All language subtitles for Marasli 26. Bölüm - Final

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Elveda Maraşlı.

Alın.

Sen doğru olanı yaptın.

Hilal onu hiç görme ihtimalim yok mu gerçekten?

Yani şu anda müşaade altında.

Bir süre görüşmeseniz çok iyi olur Mahur.

Hilal bütün bu olanların suçlusu ben değilim değil mi?

Ya hayır tabii ki sen değilsin bak senin hiç bir suçun yok emin ol.

Bunu söylüyorum çünkü sana olan duyguları

onu Maraşlı'ya biraz daha bağlıyor yani bunun önüne geçmemiz lazım

Ne kadar garip bir şey. Yani bir insan nasıl başka biriymiş gibi bunca zaman davranır, nasıl buna nasıl inanır?

Olacak şey mi bu?

Aslına bakarsan kurumda bizim çok sık karşılaştığımız bir olay bu.

Yani uzun süre görev icabı kimlik değişikliği yapan insanlar da olabiliyor.

Ama bu kadar ciddi bir durumu biz de ilk defa yaşıyoruz.

Ne bileyim böyle şeyler sadece sadece filmlerde oluyor sanmıştım.

Hiç başıma geleceğini tahmin etmezdim.

Ama yine de çok garip.

Yani başka bir sebebi olamaz mı sence de?

Sadece bana aşık oldu diye bunca şeyin olması bana biraz fazla geliyor.

Olabilir yani belki de sadece görünen yüzü budur.

Hilal siz kaç yıl evli kaldınız!

Hiç mi bir şey anlamadın sen hiç mi bir şey söylemedi sana?

Ya da ne bileyim hiç bir şeyden şüphelenmedin mi?

Hiç bir şey.

Yani gerçi...

Gerçi ne?

Çocukluğundan bahsetmeyi pek sevmiyordu.

Yani ben bir şey sorduğumda genelde konuyu kapatırdı.

Önüme dosyası geldiğinde ilk incelediğimde kötü bir şey görmedim o yüzden

ben de irdelememiştim, üstüne gitmedim hiç. Yani herkesi kandırmış olamaz sonuçta.

Ya da olabilir mi?

Efendim Nevzat?

Tamam, tamam geliyorum hemen.

Benim çıkmam lazım Mahur. - Tamam.

Bir şey olursa bana haber ver olur mu?

Tamam tabii ki elbet, merak etme.

Geldik anne.

Bulacağım onu anne.

Onu bulduğumda da dünyada hiç kimse onun yerinde olmak istemeyecek.

Savaş bey.

Suat, bana bir iyilik yapmak istiyorsan git o adamı bul.

Polis, savcı kim var kim yok herkes peşimizde.

Yakalanmamız an meselesi. - Suat!

Savaş bey sizin için söylüyorum.

Suat git! Git Suat git!

Bul o adamı bana.

Bak en önemlisi paralar, o iş de bende. Paraları gidip alacağız.

Abi paraları polisler toplamıştır.

Benim zula yok mu oğlum? Var, o zulada ben para saklamıştım değil mi?

Aptal da değiliz.

O zaman yırttık abi.

Gemiyi ayarladım ben. Motora bineceğiz o da bizi Karadenizdeki gemiye götürecek.

Sonra Romanya'ya, zaten sonra da ver elini dünya oğlum.

Çok güzel abi. - Evet.

Sen konuştun değil mi pasaportları?

Konuştum, konuştum abi.

Bak iki pasaport ayarlayacaktı. Rıfkı'ya söyledin bunu değil mi?

Söyledim abi. - İyi.

Bak bu evrak kürek işleri sende, para işi bende.

Yarın sabaha buralardan gitmiş oluruz.

İnşallah abi. - İnşallah. Nereye lan?

Çok sıkıştım abi.

Yemeğin ortasında? - Vallahi yemeğinde ortasında.

Allah Allah şalgamdan mı oluyor?

Allah Allah!

Var ya hurdacı aramadığımı duyarsa beni öldürür, resmen!

Rıfkı naber lan ben Kadir.

Oo yaşıyor musunuz lan siz? Herkes sizi konuşuyor.

Rıfkı sana çok büyük bir işim düştü. - Ne oldu?

Hurdacı seni aramamı söylemiştim pasaportlar için.

Beni kimse aramadı ki. - Arıyorum ya şimdi.

Ne zamana lazım? - Bu geceye lazım.

Bu gece mi? Bu geceye ikametgah alamazsın muhtardan. Kaldı ki pasaport alacaksın.

Rıfkı bak bu işin hiç şakası yok. Hurdacı beni öldürür, parçalara ayırır.

Ondan sonra parçalarımı birleştirir, ondan sonra tekrar parçalar.

Ben ne yapayım abi?

Bak bu iş bana patlarsa, ben de sana patlarım kardeşim.

Neyse konuşalım bir çocuklarla bakalım, haber vereceğim. Bu gece mi diyorsun?

Bu geceye Allah rızası için, elini ayağını öpeyim bu geceye.

Dur bakalım haber edeceğim. - Hallet sonra haber et.

Haber edeceğim dedim, bekle diyorum.

Tamam.

Köftelerin soğumasın diye buraya aldım. Kiminle konuşuyordun lan?

Abi şeyle konuştum Rıfkı. Bu pasaportlar için check ettim.

Check mi? - Check ettim abi.

Check ne la? - Abi kontrol ettim.

Niye kontrol ettim demiyorsun da o zaman check ettim diyorsun?

İkisi de aynı anlama geliyor abi o yüzden.

Check'le kontrol aynı mı oluyor?

Allah Allah ne acayip kelimeler. Ee Rıfkı ne diyor?

Bu gece hazırlayacakmış abi, sana da selam söylüyor.

Aleykümselam.

Niye geç kalmış?

Ee niye şey abi, biyometriklerde sıkıntı yaşamışlar.

Biyometrik ne la? - Abi şey fotoğraf çektiriyoruz ya biz.

Ona biyometrik mi deniyor?

Allah Allah. Neyse tamam yani hazır değil mi biyometrik falan?

Hazır hazır abi hazır. - İyi.

İyi de Kadir'im sen bana bir bak, bana iyi bir bak.

Bak senin bu bakışların pek bakış değil.

Bak eğer bu işte bir beceriksizlik yaparsan bu işi bir halledemezsen seni paramparça ederim.

Önce parçalarım sonra böyle parçalarını tek tek denkleştiririm yapıştırırım

sonra yine paramparça ederim, sonra yapıştırırım yine parçalarım.

Bir kelime de ben sana öğreteyim, puzzle deniyor buna. Kitapçılarda satılıyor anladın değil mi?

Anladım abi puzzle biliyorum. Sen bana güven abi.

İnşallah.

İyi.

Sana bir köfte fazla oldu lan. Bunu ben alayım mı?

Soğuttun la hiç tadın yok senin de. Eskiden hapır hupur üçer beşer yerdin ye oğlum biraz.

Bozma moralini! Neleri hallettik bunu mu halledemeyeceğiz?

Bu adam, adı Savaş. Daha önce bir savcıyı öldürdü.

Bir sürü suça karıştığına inanıyoruz. Şu an kaçak hakkında arama kararı çıkarıldı.

Yavuz İnce, hurdacı lakaplı. Kara para aklama işinde. Bu da kaçak ve hakkında arama kararı var.

Ben öncelikle bunun kaçmaya çalışacağını düşünüyorum.

Jandarma komutanlığına, sahil güvenliğe, hava limanı işletmelerine, liman müdürlüklerine

bu ikisinin fotoğrafı gönderilsin acil.

Çoktan temasa geçildi sayın savcım. - Güzel, güzel.

Kaçmalarına asla müsaade edemeyiz. Şimdi her yere bakılacak.

Her şey didik didik edilecek telefonlar mobeseler ne varsa.

Ben yirmi dört saat buradayım, telefonum yirmi dört saat burada ve açık. Tamam, hepinize kolay gelsin.

Sağ olun savcım. - Sağ olun, sağ olun.

Kolay gelsin sayın savcım - Kolay gelsin.

Sağ olun.

Hilal hanım hoş geldiniz. - Merhabalar.

Yapabileceğimiz bir şey var mı?

Var, bu ikisinin yakalanması için desteğinize ihtiyacımız var.

Tabii ki biz bir ekip oluşturduk zaten bu konuyla özel olarak ilgileniyorlar.

Artık kaçamayacaklar.

Bence de.

Celal nasıl yani Mehmet İnce.

Şimdilik tutuyoruz yani henüz kimseyle görüşmesine izin vermedik.

Onun biraz kendi başına kalması lazım.

