sizi öldürmek gibi bir niyetim yok ama işimi yapmamı engellemeye,
çalışırsanız hepinizi öldürmek zorunda kalırım.
Bu, gitmeniz için son uyarı.
Ateş!
B Takımı, siz girin. Hadi.
Hadi yürüyün. yürü, yürü..
Sorun nedir?
Bay Sanders.
Bugün geleceğinizi bilmiyorduk.
Bilseydiniz pek de sürpriz bir inceleme olmazdı, değil mi?
Elimizde 6 aylık rakamlar var, o yüzden...
- Lütfen ofisime geçelim... yani ofisinize..
Umarım siz yokken ofisinizi kullanmamın sakıncası yoktur.
Kirasını geciktirenlerle yapılacak görüşmelerle ilgili,
mahremiyete ihtiyacım olacak.
Kaç kişi geciktirdi?
Hep %10'un altındayız.
Yani ortalama olarak her ay kiranın %90'ı geliyor.
Dalgalanmalar var mı
yoksa aynı %10 mu?
Eğer öyleyse tahliye edilmelerini istiyorum.
Prosedür şu ki, üç aylık ödenmemiş kiranın ardından,
ödeme yapılması için son bir ihbarname gönderiyoruz.
Ve eğer ödeme gerçekleşmezse mahkeme emri çıkarıyoruz.
Bu da onları toplam yedi ay içinde tahliye etmemizi sağlıyor.
Yani birisi ödeme yapmak istemezse 7 ay boyunca bedava yaşayacak.
Öyle görmek istiyorsanız doğrudur.
Halletmenin başka bir yolu var mı?
Bu şehirde 3500 dairemiz var Owen.
Bunun geliri Yıllık 50.400.000 Euro'dur.
%10'u da, insanların benden çaldığı 5.040.000 Euro'dur.
Bu kabul edilemez.
Onları derhal tahliye edin.
Sorun şu ki mahkemeler bundan daha erken tahliye kararı vermezler.
Doğru olabilir.
1 ay ödeme yapmazlarsa, baskı yapmaya başlayacaksınız.
Bu işe yaramazsa, Sen bana onların,
adreslerini ver adamlarım bu işi çözer.
Tamam...
bunu deneyebiliriz.
Hayır. Bunu yapacağız.
Grand Allee projesi nasıl gidiyor?
Teknik kabulün hafta sonuna kadar yapılması planlanıyor.
Yani tüm kiracılar Pazartesi günü tekrar taşınabilirler.
Ne boktan bir gösteriydi bu.
O müteahhit artık olmayacak.
Hayır.
Ayrıca Owen, villamın su tesisatı henüz bitmedi.
- Bunu halletmelerini sağla. - Elbette.
Ayrıca Ljubljana projesine gittim..
Birkaç fotoğraf çektim.
Şuna bak.
Ah. Bu kötü.
-Yani, Göstergenin tamiri kolay olacak ama cephe... -Hayır.
Hayır, o binada o kadar büyük bir proje yapmıyoruz.
Sadece çökmeyeceğinden emin ol.
Kesinlikle.
Babanızın buralarda olmasını çok özledik.
Hm.
Babamla hiç ava çıkmadık.
Öyle mi?
- Hımm, bu şaşırtıcı. - Öyle mi?
Annem ben küçükken öldü ve beni yatılı okula gönderdi.
Onu yılda iki kez görüyordum.
Hakkında hiçbir şey bilmiyorum.
Kanser olduğunu bile bilmiyordum.
Bunu duyduğuma üzüldüm.
Ordudaki kariyerinizle her zaman gurur duymuştur.
Bu %10'u ayır, Owen.
Anlaşıldı.
Şeyy, ele alınması gereken bir konu daha var.
Son zamanlarda, vergi dairesi holding şirketlerinizin mülkiyetini daha
derinlemesine araştırdı, ve bu da birkaç soruyu gündeme getirdi.
