All language subtitles for Erciyesin.Bereketi.1987.1080p.WEBRip.x264.AAC-[YTS.GG - YTS.BZ]tur

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean Download
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Downloaded from YTS.BZ

Official YIFY movies site: YTS.BZ

Erciyes! İç Anadolu'nun sönmüş kalbi.

Geride kalan milyonlarca yıl boyunca, her atışında,

çevresine bereket yığmış olan kutsal kalp!

Bu yüce kalpten fışkıran lavlar, taş olmuş,

peri bacaları olmuş, ev olmuş, tapınak olmuş.

“Ekmeğini taştan çıkaranlar" için bereket olmuş.

Onu, kesen, yontan, işleyen bileklere

"altın bilezik" olmuş.

Ahmet Kırışan. 1930 doğumluyum. Ürguplüyüm.

Taşçı ustalığına 40 sene önce başladım,

hâlâ devam ediyorum.

Taşçı, kayacı ustalığı, dedemden babamdan devam ediyor.

Benim çocuklarım şimdi yapmıyor.

Çünkü, şimdiki gençler, böyle ezgili işleri

yapmak istemiyorlar.

Biz canımızın kıymetini bilmedik.

Şimdiye kadar kendimizi harcadık, çalıştık.

Hâlâ da yine diskotek, otel, motel,

limon ambarı, oda kesiyorum,

bu işlerle uğraşıyorum, kayaları oyuyorum.

Bir metre küpü iki üç saatte keserim.

Ahmet Usta, Erciyes'in çevresinde yer alan

ve düşman saldırıları sırasında sığınak olarak

kullanılan çok katlı yeraltı kentlerinin de,

yüzyıllarca önce, yine aynı metodlarla oyulduğunu,

bölümler arasındaki dev kapıların,

oradaki sahanlık tavanlarından kesildiğini söylüyor ve

"Tavandan erkek ses gelirse oymaya devam edilir,

"şayet dişi ses gelirse, orada sütun bırakılır,

"yoksa tavan çöker" diyor.

Ahmet Usta'nın eserleri arasında,

yaz-kış ısı ve nem oranı sabit kaldığı için

bir yıl süreyle limonların bozulmadan saklandığı,

iki ustanın, 200-300 günde “kestiği” dev ambarlar da var.

Ahmet Kırışan'ın nasırlı elleri, aynı zamanda nakıl da süslüyor.

"Nahıl" ya da "nakıl", binlerce yıllık bir geçmişi olan

ve kökeni, Anadolu'nun ünlü ana tanrıçası Kybele şenliklerine

dayandığı sanılan ağaç süsleme geleneğinin

Erciyes Dağı’nın çevresinde, özellikle Ürgüp

ve civarında hâlâ yaşatılan izi.

Düğünlerde, güveyi evinde, yeni evliliğin bereketli

olması dileğiyle hazırlanan bu ağaç için,

bir de "övme" yapılıyor.

Düğünlerde, Ürgüplü ünlü şair Mahfi Baba'dan okuduğu

"Nakıl Övmesi" ile yörede ün yapmış olan Ziya Uçaravcı da,

aynı zamanda bir kaya kesme ustası.

"Arının ne yaptığını görmezsin, amma

"en birinci tatlıyı yapabilir."

Böyle diyor Ziya Usta, Nakıl Övmesi'nde.

Ve aynı Ziya Usta,

arılar için kovanlar da oyuyor kayalara,

arılardan başka kimsenin görmediği, bilmediği kovanlar.

Erciyes'in bereketine, arılar kadar kuşlar da ortak.

Çevredeki üzüm bağları için gübreleri

büyük önem taşıyan güvercinler için yapılan özel evler,

bu yöredeki mimarinin ayrılmaz parçaları.

Kısacası, eski ustalar, kayalara her şeyi oymuşlar.

Ve "bütün zamanların en büyük mimarı" olarak bilinen

Koca Sinan da, Kayseri'nin Ağırnas Köyü'nde doğdu.

O da, Erciyes'in bereketinden nasibini aldı.

Dünya durdukça ayakta kalacak olan eserlerinin

özü olan "taş" ile Erciyes'in eteklerinde tanıştı.

Taşla yoğruldu, taşı yoğurdu.

Bu bereketi, önce bir imparatorluğa, sonra bütün dünyaya taşıdı.

Ve Erciyes, günümüzde de Koca Sinan'ın torunlarına

bereketini cömertçe sunmaya hâlâ devam ediyor.

