Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
(Jenerik müziği)
Sen şimdi hamilesin yani, öyle mi?
Evet, yani baş dönmeleri de o yüzdenmiş.
O yüzden, onlar da o yüzden. Yani şimdi biz...
...bütün her şeyi, hepsini...
...beraber yaşayacağız.
Ozan evet ama lütfen sakin olur musun?
(Esra) Gel otur yanıma, gel.
Oturayım ben. Geldim.
(Derin nefes verdi) Esra'm...
...ben yokken yaşamadığın ne varsa...
...sana hepsini yaşatacağım, söz veriyorum.
Bunu sana ben de daha güzel bir ortamda...
...söylemek isterdim bu arada. Tabii biraz...
...karambole geldi ama. -Gelsin, olsun!
Ne olacak? Oldu işte, çok da güzel oldu. Hem bak...
...Ada büyüyünce onun için de çok güzel, çok komik bir hikâye olacak.
Anlatınca çok güzel olacak yani.
-Ada mı? -Ada.
Ay, Ada!
Ozan, çok güzel bir isim.
-Hem bizim için de anlamı çok büyük. -Yani.
Kıza da erkeğe de uyuyor ayrıca.
Yani bizim kızımız olacak.
Nereden biliyorsun Ozan, kızımız olacağını?
Hem babasına da çok düşkün bir kız olacak bak, biliyorum bunu yani.
Ozan, kızım, kızım, kızım! Kız olacak deyip durma.
Belki erkek olacak.
Bir şey diyeceğim.
Atlas da pek tepki vermedi, fark ettin mi?
Yani alışır, alışır.
Hem bak, bizim kızımız çok şanslı olacak.
Harika bir abisi olacak,
Çok mutluyum.
(Duygusal müzik)
Burada bebek var ya!
Ah, ah! Benim anneanneme kardeş mi geliyormuş?
Ah! Anneannesinin üç tane torunu mu oluyor?
Yok, benim üç tane torunum oluyor.
Sen beni arada ziyarete geliyorsun, arada!
-Üf! Uğraşmayacağım ben! -O üç değildir o ikidir.
Yani öyle bir performans sergilediniz ki...
...bırakın bize çocuk vermeyi, elimizdekileri bile alabilirler.
Eko, ben nereden bilebilirdim...
...Nazım'ın ve kızının da geleceğini nereden bilebilirdim?
-Hiç. -Tek problem Nazım ve kızı mı?
Baba, bana bir yardımcı olun. Delireceğim ben artık!
Yani ben işin açıkçası akıllı biberon projemin...
...göz dolduracağını düşünmüştüm ama yani.
Dolu baba, o gözler hep dolu sayende. Sağ ol.
(Ekrem) Dolu dolu gözlerim, ağladım ağlayacağım.
O mantıdan bir tane yeseydi her şey çok başka olabilirdi.
-Mantı diyor hâlâ mantı diyor. -(Ekrem) Hâlâ.
Aslında çok da kötü geçmedi, değil mi?
Gerçekten mi?
Kadın bizden koşarak kaçtı ya.
O curcunanın ortasında bakışlarını görseydin...
...böyle şeyler söyleyemezdin bence.
Canım, bir anda belki evde...
...ütüyü fişte unuttuğu aklına geldi. -Yok.
-O aklına geldi, koştu. -Bizden kaçtı, bizden kaçtı o.
Tamam canım, hallolur. Hallederiz.
Zümrüt Korfalı burada, merak etmeyin.
Ben hemen gideyim bir altın mama kaşığı sipariş edeyim.
Bir altın emzik sipariş edeyim. Bir kendime geleyim.
Ama bana onlardan hiç alınmadı.
Alırım, sana da alırım. Kurban olurum.
Ben sana altın kepçe yaptırırım, tamam mı?
Böyle altından kepçe yaptırırım. Sen keçeyle alırsın pırlantaları hop...
...elmasların üstüne koyarsın. Nasıl? -Tamam mı?
Anneannesinin ilk göz ağrısı o, anneannesinin ilk göz ağrısı.
-Oy, canımın içi. -Dedesinin biricik olta arkadaşı.
Şimdi seninle beraber şöyle sahile bir oltaya gidelim mi?
-(Hep bir ağızdan) Hayır, hayır! -Bıyık, hayır!
-Otur, oturduğun yerde! -Aman ya tamam, Allah Allah!
(Duygusal müzik)
(Ozan) Güzel oğlum.
Sen kardeşin olacağı için çok mutlusun, değil mi?
Hayır.
Hayır mı?
Anneciğim, annesinin tatlı kuzusu.
Şimdi sana bir şey anlatacağım.
Benim bir tanecik oğlum, annesinin bir tanesi.
Kardeş neden önemlidir? Ben sana anlatayım.
Çünkü kardeşin olduğu zaman...
...onunla gezersin, onunla eğlenirsin, onunla büyürsün.
Her şeyi kardeşinle paylaşırsın.
Üzüldüğün zaman hep senin yanında olur, seni anlar.
Seni karşılıksız sever.
Mesela biz Ekrem dayınla çok iyi anlaşırız.
Sen bu yüzden kardeşin olsun, ister misin?
Hayır, istemiyorum!
Tamam.
(Ozan boğazını temizledi) Oğlum...
...şimdi senin kardeşin olacak ya.
Gelirken sana ne getirecekmiş, biliyor musun?
Çok güzel bir bisiklet.
Bu çok saçma, beni bunlarla kandıramazsınız!
Ben odama gidiyorum!
-Aa! -Annem.
Odasına gitti bu.
Ozan, Zümrüt teyze gibi çek defterini çıkartsaydın bence.
Ne yapayım? Esra'm, Ekrem ne bu arada?
-Kardeşim, kardeşim! -Ekrem'le mi örnek verilir?
-Kardeşim. -Ne yapayım? O an o geldi hemen aklıma.
Dedim belki bisikleti sever. Ama adam yemedi.
Niye? Çünkü dâhi. Aynı babası gibi.
Bir tane dâhi de burada.
İyi misin? Bu arada sen iyi misin? Tabii.
Bir dakika, böyle olmaz.
Böyle olmaz, şu yastıkları şöyle bir beline koyalım.
-İyisin değil mi sen? -İyiyim.
-İyisin, bir şey ihtiyacın yok? -Yok.
-Bir tanem şöyle hafif... -Ozan, bırak! Aa!
Ani hareket yapma! Ani hareketler yok!
Esra'm, olur mu ya? Sen bir tane daha can taşıyorsun.
Böyle bir şey olmaz. Ben gideyim sana yemek yapayım.
Ben gideyim. Var mı istediğin bir şey?
Böyle şunu istiyorum, bunu istiyorum, onu yap, bunu yap dediğin...
...bir şey var mı? Mesela tatlı, tuzlu, sebze, meyve, ne istersin?
İstemiyorum Ozan, yemek yeterli.
Yemek yeterli tamam, onu yapayım. Tamam, o zaman ben gideyim.
Sana yemekleri yapayım, hazır ol.
Bak, başka bir şey istiyor... Hayır, ani hareketler yapmak yok!
Ani hareketler yapmak yok! Esra'm, duruyorsun!
Her şey benim kontrolüm altında. Tamam mı?
Sen oturuyorsun ve beni izliyorsun. Otur ve izle.
(Gerilim müziği)
Çay da güzelmiş. Tıknaz becermiş bu işi.
-Hoş geldiniz. -Taze.
Çok güzelmiş.
Oh be! Nihayet şöyle rahat rahat oturabiliyoruz yani.
Evet.
(Duygusal müzik)
-Elleri. -Yapma!
Ne yapıyorsun?
Yapacağım ya! Ben sıkıldım artık Zümrüt!
Hem biz sevgili değil miyiz?
-Öyle miyiz? -Yani öyleyiz.
Hayır! Oğluşum onay vermediği sürece...
...asla olmaz bu iş!
Oğluşum bir yana, dünya bir yana benim için.
Hatta gezegen, evren bir yana yani.
Biliyorum Zümrüt ama ben Ozan'la konuşacağım.
-Tanıdıkça beni sevecek. -Nasıl?
-İkna olacak gör bak. -Nasıl, konuşacak mısın?
-Evet. -İçinden tabii değil mi içinden?
Yok, gayet dışımdan.
-Dışından? -Zümrüt...
...benim senden vazgeçmeye hiç niyetim yok.
Yapma ya! Aman!
Bu da zorla.
Sen çok özel bir kadınsın Zümrüt.
Sırf kalbim kırılmasın diye...
...kızımın yaptığı o terbiyesizliği sineye çektin.
-Evet. -Geri tek laf etmedin.
Evet, doğru. Oldu öyle.
Aslında çok kabul etmek istemesen de sen iyi bir insansın.
Hayır, asla! Ben iyi insan falan değilim!
Hayır! Benim hakkımda lütfen, rica ediyorum düzgün konuş!
Öylesin, öylesin.
O değil de bu Elif'le Eko'nun işi ne olacak?
Bu tıknazla bıyık bozdu çocukların işini.
Bize sakın suç atma!
Hani siz bizi dinlemiyordunuz? Kulak hep burada!
Dinlemiyorduk canım, Allah Allah!
Faydasızdan bana ne? Onu düşünmüyorum da...
...yani Elif'im, kızım benim için önemli.
Yani sonuçta en sevdiğim ikinci çocuğum.
Üzülmesini istemiyorum.
-Ne yapabilirsin ki Zümrüt? -Yapacağım!
Her zaman Zümrüt Korfalı farkını ortaya koyacağım ve yapacağım!
Unutmayın ki Zümrüt Korfalı bir dünya markasıdır!
Bu işi de halledeceğim, tamam!
Bakıyor ya.
(Ozan) Şunu da bırakalım.
Çok güzel, bu da tamam.
Aa! Ne yapıyorsun Esra'm?
Ne yapıyorum Ozancığım? Salata getirdim.
Olmaz! Sevgilim, senin yorulmaman lazım.
Bırak, ben taşırım. Ben hallederim hepsini.
Ozancığım, sadece salata taşıdım. Salatayı getirdim ben ama.
Anladım sevgilim ama sen hamilesin ya.
Hallederim ben, hallederim.
Tamam, sen sofrayı hazırladığına göre...
...o zaman ben Atlas'ı çağırayım. -Hah, sen Atlas'ı çağır işte.
Tamam, süper. Atlas'ı çağır.
Oh be, çok güzel oldu.
Atlas!
(Duygusal müzik)
Atlas?
Atlas?
(Duygusal müzik)
(Esra) Atlas?
Vay be, harika oldu ama yetmez!
Yetmez, daha iyi olacağım!
Esra'ya hamilelik nasıl yaşatılır, göstereceğim.
-Ozan, Atlas nerede? Burada mı? -Yo, yok. Niye?
Nasıl yok ya? Yukarıda da yok! Odalara baktım.
-Nasıl? Aşağı baktın mı? -Aşağı gitmez ki Atlas!
Dur, ben aşağı bakıyorum dur! Atlas!
-(Ozan) Atlas! -(Esra) Atlas!
Atlas?
Atlas?
Atlas?
Atlas? Ozan!
-Ozan, Atlas yok! -Nasıl yok?
-Yok, Atlas yok hiçbir yerde! -Aşağıda da mı yok?
-Aşağıda yok! -Nerede bu çocuk?
Dışarı bakmadık! Biz dışarı bakmadık, gel!
(Esra) Atlas!
(Gerilim müziği)
Buldum nerede olduğunu Ozan, gel.
Ah Atlas, ah!
Anneciğim, sen ne yapıyorsun burada tek başına?
-Protesto ediyorum. -Ne?
Sen o kelimeyi nereden öğrendin acaba?
Neyi protesto ediyorsun peki bir tanem, öğrenebilir miyim?
Ben kardeş istemiyorum. Bundan sonra burada yaşayacağım.
Sen neden kardeş istemiyorsun oğlum?
Çünkü onu daha çok seveceksiniz bebek diye.
(Esra) Aa! Anneciğim, hiç öyle şey olur mu?
