Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Nasılsın?
Seni gördüğüme sevindim.
- Ceketini alabilir miyim? - Hayır, kalsın.
İçki ister misiniz?
Buzlu limonlu soda lütfen.
- Merhaba. - Nasılsın?
- Rezervasyon var mı? - Esteban Martínez adına sanırım.
- Ceketinizi alabilir miyim? - Evet, bir saniye.
- İsterseniz çantanızı da. - Tamam..
- Bu taraftan lütfen. - Teşekkür ederim.
- Merhaba. - Nasılsın?
İyiyim, teşekkürler.
İyiymiş.
- Seni gördüğüme sevindim. - Aynı şekilde.
- Burası güzel. - Sevdin mi?
- Evet. - Çok hoş, çok sessiz.
Daha geçen gün buraya geldim...
Buraya sık gelir misin?
Şey, yeni taşındım, o yüzden...
- Merhaba. - Hoş geldiniz.
- Teşekkürler. - İçki alır mısınız?
Bir bira lütfen.
Teşekkür ederim.
- Nasılsın? - İyiyim.
Ben iyiyim, iyiyim.. ya sen?
Ben de iyiyim.
- Peki... - Ne yiyeceğiz?
Buranın fasulyesi çok iyi.
Geçen gün denemiştim.
Balık bana uyar.
Kulağa hoş geliyor.
- Sipariş için hazır mısınız? - Evet.
Yeşil fasulye...
- Ve orfoz. - Harika.
Sizce bu iyi mi? Bize yeterli olur mu?
Evet, öyle sanırım..
Gerçekten çok iyi görünüyorsun.
Teşekkür ederim.
Ben çok iyiyim Emilia. Ben çok iyiyim.
- Sen iyi misin? - Evet, iyi olduğumu söyledim.
- Evden mi geldin? - Evet, evden.
- Her gün çalışıyor musun? - Normalde Salı'dan Pazar'a.
Ve evet, bir barda çalışıyorum.
Ama güzel.
Çalıştığım yerler arasında, en rahat olduğum yer orası.
- İyi davranıyorlar mı? - Evet, evet.
İşte yani hepsi bu.
Oradayım ve iyiyim.
İki ay önce geri döndün, değil mi?
Evet, ben de kişisel nedenlerden dolayı döndüm.
New York'tan çıkmak istiyordum.
Orada olmak istemedim.
Çocuklarımın ...şeyle ilişkisi olsun istiyorum.
Ne yazık ki yeşil fasulyemiz kalmamış.
Başlangıç yemeğini değiştirmeliyiz.
Ne yazık, çok lezzetliydiler.
- Evet, üzgünüm. - Üzülmeyin.
- Bezelye mi? - Beğendiğiniz karidesimiz var...
Ne tavsiye edersiniz?
- Levrek tartarını tercih ederdim. - Bu harika olur.
Teşekkür ederim.
Ne diyordum? Evet çocuklarım...
Çocuklarım mutlu ve Alice...
kendisi editör olduğu için her yerde çalışabilir.
Kitapların, romanların editörlüğünü mü yapıyor...?
Evet, romanların ve kurguların editörlüğünü yapıyor.
Onunla tanışmanı çok isterim.
Hayatımda ve sürecimde çok önemli bir kadın.
- Partnerin var mı? - Hayır.
Böyle mutluyum. Tamamen iyiyim.
Ama hayır, partnerim yok.
- Bir oda arkadaşım var. - Öyle mi?
Yıllardır arkadaşız.
Her şey yolunda.
Film için mi buradasın,
yoksa çocuklarının İspanyol kültürünü görebilmesi için mi?
Her iki nedenden dolayı, gerçekten.
Film İspanya'da geçiyor, dolayısıyla konusu nedeniyle,
burada çekilmeli. Dahasını sonra anlatacağım.
Ama aynı zamanda oradan çıkıp bir yerlerde olmak da istiyordum...
burada olmak.
Ve olmak...
senin de yakınında.
İletişime geçtiğin için gerçekten minnettarım.
Uzun zaman oldu.
- 13 yıl. - 13 evet.
- Çok uzun bir zaman. - Uzun zaman oldu, evet.
Ve...
Seni neden aradığımı merak ediyorsundur.
Biraz merak ettim.
Şununla başlamak istiyorum...
Batı Sahra'daki çatışma hakkında ne biliyorsun?
Eminim bir şeyler biliyorsundur.
Nedir bu, sınav falan mı?
Hikayenin tanıtımı. Şunu söylemek istiyorum...
Ancak bunu yapmak için seyi bilmen gerekir...
mekânı.
Sahra hakkında mı?
İspanyol kolonisi olduğunu biliyorum.
Ama daha fazlası yok.
Berlin Konferansı'ndan sonra kendilerine toprak verildi.
Ve oraya gittiler. İspanya bir noktada geri çekildi,
ve artık o insanlar kendi kaderlerine terk edildi.
Özetle onları kaderine terk ettik.
Sahra hakkında bildiğin gibi, sana filmi anlatacağım.
Filmin adı "Çöl".
Ve filmin geçtiği yer de,
Sahra'daki o tarihi ortam...
Sana önermek istediğim film.
Yıl 1932, İspanya
Batı Sahra'da
sömürgeci bir güç, bir kale var,
İspanyol ordusunun bir,
müfrezesi var, Bernardo
orada teğmen, Madridli.
Ve bu teğmen ile çoban olan ve kaleye en,
yakın Sahrawi kabilesinin lideri olan,
Salek arasında yavaş yavaş bir ilişki gelişiyor.
Bu adamlar arasında güzel bir ilişki ortaya çıkar.
Tam o sırada, Gabriela sahnede belirir.
Kendisi 20 yaşındayken çocuk sahibi,
olamayacağı söylenen 30 yaşında bir kadın.
Bir akademi partisinde Bernardo ile tanışıyor,
ve altı ay sonra evlenmeye karar veriyorlar.
Bu onun ikinci evliliği,
ve Gabriela, Madrid'in boğucu,
neredeyse hapishane atmosferinden,
kaçıp çölde bir macera yaşamanın,
tam nedeninin bu olduğunu düşünmekte ki,
kadın olarak arzularını açığa çıkarsın.
Bu arada Comet'i ,
tanıyor musun?
- Comet mi? Aktör mü? - Evet.
Şahsen değil..
Bernardo'yu oynuyor. İspanyol teğmen, kocan.
Gabriela'yı oynamaya karar verirsen tabii.
- Onu severim gerçekten. - Çok iyidir.
Sonra bir çiftimiz var,
Yüzbaşı Moraza ve eşi Mercedes,
Barbara Luque ve Raul Oyarzun tarafından canlandırılıyor.
Ne kadro ama!
Evet, gerçekten çok iyi.
Bu bir...
ihanet hakkında, bir terkedilme hikayesi,
aşka dair bir hikaye,
Birbirlerinin gözlerinin içine bakamayan insanlar hakkında.
Çekimler Fuerteventura'da,
çünkü Sahra'da çekemiyoruz.
Üzgünüm, sadece biraz...
Bana böyle bir şey teklif,
etmene çok şaşırdım.
Bir kırmızı şarap alabilir miyim lütfen?
Bak...
diyebilirim ki...
Ah, kahretsin, bu gerçekten çok baharatlı.
- Baharatlı değil. - Baharatlı.
Sanmıyorum.
Çalışmalarınızı sıkça görüyorum;
"Secret Files" dizisi de,
bunlardan biriydi, orada bir polisi canlandırıyordun.
Dizi veya filmleri kendi içinde derecelendirmenin ötesinde,
bunun önemi yok hissettiğim şu ki,
ortaya koyduğun şey her zaman çok ilginç.
Bahsettiğim dizide,
bu kadar kötü bir dizide iyi olmak çok zor.
Demek istediğim, insanlar ellerinden geleni yapıyorlar.
Ama metin çok zor olduğunda, öyle katı, öyle klişe ki
ve çok belirsiz, herkesin sesi aynı
bir ışık bulmak zor,
bir hakikat kıvılcımı, beklenmedik bir şey,
ve bunu birçok kez başarıyorsun.
Bu konuda sana yalan söylemeyeceğim.
- Hayır, bence bu iyi. - Bu doğru.
Bu mükemmel...
Geldiğin yer göz önüne alındığında, son derece mantıklı.
Bir aktris ve yönetmenin kızısın.
Genlerinde çalışan, yaşayan,
anlayan bir şeyler var.
Hala...
gerçek bir işte çalışma fırsatım olmadı.
Bir sürü öğle yemeği servis ettim ama...
çalıştım, elbette bazı şeyler yapıldı...
