Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
(Kapı vuruluyor)
Gel. Gel Esra.
Hayret dün bütün gün kaçtın benden ben de herhâlde Esra'nın...
...yeni olayı bu derken şimdi kendin geliyorsun.
Peki, buyurun oturun Esra Hanım, şeref verdiniz.
Yok, oturmayacağım.
Ben düşündüm de sen haklıydın.
Hani konuda?
Burada çalışmam hataydı.
(Esra) Bir arada olmamız da...
...hepsi hataydı.
Bir dakika, ne diyorsun Esra, ben anlamıyorum.
Ben bir şey mi kaçırdım arada?
İşe ihtiyacın olduğunu söyleyen sendin. Burada kalmak için inat eden sendin.
Esra, bir şey mi oldu?
Yok, bir şey olmadı. Ben hata yaptım.
Yanlış bu.
Nedir yanlış olan tam olarak?
Biz, bu durum, sürekli bir arada olmamız.
Bizim hikâyemiz çoktan bitti Ozan.
Artık sadece birbirimize zarar veriyoruz.
Şimdi mi anladın bunu Esra?
Tam da her şey biraz olsun iyiye giderken?
Ben ikimiz için de doğru olanı yapmaya çalışıyorum.
Ben işten ayrılıyorum Ozan.
Hoşça kal.
(Hüzünlü müzik)
(Hüzünlü müzik devam ediyor)
Esra ne oldu, iyi misin?
Bir şey mi oldu? Gel biraz oturup konuşalım.
Yok, iyiyim ben, Âdem.
Tamam.
(Hüzünlü müzik)
Pek de güzelmiş be.
Genç benden tabii.
-Genç değil mi benden? -Genç, genç. Bayağı genç.
Sarışın.
Güzel de.
Güzel, güzel. Sana yalan mı söyleyeyim Menekşe?
Helal olsun be Yalçın.
-Ben göreceğimi gördüm, gidiyorum ben. -Nereye gidiyorsun be?
Nereye, nereye?
Nereye gideceğim Zümrüt? Ya lokantaya ya eve giderim ben.
Kızım eve lokantaya gitmenin zamanı mı?
Gel şunun saçını başını yolalım. Neye uğradığını şaşırsın.
Kim o ya? Hadsiz, bir kendine gelsin!
Gençse genç, güzelse güzel. Senin ne eksiğin var, bir bak kendine.
Aa! Ne yapıyorsun?
Zümrüt biri cezalandırılacaksa o kadın değil, Yalçın.
Evlenirken Yalçın bana sadakat sözü verdi, kadın mı verdi?
İşimiz yok bizim kadınla. Kadının bir günahı yok ki.
Menekşe ne yapıyorsun? Allah aşkına iyi misin sen?
Yazlıklar bitince sıra kışlıklarda Yalçın, bekle.
Menekşe'm saçmalama. Ne yapıyorsun sen?
-Delirdin mi, iyi misin kadın? -Yazıklar olsun sana!
Ben sana ömrümü verdim be, ömrümü verdim!
Sen ne yaptın! Ama aptallık bende.
Ben meğerse kendi ellerimle yıkayıp ütüleyip giydirip...
...göndermişim seni o kadına. Haram zıkkım olsun.
Menekşe'm bir dur. Ben kime gitmişim, hangi kadına gitmişim Menekşe'm?
Saçmalama bir dur oturup konuşalım, anlaşalım ruhum.
Bu ne hâl ya?
Menekşe mikroskopu da at.
Sen bir sus Zümrüt cadısı, bir sus.
-(Zümrüt) Asıl sen sus kart zampara! -(Yalçın) Hayret bir şey ya. Sakın!
Sakın hayatım, sakın yapma. Bak o mikroskopu atma, sakın.
Menekşem on yıl çalışsam ömrü billah bir daha alamam, gözünü seveyim.
İşte gitti.
Doğru söylüyorsun Yalçın, alamazsın bir daha.
Al sana pahalı mikroskopun.
Ayy!
Kafasına doğru atsana.
Gitti güzelim mikroskopum gitti. Ah be Menekşe.
Ruhum ben hiçbir şey anlamıyorum. Ne yapıyorsun sen?
Rezil olduk. Mahalleliye yine rezil olduk.
Gelin, gelin. Tiyatro var.
Anneciğim attın. Her şeyi attın. Anne yeter artık atma!
Eko ne oluyor oğlum? Bana bir anlat, ne oluyor?
-Baba sen de kadınla buluşmuşsun. -Ee, ne var bunda?
Nasıl ne var baba? Böyle bir şeyi hemen kabul edemezsin.
İnsan bir reddeder. Etrafa bakar boş boş.
Vallahi hiç çalışmadığım yerden geldi. Anne atma artık.
Eko ne diyorsun ya? Adamı delirtmeyin.
Ben demiyorum, annem diyor. Annem diyor ki, baban beni aldattı.
O yüzden eşyaları aşağı atıyor. Allah'tan evde değildin, seni de atardı.
Anne atma. Vallahi yine sen yıkayacaksın.
-Ben mi aldatmışım? -Evet.
-Ben aldatmışım öyle mi? -(Ekrem) Evet baba.
Sen de bütün bu sözlere inandın, öyle mi Menekşe?
Anlamadan, dinlemeden, benimle konuşmadan hükmü verdin. O mu yani!
İnandım tabii. Gözlerimle gördüm.
O kadınla buluştuğunu gözlerimle gördüm.
Sana yazıklar olsun!
Yazıklar olsun!
-Asıl sana yazıklar olsun Menekşe Hanım! -Baba yavaş.
-Sana yazıklar olsun! -Babacığım.
Sana tek bir sözüm bile yok.
Kadın belli ki sinir krizi geçiriyor. Sakin ol biraz.
Sus! Ben gidiyorum. Bundan sonra istesen de geri dönmem artık.
-Baba bunları ben mi toplayacağım? -(Neriman) Yalçın abi nereye?
Yine bütün angaryalar bana kaldı.
Kız, başımıza neler geldi görüyor musun? Topla, topla.
-Topla, topla! Nasıl toplayayım? -Eko, aldatmış mı?
-Yok, Neriman abla. -Yok kız, asla yapmaz öyle şeyler.
Anne ya!
(Müzik)
Akşamki ödül törenini biliyorsunuz.
Onun dışında bugünkü ilk toplantınız İK'cılarla.
Size aylık rapor sunumu yapacaklar.
Öğleden sonra da yeni yazılımcılarla bir görüşmeniz var.
Bir de yeni stajyer adaylarının dosyalarına bakmanız gerekiyor.
Gerek yok. Onlara Feraye bakar.
Peki o zaman, ben kendisine iletirim.
Esra çok sıcak. Şunu azıcık bu tarafa çek.
(Müzik)
Aman!
Benim şirketi bırakmam çok iyi oldu be! Değil mi annem?
Böyle beraberiz. Barbunya falan ayıklıyoruz.
Ayrıca neydi o şirket öyle!
Tamam, güzel bir şirketti. Ofis falan güzeldi.
Kahveleri vardı ya. Kahveleri çok güzeldi ama...
...ben yoruluyordum. Vallahi çok yoruluyordum anne.
Burada ne güzel vantilatör karşısında seninle beraber barbunya ayıklıyorum.
Bu biter, ben birazdan sarımsakları falan doğrarım.
Vallahi mis gibi iş işte. Anne bir şey diyeyim mi?
Vallahi çok yoruluyordum. Gerçekten çok yoruluyordum.
Sürekli mesaiye kalmalar falan! Ne oluyor?
Esra sen pişman mısın annem?
Aa! Anne ben sana iki saattir ne anlatıyorum!
Niye pişman olayım? Çok iyiyim, çok mutluyum diyorum...
...ben burada seninle ve barbunyalarımızla falan.
Tamam. Aman pişman olma da! Çünkü pişmanlık çok kötü bir şey.
-Annem -Ne?
Peki sen pişman mısın?
Ne piş... Esra ben mi pişmanım? Pişman gibi mi görünüyorum Esra?
Onun yüzünü şeytan görsün.
Babacığım vallahi dejavu oldum. Gerçekten dejavu oldum.
Biz birbirimize daha ne kadar kıyıda köşede...
...poğaça getirip duracağız baba? Allah aşkına!
Ben hiç böyle bir baba oğul dayanışması görmedim. Çok saçma.
Baba oğul dediğin birlikte balığa falan gider...
...biz birbirimize gizli gizli poğaça taşıyoruz.
-Baba? -Ne var?
Baba senin gözlerin mi doldu? Sana kıyamam ki babacığım.
Baba ne olur yapma böyle. Vallahi kötü oluyorum.
Eko kolay değil.
Poğaçalar Menekşe kokuyor.
Baba aslında tam olarak poğaçalar Menekşe kokmuyor.
Annem yemekler kokuyor. Kadın orada bütün gün...
...çalış, didin, yemek şey yap... O kokular kadının üstüne siniyor.
Yeter! Sen de anasının oğlu! Anneni savunup durma.
O annen var ya o annen! Kaç yıllık kocasına iftira attı.
Baba sen de şu kadın mevzusunun orijinalini bir anlat artık.
-Allah aşkına baba! -Ben kimseye hiçbir şey anlatamıyorum.
Sana da teessüf ederim Eko. Teessüf ederim.
Kaç yıllık babanı tanımıyormuşsun gibi konuşuyorsun.
Ne o öyle gelip burada hesap sormalar falan!
Tövbe estağfurullah! Babacığım hesap sorma falan olur mu, lütfen!
Biz seninle burada kader birliği yapmışız. Ben, baba oğul dertleşmesi gibi...
...mevzunun orijinalini bana anlatırsın diye şey yaptım da...
(Müzik)
Çınar!
Feraye Hanım buyurun. Bir şey mi oldu?
Senden istediğim raporlar vardı ama hâlâ gelmedi.
Ayrıca bu ne ya? Çınar sen farkında mısın...
...bir haftadır şirkette uyuyup duruyorsun.
Çınarcığım evimizde uyuyoruz, buraya gelince çalışıyoruz.
Bu kadar basit. Şirkette uyumuyoruz.
Evet, şirkette uyumak mükemmel bir kovulma sebebi.
Haklısınız, ben hata ettim. Ben olsam ben de beni kovardım.
Ben en iyisi gideyim. Hayır, Çınar gitme. Uyuma yeter.
Hatta şöyle yapalım. Seni biraz ayıltalım.
Sen şimdi git bir saha çalışması yap. Biraz kendine gel.
Akşam da biriken raporları hallet, yarın bana getir, tamam mı?
-Anlaştık. -Güzel.
Hah, bana bunlarla gelin!
(Müzik)
(Geçiş sesi)
(Geçiş sesi)
(Duygusal müzik)
Abi yine mi?
Musa ne yine mi?
Abi bir haftadır suratın asık, keyfin yerinde değil.
Adamakıllı çalışamıyorsun. Daha sayayım mı?
Ben çalışamıyorum Musa. Ben çıldıracağım. Ben çalışamıyorum.
Geldi, hayatımın ortasından bodoslama girdi.
Sonra aynı hızla çekti gitti.
Neden? Hiçbir fikrim yok. Saçma sapan cümleler.
Neymiş; biz bir arada olamazmışız da! En doğrusu buymuş da!
Madem öyle, buraya girerken aklın neredeydi?
Abi tamam. Sakin. Amma dolmuşsun ya!
Bu sefer haklısın. Yengenin gidişi saçma sapan oldu ama...
...ne bileyim, bir daha yüz yüze konuşsanız mı?
Musa gerek yok.
Kendi kararını verdi, çekti gitti işte.
O sonra uğrar, ne diyeyim? (Kapı vuruldu)
Ozan Bey.
Ben iki stajyer adayı belirledim, isterseniz bakıp karar verebilirsiniz.
Feraye gerek yok. Sen bak, hangisi senin için uygunsa...
Tamam. Yalnız Esra'ya da çok alışmışız.
Onun yerine birini bulmak çok zor olacak.
O gidince departmanın cıvıltısı gitti resmen.
Bir de ağlayarak gitmiş, biliyor musunuz?
-Ben duyunca çok üzüldüm. -Bir dakika, bir dakika!
-Ağlayarak mı gitmiş? -Evet. Âdem görmüş.
Hatta giderken neyin var diye sormuş ama bir şey söylememiş.
-Feraye anladım. Sen çıkabilirsin. -Tamam, ben bakarım o zaman.
Musa, ben hiçbir şey anlamıyorum.
Ben çıldıracağım. Geldi, bir sürü laf sıraladı...
...şimdi de ağlayarak gitmiş.
Abi bu sefer ben de söyleyebilecek bir şey bulamıyorum.
Ben hiçbir şey anlamadım. Sen durup dururken bu işten niye ayrıldın?
Eko sana ne ya! Bana saçma sapan sorular sorup durma.
Ayrıca ben sana soruyor muyum?
Sen neden çalışmıyorsun, neden bir işe girmiyorsun diye sormuyorum.
Vay! Karşı atak diyorsun!
En iyi savunma saldırıdır diyorsun ama yemezler.
Ben seni en son bıraktığımda sen duyduğun her şeyi Ozan diye algılıyordun.
-Oradan buraya nasıl geldik? -Ne alakası var?
Sen "o zaman" dedin, ben onu "Ozan" anladım.
Ağzının içinden mırıldanırsan... Ayrıca bu bir kere oldu.
Sana ne ya! Sen bu kızı niye darlayıp duruyorsun?
Anneciğim Allah aşkına sen hiç karışma.
Senin yüzünden bu yaşta çektiğimiz şeylere bak ya!
Senin yüzünden resmen dağılmış bir ailenin fertleriyiz.
Ne olur gitsen, şu babamla bir konuşsan.
Oturup bir derdini dinlesen. Ne olduğunu anlasan, olmaz mı?
Ben babanla bundan sonra anca ahirette görüşürüm.
O da hesap sormak için. Ben alışverişe gidiyorum.
Git anneciğim. İşte bunlar hep travma. Bunlar ilerisi için travma.
Abi sen de gel, şu yemeği karıştır. Yanacak. Annem gene çekti gitti.
Üf! Annem hep gidiyor.
Vallahi hâlâ lokantada. Oğluşum kurtuldu.
Allah'ım sana çok teşekkür ederim. Bütün dualarım kabul oldu ya Rabb'im.
Reyhan bitti mi?
Abla oldu. Vallahi ağzına layık, mis gibi.
Hadi hemen hallediver.
Dayanamıyorum, çabuk!
Bir şey diyeceğim. Telepati yöntemiyle çalan telefonu...
...henüz icat edemediler. Sen bakıyorsun diye çalmıyor o telefon.
Ne alakası var ya! Allah Allah! Sen de kafandan bir şey uyduruyorsun...
...beni de ona alet ediyorsun. Ben öyle bir şey mi yapıyorum!
Tamam, sus ya! Tamam, anladık. Sen, Ozan'dan telefon beklemiyorsun.
-Beklemiyorum. -Hadi bakalım.
Merhaba! Merhaba! Merhaba!
Buyurun, yiyin. Önce Esra yesin çünkü en çok o hak etti.
Hak etti! Hak etti.
Zümrüt teyzeciğim bir şey soracağım...
...siz böyle ikramlarda falan bulunmazdınız.
Bunun içinde zehir mi var acaba?