Yüzlerce, binlerce yıl öncesinde olduğu gibi,

ustalar ekmeklerini yine taştan çıkarıyorlar.

Ancak, "ekmeğini taştan çıkaranların"

şimdi korkulu bir rüyası var: Dağları dümdüz eden

taşları peynir kalıbı gibi kesen bir korkulu rüya.

"Çapçı" denen ustaların yaptığı ince işi

yapabilen bir makineyse yörede şimdilik yok.

Belki de bu yüzden Mustafa Tekin Usta,

taş kesen ustalar kadar tedirgin değil.

54 yaşındayım. 22 senedir taş yontuculuğu yapıyorum.

"Bana, şu santimde taş yap, şu milimde taş yap,

"Santimi 25 yahut 3 milim fazla, 3 milim eksik,"

bunu konuşur usta.

Ustanın dediği taşın da ben aynısını yaparım.

Bu taşlar yumuşak. Güneş yedikçe sertleşir.

Adım Mevlüt Karakaya. 63 yaşındayım.

38 senedir ustalık yapıyorum.

Aşağı yukarı 300 tane ev yaptım.

Bu sanatı, evvela çapçılığı Şaban Topuz'dan öğrendim.

Yani taş yonmasını ondan öğrendim.

Ondan sonra, Ürgüp'te Hüseyin Usta isminde bir adam var idi.

13 sene onun yanında çapçılık yaptım.

Ondan sonra ustalığa çıktım.

İşte öyle içi biriket bir daireyi

on günde bitiriyorum.

İçli-dışlı taş olursa o biraz fazla sürer.

20 gün falan sürer.

Çünkü çapçıdan çıkacak, o azıcık fazla sürer.

İki katlı olursa o zaman daha fazla, belki de 45 günde...

Çok şükür Allah'a, hiçbir tane binam daha çökmüş değil.

Cenab-ı Allah’ın hikmetine.

ilk defa Cenabı-ı Allah'ın kudretiyle,

sonra da kendi dikkatimle.

Taş binanın sıhhati başkadır.

Yani sıhhat bakımından insana yararlıdır.

Beton ne de olsa zararlıdır.

Beton binada yazın sıcaktan oturaman,

kışın da soğuktan oturaman.

Ama kemer binada yazın istediğin gibi serin olur.

Kışın da daha fazla sıcak olur.

Kayseri, Erciyes Kasabası, Reşadiye Mahallesi,

Hacıoğlu Salih Palas. 71 yaşındayım. 15 yaşında başladım.

Önce taş kesmeye başladım taş ocaklarında.

Sonra ustalığı öğrendim. Bilmiyorum kaç ev yaptığımı.

Rast geldiğim yerde yaptım.

Salih Usta, Erciyes'in bereketinin her çeşidiyle tanışmış.

Şimdi de, mal sahibinin isteğine uyarak,

Erciyes'in çevresindeki değişik ocaklardan getirilmiş

farklı renk ve karakterdeki taşlarla çalışıyor.

Her taşın huyunu suyunu biliyor, damarını tanıyor.

Ben her inşaatta çalışırım. Su işlerinde de çalıştım.

Cami, minare böyle, bu yaşa geldim.

Ankara'da Anıtkabir inşaatında yedi sene emeğim var.

Orada taş yaptım. Kalemle, burçla taş işledim.

Ağır, çok ağır benim sanatım...

Cenab-ı Allah bana o naturayı vermiş

çalışma azmini vermiş, ben de çalışıyorum.

Allah'ımın izniyle çalışıyorum.

Daha da çalışmak niyetim var.

Avlu, Erciyes çevresindeki evlerin ayrılmaz bir parçasıdır.

Hayatın önemli bir bölümü avlularda geçtiği için,

bazı yörelerde bu mekâna "hayat" da denir.

Bazı evlerde ise "hayat", evin içine girer.

"Sofa" ya da "iç avlu" adını alır.

Kayseri ve çevresindeki konutlarda genellikle, ortada,

avluya açılan büyük dikdörtgen planlı bir sofa,

sofanın üç yanında da mutfak,

harem ve selamlık yer alır.

Selamlık, kimi evlerde tek oda,

kimi evlerde ayrı bir yapı,

kimisinde de ikinci kat biçimindedir.

Genellikle, harem ve selamlığın ayrı ayrı köşkleri vardır.

Avluya açılan kapıdan "seki altı" denilen taşlığa geçilir.