Yaptığım şeyden pek gurur duymuyorum,
ama bir karakter eğrisi oluşturamadığımı hissediyorum.
Çelişkileri olan bir karakter,
herhangi bir niteliği veya ağırlığı olan...
Denedim ama...
Seçmelere katılıyor musun? Daha fazla çalışmadığına şaşırdım.
Bir sürü, evet.
- Bir sürü ne? - Bir sürü oyuncu seçmeleri.
Şeyy bak,
sana söylediğim film,
yapacağım şey,
ve Gabriela karakterini oynamanı çok isterim.
Çok iyi bir iş çıkarabileceğini düşünüyorum.
Çünkü sana yardım edebileceğimi biliyorum.
Bu, yapmak isteyeceğim bir şey; çünkü...
önceden sana yardım etmedim...
Sana yardımcı olabilmek güzel olurdu.
Ama eğer evet dersen,
sert olacağım.
Seni yönlendireceğim
Diğer oyuncularda olduğum gibi talepkar olacağım.
Evet biliyorum, hayal edebiliyorum.
Daha azını beklemezdim.
Çünkü sende olduğunu biliyorum.
Sana sormak istediğim birşey var.
Filmdeki kişiler, senin
babam olduğunu biliyorlar mı?
Bilmeleri gerekenleri bilecekler.
Bu hiçbir zaman sorun olmayacak.
Benim için olabilir ama...
Bu konuda seni rahatlatmak istiyorum...
Evet, kızıma yardım ediyorum; ama bu durum,
o rolü oynaması gerektiğini düşündüğüm aktrisle çelişmiyor.
Rol için istediğim oyuncu sensin;
üstelik benim kızımsın.
İnsanlar ne düşünürse düşünsünler.
Bazıları doğal olarak bunun iltimas olduğunu düşünecek.
Ne olmuş?
İnsanların ne düşündüğü bizi ilgilendirmiyor?
Önemli olan işe konsantre olmak,
ve buna odaklanmak, adım adım ilerliyeceğiz,
ve her şey bir araya gelecek.
Gerçekten minnettarım ama...
Bir süreliğine düşünmek istiyorum.
Bunun benim için tuhaf olduğunu anlamalısın.
Seni uzun zamandır görmüyorum.
Şimdi iyiyim ama Bunu iyice düşünmek istiyorum.
Gerçekten minnettarım ama tekrar düşünmek istiyorum.
Yemeğini bitirdin mi?
Baharatlı ise yeme.
Az önce neyi hatırladım biliyor musun?
Formentera'daki o öğle yemeğini.
Seni yemek yerken görmek aklıma bunu getirdi.
Orada iyi eğlenmiştik değil mi?
O pilavı hiç beğenmedim.
Pek iyi sonuçlanmamıştı, değil mi?
Hayır, sadece hoşuma gitmemişti.
O zamanlar plav yapacak durumda değildim.
Ama yine de denemiştim...
Charo nasıl?
İyi, o iyi.
- Evet? - Evet.
Memnun oldum.
Hala sinemaya gidiyor musun?
- Lütfen gittiğini söyle. - Tabii ki öyle.
Pek çok kişi gitmeyi bıraktı. Bu çok utanç verici.
Sen hâla gidiyorsun...
Bir gün sinemaya gidebiliriz.
Benim için seninle sinemaya,
gitmek hayatımdaki,
birkaç güzel anıdan biriydi.
Ne oldu?
Hiç bir şey.
Bir sorun var.
Seni rahatsız eden bir şey mi oldu?
Gerçekten böyle hissetmene sevindim.
Sence de öyle değil mi?
Sanırım o döneme ait farklı anılarımız var.
Ama bu normal, sorun değil.
Yemek yemeyecek misin?
İştahım kaçtı..
Üzgünüm ama neden bahsettiğimizi,
bilmiyorsak konuşmaya devam edemeyiz.
Ve tepkine şaşırdım.
Aslında çok saçma; birlikte
sinemaya gittiğimiz zamanlara dair güzel anıların olduğunu söylemiştin.
Şeyy, yok. Hepsi bu.
Hatırlıyor musun?
- Neyi? - "Kill Bill 2" yi izlemeye gittiğimizde.
- "Kill Bill 2" mi? - Belki hatırlamıyorsundur.
Evet.
Sarhoş olduğun ve gerçekten uçtuğun zamanı.
Affedersin, uçtuğum mu?
Evet, önümüzdeki bazı adamlarla kavga etmiştin.
Ne?
Onlarla kavga ettin ve adamın kaşını yardın.
Sinemadan atılmıştık.
Hatırlıyor musun?
Roxy'den çıktık. Planımız akşam yemeği yemekti ama sen bana,
gitmen gerektiğini söyledin.
50 euro verdin ve beni taksiye bindirdin.
Zaman öldürmek için eve kendi başıma yürüdüm çünkü,
anneme akşam yemeği yediğimizi söylemek istiyordum.
Böylece kızmaz ve seni görmek,
istediğim için bunu hak ettiğimi söyleyemezdi.
Bu yüzden senin için konuyu toparladım.
Bitirdin mi?
Bütün bunlar hakkında ne söylememi istiyorsun?
Hiçbir şey.
Tüm bu saçmalıkları ortaya döküyorsun ve...
Sana hiçbir şey dökmüyorum. Söylememi sen istedin.
Sinemaya gittiğimiz doğru. "Kill Bill 2"'yi izlediğimiz doğru.
bir arkadaşımın yardıma ihtiyacı vardı doğru,
gidip onu görmem, gerekiyordu yoksa kötü,
bir şey olabilirdi.
Onu görmem gerekiyordu.
Geri döndüm sinemadaydın.
Elinden tuttum, taksiye bindirdim,
şoföre adresi verdim ve annen seni aldı.
Kafam iyi değildi, sarhoş değildim ve kimseye de vurmadım.
Tamam.
Ve biliyor musun? Palafox sinemasıydı.
- Hayır, hayır, Roxy'di. - Hayır.
Roxy'di, bir daha oraya gidemeyecek kadar utanıyordum.
Hassiktir.
O zaman kaç yaşındaydın? 13 mü? 12 mi?
O yaşta kafayı bulma konusunda ne bilebilirsin ki?
Daha sonra öğrendim.
Ya da belki daha sonra bu fikri kafana sokmuşlardır.
O konuya girme.
Oraya girme. Sana oralara girmemeni söylüyorum.
Hayır.
Siktir be adam!
Hikaye anlatmayı seven birini tanıyorum.
Sana oraya girmemeni söylüyorum.
Sadece bunun nereden geldiğini bilmek istiyorum...
Gerçeklikten geliyor.
Hatırladıklarımdan ve yaşadıklarımdan.
Bunu yaşamadın.
Bunu yaşaman imkansız, bu sana söylenen bir şey.
Bırakalım lütfen.
Bu asla olmadı.
- Bu fikri kafana soktular. - Sigara içeceğim, tamam mı?
Affedersiniz efendim.
Bitirdiğinizde sizinle fotoğraf çektirmek isteriz.
Elbette ama bana efendim demeyin. Sadece Esteban.
Teşekkür ederim.
Türkçe'ye çeviren ; ufukbaba
Üzerimde kalsın. Biraz üşüyorum.
Üzgünüm.
Özür dilerim, istemezdim...
- Isıtmasını ister misin? - Hayır, artık istemiyorum.
Özür dilerim, bu konu ya da herhangi bir şey hakkında konuşmak istemezdim.
Sorun değil. Çok iyi anlıyorum.
- İyi misin? - Evet iyiyim.
Sevilen
Kendimi kötü hissediyorum, yemene izin vermedim.
Takma kafana, Evde bir şeyler yerim.
Havaalanında yemek yemeye vaktin olacak mı?
Bakacağız.
- Sandviç aldın mı? - Bakarım anne.
En azından geldiğinde bir şeyler ye.
Bakalım otelin nasılmış. Bu gece aradığımda söylersin.
Özür dilerim, demek istedim ki müsait olduğunda beni ara.
- Olduğu gibi kabul edeceğiz, değil mi? - Elbette.
- Bunu kabul edeceğine emin misin? - Evet!
Sadece bir kaymaydı, aptalca bir şeydi.
Senaryoyu okumama veya seni aramama izin vermemen dışında.
Bu konuyu açacağını biliyordum!
- Tahmin edilebilir olmaya başladım. - Evet, oldukça tahmin edilebilir.
Dikkat et, işte oradaki dönüş noktası.
Evet öyle. Hiçbir şey göremiyorsun anne!
Ah, öyle!
Ne zaman gözlük alacaksın?