(Zümrüt) Fıstık.
-Ne? -Fıstık. Bolca fıstık.
Üç paket fıstık koydum. Neden? Çünkü durumum var.
Tabii siz alışık değilsiniz öyle zengin işi hâllere.
Ya durumumuz olduğu için bol fıstıklı yaptım yani.
-Hadi bakalım. -(Zümrüt) Evet.
Bu sıcakta niye bize acaba helva getirdiniz, biri falan mı öldü?
-Öldü. -Kim?
Öldü.
Kâbuslarım, korkularım, hezeyanlarım hepsi Hakk'ın rahmetine kavuştu. Âmin!
Âmin âmin ne güzel de... Bu anlık rahatlamanın sebebi ne ola ki?
Ne ola ki? Ne olsun ki? Esra işten ayrıldı.
Ayrıldın işten.
Ayıp ama ya Zümrüt teyze.
Allah Allah! İstiyorsan git bir de havai fişek falan patlat.
-Sen de yiyip durma! -Ayıp falan olmuyor, çatapat!
Ben? Çatapat? Zümrüt Korfalı!
Ya ne kadar cahilsin ya.
Hayvan haklarından haberin yok mu senin?
Ben çatapatı patlatacağım gökyüzünde bütün kartallar...
...şahinler, akbabalar, kargalar ölecek.
Biraz bilgi ya.
Rica ediyorum biraz bilgi.
Fakirsiniz anladık ama kendinizi yetiştirebilirsiniz.
Kültür.
Yiyin bitirin hepsini. Güle güle Esra. Güle güle Esra.
(Zümrüt) Oh çok şükür.
Yemin ediyorum kırk yılın başı doğru bir şey söyledi.
Zümrüt Hanım teyze unuttun sen helvaları. Ben senin helvanı falan yemem ya!
Kadın haklı. Haklı kadın.
Ya sen Ozan'ı kendi inisiyatifinde Çağla'nın kucağına bıraktın.
O da sevinecek tabii.
Biz de böyle arkalarından helva yeriz artık.
Yalnız helva iyiymiş. Helvayı yiyelim boşa gitmesin.
Abi karşılaştırmaları aldım.
Bu uygulama yükselişte.
Yeni başladığı için çok normal Musa ama takipte kalın.
Tabii, ben takip ederim.
Ozan, ben de sana bakıyordum.
-Ne oldu? -Akşam ödül töreni var biliyorsun.
Biliyorum, biliyorum Çağla gideceğim.
Pınar elli kere hatırlattı zaten.
Tamam sen gideceksin ama o konuyla alakalı farklı bir problemimiz var.
Esra'yı da ödül töreninde görmek istiyorlar.
Ayrıldığını söylemedin mi?
Söyleyemedim çünkü Esra'nın kampanyanın kalbi olduğuna inanıyorlar...
...ki haksız da değiller.
Yani fotoğraflar bir yana, sloganı bile Esra buldu.
Aynı zamanda kampanya başarılı olduğu için 100 çiftin balayı ve...
...düğün masraflarını karşılamayı kabul ettiler.
-Bu ne demek oluyor biliyor musun? -Biliyorum Çağla ama şunu da biliyorum...
...Esra buradan kendi isteğiyle ayrıldı.
Yani bu konuda yapabileceğimiz hiçbir şey yok.
Aslında var Ozan, yani ben var olduğunu düşünüyorum.
Esra'yı durumdan haberdar edelim.
Hatta şöyle yapalım, ben insan kaynaklarından...
...Esra'nın ev adresini alayım, bizzat konuşmaya gideyim.
Olmaz!
Neden?
Çünkü sen şirketin ortağısın Çağla. Yani senin gidip görüşmen yakışık almaz.
Musa gitsin.
Değil mi? Hem araları da çok iyi.
Tabii, bizim aramız çok iyi. Ben arar konuşurum.
Tamam o zaman Musa sen konuşup bana haber verirsin.
-Ama haber ver. -Tabii Çağla Hanım.
Görüşürüz.
Görüşürüz.
Ne yapalım abi, ben gidip konuşayım mı?
Sen dur Musa, ben konuşurum.
Hem ayrılırken neden üzgünmüş bir de benim yüzüme söylesin.
Hazır mı onlar da?
Hazır. Abi getir ya şu paketi ben götüreyim.
Vallahi otur otur çok sıkıldım, biraz hareket olur hem.
Olur olur, iyi olur. Güzel olur vallahi. Hadi kolay gelsin.
Sağ ol.
Selam.
Aa, Çınar! Yine mi buradasın sen?
Hoş buldum Esra.
Vallahi lafı ağzımdan aldın kardeşim.
Hayırdır sarı, seni çok görüyorum bu ara buralarda.
-Sana da merhaba abi. -Ben merhaba demedim.
Abi ne yapıyorsun sen burada, hadi git içeri. Sen her şeye karışma bakayım.
Bak çorba kaynıyor yanacak şimdi. Hadi geç içeri.
İyi hadi bakalım.
Çınar ne yapıyorsun burada?
Bak işten kaytarıp duruyorsun, kovulacaksın en sonunda ya, yapma.
Ah keşke, nerede o günler?
Çınar, hadi gel ben seni otobüs durağına bırakayım.
Şirketin çok yakınından bir otobüs geçiyor ona biner gidersin artık.
Esra bir sakin ol.
Feraye Hanım gönderdi beni. Git ona, çalış dedi. Sorun yok.
İyi tamam. O zaman ben şu paketleri bırakayım sen geç otur şöyle.
Tamam, dur bekle. Çantamı bırakıyorum beraber gideceğiz. Dur.
Abi çantayı buraya bıraksam olur mu?
Olmaz ama neyse.
Evet Esra Hanım, ben bıkmadan usanmadan sormaya devam edeceğim.
-Neden bıraktın işi? -Ay Çınarcığım kaç kere söyledim işte.
Yani bana uygun değildi orası. Çok yoruluyordum.
Ayrıca bir gelecek de göremedim. Yani bunlar yeterli sebepler değil mi?
Esra gayet de geleceğin vardı.
Her şey de çok güzel gidiyordu, çok da güzel çalışıyordun.
Başka bir şey var işte.
Yok işte, ben kararımdan memnunum.
Yani konuşmaya bile gerek yok.
Esra, yalan söyleme.
İşten çıkarken ağlamışsın. Âdem görmüş.
Ağladım. Çok normal değil mi ama?
Hepinize alıştım orada, yani bir sürü vakit geçirdim.
Neriman abla, yemeğini getirdim.
Geldim.
Bu senin. Afiyet olsun.
Kız sen mi bakıyorsun siparişlere?
-Merhaba. -Yani bugünlük öyle.
Söyle annene hesaba yazsın.
Tamam, hadi afiyet olsun. Hadi Çınar.
Esra, bak benim bu olayda anlayamadığım yerler var.
Yani bazı boşlukları dolduramıyor kafam.
Çınar boşluk falan yok. Kaç kere söyleyeceğim boşluk yok.
Yani esti kafama ayrıldım işte olamaz mı?
Ee şirkettekiler nasıl?
Yani iyi herkes. Bir değişiklik yok.
Gaye anlamadığım bir şekilde benimle ilgilenmeye devam ediyor.
Âdem, Eren, Semih falan aynılar.
Biraz sıkılıyoruz tabii sadece yani.
Bıcır bıcır konuşan, neşe saçan biri yok. Böyle kös kös çalışıyoruz.
Diğerleri nasıl? Çağla Hanım?
Ozan Bey falan?
Yani iyiler, keyifleri yerinde bayağı.
Demek keyifleri yerinde?
Anladım.
Hadi.
O!
Necmi abi iki kilo kıyma çeker misin bana?
Emrin olur, hemen.
Necmi abi!
Bakıyorum keyifler yerinde.
Utanmak, sıkılmak, üzülmek şöyle dursun...
...tavlalar oynanıyor, çaylar höpürdetiliyor.
Ne utanacağız, utanacak bir şey mi yaptık Menekşe Hanım?
Necmi abi kendini boşu boşuna yorma.
Bizim çok şükür hiç kimseden utanacak, sıkılacak hâlimiz yok.
Alnımız ak, başımız dik ortalıkta böyle göğsümüzü gere gere dolanıyoruz.
Ah bu gözlerim, gözlerimle görmesem neyse de.
Bu gözler neler gördü Necmi abi.
Şu kıymayı çekip de geliyorum.
Çek abim çek.
Efendim merhabalar. Tabii, tabii neden olmasın?
Evet, evet. Biliyorum. Hemen gelir.
Pes doğrusu. Pes!
Yani arsızlığın, yüzsüzlüğün bu kadarına da pes diyorum. Pes!
-Tabii, tabii hemen dönerim efendim. -(Menekşe) Pes!
Mutlaka gelirim efendim, evet.
Ne oldu? Ayıkladılar mı sarıyı?
Verdi güzel haberleri gitti sağ olsun.
Ozan Bey'in keyfi yerindeymiş. Her şey yolundaymış.
Ne güzel değil mi abi? Vallahi çok güzel.
Yani normal. Normal. Ne yapacaktı adam, yas mı tutacaktı?
Hayır adam zengin, adam yakışıklı, adam karizmatik.
Yani adamın her şeyi var.
O mutlu olmasın da biz mi mutlu olalım burada?
Hadi ben gidiyorum abi, sonra gelirim tamam mı?
Git tabii git, sen de git de nereye gidiyorsun?
Ya bu ara kaybolup kaybolup duruyorsun böyle.
Sana ne abi. Gittim! Gittim ben.
Gittin sen. Gittin sen. Git. Tabii sen de git.
Aşka küsen gidiyor, ne güzel ya vallahi.
(Hareketli müzik)
Çantam.
Afiyet olsun.
Ben pilav istemiştim.
Pilav. Tamam patates de karbonhidrat kaynağıdır.
Yok, pilav istiyorum ben.
Tamam, hemen değiştiriyorum. Ama çok şey kaçırdınız söyleyeyim.
Vallahi çok şey kaçırdın.
(Ekrem) Pilavı nasıl patates anladım ben ya?
-Ekrem ne haber? -Enişte hayırdır ya?
Esra'ya bakmıştım ben. Nerede biliyor musun?
Vallahi Esra'yı bulursan bana da gönder.
O bu ara her gün çekip çekip gidiyor bir yerlere de çözemedim.
Az önce de buradaydı ama böyle surat beş karış çıktı gitti yine.
Anladım. Ben galiba nerede olduğunu biliyorum.
Hadi bakalım.
(Ekrem) Buyurun pilavınız. Afiyet olsun.
Ozan'ın ne işi var burada?
(Müzik)
Esra.
Ozan?
Oturabilir miyim?
Tabii.
Canın niye bu kadar sıkkın?
Hiç.
Buraya kaçtığına göre bir şeye bayağı üzülmüşsün demek ki.
-Al, arabada düşürmüşsün. -Aa! Bilekliğim!
Verecektim ama fırsat olmadı.
Teşekkür ederim Ozan. Ben de her yerde bunu aradım.
Neden ayrıldın şirketten?
Anlattım işte. Yani başka sebebi yok.
Peki, madem öyle neden mutlu değilsin Esra?
Şirketten ağlayarak çıkmışsın.
Yok, mutluyum ben. Neden mutlu olmayayım?
Bak işte geldim burada denize falan bakıyorum.
Ama lokantaya gitmem lazım. Eko, lokanta, ben… Gideyim.
Esra, kaçma. Lütfen.
Bu defa konuşalım, konuşabilelim. Ne değişti?
Hiç sorun değildi bizim birlikte çalışmamız.
Hatta kalmak için sen ısrar ettin.
Ne değişti? Ne değişti de her şey birdenbire sorun olmaya başladı Esra?
Benim bunu anlamam lazım.
Olmuyor işte Ozan. Görmüyor musun?
Esra bak bir adamın hayatının ortasından girip…
…onun bütün dengesini bozup…
…sonra da hiçbir şey olmamış gibi kaçıp gidemezsin. Buna hakkın yok.
En azından mantıklı bir açıklama yapman lazım.
Bilmiyordum böyle olacağını, tahmin edemedim Ozan. Ne yapayım?
Neyi bilmiyordun, nasıl tahmin edemedin Esra?
Ne oluyor Esra? Anlat ki ben de bileyim.
Anlatacak bir şey yok. Gidiyorum.
Sen bana bir şey olunca kendini her şeyden soyutluyorsun diyorsun ya…
…şimdi de aynısını sen yapıyorsun Esra, kaçıp gidiyorsun.
Pes ediyorsun. Kaçarken de kalp kırıyorsun ki…
…bir daha geri dönüşün mümkün olmasın, arada bir tane bile köprü kalmasın.
Ama ben seni çözdüm Esra.
Ben bu numaraları bir daha yemem, bunu bil.
Bitti mi Ozan, bu kadar mı?
Katıldığımız kampanyanın akşama ödül töreni var.
Ödülü birlikte almamız gerekiyor. Bir araba yollatıp seni aldırırım.
Teşekkür konuşması hazırlamayı unutma.
Ben gelmeyeceğim. Sen Çağla’yla gidersin.
Çağla’nın akşam başka bir işi var.
Ayrıca adamlar orada illaki seni görmek istiyor.
Başladığın işi bitir Esra. Lütfen akşam orada ol.
(Gerilim müziği)
Afiyet olsun.
Ben babanı biliyorum, şu anda o kadınla beraber.
Çekil ayağımın altından. Zaten sinirlerim bozuk.
Tamam, anne.
Eko görecektin, telefonda konuşurken bir kırıtmalar…
…bir süzülmeler. Koskocaman adam, hiç yakıştıramadım.
Verdiğim emekler haram zıkkım olsun. Allah onu inşallah bildiği gibi yapsın.
Anne yavaş! Kırk yıllık kocana öyle bir anda…
…beddua edilmez. Gözünü seveyim anneciğim.
Ayrıca babam bütün suçlamaları reddediyor yani.
Ben de onu reddediyorum.
Beyefendinin açıklaması neymiş acaba?
Yani kendisinin öyle tam bir açıklaması yok henüz ama…
Olamaz! Olamaz çünkü her şey ortada.
Ama ben yapacağımı biliyorum. Serpil’in kızını arayacağım.
-Avukat olanı? -Evet, avukat olanı.
-Aaa! Anne? -Babanı boşayacağım.
Anneciğim saçmalama. Bu saatten sonra ne boşanması Allah aşkına?
-Ben öyle cici anne… -Kararım kesin Eko!
-Boşanacağım babandan, boşanacağım! -Tamam. Biberleri öldürdün.
İyi, tamam. Bizi de yatılı okula ver o zaman.
Hayır, ben döndüm tam gidiyordum beni durdurdu.
Ondan sonra lafları böyle tek tek sıraladı.
Yani sonra da sen de geleceksin diye talimat verdi gitti beyefendi.
Fakat bir şey söyleyeceğim, aşırı karizmatik bir hareket.
Bak sahne şu an gözümün önüne geldi.
Bayağı da yakışıklı görünüyordu biliyor musun?
Kızım, Ozan zaten yakışıklı.
Ayrıca başıma bir şey gelmeyecekse şunu da söylemek isterim ki…
…Ozan söylediklerinde haklı. -Öf!
Ama öyle Esra. Senin işine gelmediği zaman kaçırıyorsun.