Yani, burada kayıtlı bir vatandaş olmadığınız ve ülkeye yasal olarak
girmediğiniz için birkaç sorunla karşılaşabiliriz.
Çok sayıda sosyal konut birimimiz var ve hükümet göçmenlerin barınması
için boş birimlere el koymak istiyor.
Hayır.
Bunları onlara gerçek bedelinden kiralayabiliriz.
Her zaman ne deriz, Owen?
Boş birim yok.
Boş birim yok.
Bu şirketlerin sahibinin kim olduğunu bilmek istiyorlar.
Ve eğer bu bilgiyi sağlamazsak, Kazin
bloğundaki tüm birimlere herhangi bir ödeme veya,
gelir olmaksızın el koyacaklar.
Eminim avukatlarımızın bu konuda söyleyecekleri vardır.
Kesinlikle.
Ancak yapabilecekleri bu kadar.
Tekrar düşünmenizi ve talep ettikleri bilgileri sağlamanızı rica ediyorum.
Sonuçta muhtemelen size kırmızı halı serecekler ve
hiçbir soru sormadan vatandaşlık verecekler.
Ben bir Amerikalıyım, Owen.
Uzun bir tatil için buradayım.
- %10'u listele. - Evet efendim.
İşte sizin için yarıyıl rakamları.
Onları gördüm.
Burası huzurevi gibi kokuyor.
Biraz taze kan alalım.
Bu kadar erken mi?
Uzun bir gün oldu Jenny.
Tamam.
İşte.
Tamam. Arkaya geçeyim. Bir teslimatım var.
Ben bara bakarım.
Evet. Tamam.
Sanırım babam ve ben birbirimizden uzaklaşmıştık diyebiliriz.
Büyürken onunla pek bir ilişkim olmadı.
Annem ben küçükken vefat etti.
Ve sanırım annemin vefatının duygusal yükü ve şirketini
büyütme çabasının ağırlığı,
onun başka öncelikleri olduğu anlamına geliyordu ki bu da bir şey.
Ve şimdi bu Burada işleri ben yönetiyorum, gerçekten anlayabiliyorum.
Yani artık bunu başına kakmıyorum.
Halen Amerika Birleşik Devletleri Ordusu'nda aktif görevdeydim.
Ve çalıştığım ofiste babamın vefat ettiğini bildiren bir telefon aldık.
Kendimi ilk defa buraya gelirken buldum..
Birkaç gün sonraki cenazesi için.
Ne sikim karışıklık bu ya..
Bizimle oynuyor.
Artık o kutuda kimse yok.
Çevreyi kontrol edin.
Nabzını kontrol et.
Siktir!
Bu saçmalığa son verilmeli.
Bitecek...
Tünaydın.
Evet? Ne istiyorsun?
Sen kimsin?
O muhabirlerden biri daha mı?
Muhabir gibi mi görünüyorum?
Hayır, sadece bir sorum var.
Mahkemede varılan sonuçtan memnun kaldın mı?
Ve kızın da?
Bunu neden sordun?
Bunu nasıl sorabilirsin?
Nerede yaşadığımızı nereden biliyorsun?
Yani mahkemede adaleti bulamadınız, değil mi?
Sorularına cevap vermek zorunda değilim dostum.
Saçmalık bu. Git buradan.
Hayır.
Adalet yoktu.
Tünaydın.
Merhaba Elsa.
Interpol'denim.
Ve başına gelenlerden dolayı çok üzgünüz.
Lütfen bana inan.
Sana bunu yapanı bulup uzun süre hapse
attırmak için tüm kaynaklarımızı kullanacağız.
Ama onların sizde olduğunu, nerede olduklarını bildiğinizi söylediniz.
Elsa, Daha önce buraya gelmemiştim.
İlk defa konuşuyoruz.
Üç hafta boyunca komadaydın.
Belki beni başkasıyla karıştırdın.
Evet. Belki meslektaşınızdı...
Çok arkadaş canlısıydı.
Bana adalet isteyip istemediğimi sordu.