Geri döndüğünde, yaptıracağım.
Tamam, bu bu.
Kendine iyi bak, olur mu?
Su lütfen!
Hadi!
Yürü, yürü!
Tamam arkadaşlar. İşte geliyorlar. Tam konsantrasyon.
Açımız bu.
Ekstra hareketler yok; lütfen kameraya bakın.
10, 9, 8, 7, 6...
5, 4, 3, 2, 1.
Hay sikeyim..
Yüzbaşı.
- Ne düşünüyorsun? - Fransız.
Bilmiyorum onu buraya getirdiler.
- Uçağı Los Lobos'ta bulmuşlar. - İspanyol bölgesi.
- İspanyol toprağındaydı. - Biliyorum, zaten söyledin.
Boğazı nasıl kesilmiş?
Onu bu şekilde bulduk.
- Şey yapmalıyız... - Onunla ne yapacağız?
Son Klaketi!
- Özür dilerim... - Endişelenme.
Sessizlik lütfen. Kesmedik. Son Klaketi!
11.3. Bir tane al. Son Klaketi!
Şimdi kestik, teşekkürler.
Hayır, teşekkür ederim.
Evet, teşekkürler.
Teşekkür ederim Miguel.
Her şey yolunda. Teknik bir konu çok basit.
Cesar Bernardo döndüğünde ilk olarak,
Mercedes'e bakıyor.
Ve iki saniye sonra, sana dönüyoruz.
Repliği biraz sonra söyle, sadece bir saniye.
Çok geç döndüm.
Sorun değil, uyarım.
- Biraz uzun tutarım. - Hayır, ben uyarım.
Hayır, bu bir odaklanma meselesi, tamam mı?
Cesar Bernardo bizi Salek'e götürür, bilgiyi alır, döner,
Mercedes'teyiz, İki saniye ona odaklanır, sonra sana gideriz.
Hayır, repliği istediğin zaman söyle.
Malena, bir dakika.
Kendisi için doğru olan zamandai söyleyece.
Başta odak dışı olsa da onunla,
sonra onu odakta tutuyoruz.
-Benim için değiştirme. -Bunu yapabilirim.
Bir şey var.
Geldiğinde, odak dışı olsa bile,
Sahravi kadınlarına bak,
onların şıklığı,
kıyafetleri,
çünkü Gabriela'nın bunları görmesi olağanüstü.
Ceset olsa bile mi?
Evet Gabriela her şeyi gözlemleyen bir kadın.
Biraz senin gibi sanırım.
- Pablo. - Evet?
Hayır, diğeri.
Pablo, nasılız?
Şöyle böyle. Ama Nico bir saat daha istiyor.
Tamam, teşekkürler.
- Kamera iyi. - Çok iyi.
-Emilia? - Ne? Evet geliyorum.
Merhaba, nasılsın aşkım?
Seni rahatsız etmemek için aramıyorum...
Ama...
ne zaman istersen beni ara.
Sohbet etmeyi çok isterim.
Tamam o zaman. Öpücükler.
Ve umarım her şey yolunda gidiyordur.
Eminim harika gidiyorsundur.
İlerle.
Gidiyorum.
İlerle.
Şimdi mi?
Dur, bu çok ağır!
Sıkı tutun.
Ve üçe kadar sayarak çek.
- Bir, iki... - Çekmiyorsun!
Bunun gibi?
Güçlü müyüm yoksa?
Tamam, kes!
Şu tekneleri hemen limana götürün!
Pablo!
Halatların daha gergin olması lazım, lütfen.
Bunu böyle yapmayı kabul etmedik mi?
1930'larda bir adamın böyle davrandığına inanamıyorum.
Bunu zaten konuşmuştuk, hatırlıyor musun bilmiyorum.
Her şeyi hatırlıyorum Cesar. İyisiyle kötüsüyle.
Belki bunu yeterince konuşmadık.
Miguel, biraz su alabilir miyim?
- Dur Emilia, burada kal. - Bir dakika.
- Benim için önemli. - Tamam dinliyorum.
Beni dinle.
Dinliyorum.
- Neden işaretlerle söylemiyorum? - Ne demek istiyorsun?
İşaretlerle, böylece sürekli gülmezler.
Ben buna inanıyorum.
Bayat görünmesini istemiyorum.
Anlaştığımız gibi yapabilir miyiz lütfen?
Sanmıyorum Bernardo bu kadar çok konuşuyor ki.
Tanrı aşkına, dostum. Herkesin beklediğini görmüyor musun?
- Hadi. - Lütfen.
- Pekala. - Teşekkür ederim.
- İyi misin? - Her şey iyi.
Hadi bakalım. Çekiyoruz.
Tamam millet.
Bir çekim daha yapıyoruz. Lütfen herkes yerini alsın.
Sana herhangi bir konuda yardımcı olabilir miyim?
Bana iki dakika ver, tamam mı?
Bir şey istiyor musun?
Peki sen ne düşünüyorsun?
Görmüyorum.
Bilmiyorum.
Tamam, teşekkür ederim.
Hızlı bir ses kontrolü yapalım. Bir şey söyleyebilir misin lütfen?
- Ben mi? - Evet.
Nasılsın? Bir, iki, üç...
-Tamam, anladık. -Teşekkürler.
Bir saniye.
Nihayet İspanya'ya, eve döndünüz.
Yapmanız gereken bir şey miydi bilmiyorum.
Ya da geri dönmek isteyip istemediğinizi.
Bu yapmak zorunda olduğum bir şey değildi.
Mesele şu ki, çektiğimiz hikâye bir İspanyol kolonisinde,
geçiyor ve film İspanya ile ilgili;
bu yüzden çekimleri burada
yapmak ve ortak yapım sürecini buradan yürütmek mantıklıydı.
Çok memnunum.
Ama bir bakıma durum farklı; çünkü Madrid'e yerleştiniz,
bu yüzden kalıcı olarak döndüğünüzü sanıyorum.
Sizce nasıl karşılanacak?
Filmleriniz burada her zaman iyi,
karşılandı, eleştirmenler çok olumluydu,
ama aynı zamanda hep terkeden haylaz,
bir çocuk olarak görüldüğünüz de doğru.
Bir filmin nasıl karşılanacağı, filmin nasıl olduğuna bağlıdır.
Ve şimdi filmi yapmamız gerekiyor. Daha fazlasını söyleyemem.
Ama ayrıldığında profiliniz...
biraz tartışmalıydı.
Sizce bunun bir etkisi olabilir mi?
Bunun cevabını zaten vermiştik.
Ama benden istediler...
Bir sonraki lütfen.
- "Çöl" e odaklanalım. - Tamam o zaman.
Emilia Vera, kızınız oyuncu kadrosunda yer alıyor.
Bir kızınız olduğunu bilmiyordum,
kimsenin bildiğini de sanmıyorum. Ya da bir aktris olduğunu.
Soru nedir?
Emilia nasıl oyuncu kadrosunun bir parçası oldu?
Bu sizin fikriniz miydi?
Bir oyuncu seçimi var mıydı?
Emilia prodüksiyona kendi yetenekleriyle katıldı.
Ama onun kızınız olduğunu bilmiyorduk.
Ne bilip ne bilmemeniz gerektiği sizin bileceğiniz iş.
Ve ne yazıp yazmayacağınıza biz karar veremeyiz.
Peki...
Röportajın geleceği yer burası mı?
Kızınızla çalışmak nasıl bir şey?
İki Oscar sahibi bir adamla konuşuyorsunuz.
"Çöl" hakkında konuşacak mıyız? Yoksa bu bir dedikodu dergisi mi?
Teşekkür ederim.
Önemli olmasaydı Israr etmezdim.
Distribütör aramaya devam ediyor. Artık ne diyeceğimi bilmiyorum...
Bana "Sirocco" nun sesli yorumunu göndermeni istiyorum.
Merhaba, sanırım seni görebiliyorum. Bu mümkün mü?
Evet, doğrudan önüne bak. El salladığımı görebiliyor musun?
Evet, yani görebildim.
Merhaba,
Peki, nasıl gidiyor?
İyi, iyi. Yoruldum ama iyiyim.
Normal. Bu, çekime başladığın ilk hafta.
Yarın oyuncularla akşam yemeği yiyeceğim.
Gelmek ister misin?
Yarın mı?
Evet.
Bol kahkahalı.
Geçen hafta harika vakit geçirdik ve takım ruhunun oluşmasına yardımcı oluyor.
Ne düşünüyorsun?
Genellikle perişan bir halde oluyorum..
Tamam yarın konuşuruz Sette görüşürüz.