Hatta Ozan’dan etkilenmeye başladığın için şirketten kaçmadın mı, yalan mı?
Hadi gel şuradan dondurma alalım.
Aha! İşte iş üstünde yakaladım seni, yakaladım!
Ne alaka? Ne kaçması? Kaçmıyorum.
Canım dondurma çekti. Çekemez mi? Çekti işte. Öf!
Gitsem mi törene acaba?
Kızım bunu sorman bile saçma. Tabii ki.
İyi, o zaman tamam ben gideyim katılayım törene…
…yani ben görevimi yaparım, yerine getiririm, tamamlarım…
…ondan sonra da Ozan’ı bir daha görmem nasıl olsa.
Aynen öyle. Sen var ya müthişsin. Yaşasın!
İyi, tamam. O zaman hemen gidip hazırlanalım.
Sende şöyle güzel bir elbise… Yok, sende ne işi var öyle güzel elbisenin.
-O zaman gidip elbise kiralayalım. -Kız ben ne alaka?
Ne demek ben ne alaka, sen de geleceksin.
Kızım yok, ben gerilirim öyle.
Bir de Çağla zaten beni Ozanların evinde gördü, vallahi patlarız.
Hayır, Çağla Hanım yokmuş.
Toplantısı mı ne varmış, o yüzden gelmeyecekmiş.
Bak vallahi geleceksin.
Ayrıca söylediklerinin bir kısmında haklısın.
Bir dakika. Tam olarak hangi kısmında haklıyım?
Böyle etkilenme falan konularında haklısın.
Bir dur. Sen tampon bölge olacaksın tamam mı?
Benim Ozan’la asla yakınlaşmamam lazım.
Bundan sonra her şey benim istediğim gibi olacak.
Neyin ne zaman olacağına da ben karar vereceğim.
Çok güzel söylüyorsun ama bütün bunların olması için…
…önce Esra’yı görmen lazım. Akşam gelecek mi?
Gelecek.
Benim için değil, başladığı işi yarım bırakmamak için gelecek.
O işini kurmuş, zengin olmuş, hayatını yoluna sokmuş…
Ya ben? Benim hiçbir şeyim yok.
Ne başarılı oldum ne param var. Hiçbir şeyim yok.
Şu hâlime bak.
Elbisemi yeni almıştım, o da kirlendi.
Pardon. Benim burada olmamdan bir arkadaşımız pek memnun olmadı.
Neden çıkmak istediğinizi öğrenebilir miyim?
Esra!
-Ozan sana bir şey soracağım. -Efendim?
Esra’nın neden bu kadar üstüne gidiyorsun abi?
Yok, gitmiyorum. Nereden çıkardın?
Daha az önce gördüm, masada üstüne gidiyordun.
Ben herkese aynı davranıyorum Çınar.
Ama iş hayatının zorluklarıyla baş edemiyorsa kendi bileceği iş.
Ben kimseye iltimas göstermem biliyorsun.
Eski öğrencine bir tavsiye, bir şey yok mu?
Bu konuda sana tavsiye verecek son insanım Çınar, inan.
(Müzik)
(Martı sesleri)
(Müzik çalıyor) (Deklanşör sesleri)
Abi, komiteyle konuştum, daha fazla bekleyemiyorlar.
Esra da gelmeyecek gibi. Acaba ödülü sen mi alsan?
Bekletebildiğin kadar beklet Musa. Esra gelecek, biliyorum.
Abi, gerçekten geldi.
(Duygusal müzik)
İşte oradalar.
-Esra’nın yanındaki kız kim? -Çocukluk arkadaşı Musacığım.
Hadi canım. Benimle de arkadaş olur mu acaba?
İyi akşamlar. Şoför bizi almaya geldi tabii…
…ama ben ona kısa yol tarif ettim…
…ama o yol kısa değilmiş, tıkalıymış, trafik varmış…
…biz de bu yüzden birazcık geciktik. Kusura bakmayın.
Önemli değil. Tören zaten hâlâ başlamadı.
Geldin ya önemli olan o.
Biz tanışamadık. Hoş geldin. Ben Musa.
-Zeyno, memnun oldum. -Memnun oldum.
Tüm konuklarımıza iyi akşamlar diliyorum. Muhteşem bir İstanbul gecesinde…
…yine bir ödül töreninde birlikteyiz.
Beşinci Webside Dijital Ödül Töreni'ne hepiniz hoş geldiniz.
Ve hemen ödül törenine geçiyoruz.
İlk ödülümüz Dijital Sosyal Sorumluluk Projesi Ödülü olacak.
Şimdi alkışlarınızla ödül sahiplerini açıklayacağım.
Ve ödül almaya hak kazananlar Millenium Soft Holding'den…
…Esra Erten ve Ozan Korfalı. Alkışlarınızla sahneye davet ediyorum.
100 çifte hediye düğün kampanyasıyla birçok çiftin yüzünü güldüren proje…
…bu yılki ödülün de sahibi oldu.
(Tezahürat)
-Tebrikler Esra Hanım. -Çok teşekkür ederim.
-Tebrikler Ozan Bey. -Çok teşekkür ederim.
-Çok sağ olun. -Tebrikler.
-Sizden kısa bir konuşma alabilir miyiz? -Tabii. Esra.
Heyecanlanma. Yaparsın sen. Hadi.
(Boğazını temizledi)
Herkese iyi akşamlar.
(Boğazını temizledi)
Ben hayallerini gerçekleştirmek için çok çalışması gereken…
…mücadele etmesi gereken o insanların yaşadığı küçük bir mahallede büyüdüm.
Bu yüzden hayat masallardaki gibi değil biliyorum.
Gerçek hayat zorluklarla dolu.
Hele de evlenmeye karar veren o genç çiftler için.
Biz de bu proje sayesinde…
…hayallerine kavuşmak isteyen o genç çiftlere…
…güzel bir başlangıç fırsatı vermek istedik.
Herkes kendi masalının sonunu kendi yazar.
Umarım herkesin masalının sonu mutlu biter.
Teşekkürler, iyi akşamlar.
(Tezahürat)
Seninle gurur duyuyorum.
(Tezahürat)
Zeyno, Zeyno!
Geldim bacım, geldim!
Harikaydın!
-Ne haber Zeynep? -İyi. Senden ne haber?
İyi. Bizim evdeki yemek mevzusunu seninle konuşacağız.
Seni acaba kim gönderdi oraya?
Kimse göndermedi. Ben bizatihi kendi isteğimle geldim.
Ben şuraya geçeyim. Buranın manzarası daha iyi çünkü.
Tabii.
(Sevinç çığlıkları)
Arkadaşın ödül aldı, şuna bak ismim yazıyor.
Merhaba. Sizden web sitesi için birkaç kare fotoğraf alabilir miyim?
-Tabii. -Oldu o zaman.
-Olmaz! -Olmaz.
Fotoğraf olur ama arkadaşımla olur.
Çünkü arkadaşım benim geçmişimi biliyor…
…her şeyi bildiği için onun da bu fotoğrafta olması gerekiyor.
Biz hazırız.
Hanımefendi fakat sadece ödül sahiplerini çekmem gerekiyor.
Arkadaşı dışarıya alma şansım var mı?
-Esra. -Ödülüm yok, ben gideyim artık.
Tamam.
Biraz yakınlaşabilir misiniz?
-Olur. -Tabii.
Biraz daha yakınlaşabilir misiniz lütfen?
Yani yaklaştık işte, daha ne kadar yaklaşalım?
Tabii.
Allah’ım öldüm bittim. Bu nasıl bir sıcak, öf!
Şu vücuda takılan klimalardan icat etmediler mi daha?
Oğluşuma söyleyeyim de bari o bulsun.
Onu yaptılar fakat Zümrüt.
-Yaptılar mı? -Evet.
Kim, ne ara yaptı? Hiç haberim yok.
Aman, bu da iyice Yalçın’a benzemeye başladı.
Öf!
Menekşe, nasıl gidiyor yalnızlık? İyi mi?
Yani yalnızlık demeyelim de bekârlık.
Vallahi dedikleri kadar varmış, bekârlık sultanlıkmış.
-Öyle. -O kadar rahatım ki anlatamam sana.
Yani mesela Yalçın’ı asla özlemiyorum, asla.
İnanır mısın yani ne içer, ne yapar ne eder hiç aklıma bile gelmiyor.
Gelmez.
Bir de şey, beni aramıyor ya hiç üzülmüyorum, hiç.
Çok güzel.
-Zümrüt. -Efendim?
Yalnızlık hep böyle güzel midir?
Çok güzeldir.
Yani tabii sen yeni başladığın için yalnızlığa bilmezsin.
Tadına varırsın yavaş yavaş.
Yani böyle yalnızken zaten çok çabuk akşam olur.
Bakarsın mis gibi akşam olmuş, akşam olunca da hep çocukların işleri çıkar.
Sen öyle yapayalnız kalırsın işte. Mis gibi yalnız.
-Çok güzelmiş ya, çok güzel. -Evet, öyledir.
Bir de şey var, yalnızsın ama bir de özgürsün.
Yani özgür olduğun için istediğin her şeyi…
…kafana ne zaman eserse özgürlüğünü yaşarsın.
Yani böyle özgürsün.
Misal, bak bana ben bebeklerimi takarım böyle…
…böyle otururum.
Yani özgür olarak hani.
O yüzden sen de özgürlüğünün tadını çıkar yani.
Şey yapma.
(Gülüyorlar)
Ben o filme bayılıyorum! Asıl o filmin şey sahnesi var…
Aşkım bir dakika. Şey, tekneden çekilen.
-Çok iyi sahne değil mi? -Evet, çok iyi sahne!
O sahneyi bir tek ben seviyorum sanıyordum.
Hayır, canım saçmalama. Öyle şey olmaz.
Çok iyi. Sevmene sevindim.
Esra Hanım tebrik ederim. Çok hak ettiğiniz bir ödüldü.
Çok teşekkür ederim.
Kesinlikle öyle. Fotoğraflardaki zarafetiniz...
...karşılıksız kalamazdı. Tebrikler. -Çok teşekkür ederim. Çok naziksiniz.
Yeni projemizi de uygulamanızla birlikte yürütmek istiyoruz.
Tabii ki siz olmadan olmaz. Hatta bence Ozan Bey uygun görürse…
…projemizin başında sizin olmanızı arzu ederiz.
-Ama ben şu an… -Hiçbir sakıncası yok.
Aksine çok iyi olur. Hatta şöyle yapalım…
…siz bir ara şirkete gelin, orada detaylıca konuşuruz.
-Ne dersin Esra? -Tabii olur.
Anlaştık o zaman. En yakın zamanda uğrayacağız.
-Tekrar tebrikler. İzninizle. -İyi akşamlar.
Aaa! Kızım inanamıyorum!
Bir dur, sus Zeyno. Ozan sen ne yapıyorsun?
Niye benim tutamayacağım sözler veriyorsun?
Tutamayacağını kim söyledi?
Aaa! Çağla Hanım da geldi.
-Aaa! Esra! -Zeyno!
Ozan… Saklan! Eğil.
Musa siz şöyle arka taraflara doğru geçin.
-Niye ki? -Musa!
Tamam da geliyor.
-Selam. -Merhaba.
İşlerim erken bitti, sizi görmeye geleyim dedim.
Esracığım tebrik ederim.
Aynı zamanda seni gördüğüme çok sevindim.
Bir an Musa seni ikna edip de buraya getiremeyecek diye…
…çok endişelenmiştim açıkçası.
Teşekkür ederim Çağla Hanım.
Yani gerçekten Musa beni ikna etmeseydi bu gece buraya gelmezdim.
Değil mi?
Bu arada işten ayrılmana da çok üzüldüm.
Seninle çalışmaktan çok mutluyduk. Senin de öyle olduğunu düşünüyordum.
Sakıncası yoksa işten neden ayrıldığını öğrenebilir miyim?
Yani özel bir mesele Çağla Hanım.
Ama ben de sizinle çalışmaktan çok mutluyum.
Yani şirketle hiçbir alakası yok.
Teşekkür ederiz. Yani umarım o mesele her neyse…
…bir an önce çözersin de şirkete geri dönersin.
Çünkü bu şirketin kapılara sana her zaman açık. Değil mi Ozan?
Tabii öyle.
Çok teşekkür ederim. Çok sağ olun.
Aa!
Ozan, Musa’nın yanındaki kim? Bana bir yerden tanıdık geliyor.
Bilmem. Organizasyon şirketindekilerden biridir herhâlde.
Gel biz sana içecek bir şeyler alalım, ne dersin?
-Tamam. -Hadi.
Of!
(Müzik)
Alo. Savaş.
İyi akşamlar. Kusura bakma bu saatte rahatsız ettim.
Bana bilgi lazım da.
Ozan Korfalı var ya, bizim şirketin CEO’su…
…onun eski karısı kimmiş bana öğrenebilir misin?
Tamam. Senden haber bekliyorum.
Esracığım istersen seni ben bırakabilirim.
Çağla Hanım çok teşekkür ederim ama ben bir taksiye biner giderim.
-Hiç zahmet etmeyin. -Peki, nasıl istersen.
Bu arada seni gördüğüme çok sevindim.
Teklifimi de bir kere daha düşün olur mu?
Olur.
-İyi geceler. -İyi geceler.
-Ozan, yarın görüşürüz. -Görüşürüz Çağla, iyi geceler.
İyi geceler.
Teşekkürler. İyi akşamlar.
-Ucuz atlattık. -Evet.
Gitti.
Gitti mi, gitti mi? Ucuz atlattık!
Gerçi Musa olmasa atlatamazdık.
Estağfurullah. Biz ne yaptık ki?
O zaman biz artık Zeyno’yla gidelim. Size iyi akşamlar. Değil mi?
Bu kanepeler beni hiç doyurmadı, aksine acıktırdı.
Sahilde bir köfteci var. Sarı bir minibüs…
…sahilin kenarında sulu sulu köfte yapıyorlar. Ne diyorsunuz, yer miyiz?
-Yok. -Yeriz!
Seyyar köfteyi çok severim, yeriz.
Olur Musa, bana uyar. Gidelim.
-Biz arabayı alalım o zaman. -Tabii.
Sen köfteyi çok seversin ha Zeyno?
Sen o köfteyi o kadar çok seveceksin ki bayılacaksın.
Ben bayıltacağım seni ama mahalleyi gidince.
-Ama… -Ne aması be, ne?
(Gülüyorlar)
(Musa) Çok iyi hikâye ama!
Dur, dur neyi anlatacağım, biz şimdi lisedeyiz…
Yeter artık Zeyno! Anlatmasan mı artık?
Yeter mi sanki? Hepimiz doyduk hikayeye, değil mi?
Ne güzel siz mahalleden arkadaşsınız. Özendim vallahi.
Aman ne var canım, 20 yıllık bir açıklığın var.
Bence onu hızlandırılmış bir programla kapatabiliriz.
Evet. Bence hemen başlayalım.
-Musa. -Zeyno.
-‘Selfie’ çekilelim mi? -Evet, ‘selfie’ çekilelim.
Hadi. Manzarayı alsın.
-(Ozan) Şunlara bak. -(Esra) İnanamıyorum şu an.
Esra, bugün ödül töreninde çok güzel konuştun.