Meslektaşım mı?
Üniforma mı giyiyordu?
Sana bir isim verdi mi?
Neye benziyordu?
Neye benziyordu?
Küçüktü.
Beyaz mı?
Hayır. Daha çok Orta Doğulu'ya benziyordu.
Siyah saçlı.
Sakallı.
Elsa, tarif edebilmen için ressamımızı getirsem olur mu?
O zaman bunun çok büyük bir yardımı olur.
Sen dinlen, tamam mı?
Aa.
Geri döneceğim.
Bir süre dinlen.
Sizi anlamıyorum.
Lütfen, lütfen alabilir miyim...
Hayır, hayır!
Hayır, hayır, tamam, ben sadece... Hayır, lütfen, hayır, bunu yapma.
Lütfen, sadece...
- İstiyor musun?
Telefonunuz, ha?
Anneni ara.
Telefonum lazım, telefonuma ihtiyacım var, bu... hepsi bu.
Hepsi bu.
- Ah. - Telefonunu al.
Aileni ara.
Onlara bu saçmalık hakkında dava açmak istediğini söyle.
Sana isimlerini vereceğim.
Merhaba çocuklar.
Beni hatırladınız mı?
Eğer elini bir daha başkasının üzerine koyduğunu görürsem seni görmeye
gelirim, ve bu yanına kalmaz.
Anladın mı?
Peki sen.
Otobüste sana şanslı günün olduğunu söylediğimi hatırlıyor musun?
Belki şimdi nedenini anlamışsındır.
Eğer polis sizi korumuyorsa, ben korumak zorundayım.
Ve eğer mahkemeler ve yasalar adaleti vermiyorsa...
Size adaleti ben vereceğim.
Ve unutmayın, Bunu sizin için yapıyorum...
siz kendiniz için yapmayı öğrenene kadar.
Evet.
Anlaşıldı.
Mahalleyi aradık.
Tam kapatma, iki mil çapında.
Hiçbir şey.
Burası, kira kontratını imzalamak için
nakit para alan Çinli kadın, Molly Ling'e kiralanmıştı.
Tamircinin parayı kendisine verdiğini
ancak çalışma izninin olmadığını belirtti.
Söyleyin...
Üst katta her şey temiz.
Etrafınıza bakın.
Kişisel hiçbir şey yok.
Bunların hepsi bir kale
kurmaya dair birer maskeydi
Aç şunu.
Hadi, yürüyün.
Yürüyün, yürü, yürü!
Yargıç Reinhold.
Sen kimsin?
Başmüfettişin ofisinden.
Yeni bilgiler gün yüzüne çıktı.
Umarım mideniz bulanmıyordur, Yargıç.
Sana yaptığım şu iğne...
kanında ortaya çıktığında çok şüpheli olacak, değil mi?
Umalım da hakkında toksikoloji raporu hazırlamasınlar.
Kim bilir?
Belki eroine karşı biraz toleransın vardır.
Eroin tacirlerini seviyor gibiyim.
Kaç tanesini tekrar sokağa saldın?
Kanunlar mağdurları korumak için var, değil mi?
Failleri değil.
Belki o zaman pusulanı kaybettin, insanların insanlara
zarar vermesine yardımcı olmak için yasaları kullanmaya başladın.
Biliyorsun, mesele sadece failler değil.
İkincil hasara neden olursun, Yargıç.
İnsanların tecavüzden ve cinayetten,
kurtulmasına izin verenler sizin gibi insanlar.
Davranışları mazur görüyorsun.
İnsanların tecavüz ve cinayetten kurtulmasına izin vermek.
Altı erkek çocuk 14 yaşındaki bir kıza tecavüz etti.
Röportajınızı adliyenin önünde gördüm.
Bu çocukların uyum sorunu yaşadıklarını, topluma nasıl
uyum sağlayacaklarını bilmediklerini söylediğinizi gördüm.
Ama anlamadığınız şey şu ki, uyum sağlamadıklarını
düşündüğünüz toplum dağılıyor ve ölüyor.