Hala kendini Maraşlı mı zannediyor?

Yani ara sıra gel gitleri var evet ama genel olarak maalesef Maraşlı.

Yani ben bu işin sonunu pek iyi görmüyorum. Aslında benim aklıma takılan bir soru var.

Nedir? - Numara yapıyor olabilir mi?

Yani onca suçu işledikten sonra kendini kurtarmak için ya numara yapıyorsa?

Sayın savcım kurumda alanında uzman çok sayıda psikiyatristimiz var.

Ve genel olarak bize sundukları raporlardan gördüğüm kadarıyla numara yapıyor olması imkansız.

Dersine ne kadar iyi çalıştığını gördük.

Bence bu adam herkesi kandırabilir.

Bu yalan makineleri var mı hala?

Var, gerekli görürsek bazı durumlarda kullanabiliyoruz. Neden?

Peki soktunuz mu?

Mehmet'i mi? Hayır yani biz gerekli görmedik ama...

sizi ikna edecekse eğer bir istisna ayarlayabilirim.

Edebilir, tabii ben de orada olursam.

Tabii ki ben böyle bir şey ayarlayabilirim isterseniz.

Ama sayın savcım bu konuda lütfen bana güvenin. Mehmet gerçekten çok hasta.

Ben de şüpheciyim.

Tabii, sizin işiniz de bu değil mi?

İşimi asla şansa bırakmam. - Tamamdır.

Ben bölge başkanıyla konuşup size döneceğim o zaman.

Teşekkür ederim.

Görüşmek üzere. - Bol şans.

Beni öldüremeyecek anne.

Ben o adamı öldürmeden, beni öldüremeyecek.

Buldun mu?

Hurdacıyı tanıma ihtimali olan herkesi tek tek çıkarıyorum.

Çıkaracaksınız.

Çok adam var. - Olacak tabii.

Şey Savaş bey, nasıl söylesem? Hepsi de çok kalın adamlar.

Tek tek ziyaret edeceğiz. - Geliyorum.

Sizin için özel bir istisna yapıldı. Normalde buraya kimse giremez.

Nasıl çalışıyor bu?

Cevabı sadece evet ya da hayır olan sorular soracağız.

Doğru söylediği zaman şu gördüğünüz kağıttaki işaretlerde herhangi bir değişiklik olmaz.

Yalan söylerse zaten anlayacaksınız.

Filmlerdeki gibi yani.

Aynen. Mehmet geliyor mu?

İki üç dakikaya hazır, arkadaşlar getiriyor.

Tamam. Buyrun biz şöyle yerlerimize geçelim isterseniz.

Ne işim var benim burada?

Sakin ol. Sadece bir kaç soru sorulacak sana.

Yalan makinesi değil mi bu? - Yani öyle de denilebilir.

Otur lütfen.

Ben yalancı falan değilim beni sinirlendirmeyin aç şu kapıyı aç-

Otur! Otur.

Hazır olduğunda söyle başlayalım.

Ben hep hazırım Allah'a şükür.

Başla.

Uyruğun Türkiye Cumhuriyeti, doğru mu?

Doğrudur.

Evet ya da hayır diyeceksin.

Evet. - Şu an İstanbul'da mıyız?

Evet. - İstihbarat için mi çalışıyorsun?

Evet. - Eskiden asker miydin?

Şimdi başlıyoruz. Mehmet İnce asla askerlik yapmadı.

Evet, özel kuvvetçiydik Allah'a şükür.

Alet hareket etmedi.

Hiç Irak'ta bulundun mu? - Hiç bir zaman gitmedi.

Evet.

Mehmet İnce diye birini tanıyor musun?

Hayır. Nereden çıkarıyorsunuz kardeşim böyle bir şeyi!

Sakin... Sakin.

Adın Celal Kün mü? - Evet.

Gördünüz mü? - İnanılmaz.

Mahur Türel'i tanıyor musun?

Tanıyorum evet.

Sevgilin mi? - Evet sevgilim.

Adın Mehmet İnce mi senin? - Hayır dedim ya.

Tekrar cevap ver. - Lan hayır.

Dalga mı geçiyorsun lan sen! - Sakin ol! Güvenlik!

Güvenlik! Sakin ol!

Kimsiniz lan siz! Çıkarın beni buradan! Kime diyorum ben alo!

Çıkarın lan beni buradan! Yakarım buraları he! Çıkarın lan beni kimsiniz lan siz!

Kimsiniz lan siz! Bırak bırak! - Sakin ol sakin ol!

Ben polisim ya panik yapma!

Bırakın lan beni! - Panik yapma!

Bırak! Bırak lan diyorum! - Sakin ol! Sakin ol!

Bırak lan beni! Bırakın lan beni!

Yapmayın lan! Bırak beni. - Panik yapma sakin ol!

Şimdi ikna oldunuz mu? - Korkunç.

Bu adam ağır hasta, acilen tedavi edilmesi lazım.

Bu konuda mutabık olmamız beni sevindirdi.

Zaten bizde acilen kliniğe transferini gerçekleştireceğiz.

Gerekeni yapın ben de elimden gelen yardımı yapacağım.

Çok sağ olun.

Hilal hanım ne yapalım?

Anlaştığımız gibi acilen kliniğe transferini gerçekleştirin.

Kimseyle görüşmesin, iyi olması için de bütün güvenlik önlemlerini alın lütfen.

Emredersiniz.

Buyrun çıkalım.

Mahur'cum nerelerdesin? - Hilal'deydim halacım.

Celal'i merak ediyorsun değil mi?

Ediyorum tabii ki, çok endişeleniyorum onun için.

Ama hastanede, tedavi görecek iyileşecek. Biraz sakin ol.

Ya iyileşmezse hala o zaman ne olacak?

Aşk her şeyi iyileştirir.

Siz birbirinizi o kadar çok seviyorsunuz ki. O da iyileşip sana dönecek.

Aşk her şeyi iyileştirir değil mi?

Aşk öyle bir şey ki güzel kızım, ölüyü bile diriltir. Sen yeter ki sabırlı ol.

Elimden geleni yapacağım.

Neredeyim ben nereye gidiyoruz?

Ambulanstasın, özel bir kliniğe götürüyoruz.

Hiç bir yere gitmiyorum ben bırakın beni.

Sakin olun, sakin olun.

Çözün beni bir şeyim yok benim çöz. - Sakin olun, sakin olun.

Bırak beni! Bırak dedim beni! - Sakin ol!

Çabuk sakinleştirici yap çabuk! - Şşt sakin hey! Sakin ol.

Tamam sıkıntı yok.

Sıkıntı yok, iyiyim böyle. Kardeş şu duymasın sen bir az yaklaş bir şey diyeceğim.

Yaklaş yaklaş, daha da yaklaş.

Sakin hareketlenme gebertirim. Sakın! Olduğun yerde kal!

Sakın bir delilik yapma sakın!

Dediklerini dikkate alacağım. Ama benim dediklerimi yaparsan bir sıkıntı çıkmaz.

Söyle durdursunlar arabayı. - Yapamam.

Söyle durdursun arabayı. - Yapamam.

Ulan söyle arabayı durdursun benim cezayı ehliyetim yok he

başıma bir şey gelmez sıkarım kafana gidersin burada! Söyle!

Ambulansı durdurun. Çabuk! Çabuk ambulansı durdurun!

Durdur.

Durdurun şu arabayı!

Kelepçemi çöz.

Sakın bir hareket yapma.

Doğru karar verdin kardeş, aç kapıyı.

Aç kapıyı aç çabuk.

Dön arkanı. Aç hadi!

İn aşağı sen de in hadi in aşağı!

Efendim.

Hilal hanım size kötü bir haberim var.

Ne oldu yine? - Mehmet İnce maalesef kaçtı.

Ne demek kaçtı ya?

Baygın adam nasıl kaçabilir arkadaşlar saçmalamayın artık!

Ayıldı bir anda silahımı aldı hiç anlayamadım.

Neredesiniz?

İkinci köprü yolunu geçmiştik. Ataşehir kavşağı.

Ne olmuş? - Maraşlı kaçmış.

Üstelik silahı da var üstünde. - Nereye gider ki?

Bilmiyorum yani acil bulmamız lazım hemen aramaya başlayın çabuk hadi.

Tamam ben hallediyorum.

Hilal hayırdır?

Mehmet kaçtı, üstelik silahı da var.

Nasıl yani ne demek kaçtı? - Sorma her an her şeyi yapabilir.

Benim senden bir ricam olacak bak.

Eğer herhangi bir şekilde seninle temas kurarsa ya da ararsa bana haber vermeni rica ediyorum olur mu?

Tamam tabii ki.