Yine herkesi kendine hayran bıraktın, hepsini etkiledin.
Belki sen farkında değilsin ama…
…sen galiba sonunda iyi olduğun işi buldun Esra.
-Öyle mi? -Öyle tabii.
Projede istiyorlar seni. Bu ne kadar önemli bir şey biliyor musun?
Ve bunu sen kendin başardın. Hatta bana rağmen başardın.
O gün toplantıda cesaret ettin konuştun ve sonucunu aldın.
Neden? Çünkü sen cesursun Esra. Öyle hesap kitaplı değilsin.
Ozan yani çok teşekkür ederim.
Yani benimle ilgili çok güzel şeyler söyledin.
Ama ne yazık ki her konuda cesur değilsin.
Bazı konularda kaçak oynuyorsun.
-Mesela? -Mesela işten ayrılma konusu.
Hâlâ bana aklıma yatan bir açıklama yapamadın.
Yani bence gerekli açıklamayı yaptım. Başka bir açıklama…
İkimiz de bunun doğru bir neden olmadığını biliyoruz Esra değil mi?
-Yok. Yani… -Neden?
-Ne neden? -Esra neden şirketten ayrıldın?
Saat kaç oldu? Allah Allah! Saat kaç ki? Zeyno saat kaç?
Zeyno hadi gidiyoruz. Hadi.
Bir dur! ‘Selfie’ çekiliyoruz, bir git.
Ah, Zeyno ah! Ne ‘selfi’si kız, yürü. Hadi.
Evet, gördüğün gibi Zeynep sana şu an yardım edemez.
Seni dinliyorum Esra.
(Telefon çalıyor)
Telefon. Telefonun çalıyor. Bence sen geciktirme aç telefonunu.
Sonra önemlidir falan, şey olmasın. Aç. Zeyno.
Esra. İş telefonudur. Önemli değil, sonra bakarım.
Evet?
Esra, annem aradı. Bizim gitmemiz lazım biraz.
Ah, gördün mü yani ben hissetmişim demek ki.
Bak saat kaç dedim, bir şeyler dedim…
…Zeyno’nun annesi aramış, o yüzden bizim gitmemiz gerekiyor.
Hadi biz taksi tutalım gidelim. Hadi çekil.
Ben bırakırım.
(Zeynep) Evet, Ozan bıraksın. Koca araba.
(Musa) Evet.
Evet, Ozan bıraksın.
Zeyno, kız sen ne iyi ettin de geldin Zeyno!
Zeyno sen gelmesen ben ne yapacaktım!
İyi ki geldin. Şuna bak, şu tatlılığa bak.
-Hadi Musa. -Hadi Musa, hadi Zeyno.
Selam.
Selam.
Çınarcığım sana bir iyi, bir de kötü haberim var.
İyi haberi gönder bakalım.
İyi haber, Esra bugün ödül törenine katıldı...
...ve öyle bir konuşma yaptı ki inanılmazdı. Görmen lazımdı.
İyi haber bu kadar mı? İşe döndü mü?
İşte kötü haber de bu.
Ben senin için işe dönsün diye çok ısrar ettim ama kabul etmedi.
Nedenini sorduğum zaman da özel bir mesele deyip konuyu kapattı.
-Özel bir mesele? -Evet.
Belki de ailevi bir meseledir, bilemeyiz tabii ama ben ısrar ettim.
Belki fikri değişir, etkilenir diye...
...ama düşük bir ihtimal tabii.
(İç çekti)
Bana bak!
Senin bir keyfin kaçık. Ne oldu?
Tamam, biliyoruz. Esra gitti diye üzgünsün ama...
...sanki bu yeni bir moral bozukluğu. Anlat.
Çağla aslında bir şey var ama...
...ben emin olmadan söylemek istemiyorum.
Bana biraz zaman verirsen daha iyi olacak.
(Duygusal müzik)
Ozan teşekkür ederim. İyi akşamlar.
Esra...
...işe dön.
Herkes seni çok özledi.
Ben de herkesi çok özledim ama...
Ama ne Esra? Yapma böyle.
Ben kararımı verdim Ozan.
İyi akşamlar.
(Duygusal müzik)
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Martı ötüyor)
Anneme bak ya! Ergen gibi oldu resmen!
Geç kalmalar falan ne oluyor?
Dükkânı da açmamaya başladı, ben anlamadım ki.
Bu evde birisi öğlene kadar uyuyacaksa o, ben olmalıyım.
Bu benim karakter özelliğim. Var ya...
...meğer annem babamsız bambaşka biriymiş.
Babama ne diyeceksin!
Adam bütün dükkânları geze geze tavla oynuyor.
Herif cebinde zar taşıyor. Bu yaştan sonra berduş oldu.
Eko, babam böyle bir şey yapmamıştır, değil mi?
-Annemi aldatmamıştır? -Yok kızım, olur mu öyle şey!
Babamdan bahsediyoruz. Babam annemi aldatır mı!
Olur mu öyle şey! Mümkün değil de...
...babam da net değil ki. Net olsa, durumu açıklasa...
...ama durumları eveleyip geveliyor. -Peki ne yapacağız?
Biz annemle babamı nasıl bir araya getireceğiz?
Göz göre göre ailemiz dağılıyor.
Bir şey diyeceğim. Bence biz bunları bir araya getirelim.
Bunlar oturup konuşsunlar, eteklerindeki taşları döksünler...
...anlaşırlar. Çözülür yani, ne olacak?
Evet de bu nasıl olacak? Onları nasıl bir araya getireceğiz?
Bir araya...
Ben diyorum ki biz şey yapalım.
Ben bunları eterle bayıltayım. Bunları koyun koyuna yatıralım.
Onlar uyanınca zaten barışırlar.
Eko saçmalama ya! Saçma sapan konuşma. Olur mu öyle şey!
Ben gideyim, babamla konuşayım; sen git, annemle konuş.
-Evet. -Olur, mantıklı.
Çok ikna olacaklarını sanmıyorum ama...
...bakalım. Artık ne yapalım?
Ozan.
-Ozan Bey günaydın. -Günaydın.
Dün nerelerdeydin? Uğradım, seni göremedim.
Ne zaman?
Öğleden sonra falandı.
Bir işim vardı.
Ne işi ya?
Çınar hayırdır? Sen benim nereye gittiğime de mi karışmaya başladın?
Yoo, sadece merak ettim.
Kimseye haber vermeden çıkmışsın da.
Bir yatırımcıyla görüşmeye gittim.
-Yatırımcıyla? -Evet.
Görüşmen nasıl geçti? -Gayet iyi.
-İyi. -İyi.
Neyse, ben gidiyorum. Akşam maç yapıyoruz, değil mi?
Yapalım.
-Seni yenmek benim için büyük zevk. -Orası belli olmaz.
-Kimin kazanacağını göreceğiz. -Göreceğiz.
Göreceğiz.
Kızım görüyorsun, değil mi? Menekşe Hanım hâlinden nasıl da memnun!
Belli ki benden kurtulacağı günü iple çekiyormuş.
Menekşe sana yazıklar olsun!
Yahu babacığım o mesele hiç de senin sandığın gibi değil.
Annemin aklında sürekli sen varsın. Bir tek seni düşünüyor.
Hatta dün bana ağlayarak ne dedi, biliyor musun?
Ben babansız geçen günlerimi günden saymıyorum, dedi.
Yaa!
-Gerçekten böyle mi dedi? -Anneciğim, bana babamın kendisi söyledi.
Romantik romantik şeyler söyledi. Ben, ruhumsuz hiçim dedi.
Ruhlara karıştım. Onsuz önümü göremiyorum, nefes bile alamıyorum, dedi.
-Tabii, kıymetimi anladı. -Demek o kadar pişman!
Esra, başka ne dedi? Pişman, babacığım pişman.
Çok pişman. Deli gibi pişman. Ayrıca üzgün de.
Başka ne dedi, biliyor musun?
Dün karşıma oturdu. Dudaklarını böyle büzdü.
Biz babanla nasıl bu hâle geldik, dedi.
Ee kızım, biz annenle birbirimizi çok sevdik.
-Kolay değil. -Biz birbirimize alışmışız.
Kolay değil tabii yılların sevdasını içimizden söküp atmak.
Evet, anneciğim. İşte tam da bu yüzden babam der ki, buluşalım.
Buluşalım, konuşalım. Bütün sorunlarımızı karşılıklı halledelim diyor.
Anne bu aşk burada bitmesin diyor. Babam, buluşalım aşkım, diyor.
Nerede? (Geçiş sesi)
Çay bahçesinde. Sizin gençken hep gittiğiniz bir çay bahçesi varmış.
Gençken gidip gidip aşk tazelermişsiniz. Annemin aklına orası gelmiş.
Biz babanla burada buluşalım dedi.
Baba ne yapacaksın? Gidecek misin? Ne olur git. Hadi git, git, git.
Baba, annemi kırma, git. Gidecek misin? Gideceksin, gideceksin.
Esra biz orayı çok severdik, biliyor musun?
Demek o kadar çok istiyor!
Ah... Çok.
Şimdi kalp kırmak olmaz.
Gidelim bakalım. (Geçiş sesi)
Madem o kadar ısrar ediyor...
...her ne kadar kalbimi çok kırmış olsa da...
...tabii ayıp olur. Bir dinlemek... Konuşsun bakalım, derdi neymiş?
Evet, anneciğim. Karşılıklı konuşun.
Ben sana koordinatları daha sonra veririm.
Sen bana koordinatları verirsin ama önce pilavı masaya ver.
-Hangi masa? -Sol taraftaki.
(Müzik)
Zeyno da ne kadar tatlı, ne kadar sempatik bir kızmış.
Evet. O öyledir.
Gece görüşürüz dedik ama havada kaldı.
İnşallah hep beraber bir daha görüşürüz değil mi?
-Ne? -Bir daha görüşürüz, değil mi?
Musa hayırdır?
Abi yok bir şey. Arkadaş olarak.
-Arkadaş olarak? -Evet.
Hadi bakalım, öyle olsun.
Abi gidiyor musun? Dışarıda görüşme vardı da ben mi unuttum?
Bugün başka bir yerde çalışmaya karar verdim Musa.
-Ben çok düşündüm. Artık eminim. -Neyden abi?
Esra benden kaçmak için işi bıraktı.
Abi peki bu konuda ne yapacaksın?
Bu sefer benden kaçmasına izin vermeyeceğim.
-Görüşürüz. -Görüşürüz.
Hadi be anneciğim! Nerede kaldın ya!
Yine mi vazgeçtin, anlamadım ki!
Aha geliyor!
Annemi kes! Hazırlanmalara bak! (Menekşe yalandan öksürdü)
(Yalçın boğazını temizledi)
Hoş geldin, Menekşe.
Bak, bak, tiplere bak!
Biraz zayıflamışsın. Süzülmüşsün.
Öyle mi?
Senin yemeklerin olmayınca...
Gerçi senin kokun bu çiçekleri utandırır ama...
Sağ ol, çok güzellermiş.
Anne, babanın kurlaşmasını izlemek ne kadar korkunç bir şey.
Neyse, çiçek iyi baba. Çiçekten yürü.
Ne alırsınız efendim?
Menekşe Hanım su muhallebisi alır.
Yalçın Bey de sakızlı.
(Garson) Peki.
Ne tatlısınız!
Muhallebi mi kaldı ya!
Meselenin aslını anlat bakalım Yalçın.
Madem beni buraya ısrarla çağırdın.
-Seni ben mi ısrarla çağırdım? -Evet.
Yoo.
Şey... Sen benden özür dilemek için buraya gelmedin mi?
Ben buraya senin özrünü duymak için geldim.
Yalçın ben mi özür dileyeceğim?
Ben mi senden özür dileyeceğim Yalçın?
Evet, Menekşe. Tabii ki sen dileyeceksin.
Onca mahallelinin önünde kaç yıllık kocanı iki paralık ettin.
Asıl sen beni bozuk para gibi harcadın. Rezil, kepaze ettin.
Sen gidip o kadınla kafelerde buluşmadın mı?
Ona çiçekler almadın mı? Telefonuna şifreler koymadın mı Yalçın?
Ben bunları yaptım ama sen ne yaptın Menekşe?
Oh, maşallah! Takmış takıştırmışsın. Sürmüş sürüştürmüşsün.
Evet, dışı kurtarmışsın ama için aynı.
Sırf çocuklar annem pişman oldu dedi diye ben kalkıp buralara kadar geldim.
-Baba girme oralara ya! -Ama nafile. Yanılmışım.
-Ben yanılmışım. -Ben kırk yılımı bir hiçe heba etmişim.
Al, bu çiçeklerini de o kadına verirsin!
Baba işte öyle armut gibi kaldın!
Ah ya! Üf!
Of! (Telefon çalıyor)
Alo? Savaş dinliyorum seni.
-Ozan'ın eski karısını bulabildin mi? -(Savaş ses) Evet, buldum.
Esra Erten.
-Esra Erten mi? -(Savaş ses) Evet.
Tamam, sağ ol.
(Müzik)
-Buyurun, hesabınız. Afiyet olsun. -Sağ ol kızım.
Annemle babam nerede kaldı ya?
Çifte kumrular barıştı mı acaba?
-(Ekrem) Anne! -Anne?
-(Ekrem) Hâllere bak ya! -Baba?
-Aa! Anne! Anne ne oluyor? -Favori ebeveynini seç, işler karıştı.
-(Esra) O ne demek? Ne oluyor? -(Kadın) Esra ne oluyor?
Ablacığım bir şey yok. Size afiyet olsun.
-Tamam. -Aa!
Aa! Ozan buraya niye geldi ki? Allah Allah!
Herhâlde sabah sabah annesini görmeye geldi.
Aa!
Buraya mı geliyor?
Esra.
Aa! Ozan!
-Senin burada ne işin var? Hayırdır? -Sana da merhaba, Esra.
-Bugün burada çalışmaya karar verdim. -Ne?
-Burada mı çalışacaksın? -Evet. Bir mahzuru mu var?
Yoo, ne mahzuru olacak! İstediğin yerde çalış canım.
İyi. Kahvemi nasıl içtiğimi biliyorsun.
Yalnız burada filtre kahve yok.
Fark etmez. Çay da olur.
-İyi, çay veriyorum o zaman. -İyi.
(Telefon çalıyor)
Alo, abiciğim bil bakalım biz şu an neredeyiz.
Maaile Şükriye teyzelerin sokağına girmek üzereyiz.
Daha yeni geldik. Herhâlde gece döneriz, değil mi anne?
Evet, annem. Bunun da bir Şükriye aşkı depreşti!
Kadın zaten İstanbul'un bir ucunda oturuyor. Neyse, geldik de...
...dönüşümüz epey sürer. (Ozan ses) Aferin, Elif! Aferin!
Vallahi Şükriye teyze de iyi fikirmiş.
Abi al, hayrını gör. Mahalle bütün gün senin.
Ben sözümü tuttum. Sen de bir ara bu iyiliğimi ödersin diye düşünüyorum.
Tabii ki öderim. Ödemez olur muyum! Cansın sen, can! Aferin sana.
Hadi görüşürüz.
-Çayın. Afiyet olsun. -Teşekkür ederim.
Haftaya toplantıya organizasyon şirketinden gelecekler.
Başka bir proje için toplantı yapacağız.