- İyi uykular. - Yarın görüşürüz.
ABD sizi destekliyor değil mi? İşte bu kadar.
- Kimsenin çıkarı yok. - Çıkarı yok mu?
Hayır Bilal, aksi halde Sahra çoktan bağımsız olurdu.
Bir düşün, içinde fosfat var, gaz var, bir sürü doğal kaynak...
Aç kaldığında elbette herkesin bir fikri vardır.
Çözüm, benim kadar aç olan komşularımı,
işgal etmek olamaz.
Bu biraz demagoji çünkü,
güya aç değillerdi.
Şimdi nasıl, Raul?
- Acıma ölçeği. - O da neyin nesi?
Fas'lılara üzülüyorsunuz ama zavallı,
Sahralılara daha da üzülüyorsunuz.
Ve yapmamalısınız.
Çünkü yeniden silaha onlar sarıldılar.
Çünkü çaresizler.
Yani yarın dünyanın yarısı savaşa mı girmeli?
Fas ile Sahra arasındaki ilişkinin,
adil olduğunu mu düşünüyorsun?
Sence Sahralıların durumu İspanyol'larla iken daha mı iyiydi?
Bilmiyorum, belki de kendi başlarına daha iyi durumdalardı.
Kendi başlarına ve akan su olmadan mı?
Bilmiyorum belki.
Onlara sordun mu?
Sahralı bir aktör seçmeliydin.
Bir tane istedim ama sen geldin. Ve seçmeler harika,
geçti, oldukça çekicisin ve peruk sana çok yakışıyor.
Bu cinsel çekicilik.
Hey Esteban, sana bir,
soru sormak isterim.
- Kişisel. - Devam et.
Neden Sahra?
Demek istediğim, bir film neyle ilgili olursa,
olsun yönetmen için her zaman kişisel bir tema vardır.
Bilmiyorum, bazen filmi yaptıktan sonra temayı buluyorsun.
Ama Cumhuriyet döneminde arka planda kalan dört,
berbat İspanyol'un çok kişisel olduğunu düşünmüyorum.
- Ve Sahralı bir çoban. - Ve aynı zamanda Sahralı bir çoban.
Eğer bir film yapmak zorunda kalsaydın, teması ne olurdu?
- Tam olarak biliyorum. - Ne?
Alçakgönüllülüğün, önemi üzerine olurdu.
Senin alçakgönüllüğün.
- Peki sen? - Ben de.
Elbette alçakgönüllülük hakkında.
Peki sen?
Bunu düşünmem gerekirdi.
Ne kadar zor olduğuna dair...
sadece yaşamanın.
Seni ne ilgilendiriyor?
- Hayır. - Evet.
Hayır, hayır.
Onun arkadaşı, ama söylemeyeceğine yemin ediyor.
Onunla uzun zamandır konuşmadım. Onlara söyleyebilirsin.
Bence durum sandığımızdan daha kötü.
Bu doğru.
Duyduğuma göre yakasına yapışıp, burnunu kanatmışsın.
Doğru, bu kadar basit.
Böyle mi oldu?
Onu yakaladın ve bang!
Öyle miydi?
Bana söylenen buydu.
Bunu sana kim söyledi? Kaynağın kim?
Bu doğru değil mi?
Doğru değil, beni yakaladı.
İlk önce o beni yakaladı.
Ve sonra ne,
olduysa oldu.
Anlatmıştım zaten, kahretsin!
Çekime devam ettin mi?
Elbette, daha dört haftamız vardı.
Yüzü tamamen şişmişti, Fil Adam'a benziyordu.
Saatlerce süren makyaj, birbirimizle hiç konuşmadık.
Yönetmen yardımcısı Laurette, birbirimizle,
konuşmadığımız için bize çok yardımcı oldu.
Arabulucuydu. Ona şunu derdim; Aktöre söyle,
lütfen repliğini söyleyip çekimden çıksın.
O da bana;
Hayır, oyuncu repliği söylemeyeceğini ve gitmeyeceğini söylüyor.
İşte böyleydi. Bir ego savaşıydı.
- Ama film bitti. - Kesinlikle öyleymiş.
Ama film muhteşem.
Ve adam harika.
- Değil mi? - Evet, evet.
Laurette'e teşekkürler...
Bundan sonra benimle konuşmayı bıraktı. Sebebini bilmiyorum.
Şu ya da bu sebeple...
O zamanlar iyi bir durumda değildim.
Ama kafa atmak...
Fransa'nın en büyük aktörüne.
Ama şunu anlamalıyız ki bu adam çok kabaydı,
herkese çok kötü davrandı, özellikle de asistanına,
Sete çok geç geliyordu, bazen de sarhoş oluyordu,
bir gün beni ceketimden yakaladı ve bağırmaya başladı,
bağırırken suratım tükürük içinde kaldı ve onu ittim.
Bana inanıyor musun?
Evet elbette.
Emilia'nın gelip bize birkaç hikaye daha anlatmaması çok yazık.
Onun nesi var?
- Çekime odaklanmış durumda. - Kız harika, değil mi?
- Çalışkan, iyi bir oyuncu. - Evet, çok iyi.
- Vera... onun soyadı mı? - Annesinin soyadı.
Kahve ister misin? Affedersiniz!
Merhaba, ben Esteban Martínez. Yazar ve yönetmen,
ve yakında ilk filmimin vizyona girmesinden bu yana 30 yıl geçeceğinden,
BluRay sürümü için,
sesli yorum yapmam istendi.
Filmin çok başarılı olmadığı doğru.
Bu yüzden ikinci bir şansa sahip olduğu için çok mutluyum.
İşte buradayım; bu görüntülerle ve bu yolculukta size,
eşlik ederken, mümkün olduğunca nostaljiye kapılmamaya,
çalışarak zihnimi geçmişe,
döndürmeye gayret ediyorum.
İki şişe maden suyu alabilir miyim lütfen?
Kalmış mı diye bakacağım.
- ...ve adı ; Gustavo. - Hayır!
Gustavo ile görüşüyorduk ve bir ay sonra,
paranın kaybolduğunu fark ettim.
Bir gün test yapmaya karar verdim ve 50 euroyu koridorda bıraktım.
Ertesi sabah kalktık,
50 euro orada değildi. Bu Gustavo'nun işi dedim.
Arkadaşlarım konuşmam gerektiğini, durumun ciddi olduğunu söylediler.
Onu doğru olmayabilecek bir şeyle
suçlamaktan endişeleniyordum.
Ben de ona Gustavo, özür dilerim dedim.
Yanlış anlama, ama para kaybolmaya devam ediyor.
"Ah, gerçekten üzgünüm."
"Bu birlikte olduğum tüm kızlarda başıma geliyor."
"Her zaman aynı şey."
"Ben bir uyurgezerim."
Uyurgezer ve kleptoman dedim, seni orospu çocuğu.
Ben de, sahte Monopol parası çıkarmaya karar verdim.
O gece uyuyordum, ve duydum ki... BANG!
Seni ürküttüm.
Gerçekten endişelendim,
birinin evime girdiğini sandım.
Kalktım, çırılçıplak, ama umurumda değildi.
Evin içinde koşmaya başladım.
Ve Gustavo'yu gördüm. Etrafa bir şeyler savuruyordu.
Gustavo dedim, neler oluyor?
Onu uyandırdın mı?
Hayır. Sonra dedim ki; Gustavo, Gustavo.
Ve sonra adam...
Ben de dedim ki, Gustavo, hadi yatağa geri dönelim.
Daha sonra onu yatağına doğru yönlendirmeye başladım.
Diyor ki, nereye gidiyoruz?
Sakinleşmezsen, buradan giderim.
Yatağa geri döndük ve uykuya daldık.
Ertesi sabah dedim ki; bütün bunlar neyle ilgiliydi?
O da dedi ki; Uykuda yürürken,
hiçbir şey hatırlamıyorum ama,
bana Monopoly parası,
bıraktıysan sahte olduğunu anlamış olmalıyım.
Merhaba anne, nasılsın?
Ben iyiyim. Affet beni, üzgünüm.
Cevap vermemin çok uzun sürdüğünü biliyorum.
Çekime odaklanmıştım,
ve telefonumu görmezden geliyorum.
Mutluyum,
sevdiğim şeyleri çektiğim için mutluyum.
Bu bana gerçekten iyi geliyor,
çalışmak ve burada olmak.
Esteban'la her şey yolunda.
Merak etme, biz gayet iyiyiz.
Tuhaf, çok farklı görünüyor ama iyiyiz.
O kendi işini yapıyor, ben de benimkini.
Ama onu çalışırken görmek ilginç.