Ben seni bulmak isteyebileceğini düşündüm.

Yani eve gelmez ama sanmıyorum Hilal.

Tamam sen yine de evde bekle olur mu?

Ben her ihtimale karşı senin yanına birilerini göndereceğim.

Zeliş için de gönderirim. Yani uğrama ihtimali olan her yere birilerini göndereceğiz.

Tamam bir şey olursa haber ver ama olur mu?

Tamam tamam tabii ki çok sağ ol.

Halacım görüşürüz ben çıkıyorum.

Mahur'cum nereye!

Adamı alın güzelce konuşun, paramızı versin.

Eğer vermem falan derse, siz de o zaman usulüne göre konuşun.

Bir bey geldi sizi görmek istiyormuş. - Kimmiş kimin nesiymiş?

Garip bir adam böyle tuhaf biri, çok önemliymiş öyle söyledi.

İyi gelsin bakalım.

Buyrun.

Buyur hemşerim, kime baktın?

Adın ne hemşerim ne istiyorsun?

Mafya bey, ben bugün annemi gömdüm de.

Öldü mü? - Öldü ki gömdük.

Allah rahmet eylesin. - Sağ olun.

Peki ben ne yapayım senin için ne istiyorsun?

Ben onun katilin arıyorum.

Allah Allah öldürüldü mü yani?

Maalesef.

Peki kim öldürdü? - Hurdacı.

Hurdacı mı?

Bende sizin onunla iş yaptığınıza dair bilgiler var da.

Bir sormak istedim acaba onun nerede olduğunu biliyor musunuz?

Lan oğlum *** alın lan şu adamı dışarı! Manyak mıdır nedir arızalı mıdır!

Tamam tamam ben çıkarım tamam tamam.

Ben size bir telefon numarası bıraksam. Bir şey olursa siz beni buradan ararsınız.

İyi misiniz?

Ben iyiyim de patronun öldü. - Ne!

Şurasında bir delik açtım. Sever miydin onu?

Şimdi sen polisi arayacağım dersen seni de öldürmek zorunda kalırım.

Ama aramayacaksan gidiyorum. - Asla aramam.

Bir güvercin tedirginliğindesin, sakinleş.

Sırada kim var? - Burhan diye bir adam.

Neredesin sen?

Bayan!

Maraşlı! Neredesin sen ya!

Ben her yerde seni arıyorum biliyor musun sen!

Niye tedavi olmak istemiyorsun sen? - Çünkü ben hasta değilim de ondan.

Herkese derdimi anlatıyorum kimse anlamıyor beni.

Atla hadi, seni bugün gerçeklere götüreceğim.

Nereye? - Mehmet'e.

Neresi burası?

Burası Mehmet İnce'nin doğduğu ev.

Korkma kimse bilmiyor burayı. Bulamazlar bizi.

Gel hadi.

Burası işte.

Büyük acımın başladığı yer burası.

Sizsiniz bunlar.

Annen, baban.

Bu kim kardeşin mi? - İsmail.

Kurban İsmail.

Demek bir kardeşin var.

Nerede peki şimdi?

Bedeni toprakta.

Ruhu cennette.

Nasıl öldü mü?

Ne olur! Ne olur yardım et bana. Bak benim kimsem kalmadı.

Ben kimim, kim olacağım bilmiyorum artık.

Deli miyim divane miyim, hasta mıyım, akıllı mıyım bilmiyorum.

Böyle ver elini çıkar beni o karanlık kuyudan. Konuşacak kimsem yok benim.

Tamam.

Tamam geçecek hepsi.

Hepsi geçecek söz veriyorum sana.

Bana Mehmet'i anlatmak ister misin?

Mehmet İnce'yi.

Olur otur.

Ne anlatayım bilmiyorum ki.

Annenden bahset. - Annem.

Nasıl bir kadındı annen? Ne iş yapardı mesela?

Normal anneydi işte yani.

Çoğu anne gibi çilekeşti tabii.

Tek işi dert çekmek.

Sever miydi seni?

Koçum derdi bana hep.

İsmail'e de kuzum.

Biz onun koçuyla kuzusuyduk.

Bazen böyle dizine yatardım...

böyle...

O da başımı okşardı. Elleri çamaşır suyu kokardı.

Başka kadınların elleri gibi değildi böyle.

yara nasır vardı ellerinde, ne yapsın.

Peki ya baban?

Severdim ben babamı.

O?

O da severdi beni. Yani...

ben en azından ona inanıyordum.

Baba evladını sevmeden olur mu?

Olmaz tabii. - Olmaz.

Sever, sever niye sevmesin?

Sonra değişti.

O gitti yerine başka bir adam geldi sanki.

Niye ne oldu ki? - Bilmem.

İşleri rast gitmedi herhalde bir şey oldu.

İçerdi.

Döverdi, söverdi öyle.

Döver miydi?

Seni mi döverdi?

Herkesi...

Beni, annemi... Bazen...

Bazen kardeşimi, öyle.

Sırtındaki yaralar...

O mu yaptı sırtındaki yaraları?

Neredesin Mehmet aç şu telefonunu ya.

Peki ya Celal Kün.

Uydurma mıydı o?

Yok, değildi.

Annem bizi yazları köyüne götürürdü.

Ailece giderdik.

Bizim karşı evde dayım otururdu, öz dayım.

12 Eylül'de almışlar benim dayımı. Bir ton işkence ezmişler adamı çok canını yakmışlar.

Belden aşağısı tutmazdı.

O yüzden çok da dışarı çıkmazdı.

Kimseyle konuşmazdı da.

Ama beni çok severdi, aramız iyiydi.

Gittiğimizde bazı geceler ona giderdim takılırdım.

Şairleri, yazarları hep ondan öğrendim.

Şiirleri, sabaha kadar şiir konuşurduk konusu açıldı mı.

Cahit Külebi'yi ondan öğrendim mesela.

Yaşar Kemal'i, Sabahattin Ali'yi.

O anlattıkça böyle başka başka hayatların hayalini kurardım.

Çok etkilenirdim ondan.

O zaman düşünmeye başladım. Acaba başka biri olmak nasıl olur diye.

Sen hiç düşündün mü?

Başka biri olmayı hayal ettin mi hiç?

Ettim tabii, hangi çocuk etmez ki?

Ne hayal ettin mesela?

Bilmem her şeyi ettim herhalde.

Televizyon izlerken buz pateni yapan birini görürdüm mesela.

Ben de buz patencisi olduğumu hayal ederdim.

Ya da ne bileyim bir şarkıcı görürdüm, şarkıcı olduğumu hayal ederdim.

Bir keresinde bir pilotla tanıştım.

Haftalarca hatta aylarca pilot olduğumu hayal ettim.

Hayat zorlaştıkça hayaller, sığınak oluyor değil mi?

Ama bunlar normal şeyler.

Benimki değil.

Aynı şey değil.

Kovboy olmuştum mesela bir ara.

Yürürdüm böyle yan yan. Silahlarım vardı güya işte, elim tetikte.

Robin Hood olmak istemiştim ya.

Okçu var ya.

Zenginden alıp fakire verirdim kafamın içinde.

Sen anlıyorsun beni değil mi?

Anlıyorum.

Ama aslında anladığım tek bir şey var.

Bu hayattaki en zor şey insanın kendisi olması.

Neden bu kadar zor?

Mutsuzuz belki ondandır. - Neden mutsuzuz?

Kendimizden.

Neden?

Bilmiyorum.

Ama bilmeli insan.

Değil mi?

Ne oldu niye bakıyorsun oraya?

Ne var o odada?

Mehmet.

O odada.

Ben kardeşimi öldürdüm Mahur.

Benim yüzümden öldü.

Koruyamadım onu, kollarımda öldü.

Babamdan kaçarken.

Benim yüzümden.

Gidiyor musun peki mezarına?

Gidemedim.

Cenazesine bile gidemedim ki.

Herkes kötü kötü bakıyordu bana zaten.

Yapamadım.

Artık tanışma vaktim gelmedi mi?

Kiminle?

Mehmet İnce'yle.

Olmaz.

Yapma bunu artık kendine.

Hadi konuş benimle.

Olmaz Mahur.

Maraşlı bırak artık şu huyunu. - Bayan tamam!

Bayan yok.

Çalışılmaz ezberlenmiş şeyler bunlar biliyorum ben bayan diye bir şey yok.

Sen sevmezsin Mehmet'i.

Ya seversem?

Seversen Maraşlı kahrolur.

Bak Maraşlı diye biri yok.

Sadece sen varsın.

Sen Maraşlı'yı seviyorsun. - Hayır.

Ben seni seviyorum.