Ne güzel. Gelsinler. İşler iyice büyüdü galiba.
Yalnız projenin sorumluluğunu Gaye'ye vermeyi düşünüyorum.
Ne? Gaye'ye mi?
Benim bildiğim Gaye? Bizim şirketteki Gaye?
-Hani sarışın, renkli gözlü olan? -Evet.
Ozan saçmalama ya! Ne alakası var Gaye'yle?
Gaye oraya gelir, 'wedding' falan der.
Zaten düğünden falan hiçbir şeyden anladığı yok.
Oradaki insanları soğutur, şirketten kaçırır.
-Ben senin için söylüyorum. -Anladım da bundan sana ne?
Senin artık bunların hiçbiriyle alakan yok ki.
Yok zaten, bana ne! Beni ilgilendirmez. Ben burada gayet mutluyum.
Zaten şirket çok sıkıcıydı.
-Sıkıcıydı? -Evet.
Lokanta çok eğlenceli yani?
Eğlenceli tabii. Şuna baksana.
Bir kere açık havadasın. Tanıdık insanlar, tanıdık simalar çok güzel.
Hiçbir şekilde rekabet yok. İnsanlar mutlu. Herkes gülümsüyor.
Birbirlerine günaydın falan diyorlar.
Esra sen bu dediklerine inanıyor musun?
Tabii inanıyorum. Niye inanmayacağım?
İyi.
-İyi. Ben arkadayım o zaman. -Ben bu taraftayım.
-İyi. -İyi.
(Müzik)
Ah ya! Benim canım dükkânım. Ne kadar güzel bir dükkân.
Yemekler falan her şey harika.
Canım dükkânım.
Gaye ne alaka bir kere!
Gaye ne anlasın şirketteki düğün organizasyonundan!
Bir de utanmadan Gaye'ye vermişler.
(Sessizlik)
Çınar neden yemeğe gelmedin?
Canım sıkkın. İştahım yok.
Çınar ne oldu? Bir şey mi oldu? Bana anlatabilirsin.
Gaye hiç sırası değil.
Çınar sırrını biliyorum.
Neden sakladığını henüz anlamış değilim.
Bana anlatabilirsin. Ben gerçekten iyi bir dinleyiciyim.
Ben senin iyi bir dinleyici olduğuna eminim...
...ama ben anlatmamayı tercih ediyorum. Tamam?
Birine söylememden korkmuyor musun?
Gaye lütfen birine söyle!
Çünkü bu iş kabak tadı vermeye başladı.
(Gerilim müziği)
Olmuyor ya! Ben adamdan kaçtıkça adam burnumun dibinde bitiyor.
Bu böyle olmayacak.
Ozan Bey böyle olmuyor.
Geldiniz, oturdunuz ama hiçbir şey yemiyorsunuz.
Artık kalksanız mı acaba? Çay da müessesemizden olsun.
-Afiyet olsun. -Bir şey sipariş etmeyeceğimi kim söyledi?
Garson ortadan kayboldu, ben ne yapayım! Siz...
...bana soğuklardan bir tabak yaparsanız çok sevinirim.
Ozan ne istiyorsun?
Şey istiyorum... Börek.
Börek olursa çok makbule geçer. Menekşe teyzenin yemeklerini çok özledim.
Bana laf ebeliği yapma. Ne istiyorsun? Neden buradasın? Onu soruyorum.
Esra asıl sen neden buradasın?
Bu mu senin istediğin? Annenin lokantasında çalışmak mı?
Senin gelecek planın bu mu?
Yoo, benim planım var.
Aa!
Nedir o? Söylesene, çok merak ettim.
Bir teknoloji şirketinden bana teklif geldi. Hem de hemen.
Öyle mi? Çok sevindim, tebrik ederim.
Bu hangi şirket? Adı ne? Ben muhakkak biliyorumdur.
-Öztekno. -Öztekno?
Esra bırak! İkimiz de böyle bir şirket olmadığını biliyoruz.
Allah Allah! Ben sana bir şey ispat etmek zorunda değilim ki.
İster inan, ister inanma. Ben gidip soğukları yapıyorum o zaman.
Tamam. Belki daha yaratıcı bir bahane falan bulursun.
Oralarda bir yerde düşün istersen.
Mevziler bir bir düşüyor.
Resmen kendi evimde yenileceğim.
Abim! Arayayım, abim gelsin.
Ben iyi değilim. Ben vallahi hiç iyi değilim.
Baba... Babacığım ben aranızda mekik dokumaktan helak oldum.
Bunlar vallahi travma.
-Psikolojimi bozdunuz. -Yok, Eko bitti bu iş.
Bu iş bitti.
Bana güvenmeyen, kafamda çiçek parçalayan bir kadınla...
...zinhar benim işim olmaz. (Telefon çalıyor)
Esra bir dur! Baba zinhar ne demek? Allah aşkına zinhar ne ya!
Büyük büyük kelimeler! Babacığım lütfen bunlara hiç gerek yok.
Konuşacağım.
Serpil'in kızıyla konuşacağım, davayı açacağım.
Arkadaş bu memlekette başka avukat yok mu?
Herkes tutturdu bir "Serpil'in kızı"!
Annem de onu arayacakmış.
Yaa!
Demek o da dava açıyor! Avukat tutuyor.
Menekşe sana yazıklar olsun! Yazıklar olsun!
Baba, Allah aşkına az önce avukatla görüşeceğim diye sen söyledin.
Niye suçu yine hemen anneme attın?
Eko saçmalama. Ben lafın gelişi söyledim.
(Telefon çalıyor)
Esra ne var! Ne! Patladın! Efendim? Söyle.
Alo? Eko neredesin?
Acil dükkâna gelmen lazım. 'Mayday, mayday'! Hadi! Kırmızı alarm!
Kızım ne kırmızı alarmı, lokantası falan!
Ben burada aile kurumumuzu ayakta tutmak için...
...ne gibi bir savaşın içindeyim, senin haberin var mı?
Eko ne aile kurumu! Bırak şimdi aile kurumunu falan.
Buraya gelmen lazım diyorum. Benim bu dükkândan acil çıkmam lazım.
Hadi, çok önemli.
Tamam, git. Nereye gidiyorsan git. Ben izin verdim.
Git, ben sana güveniyorum. Sen halledersin. Hadi baybay.
Ben ondan mı bahsediyorum! O yüzden mi diyorum! Alo? Eko buraya gel.
Alo! Alo! Gıcık Eko! Öf!
Ne oldu?
Olmadı mı? Kaçamadın mı?
Ne kaçması? Niye kaçayım?
Sen niye buraya geldin? Beni mi dinliyorsun?
-Yine dibime girmişsin. -Yoo.
Peçete bitmiş...
...yenilersen.
Çekil. Peçeteyi falan yenilerim.
Ben halledeceğim. Peçeteyi koyarım şimdi. Sen geç, otur.
Yemek falan da yaparım. Yemek yerim... Yani yemekleri koyarım.
Tamam.
Ben oturuyorum.
(Telefon çalıyor)
-Efendim? -Alo, Ozan neredesin?
Akşam şu maçı yapalım diyorum.
İşim ne zaman biter bilmiyorum.
-İstersen yarın gece buluşalım. -Yok, yok. Ben beklerim.
Sen geçerken haber ver.
Tamam, olur. Madem bu kadar yenilmek istiyorsun.
-Onu göreceğiz. -Tamam, görüşürüz.
Görüşeceğiz!
(Sessizlik)
Var ya...
...bugün saçları da ayrı bir güzel olmuş.
Tamam, bitti. Dükkânı kapatıyorum. Hadi topla, kapat.
Ozan hadi iyi akşamlar. Görüşürüz. Topla her şeyini, hadi git.
Tamam da bu saatte kapatılmaz ki.
Menekşe teyze dükkânı çok daha geç kapatıyordu.
Tarzımız, farkımız. Benim tarzım böyle. Ben erken kapatmayı tercih ediyorum.
Hadi dedim, kapat. Eşyalarını topla. Hadi anca.
İyi. Hadi sana yardım edeyim, beraber kapatalım.
İstemiyorum.
Boşuna uğraşma diye dedim.
Şey yapma... Kendini yorma.
-Ben hemen pıt pıt diye hallederim. -Ne uğraşması Esra!
Dükkânı kaç kere beraber kapattık. Hadi.
Kapattık, değil mi?
Kapattık. Hadi.
Allah'ım ben neyle sınanıyorum ya!
Hadi, tamam.
-Onları bana ver. -Yok, ben hallettim. Ben... Sen al.
Al, sen götür.
-Ozan ya! -Şunları alacağım.
-Ah! Ah! -Dur, dur!
-Parmağım çok acıdı. -Ne oldu?
-Bir şey mi oldu? -Sinirle attım öyle, parmağım şey oldu.
İyi misin?
Bir şey var mı?
İyiyim. Bırak. Ben iyiyim, bir şey yok.
Çekil, ben iyiyim.
-O zaman ucundan tut, beraber taşıyalım. -Gel.
Dön bir.
Dans mı ediyoruz, dükkân mı topluyoruz belli değil.
(Müzik)
Hadi.
Sanki dükkânın yerini biliyorsun!
Çekil.
Geç.
Yavaş yavaş.
-Tut. Düşme ama. -Yapmayacağım. Git kendin tut.
-Evet, tamam. -Anahtarımı alayım.
Ozan çok teşekkürler. İyi akşamlar, görüşürüz.
Benden korkuyorsun.
Korkuyor muyum?
Yoo, korkmuyorum.
Niye korkacakmışım ki? Korkacak bir şey mi var?
Şüphelerim vardı ama artık eminim.
Sen benimle yakın olmaktan korkuyorsun.
-Yoo, yok öyle bir şey. -Yoo, yok öyle bir şey.
Esra ben de seni tanıyorum.
Sen her yakalandığında "Yoo, yok öyle bir şey." dersin.
-Yoo. -Yoo.
Esra korkuyorsun. Hem de neden, biliyor musun?
Bana karşı bir şeyler hissetmekten korkuyorsun.
-Ozan hayal görme. Öyle bir şey yok. -Ben de sana meydan okuyorum.
Tıpkı senin bana meydan okuduğun gibi.
İşe girdiğin gün...
Ben senin restini görüp seni işe alarak senden korkmadığımı sana ispatladım.
Şimdi sıra sende.
Yarın işe dönmezsen...
...benden etkilendiğini ve bu yüzden benden uzak durmaya çalıştığına...
...emin olacağım.
Seçim senin.
Ya benden kaçmaya devam et...
...ya da gel...
...korkmadığını ispat et.
(Duygusal müzik)
(Ortam sesi)
Çınar?
Çınar, ya düzgün oyna ya da bırakalım abi.
Sen çok mu düzgün oynuyorsun?
Nedense oyunların hepsinin kuralını sen koyuyorsun.
Sonra da hiçbirine uymuyorsun.
Çınar, ne diyorsun?
Belli ki senin bir derdin var. Açık açık konuş abi.
Senin şu düzgün, dürüst adam triplerin var ya.
Onu diyorum. Yalanmış.
Çınar, neymiş yalan olan?
Esra senin eski karınmış. Biliyorum.
Ne oldu? İnkâr mı edeceksin hâlâ?
(Çınar) Ha?
Çınar, bak...
Lan ben salak gibi gelip sana anlattım ya!
Esra'ya ne kadar âşık olduğumu...
...ne kadar sevdiğimi anlattım.
Salak gibi taktik istedim lan senden!
Çınar, bak benim de hoşuma gitmiyordu senin anlattıklarını dinlemek ama...
Ama? Ama ne lan?
Ne aması? Utanmadın mı lan?
Üzülmedin mi hiç?
Lan bu çocuk benim kardeşim, ben bunu ona yapamam, demedin mi?
Ha? Arkadaş değil miyiz biz?
Çınar, bak sakin ol. O iş öyle değil.
Tamam mı? Sakin ol.
Sakinleşince güzel güzel konuşuruz. Tamam?
Dalga geçtin mi arkamdan?
Kaç yıldır yanımda olan adamı nasıl kandırıyorum, dedin mi?
Çınar, yapma abi, tamam. Kendine gel.
Sakin ol.
Olmazsam ne olur lan?
Lan yeter!
Öfkelisin, sakinleşince konuşalım.
Şimdi konuşacağız!
(Ozan) Ne söylememi istiyorsun?
Ha?
O kadar kadın arasından gidip Esra'ya âşık...
...olacağını ben nereden bilebilirdim Çınar?
Nereden bilebilirdim?
İlk söylediğimde "Esra, eski karım." deseydin ya!
Ben Esra'ya hâlâ çok öfkeliydim!
Kimse öğrenmeden hayatımdan çıkar gider dedim.
Çınar, engel olmaya çalışmadım mı sanıyorsun?
Kaç kere çalıştım, olmadı.
Geldiğimiz durum da bu işte.
Eğer başında söyleseydin her şey farklı olacaktı.
Kapatacaktım konuyu.
Ama şimdi Esra'ya âşığım.
Bana yalan söyleyen bir arkadaşım için de vazgeçmem.
-Olmaz Çınar. -Bırak!
Olmaz. Buna izin vermem.
Buna izin vermem.
Senin Esra'yla defterin kapanmış.
Kız o yüzden köşe bucak kaçıyormuş senden.
Demek Esra'yı bu kadar üzen adam sensin ya.
Ama merak etme. Ben Esra'yı iyileştireceğim.
Kalbini kazanmak için her şeyi yapacağım.
Sakın karşıma çıkma!
Çınar.
Hiçbir şeyi bilmiyorsun. Esra'nın senin ne hissettiğinden...
...bütün bu olup bitenden haberi yok.
Lan olacak!
Olacak!
Eğer Esra'ya yaklaşırsan...
...karşında beni bulursun Çınar.
Anladın mı?
Karşındayım lan zaten.
Karşındayım.
Kararı sen değil, Esra verecek.
(Müzik)
Bu aldığımız üçüncü ödül.
Bence genç bir şirkete göre hiç fena değiliz baba.
Fena değil mi? Ya ben her yerde göğsümü gere gere...
...bunu anlatıyorum kızım.
Teşekkür ederim.
Çınar.
Baba, bak bu staj işi bitti. Tamam mı?
İster anahtarımı verme, ister evden kov beni.
Gider, bir yerde çalışırım. Ama bu saçmalığa devam etmeyeceğim.
Tamam?
İstediğin ne peki? Hâlâ kendi şirketini mi kurmak istiyorsun?
Yok baba, şirket falan istemiyorum ben.
Milenyum Soft'un yönetimine gireceğim.
Düşün, kararını ver.
Benden bu kadar.
Çınar, ne oldu? Bir saniye baba.
Çınar.
-Çınar dedim. -Efendim Çağla?
Ne oluyor? Bir şey oluyor belli ki.
Bana her şeyini anlatabilirsin. Biliyorsun, değil mi?
Çağla, bak...
Anlatacak bir şey yok, tamam? Sen hiçbir şey için canını sıkma.
Ben sadece hakkım olanı istiyorum. O kadar.
Endişelenecek bir şey yok. Tamam, hadi.
Üf Çınar ya.
-Afiyet olsun. -Teşekkür ederim kızım.
Şimdi sen emin misin babacığım, Çınar'ı yönetici yapmaya?
Evet, eminim.
Artık vakti zamanı geldi kızım.