Biz seni de kardeşini de çok seveceğiz. Hem eşit seveceğiz.
Anne babalar çocuklarını eşit severler çünkü.
Hem sen bizim ilk göz ağrımızsın.
Seni her zaman ama her zaman çok, çok, çok seveceğiz.
Biz seni sevmekten vazgeçmeyeceğiz ki oğlum.
Kardeş çok güzel bir şeydir.
Yani onunla her şeyi konuşabilirsin, her şeyi paylaşabilirsin.
Ama ben oyuncaklarımı paylaşmak istemiyorum.
Tamam, oyuncakların seninle.
Kepçene kimse ellemeyecek yani kepçen seninle kalacak.
Yani bir şeyleri kardeşinle paylaşırsın derken...
...şunlardan bahsediyoruz. Sevgini, üzüntünü, sevincini...
...mutluluğunu, mutsuzluğunu.
Anlatabildim mi?
Kardeşinle bunları paylaşmak ister misin?
-Hayır, istemiyorum. -(Ozan) Tamam.
Şöyle yapalım. Şimdi ben içeride çok güzel yemekler yaptım.
Yani annen kadar harikalar yaratmamış olabilirim, kabul.
Ama tam senin seveceğin tarzda yemekler yaptım.
İstersen içeri geçelim ama istersen yine sen bilirsin...
...protestona içeride devam et, olur mu?
Tamam, olur.
-"Protesto ediyorum!" Dur, yavaş. -Ay!
-Esra'm yavaş, ani hareket yapma. -Ozan, ben hasta değilim!
Hamileyim sadece. Lütfen, bacağım uyuştu.
-Olsun, biz yine de dikkat edelim. -Anneciğim, koş eve!
Of! Nerede kaldı bu? Ben bütün gün çalıştım, yoruldum.
Benim şimdi ayaklarımı uzun uzun uzatıp...
...dizimi izliyor olmam lazımdı. Nerede kaldı bu?
-Gideceğim ben ya! -Bir dur ama kadın önemli dedi!
Belli ki bir planı var, bir bekle. Gelsin dinleyelim, ne olacak bakalım.
Saçma saçma işler ya!
-Aa! -(Zümrüt) Suçu yok diyorsun yani?
Tamam, o zaman fazla ileriye gitmeyelim Veysi.
-Veysi? -Ya tamam Veysi!
Ben de özledim, bir ara çay içeriz. Hadi selametle.
(Menekşe) Dökül, dökül, dökül!
İnşallah işe yarar bir şeyler anlatırsın, hadi!
Zümrüt Korfalı asla boş yapmaz!
Bütün problemlerinizi çözüyorum.
Bu Veysi kim tam olarak?
Annemin hayali arkadaşı var ya hani o şey...
...köfte ekmek mafyası, değil mi seni kaçıran?
Hayali?
Tamam, belli ki var Veysi diye biri.
-Mafya beyle ne konuştunuz tam olarak? -Bak faydasız Eko...
...hani bu sosyal hizmetler görevlisi kadın vardı ya.
-Evet. -Tamam, onun yerini buldum.
-Çok iyi. -(Zümrüt) Adresi elimde.
Kadınla karşılaşacağız ya, bire birde gönlünü alacağız.
Parlak fikir!
Hadi bana eyvallah!
Ne eyvallahı? Eyvallah falan yok! Bir dinleyelim ama.
-Bir şey anlatıyor belli ki kadın. -Ya neyini dinleyeceğim?
Bundan daha saçma bir fikir olabilir mi?
Sensin saçma fikir! Fakir!
Sen 53 yıl önce akla gelmiş en saçma fikirsin!
Kadını buldum diyorum ya, ben daha ne diyeyim?
Niye yapacağız böyle bir şeyi? Niye deniyoruz böyle bir şey?
-Daha fazla batalım diye mi? -Anne, daha nereye batacağız?
Magmanın bir tık üstündeyiz daha ya! Batacak bir yer yok!
Ayrıca belki gideriz, kadın benim tatlı suratımı görünce...
...ikna olabilir bence. -Neyini?
Tatlı suratımı.
Aslında düşününce hiç de fena fikir değil.
-Evet, bence de. -Düşünme, düşünme.
Belli ki ben ondan ikna oluyorum işte. Çekiyor.
Anneciğim, baban çok güzel yapmış değil mi köfteyi?
Evet.
Dur, dur! Ne yapıyorsun?
Ne oldu Ozan?
Şunu alıyoruz...
...şuradan ha! İyi pişmişi koyuyoruz.
Ben okudum Esra'm.
Senin iyi pişmiş et yemen lazımmış. Evet, öyle.
İyi pişmiş yemem lazım.
-Demek okudun Ozan? Tamam. -Evet.
-(Esra) Tamam canım, tamam. -(Ozan) Okudum.
Hah, sebze de yersin. Hayır!
-Ne? -Olmaz!
Esra'm, bu kadar tuz...
...artık sana zararlı, biliyorsun.
Tuzu bırakıyoruz, tuz burada! Bitti!
Tamam, al tuzu. Tuz bitti, tamam.
Alıyoruz.
Ben sana salata koyayım.
(Ozan) Ben sana salata koyayım.
Şimdi bütün bu salataları...
...iyice yıkadım hepsini..
Hepsini sirkeli suda beklettim.
Gönül rahatlığıyla yiyebilirsin sevgilim.
Ozan, birazcık abartmıyor musun?
Hayır, abartmıyorum. Daha yeni başladım.
Daha yeni başladım. Al bakalım.
(Ozan) Evet.
Yeterli. Afiyet olsun.
(Gerilim müziği)
Dur, haberler kalsın Ozan.
Hiçbir şeyden haberim yok. Gece haberi iyidir.
Ama sevgilim, şimdi üzücü bir şey çıkacak. Üzüleceksin.
Dünyanın çivisi çıkmış. Ben geçiyorum haberleri.
Tamam, o zaman dizi kalsın. Tekrarı var.
Ben geçen hafta izleyememiştim, merak ediyorum onu.
Ama sevgilim, şimdi finalde kötü bir şey olur...
...sen üzülürsün.
Yani ben buna dayanamam. Bunu da geçtim.
Tamam, dur!
Yarışma programı kalsın bari.
Bak, sakın değiştirme! Buna da bir şey demezsin herhâlde.
Sevgilim, bunun da adı üstünde hani bu bir yarışma programı.
O yüzden hani finalde illaki biri kaybedecek.
Ve sen üzülürsen ben buna dayanamam.
Yarışma programını da geçtim.
Ne izleyeceğim Ozan ben?
Ne izleyeceksin?
Ben sana çizgi film açtım. Çizgi film izle.
Tamam mı?
İyi geceler Ozan.
Ama Esracığım, ben seni düşündüğüm için.
(Gerilim müziği)
Korkma Esra'm, korkma. Benim.
Tam bir buçuk saattir hiçbir şey yemedin ama olsun...
...bunları ara öğün gibi düşün. Hepsi çiğ, al bakalım.
Yok sevgilim, ben bir şey yemek istemiyorum. Teşekkür ederim.
-Esracığım, al bakalım. -Ozan, canım istemiyor.
-Esra! -Ozan, istemiyorum dedim!
-Esra! -İste...
Yenecek bunlar!
Ver, tamam ver! Ver, ver!
Aa, dur! Dur! Nereye?
Bekle!
Bir dakika.
Buyurun, geçebilirsiniz.
Oda sıcaklığımız, nemimiz, her şeyimiz tamam.
Ee, burada.
Süper, 36 buçuk!
İyisin.
Ozan, artık biraz sakin mi olsan acaba?
-Abartmasan mı? -Hayır! Ben çok sakinim.
Esracığım, abartmıyorum. Daha fragman bunlar.
Daha film başlamadı, daha film başlamadı.
-Film başlamadı derken? -Daha film var.
On numara, Oscarlık.
(Gerilim müziği)
-(Menekşe) Of! -Biz emin miyiz bu sokak olduğuna?
Yok, bu kadın hiçbir yerde yok!
-Eminiz bu sokak. Veysi öyle söyledi. -Ve...
-Biz de alabilir miyiz? -Hayır!
Ne münasebet? Azıcık durun, sonra vereceğiz.
Bir şey diyeceğim. Bu hâlâ Veysi falan diyor.
Veysi aşağı, Veysi yukarı. Bayağı inanıyor yani.
Canım benim ya.
Abi hadi. Ne zaman vereceksiniz topları?
Evladım, biraz sakin olun.
Tamam ulan vereceğim, biraz sabırlı olun!
Gelecek birini bekliyoruz, dağıtacağız!
Size dağıtacağız, bir durun! Sakin olun biraz.
Eko, sen bu işten emin misin? Ben biraz endişelenmeye başladım.
Ben hep endişeliyim, hep endişeliyim!
Çok güzel olacak. Çok güzel olacak dedim size ya!
Yani o sosyal hizmetler görevlisi kadın...
...bizim böyle çocuklara iyilik yaptığımızı görünce...
...bizim hakkımızdaki fikri değişecek.
Artı puan alacağız. İmaj tazeleyeceğiz.
Bırakın bana. Zümrüt Korfalı işte.
Belediyeden izin falan mı alsaydık acaba?
Canım sen de abart yani. Ne izni? İyilik için izin mi olur?
Geliyor, geliyor. Hadi başlayın, geliyor.
(Üst üste konuşuyorlar) Aa, çocuklar hadi. Hadi.
(Üst üste konuşuyorlar)
Canlarım, tatlılarım.
-Canlarım. -(Menekşe) Ballarım.
Hepsi sizin. Alın bakalım. Alın da oynayın, he mi yavrum?
(Elif) Gel, gel, gel.
(Üst üste konuşuyorlar)
(Ekrem) Al bakayım, bu da senin olsun.
(Üst üste konuşuyorlar)
Aa, Kiraz Hanım!
Aa!
Ekrem Bey, ne yapıyorsunuz siz burada?
(Üst üste konuşuyorlar) Kiraz Hanım, biz de çocuklara...
Ee, mutlu edelim diye çocukları böyle... Gül oğlum.
Hay Allah, ne yapıyoruz? Şimdi böyle kendimizi...
...över gibi olacak ama biz böyle boş zamanlarımızda...
...içimiz dışımız iyilik olduğu için böyle çocuklara...
...top, balon, şeker falan öyle şeyler dağıtıyoruz.
Böyle övmek gibi oldu kendimizi, asla öyle değil.
Biz dünürümle böyle çıkarız arada bir dolaşıp...
...çocuklara top olsun, balon olsun...
Çünkü durumumuz var. Biraz zenginiz de...
(Gülüyorlar)
-Şunun güzelliğine bak. -Yanaklara bak. Al al yanaklar.
Burada karşılaşmamız da çok enteresan.
-(Zümrüt ve Menekşe) Evet! -Bizi takip ediyorsunuz siz vallahi.
(Elif) Küçücük dünya işte.
Dünya küçük derler ya işte filmlerde falan.
Nasıl tesadüf oldu.
Ee, şey... Aa! Zabıta... Zabıta geliyor.
Evet hanımlar beyler, iyi günler. Kolay gelsin. Ne yapıyorsunuz burada?
-İyiyiz, siz? -İyilik yapıyoruz.
Yani öyle içimizden geldiği için.
İşte çocuklara mutluluklar.
(Zabıta) İzniniz var mı? İzin aldınız mı?
-(Ekrem) Ne izni? -(Zümrüt) Yok, almadık.
İyilik için izne mi ihtiyaç var?
-(Zabıta) Araç kimin? -Araç bizim değil, sahibinin.
-(Zabıta) İzin aldınız mı? -Yok, almadık.
-Ne yapıyorsun? -Söyledim işte sana...
...izin lazım diye. -Aa! İfşa olacağım.
(Menekşe) İzin lazım diye söyledim sana!
(Zümrüt) Ne izni canım?
Senin iyilikle ne alakan olabilir ki?
Bak, koskoca Memur Bey izin lazım diyor.
(Üst üste konuşuyorlar)
Bana bak, bu karşıdan karşıya geçecek.