Hem belki Mehmet Maraşlı gibi hanzo değildir.

Belki ben daha çok mutlu olurum onunla nereden biliyorsun?

Olmazsın, olmazsın. - Maraşlı yeter.

Yeter yapma artık bunu bana.

Ben senin oyuncağın değilim.

Bak çıkıp giderim şimdi ben bu evden, bir daha da benim yüzümü göremezsin.

Yapma Mahur öyle bir şey yapma. - Yaparım.

Daha fazla oyun oynayamazsın sen benimle.

Mahur! - Sen kolay mı sanıyorsun?

Sevdiğin adamın bir başkası olması kolay mı sanıyorsun?

Benim yaşadığım şeyler basit şeyler mi yani?

Değil, değil.

Değil.

Sen de bunu daha fazla sürdürebileceğime inanıyor musun gerçekten?

Peki.

Ben bu oyunda daha fazla yokum.

Mahur. - Üzgünüm Maraşlı.

Mahur gitme, Mahur.

Dur gitme!

Mehmet.

Sana yaşattığım her şey için özür dilerim.

Beni bırakma olur mu? Beni sensiz bırakma.

Olur,

Tek bir şartım var.

Ne o?

Gideceğiz.

Nereye Mahur? - Kardeşinin mezarına.

Konuşacaksın onunla. - Olmaz.

Olur. - Benden bunu isteme ne olur.

Bak ben bunu yapamam. - Yaparsın.

Yaparsın.

Sen her şeyi yaparsın.

Ben senin yanında olacağım.

Kim olursan ol.

İster Maraşlı, ister Mehmet İnce.

Ben hep senin yanında olacağım.

Oraya gideceğiz.

Senin bir ismin var mı?

Neyse sana da mafya diyeceğiz.

Evet mafya bey...

Benden ekmek çıkmaz sana.

Senden ekmek istemiyorum ki.

Yani sana zırnık koklatmam diyorum.

Ben para da istemiyorum. Ben bir adamı arıyorum da...

Gelip sana sorsam bu adam nerede diye söylemeyeceksin.

Ben de şöyle güzel bir katliamla giriş yapayım dedim.

Kimi arıyorsun?

Hurdacı.

Hurdacı he. - Niye eğlendi bu?

Biz uzun zamandır kimseyi yakmadık değil mi Suat?

Yok Savaş bey, uzun zamandır hiç kimseyi yakmadık.

Bir bidon benzin bulur musun lütfen?

Lan manyak, hurdacının yerini nereden bileyim ben?

Adam senden daha deli.

Gebertir beni. - Çok zor bir gün geçiriyorum.

Bak, birincisi hurdacı eskisi kadar güçlü biri değil.

Polis peşinde belki duymuşsundur.

İkincisi seni ben öldürmezsem o öldürecek.

Senin için en iyi alternatif bu olabilir biliyor musun?

Çünkü arada kaçmak için senin için bir şans doğuyor.

Bu senin son şansın...

Dur abi dur yapma. Abi yapma ne olursun!

Ne yapıyorsun abi! Abi dur ne olursun yapma!

Abi dur ne olur bak yapmayın vallahi nerede olduğunu bilmiyorum!

Sabah Rıfkı aradı beni pasaport istemiş Kadir bundan, o biliyordur belki.

Ben bütün bildiklerimi söyledim sana. Abi ne olur çöz beni artık.

Çöz abi ellerimi yapma.

Bu anlattıkların yaşamana yetmez.

İyi misin sen?

Asıl sen iyi misin?

Ben çok uzun zamandır iyi değilim zaten.

Nasıl yaptın bunu? Nasıl katlandın bunca zaman rol yapmaya?

Rol yapmıyordum ki. - Gördüm ama ben.

Hilal gösterdi bana.

Seni hazırlanırken izledim, her ayrıntıyı düşünmüşsün.

Her şeyi ezberlemişsin.

Böyle bir fırsatı kaçıramazdım.

Peki şimdi ne düşünüyorsun?

Yani benim hakkımda ne düşünüyorsun?

Konu sen değilsin ki. Sen sensin.

Sen hiç değişmedin, Mahur'sun sen.

Sevebilecek misin beni Maraşlı gibi.

Kimse kimseyi Maraşlı gibi sevemez.

Ama elimden geleni yaparım.

Sen sevebilecek misin?

Ben seni tanımıyorum.

Doğru.

Ben yapamayacağım.

Yaparsın. - Yapamam!

Yaparsın yapmak zorundasın. - Neden?

Kendini affetmek için.

Hadi gel, gel ben yanındayım.

Yaparsın.

İsmail...

Bak...

Geldim işte.

Benim yüzümden.

Koruyamadım seni.

Benim yüzümden oldu biliyorum.

Affet beni olur mu? Canımın içi...

Affet.

Ne oldu?

Görmüyor musun bak?

Yine orada.

Kim. - Geyik.

Bırakmıyor peşimi.

Bırakmayacak da.

Orada bir şey yok.

Var sen görmüyorsun ama ben görüyorum.

Gitmeyecek.

Gidecek, inan bana gidecek.

Mehmet ne olur, ne olur kendine gel.

Hurdacı.

İsmail'in ölümüne sebep olan o.

Benim onu bulmam lazım.

onu bulmam lazım.

Hadi gidelim buradan. - Mehmet dur! Dur!

Onu bulmam lazım benim.

Hayır onu bulman lazım değil, hiç bir yere gidemezsin.

Bak annen burada, kardeşin burada.

Huzur içinde uyuyorlar onlar.

Nereden biliyorsun ki?

Gel.

Gel...

Baksana çiçeklere bak.

Cennet bahçesi gibi.

Öyle değil mi?

Hakikaten öyle.

Hepsi geçecek.

Geçecek mi? - Geçecek.

Söz veriyorum geçecek.

Ben hep senin yanında olacağım.

Yeter ki benimle gel.

Başka da bir şey yapma.

Tolga arıyor. - Aç şüphelenmesin.

Efendim Tolga. - Mahur nasılsın?

İyiyim, iyiyim evdeyim sen nasılsın?

Var mı Celal'den bir haber? - Yok aranmaya devam ediyor hala.

Seninle iletişime geçti mi?

Yok hayır aramadı beni. - Tamam lütfen dikkat et olur mu?

Bir şey duyarsan, bir şey görürsen hemen beni ara.

Tamam, görüşürüz. - Tamam, görüşürüz.

Ne oldu niye bakıyorsun öyle?

Kolayca yalan söyledin, hiç tereddüt etmeden.

Anlamadım, tereddüt mü etmem gerekiyordu.

Yerimizin bilinmesini istemiyorum değil mi?

Bu benim isteğim.

Belki sen söylemek istiyorsun.

Mehmet neden böyle bir şey söylemek isteyeyim ben?

Suçlu değilsin sen, ben bunu biliyorum.

Tolga'nın öyle düşündüğünü sanmıyorum.

Bak, Tolga sadece senin bir delilik yapmandan korkuyor.

Yoksa gerçekleri o da biliyor.

Pardon pardon bir saniye, ben ne gibi bir delilik yapacakmışım?

Yani işte bir kriz geçirip beni kıtır kıtır kesmenden korkuyor herhalde.

Ben seni kıtır kıtır keseceğim öyle mi? Siz toptan kafayı yediniz galiba!

Neyse kapatalım bu konuyu tamam.

İyi misin peki sen gerçekten? - İyiyim iyiyim.

İyiyim sana kendimi anlatmak iyi geldi.

Mahur, ben sana oyun oynamadım.

Tamam mı? Sadece büyük bir aşkı kaybetmek istemedim. Bu yüzden.

Biliyorum, biliyorum o yüzden gidelim kendini saklamayacağın bir yerde yaşayalım dedim ya.

Kimsenin bizi bulamayacağı, senin kendin olabileceğin bir yere gidelim.

Mehmet İnce olmaya alış.

İşe yarayacak mı gerçekten?

Yani denemeden bilemeyiz.

Ben Zeliş'i özlerim ama o ne yapacak?

Sonunda kavuşmak varsa özlemenin hiç bir zararı yok bence Mehmet.

O da beni özler ama.

O seni zaten çok uzun zamandır özlüyor.

Ya seni suçlamak için söylemedim ben.

Sadece rahatsızlığın onu da çok üzdü o da bizim kadar

senin bir an önce iyileşmeni istiyor. - Öyle.

Gerçek babasını özlüyor.

Nereye gideceğiz peki?

Bilmem, halamın Ayvalık'ta bir yazlığı var. Kimse de bilmiyor orayı.

Çok tatlı bir yer sessizdir, sakindir. Çok da güzel bir bahçesi var.