Sen öyle diyorsan öyledir.
Günaydın Çınarcığım.
Size de günaydın.
Hemen bir şeyler atıştır da...
...seninle yapılacak işlerimiz var.
(Hareketli müzik)
Çınar, hazır mısın yönetici olmaya?
Hazırım.
(Neşeli müzik)
Günaydın.
-Esra, hoş geldin. -Hoş bulduk, günaydın.
-Aa, senin ne işin var burada? -(Esra) Günaydın.
-Hoş geldin. -Ya günaydın.
Ben geldim, geri döndüm.
Duydum ki beni çok özlemişsiniz. Kuşlar söyledi.
-Özledik vallahi, canım benim. -Artık geldin değil mi temelli?
-Geldim, geldim. -Ya hoş geldin.
Hoş bulduk. Gel buraya gel.
-O zaman bilgisayarını ayarlıyorum. -Tamam.
Hoş geldin.
(Âdem) İyi yaptın gelmekle vallahi.
Bir şey diyeceğim, bana dön dön deyip duruyordu.
-Çınar nerede? -Vallahi Çınar'ı görmedim ben bugün.
Ben de hiç görmedim vallahi.
Gelir herhâlde birazdan.
O zaman biz, iş başı.
-Aynen öyle. -Hadi bakalım, görüşürüz.
-Çok özledim bu kızı. -(Âdem) Çok sevindim geldiğine ya.
-(Âdem) Enerjimiz değişti. -Tabii ki ya.
(Müzik)
Ozan, günaydın.
(Ozan) Günaydın.
Kaşına ne oldu?
Önemli değil ya. Dün akşam Çınar'la basketbol oynarken...
...siz dün akşam basket oynadığınıza emin misiniz?
Sert oynadık galiba biraz.
İyisin, değil mi?
-İyiyim, iyiyim. -Bu arada Esra işe geri dönmüş.
Çok sevindim. Bugün sürprizlerle dolu bir gün olacak.
Başka ne sürpriz var ki?
Söyleyemem, söz verdim.
Kime söz verdin?
Çınar'a. Ama söyleyemem Ozan.
Hadi, ben işe geri dönüyorum. Yönetim kurulu toplantısına kadar...
...halletmem gereken işler var.
-Görüşürüz. -Görüşürüz.
Getirdim. Hadi, güzel güzel çalış.
Sağ ol.
(Telefon çalıyor)
Efendim.
Tamam, geliyorum.
(Müzik)
(Kapıya vuruldu)
(Kapı açıldı)
-Dönmüşsün. -Evet, döndüm.
Sana korkmadığımı göstermek istedim.
Hiçbir yere kaçtığım yok Ozan.
Peki.
Ozan? Kaşına ne oldu?
Hiç, çok önemli bir şey değil ya. Çarptım sadece.
Ne demek önemli bir şey değil ya? Kanamış işte.
Acıyor mu çok? Ne oldu?
Sen beni merak ediyor musun bu kadar?
Yok.
Yani tabii merak ediyorum ama o anlamda merak etmiyorum.
Tabii öyle görünce...
...doğal olarak sordum.
Bu kadar temkinli olmaya gerek var mı Esra?
Hangi konuda?
Merak ediyorsan, ettiğini söyleyebilirsin mesela.
Ya da başka şeyler varsa onları da söyleyebilirsin.
Ozan, sen kafanı çarptın ya bir şey mi oldu acaba?
-Ne gibi? -Ne bileyim, hareketlerin bir...
...tuhaflaştı.
Bir garip bakıyorsun.
Ondan anlamadım yani.
Belki de aklım başıma gelmiştir Esra.
Ha?
İnsan kaybetmekten korkunca, nelerle zaman harcadığını daha iyi anlıyor.
Hiçbir şey olmamış gibi davranmaktan sıkılmadın mı sen de?
Bu benim rüyama benzemeye başladı.
Ben bunun sonunu biliyorum.
Esra, nereye?
(Kapı açıldı)
(Kapı kapandı)
(Neşeli müzik)
Afiyet olsun.
Eko, ne haber?
İyi Elifciğim, iyi. Senden ne haber?
Benden iyi de haberler sende.
Buraya uğramasam, yüzünü göreceğim yok.
-Küs müyüz? -Ben sana küsemem ki ya.
Olur mu öyle şey? Ne küsmesi?
Ama şey... Yani biraz sıkıntılı.
Annem evden çıkmıyor, boşanacağım diye tutturdu.
-Avukatlar falan filan. -O kadar mı?
Tabii tabii, o kadar. Babam desen bekâr hayatına sert bir giriş yaptı.
Esra işe girdi falan filan... Ne oldu tabii? Hâliyle...
...bütün yük, bütün sorumluluk Eko'da.
Olsun. Bence sana sorumluluk almak çok yakışıyor.
Öyle mi?
-Ben gideyim o zaman. -Yardım etsem...
Yok, yok. Sen dükkânı boş bırakma.
Ben de seni gördüm zaten. 'Okay'. Görüşürüz.
Sen de beni gördün. Tamam, güzel.
Ya sözcükler nasıl dökülüyor ağzından.
Sorumluluk almak sana yakışıyor.
Ya sana yakışıyor. Asıl sana yakışıyor her şey.
-Kahveler de hazır. -Eline sağlık.
-Hoş geldin kızım. -Hoş bulduk.
Ya ben şimdi Eko'yla konuştum.
Biz bu Yalçın amcayla Menekşe teyzeyi ne yapacağız?
Menekşe teyze avukat tutmuş.
-Aa! -Gerçekten mi?
Gerçekten. Yani koymuş kafasına.
Aman Menekşe be! Öf!
Bütün öfkesini, kinini Yalçın'a yöneltti.
Ben böyle olsun istemiyordum ya.
Aman yok, bu işte çok başarısız oldum ben.
Yok, beceremedim. İstediğim gibi olmadı.
Abla, sen demedin mi gel kocanı takip edelim diye?
Şimdi niye söyleniyorsun acaba?
Ben takip edelim dedim de...
Ne bileyim, boş beleş bir iş çıkar, bunlar sonra kocasıyla barışır...
...biz de Menekşe'yle eski tartışmalı günlerimize devam ederiz sanmıştım.
Ne bileyim bu hanımcı Yalçın'ın gerçekten alavere dalavere çevireceğini...
...ben nereden bilebilirdim?
Yalnız ben Yalçın abiden hiç beklemezdim.
Şu anda ben şok!
Tamam da Yalçın amca daha hiçbir şey söylemedi ki.
Adam konuşmuyor, kabul de etmiyor. Bunu unutmayalım bence.
Hangi erkek kabul eder ki? Hangi erkek?
Hangi erkek, ben yaptım, der? Bu ne bilsin?
Tamam orası öyle.
Ama şimdi bu adamın sevgilisi varsa...
...niye gidip onda kalmıyor da dernekte yatıyor?
Ay, evet. Bu da doğru.
Bravo. Kırk yılın kırkı, doğru bir şey söyledin.
Doğru hakikaten. Dernekten çıkmıyor.
Mahalleden çıkmıyor.
İyi ama biz ikisini gözlerimizle gördük.
Kafede oturuyorlardı. Gördük.
Bu işte bir tuhaflık var ya.
Abla, nereye gidiyorsun?
Bu meseleyi aydınlatmaya. Karanlık yönlerine ışık tutup...
...bütün gerçekleri ortaya çıkarmaya gidiyorum Reyhan.
Ortaya çıkaracağım ki mahallemiz...
...eski, neşeli, renkli, cıvıl cıvıl günlerine geri dönsün.
Neşeli günler dediği de kaos.
Teyze, sen bana bir yardım etsene. Bir bak, neleri pişireceğiz?
(Kapıya vuruldu)
Patron, Esra işe geri dönmüş.
Evet, döndü.
Ama bu sefer de Çınar yok ortalarda.
Çınar yok.
Aradım ama telefonlarımı da açmıyor.
Muhtemelen dünkü olaylardan sonra işi de bıraktı.
Yani anlayacağın Musa...
...çocuk gibi davranıyor işte.
Neyse ben şu yönetim kurulu toplantısını bir atlatayım da...
...ben bir şekilde arar, konuşurum Çınar'la.
Tamam abi.
Şirketin kahvelerini çok özlemiştim.
Ben de.
Arkadaşlar, 27'sinde Özgürlük Parkı'nda Lâl Hayal varmış.
Geliri de yangın için verilecekmiş. Gidelim mi?
-Kesin gidelim. -Ay, ne olur gidelim ya.
Bence bütün şirket toplanıp gidelim.
-Aynen etkinlik olur. -Harika olur.
Teşekkürler.
-(Esra) Çok sağ ol. -Aa, Çınar geldi, baksanıza.
Niye ceket giymiş?
Çınar, gelsene.
Esra, acelem var. Geleceğim.
-Nereye geç kaldı ya? -Aa, nereye geç kaldı?
Ne oldu buna ya?
-Garip. -Bayağı garip.
Arkadaşlar...
...sizinle biraz önce öğrendiğim çok ilginç bir bilgiyi paylaşıyorum.
Ay, ne oldu?
-Çınar... Yani Çınar Bey... -Çınar Bey mi?
Bey mi?
Evet, Çınar Bey. Şirketin kurucu ortağı Arif Bey'in...
...oğlu, Çağla Hanım'ın ikiziymiş.
(Hep bir ağızdan) Ne?
İkiz mi?
Hayret, Arif Bey hâlâ yok.
Hiç geç kalmazdı kurul toplantılarına.
Aslında sürpriz tam da bununla alakalı Ozan.
Nasıl yani?
Herkese merhabalar.
(Çağla) Hoş geldiniz.
Kusura bakmayın, geciktim biraz.
Bu sabah itibarıyla babamın, yani Arif Yılmaz'ın hisselerini devraldım.
Yeni bir döneme başlıyoruz.
Kurul toplantılarına artık ben başkanlık yapacağım.
Ama babamın aksine, ben yönetimde bizzat aktif rol oynayacağım.
Hepimize şimdiden hayırlı olsun.
Ya düşünüyorum düşünüyorum da ben bu Çınar'a kötü davrandım mı acaba?
Gerçi şimdi Çınar Bey oldu. Görüyor musun?
Ben patronların dedikodusunu yapmam zaten.
-Yok canım. -Asla yapmam.
Yani ben de birkaç kere uyuma falan dedim ama yani...
-Yanlış anlamamıştır herhâlde. -Geçmiş olsun.
-Patron adama... -Çınar'a bak ya.
Resmen ayakta uyuttu beni.
Ben bir de buna lokantada böyle tabak çanak falan taşıttım, servis yaptırdım.
Ama ben hesabını sorarım bunların. Ah Çınar Bey, ah.
Ne yapıp edip, yine patronun oğluna oynamışsın.
Siminciğim, sen saf mısın?
Sence ben, bir stajyere yazacak kadar salak mıyım?
Biliyordum Çınar'ın kim olduğunu. Öğrenmiştim yani.
Yok artık.
Benim esas merak ettiğim, Çınar niye bu oyundan vazgeçti?
Vallahi hiç bilmiyorum ya.
(Üst üste konuşmalar) (Müzik)
Ozan Bey, uygulamanın ücretli olmasına karşı olduğunuzu biliyoruz.
Ama bu şekilde de bütün kazancımız...
...altyapıya yapmış olduğumuz yatırımlara gidiyor.
Evet, nedir yani problem?
Güven Bey, siz devam edin. Dinliyoruz biz sizi.
Hissedarlar olarak, kâr payı almadan daha ne kadar devam edeceğimizi...
...merak ediyoruz.
Bizim şu anki tek derdimiz şirketi büyütmek.
Bu odadaki herkesin de derdi bu olmalı.
Ozan Bey...
...yani, belki kâr payından ufak bir miktar ayırarak...
...herkesin mutlu olacağı bir formül üretebiliriz.
Öyle bir formül yok Çağla.
İstediğimiz büyüme sağlanana kadar da bu böyle devam edecek.
Ben Ozan Bey'le aynı fikirde değilim.
Madem uygulamayı ücretli yapmamakta bu kadar kararlısın...
...o zaman reklam almayı ciddi ciddi düşünmemiz lazım.
Böylece hem sen hem de hissedarlarımız mutlu olmuş olur.
Değil mi?
Herkes böyle mi düşünüyor?
(Güven) Evet.
(Ozan) Anladım.
Bakın, biz en başından beri kullanıcılarımıza...
...farklı bir deneyim vadettik.
Şimdi uygulamayı açıp, reklam gördüklerinde...
...ciddi bir memnuniyetsizlikle karşılaşırız.
Kullanıcı sayımız da hızla düşer.
Yani böyle bir şeyi yapmıyoruz.
Ozan Bey.
Yönetim kurulu toplantısı tam da bu yüzden yapılıyor.
Bir kişi tek başına her şeye karar vermesin diye.
Bana bu yetkiyi veren, zaten bu yönetim kurulu değil miydi Çınar?
Haklısınız, ben sizin iyiliğinizi düşünüyorum.
Bence biz, bu reklam işini şöyle etraflıca bir düşünelim.
Bir sonraki toplantımızda bir oylama yapıp, kararımızı veririz.
Baba, ben hiç iyi değilim. Vallahi hiç iyi değilim.
Ben sevdiceğimle görüşemiyorum baba sizin yüzünüzden.
Çöllere düştüm, Mecnun oldum ya.
Ne olur böyle bir annemle bir araya gelin.
İki medeni insan gibi oturun, problemlerinizi konuşun.
-Karşılıklı o sıkıntısını anlat... -Bir sus, bir sus.
Vır vır vır! Ver şu gömlekleri, ver hadi.
Baba, vereyim de burayı iyice öğrenci evine çevirdin.
Allah aşkına, bir 'kettle'da makarna yapmadığın kalmış.
Şuraya bak, orada yastık... Şeyler falan bilmem ne bir ton...
-Ne dedin sen? 'Kettle' mı dedin? -Evet.
Aa, 'kettle'da makarna.
Enteresan fikirmiş.
Babacığım, enteresan olan sizin hâliniz. Lütfen artık ama.
Yani biraz yaşınızın adamı olun be abi.
Babacığım. Biraz lütfen ama.
Bana bak Eko, ben o annenin yüzünü en son mahkemede görürüm.
Bunu böyle bil.
Ayrıca dernek falan deyip uzatmaya kalkışma.
Yemin ediyorum çeker giderim. Bir daha yüzümü zor görürsün.
-Hadi eyvallah! -Ben ne yaptım şimdi babacığım?
Ben tamamen yapıcı, bir araya gelin...
Babam bana trip attı. Çok iyi.
(Menekşe) Afiyet olsun.
Mahallede sanki başka yol yok. Neden buradan geçiyorsun?
Allah Allah! Kardeşim, belediyenin yolu.
Buradan geçmeyeceğiz de nereden geçeceğiz?
Kardeşim? Hadi! Anca gidersin kardeşim!
Yürü, yürü!
Git, git!
Bekletme!
(Hareketli müzik)
Konuşacağımız başka konu var mı?
Bugünlük bu kadar yeter sanırım.
Değerli katkılarınız için teşekkür ederiz.
-Biz teşekkür ederiz. -Biz teşekkür ederiz.
-İyi çalışmalar. -Kolay gelsin.