Ve hepsinden önemlisi insanlarla nasıl etkileşime girdiğini görmek.
Bu biraz tuhaf, ama iyiyim.
Annem akşam yemeğine gelsin diyor.
Peki, hemen geliyorum.
- Tamam, kes. - Kestik.
Malena, tavrın biraz yumuşak...
Biraz daha erken kalk.
- Birazcık, tamam mı? - Tamam.
Hadi bakalım.
Raul, seni biraz pencerede görebilir miyim?
Odağı ayarlıyoruz ve bittiğinde,
çekime hazır olacağız.
- Mükemmel. - Teşekkür ederim Malena.
Hadi bakalım...
Burada durabilir miyim?
Sessizlik lütfen.
Çekiyoruz.
- Selam. - Merhaba.
Motor.
Ses kaydı.
Öğle yemeği aynı saatte mi?
71.1. Üç al.
Net atın.
Kadraj?
Evet, 14.00 Veya 14.15
Aksiyon!
Annem akşam yemeğine gelsin diyor.
Peki, hemen geliyorum.
Tamam, kestik.
Raul...
Kızına baktığında, buradan gerçekten çıkıp gitmen,
kaçman gerektiğini hissetmeni istiyorum.
Nefes alamıyormuşsun gibi.
Bir saniye ver.
Nedir?
Nasılsın?
Yemek yiyor, dinleniyor musun?
Geri döndük!
Evet.
- Burada bir şey mi var? - Hiçbir şey.
Bu hafta sonu,
ne yapıyorsun?
Bilmiyorum.
Ekipten biri öğle yemeği yapıyor,
ama ne yapacağımı bilmiyorum.
Ailem geliyor.
Ve eğer hepimiz birbirimizi tanıyabilirsek çok sevinirim.
Basit bir şey, kahve içmek için buluşuyoruz.
Alice seninle tanışmayı çok ister. Ben de bunu çok isterim.
Sana haber verebilir miyim?
Evet elbette.
"Sana haber verebilir miyim?" derken ne yaptın öyle?
- Evet, bu... - Bu mu?
- Evet, evet. - Ne ki bu?
Filmde buna benzer şeyler yapmanı istiyorum.
Dönem filmlerinde her şeyin ne kadar kasıntı olduğundan konuşmuştuk.
İnsanlar çok katı ve yapmacık....
- Evet, bu doğru. - Bir nevi...
"Sayın Yargıç! Belediye başkanı geldi!"
Ne yapıyorum ya? Bu çok saçma.
Bunları yapıyorlar göğüslerini şişiriyorlar ve
her şey çok yapmacık görünüyor.
"Belediye başkanı geldi!"
Yapmanı istemediğim şey bu.
Tamam, anladım.
Ve bunun gibi jestler daha organik, daha doğal görünüyor.
"Sayın Yargıç" olayını yapma.
Mükemmel.
Hafta sonu müsait olduğunda bana haber ver.
Teşekkür ederim.
- Her şey yolunda mı? - Evet, teşekkürler.
Sesini aç lütfen.
Ne harika bir parça.
ESTEBAN MARTINEZ "ÇÖL" HAKKINDA KONUŞUYOR
"KIZIM EMILIA BAŞARISI SAYESİNDE FİLMDE YER ALIYOR"
Yaptığı şey...
Nasıl koyacağımı bilmiyorum.
Gerçekten sikini sallıyor.
Bizi duyabiliyor musun?
Önemli değil.
Her şey yolunda, Emilia.
- İstersen bize katılabilirsin. - Bir dakika içinde orada olacağız.
Senden ne haber? Ne zaman anladın?
Tam zamanı hatırlamıyorum.
Belki onun Oscar kazandığını gördüğünde?
Bu kesinlikle yardımcı oldu ama o zaman değildi.
- Oyunculuğu seviyor musun? - Evet.
- Neden? - Bilmiyorum.
Bundan pek keyif alıyormuş gibi görünmüyorsun.
Öyle mi?
Bilmiyorum.
Hayır.
- Bu seni rahatsız mı etti? - Hiç de bile.
Hayır, idol olarak görmüyorum,
sadece yaşayan en iyi yönetmen olduğunu düşünüyorum.
Bir başyapıt var, "Sirocco".
İlk beş film çünkü, "Kiracı" harika.
En iyi filmi "Sirocco".
Geçen gün izlemediğini söylemiştin.
Bana göre "Sirocco" en iyisi değil. Üzgünüm.
Ama özel olmadığını söyleyemezsin; çünkü onu o şekilde çekti,
ve babanla diğerleri onu öyle yaşadılar.
Biraz çılgınca vakit geçiriyorlardı.
"Biraz çılgın" mı dedin?
Senden biraz daha mı, yoksa biraz daha az mı vahşi?
Tamam, Emilia. Biraz kendilerini beğenmişlerdi.
Maradona, hayatı boyunca insanlar ona Tanrı olduğunu söylemişlerdi.
Bir süre sonra buna inanıyorsun.
Ve diğer her şey affediliyor.
Malena, Maradona pek çok insanı kazıkladı.
Emilia, Emilia,
demek istediğim şu ki baban, hem insan olarak,
hem de bir film,
yapımcısı olarak, zamanla sakinleşti.
Bu doğru.
Onun itibarı beni biraz korkutmuştu... ama sorun değil.
- Daha ne istiyorsun? - Baban bir efsane.
Ama hepimiz biliyoruz ki önceden kafayı bulup, kavga ediyordu.
Bir filmde görüntü yönetmeniyle kavga etmiş.
- Nereden biliyorsun? - İnternette var.
Hadi ya!
Herkes biliyor sadece internette değil.
Kalpten söylüyorum, baban bir efsane.
"Sirocco" da üçünün dans ettiği sahne muhteşem.
Peki ya o aktris? Ona aşık oldum.
O kız ve diğerleri de,
profesyonel oyuncu değillermiş.
Sigara içmeye çıkıyorum.
Soğuk değil mi?
Her şey yolunda mı?
Bahsettikleri "Sirocco" aktrisini tanıyor musun?
Evet.
- O benim annem. - Tabi, kesin.
Yemin ederim.
Gerçekten mi?
Bak.
Bak.
Üçümüz. Bu benim.
Yani o bir aktris mi?
Artık değil.
Benimle yalnız kalınca bıraktı,
sonra memurluk sınavlarına girdi.
Annem muhteşemdir.
Bu "Sirocco" nun çekimleri sırasında.
Harika.
Hayatının en önemli çekimi olduğunu söylediğini okumuştum.
Mantıklı.
Belki onun için. Annem çok kötü zamanlar
geçirdi, babam herkesi çılgına çevirdi.
Kısa süre sonra ayrıldılar ve ortadan kayboldu.
Ne demek istiyorsun?
Ortadan kayboldu.. Onu bir daha hiç görmedim.
Aslında onunla resmi olarak dokuz yaşımdayken tanıştım.
Ve sanırım ilk defa onunla,
bu kadar zaman geçiriyorum.
Portakalı da ye lütfen.
Bir kadeh kırmızı şarap alabilir miyim lütfen?
Bir saniye canım.
- Merhaba. - Merhaba.
Nasılsınız?
Emilia, Alice.
- Tanıştığıma memnun oldum. - Ben de öyle.
Bu Al.
Ve Paul.
Hiç sana benzemiyorlar.
Ben daha çok benziyorum.
- Evet mi, hayır mı? - Evet.
- Bunu biliyor muydun? - Neyi?
Bu limon benim favorimdi.
Peki...
İyi mi Paul?
"Paul", "Pablo" değil mi? Pablo, çekim yapmam lazım!
- Önemli değil. - Ne yapıyordun?
Bir şeyler içiyordum. Neden?
Emilia yürüyelim mi?
Evet elbette.
Mutlu olmalısın.
Bir nevii..
Neden öyle?
Sinemadan daha önemli şeyler var.
Filmler her şeyi düzeltiyor gibi davranamazsın. Değil mi?
Bir şey söylediler mi?
Hayır.
Eminim sen de aynı durumda olsan benzer şeyler yapardın.
Ama babamdan nefret ederdim.
Kahretsin! Alarmım çalmadı.
Endişelenme, henüz başlamadılar.
Biliyorum ama daha önce hiç olmamıştı.
Endişelenme, ciddiyim. Pablo, işte burada..
Emilia yolda.
- Bana bir kahve getirir misin? - Şekerli sade mi?
Emilia geliyor.
Üzgünüm.
Sorun değil. Hala hazırlık yapıyorlar.
Günaydın, uyuyakalmışsın! Hafta sonu partiye mi gittin?