Yani çocukluğumdan hatırladığım kadarıyla... Oraya gidebiliriz.

Seninle olduktan sonra nerede olduğumuzun bir önemi yok.

Hala bir yabancı gibi bakıyorsun bana.

Hala yabancı geliyorsun çünkü.

Ama alışacağım zamanla merak etme.

Ya sadece alışırsan? Ya sevmezsen beni?

Ne olursa olsun kalbin hala aynı, bunu gördüm.

Anne babam ne zaman gelecek?

Yakında gelecek. - Neden telefonla konuşamıyorum?

Gittiği yerde telefon çekmiyor kızım, sana anlatmıştım ya ben.

Anne, ben çocuğum diye mi bana söylemiyorsun?

Neyi söylemiyormuşum ben sana bakalım.

Babama bir şey mi oldu? Gelmeyecek mi bir daha?

Bana eğer beni çözmezsen görüşemeyiz bir daha demişti.

Anne babama ne oluyor? - Zeliş'cim

Senin baban dünyanın en güçlü insanlarından biri.

Senin baban dünyanın en güçlü adamlarından biri.Biliyorsun değil mi bunu?

benim babam dünyanın en güçlü babası

Aynen öyle.

Bazı sıkıntılar yaşadığı doğru.

Ama o bunların hepsini atlatacak güçte bir adam.

Benim babam iyi bir adam değil mi anne?

Tabii ki kızım.

Mehmet benim tanıdığım en iyi en dürüst adam.

Ben evlendiğimde de öyleydi.

Şimdi de öyle, hiç bir şey değişmedi.

Ama işte bazen hayatta sadece iyi olmak dürüst olmak mutlu olmak yetiyor.

Bazen çocukken ya da gençken yaşadığımız kötü şeyler ileride tekrar karşımıza çıkabiliyor.

Böyle olduğu zaman bizim de geçmişimize dönüp o olay her neyse onunla barışmamız gerekiyor.

Senin baban iyi bir adam kızım.

Sen sadece bunu bil yeter tamam mı?

Her ne olursa olsun da iyi olmaktan asla vazgeçmeyecek bir adam o.

Ben biliyorum sen de bil kızım.

Efendim Nevzat. - Stüdyodalar Hilal.

Kim? - Mahur'la Maraşlı, Mehmet işte.

Ne zaman geldiler?

Oldu biraz, çıkarlar diye bekledim ama çıkmadılar. Burada kalacaklar galiba.

Tamam orada bekle beni hemen geliyorum ben de. Kimseye haber verme tamam mı?

Gelecek misin sen?

Geleceğim evet bakıcıyı aramam lazım, Zeliş uyudu. Şimdi bu halde evden çıkaramam.

Tamam bekliyorum. - Tamam.

O kadar yorgunum ki, sanki bir uyusam uyanamayacakmışım gibi.

Senin yaşadıklarını başka biri yaşamış olsaydı ayakta bile duramazdı herhalde.

Uyanıp uyansam sahip olduğum her şeyi kaybedecekmişim seni kaybedecekmişim gibi geliyor.

Kaybetmeyeceksin.

Buradayım ben merak etme.

Hadi uyu.

Seni çok seviyorum.

Ben de aylarca annemin mezarına gidememiştim biliyor musun?

Kendini suçluyordun o yüzden.

Evet.

Yanında olamadığım için.

Yani aslında yanında olsam da bir şey değişmeyecekti tabii ama.

Sanki olabilseydim iyileşecekmiş gibi hissettim hep.

Sanki mezarına gidersem utanacakmışım gibi.

Annem uyanıp suçumu yüzüme vuracakmış gibi düşündüm.

O yüzden de gidemedim.

Ama kendi ağzınla söylüyorsun. Yapabileceğin bir şey yokmuş.

Senin de yapabileceğin bir şey yoktu Mehmet.

Vardı, onu o evden çıkarmayabilirdim.

O zaman da babanın ona eziyet etmesine razı olmuş olurdun.

Çok güzel bir çocuktu biliyor musun?

Elleri çok güzeldi.

Annemin ellerine benzerdi.

Geyikleri çok severdi.

Uçurtma hevesi başlamıştı böyle yeni yeni.

Ona bir uçurtma yapmıştık, gitti.

Öldüğünde baş uçundaydı o uçurtma.

Kokusu hala burnumda.

Böyle boynuna sokulur uyurdum geceleri.

Yıllarca doldurduğu kayıtları izledim.

Her kelimesini ezbere bildiğim halde hala izliyorum.

Ne zaman canım bir şeye sıkılsa, ne zaman bir umutsuzluğa kapılsam...

sanki gelip bana sarılacakmış gibi açıp o kayıtları izliyorum hep.

Keşke unutabilsek değil mi isteyince.

Asla unutmak istemem.

Ne kadar acı dolu olursa olsun.

Annemi çok seviyorum.

Yani asıl unutursam onu içimde öldürmüş olurum.

Bunu kendime yapamam.

Sen de yapma.

Onu unutarak değil içinde yaşatarak yaşamayı öğreneceksin.

Güzel kalplim benim.

Bana bunu öğret olur mu?

İsmail içimde ölmeden bana bunu öğret, olur mu?

Olur tabii, öğretirim.

Hadi uyu.

Neredeler?

İçerideler, vallahi Hilal bunlar ne yapmaya çalışıyorlar ben anlamadım.

Ben de anlamadım Nevzat. Yani Mahur'a bana haber ver demiştim ama saklamaya karar vermiş.

Yani kız bir kere Mehmet'i bize teslim etti.

Bir daha aynı şeyi yapacağını ben düşünmüyorum.

Mehmet'in iyiliği için yapmıştı onu ama.

Yani orası öyle tabii ki de belli ki kızın da iyice kafası karışmış.

Anlarız şimdi.

Mahur stüdyoda olduğunuzu biliyorum. Aşağıda bekliyorum seni yalnız gel.

Hilal ben de geleyim. Şimdi Mehmet kızı yalnız bırakmaz falan.

Hayır sen burada bekle. Şimdi bir de seni görüp delirmesin.

Ben ikisiyle de konuşurum gerekirse. - Peki.

Mehmet nerede? - Yukarıda, uyuyor.

Merak etme sadece Nevzat var.

Niye böyle bir şey yapıyorsun Mahur? Niye bize burada olduğunu söylemedin?

Çünkü bana her şeyi anlattı Hilal.

Beni Mehmet İnce'yle tanıştırdı. Birlikte doğduğu eve gittik. Bana kardeşini anlattı.

Annesini, babasının ne kadar acımasız olduğunu da anlattı.

Doğru olduklarını nereden biliyorsun?

Ya hepsi uydurmaysa sen bunu düşündün mü? - Hayır hiç biri uydurma değil.

Çocukluk fotoğraflarını gördüm. Birlikte kardeşinin mezarına gittik.

Annesi öldüğünden beri ilk defa annesinin mezarına da gitmiş oldu.

Hilal bak bunların hiç biri uydurma olamaz artık.

Bak bunların hepsi bir anlık değişim biliyorsun değil mi?

Yarın sabah uyandığında bir anda karşında Maraşlı görürsen ne yapacaksın?

Ona tekrar geçmişini hatırlatacağım.

Tekrar tekrar yüzleştireceğim onu bu durumla.

Mahur bu çok tehlikeli bir oyun farkında mısın?

Biliyorum Hilal biliyorum ama biraz zamana ihtiyacım var.

Sen de biliyorsun ne Mehmet ne de Maraşlı bana zarar vermez.

Ayrıca kendin anlattın. Beni kaybetmemek için böyle bir oyun oynamış.

Şimdi o bana Mehmet'i anlatıyor, ben de ona her ne olursa olsun onu seveceğimi anlatıyorum.

İşe yarıyor mu? - Yarıyor.

Yani Mehmet gibi konuşuyor, Mehmet gibi davranıyor.

Yarın sabah da gideceğiz buradan.

Nereye? - Biraz uzaklaşmaya ihtiyacı var.

Bak onun doktora ya da ilaçlara değil sadece geçmişiyle yüzleşmeye ihtiyacı var.

Benim onu her ne olursa olsun sevebileceğime inanması gerekiyor.

Mahur yani çok güzel söylüyorsun ama..

yani bilmiyorum sen bu adamı bu haliyle sevebilecek misin?

Ben zaten bu adamı seviyorum.

Bak gittiğimiz yerin konumunu sana atarım.

İstersen takip de edebilirsin ama ne olur kimse bilmesin.

Mehmet de bilmesin, sadece senle benim aramda.

Tamam.

Dediğin gibi olsun.

Teşekkür ederim. Bu iyiliğini asla unutmayacağım, göreceksin iyi olacak.