Ozan, hiç öyle bakma. Sürpriz yapmak tamamıyla Çınar'ın fikriydi.
Ayrıca ilk günden böyle bir performans ben de beklemiyordum Çınar'dan.
Pardon, ne performansı ya?
Fikirlerimi söylemem performans mı oldu şimdi?
Siz ne yapıyorsunuz normalde bu toplantıda?
Böyle geliyorsunuz, Ozan Bey bir şeyler diyor.
Siz de "Aa, ne güzel dediniz." falan mı diyorsunuz?
Anlaşıldı. Çağla, bizi biraz yalnız bırakabilir misin?
Biz Çınar'la konuşalım.
Konuşalım tabii.
Peki.
Şovunu yaptın. Bravo Çınar.
Çok güzel.
Ama kendi kişisel hırsın için kendine başka bir oyuncak bul.
Çünkü şirket hakkında hiçbir şey bilmiyorsun sen.
Bir tek sen biliyorsun her şeyi, değil mi?
Ulan senin şirket fikrine ilk ben inandım!
Gidip Çağla'yla babamı ikna ettim.
Bu konuda daha fazla konuşma Çınar. Çünkü öfkelisin.
Konuştukça çok yanlış şeyler söylüyorsun.
Ben de seni ciddiye alıp sana cevap verirsem...
...burada geri dönüşü olmayan konuşmalar yapabiliriz. Yapma!
Yapalım ya. Yapalım.
-Fark etmez artık Ozan. -Nedir planın?
Bu şirket yöneticiliği falan... Böyle mi etkileyeceksin Esra'yı?
Biz bu yüzden mi izledik az önce bu tiyatroyu?
Ne etkilemesi ya? Ne tiyatrosu?
Hakkım olanı alıyorum ben!
Sen de buna alışsan iyi edersin.
Sınırların bildiğin sürece benim için problem yok Çınar.
Merak etme Ozan. O sınırları tekrar çizeceğiz.
Senin öyle tek başına karar verdiğin günler bitti.
Tabii, onu göreceğiz.
Umarım çabuk havlu atmazsın. Çünkü çalışmak, konuşmaktan daha zordur.
Bak, Ozan.
Çağla'nın, bunların hiçbirinden haberi yok.
Sakın öğrenmesin!
Çünkü sana, kendinden bile daha fazla güveniyor.
Çok üzülür.
(Müzik)
Sen hiç merak etme Menekşe teyze. Ben kimleri kimleri boşadım.
Bu davalar benden sorulur.
Tek celsede hallederiz, çatır çatır da nafakanı alırsın.
-Yok, ben nafaka falan istemiyorum. -Nafaka tabii.
Tek bir kuruş bile bırakmayız. Kraliçeler gibi yaşarsın.
Handeciğim, o kendine iyi baksın. O bana yeter.
Benim nafakada falan gözüm yok.
Lokanta ve ev, kesin olarak sende zaten.
-Bir de motor vardı, değil mi? -Evet.
Tamam, onu da bırakmayız.
Zaten bu mülklerin çoğu babadan kalma sana.
Herhangi bir hak iddia edemez.
İddia ederse de geçmişte batırdığı işleri çıkarırız ortaya.
Kızım, öyle şey olur mu? Rezil rüsva olur adam.
Bunalıma girer. Kırılgandır Yalçın.
Menekşe teyze, sen boşanmak istediğine emin misin?
-İstersen nikâh tazeleyelim. -Aa, hayır!
Hayır, istemez. Öyle bir şey istemiyorum.
Ben onun her şeyine razıydım. Ne yapsa razıydım.
Ama ihanet...
İhanetin affı olmuyor.
Boşanacağım.
(Müzik)
-Merhabalar efendim. -Hoş geldiniz.
-Nasılsınız, iyisiniz? -Teşekkürler, siz?
Teşekkür ederim. Hazırlandı mı?
-Evet, evet, hazır. -(Yalçın) Harika. Harika.
Buyurun.
Aa, ne yapıyor öyle ya?
Kaç yaşında adamsın, hâlâ aklı fikri aşna fişnede.
Bak, bak, nasıl tapıyor gibi kokluyor kadını.
Allah kahretmesin seni.
-Ben teşekkür ederim. -Teşekkürler.
Görüşmek üzere.
(Müzik)
-Hoş geldiniz. -Hoş bulduk.
-Nasıl yardımcı... Ne oluyor? -Sen utanmıyor musun evli barklı...
...adamlarla oynaş... Koklaşıyorsunuz! -Neden bahsediyorsunuz?
Hiçbir şey anlamıyorum! Çıkar mısınız dükkânımdan?
Neden bahsedeceğim? Demin oynaştığın, koklaştığın adamdan bahsediyorum!
Hangi adam? Kimden söz ediyorsunuz? -Ahlaksız kadın!
Ahlaksız, edepsiz, namussuz!
O adam evli, evli.
Kendi boyunun iki katının beş fazlası birbirinden sevimsiz iki tane çocuğu var.
-Sen biliyor musun? -Hangi adam? Kimden bahsediyorsunuz?
Demin koklaştığın adam.
-Yalçın Bey'den mi söz ediyorsunuz? -Evet, Yalçın Bey'den söz ediyorum.
Bak, nasıl hemen bildin. Hemen bildin.
Yalçın Bey! Nasıl bildin oynaştığın adamı!
-Durun, sakin olun. -Sus!
-Anlatacağım ben size her şeyi. -Çabuk anlat! Otur şuraya anlat!
-Esra? -Ne?
Çınar Bey, seni odasında bekliyor.
Tamam.
Çınar Bey, öyle mi? Vay be!
Buyurun.
Vay, Esra Hanım. Dönmüşsünüz şirkete. Çok sevindim.
Sen de dönmüşsün, Çınar Bey olarak.
Keşke bana söyleseydin.
Yani şimdi sana hatamız falan olduysa eğer affedin Çınar Bey.
Yok... Ya ben senden çok özür dilerim bu arada.
Yani sana söyleyebilirdim.
Ama böyle olması gerekiyordu işte.
Önemli değil. Herkesin sırları vardır hayatta.
Doğru.
Ama ben yine de sana söyleyebilirdim ya.
Aile içinde alınmış bir karar olduğu için uymak zorunda kaldım.
İşte avare geçen yıllarımın cezası.
Ama ben çok mutluyum stajdan başladığım için.
Seninle tanıştım sonuçta.
Yani ben senin Çınar Bey olmana sevinemedim, ne yalan söyleyeyim.
Ama şimdi hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Saçmalama Esra, hiçbir şey değişmeyecek.
Ben senin peşini kolay bırakmam.
Şimdi böyle diyorsun ama zamanla değişir.
Değişmeyeceğini göreceksin.
Bu arada sen de bana her şeyi anlatabilirsin yani.
Ne olursa, hayatındaki her şeyle ilgili ben dinlerim seni.
Teşekkür ederim ama şu an anlatacak bir şeyim yok.
Yok tamam, yani sadece şey...
...zamanla bana daha çok güvenebileceğini göreceksin zaten.
Tamam, o zaman ben gidiyorum.
Esra, bir de benim bu duruma biraz hızlı adapte olmam lazım.
Senin yardımını isteyeceğim.
İşte ya, bana bunlarla gel.
Söyle bakalım sana nasıl yardımcı olabilirim?
Sağ ol. Şu pazarlama departmanında yaptığımız son işler var ya...
...Yakındakiler projesi, işte Evlilik projesi falan.
Onların bütün verileri lazım bana.
İşte kaç tane firma dâhil olmuş...
...bu firmalar kaç tane müşteri getirmiş?
Bunların hepsinin detaylı bir raporu lazım bana.
Tamam, ben ne yapacağımı anladım. O zaman hepsini dosyalayıp getiriyorum.
Çok sağ ol, süpersin.
Rica ederim Çınar Bey. Başka bir emriniz var mı?
-Ya Esra yapma! -Tamam, şaka yaptım.
Ama bu şaka devam edecek söyleyeyim.
(Gerilim müziği)
(Kapı vuruldu)
Ozan, gelebilir miyim?
Gel Çağla, gel.
Tamam, sinirlenmekte çok haklısın ama...
...ben böyle olacağını düşünmemiştim gerçekten.
Böyle bir şeyin sürprizi mi olur Çağla Allah aşkına?
Nasıl söylemezsin bana Çınar'ın babanın hisselerini alacağını?
Bir anda verilmiş bir karardı Ozan.
Çınar, staj hakkında birdenbire tepki gösterince...
...babam da böyle bir karar verdi.
Haklısın, toplantıda çok fazla yükseldi, ben de beklemiyordum.
-Ama toyluğuna vereceğiz. -Ne toyluğu Çağla?
Bu kadar işin arasında bir de şirket toplantılarında...
...Çınar'ı mı eğleyeceğiz? -Hayır.
Ya ben anlamıyorum, sizin aranızda niye böyle bir gerginlik yaşanıyor?
Siz arkadaşsınız.
Ben bu yeni verilen karara sevinirsin sanmıştım.
Ama sen de çok garip davranıyorsun, Çınar da çok garip davranıyor.
Ne oldu, anlat bana aranızda ne geçti?
Yok bir şey canım. Çağla, olur öyle.
Biz aynı fikirde olmadığımız için gerildik biraz sadece.
Sen boş ver.
Ben ilk önce Çınar'la konuşacaktım aslında ama odasında Esra vardı.
Bir de ona soralım bakalım niye bu kadar gergin aranız?
Esra, Çınar'ın odasında mıydı?
-Evet. Ne var bunda? -İlginç.
İlginç.
Ne bakımdan ilginç Ozan?
İşle alakalı bir durumları kalmadı ya o yüzden söylüyorum Çağla.
İlginç.
Anneciğim, anne ya! Ne boşanması, ne avukatı?
Siz vallahi iyice tuhaflaştınız, çocuk gibi bir şey oldunuz.
Babam yapmaz öyle şey diyorum sana.
Yapmış, yapmış işte, belli ki yapmış.
Yapmayan insan geçer karşıma yapmadım der.
Hem suçlu hem güçlü.
Ya geçip karşıma, pişmanım bile demedi Esra.
Burnundan da kıl aldırmıyor yani.
Anneciğim, bir konuşabilseniz, bir iki kelam edebilseniz...
...adam belki anlatacak sana ama konuşamıyorsunuz ki.
Ya size ne oldu böyle? Vallahi hiçbir şey anlamadım.
Ya sen bizi boş ver. İşlerin nasıl? Özlemiş misin şirketi?
Özlemişim annem ya, ne yalan söyleyeyim.
Sana ne diyeceğim, burası da karışık çıktı biliyor musun?
Aynı bizim aile gibi.
Aslında Çınar, buranın asıl ortağının oğluymuş.
(Esra ses) Çağla'nın ikiziymiş yani.
Aa! Nasıl ya? Hiçbir şey anlamadım.
Ben sana akşam gelince uzun uzun anlatırım, tamam mı?
Bak, sen de üzmüyorsun kendini. Gelince konuşuyoruz.
İyi, tamam kızım. Hadi görüşürüz, öpüyorum.
(Esra ses) Hadi öptüm anneciğim, baybay.
(Telefon çalıyor)
Efendim?
Tamam, hemen geliyorum.
Üf! İki dakika bırakmadınız ki çalışayım.
Neyse, bunları da gelince yaparım.
(Kapı vuruluyor) Gel.
Buyurun Ozan Bey?
-Çınar'la mı konuştun sen? -Evet.
Çınar Bey olmuş kendisi.
Ne konuştunuz peki?
Hiç. Yani özür diledi benden. Bugüne kadar sakladığı için.
Özür diledi? Şaşırdın mı peki yani Çınar Bey olmasına?
Sende bir değişiklik yarattı mı duygularında, düşüncelerinde?
-Ne gibi? -Meğer şirketin ortağıymış ya kendisi.
Yo, yani tabii şaşırdım ama...
...benlik bir durum yok, yani bana ne?
İyi, iyi.
Bir dakika ya! Çınar'la Çağla ikiz olduklarına göre...
...sen Çınar'la arkadaşsın. -Evet.
Ya Ozan, sana inanamıyorum! Sen de mi sakladın bunca zaman benden?
Onun kararına saygı duydum diyelim Esra.
Aa, bir dakika!
Sen, sen bunca zaman Çınar'dan beni kıskandın.
(Esra) Çınar senin arkadaşın değil mi?
-Kendimce haklı sebeplerim vardı. -Nasıl?
Bir dakika ya!
Sen buraya beni niye çağırdın? Bunları sormak için mi?
-Evet. -Ya Ozan, benim bir sürü işim var!
Daha gideceğim, Çınar'a dosya hazırlayacağım.
-İyi. -İyi, başka bir şey yoksa çıkıyorum ben.
Yok, çıkabilirsin.
(Kapı açıldı)
(Kapı kapandı)
(Müzik)
(Telefon çalıyor)
Efendim? Çınar ya, getiremedim dosyayı.
Ozan Bey çağırmıştı da.
Tamam, hemen getiriyorum.
Allah'ım sabır ver ya!
(Duygusal müzik)
-(Esra) Evet, istediğin dosyalar. -Çok sağ ol.
Ne oldu, niye çağırmış Ozan Bey? İşte Ozan.
Şu yeni duruma alışmak çok zor ya. Niye çağırmış işte seni?
Sen git kendin sor Çınar. Ozan senin arkadaşın değil mi?
Ayrıca niye bana soruyorsunuz her şeyi? Bugün tuhafsınız ha.
Şirkete gelmekle hata mı ettim diye düşünmeye başlayacağım yakında.
Tamam, bir dur. Kızma, sakin ol.
Bir şey demedim ya. İyi tamam, ben sorayım.
-Pardon Çınar Bey. -Çınar Bey deme Allah aşkına.
(Gerilim müziği)
Bir şey mi istediniz Ozan Bey?
Yok Pınar, sen devam edebilirsin.
"Her şey karışık be"
"Olduğum her yerde, günlerde"
Tamam, değil mi dosyalar?
(Mesaj geldi)
(Ozan dış ses) Acilen odama gel, çok acil.
-Esra ne oldu? Nereye gidiyorsun? -Ufak bir işim var o kadar, ufak işte.
"Sıkıldım artık, yarın da mı geleceğim?"
(Kapı açıldı)
Ozan, ne oldu? Beni çağırdın geldim. Ne oldu?
-Kahve, kahve söyledim ikimize. -Kahve mi söyledin?
Evet, sen de yoruldun o kadar. İçersin diye, beraber. Ha?
Allah Allah, ne kahvesi Ozan?
Acil dedin, koştura koştura geldim.
"Her şey mi karışık be?"
"Her şey karışık be"
"Olduğum her yerde, günlerde"
"Güzel talihlerden bana da versene"
Pınar kolay gelsin. Ozan müsait mi?
Esra var içeride ama telefon edebilirim isterseniz.
Tahmin etmiştim.
-Efendim? -Yok tamam, kolay gelsin.
-Sağ olun. -Ozan ben gidiyorum.
Onca işim gücüm var. Daha beş dakika oturup...
...kendi işlerime bakamadım ben.
Tamam canım, kızma bu kadar. Sonra içeriz kahveyi.
(Mesaj geldi)
(Çınar dış ses) Esra seninle çok önemli bir konuda konuşmam gerekiyor.
Gelebilir misin?