Burada, el yıkamak için suyun akabileceği

"çağ" tabir edilen delikli bir taş vardır.

Sofanın altında da "zerzembe" denen yiyecek deposu bulunur.

Bazı tavanlarda ahşap kirişlerin üstü "kevek" taşıyla,

bazılarında ise, ahşap kaplamayla örtülüdür.

Sofa ve odaların duvarları da,

yörede "zar" adı verilen ahşapla kaplıdır.

Eski ustalar, Erciyes'in soğumuş, soylu bereketiyle

ahşabın suskun sıcaklığını öyle kaynaştırmışlardır ki,

çoğu zaman, bu iki malzeme birbirinin içinde erir,

neresi taş, neresi ahşap ayırt edilemez.

Çevredeki üzüm bağları Erciyes'in bereketine

bereket katar ve yeni bir mimari unsuru da

beraberinde getirir: bağ evleri.

Plan olarak, kent evleriyle benzer özellikler

içeren bağ evleri, mevsimliktir.

Üzümler toplanıp, pekmezler kaynatıldıktan sonra

tekrar kente dönülür.

Ürgüp, Mustafa Paşalı Mehmet Erdoğan usta 72 yaşında.

45 yıl önce inşa ettiği kendi evinde eşiyle birlikte yaşıyor.

Ustalığa 16 yaşımda başladım. Basit planlar yaparım.

Kafadan arsanın şekline göre,

yapacağımız inşaatın, arsanın şekline göre taksimat yaparım.

Marangoz olduğum için, bittikten sonra

çeşme, kapı, tavan, çatı, onları da yapardım.

Bir evi temelinden başlasam hem ahşap kısmını

hem taş kısmını, bina kısmını yapabilirim.

İki katlı, 130 metrekare evi

15 gün...

bir katı 15, 20 gün de üst kat olsa,

30-40 günde yapılır işte.

40 günde yaparım.

Tepe Otel’in üst kısmını tamamını ben yaptım.

Yanında yonucu olacak, çap bilen olacak,

taş binaya yani, istediğin ölçüde

taşı gönderecek bir çapçın.

Diğerleri taşları yontacak, harcını yapan,

taşı yanıma iskeleye taşıyan

en az beş işçi lazım olur binada.

Hanımınan benim. İki tane oğlum var.

Biri Aydın'da öğretmen, emekli.

Ev aldı, orada oturuyor.

Birisi Almanya'da. Üç çocuğu ve ailesiyle beraber.

Bir de kızım var, evli.

Torunum, kızıma Almanya'ya gitti.

Ufak, iki yaşında. Beni çok etkiledi.

Heyecana aşka geldim,

bir şiir yazdım.

Tükensin Almanya'nın pfennigi markı

Göstermedi bana evlat-gelin sefası

Bakmadım boylarına gönlüm doyası

Oğul-gelin savdık, torun da gitti

Evimde kanaryam, bağımda meyvemdi

Damarımda kanım, yüreğimde yağımdı

Yaşı iki, sevilecek çağıydı

Okşarken ellerimde kuş oldu gitti

Ak saçımı barmağına dolarken

Uyurdu kollarımda ninni söylerken

Eserdi bahar yeli nefes alırken

Yaz ayını kışa dönderdi gitti

Gönlümün baharında goncam idi gülümdü

Keder bahçemin hem bülbülüydü

Yaylaları okur ince sazımdı

Telimi perdemi kopardı gitti

Bazan atı olurdum, bazan devesi

Bazan Mehmet Ağası'ydım, bazan dedesi

Özlüyor yavrusunu babaannesi dedesi

Özüme bir ateş koydu da gitti

Esti Almanya'dan acı bir rüzgar

Döktü yaprağını kuruyor dalım

Bağrımda büyürken taze fidanım

Bulanık sellere katıldı gitti

Böyleymiş Erdoğan'ın kaderi bahtı

Yıkıldı gönlümün sarayı tahtı

Babası gönder diye fermanı yazdı

Akan gözyaşlarımı sel etti gitti

Mehmet Erdoğan Usta’nın çok özlediği torunu

Almanya'dan döndüğünde,

yıkıcıların haraç-mezat sattığı Erciyes’in Bereketi’nden,

eski evlerden kalan parçaları bile

göremeyecek belki de.

Ama bilecek ki;

Böyleymiş dedesi Erdoğan'ın kaderi bahtı,

ve yıkılmış gönlünün sarayı, tahtı.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.