Kes, kes. Durdur, kes.
(Düdük çaldı) Bir dakika, bir dakika! Dur!
Dur! Önemli bir şahsiyet karşıdan karşıya geçecek. Bekle!
Karşıdan karşıya güvenli bir geçiş. Hemen organize ediyoruz. Sakin olun.
-Tamam mı? -Önce yaya!
(Ekrem) Hazır mı? Buyurun. (Korna sesleri)
Önce sağ, boş. Sonra sola bakıyoruz.
-Sonra tekrar sağa. -Bir durun.
Bunlar önemli. Bunları çocuklarıma öğretmek istiyorum.
Bir çocuğum olsa da hep anlatsam vallahi. Buyurun.
Niye çıkmıyor bu?
Aha!
(Erkek) Kiraz abla, elmaları unuttun.
Sağ ol, teşekkür ederim.
Aa ama hiç olur mu? Hiç olur mu?
-Bu ağırlığı ben taşıtır mıyım size? -Bunları da ben aldım. Alayım.
-(Elif) alayım, alayım. -İyiyim ben!
-Lütfen ama aldım ben. -O poşetleri taşımazsak rahat edemeyiz.
Mesela torunumun okul çantasını da hep ben taşıyorum.
Yani o kadar iyi ve yardımsever bir aileyiz biz.
Yani bu kadar köle ruhlu insan varken o poşetleri taşımanız sizin ne haddinize?
Yoksa siz hadsizleştiremediklerimizden misiniz?
Bir de buralar hep skolyoz olur, yamulursunuz vallahi.
Ben taşırım bunları, hiç rahatsız...
Yeter. Ne yapmak istediğinizin farkındayım.
Ama artık buna bir son verin çünkü sizinle ilgili raporumu yazıp...
...çoktan teslim ettim bile. -Hadi ya.
O yüzden yapacağınız en iyi şey artık durup beklemek.
Tamam, haklısınız.
Biz sadece ne kadar iyi bir aile olduğumuzu göstermek istemiştik.
Anlıyorum ama buna bir son vermezseniz daha fazlasını rapor etmem gerekecek.
-Yok, yok. -O iş...
O yüzden lütfen sabırlı olun ve kararı bekleyin.
Tamam.
-Şimdi poşetlerimi geri alabilir miyim? -Tamam.
-Ver çocuğum. -Buyurun.
O zabıta olayı olmasaydı çoktan çözmüştük bu işi.
-Senin yüzünden işte. -Sus! Hem fakir hem...
Çelenk mi yollasak evine?
Daha bir şey yollamak yok.
Duydunuz kadını. Durup bekleyeceğiz.
Rapor falan bir şey dedi. Hadi gidelim, of!
Ben dedim.
Musa bir görsen Esra nasıl mutlu, nasıl mutlu.
Öyle güzel ilgileniyorum ki onunla.
Adeta mutluluktan uçuyor kız.
Zeyno, sıkıntıdan patlamak üzereyim bak! Gerçekten dayanamayacağım artık!
Daha bir gün oldu! Ben buna aylarca nasıl dayanacağım?
Ben dokuz ay buna nasıl dayanacağım?
Kızım öyle deme.
O da bu zamana kadar yapamadığı şeyleri telafi etmeye çalışıyor.
Zeyno, yediğimden içtiğime, izlediğimden okuduğuma...
...her şeyime karışıyor. Her şeyimi kontrol ediyor.
Kontrol manyağı oldu. Her şeyimi kontrol ediyor ama yeter.
Bademinden sütüne, yani oda sıcaklığından vücut sıcaklığına kadar...
...her şey kontrolüm altında.
-Vücut sıcaklığı? -Yalnız o kadar da değil.
Yani televizyonda ne izlediğinden yemek yeme saatine kadar...
...hepsi bende. Hepsi ya, hepsi.
Çok güzel ama anlattığın, yengeniz tarzına çok uymuyor.
-Sıkılmasın sonra. -Esra çok mutlu.
Musa gör bak, bu hamileliğin sonunda Esra bana tapacak.
Zeyno bak söylüyorum, böyle devam ederse ben sıkıntıdan ölürüm gerçekten.
Kızım dur. O şimdi böyle gaza geldi ya ondan böyle.
-O bir sakinleşecek. -Öyle mi diyorsun?
Evet. Sen bana güven.
Böyle bir alışacak, sakinleşecek.
Yani umarım Zeyno, umarım.
Ben daha yeni başlıyorum Musa, yeni başlıyorum.
Bak gör, gitgide daha iyi olacağım.
Gör bak, her şey çok güzel olacak.
Ozan Bey, Nazım Bey aradı. Annenizin arkadaşıymış.
Sizinle görüşmek istiyor.
-Nazım mı bey? -Evet.
-Yok de. -Ne?
Yok de. Bu...
...Ozan Bey de gitti yurt dışına.
Bir haftaya gelir mi gelmez mi ben de bilmiyorum, de.
-Nasıl yani? -Pınarcığım, halledersin sen. Hallet.
-Peki Ozan Bey. -Hadi, hadi. Yok, ne yapacağım?
Abi hani çok katılmasan bile şu Nazım Bey'i...
...kabullenme fikrine alışsan mı biraz?
-Ne yaptı bizim yazılımcılar? -Ne?
Hani güncelleme gelecekti Musa? Bir haftadır güncelleme bekliyoruz.
-Nerede bu güncelleme? -Ne yazı...
İlla ben mi gidip bakayım? Tamam. Öyle diyorsan ben bakayım o zaman!
Niye bakmıyoruz? Ben bakayım. Sonra da zaten eve giderim.
Sen adamı komple inkâr ediyorsun ama şu an.
Anneciğim tamam, hani her şeyi anladım...
...ama yola çıkıp araçları durdurmak birazcık abartı olmamış mı?
Denedik kızım yani elimizden geleni yapıyoruz.
Artık başka çaremiz yok. Oturup bekleyeceğiz Esra.
Neyse. Bu ne biçim aile deyip kaçabilirdi de. En azından öyle yapmamış.
Aynen.
Annem ne yapıyorsun? Çok güzel koktu!
Ne yapıyorsun sen? Kızına ne pişiriyorsun? Söyle!
Anlatılmaz yaşanır şeyler yavrum. Otur, getiriyorum.
Ozan beni o kadar çok darlıyor ki.
Ama benim birazcık şımartılmaya ihtiyacım var.
Ben şımartılmak istiyorum. Anne ne olur şımart kızını.
(Menekşe) Şımartmaz mıyım? O kadar güzel şeyler yaptım ki Esra.
Minik Menekşe'm yesin yesin de büyüsün annem.
Menekşe mi?
Anneciğim, biz adını Ada diye düşünmüştük ama.
Ada...
Menekşe Ada Korfalı. Bence oldu. Güzel. Güzel isim.
Hadi spesiyalimiz de geldi.
Getir, getir, getir!
-Anne bu ne? -Sebze.
O kadar az haşladım ki bütün vitamini içinde.
Tuzu yok, yağı yok. Tam bir lezzet şöleni.
Benim acil bir işim var. Gitmem lazım.
Miden mi bulanıyor?
Benim de öyleydi, benim de. Açtım, yiyemiyordum.
Midem bulanıyordu. O koku kaldırmıyordu.
Çok güzel, çok lezzetli.
Tabağı yiyecek resmen.
Bu çok lezzetli ya. Normalde hiç benim tarzım değil bunlar ama...
...resmen canımı çektiriyorlar. Her şey yasak.
Sağlıklı sağlıklı haşlanmış sebzeler, bir şeyler bir şeyler.
Tabii canım. Olmaz öyle şey. Sen takıl bana, hayatını yaşa.
Parmağı takip et.
Ta ta ta tam. Burada yeni bir mal var.
İçi portakallı, üstü çikolata parçacıklı.
-Mis. Yiyor musun? -Yok.
Şimdi değil, birazdan Zümrüt teyzeciğim. Şimdi tatlıyla tuzluyu karıştırmayayım.
Cips çok iyi geldi, cips iyi.
Amanın!
Küçük Zümrüt'ün canı cips mi istemiş?
Cips mi istemiş Zümrüt'ün canı?
-Ne? -Ne ne?
Ne ne?
Dünyaya yeni bir Zümrüt Korfalı geliyor.
Yeni ve son veliahdım.
(Zümrüt) Ne?
Zümrüt teyzeciğim, biz adını Ada diye düşünmüştük ama.
-Ne? -Ada.
Ada mı? Ada ne ya?
Ada ne demek? Ne münasebet?
Burada Zümrüt Korfalı gibi bir dünya markası dururken Ada da neyin nesiymiş?
Olsa olsa Zümrüt Ada Korfalı olur!
Evet. Öyle olur.
-Ee? -Ne?
Nasıl gidiyor durumlar?
Hangi durumlar?
Havalar diyorum havalar, toz pembe havalar.
Ne oluyor? Gözünü seğirttiriyorsun. Çöp mü kaçtı gözüne?
Zümrüt teyze, Nazım Bey diyorum.
Belli ki seni seviyor, ilgileniyor seninle.
-Siz şimdi nesiniz? -Hiçbir şey değiliz.
Zümrüt teyzeciğim bak, bu Nazım Bey çok iyi bir insan.
Seni de seviyor belli ki.
-Senin gönlün var mı? -Oğluşum istemiyor işte.
-Ne demek oğluşum istemiyor? -İstemiyor. İstemiyor.
İster, isteyecek.
Bu hayatta mutlu olmayı en çok hak eden insanlardan biri de sensin Zümrüt teyze.
Yıllarca tek başına iki tane çocuk büyüttün sen.
Bak şimdi karşına Nazım Bey çıktı.
Sana değer veriyor belli ki. Seviyor, iyi de bir insan.
Senin şansın da o işte.
Oluyor öyle şeyler işte hayatta.
Yani oğluşumun şansı da sendin Esra.
Hep yanındaydın yani, hep.
Yani resmen iyilik yapmak için gelmiştin dünyaya.
Bunu demek istemezdim ama öyle yani.
-Öyle. Yeter yediğin 'mıçmıç' yanımda. -Getir!
Hayır, bırak elin yağlı yağlı! Huylanıyorum öyle şeylerden! Of!
Tamam, yeter. Hadi.
Ben şimdi ne yapacağımızı buldum.
Yarım maaile hep beraber bizde yemek yiyelim. Nazım Bey'i de çağıralım.
Ozan'la Nazım Bey tanışsın. Yarın yemekte bu iş çözülecek!
-Yarın diyorsun. -Evet.
Al o zaman ye, al.
Al, bir şey olmaz. Ye hepsini. Ne giyeceğim ya ben?
Aa, Ozan. Erken gelmişsin.
Ee, karımı özledim. Ben de geleyim dedim canım, ne var? Allah Allah.
-İyi yapmışsın. -Sen nereye gittin bakayım?
Ben lokantaya gittim, annemleri gördüm.
Oradan da Zümrüt teyzenin yanına uğradım.
-Aa. Ee? -Biraz konuştuk, sohbet ettik.
-Ozan, sana bir şey söyleyeceğim. -Ne?
Nazım Bey var ya belli ki çok iyi, çok tatlı biri.
Esracığım, bizim doktor kontrolümüze ne kadar kalmış?
(Ozan) Dur, dur. Gerçi notlara yazdım ben onu. Böyle bir...
Ozan, daha iki ay var bizim doktor randevumuza.
Ben diyorum ki annemleri, anneni, bizimkileri, herkesi yemeğe...
Esracığım, sen şimdi yorulmuşsundur.
Sen gel bakayım benim güzel karım. Sen bir dinlen.
Şu yastıkları ben şöyle senin arkana koyayım.
Ozan istemiyorum, istemiyorum bir şey.
-İstemiyorum. -Söyle, ben onu yapayım.
İstemiyorum Ozan, rahatım yerinde. Bir şey istemiyorum.
İstemen lazım çünkü neden? Sen hamilesin. Hamileler mutlaka bir şey ister.