Ben de en az senin kadar onun iyi olmasını istiyorum Mahur.

Zeliş için... - Biliyorum.

Hadi görüşürüz. - Görüşürüz.

Konum atarım sana. - Anlaştık.

Sağ ol.

Gidiyoruz. - Nereye gidiyoruz?

Eve. - Adamı almaya gelmedik mi biz?

Mahur şu an ona iyi gelecek tek şey.

Hilal bak sadece biz adamı aramıyoruz başkaları da adamı arıyor biliyorsun değil mi?

Evet biz burada olduklarını söylemezsek kimse öğrenemez.

Vallahi bilmiyorum Hilal, sence bu doğru bir fikir mi?

Evet, yarın sabah gidecekler zaten Mahur bana konum atacak.

Gerekli görürsek takip ettiririz.

Hilal emin misin? - Mahur'un söylediğine göre...

Maraşlı'ya dönmemiş yani geçmişiyle yüzleşmiş her şeyi kabul etmiş.

Denemekten zarar gelmez. Buraya gelmedik görmedik bilmiyoruz Nevzat, tamam mı?

Emin misin?

Eminim, Mehmet'e iyi gelecek şey hastane değil.

Sevdiği kadın.

Yani aşk diyorsun. - Neden olmasın?

Neden olmasın?

Kaç para var orada?

Abi vallahi yaklaşık burada kırk, elli milyon vardır.

Kırk, elli... Öyle değil işte tamı tamına on iki milyon var orada.

Abi emin misin? - Eminim tabii oğlum.

Ben senelerdir bavulla para getirip götürüyorum. Ben bilmeyeceğim de kim bilecek?

Tam on iki milyon tam.

Pasaportları aldın mı? - Aldım aldım abi hazır her şey.

İyi, inşallah burnumuzu çıkarır çıkarmaz parçalamazlar bizi.

Aynen, soruyorlarmış bizi abi bir kaç yere zaten sormuşlar.

Biliyoruz biliyoruz, biz de sorduk bir iki kişiye.

Hurdacı hurdalığa çıktı diye alemde dedikodu başlamış.

Merak etme abi sen, bu bizim Rıfkı sağlam iş yaptı.

Bu pasaportlarla biz rahat rahat kaçarız abi.

Rıfkı iyi iş çıkarır, hep öyledir de.

Ne diyeyim artık hayırlısı.

Abi, bir şey diyeceğim sana yanlış anlamazsan eğer. - Estağfurullah söyle.

Yani şimdi bizim bu paralarını temizlediğimiz adamların biz ödemelerini yapsak,

sağa sola da borcumuz kalmasa, zaten bu paralar bize elli yıl yeter abim.

Bir elli yıl yaşarız yani biz bunlarla.

*** yaşarsın! Sen öyle bilmiş bilmiş konuşuyorsun akademik akademik ama hayat öyle değil.

Ne bu böyle gençlik aşkı gibi.

Artık ben sana karşı bir şey hissetmiyorum, ayrılalım.

Öyle demekle olmuyor bizim alemde. Adamın ümüğünü sıkarlar.

*** yere kadar kovalarlar. Senin aklın ermez o işlere. Sen o işleri bana bırak kendi işine bak.

Hadi yükle arabanın bagajına şunları. - Tamam abi.

Biz de öyle diyoruz ne diyoruz? Arabanın bagajına şunları yükle diyoruz hadi.

Bir de ben ne dedim sana? Pembe bavul alın dedim dikkat çekmesin diye.

Yine gitmişsin simsiyah bavul almışsın mafya gibi.

İşin incelikleri bunlar ama anlatamıyoruz ki.

Daha çok yol alacaksınız çok.

Nerede!

İçeride!

Kalk!

Kimsiniz lan siz şerefsizler! - Yürü lan!

Ne istiyorsunuz benden?

Bilgi istiyorum ben bilgiye açım.

Ben adam satmam oğlum! Kimse söylemedi mi size?

Suat ne diyor bu?

Savaş bey, boşa delikanlılık yapıyor işte çakal.

Sen sahte pasaport yapmıyor musun? - Yapıyorum veya yapmıyorum size ne!

Belki benim de pasaporta ihtiyacım var.

Onu mekanı basmadan önce düşünecektiniz. Şimdi def olun gidin lan buradan!

Yoksa sizin parçanızı bulamazlar!

Gerçekten seni anlamakta güçlük çekiyorum.

Mekanında sağlam bir adam bile kalmadı sen de elimizdesin.

Lütfen sorularıma daha mantıklı cevaplar verir misin?

Benden bir bu kadar da yerin altında var he.

Suat şakacı bu.

Bize hurdacı lazım.

Hurdacı da kim lan! Tanımıyorum ben hurdacı falan!

Ben hurdacıyı arıyorum sen hurdacının kim olduğunu biliyor musun?

Bilmiyorum!

Bilmiyorsun, adama sahte pasaport yapmışsın.

Nereye gittiğini ya da şu an nerede olduğunu bilmiyor musun?

Tanımıyorum bilmiyorum!

Dur dur dur tamam! Tamam tamam dur dur dur! Dur söyleyeceğim!

Poyrazköy limanından Karadeniz'e doğru bir tekne açılacak tamam mı.

Daha sonra onu Romanya'ya götürecekler. Ama sadece bu kadarını biliyorum.

Başka gerçekten hiç bir şey bilmiyorum!

Mahur.

Mehmet.

Yanımdasın.

Yanındayım tabii.

Hep yanında olacağım.

Uyu hadi.

Meğer yaraların içeride değil dışarıdaymış Mehmet.

Neredesin sen Suat? - Telefonla konuşuyordum Savaş bey.

Sana ulaşmaya çalışıyorum, eksik bu silahlar.

Hangisi eksik hemen temin edelim.

Uzun namlulu tüfek eksik.

Savaş bey adam tekneyle kaçacağı için uzun namlulu tüfek işimize yaramaz.

Hareketli hedefi vuramayız yani. - Çok biliyorsun.

Bak bu sefer de bu adamı öldüremezsek önce senin kafana sıkacağım sonra kendi kafama.

Bu beni son görüşün olabilir. - Hemen gidip halledeyim Savaş bey.

Gerek yok tamam yeter bunlar.

Söyle. - Şey Savaş bey...

Mehmet İnce kaçmış, aranıyormuş.

Babasıyla mı kaçmış acaba?

Birbirlerini pek sevdiğini sanmıyorum ama. - Ben emin değilim.

Adam Maraşlı'yım dedi Mehmet İnce çıktı. İstihbaratçıyım dedi hurdacının oğlu çıktı.

İkisine de güvenmiyorum. - Ne yapacağız peki Savaş bey?

Artık lütfen ikisini de öldürelim Suat.

Ama yerini bilmiyoruz, bulmamız da biraz zaman alabilir.

O manyak kesin sevgilisinin dizinin dibindedir.

Ya da Mahur Türel bizi ona götürecektir.

Ver bakayım şu telefonu.

Mahur diye mi kayıtlı sende? - Evet.

Benim kullanmamı ister misin?

Olur.

Ben fotoğraf makinemi almadım ya dur onu alıp geleyim hemen.

Tamam acele et ama olur mu? - Tamam.

Mahur hanım.

Niye arıyorsun sen bu kızı?

Bak, Maraşlı görünümlü Mehmet İnce. Seni gökte ararken yerde buldum.

Savaş niye aradın Mahur'u?

Siz babanla nereye kaçıyorsunuz?

Ne babası ne kaçması? - He senin haberin yok mu?

Siz dost musunuz düşman mısınız Maraşlı?

Lafı eveleyip geveleme söyle ne söyleyeceksen.

Yok bunu söylemek için aramıştım, yani beraber mi gidiyorsunuz diye.

Hı demek senin haberin yok.

Nereye kaçıyor?

Bana gelen bilgiye göre Poyrazköy limanında bir motor onu alacak

açıktaki bir gemiye, oradan da ver elini Romanya.

Sen de bakayım bana kardeş, nereden buldun bu bilgiyi?

Oo bak değişmeye başlıyorsun.

Süper kahramana dönüşüyorsun.

Savaş benden belanı arama, konuş.

Hurdacı benim düşmanım, onunla ilgili bir şeyler biliyor olmam gayet normal değil mi?

Hatırlarsan onun eski kimliğini de yaşadığı yeri de sevgili eski eşine veren benim.

İyi misin sen? - İyiyim iyiyim atla hadi.

Sen iyi misin? - İyiyim.

Bu arada bir yere uğramamız gerekiyor. Oradan gideriz.

Nereye?

Sürpriz olsun.