Ve onu öldüren kanser sizsiniz.
Biliyorsun Yargıç, senin gibiler
davranışlarını mazur görererek bu insanların
yanlarına kalmasına izin veriyor.
Bunun ailelere nasıl hissettirdiğini düşünüyorsun?
İnsanoğlu nasıl da koyundur.
Sınırlarını zorladığında bile, kendi hayatları
tehlikede olsa bile kanunlara uyacaklardır.
Sana göstereyim.
Ne olduğunu gördün mü?
O araba, biz onların şeridine girdiğimizde, sadece çizgiyi
geçip kanunları çiğneyip bizim şeridimize girmek yerine, bir
hendeğe düştü ve büyük olasılıkla hepsi öldü.
Kokuyu alıyor musun, Sayın Yargıç?
İşte o temiz kır havası.
Sana bir şey göstermek istiyorum.
Bak.
Bu sensin.
Uzaklaş, uzaklaş.
Bakalım ne söyleyeceksin.
Doğru, hepsi bu Ben hazırladım ve şunu söyleyeceğim.
Politikamız genç göçmenleri toplumumuza entegre etmekte başarısız oluyor.
Onlara kurallarımıza ve yasalarımıza,
göre hareket etmeleri için yardım etmedik.
Toplu tecavüz, bir bakıma, bir yardım ve düzen arayışıydı.
Mağdur olan sadece genç kız değil.
Onlar da mağdur.
Buna inanıyor musun?
Ayrıca failler de travma yaşıyor.
Eğer hapse atılırlar ve uzun bir süre normal yaşamlarına,
devam edemezlerse, bunun o genç kıza bir faydası olmayacak.
Hepsi bu kadar beyler.
Bir tecavüzcü çetesinin serbest bırakılmasından sonraki halin bu.
Bir tecavüzcü çetesinin gitmesine izin verdin.
Bu seni ne yapar biliyor musun?
En az failler kadar kötü.
Sen de tecavüz etmiş gibisin.
Belki de bu yüzden buraya
gelip acılarını boğmaya karar verdin...
Merhaba İbrahim.
Size ve ailenize bereketler.
Oğlun hakkında kısa bir sohbet edebilir miyiz?
Gazeteci misiniz?
Hayır, ben sadece bir vatandaşım.
Yardım etmek için buradayım.
Eğer bir şey isterseniz avukatımıza gidebilirsiniz.
Söyleyecek sözümüz yok.
Üzgünüm.
Belki biraz sohbet ederiz.
Geri.
Ah, güzel, Yusuf burada.
Rahatlayın.
Merhaba Yusuf'um.
Yusuf, kaç.
Nereye gidecekler?
Hayır. Hayır, dur.
Ne yapıyorsun?
- Yusuf tatlım! - Ah, Yusuf!
Git oğlunun bakımıyla ilgilen.
Bacağına bir şey bağla.
Atardamara gelmedi, iyi olmalı.
Sen. Sen.
Telefonları kaldır.
Hepsini.
Al onları.
Yusuf'u kanepeye taşıyın.
Kanepeye doğru.
Cep telefonları masanın üzerine.
- Bizden ne istiyorsun?
Oturmanızı istiyorum.
Biraz sohbet edeceğiz.
Ne yapıyorsun?
Otur.
Otur.
Otur.
Üç, iki, bir.
Akıllı adam.
Sen güçlüsün.
Merak etme.
Sanırım neden burada olduğumu merak ediyorsun, değil mi?
Oğlum yüzünden, mahkeme yüzünden buradasın.
Hmm.Hmm..
Onu serbest bırakan mahkeme.
Ve bu sizin ülkenizin mahkemesi.
Elbette.
Çünkü oğlun ve arkadaşları 14 yaşındaki
o kıza tecavüz etmek zorunda kaldılar.
O kadar travma geçirmişler
ki siklerini pantolonlarının içinde tutamıyorlar.
O genç.