Hadi, bir şey iste benden.
Benim her şeyim var. Hiçbir şey istemiyorum.
Sen yanımdasın, benimle berabersin. Bu yeter bana. Gerçekten.
Biliyorum. Esra'm biliyorum ama ben de işte...
...sana yaşatamadığım o günleri yaşatmak istiyorum.
-Onları telafi etmek istiyorum. -Etme Ozan, hiçbir şeyi telafi etme.
Ben seninle eskisi gibi olmak istiyorum.
Seninle yan yana olmak, senin benim elimi tutup beni sevmen bana yeter.
Şuradan bir yanak versen bana.
Bak böyle, Döndüm, döndüm.
Tamam. Bu meseleyi hallettiğimize göre gelelim diğer meseleye.
Neymiş o diğer mesele?
Ben annenleri falan herkesi yemeğe çağırdım.
-Çok güzel olmuş. -Nazım Bey'i de yemeğe çağırdım.
-Kimi çağırdın? -Nazım Bey.
Kim?
Ozan lütfen. Bak, annenle Nazım Bey'in arasında bir şeyler var belli ki.
Sen annenin mutlu olmasını istemiyor musun?
-O yüzden tanıman gerekiyor adamı. -Olmaz. Esracığım olmaz, hayır.
-Evet. -Hayır!
-Evet. Bitti, evet! -Hayır, olmaz.
Olacak. Ön yargılarından kurtulacaksın.
Nazım Bey'le oturacaksın, konuşacaksın, sohbet edeceksin, onu tanıyacaksın.
Ve annenin mutlu olması için de elinden ne geliyorsa yapacaksın, tamam mı?
-Söz veremem. -Ama yemek meselesine tamam diyorsun.
Gelsin yesin canım yemek. Nedir yani?
Yemek meselesi tamamsa ben hemen annemleri, anneni...
...herkesi arayıp haber veriyorum.
Gelsin, gelsin.
Gelsin.
Gel bakalım Nazım Bey.
-(Zümrüt) Nasıl olmuşum? -Sonunda!
Menekşe nasıl olmuşum? Olmamışım, değil mi? Olmamış.
Olur gibi olmuşum ama olmamışım.
Yani böyle biraz rengi falan yakışmamış, değil mi?
Böyle bir hevesli gibi falan mı durmuşum? Meraklıymış gibi falan mı olmuş?
Olmamış değil mi? Değiştireyim mi?
Ateşim çıktı bak, görüyor musun? Kendimi de çok hâlsiz hissediyorum.
Kırık gibiyim. Gitmesek mi acaba? Tamam, anlıyorum seni. Gitmeyelim.
Bitti mi?
Zümrüt, başlarım senin kırgınlığına, kıyafetine.
Oyunbozanlık yok. Kalk gidiyoruz, kalk.
Ama kendi ağzınla söyledin. "Hevesliymişsin gibi...
...meraklısıymışsın gibi duruyorsun Zümrüt." dedin.
-Ben! -Evet.
Sen ne çeşit bir manyaksın? Nasıl bir yalancısın?
Ağzımdan hiç öyle bir şey çıkmadı Zümrüt.
Ama ben sana sordum, sen cevap vermeyince "Evet, öylesin." demek anlamına geliyor.
-Ben öyle algıladım yani. -Konuşturmadın ki! Konuşturmadın!
Zümrüt, bahane yok. Gidiyoruz. Bak, çocukların hepsi bizi bekliyorlar orada.
Nazım Bey'le Yalçın ağaç oldular lokantada. Ayıp.
Kalk! Kalk, başlarım şimdi.
-Evet. Epeydir bekliyorlar, değil mi beni? -Evet.
Menekşe, ben sana bir şey soracağım.
Acaba Nazım Efendi'yle, Zeus'um oğluşum anlaşabilirler mi?
Bunu yaşamadan göremeyiz Zümrüt.
Hayır çünkü biliyorsun, benim oğluşum faydasıza benzemez yani.
Öyle herkesi hemen sevmez, hiçbir şeyi beğenmez.
Zordur yani benim gibi.
Eko'ya benzememesi iyi bir şey.
O akıllı, vicdanlı, olgun çocuktur.
Bak görürsün Ozan nasıl olgun olgun karşılayacak bu durumu.
-İnşallah. -Rahat ol sen.
O adamın, anneme layık olmadığını bugün herkese göstereceğim.
Bu konu burada kapanıp gidecek.
-Sebep? -Nasıl sebep? Sebep çün...
(Ozan kekeledi) Çünkü.
Çünkü falan yok, sebep yok. Sana açıklama mı yapacağım?
Aynen öyle. Bir bakalım bu Nazım Bey Zümrüt teyzemize layık mı.
-İşte budur! -Yiğidim, sana ne oluyor acaba?
Nasıl ne oluyor? Fikrimi belirtiyorum Eko. Adam haklı!
Hiç. Bak, var ya bu adam! Adam, adam. Haklıyım, değil mi Musa?
-Aynen öyle! Sonuna kadar. -Sonuna kadar.
Sonuna kadar. Musa Bey, sizin de bugünlere nasıl geldiğini anlamış olduk böylece.
-Şakamatik misin sen? -Ben gülüyor muyum?
Beyler, beyler. Ben bugün için Esra'ma hayır diyememiş olabilirim.
Gelsin bakalım Nazım Bey bugün, gelsin. Gelsin de görsün.
Ozan'ı birazcık tanıyorsam Nazım Bey'e bu yemeği zehredecek.
Ama ben uğraştırmayacağım. İzin vermeyeceğim buna.
Bu yemeğin sonunda Zümrüt teyzeyle ilişkisini kabul edecek.
Ama kızım, o da ne yapsın ya? Nasıl alışsın ki bir anda?
Zeyno, sen Ozan'dan gizli gizli para alıyor olabilir misin acaba?
Kızım ne alakası var? Allah Allah. Kendi fikrimi söylüyorum burada.
Bak, Ozan şımarıklığı bırakacak. Artık olgun bir insan olacak.
Zümrüt teyzenin de kararlarına saygı duyacak.
Duymuyorsa ben duydurtacağım.
Vov.
(Ozan) Esra'm da geldi.
Ah be! Bak, bak, bak.
Ne yapıyor ya?
(Üst üste konuşuyorlar)
-Neşeliler ya. -Güzel, güzel.
Böyle neşeler falan güzel.
(Üst üste konuşuyorlar)
Görüyor musun nasıl etkiliyor hepsini. Görüyor musun?
Annemin de yanından ayrılmıyor. Bravo Nazım Bey. Bravo.
Ayrılmıyor. Hayır, Yalçın amca da orada, git onun yanına otur.
Aynen öyle. Ne işin var annemin yanında?
Oğlum, Nazım abi babamla ne yapsın? Saçmalamayın.
-Abi. -Nazım abi!
-Ne? -Sen ne ara açtın kalbini?
-Sen ne ara aldın bu adamı aileye? -Allah Allah.
-Resmen zayıflık. -Hiç.
Sağduyu. Bir miktar sağduyu. Sana da tavsiye ediyorum.
Bir şey diyeceğim. Mesela birbirlerini seviyor olabilme ihtimalleri...
...hiç gelmiyor mu aklına? -İmkânı yok, ihtimal yok.
Yok, ihtimali yok. İhtimal yok. Yok.
Gerçekten de Esra'ya çok teessüf ederim. böyle bir ortam kurulu mu?
(Ozan) Var ama abi, bu adamda bir şey var. Ben biliyorum.
Var. Ben söyleyeyim mi ne olduğunu?
Adam bizim aileye göre fazla düzgün.
Çok normal. Olan o adamdaki, başka bir şey yok.
Bilmiyorum da bu adamın gülüşünün altında bir şey var.
(Gülüyorlar)
Acaba senin o gülen yüzünün arkasında neler var Nazım?
(Gülüyorlar)
Bak hâlâ ya.
-Ben gidiyorum. -Nereye?
-Gidiyorsa biz de. -Biz de.
(Ekrem) Neşeli git biraz bari.
(Gülüyorlar)
Ne oldu anneciğim, ne yapıyorsun? Bu kadar komik olan nedir?
-Niye güldünüz o kadar? -Oğluşum…
…Nazım Efendi tavla turnuvasına katılmış da…
…orada başına komik şeyler gelmiş, onu anlatıyordu, ona güldüm.
Orada çok komik anıları varmış, onları anlattı.
Öyle mi?
Evet. Turnuvada böyle çok tuhaf, komik şeyler oldu…
…ben de onları paylaşıyordum.
Ama yani kaybettiyseniz tabii…
…böyle komik hadiseler olması çok tuhaf değil mi?
Çok mu oldu ulan bu da?
Yok canım, turnuvayı Nazım kazandı. O, tavlada çok iyidir çünkü.
İyidir, öyle mi? Çok doğal, çünkü hâlâ benimle oynamadınız.
(Hep bir ağızdan) Ooo!
Doğru ama.
Ne dedi o, hâlâ benimle oynamadı mı dedi?
Evet, öyle dedi.
Kocacığım sen ne dedin? Ben tam duyamadım da.
Bir şey demedim. Hala benimle tavla oynamadınız…
…o yüzden şampiyon olmanız çok doğal dedim.
Sen tavla oynamayı biliyor musun? Ben hiç görmedim.
-Siz gördünüz mü kızlar? -Bir kere bile görmedim.
-Hiç. -Bir kere bile.
Ama çok iyi oynar, bilir. Oğluşum bilir.
Bilmese de bilir. Dünyada bilmediği bir şey yok onun.
Aynen öyle anneciğim.
Öyle mi? İsterseniz bir el oynayalım.
Hem böylece birlikte biraz da zaman geçirmiş oluruz değil mi?
Aynen.
Şey… Bu güzel havada hiç gerek yok. Üzmeyeyim sizi.
Zaten tavlamız yok ki bizim. Olsa da oynasak.
Ozan tam olarak bu güzel havada tavla çok iyi gider.
Aynı zamanda ben gördüm, temizlik yapıyordum tavla gördüm.
-Çok şanslısın söyleyeyim. -Yapma ya.
Vallahi. Ben bir koşu alıp geleyim, siz tavla oynarsınız.
(Ozan) Oynarız tavlayı, evet. Hadi görelim.
Çok iyi.
Ne öğreteceğim ben şimdi ona? Oldu galiba.
Gel, gel enişte.
Bilekten. Evet, bilekten.
(Menekşe) Hadi oğluşum.
Hadi bakalım. İyi, iyi. Güzel.
-Sen tavla biliyor musun? -Hayır.
-Çok güzel! -Bu ne?
-Tamam, boş ver. Kimsin sen? -Ne? Kimim ben?
-Ozan Korfalı. -Ozan Korfalı.
-Ozan Korfalı kim? -Kim?
-Tam bir tavla cahili. -Hayır!
-Ama yani… -Dâhi, dâhi.
-Sen dâhisin, bunu unutma. -Tamam.
Bana bak kapı önemli. Kapı alacaksın.
Ne, kapı mı? Nasıl? Alınabilen bir şey mi bu kapı?
CEO adamım ben, alırım ben kapıları. Nedir?
-Evde yok ki bu. -Yok.
Kapı nedir yani?
(Menekşe) At, at, at.
-Güle güle. -Kurtarmaz.
Baybay!
Fakat zar tutmayalım!
Nazım Bey şu zarları artık bir tutmayalım yani.
Yok, çok fazla tutmayacağım zaten. Bak geliyor, geliyor…
(Alkışlar ve tezahürat)
-Yendi mi yani? -(Ozan) Şans arkadaşlar, şans.
Şans arkadaşlar, bunlar hep şans yani. Olacak iş değil.
Yani şans demeyelim de adam bayağı bayağı oynuyor.
Bayağı bayağı mı? Adam şiir gibi oynadı.
-Şiir mi? -Şansım yaver gitti, o kadar yani.
İstese oğluşum yenerdi, istemediği için yenmedi.
-Değil mi oğluşum? -Aynen öyle anneciğim.