Kadir'im nerede kaldı bu herif ya? - Birazdan gelir abi.

Bi inşallah kayıkla gelmez.

Vallahi bilmiyorum abi, adamı sen iyi tanıyorsun.

Motorla gelir la bu.

Gerçi ben buna şüphe çekmek istemiyorsan kayıkla da gelebilirsin demiştim ama.

Motorla gelir motorla.

Esti lan burası, ben içeride bekliyorum.

Bana bak, yanına çanta aldın değil mi?

Aldım abi.

Kadir'im! O paranın bir kısmını da çantaya koyalım.

Hani bu tekne batarsa falan parasız kalmayalım, valizler gider çantada yanımızda para olsun.

Abi tekne batarsa çantalar ıslanır zaten.

Ben sana ıslanmayan çanta al demiştim.

Tamam abi ben halledeyim o zaman şimdi.

Lan ne tamamı almamışsın işte!

Tecrübe var oğlum bir şey biliyoruz da konuşuyoruz!

Valizler suyun dibine giderse çantadaki para ıslanmayacak olay bu!

Bende.

Gitmişsin pazardan en adi çantayı almışsın. Hadi git.

Bana bak Kadir! Kadir!

O arabayı da ortalıktan yok et şüphe çekmesin. - Tamam abi.

Kadir! Kadir'im!

Herifi de ara gelsin artık! - Ne?

Herifi diyorum ara ara gelsin!

Abi anlamadım. - Lan neyi anlamadın!

Herifi diyorum ara gelsin! Bağırtıyorsun adamı gizli iş yapıyoruz!

Tamam. - Adamı ara adamı!

Tamam abi adamı arıyorum.

Tam bir gerizekalı! Allahım ya!

O bavullarda kıyafet olduğunu hiç sanmıyorum Suat. Sen ne diyorsun?

Bizden aldığı paralar vardır.

Öyle.

Ama umurumda değil biliyor musun?

Herkes hak ettiği cezayı çekecek.

Herkes, o da oğlu da bütün akrabaları da.

Hiç konuşmadın yola çıktığımızdan beri.

İyi misin sen?

Mehmet.

Mehmet!

İyi misin sen? - İyiyim yola dalmışım.

Kusura bakma, iyiyim.

Nereye gidiyoruz biz şimdi?

Ben bir şey unuttum onu almaya gidiyoruz.

Nasıl bir şey unuttun?

Geçmişimle ilgili, Mehmet İnce'yle.

Çok mu önemli? - Çok önemli.

Onu alacağız sonra da nereye istersen oraya gideceğiz.

Söz.

Ben gidiyorum sen burada bekle tamam mı?

Tamam ama çabuk gel. - Merak etme.

Her şey için sağ ol. Sen olmasan yapamazdım.

Oğlum neredesiniz ya? Çabuk sabahtan beri bekliyoruz hurdacı da bekliyor ben de bekliyorum.

Ulan sizin yapacağınız işe var ya.

Tamam tamam aynen gemideyiz.

Gel la gel gel nerede kaldın? Gel çay iç gel.

Kimi bekliyordun?

Senin ne işin var burada? - Sana geldim.

Sen nereden öğrendin benim burada olduğumu?

Öğrendim işte... Ne o kaçıyor muydun?

Kaçacağız herhalde.

Burada durup da, bizi gebertmelerini beklemeyeceğiz herhalde.

Hiç merak etme, seni ben geberteceğim.

Dur lan!

Tamam tamam! Tamam lan sıkma!

Tamam sıkma!

Yolun sonuna geldin hurdacı.

Beni öldürme, ben senin babanım ulan.

Benim senin gibi babam yok.

Ne yaptım ki? Ben mi öldürdüm lan İsmail'i?

Ulan sen sebep oldun! - Ulan anneni ben mi öldürdüm!

Sen sebep oldun.

Tamam ben sadece kötü bir insanım. Başka bir şey değilim ki. Ailenin katili ben değildim ki.

Kimi öldürdüm ulan ben ailemden?

Tamam kötülük yaptık ama, ben de babamdan ne gördüysem sana onu yaptım oğlum.

Ulan senin babandan bana ne. Her gece dayak attın bize daha ne yapacaksın?

Bizim oraları bilmiyor musun sen?

Mecbur kaldık, orada doğmayı ben mi istedim lan?

Ben doğdum o mahalleye, o yaşamın içine attılar beni!

O hayat beni böyle yaptı!

Babam beni böyle yaptı lan! Ben üzülmedim mi İsmail'in ölümüne?

Aylarca ağladım lan aylarca. Sen neredeydin?

Senelerce acısını çektim. Her hafta mezarına gittim geldim.

Mezar taşını ben yaptırdım ulan sen neredeydin!

Sen affedilmeyi hak etmiyorsun.

Tamam lan tamam sıkma. Ama sen de babanı öldürmeyi hak etmiyorsun.

Mehmet, ben çekeyim gideyim. Ülke dışına çıkayım bir daha gelmeyeyim beni hiç ömrün boyunca görmezsin.

Hiç bir yere gitmiyorsun. Cezanı çekmeden hiç bir yere gitmiyorsun.

O zaman teslim et beni, sorgulasınlar.

Ne biliyorsam anlatayım devlete.

Yıllarca bana bir oğlum demeni bekledim be.

Biraz sevmeni, bir başımı okşamanı bekledim.

Dayaktan geberttin bizi.

Ne istedin ailemden? Ne istedin ailemden? Benden, bizden, annemden!

Niye adam gibi baba olamadın. Niye normal bir baba olamadın!

Ben de isterdim oğlum. Ben de senin baban olabilmeyi isterdim.

Ben pişman değil miyim? Bin kere pişmanım.

Ben istemedim mi lan sen bana baba de.

Olmadı işte bir batağın içine girdik, battıkça battık, çıkamadık.

O zaman niye vaz geçmedin baba?

Niye kıydın bize, bana, torununa?

Mecbur kaldık, benim de hesap vereceğim insanlar vardı.

Ben bir torunum olduğunu bilmiyordum lan.

Beni öldürme Mehmet.

Torununun dedesini bilmeye hakkı var, beni öldürme.

Allah senin belanı versin baba.

Oğlum.

Bir süredir, sizi dinliyorum da. İtiraflar, acılar, gözyaşları...

Sonuç, koca bir hayal kırıklığısınız.

Sen nereden çıktın lan? - Ben hep buradaydım.

İnanıyor musun şunun anlattıklarına? Onun samimi olduğunu mu düşünüyorsun?

Seni hiç ilgilendirmez, bir *** haberin yok.

Ne fark eder? Parçalanmış bir aile daha işte.

Ve her zamanki gibi en büyük kahramanımız, en büyük düşmanını affediyor.

Kimsenin kimseyi affettiği falan yok.

Bak bence buraya gelerek senin hayatını kurtardım. Çünkü ilk fırsatta seni öldürecekti.

Yalan söylüyor, söylediğim her şeyde samimiydim Mehmet.

Sen yaşlı ve hasta bir kadını öldürdün.

Benim hayatta en değer verdiğim varlığı, annemi.

Senin o gözlerin yaşarabiliyor mu gerçekten?

Ulan sen önüne geleni öldürdün, senin kadar şerefsizlik yapmadık bu hayatta.

Ben pişmanlık duymam.

O zaman ağlamayacaksın anne anne anne diye.

Savaş! - Şş!

İşte yapman gereken buydu. Eğer sen yapsaydın benim yapmama gerek kalmayacaktı.

Elveda Mehmet İnce.

Sen de yaşamayı hak etmiyorsun artık.

Mahur.

Celal! - Mahur.

Celal yaralanmışsın.

Kanaman var!

Kanasın, ben asıl kanamayan yaradan korkarım.

Hadi kalk, kalk gidelim buradan!

Yapamam, yapamam kalkamam gidemeyiz.

Gitmeyiz.

Dayan! Ne olur dayan!

Mahur.

Hilal! Hilal Celal yaralı!

Hemen ambulansla gelin buraya hemen ne olur konum atıyorum!

Mahur.

Canım! Canım dayan ne olur dayan!

Ne bileyim ben.

Senle şöyle, orman...

ormanların içinde bir üniversitede okurken karşılaşsaydık keşke.

Dalların gizlediği böyle gizli bir yerde...

öpüşseydik...

Çiçek olsaydık da hiç büyümeseydik keşke.

Mahur'um.

Benim güzelim... Korkma tamam mı?

Ben hep yanında olacağım.

Celal!

Sus dayan gelecekler şimdi! Geliyorlar.

Dayan!

İsmail.

Celal benle kal. Celal bana bak!

Celal ne olur dayan Celal ne olur aç gözünü!