Neden diyorsun?
- Metnin üzerinden mi geçiyorsun? - Sonraki sahne için endişelenme.
- Masayı bu şekilde mi bırakacağız? - Evet, temiz bırakın.
Özür dilerim, Pablo.
Takma kafana. Bir şeye ihtiyacın var mı?
Kostüme, paltomu almasını söyler misin lütfen?
Hayır, ver onlara vereyim.
- Asimetrik görünecek. - Buraya koy lütfen.
Böyle. Çok daha iyi.
Pablo, sahneye nasıl giriyorum?
Mutfaktasın ve Miguel sana işaret veriyor.
Harika, teşekkürler.
- N'aber? - Merhaba.
Dün futbol maçını izlemeye gittim ama kimse gelmedi.
Yalan, neredeydin söyle.
Sizin memleketin dansını yapıyordu; adı neydi onun?
- Txlaparta. - Hayır, Aurrescu.
Merhaba Emilia.
Nico'nun gönderdiği e-posta:
Bazı odalardaki gürültüyle ilgili şikayetler aldık.
Lütfen bunun bir aile oteli olduğunu ve saat 23:00'ten,
sonra dikkatli olmamız gerektiğini unutmayın.
Hafta sonları egzersiz yapmayı, metinleri gözden geçirmeyi,
Pedro gibi okumayı seviyorum.
Odamda sessizce takılıyorum.
Tüm gün ilgi odağı olmak yorucu olmalı.
Yani yorucu.
Yapalım mı?
Çekime hazır!
Sesimi ısıtıyorum.
Çok yorgun değilsen,
bugünkü ham görüntüleri göstermek istiyorum.
Lütfen, bu sahne çok hassas. Hepimiz sessiz kalalım.
- Nasılsın? - İyi.
Pek fazla prova yapmadık. Ama... metinle aranız iyi mi?
Sizinle bazı şeyleri denemek isterim.
Basit bir şeyle başlayacağız.
Salek için kendisinin ve ailesinin,
hayatı bu aileyi ikna etmeye bağlıdır.
Bernardo ve Gabriela'nın da doğru mu, yalan mı söylediğini çözmesi lazım.
Gerçek olmasını istiyorlar ama emin değiller.
Bununla başlayacağız.
Sandalyenizi biraz geriye çekin.
- Haydi millet. - Hadi bakalım.
Tamam, çekiyoruz!
Gerekli olması halinde rötuş yaparız.
Sessizlik.
Sessizlik lütfen.
Kahve biraz sıcak, tamam mı?
Lütfen kadrajı boşaltalım. Çekiyoruz.
Motor.
Motor dedim.
sahne 41 e 1
Netle..
Kadraj?
Kadraj
Ve... aksiyon.
Peki beğendin mi?
- Çok hoşuma gitti. - Harika!
Bence güzel çekim. Gerçekten iyi görünüyorsun.
Ses olmadan görmek komik.
Ritmi görmeye yardımcı olur, kamera hareketi...
ve oyuncuların yaptıklarını da.
Bu durumda
sana bir şey oluyor ve,
bunun ne olduğunu tam olarak bilmiyorum,
ama sanırım bunun nedeni, senin yani Emilia'nın başına,
başka şeylerin gelmemiş olması.
Anlıyor musun?
O anda nasıldın? Ne hissediyordun?
Sakindim, rahattım, Rahatlamıştım.
Sakin, rahat, konforlu.
Orada.
Sanırım kamera ne kadar yakınsa, maskeyi o kadar çıkarmak,
gerektiğini söyleyen Liv Ullmann'dı.
Hepimizin maskeleri var, profesyonel olanlar, duygusal olanlar, her türden.
Senin durumunda; yardımsever meslektaş,
kendine güvensiz oyuncu,
kesin o hırçın kadın,
ve öfkeli kız evlat,
aklıma geliyor.
Ve... önemli olan şu ki, bunların hiçbiri,
orada olmamalı;
çünkü o zaman karakter,
hiçbir müdahale olmadan ortaya çıkar.
- Anlıyor musun? - Evet.
Kişinin benliği karakteri bloke eder.
Anladım. Gerçi bunu yapabileceğimden emin değilim!
Bu zaman, tecrübe ve sabır meselesidir.
Bazen diğerlerinden daha iyi oluyor...
ama önemli olan şu ki,
kendinden emin, rahatlamış ve
ihtiyacın olan her konuda sana yardım,
etmek için burada olduğumu biliyor olmalısın Emilia.
Tuvalete gitmeme izin vererek, yardım eder misin?
Doğal olarak!
Teşekkür ederim.
Özür dilemek istedim.
Geçen gün durumun bu kadar belli olduğunu fark etmemiştim;
ayrıca söylememem gereken şeyler söylediğimi de biliyorum.
Şey... Gitsem iyi olur.
Geç oldu.
Dinle.
Burnumu sokmak istemem ama
geçen gün kordon boyunda gördüklerimden yola çıkarak...
Beni endişelendirdi.
Bana babamı kafamdan atmak için,
içtiğim zamanları hatırlattı.
Yine söylüyorum, Hayatın hakkında hiçbir şey bilmiyorum...
Sık sık yaptığın bir şey mi bilmiyorum.
Öğle yemeğimizde bir şişe şarap içtiiğini hatırlıyorum.
Düzenli olarak yaptığın bir şey mi bilmiyorum.
Sana söylemek istediğim tek şey içki içmenin berbat bir şey olduğu.
İnan bana.
Çok eğlenceli gibi görünüyor ama sonuçta,
sadece kendine zarar veriyorsun ve
etrafındaki insanları mahvediyorsun.
Benim tavsiyem içkiyi bırakmandır.
- Teşekkür ederim. - Rica ederim.
- İyi geceler. - İyi geceler.
Az önce olanlardan hoşlanmadım.
Buraya çalışmaya, filminde oyuncu olmaya geldim;
kızın olmaya değil.
Benimle bir daha kişisel şeyler hakkında konuşmanı istemiyorum.
Bizi karşılaştırmanı da istemiyorum,
çünkü şüphesiz daha az içebilirim ama..
Ben insanlara vurup hayatlarını sikip atmıyorum.
Yarın görüşürüz.
Şimdi son rötuşları yapıyoruz.
Sabah erkenden balık tut.
Kahvaltıda uskumru.
Lezzetli!
Uskumrunun kılçığını çıkardılar ama, dikkat edin.
Çocuklar. Sessizlik lütfen.
Hadi bakalım ekip..
Yönetmen geliyor.
- Çekelim mi? - Evet.
Teşekkür ederim.
Haydi hareket millet. Çekiyoruz.
Yemekleri servis edin lütfen.
Herkes yerine lütfen!
Sessizlik.
Motor.
Ses kaydediliyor.
- 67'ye 2 - Netliyorum!
Kadraj?
Kadraj.
Ve... aksiyon!
Balıkçılık, bölgenin cazibe noktalarından biri.
Aslında. Carla bazen bize katılmayı seviyor, değil mi Carla?
Çocuklarım erken kalkmaktan nefret ediyor. İmkansız.
- Bir şey söyleyemez misin? - Kesmek!
Bir çekim daha yapıyoruz!
Pepa, kamera titriyordu. Neden?
Evet, bakıyorum
Cesar, yemek yemiyorsun.
Yiyordum.
Seni izliyorum ve yemek yemiyorsun.
- Yiyordum. - Yemiyordun.
- Esteban, yiyordum - Yemek yemiyordun.
Gerçekten ye. Çiğne. Tamam mı?
Gerçekten her şeyi görebiliyorsunuz.
Yani aksiyon dediğimde, herkes yapması gerekeni yapıyor.
Bir çekim daha yapıyoruz.
Esteban.
Fransızca iyi mi?
Fransızca iyi ama istersen İspanyolca'ya geç.
Hayır, öyle düşünmüyorum.
Tamam millet, hadi bakalım.
Motor!
- Motor! - Kayıttayız.
Kadrajı boşaltın lütfen.
Ve... aksiyon!
Siktir! Kes, kes, kes!
Kamera yine sarsıldı Pepa.
Evet, kontrol ediyorum.
Jacob, tekrar ayarla. Çalışmıyor.
- Üzgünüm. - O kadar da zor değil.
- Ne? - Sen söyle.
- Yiyordum. - Tam değil.
- Gerçekten yiyordum, Esteban. - Monitörde göstereyim mi?
Gerçekten yiyelim lütfen. Çiğneyelim.
Sizler nasılsınız? Merhaba Carla.
- Pablo, iyi misin? - Evet.
- Çocuklar konusunda yardım et. - Tamam.