Zümrüt teyzeciğim şimdi oğluşunu böyle kayırmaya çalışma.
-Oynayamadı işte. -Nasıl oynayamadım?
-Al bakayım şunu. Hop! -Bu ne, ne yapacağım bunu?
Tavla kol altına konulur işte. Onu da bilmiyor.
-Al şunu. -Ben ne yapacağım bunu?
Ne bileyim, ne yaparsan yap. Aaa! Koydular buraya.
(Zümrüt) Aman, bir kerecikten bir şey olmaz.
-Ben mangal yakacağım. -Ozan oğlum yakma.
Nazım mangalda çok iyidir, bırak o yaksın.
(Nazım) Ama hiç zamanı değil.
Yak oğluşum. Yakar mangalı. Ne var ki mangal yakmakta?
Yakarım tabii canım. Kendi mangalımı gider kendim yakarım.
Ben daha Ozan ve mangal kelimesini ilk defa hayatımda yan yana duyuyorum.
Bilmiyorum ne yapacak. Anne gel biz bence bir soğuk su getirelim.
Yakarım arkadaşlar, mangal dediğiniz nedir.
Maşallah Nazım Bey’in de iyi olmadığı hiçbir şey yokmuş.
Yakarım, mangal nedir!
(Zümrüt) Yardım edin.
Ne yapacağız şimdi, ne?
Vallahi abi ben büyük çapta yangınlarda iyiyim.
Öyle piknik tüpü, mangal falan oraları bilmem.
-Anladım. Ne lazım buna? -Ateş.
-Ne? -Çizgili pijama.
-Çizgili mi? -Tabii, tabii. (***).
Size niye soruyorsam zaten. Bakarım internetten, ne lazımsa lazım işte.
Bak, internette de aynısı var. Al bak.
Mangal nasıl yakılır?
Tamam.
-Ateşle. -Ateşle yakılır.
Çizgili pijama yok.
(Vapur düdüğü çalıyor)
(Müzik)
Evet…
Afiyet olsun.
Sağ ol yavrum, sağ ol.
Vallahi ben Nazım Bey’in pişirdiği köftelerden yana kullandım tercihimi…
…ki doğru da yapmışım gibi görünüyor. Size de tavsiye ederim.
Benim de tesadüfen ne oldu bak…
…şimdi benim kolum, boyum, her şeyim kısa ya…
…şuradaki köftelere yetişemedim, hep buradakilerden aldım…
…onlar da Nazım Bey’inkiler…
Öyle mi anneciğim? Ondan diyorsun.
Ben de yanlışlıkla almış bulundum, sonra da ayıp olur diye bırakmayayım dedim.
-Bir sonraki turda... -Yanlışlıkla?
Oğlum bak ben senin pişirdiklerinden yiyorum. Bak yiyorum.
İşte bak annem be, anne be!
Bak.
Isıramıyorum.
Isıramıyorum. Isırsam yiyeceğim de aslında kıyamıyorum.
Yani bir sanat eseri gibi. En iyisi ben bunu saklayayım diyorum.
Sonra yerim. Ellerine sağlık oğluşum.
(Menekşe) Böyle bir oğluş sevgisi yok.
Esra’m siz yanıklardan yemeyin, Atlas da yemesin.
Hayatım yer miyiz hiç? Çocuk…
…tövbe estağfurullah midesi ağrır. Şuna bak.
Nazım Bey siz derya gibi bir adammışsınız.
Böyle okuma listesi falan oluştursanız hani…
…ben kendimi çok cahil hissettim.
Aman efendim, estağfurullah.
Ne diyorsun okuma listesi falan? Ben sana okuma listesi veririm.
Niye heriften okuma listesi istiyorsun?
Hatta bence şöyle yapalım, böyle bir grup kuralım…
…o grupta okuduğumuz şeyleri birbirimizle paylaşalım…
…bilgi akışı olsun.
Bilgili, bilgili. Nazım Efendi her şeyi biliyor.
Yani adeta bilge bir kişilik diyebiliriz Nazım Efendi için.
Tabii, tabii.
Hayır. Hayır, hiçbir şey bilmiyor.
Bak şu kadar biliyor, onu bıyık bile bilir.
Oğluşum, gerçekten bildiği bir şey yok.
Müsaadenizle ben lavaboya kadar geçeyim.
Ozan, Nazım Bey çok iyi bir insan.
Bak herkesle ne güzel anlaştı.
Aileden biri gibi. Lütfen saçmalama. Biraz makul ol hadi.
Daha iyi bir insan bulunmaz, bak o kadar söylüyorum.
Hadi biraz gül.
Haklısın Esra. Ben bir su alayım.
(Esra boğazını temizledi)
(Esra) Kuzum aç ağzını.
(Zümrüt) Bıyık, ye. Bir daha nerede bulacaksın böyle etleri.
Nazım Bey…
…net soracağım.
Annemin…
…peşini bırakmak için ne istiyorsunuz?
Annene çok benziyorsun Ozan, çok da komiksin.
Niye? Espri yapmadım ki. Gayet ciddiyim.
Ne istiyorsunuz yani?
Bak Ozan, annenden vazgeçmeye hiç niyetim yok.
Ona çok büyük değer veriyorum.
Ayrıca annenin üzülmesinden korktuğunun da farkındayım.
Ama sen hiç merak etme, ben onu hiç üzmeyeceğim.
Hep mutlu edeceğim. Lütfen güven bana. Tamam mı?
Bakın Nazım Bey, son…
…son kez o okuma listelerini bana da atın Nazım Bey.
Yani hep Musa’ya, hep Musa’ya olmaz. Ben de istiyorum o listeleri.
Ki ben hepsini okumuşumdur da neyse. Lütfen.
Tamam, sen hiç merak etme. Mutlaka atarım onları sana.
-Ah, çok sevinirim. -Aklımda yani.
-Dışarıya çıkayım, yemekler soğumasın. -Tabii, tabii.
Buyurun Nazım Bey. Tabii.
-Ozan. -Ne oldu?
-Sen burada ne yapıyorsun? -Ne yapayım…
…elimi yüzümü yıkayacaktım, su alacaktım falan onun için geldim.
Bak gözüm üstünde. Beni kızdırma.
Ben seni niye kızdırayım? Bir şey yapmıyorum ki.
Hem ben seni niye kızdırayım?
-O zaman bir bilene soralım. -Ne?
Bir bilene soralım, evet. Yaptım mı kızım ben bir şey?
-Yaptım mı kızım ben bir şey? -Ozan…
Bir dakika. Hişt! Yaptım mı kızım?
Yapmadın diyor. Hiçbir şey yapmadın baba diyor.
-Ozan, kızım deyip durma ayrıca. -Ama öyle.
Çıkıyorum, gözüm üstünde, beni sinirlendirme.
Ama bana yapmıyorsun dedi.
Vallahi dedi.
'98 yazı. Hiç unutmam o yazı.
Aynen. Nazım abi, babamı bir daha asla...
...öyle sinirli görebileceğimizi düşünmüyorum.
-Bıyığı? -Evet, aşırı sinirliydi.
Öyleyse bir ara ben sana askerlik yazını da anlatayım da bir gör bak.
Aa! O ne ki? (Telefon çalıyor)
Sosyal hizmetlerden arıyorlar.
-Ver, ver, ver! -Aç, aç!
(Üst üste konuşmalar)
Size ne oluyor? Hayır, dur!
(Üst üste konuşmalar)
Hoparlörden konuş.
(Menekşe) Beceremeyecekler, ellerine yüzlerine bulaştıracaklar…
…bana verselerdi ben hallederdim.
Oğluşum! Allah’ıma bin şükür hemencecik geldin.
Vallahi iki dakika oldu, seni nasıl özledim.
Değil mi anneciğim?
Canım oğluşum, Zeus’um. İyi ki doğurmuşum.
Özlüyorsun da… Nazım Bey nedir yine bu kadar komik olan?
Zümrüt Hanım son derece nüktedan bir insan.
Yani her daim benim yüzümü güldürmeyi başarıyor.
Öyle mi? Gülmek çok güzel bir şey de…
…biraz da ciddiyet gerekmiyor mu?
Doğru, haklısınız. Ben de son derece ciddiyim zaten.
Onun için diyorum ki…
…hazır herkes böyle bir araya toplanmışken…
…ben de ona sormak istiyorum, Zümrüt…
Elimi istiyor.
Elini ver. Ver elini.
Ver elini.
Ne yapıyor?
Bence biz bugüne kadar boşu boşuna zaman kaybettik.
Onun için diyorum ki artık böyle oyalanmanın bir manası yok.
Evet, şimdi sormak istiyorum, Zümrüt benimle evlenir misin?
Evet de, evet.
Oğluşum ne der bilmiyorum ki.
Vallahi oğluşum ben teklif etmedim, bu teklif etti.
-Anne, harika bir haberimiz var! -Ne oldu?
Başvurumuz olumlu sonuçlandı!
(Sevinç çığlıkları)
İşte karşınızda dünyanın en güzel annesi ve dünyanın en müthiş babası.
(Musa) Çocuk geliyor!
Bir dakika! Ben şimdi dayı mı oluyorum?
-Evet! Ozan dayı. -Aynen!
Dayı oluyorsun oğluşum.
Öf! Bir o eksikti.
Evet, efendim anneciğim, söyle.
-Ne oldu? -Aa!
Öyle mi? Tamam. o zaman hemen söylüyorum.
Atlas, anneciğim. Kardeşin seni çok özlemiş, öyle söylüyor.
-Öyle mi? -Evet, öyle anneciğim.
Abimi çok özledim diyor.
Tamam. Madem öyle gelebilir. Kabul ediyorum.
Ama bisikleti de getirmeyi unutmasın.
Tabii ki getirecek oğlum.
Dünyanın en güzel bisikletini getirecek abisine.
Evet, aynen öyle.
Nereye?
Ben artık abi olduğuma göre kendim uyuyabilirim.
-İyi geceler. -Gel buraya, gel.
-Oh! İyi geceler. -Gel bakalım.
-İyi geceler bebeğim. -İyi geceler oğlum.
Aa!
Kendim uyuyabilirim mi dedi o?
Evet. Hatta ben abi oldum da dedi.
Tabii baktı gelen çok…
Büyüdü benim oğlum, kocaman oldu annesi.
Sen de büyüdün be Ozan. Yani Nazım Bey’i kabul ettin ya…
…bence büyüdüğünün bir göstergesi olabilir.
Yani hâlâ daha şüphelerim var.
Şu nişanlılık dönemini bir atlatsınlar bakalım.
Yemin ediyorum Atlas bile senden daha olgun gerçekten.
-Seviyorsun ama beni. -Hem de çok.
Ben de seni seviyorum.
-Sonunda gerçekleşiyor. -Evet, evet.
-Ailemiz büyüyor. -Sabah bebeğimize kavuşuyoruz.
-Heyecanlı mısın? -O ne demek…
…öleceğim, bayılacağım heyecandan. -Ben de o kadar heyecanlıyım.
Ama biliyorum, hissediyorum bizden çok güzel anne baba olacak.
Tabii canım.
Ona bir yıl boyunca gözümüz gibi bakacağız…
…bir yılın sonunda o da minik bir Erten olacak.
-Evet! -Biz birlikte olduktan sonra…
…neyin üstesinden gelemeyiz ki. -Hiç.
-Çocuk büyütmek neymiş Allah aşkına. -Tabii canım.
Zaten doğuyor, bir bakıyorsun hop, askerde.
-Zaten kendi kendine büyüyor ki. -Tabii canım. Ben bile büyüdüm.
Ne kadar zor olabilir? Bütün kitapları da okuduk.
-Tabii canım. Onlar da beyinde. -Ne kadar zor olabilir?
-Hiç de uyuyasım yok. -Ben de uyuyamayacağım biliyor musun?
Oh be, bak evlendiler işte sevgilim sonunda, görüyor musun?
Mutlu son.
(Ağlıyor)
Aa! Ağlıyor musun sen?
Esra’m ne oldu, neden ağlıyorsun?