-Ben çıkıyorum. -Tamam, görüşürüz.
"Yine de sen yine de ben"
"İkimiz birden kaçmalıyız acilen"
Efendim Çınar? Lütfen artık önemli olsun konuşacağın konu.
Gerçekten çok yoruldum. Ne oldu?
Tamam, otursana bir Esra.
Ben de tam olarak bu konuyla ilgili konuşmak istiyordum seninle.
Esra, bence sen staj süreni doldurdun.
İşini de ne kadar iyi yaptığını herkes gördü.
Benim de yeni pozisyonumda bir yardımcıya ihtiyacım var.
Yani?
Yani ben sana bir pozisyon teklif etmek istiyorum.
(Çınar) Şimdi böyle yardımcı deyince yanlış anlama ama.
Yani adını buluruz, o önemli değil.
Hı, ne diyorsun?
Yani bilemedim ki şimdi. Bir anda çok ani oldu.
Biliyorum, biraz ani oldu.
Ya ama zaten daha konuşacağımız çok detay var aslında.
Bu akşam oturup bir yemek mi yesek? Hem bunları konuşuruz.
-Olur mu? -Olur, tamam.
Süper, tamam. Anlaştık o zaman.
Bitir şu çorbayı hadi bakayım.
-Kolay gelsin. -Sağ olun, hoş geldiniz.
Senin ne işin var burada?
Kocamı elimden aldın yetmedi! Hava atmaya mı geldin?
-Ben seni var ya paralarım! -Menekşe Hanım, bir dakika!
Sarı çıyan! Bırak Eko! Paralarım ben seni!
-Beni bir dinleyin lütfen. -Niye sinirlendin, ne oldu? Bir dakika.
-Size bir şey göstermek istiyorum. -Ne o?
Yalçın Bey'in yaptığı parfüm.
Aslında kasımpatı özünden yapılmış bir koku ama...
...kendisi ısrarla parfümün adının Menekşe olmasını istedi.
Kıramadık biz de.
(Ekrem) Babama geldi herhâlde?
Siz iş için mi buluşuyordunuz Yalçın'la?
Evet, bir süredir parfümle ilgili görüşüyoruz kendisiyle.
Belki sürprizi bozdum ama getirmek istedim size bu parfümü.
-Belli ki yanlış anlaşılmalar olmuş. -Oldu.
Çok güzel kokuyormuş.
Bana niye söylemedi peki?
Galiba satışa çıkmasını bekledi. Sürpriz yapacaktı.
(Ekrem) Sürpriz, babamın sürprizi yani.
Şapşal.
Tanıştığımıza memnun oldum. Ben gideyim.
Ben de memnun oldum. Ben size sarı çıyan falan dedim.
-Kusura bakmayın. -Anlık yükseldi.
-Önemli değil, iyi günler. -(Menekşe) İyi günler.
-Babamı kes ya. -Yalçın.
-(Ekrem) Romantik, adam romantik. -Parfüm yaptırmış.
Yalçın ya, Yalçın ya.
-Eko ben ne yaptım? -Eko ben ne yaptım?
Eko ben ne yaptım? Ne yaptın? Adamı evlerden attın adamı anne.
Adamın eşyalarını falan savurdun balkondan.
Boyun devrilsin falan dedim adama anne ya aman!
Dedim, dedim. Yaptım hepsini.
-(Ekrem) Herifi dinlemiyorsun. -Ama ya.
-Ne oldu? -Aldatmamış ya, gerisi kolay.
Ya ama işte yuvayı da yıkıyordun, hadi bakalım.
(Ekrem) Adama bak ya. -Ya Yalçın.
Tamam, ağlama artık.
Bu iş de hallolduğuna göre...
...mahalle eski tadına kavuşabilir.
Gelsin kavgalar, gürültüler, taht oyunları.
-Annem. -(Zümrüt) Annem.
Sen şimdi iyilik mi yatın, bana mı öyle geliyor?
Sana öyle geliyor kızım. Tokmak kafa kızım benim.
Tamamen kendi çıkarlarım doğrultusunda hareket ettim ben.
Bak, Menekşe kocasıyla barışınca ne olur?
Başkanlığa geri döner. O zaman ne olur?
Biz dalaşmalarımıza tekrar kavuşmuş oluruz.
Bu bir, ikincisi...
...Esra nerede? Esra yok, işten ayrıldı.
Üçüncüsü de zümrüt gözlümle oğluşumu birleştirdim mi tamamdır.
Ya bir anne başka ne ister?
-(Elif) Annem. -Annem.
-Esra işe geri dönmüş. -Yok, dönmemiş.
-(Elif) Dönmüş. -Ya işte bir anne bunu istemez.
-Dönmemiştir. -Dönmüş.
-Dönmüş mü? -(Elif) Dönmüş.
-Vallahi mi? -(Elif) Vallahi.
-Ölümü gör. -Anne, dönmüş işte!
Üf! 'Sinsirek'!
Ya bir bırakmadı ya, bir bırakmadı oğlumun peşini.
(Telefon çalıyor)
(Telefon çalıyor)
Annem, Esra'nın işe döndüğünü öğrenmiş ya.
(Gerilim müziği)
-Esra. -Buyurun Ozan Bey?
Aç mısın? Bir şeyler yiyelim mi?
Yok, ben akşam Çınar'la yemeğe gideceğim.
(Esra) Bana iş teklif etti de onu konuşacağız.
Ne işi?
Yardımcısı olmamı istiyor. İşte onun detaylarını konuşacağız.
-Olmaz, gidemezsin. -Ne, neden?
Çünkü sen sunumunu bitirdin mi?
(Ozan) Bak, yarın geliyorlar toplantıya. Bitirmen lazım.
Ya tamam da bitiremedim ama ne yapayım?
İki dakika oturamadım ki yerimde.
Esra, senin artık daha önemli bir görevin var.
Sen bir projenin başına geçeceksin.
Öyle kimsenin yardımcısı olmana gerek yok.
Sen önce sunumunu bitir.
Tamam da nasıl bitireyim yarına kadar Ozan?
Ben yarım ederim sana.
Akşam sen herkes gidince toplantı odasına gel.
Hem yiyecek bir şeyler de söyleriz. Ne dersin?
Tamam, olur. Ben Çınar'a işim çıktı diyeyim o zaman.
Tamam, öyle de.
Görüşürüz o zaman.
-Görüşürüz. -Tamam.
Allah Allah!
(Menekşe) Sağ ol kardeşim.
"Ada sahillerinde bekliyorum"
Hah, ne güzel işte ya. Biraz böyle neşeli olun.
Tükettiniz beni ya!
-Aman çalışmadığın günlere say. -Anne vallahi aşk olsun ya.
Yani şurada günlerdir dükkânla bir tek ben ilgileniyorum.
İnsan bir takdir eder oğlunu. Aferin oğlum falan der, aşk olsun vallahi.
-Aferin, aferin. -Hah, işte bu.
Bu kız da beni görmek için böyle dükkânın önünden geçip duruyor.
Çok güzel ya. Tabii iki gün ilgi göstermedik özledi.
Anne, ben bir Elif'in yanına gidip geliyorum.
-Git, git. -Hadi baybay.
(Menekşe) "Sevdim seni ben"
(Duygusal müzik)
-Elif ne haber? -İyi, senden ne haber?
İyi, ben de iyiyim. Daha da iyi olacağım gibi.
Çünkü annemle babam barışacaklar sanırım.
-Çok sevindim. -Evet, süper.
Şey diyeceğim, ben şimdi bugün biraz boşa çıktım gibi.
Biraz zamanım var gibi. O yüzden diyorum ki...
...sinemaya gidelim mi beraber yani?
Sinemaya gidersek çok iyi olabilir bence.
Sinema iyi olabilir ama benim sözüm var.
Sözün mü var? Hadi ya! Kim, kime sözün?
-Hah, Timur da geldi. -Timur mu geldi?
(Duygusal müzik)
Bu niye yavaş yürüyor ya?
Hoş geldin.
-Ne haber Elif? -(Elif) İyi.
-(Timur) Selam. -Selam.
Ben sizi tanıştırayım. Timur bizim okulda.
Son sınıf heykel öğrencisi, heykeltıraş. Çok iyi bir heykeltıraştır.
-Çok güzel, maşallah. -Eko da...
...Eko işte, mahalleden.
Aslında ben lokantanın lojistik desteğini sağlıyorum.
Ama orijinal mesleğim danışmanlık Timur.
-Süpermiş dostum. -(Ekrem) Evet.
-Görelim mi mekânı? -Evet, hadi gel gidelim.
(Elif) Şurada bir tane sanat atölyesi var ya...
...orada bir hoca aranıyor. Timur da oraya görüşmeye gidecek.
-Sen de görüştüreceksin? -(Elif) Aynen.
Çok güzel.
-(Elif) Görüşürüz. -Görüşürüz.
(Timur) Memnun oldum dostum.
Ulan ben bu parka ne zaman gelsem başıma kötü bir şey geliyor ya!
Vallahi billahi.
İlk toplantıdan çok üstüne gittin Ozan'ın.
O da kızdı haklı olarak, bana da bozuldu.
Çağla, sen Ozan’dan yana olacağına benden yana mı olsan acaba?
Çınar, şirket Ozan'ın hayatı.
Sen bir günde gelip onu yok sayamazsın ki.
Buna kimsenin hakkı yok. Yani şirketin üstünde...
...hepimizden daha fazla emeği var, biliyorsun.
Bak, Ozan'a olan duygularını anlıyorum.
Ama sorgulanamaz biri değil.
Bu Ozan ne yaparsa en iyisini yapar, en iyisini bilir...
...dünyanın en dürüst en düzgün insanıdır kafasından çık.
Ne saçmalıyorsun Çınar?
Ya sizin aranızda ne geçti? Bana anlatır mısın?
-Bir şey geçmiş belli ki! Söyle bana! -Ya bir şey geçmedi!
Ozan her şeyi yapabileceğini sanıyor. Öyle bir hakkı yok.
Bunu birinin ona göstermesi gerekiyordu.
Ben gösterdim, göstermeye de devam edeceğim.
Ben ne oldu anlamıyorum. Ama bu saçmalığın bir parçası olmayacağım.
Gidip Ozan'la konuşacağım. Çünkü seninle konuşamıyorum!
(Gerilim müziği)
Nasıl, rahat mı Esra?
-Evet. -Evet.
Bayağı bayağı bütün sunum dosyasını bana yazdırdın.
Ne yapayım? Bu gece bitecek diyen sensin.
Ayrıca güzel yaz, Çağla Hanım beğenmezse karışmam.
Öyle mi?
En azından arada bir ne yaptığıma bak da bir yardım et.
Bakarım canım, bakmaz olur muyum? bakarım.
Sen koskoca CEO'sun. Ben CEO'dan daha mı iyi bileceğim?
Gerçekten inanılmaz birisin Esra.
Neyse, bit-ti!
-Bir ara okursun artık. -Okurum tabii, okumaz olur muyum?
-O zaman gidiyoruz. -Hadi.
Bu arada ne yaptı annenle baban barıştı mı? Düzeldi mi durumlar?
Yok, düzelmedi.
Çünkü konuşmuyorlar. Yani aslında birbirlerini dinleseler düzelecek.
Ama dinlemiyorlar ki.
Ama ben babamın böyle bir şey yapacağına zaten ihtimal vermiyorum.
Aslında dinlemek lazım.
İnsan bazen gururuna yenilebiliyor, ne bileyim kibir yapıyor.
Ya da her şeyi bildiğini zannediyor.
Ama karşımızdaki bizim hiç bilmediğimiz şeyler yaşıyor olabiliyor.
-Doğru. -Ama anlatmak da önemli bence.
Biz dinlemeyi unuttuğumuz kadar anlatmayı da unutuyoruz.
Anlatmadan anlamasını bekliyoruz karşımızdakinin.
Ama anlatmak için karşımızdakinin anlamaya ve dinlemeye...
...hazır olduğunu da bilmek gerekiyor değil mi?
Ya da ne bileyim, bu kadar hesap kitap yapmak yanlış.
Bırakıp ne yaşanacaksa yaşamak en iyisi.
Annem merak eder beni.
Annenin seni şu an merak edecek durumda olduğunu sanmıyorum Esra.
Eder, annem çok meraklıdır.
Annem meraklıdır, hep merak eder.
Ben gideyim, bunları bırakayım.
(Duygusal müzik)
Boşuna kaçıyorsun Esra.
Aa! Ozan, vallahi gerek yoktu.
Ben şuradan bir taksi çağırır, biner giderim.
Hâlâ taksiye biner giderim diyor. Esra görmüyor musun?
Deli gibi yağmur yağıyor. Ben bırakırım seni.
Gerçekten gerek yok. Şuradan bir taksi geçer zaten.
Esra! (Telefon çalıyor)
Çınar arıyor. Ozan bir ses çıkarma, sus.
Olur.
Ozan, ne yapıyorsun ya?
Parçaladın telefonumu!
Ozan ya, kırılmış işte! Ne yapıyorsun, delirdin mi?
-Delirdim! Evet Esra, delirdim! -Ya ne demek delirdim?
Delirttin beni!
Ne yapayım ya, ne yapayım? Ne söylememi istiyorsun? Evet!
Deli gibi kıskanıyorum seni! Bunu mu duymak istiyorsun?
Evet, bütün bunlar, bütün bu şirket senin için yapıldı!
Belki bir gün gelir de beni görürsün diye!
Hani ben güzel şeyleri hak etmiyordum?
Hani unutmuştun beni?
Hani sevmiyordun beni?
Hani istemiyordun artık? Ne oldu, ne değişti?
Esra, ben seni unutmadım.
Tamam mı?
Ben sana deli gibi âşıktım, sen beni bırakıp gittin.
Ben aylarca bir sebep aradım buna.
Ben hep seni suçladım Esra.
Unutamadım seni ama artık hiçbir önemi yok.
Hiçbir önemi yok, hepsi geride kaldı.
Benim tek istediğim sensin. Biliyorum sen de beni istiyorsun.
Ozan sus!
Esra, inkâr etme.
Biliyorum sen de beni istiyorsun.
Sen de benim sana baktığım gibi bakıyorsun Esra.
Sen de âşık oldun.
-Hayır, ben gitmek istiyorum! -Esra!
(Gök gürlüyor)
Bu sefer gitme.
Gitme.
Bu dizinin ayrıntılı altyazısı FOX TV tarafından...
...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
www.sebeder.com
Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Ayhan Özgören - Fatih Kolivar...
...Feride Tezcan - Gökberk Yılmaz - Gülay Yılmaz
Editör: Ela Korgan
("Soner Avcu - Yeniden" çalıyor)
"Hani bana verdiğin o sözler?"
"Anlat yeniden"
"Nasıl severdim ki seni ben?"
"Bakma küs değilim ben"
"Belki yolumuz bir gün kesişir"
"Yeniden"
"Hiçbir şey bitmez gibiydi"
"Belki de bir ihtimaldi"
"Her şeye rağmen hep sevilmek"
"Sonuçta içim değişti"
"Bak, ne de çabuk eksildi"
"Ah, o yaşanan güzel şeyler"
"Anlat yeniden"
"Nasıl severdim ki seni ben?"
"Bakma küs değilim ben"
"Belki yolumuz bir gün kesişir"
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.