Hiçbir şey bilmiyor.
Hm.
Bu yüzden mi bunu yaptın Yusuf?
Üzgünüm.
Bunun için üzgünüm.
Kız istedi sanıyorduk.
Onu yakalayıp parkın sessiz bir yerindeki
bir çalılığa çekmenizi istediğini düşündünüz.
7 arkadaşın sırayla ona tecavüz ederken, elinle, ağzını kapatmanı istedi
O çalıların arasından elleri ve dizleri üzerinde sürünerek çıkmak
zorunda kaldı ve şimdi beraat ettiğinizden beri her gün sizin ve
arkadaşlarınızdan korkarak yaşıyor.
Bu arada, avukatınızın onları kurban olarak resmetmesi çok iyi bir işti.
Neydi o? "travmatik entegrasyon" mu?
Artık hepimiz zihinsel yardım ve destek alıyoruz.
Gelecekte daha iyi olacağız, buna söz veriyorum.
Doğru cevap bu.
Sorun şu ki sosyal medyada olaydan bu yana
herhangi bir pişmanlık veya empati
görmedim...
Aslında tecavüze uğramayı hak ettiğini söylemiştin sanırım.
Demek istediğim, yanlış giyiniyorlar ve
mini eteklerle erkekleri azgınlaştırıyorlar.
Hmmm.
Bacaklarını ve göğüslerini gösteriyorlar.
Onun bunu hak ettiğini yazmıştın.
Sileceğim.
Çocuklarınıza öğrettiğiniz değerler bunlar mı?
Ona Kur'an'ın değerlerini, ailemizin değerlerini öğretiyorum.
Hm.
Peki, eğer bunlar sizin değerlerinizse, Amerika ve Avrupa'daki kadınlar
kıyafet kuralları yüzünden tecavüze uğramayı hak ediyorlarsa,
neden buraya geldiniz?
Biliyorsunuz ülkemizde savaş var ve tehlikeli bir yaşamımız var.
Bu yüzden buradayız.
Ve sanırım bunu biliyorsun.
Ne düşünüyorum biliyor musun?
Ne?
Ülkenizden gelenlerin iyi olanlar olduğunu düşünmüyorum.
Sanırım kötü olanlardı.
Ve sanırım beraberinizde, demokrasiye ve hukukun
üstünlüğüne kıyasla dine, olan bağlılığınızı yanınızda getirdiniz.
Yusuf, telefonunu açacaksın.
Arkadaşlarını tek tek arayıp hemen buraya gelmelerini, onlara yeni
bilgiler vereceğini söylemeye başlayacaksın.
Hayır.
Evet, yapacaksın.
Peki onlarla ne yapacaksın?
Şu anda yaptığımız gibi biraz sohbet edeceğiz.
Onları aramayacağım.
Öyle mi?
İlginç.
Beş, dört, üç, iki... Yusuf, hemen ara.
Ara lan!
Teşekkür ederim.
Merhaba Abdul. Benim.
Hemen buraya gelmelisin.
Tekrar suçlanabiliriz.
Bir sorunumuz var.
Avukatımla birlikteyiz.
Kardeşini de getir ve İdris'i de çağır.
Hayır, şimdi.
İyi iş Yusuf.
Şimdi bir sonrakini ara.
Hayır. Otur.
Oturmak.
Sen.
Git kapıyı aç.
Hile hurda yok, yoksa anneni vururum.
- Yürü. - Tamam, tamam.
Sorun nedir?
Gel.
Ne oldu?
Sorun nedir?
Türkçe altyazı ; ufukbaba
Merhaba.
İçeri buyur.
Haydi.
Yürü yürü..
Yürü.
Yürü.
İçeri girin.
Sorun değil..
- Ne oluyor be?
Burada Eyalet Savcılığı'ndan biri var.
Merhaba.
Merhaba Şef Henry.
Hayatta kaldığın için çok mutluyum çünkü hükümete
iletmen gereken bir mesajım var.