Esra’m bak senin bir yerin ağrımıyor değil mi?
Neren acıyor?
Film yüzünden. Filme ağlıyorum.
-Filme mi ağlıyorsun? -Filme ağlıyorum.
Esra, bu filmde ağlanacak ne var ki?
Baksana ne güzel kır düğünü yapmışlar.
Böyle gelinlik falan giydi, kız da çok güzel oldu.
Bizim seninle hiç düğünümüz olmadı.
Sevgilim, biz evlendikten sonra lokantada çok güzel bir yemek yemiştik.
Ama biz lokantada hep yemek yiyoruz.
Zaten yüzüğü bile hastanede takmışsın, haberim olmadı.
Hiçbir şeyden haberim yok.
Tamam, sevgilim. Tamam. Hiç öyle düşündüğünü bilmiyordum.
Tamam.
Badem de bitmiş, badem istiyorum.
Badem mi bitmiş?
Badem alırız. Bademde ne var, söyleriz uygulamadan gelir.
-Badem gelir. -Tamam.
Sen ağlama ne olur.
Her şey böyle biraz hormonlardan oluyor.
Atlas’ın doğumunda da evde durup durup ağlıyordum.
Tamam, sen yine durup durup ağla ama…
…sen üzülünce de ben dayanamıyorum ki sevgilim.
Özür dilerim. Hormonlardan…
-Hormonlardan. -Ama şimdi geçti, iyiyim.
Tamam, sevgilim. Ağlama sen, tamam mı? Bak ben badem de söyleyeceğim.
-İki tane badem söyle. -İki tane badem söyleyeceğim.
-Ceviz de söyle. -İki ceviz söylüyorum aşkım.
-Bu filmi de bir daha izleyelim. -Tamam, aşkım.
Ama iyiyim ben, geçti.
Aşkım iyisin.
-Aman, nerede kaldı bunlar? -Yoldayız demişlerdi.
Hani neredeler?
(Kapı açıldı)
Biz geldik!
(Hep bir ağızdan) Ay, ay, ay!
Tatlım, tatlım.
Ben kendimi tanıştırayım. En sevdiğin babaannen Menekşe.
Hayır, en sevdiğin anneannen Zümrüt Korfalı.
Senin adın ne bakalım? Adını söyleyebiliyor mu?
-Daha torununun adını bilmiyorsun. -Nereden bileyim?
Ben sizi tanıştırayım. Bu yakışıklı beyefendinin adı Ege.
Benim oğlum. Babayım ben.
Oğlum bu çok tatlı bir şeymiş.
Ama Eko sen doğduğunda bu kadar tatlı değildin.
Oğlum Ege, bak bunlar hep analık babalık.
Bunları iyi gör, tanı. Biz sana asla böyle şeyler yapmayacağız.
(Ege ağlıyor) Ağlıyor.
Ne oldu şimdi? Ne güzel konuşuyorduk, niye ağlıyor bu?
-Ağlıyor, niye ağlamasın? -Bebek olduğu için olabilir mi?
Bu tıknaz kadını gördü, korktu çocukcağız.
Uğraşma benimle. O acıkmıştır şimdi. Mamasını yer, uyuturum ben.
Karışma!
Ver annem uyutsun, biz de azıcık takılalım.
Neden annen uyutsun? Biz uyutalım. Kendi çocuğumuz, öğrenelim.
Allah Allah! Ben uyutuyorum onu.
Benim sanal bebeğim vardı, onu da uyutuyordum, ne olacak.
Aferin çocuğum, aferin.
Zümrüt gördün mü? Ağzı burnu boncuk gibi.
Ben. Aynı ben. Bak sıfatıma.
Tabii.
Peki, beni neden çağırdınız?
Düğün yapıyoruz!
Düğün mü? Ne düğünü? Nasıl düğün?
Düğün yapıyoruz. Esra’mla bir türlü yapamadığımız düğünü sonunda yapıyoruz.
Düğünümüz var!
Güzel, güzel de biraz erken değil mi Zeyno?
Atlas bir evlenseydi, üniversiteye gitseydi, torun…
Hiç bana öyle bakma abi. Geç bile kaldınız.
Geç falan değil.
Arkadaşlar dün gece Esra’m gözümün önünde...
...neden düğünümüz olmadı bizim diye ağladı.
(Musa) Ağlar!
O yüzden geç falan değil. Bu düğün yapılacak arkadaşlar. Bitti.
Fakat ben şöyle bir şey hatırlıyorum…
…Esra, Atlas’a hamileyken ben ona terfi aldığımı söylediğimde…
…telefonda bir on dakika falan ağladı yani böyle.
-Hamileyken ağlama olayı var onun. -Ben onu fark ettim zaten.
Dün gece badem bitti diye ağladı, o kadar yani.
Ama arkadaşlar neyse, bu düğünü yapıyoruz.
Çok da güzel bir sürpriz olacak.
Sürpriz… Sürpriz yapmayalım! Sürpriz yapamıyoruz ki biz.
Sen yengeye dümdüz söyle abi. Ne olur sürpriz yapmayalım.
O sürpriz yapılacak Musa, sen de kimseye bir şey söylemeyeceksin.
Neymiş, kimseye bir şey söylemeyeceksin.
-Söylemeyeceğim. -Sen şimdi gidiyorsun…
…çok güzel kır düğünü mekânlarına bakıyorsun…
…sonra bana onları yolluyorsun. Mekân işi sende.
Tamam. Mekân işi bende. Sana kralını bulurum.
Hadi bakalım, mekânlar sende. Hadi yürü.
Fakat ben Esra deniz kenarında bir düğün istiyor diye hatırlıyorum.
Öyle hatırlıyorum yani.
İkisine de bak.
Tamam. Deniz kenarında kır düğünü. Bulurum.
Olacak, olacak.
Olacak.
Ama oğlum artık ağlama. Vallahi içim paramparça oldu.
Ağlama artık. Bunlar hep babalık hormonu.
-Kolların ağrıdığı için olmasın sakın? -Olabilir.
Oğlum, canım oğlum. Lütfen artık ağlama ama lütfen ya!
Bak mamalar yenildi, sütler içildi. Her yer pelüş oyuncak.
Bak anneye, anne ağlıyor mu? Yok. Ağlamıyor, içine atıyor, öteliyor.
Sen de biraz öyle yap, ne olur.
Gerçekten mi? Onu susturmak için böyle bir yol mu buldun sen?
-Sustu. -Sustu.
-Vallahi sustu. -Sustu sustu da uyuması gerekiyor Eko.
Evet. Çiçeğim, anneme gidelim mi?
Ama yılların tecrübesi. Yardımcı olurlar, ne olur.
Olmaz olmaz olmaz! Ben dillerinden kurtulamam yıllarca.
Kendi çocuğunu uyutamayan anne baba mı olurmuş?
Olmaz, doğru olmaz da ama şey gibi düşün şimdi onlar çocuğu uyutacaklar...
...tecrübelerinden yararlanacağız. "Workshop" gibi düşün.
-Hım. Bir kerelik. -Evet.
-Bir kerelikse tamam. -Olur olur.
Hadi tamam gelin, yavaş.
"Babaanneye mi gidiliyor?"
Uyutamazlar, yapamazlar.
Dönüp dolaşıp benim engin tecrübelerimin dehlizlerine başvuracaklar.
Neden çünkü ben Zümrüt Korfalı'yım. CEO yetiştireceğim.
Bağırma! Bak hiç ses çıkmıyor, uyuttular galiba.
Al bak, tıkır tıkır geliyorlar bak.
-(Elif) Anne. -(Zümrüt) Buyur. Bak gördün mü?
Al ne olur, bittim ya.
Uyumuyor!
-Ege uyumuyor. -Uyumaz, ver kızım.
Ver, ver ver. Şimdi repertuvarımdan ona güzel bir ninni söylerim.
-Kötü sesinle, bırak şunu. -(Menekşe) Bırak, ne yapıyorsun çocuğa?
Bebek insan...
-(Zümrüt) Beceremezsin ver. -Çocuğu kıracaksın çocuğu ya!
"Uyusun da büyüsün ninni, CEO olup yürüsün ninni"
Güzel temenni.
Psikolojisini bozacaksın çocuğun ver!
(Ekrem) Kafası koptu çocuğun.
-Bırak çocuğu, şey yapma ya. -Git şuradan.
Hırpaladı çocuğu bu.
(Menekşe) "Uyu bebeğim uyu, Zümrüt'e benzemesin huyu"
Huyumda suyumda ne varmış? Versene çocuğu!
Ver o benim torunum.
"... uyu, Zümrüt'e benzemesin huyu"
Sarsma seme olacak sarsma, bırak!
Anam anam, babaannesinin güzeline bak.
-Yani iyi yaptık herhâlde. -Herhâlde.
Herhâlde.
Evet Zeyno, ne diyorsun? Esra'm beğenir mi burayı?
Beğenmek ne kelime Ozan, bayılacak bayılacak!
Şuna baksana çok güzel.
Oh be tam hayallerindeki gibi.
Biz bize, kendi aramızda çok güzel bir düğün yapalım istiyorum.
Çok mutlu olacak ya!
Bir dakika, biz gelinliği ne yapacağız?
Ölçü falan almak gerekir. Karnı büyüyor ya yavaştan.
Çaktırmadan nasıl ölçü alacağız Ozan?
Bende o iş. O iş bende ben hallederim.
Esra'nın ruhu bile duymaz, hiç merak etme, hallederim ben.
Tamam, çiçek işi de bende. Kalan detayları da ufak ufak hallederiz.
-Musa halleder. -Her türlü hallederim.
(Ozan) İşte bu kadar.
Ya kuzum benim. Yaşayamadığı her şeyi yaşayacak.
Hep yaşasın istiyorum Zeyno. Yaşasın Zeyno.
Hepsini yaşasın.
"Ee, ee, ee"
-Niye uyumuyor bu çocuk? -Bilmiyorum Zümrüt, bilmiyorum.
Koptu bacaklarım, vallahi hissetmiyorum. Kendiliğinden sallanıyor sanki.
-Sallanıyor mu? -Sallanıyor sallanıyor.
Vallahi bana ver diyeceğim de benim de hâlim yok, ben de bittim.
Yok yok, alamam, sallayamam.
Bir şey diyeceğim, biz kendisinin fikrini almadık.
Belki uyumak istemiyor oğlum. Allah Allah!
Belki bizimle muhabbet etmek istiyor. Bu baskıcı tavrınızı hiç sevmedim ha.
Doğru, doğru diyor. Şey yapsana annem ya o zaman.
Okey takımlarını indirsene, bir okey çevirelim beraber.
Ne yaptın anne, okey için çok küçük. Biraz daha büyüsün de oynarız oğlumla.
-(Zümrüt) Salak işte. -Gerçekten salak.
Küçük olduğu için uyuması lazım Eko.
Sen niye bizim başımızda nöbetçi gibi dikiliyorsun?
Git Allah'ını seversen şu çocuğa bez al dükkanlar kapanmadan.
Oğlum ben gidiyorum sen de bunları çok kafaya takma, hadi ben gidiyorum.
Yanına fazla para al, vallahi kasaya gidene kadar zam gelir beze.
-Bu niye böyle salak? -Bilmiyorum.
Biz paslandık mı ne Menekşe, el kadar çocuğu niye uyutamadık bir türlü?
Anlamadım ki ya, uf!
-(Elif) Buldum. -Ne?
(Elif) Buldum buldum!
İnternetin her yerine baktım, dip köşe bütün yorumları okudum.
Ege'yi uyutacak püf noktayı bence artık biliyorum.
-Hazır mısınız? -Ben çok hazırım.
Vallahi Zeyno buralar çok güzelmiş.
Ama Zeyno, abartmayalım fazla, biliyorsun Esra'm abartıyı sevmez.
(Zeynep ses) Tamam tamam.
Ben şimdi dükkâna gidiyorum, Yalçın amcalara söyleyeyim mi bu düğün işini.
Hayır hayır, ben söylerim onlara. Şu yere bir karar verelim de.
Tamam.