Celal! Celal duyuyor musun beni!

Celal ne olur dayan Celal!

Ne olur gitme! Ne olur gitme bırakma beni!

Celal!

Hadi aç gözünü! Ne olur aç gözünü Celal!

Çabuk! Çabuk arkadaşlar!

Komutanım!

Mahur gel canım, gel hayatım.

Tamam tamam tamam. - Koş koş koş! Çabuk!

(Müzik) Bir saldı ki bu beden, hiç dokunmayın

His gitti mi dillerden ben konuşmayım

Tartıştık mı sahi? Hatırlayamadım ki

Geçti birkaç ay, beden aynı, kafam binbir delikle

Geçer sandım, geçmeyince yine ağladım

Hem ne ağladım...

Sandığımdan hiç dolu hayat Hey gidi hayat

Ne görevmiş be, atayıvermiş günü gelince Bakışta ilahiyat

Sandığımdan hiç dolu hayat Hey gidi hayat

Ne görevmiş be, atayıvermiş günü gelince Bakışta ilahiyat

Sandığımdan hiç dolu hayat Hey gidi hayat

Ne görevmiş be, atayıvermiş günü gelince Bakışta ilahiyat.

Sandığımdan hiç dolu hayat Hey gidi hayat

Ne görevmiş be, atayıvermiş günü gelince Bakışta ilahiyat.

Hayvanlar insanlarla nasıl iletişim kurar hiç düşündünüz mü?

Bence yüreğimizdeki sevgiyi hissederler.

Evet evet onların bizi anlama şekli budur.

Konuşmanıza bile gerek yok hatta gözlerinin içine bakmanıza bile gerek yok.

Daha doğrusu hiç bir şey yapmanıza gerek yok.

Eğer sevmeyi biliyorsanız hayvanlar bunu hemen anlar.

Onların sizi sevmesi için bu kadarı yeterlidir zaten.

Peki ya biz? Ne kadar becerebiliyoruz bunu?

Kim yanındakinin kalbine elini koyduğunda içindeki sevgiyi gerçekten hissediyor.

Ya da kim sevgisi içinden taşacak kadar sevebiliyor?

Sevgili Romalılar, değerli Likyalılar, halacım...

Değerli kayınpederim Sadık bey sevgili kayınvalidem Nuran hanımcım.

Bugün burada temsilen her şeyin başladığı noktada iki düşman halkın buluşması

ve aralarında bir daha kopmamak üzere bir bağ kurulması adına toplanmış bulunuyoruz.

Ne düşmanlığı Necati bey biz ne zaman düşman olmuşuz ki?

Elbette düşman olmadık. Latife ediyorum Sadık bey.

Yüreğinizdeki güzelliği görmeyen bendim.

Ama her şeye baştan başlıyoruz madem en azından siz de artık bana bey demeyi bırakabilirsiniz.

Mesela oğlum diyebilirsiniz.

Sen istersen söylerim. - Teşekkür ederim.

Behiye'yi seviyorum, ona her baktığımda onun da beni sevdiğini hissediyorum.

Aramızdaki bu bağı kutsamak...

ve kutsal aile bağlarımızı güçlendirmek adına bu kurdeleyi...

Bu arada unutmadan Mahur aramızda değil elbette. Malum acısı çok taze.

Bize mutluluklar diledi ve bu mutlu günümüze mutsuzluk getirmek istemediğini söyledi.

Olur mu hiç öyle şey? O bizi hiç mutsuz etmez ki.

Etmez, o mutsuz etmek nedir bilmez ki.

Neyse lafı uzatmayayım halacım.

Bence de çünkü zaten bu törenin mutfakta olması yeterince saçma,

daha da saçmalaşmaya devam ediyor.

Ben de seni çok seviyorum halacım.

Deli çocuk.

Hayırlı uğurlu olsun.

Ömrümüz birlikte olsun.

Hayırlı olsun.

Her şey yarım kaldı.

Bütün özlemlerim...

bütün mutluluklarım yarım kaldı.

Şimdi ben nasıl tam olacağım söylesene.

Bugün abim nişanlanıyor biliyor musun?

Çok mutlu.

Çok zor şeyler yaşadı.

Kötü şeyler de yaptı biliyorum.

Ama onun içinde hep iyi biri vardı.

Hepimizin içinde olduğu gibi.

Nevzat.

Merhaba Mahur. - Merhaba Nevzat.

Nasılsın?

Gördüğün gibi işte.

Neden mezarına gerçek adını yazdırmadınız.

Ailesi öyle uygun gördü herhalde.

Kimliğinde de o yazıyordu.

Zeliş nasıl? Hilal?

İyiler, biraz uzaklaşmak şehirden iyi geldi onlara.

Zeliş'i aramaya hiç cesaret edemedim biliyor musun?

Zeliş daha çocuk toparlayacaktır Mahur.

Keşke toparlamak o kadar kolay olsa.

Gözümün önünden bir türlü gitmiyor biliyor musun o son bakışı, son dokunuşu.

Çok huzurluydu yüzü gerçekten.

Ben de senin gibi onu başka biri olarak tanıdım ama içindeki o adam da ondan farklı değildi.

Delikanlı adamdı Mehmet İnce, görevini de başarıyla yerine getirdi.

Doğru söylüyorsun.

Ne ilginç değil mi?

Biz birini yaşatmaya çalışırken ikisini de kaybettik.

Öyle.

Allah rahmet eylesin. - Amin.

Başımız sağ olsun Mahur.

Başımız sağ olsun.

Sen de sağ ol Nevzat.

Her şey için sağ ol. - Eyvallah.

Fotoğraf çekmeye devam mı?

Devam tabii, mesleğim. - Doğru.

Bak ne diyeceğim. Kadıköy'de Yeldeğirmeni'nde Doğatepe diye bir sokak var.

Vaktin varsa bugün bir gidip görmeni isterim.

Çok güzel fotoğraflar çekeceğine eminim orada.

Tamam, tamam giderim.

Kendine iyi bak Nevzat. - Sen de Mahur.

Zeliş'i görürsen benim yerime sarıl olur mu? - Tamamdır görüşürüz.

Savaş Yıldırım.

Savaş Yıldırım.

Savaş Yıldırım!

Amirim!

Amirim amirim!

Şaşkın.

Şaşkın.

Ne işin var senin burada?

Şaşkınsın sen!

Şaşkın! Şaşkın! Şaşkın nereye!

Kimse var mı?

Kimse var mı?

Kaybolan yıllarınıza bakmıştınız sanırım.

Ben sizin için bir tane ayırmıştım.

Tamam, tamam, tamam.

Tamam, tamam.

Tamam yok bir şey tamam.

Bir daha seni asla kaybetmeyeceğim.

Ben de bir daha seni asla bırakmayacağım zaten.

Kim biliyordu bunu? - Bilmesi gereken herkes.

Hepsinin hesabını tek tek soracağım biliyorsun değil mi?

Biliyorum, biliyorum. Başlarına gelecekten haberdarlar merak etme.

Tamam, tamam.

O kadar çok ağladım ki ben.

Biliyorum.

Günlerce uyuyamadım.

İzledim seni uzaktan, haberdarım.

Sabahları mezarına gittim Mehmet ben senin.

Akşama kadar başında durdum Mehmet!

Gördüm hem de her sabah.

Ama nedense sana kızamıyorum.

Çünkü seni çok özlemişim.

Ben de seni çok özledim.

Ben de seni çok özledim güzelim benim.

Şu an bunu yaşadığıma inanamıyorum.

Ha dur, Zeliş'i unuttum.

Nasıl yani Zeliş de mi biliyordu?

Biliyor bizden fotoğraf bekliyor, gel.

Gel gel gel...

Babandan mesaj var bakmak ister misin?

Hadi cevap yaz

Çok güzelsiniz.

Zeliş'e bak sen aynı babası gibi sır küpü.

Öyledir benim kızım. Ama çok zorlandı o sırrı tutarken. Sana da çok üzüldü.

Ne kadar sevimli olursa olsun ondan da hesabını soracağım biliyorsun değil mi?

Sormalısın sormalısın hak etti bence de.

Mehmet.

Efendim.

Seni çok seviyorum.

Ben de seni çok seviyorum.

(Şarkı) Sokak lambalarıyla konuştum bugün Kaldırım taşlarını saydım.

Ben şehre de sana da küstüm Yalnızlar ordusuna düştüm

Yüreğim ellerinde kaldı sen bu şehirden giderken.

Seni gördüm rüyalarımda haber aldım Ağlayan o meleklerden

Meleklerden haber aldım ağlayan

Meleklerden meleklerden haber aldım ağlayan

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.