Neymiş bu mesaj?
Sığınağıma saldırmaya çalıştığında sana söylediğim mesajın aynısı.
Halkın devralınmayı kabul etmeyeceği.
Burada yapmaya çalıştığın şey...
Bu kargaşanın devam etmesine izin verilemez.
Görüyorsun, Avrupa'yı ve onun derin tarihini sevdiğimiz sürece böyle devam edemezsin.
Subaylarım ve ben, koruma ve hizmet etme konusunda sarsılmaz bir söz
verdik ve sen şimdi birçok kez çizgiyi aştın.
Ben de dahil olmak üzere masum insanlara zarar veriyorsun.
Bu kabul edilemez.
Seni içeri atmaktan başka seçeneğim yok ve bunu yapacağım.
Bahsettiğiniz bu insanlar olup bitenlere hiçbir zaman oy vermediler.
Bu, İslamcı aşırılıkçılar ve beklenmedik bir
darbe alan sol tarafından gerçekleştirilen, istenmeyen bir ele geçirme girişimidir.
Ve eğer bu devralma başarılı olursa,
sevdiğini söylediğin demokrasi yok olacak.
Tüm özgürlükler, keyif aldığınız ve savunduğunuz her şey.
Tek seçenek var.
Bu işi siz bitirin, yoksa biz halk bunu kendimiz bitireceğiz.
Şimdi bu mesajı alın.
Sana hatırlatıyorum,
yeminim, işim,
bahsettiğiniz demokrasinin istikrarının bir parçasıdır.
Ve sen bu mesajı iletmek için yeteneklerimi fazla abartıyorsun.
Ben öyle düşünmüyorum, Şef.
Sonuçta mesajı alan tek kişi sensin.
Şimdi bunu onlara götür.
Dinleyeceklerdir.
Yakın zamanda üç yargıç öldü,
başlangıçta intihara karar verilen koşullar altında,
ancak zamanlamaları oldukça şüpheli görünüyor.
Bugün bir yargıç daha arabasında ölü bulundu şehrin eteklerinde.
Yetkililer artık tesadüften ziyade bir dizi cinayet
olarak gördükleri şeyi araştırıyor
Ivo?
Bu numarayı yaz.
Sonra da amirimi ara.
Başbakanla konuşmam lazım.
Eğer benimle konuşmazsa...
basından herkesi bulacak, onları bana getireceksin.
Emredersiniz efendim.
Yakın zamandaki toplu tecavüz davasına karışan ve
hapis cezasından kurtulan tüm şahıslar artık ölü.
Olay yerinde ikamet eden Yusuf el-Şaraa'nın tüm ailesi de buna dahil.
Görünüşe göre adaletini kendi sağlayan yurttaş yine saldırdı
Ve bu da yeni soruları gündeme getiriyor.
Hangisi toplum için daha büyük tehdit
oluşturuyor; Bu iğrenç eylemleri gerçekleştiren
suçlular mı, yoksa bunları ortadan kaldıran kanunsuzlar mı?
Avrupa'nın kriminal istatistiklerine
göre, geçen yıl göçmenlere atfedilen 105.000'den fazla,
şiddet suçu var;
bunların 980'i cinayet ve Afrika'dan gelen
göçmenlerin dahil olduğu bildirilen 18.000 den fazla,
cinsel saldırı vakası.
Bu hukuk sistemimiz açısından ne anlama geliyor?
Kanun koyucu, sistemimiz halkın güvenliğini ve adaletini
sağlayamadığı için mi devreye giriyor?
Dünya Haberlerini izlediğiniz için teşekkür ederiz.
Kontrolü geri almanıza yardım etmek için buradayım.
Artık kurban olmadığınızı
göstermek için buradayım.
Dışarı çıkıp bu şerefsizlere artık bundan kaçamayacaklarını gösterme zamanı
geldiğini size göstermek için buradayım.
Unutma; Bunu senin için yapıyorum...
sen bunu kendin için yapmayı öğrenene kadar.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.