Tamam Zeyno. Hadi görüşürüz iyi geceler.
Mis gibi kupon yaptım, kesin tutar bu.
Sonuçta ben bunu çocuğumuzun geleceği için yaptım.
Çiçeğime de böyle söylersem bir sorun olmaz.
(Elektrik süpürgesi çalışıyor)
Bunlar ne yapıyor ya, bu saatte temizlik mi olur?
Allah Allah!
Ne oluyor ya!
Allah Allah? Bunlar bu gürültüde nasıl uyudu ya?
Ulan ben de mi gidip uyusam fırsattan istifade?
Vallahi gideyim de uyuyayım.
(Elektrik süpürgesi duruyor)
(Bebek ağlıyor)
(Ekrem) Oğlum, ağlama ama. Tamam bir şey yapmadım, niye ağladın?
-Eko ne yaptın? -Bir şey yapmadım.
Zili bile çalmadım uyanmasın diye.
Fişi çekmiş salak.
Ne oldu fişi çekince, çocuğu mu şarj ediyorsunuz?
Vallahi korkuyorum, ne oldu şu an?
Aşkım ben onu zar zor uyuttum. Onun sayesinde uyuttum.
Sen niye fişi çekiyorsun, kendi aklına göre iş yapıyorsun?
Aa!
(Elif) Neden?
(Zümrüt) Gerçek bir salak işte.
-Ben gideyim mi? -Git!
-Nereye gideyim? -Git ne bileyim!
-Tamam. -Bırak bezleri de git!
-Babama doğru... Tamam o zaman hadi. -(Elif) Git, hadi.
Faydasız işte. Ama ben sana dedim zamanında.
(Neşeli müzik)
(Neşeli müzik devam ediyor)
-Ozan? -Efendim.
-Ozan sen ne yapıyorsun? -Hiç, ne yapayım?
Ozan, sen mezurayla benim belimi mi ölçüyorsun?
-Hayır canım olur mu? -Ozan seni bu mezurayla boğarım!
Kaç santim çıktı, kilo almış mıyım?
Kilo almışım ben.
Hayır. Hayır hayır sevgilim, olur mu öyle şey?
-Hiç öyle bir şey yok, ne alakası var? -Çirkinleşmişim değil mi?
Çirkinleştim değil mi? Çirkinleştiğim için sen beni ölçüyorsun.
Santim santim ölçüyorsun. Ben şişkoyum!
Hayır sevgilim, sen dünyanın en güzel kadınısın, olur mu öyle şey?
-Ozan seviyorsun değil mi beni? -Çok seviyorum.
-Ne kadar çok? -Çok seviyorum seni.
-Şişko olunca da sevecek misin? -Hep seveceğim.
-Şişkoyum ama. -Olsun, hep seveceğim ben seni.
Uykum var, sürekli uyumak istiyorum.
Çok normal sevgilim çok normal. Hamilesin sen o yüzden.
Hadi uykun varsa yat uyu sen.
-Uyuyayım mı? -Uyu tabii.
-Ölçme ama beni santim santim. -(Ozan) Tamam.
-Yanıma yat. -Tamam geliyorum, uyu sen.
Yat. Gel bakalım sen buraya.
(Neşeli müzik)
(Neşeli müzik devam ediyor)
Hah Zeyno, ölçü işi tamam. Ben şimdi sana mesaj atıyorum ölçüleri.
Hazırlıklara başlayabilirsin.
Oh, tamam.
(Duygusal müzik)
(Neşeli müzik)
Ozan!
(Ozan dış ses) Günaydın, Atlas benimle. Aşağıda seni bekleyenler var.
(Neşeli müzik)
Günaydın.
Günaydın Esra Hanım, biz de sizi bekliyorduk.
Kahvaltınız hazır, sonrasında hemen hazırlıklara başlayabiliriz.
Ne için ya, ne oluyor? Ben hiçbir şey anlamıyorum şu an.
Hah, gelinliğiniz de geldi.
(Kadın) Saç ve makyaj provasından sonra hemen ona da geçebiliriz.
(Kadın) Gerçi ölçülerinizi bildiğimiz için bir sorun çıkacağını zannetmiyorum.
(Ozan dış ses) Umarım hayalindeki gibi bir gelinlik bulmayı başarmışızdır.
Seni bekliyorum.
Ozan ya!
Ben ağlayacağım dayanamayacağım, çok duygulandım.
Ozan Bey bunu da tahmin etmişti, buyurun.
Hazırlıklar bittiğinde sizi düğün mekanına götürecek araç kapıda bekliyor.
Ben biraz şey oluyorum da.
Her şey çok güzel görünüyor. Bu arada beraber yapalım kahvaltıyı.
-Aç mısınız? Değilsiniz. -Teşekkür ederiz.
Uf nerede kaldılar, geç kalacağız ya!
Sen ne yapıyorsun Yalçın? Hadi yukarı çıkıp hazırlanalım.
Ruhum işte yeni icadım, vatana millete hayırlı olsun.
-Ne o? -Ege için yapıyorum.
Bak uyuyamadığı zamanlarda buraya bir basıyorsun...
...hop elektrik süpürgesi sesi çıkıyor, anında uyuyor.
Allah Allah, şeytanın aklına gelmez. Bak sen!
Ruhum deha olmak böyle bir şey zaten.
Yalçın o yapıldı, yapıldı.
Telefona yüklüyorsun bir sürü şey, çeşit çeşit ses.
Öyle deme ya, aa! Benimkisi daha iyi onlardan.
Bak gör, bebekler arası kulaktan kulağa yayılıp...
...anında büyük talep toplayacak, gör bak sen.
Evet Yalçın evet! Ya geç kalacağız diyorum.
Hadi gelirler şimdi, kalk yukarı çıkalım.
Ben tek başıma yaldır yaldır dükkân topluyorum...
...sen hâlâ orada vidadasın, tornavidadasın!
-Bitmedi tornavidan vidan! -(Yalçın) Tamam.
Baba mı, baba mı dedin? Efendim, baba mı dedin?
(Ekrem) Baba dedin değil mi?
-Yok artık Eko. -Biz anlaştık, biz çalışacağız.
Oraları hep çalışacağız oğlum ilk baba diyecek.
Ba-ba. Ba-ba.
(Elif) Vay be.
Ne vay be? Vay be, nasıl vay be?
Helal olsun anlamında mı? Tü falan mı, anlamadım ki?
-Olumlu bir anlamda vay be. -Tamam.
Duydun mu oğlum anneyi?
Benim canım kocam.
Biz seninle neler neler yaşadık. Bak ne güzel bir aile olduk.
-Olduk değil mi? -Olduk.
Aman da oğlum, aman da.
Şurada şöyle sonsuza kadar durabilirim. Ama düğün var.
-Geç kalmamak lazım. -Doğru.
Hadi düğüne, hadi düğüne. Ya şunun papyonuna bir bakın.
Bir bakın şunun papyonuna, hadi.
Bakayım anneannem, şöyle düzeltelim, hah!
Oh surata bak. Çok yakışıklı oldun anneannem!
Hah, geldiler geldiler.
(Menekşe) Anne geldi.
(Yalçın) Oh oh!
(Duygusal müzik)
Anne, ne güzel olmuşsun.
Anneciğim!
Sen de çok yakışıklı olmuşsun. Ver bakayım bir yanak.
O kadar mutluyum, o kadar heyecanlıyım ki...
...ağlayacağım diye çok korkuyorum.
Saçmalama Esra, makyajın akar anneciğim. Hadi.
-Babam seni bekliyor. -Baban mı bekliyor?
Hadi gidelim.
("Soner Avcu - Yeniden" çalıyor)
"İlk görüşte bilemedim"
"Sonrasında güzelleştin"
"Seninle güzeldi hayaller"
"Ah, ah"
"Anlat yeniden"
"Nasıl severdim ki seni ben?"
"Bakma, küs değilim ben"
"Belki yolumuz bir gün kesişir"
(Alkış ve tezahürat sesleri)
"Yeniden"
"Hiçbir şey bitmez gibiydi"
"Belki de bir ihtimaldi"
"Her şeye rağmen hep sevilmek"
"Ah, ah"
"Anlat yeniden"
"Nasıl severdim ki seni ben?"
"Bakma, küs değilim ben"
Teşekkür ederim, teşekkür ederim.
"Yeniden"
Ozan, yaptıklarına gerçekten inanamıyorum, sen ne yaptın böyle?
Geç bile kaldım Esra.
Sen...
Sen ne kadar güzel gözüküyorsun böyle?
Sen de çok yakışıklı gözüküyorsun.
Ozan inanamıyorum sana, her şey çok güzel görünüyor.
Küçükken...
...âşık olduğum kız beni seçtiği için ben hâlâ şaşırıyorum.
Beni sevdiğin için...
...sevmek için beni seçtiğin için...
...hayatımı paylaştığın için çok teşekkür ederim.
Seni çok seviyorum.
Seni çok seviyorum.
(Duygusal müzik)
(Hep bir ağızdan) Öp öp öp!
Ayıp ya ana babanın yanında.
Öptü boş ver bak.
Hadi dans isteriz ama.
-Evet dans. -Tabii.
Tamam.
Hah, bana gönder.
Bir, iki, üç!
-Bana bak, bana ver kız! -Sana geldi.
-Bana ver Allah'ını seversen. -İyi hadi tamam, buyurun.
(Esra) Kaptı, çiçeği kaptı.
Bu dansı bana lütfeder misiniz Esra Hanım?
Memnuniyetle Ozan Bey.
("Greg Hatwell & Adele Roberts - If Love Is You" çalıyor)
-Menekşe. -Efendim.
-Yine benim gözümden su akıyor. -Benimkinden de akıyor.
-Arayım mı ambulansı? -(Zümrüt) Yok, çok uzaktayız.
Biraz geç oldu ama galiba başardık Esra.
Hem de çok güzel oldu.
-Ay geldi. -Sakın! Sakın, ağlamak yok.
-Ağlamak yok. -Ağlayacağım.
-Ağlamak yok, sakın sakın! -Vallahi.
-Sakın ağlamak yok. -Hep hormonlardan biliyor musun?
Hormonlardan. Ağlamak yok, sakın.
Tamam, ağlamak yok.
-Sakiniz, iyiyiz. -İyiyiz iyiyiz.
İyiyiz.
Çok hak ettiler ama bu mutluluğu.
-En çok da oğluşum hak etti. -Ay Zümrüt!
Tamam canım, şaka yapıyorum herhâlde.
-Makyajım bozuldu. -Hep aktı benimki de.
Tamam, ağlamayın hadi.
Zümrüt.
-Oo! -Oo!
-(Ekrem) Hadi, hadi. Tamam. -(Menekşe) Ay, ay, ay...
("Greg Hatwell & Adele Roberts - If Love Is You" çalıyor)
Neriman, hadi biz de eğlenelim. Hadi, gel.
Ay... Tamam.
("Greg Hatwell & Adele Roberts - If Love Is You" çalıyor)
Hah, şöyle Zümrüt. Oh...
Ozan, sen neye bakıyorsun öyle?
Neye bakacağım canım? Misafirlere bakıyorum.
Ne kadar güzel hepsi. Gelmişler, ona bakıyorum.
Sen Nazım Bey'i gitgide seviyorsun, kabul et.
-Ya ne alakası... -Ya ne alakası var Esra?
Eğer bunu söylediysen kesin haklıyımdır. Kesin.
-Öyle mi? -Öyle.
-Kesin mi? -Kesin.
("Greg Hatwell & Adele Roberts - If Love Is You" çalıyor)
Çok seviyorum seni.
Ben de çok.
("Greg Hatwell & Adele Roberts - If Love Is You" çalıyor)
Ozan, ne kadar çok eğleniyorlar. Görüyor musun?
Bizim böyle bir güne gerçekten ihtiyacımız varmış.
Hem de nasıl varmış.
Galiba biz ilk defa bir sürprizi bozmamayı başardık.
Aa, evet hakikaten.
Bak, bunu tarihe kesinlikle altın harflerle kazımalıyız.