Hadi lütfen.
- Çenemi kapatsam iyi olur, yoksa... - Buna değmez.
Hadi hazırlanalım lütfen.
Ses kaydediliyor.
67'ye 2
- Netliyor. - Kadraj?
- Kadraj. - Ve... aksiyon!
Balıkçılık, bölgenin cazibe noktalarından biridir.
Aslında. Carla bazen bize katılmayı seviyor, değil mi Carla?
Çocuklarım erken kalkmaktan nefret ediyor. İmkansız.
- Bir şey söyleyemez misin? - Kestik.
Sikmişim böyle işi!
Jacob, kamerayı ben mi çalıştırayım?
Bu kadar zemin gösterme lütfen.
- Cesar. - Yemek yemediğimi mi söylüyorsun?
Sanki gerçekten istiyormuşsun gibi değil.
Kimse bunu sabah dokuzda yiyemez.
Saygısızlık yapmayın arkadaşlar.
Yemek zorundasın.
Sabah dokuzda, onda ve onbirde.
Sen profesyonel oyuncu değil misin?
Evet elbette. Hadi bakalım.
- Biraz rötuş yapalım... - Dokunma, Pablo.
- Rötuş yok mu? - Rötuş yok, Pablo. Evet.
Hadi bakalım millet.
Motor.
Bütün tabağı boğazıma sokacağım.
Ve... aksiyon!
Balıkçılık bölgenin cazibe merkezlerinden biridir.
Aslında.
Carla bazen bize katılmayı seviyor, değil mi...
Kes!
Üzgünüm.
Çocuklar...
Özür dilerim Esteban. Artık iyiyim. Hazırım.
Hadi çekelim.
Hadi çekelim ekip lütfen.
Haydi millet, çekiyoruz!
Arkadaşlar, odaklanalım.
Hadi çekelim.
- Çocuklar, her şey yolunda mı? - Evet, sorun yok.
Beni güldürme lütfen.
Ses kaydediliyor.
- 67'ye 2 - Netliyor.
Kadraj?
Vay vay, uskumru.
Ve... aksiyon!
Balıkçılık bölgenin cazibe merkezlerinden biridir.
Carla...
Beyler, kesin şunu.
Kestik mi?
Şu boom'u çekin.
Neden çekimi bıraktın?
Sana durmanı söylemedim. Devam et lütfen.
İstediğiniz zaman hepimiz,
gülmeyi bırakıp, sahneyi çekeriz;
ama sadece istediğinizde.
Orada sizin yüzünüzden güneşte kavrulan,
meslektaşlarınız için endişelenmeyin.
Bütün ekibimiz bizi bekliyor.
Siz sözde profesyonellersiniz.
Hala çekiyoruz, değil mi?
Bu mudur?
Raul, işin bitti mi?
Şimdi.
Hayır mı?
Şimdi mi? Tamam.
Yemin ederim, gülen ilk kişiyi,
o lanet olası duvara fırlatacağım.
Şimdi kesebiliriz.
Bizimle güzel konuşabilirsin değil mi?
Affedersin?
Bu kadar şiddet içeren konuşmana gerek yok.
- Bu seni ilgilendirmez. - Bu benim işim.
Hadi çekelim, Pablo.
Pekala, yeni çekim.
Tamam ekip, hazırlanın lütfen.
Sorun değil, üzgünüm.
- Carla, iyi misin? - Evet.
- Durmamızı ister misin? - Hayır.
Emin misin?
Tamam ekip, hadi. Çekiyoruz.
Motor.
67'ye 2
Kadraj?
Ve...
aksiyon!
Balıkçılık bölgenin cazibe merkezlerinden biridir.
Aslında. Carla bazen bize katılmayı seviyor, değil mi Carla?
Çocuklarım erken kalkmaktan nefret ediyor. İmkansız.
Üzgünüm.
Siktirin lan!
Benim çekimimi nasıl kesebilirsin?
- Haklısın, özür dilerim. - Kesecek olan benim!
Bizi tedirgin ediyorsun!
Sadece yapman gerekeni yap!
Belki bugün tek bir çekim yapabilirim! Bir!
Bu arada, çekimdesin, fazla ye.
- Ahh yemek yemiyor muyum. - Hayır, sadece bir kez yedin.
Bu nedir?
Hangi cehennemde olduğunu sanıyorsun? Okul bahçesi mi?
Bu ciddi bir çekim, Emilia.
Buraya çalışmaya geliyorsun.
Üzgünüm.
Karakterini oynayacak mısın?
- İşini yapacak mısın? - Evet.
Profesyonel gibi davranacak mısın?
- Evet. - Evet? Bakalım öyle mi?
Hadi çekelim!
- Esteban, çocuk...? - Çocuğu çıkar.
- Çıkarmak mı? - Sahneden dışarı.
- Dışarı mı? - Onu sahneden çıkar Pablo.
- Pepa nerede? - Dışarıda.
İçeri gönder lütfen.
Pepa, içeri gelebilir misin lütfen?
Gelmiyor.
Dışarıda kaldığını söylüyor.
Pablo!
Benimle geliyor musun?
Sandalyeyi ve tabakları alın lütfen.
Ne yapıyoruz?
Herşeyi uzaklaştır, çocuk dışarıda.
Ne yapacağız Pablo?
Affedersin...
Emilia, Cesar, yerlerinizi değiştirin.
Buraya geçiyorsun, ikisinin arasına.
Pablo, hadi!
Çocuğun bardağı.
Jacob, kamera için uygun olup olmadığını söyle bana.
Mükemmel.
Tamam, hadi. Çekiyoruz!
Hadi bakalım.
Raquel, zamanı değil. Lütfen. Bir çekim daha yapıyoruz.
Haydi, motor.
- Motor mu? - Motor.
Kayıt.
- 67'ye 2 - Netliyor.
Kadraj?
Ve... aksiyon!
Bir şey söyleyemez misin?
Kesmeyin!
- Emilia... - Ne?
Gerçekten ye lütfen. Seni gerçekten yemek yerken görmek istiyorum.
Üç metre geriden.
Jacob, lütfen üç metre geriye.
Raul, "Carla bize katılmayı,
seviyor"dan Sandalyeden değil, teşekkürler.
Çekiyoruz.
Ve... aksiyon!
Lütfen doğru dürüst yemek ye, Emilia.
Beni buna inandır.
Böyle.
Emilia, kendimi tekrarlatma Gerçekten ye.
- Bana bir dakika verir misin lütfen? - Yemek ye! Yemek ye!
Öyle değil. Senin istediğin gibi.
Buna inanmıyorum.
Ne yapmamı istiyorsun?
Kaşığı düzgün tut.
- Böyle mi? - Hayır!
Güveci kaşıkla.
Ağzına koy.
Çiğne. Yut.
Güzel. Devam et. Sahneye devam edin lütfen.
Bir şey söyleyemez misin?
Şimdi değil.
Boom, Tanrı aşkına!
Konsantre ol! Kahretsin!
Baştan!
- Devam edebilir misin? - Evet, evet.
- Devam edebilir mi diyorum. - Devam edebilirim, evet.
Baştan.
- Elbette devam edebilirim. - Baştan.
Tabii ki baştan
Kesmeden baştan.
- Biraz rötuş yapalım. - Rötuş yok!
Parlaklığı var.
Önemli değil böyle yap Emilia.
İşte bu.
Hadi çekelim lütfen bu çekimi hemen yapmalıyım.
Bunu al.
Hala çekimdeyiz.
İşte bu, teşekkür ederim.
Devam et.
Kaşığı düzgün tut.
Hayır, öyle değil. Yetişkin bir kadın gibi tut onu.
Çocuk gibi değil. Böyle.
O, genç bir bayan Madrid yüksek sosyetesi.
O senin gibi işçi sınıfı kızı değil.
Kaşığı bırak.
Tamam, tekrar.
Kaşığı al.
Ağzına koy. Çiğne.
Çiğne. Yut..
Replik..
Çekime devam edin lütfen.
Replik, Tim!
Bir şey söylemeyecek misin?
Bernardo, lütfen.
Şimdi değil.
Pepa burada mı?
Yan oda.
Ah, özür dilerim, teşekkürler.
- Merhaba. - Merhaba.
Bir dakika konuşabilir miyiz lütfen?
Yarım saat sonra hepimiz aşağıda buluşuyoruz.
Biliyorum. Ondan önce yalnız sohbet etmek istedim.
Sadece bir dakika sürecek eğer sorun yoksa lütfen.
Bir dakika.
Peki.
- İçeri gel. - Teşekkür ederim.
- Kapatayım mı? - Hayır, açık bırak.