Gerçi ben seni elinde mezurayla gördüğümde...
...anlamalıydım. Anlamalıydım!
Yani... Yani...
Ben çok şanslı bir kadınım.
Benim kadar şanslı olamazsın.
("Veys Çolak & Ceren Gündoğdu - Huy" çalıyor)
"Sever miydin, üzer miydin?"
"Gönül koyup gider miydin?
"Yollarına kurban, gözlerine hayran"
"Dilinde dönen tek sözcük olsam"
"Yaralı yüreğime küskün düşlerime"
"Dalgalı denizime tek damla olsan"
"Sever miydin, üzer miydin?"
"Gönül koyup gider miydin?
(Konuşmalar duyulmuyor)
"Huyunu bilirim anlarım tek söz etmesen de"
"Yanına kalmaz ki kâr günahı sende"
"Huyunu bilirim anlarım tek söz etmesen de"
"Yanına kalmaz ki kâr günahı sende"
"Peşinden koşamam"
"Kapında yatamam"
"Koynuna giremem istemezsen"
"Şiirler yazarım"
"Şarkılar söylerim"
"Belki yâr derim fark edersen"
"Sever miydin, üzer miydin?"
"Gönül koyup gider miydin?
"Huyunu bilirim anlarım tek söz etmesen de"
"Yanına kalmaz ki kâr günahı sende"
Ah...
-Esra! Esra, iyi misin? -Ah!
Ozan! Değilim!
-Ozan, karnım... -Tamam, tamam, tamam...
-Gel, gel. Kramp girdi. Gel şöyle. -Ozan, kramp değil.
Karnım çok ağrıyor Ozan!
-Ozan... Çok... Yürüyemiyorum! -Tamam, tamam, tamam Esra.
Hastaneye gidiyoruz. Doktorumuzu ararız yolda.
Tamam, bana bak. Bana bak. Hiçbir şey olmayacak.
-Ozan, yürüyemiyorum. -Tamam, tamam. Tutun bana. Tutun hayatım.
-Ozan, Ozan! Yürüyemiyorum artık. -Tamam, tamam, tamam Esra.
-Yardım edin. Ne olur yardım edin. -Sandalye getirin. Sandalye!
-Getir oğlum, getir. -Yavaş, yavaş hamile, hamile.
-Dikkat edin, ne olur. -Sarsmayın, sarsmayın. Tamam...
-Ozan... -Tamam, Esra'm. Tamam.
-Ah! -Esra'm! İyi misin?
Doktor Bey, bizim kendi doktorumuz yolda.
-Tamam beyefendi, sakin olun. -Evde çok iyiydi ama...
Tamam, biz ilgileneceğiz beyefendi. -Esra, Esra'm...
-İyi misin? -Ozan...
-Esra'm, buradayım. -Ozan, çok korkuyorum.
Tamam, buradayım. Ne olur korkma.
(Ambulans sireni çalıyor) (Gerilim müziği)
Doktor Bey.
Eşim iyi mi? İyi deyin, ne olur.
Ozan Bey, Esra Hanım'ı acilen ameliyathaneye, doğuma almamız gerekiyor.
Hem annenin hem bebeğin sağlığı açısından çok önemli.
Biraz daha geç kalırsak ikisini de riske atmış oluruz.
Bir anda nasıl olabilir böyle bir şey Doktor Bey?
Çok iyiydi.
Preeklampsi bir anda gelişebilir.
Biz daha önce gördük bu durumu.
Biliyorum, sizin için erken bir doğum olacak.
Ama tecrübeme güvenin.
Onlara bir şey olmayacak ama değil mi?
Onlara bir şey olmayacak. Yani erken doğum ama...
...onlara bir şey olmayacak.
Doktor Bey, bana bunun garantisini vermek zorundasınız.
Ne olur, ne olur.
Bakmayın öyle, bakmayın. Onlara bir şey olmayacak, onlar iyi olacak deyin.
Ne olur Doktor Bey, ne olur.
Ozan Bey, şu anda böyle bir şey için söz veremem maalesef.
Anlamıyorum ben...
Anlamıyorum. Nasıl böyle bir şey olabilir?
Neden bizim başımıza geliyor bunlar?
Zaten benim karım çok şey yaşadı, çok şey yaşadı...
Hazırlıklara başlıyoruz.
Tansiyonu kontrol altına aldık.
Şu anda odada. Konuşmak istersiniz diye düşünüyorum.
Çok teşekkür ederim.
(Duygusal müzik)
Birazdan gelip ameliyata alacaklar seni.
Biliyorum.
Merak etme, her şey çok güzel olacak.
Bu küçük ve güzel kızın biraz acelesi varmış.
Erken gelmeye karar vermiş. O kadar.
O kadar.
(İç çekti)
(Yaşam destek cihazı çalışıyor)
Küçükken beni kayıkların orada...
...izinsiz yanağımdan öpmüştün. Hatırlıyor musun?
Hatırlıyorum.
Ben de çok utanmıştım. Bir şey de diyememiştim.
Ama yanağımı da günlerce yıkamamıştım. Öyle gezmiştim.
(Duygusal müzik)
Esra'm.
Ozan.
Bana bir şey olursa çocuklarımıza iyi bakacaksın. Tamam mı?
-Esra, yapma. Hayır. -Bana söz ver.
Hayır, sana hiçbir şey olmayacak.
-Ozan, söz ver dedim. -Hayır.
Sen bana söz ver.
O ameliyattan çıkacaksın.
Ve benim yanıma geleceksin.
-Ozan... -Bir daha sensiz bırakmayacaksın.
Ozan, söz ver.
Söz ver.
Hiçbir şey olmayacak sana.
Olmayacak.
Kendimi çok yorgun hissediyorum.
Biliyorum, biliyorum, biliyorum.
Biliyorum.
Ama dayanacaksın sevgilim.
Dayanacaksın.
Ben, seninle kızımızı tam burada bekleyeceğim.
Tam burada.
Esra Hanım, hazırsanız sizi ameliyathaneye götürmeye geldik.
Hazırım. Hazırım.
Çok seviyorum seni.
(Duygusal müzik)
Ben de.
Çok.
(Duygusal müzik)
(Duygusal müzik devam ediyor)
(Duygusal müzik)
(Müzik)
Benim güzel kızım.
Ah, benim güzel kızım.
Güzel kızım, evet benim güzel kızım.
Sen bu gözlerinin güzelliğini nereden aldın biliyor musun?
Annenden.
Annenden aldın kızım.
Bak.
Annen de senin kadar güzel. Gördün mü?
Sen biraz büyü...
...hem ben sana anneni nasıl tavladığımı anlatacağım.
Tamam? Sen biraz büyü.
Hepsini anlatacağım Ada Hanım.
Hepsini.
Yani tamam, annen beni tavlamış olabilir.
Olsun.
Ama sen büyü.
Sen bir büyü, ben hepsini anlatacağım sana kızım.
Sen bir büyü...
...hepsini anlatacağım ben sana.
(Esra) Ozan.
(Müzik)
Bak bakalım, kim geliyor, bak.
-Bak, bak, bak. -Anneciğim, gel sen böyle.
-Bak, bak, bak. -Annem.
Atlas, anneciğim.
Merhaba de kardeşine.
Merhaba. Çok tatlısın.
Atlas Bey, sizin ceketiniz, montunuz nerede?
-İçeride. -Koş.
Siz yeni doğum yapıp bu kadar güzel olmaya utanmıyor musunuz Esra Hanım?
Siz de hiç fena değilsiniz Ozan Bey.
Yani işte siz beni beğenin diye yapıyoruz bir şeyler.
Değil mi kızım?
Ozan, hadi. Geç kalacağız, gel.
Hadi bakalım.
(Üst üste konuşmalar)
(Neşeli müzik) (Gülüyorlar)
(Üst üste konuşmalar)
Oğlum. Bak.
(Esra) Bak, bak, bak...
Oy!
-(Zümrüt) Menekşe. -Efendim Zümrüt.
Bak, sana bir şey geliyor.
Kim geliyor? Taş!
Gözün taş görsün, fakir!
Evlendin barklandın, hâlâ benimle uğraşıyorsun.
-Vazgeçmedin şu huyundan ya! -Ne münasebet? Geçmem, geçemem!
Çünkü sen beni böyle seviyorsun, biliyorum.
Şapşal! Seviyorum kız.
Zümrüt, ama o benim aldığım yüzük değil.
Sus ama sen de...
(Gülüyorlar)
Anne...
-Değiştirmiş. -Zümrüt.
Abi.
Çocuğun vallahi iyi ki sana benzemiş.
Geceleri mışıl mışıl uyuyor diyorlar.
Evet, uyuyor, uyuyor.
Umuyorum Ada bebeğin de mizah anlayışı seninkinden bir tık daha güçlüdür.
Marifet Eko'da değil ki. Benim yaptığım icatta.
Bak, mışıl mışıl uyuyor.
Baba, ona icat demeyelim de yeni bir ruh katma diyelim.
Sayende her yer elektrik süpürgesi sesi.
(Gülüyorlar)
(Esra) Ay, baba...
Ozan, şu tuzu rica edebilir miyim lütfen?
Tabii ki baba.
(Müzik)
(Duygusal müzik)
Aa... Ne?
Ay, ne bileyim? Öyle hoşuma gitti.
Baktım işte.
Aa... Anneannem.
Meyve suyun bitmiş. Hadi, git bakkaldan bir koşu al gel.
-Hadi. -Gidebilir misin?
-Evet. -Hadi bakalım.
Hadi bakalım. Hop! Yürü.
(Zümrüt) Dikkat edin, yavaş yavaş! Sakın yere sürtme onları.
-(Erkek) Tamam. -(Zümrüt) Güzel, güzel. Hah...
Onlar kırılacak yalnız.
Bunlar kırılacak eşya. Dikkatli olun, lütfen.
Aman dedim sana. Dikkatli ol.
Oğluşum, Ozan.
Eşyalarını al sen de oğluşum, hadi.
-Tamam. -(Zümrüt) Tamam, hadi.
Hah...
(Küçük Esra) Bakar mısın?
Bunu düşürdün.
Tanışalım mı? Ben Esra.
Ben de Ozan.
Görüşürüz Ozan.
Bir gün bu kızla evleneceğim.
(Müzik)
-(Ozan) Aferin oğluma! -Oo, geldi!
(Üst üste konuşmalar)
Gel, gel, gel! Hop, aslan parçası!
(Ekrem) Ver bakalım bize de.
Hop.
(Gülüyorlar) (Üst üste konuşmalar)
(Ekrem) Ay, ay...
-Çok seviyorum seni. -Seni çok seviyorum.
("Soner Avcu - Sol yanım" çalıyor)
"Belli bir boşluk var"
"Geçmişten kaçalım"
"Hepsi de yalnızlık kadar"
"Belki bir gün susar"
"Kuşlar gibi uçar"
"Sevgiye hasret sol yanım"
("Soner Avcu - Sol yanım" çalıyor)
(Jenerik müziği)
Bu dizinin ayrıntılı altyazısı FOX TV tarafından...
...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
www.sebeder.org
Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Gülay Yılmaz - Eylül Yılmaz...
...Fatih Kolivar - Feride Tezcan - Gökberk Yılmaz
Editör: Ela Korgan
("Pınar Çubukçu - Aşk Mantık İntikam" çalıyor)
"Kalırım aşk, mantık, intikam arasında"
"Ayrılık olunca aşklar bitmez"
"Anılar öyle kolay silinmez"
"Her zaman hayat ikinci şansı vermez"
"Yaz bunu bir yere aşkım, imkânsızım"
"Bu aşk bitemez"
"Bitemez"
"Ayrılıklar var diye aşklar bitemez, bitmez"
"Unutmayınca anılar ölmez"
"Her zaman evren bu şansı vermez"
"Yaz bunu bir yere, bu aşk bitemez"
"Kalırım aşk, mantık, intikam arasında"
("Pınar Çubukçu - Aşk Mantık İntikam" çalıyor)
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.