Bizi biraz yalnız bırakabilir misin?
Emin misin?
Peki, zaten kararını verdin mi yoksa bir şey söyleyebilir miyim?
Ama istersen konuşabiliriz. Sakıncası yoksa, ben başlayayım.
Ah, peki.
Üzgünüm Gerçekten üzgünüm, Esteban.
Kimsenin veremeyeceği bir şans verdin bana.
Çok şey öğrendim.
Ve bunun berbat olduğunu biliyorum.
Ama bu yüzden bekleyip haftayı bitirerek sana,
birini bulman için zaman vermek istedim.
Hafta sonu kimseyi bulamayacağız ve bunu sen de biliyorsun.
Çok çabuk bulursunuz.
Bak, özür dilediğin için gerçekten minnettarım.
İkimiz de aynı yerden geliyoruz.
Geçen gün pek de iyi bir gün değildi.
- Tamamen berbattı. - Evet.
Tamamen berbat...
Evet, en iyi günüm değildi.
Olanlardan dolayı hiçbir şekilde gurur duymuyorum,
bunu kabul ediyorum ama bu, gitmen için bir neden değil.
- Neresinden bakarsan bak. - Bilmiyorum.
Belki başka türlü bir çekime alışkınımdır.
Başka ne tür çekim var Pepa?
Çekimler her yerde böyle. Benim ve herhangi birinin.
Kolay günler var, eğlenceli günler, boktan günler, zor günler...
Zor bir gün değildi.
Bir daha asla görmek istemediğim bir şeydi, anlıyor musun?
Anlıyorum ve bir daha olmayacak.
- Peki... - Hayır, bu doğru, inan bana.
Bu bana bağlı, değil mi? Bir daha olmayacak.
Sen nasıl dersen.
Bir saat önce, çekimlerin,
bitimine üç hafta kala kamera ekibinle,
birlikte ayrılacağın haberiyle uyandım.
Bu aynı zamanda diğerlerinin ne düşündüğünü merak ettirdi.
Çekimi yarıda bırakıp gitmeyi doğru buluyorlar mı?
Evet. Eğer kalırsak, bunu kabul etmiş oluruz.
"Bu" nedir"? "Bu" ile ne demek istiyorsun?
Burada gördüğüm tek şey, profesyonellik,
ve saygı eksikliği;
bana karşı değil, tüm ekibe karşı daha,
önce hiç görmediğim türden.
İzin veremeyeceğim bir şey bu, Pepa.
-İzin veremeyeceğin mi? -Hayır
Bunu aşağıda konuşacağız, tamam mı?
-Neden şimdi konuşamıyoruz? -Çünkü benim,
odamdasın ve,
diğerlerinin önünde tartışmak isterim.
Bunu gerçekten dikkatlice düşündün mü?
Çünkü kafamı toparlayamıyorum.
Birinin sana hayır demesini anlayamazsın.
Beni yapayalnız ve çaresiz bırakıyorsun.
- Üzgün olduğumu söylüyorum. - Tamam, başka ne var?
Tabi bu benim için kolay değil.
Kolay olsaydı gerçekten önemli olurdu.
Peki, bu kolay değil.
Ve şimdi lütfen odamı terk et.
Elbette, ama bana hayır demediğinin, 70 kişiyi,
yarı yolda bıraktığının farkındasın, değil mi?
-Farkındayım. -Farkındasın.
Tamam
Ve sonuçlarını kabul ediyorum.
Odamdan çık lütfen.
Nedir?
Nakai, evet.
Nakai'nin Avrupa'daki menajeri, Pepa'nınkiyle aynı.
- Ve? - Gelmeyecek.
Neden olmasın ki, Nico?
Bunu istediğinden şüpheliyim.
Neden öyle? Onu aradın mı?
Burada bir faydan dokunmuyor. Üzgünüm.
Doğrudan kendisine soralım. Numarası sende var mı?
- Hayır. - Tamam.
- Nasıl alabiliriz? - Hallederim.
Marina'ya ver lütfen.
Marina, onu ara lütfen.
Mümkün olan en kısa sürede gelmesini söyle.
Neden böyle davranıyorsun?
Özel bir tavır takınmıyorum. Sadece düşündüğümü söylüyorum.
- Havaalanına mı? - Evet.
- Seni bir yere bırakabilir miyim? - Hayır, kalıyorum.
Tamam, teşekkürler.
- Merhaba. Günaydın.
- Merhaba. - Nasılsın?
Pek çok kişi hâlâ kayıp, değil mi?
Sanmıyorum.
Sanırım başka kimse gelmeyecek.
Neyse günaydın.
Gördüğünüz gibi, varını yoğunu ortaya koyan bu harika ikili,
Nico ve Andrea ile muhteşem Marina Cellier sayesinde,
sonunda sadece iki gün durmak zorunda kaldık.
Teşekkür ederim.
Yani, tekrar harekete geçtik, tekrar film çekeceğiz,
ve bunu bir devle James Nakai'yle birlikte yapacağız.
Bunu zaten bildiğinizi düşünüyorum.
O muhteşem bir,
görüntü yönetmeni, bir dahi.
Üstelik gerçek bir profesyonel.
Bu yüzden onunla çalışmak zevkli ve kolay olacak.
Merhaba.
Buraya, öne oturabilirsin.
Şunu diyordum... Tamam.
Şunu söylüyordum ki ; Nakai harika bir adam;
filme %100 destek veriyor,
ve yanında harika fikirler de getirecek.
Ama benim için önemli olan, bu görüşmeyle,
çabalarınız ve her şeyden önemlisi filme olan bağlılığınız için
size daha kişisel,
bir şekilde teşekkür etmekti.
Sınava tabi tutuldunuz, kolay değildi,
bu yüzden hepinize çok teşekkür ederim.
Ve... Başka bir şey var mı?
Biralar akşam 7'de.
Biralar akşam 7'de. Bu doğru.
Nakai ve ekibi için bira ve atıştırmalıklar ayarladık.
Sizden, uğrayıp bir selam vermenizi rica edecektim;
böylece yarın tüm tanışma faslını,
halletmiş olarak çekimlere başlayabiliriz, tamam mı?
Sorusu olan var mı?
Söylemek istediğiniz ya da bilmek istediğiniz bir şey var mı?
Tamam, zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.
Sonra görüşürüz.
Yüzbaşınızla konuşun.
Fransızlar, sizin gibiler, acımayacaklar.
Yüzbaşınızla konuşun.
Fransızlar, sizin gibiler, acımayacaklar.
Yüzbaşınızla konuşun.
Fransızlar, sizin gibiler, acımayacaklar.
Yüzbaşınızla konuşun.
Fransızlar, sizin gibiler, acımayacaklar.
Bu jest hoşuma gitti.
Bu jest filmlerde doğal görünüyor.
Gündelik bir şey,
oyuncuların daha az yapmacık görünmesine neden oluyor.
Ne yapıyorum?
Gülünç biriyim.
Bu yüzden film yönetiyorum.
Az önce yaptığın jest.
Tekrar yapsana.
Bir bakayım.
Şu hareketi göreyim.
Bu jest hoşuma gitti.
Tekrar yapsana. Tekrar yap.
Bunu seviyorum çünkü filmlerde,
oyuncuların organik olması gerekiyor.
Bu küçük hareketler onları daha az,
yapmacık gösteriyor.
Onunla yeni bir projeye başlıyorum.
Okumadım ama bir adam kaçırma olayıyla ilgili.
Kahretsin, o dizi için seçmelere katılmıştım.
Katıldın mı? Oluyor mu?
Henüz duymadım.
- Kahretsin, Raul, umarım alırsın. - Ben de.
Harika olurdu.
- Marta, ya sen? - Evleniyorum.
Mayısta!
Pandemi sırasında evlendim şimdi de kutluyorum.
Gösterişli bir kutlama mı?
Kırsalda bir şenlik, köy bayramı gibi.
Bando takımını severim.
- Beni davet et. - Gelmek ister misin tatlım?
Günaydın, nasılsınız?
Günaydın.
İyi uyudun mu?
Uyuyamadım. Çok gürültü vardı, Ne olduğunu bilmiyorum.
Bazı İngilizler, havuz başında kavga ediyorlardı.
Kahretsin. Bu durumu açıklıyor.
Her şey nasıl gidiyor?
Rüzgar esiyor, hava bulutlu ve güneşli olacak.
- O halde beklememiz gerekecek. - Aynen, biraz sabır.
- Nasılsın? - İyi.
- Güne hazır mısın? - Her şey hazır.
- Bu önemli. - Çok.
- Teslimiyetin mi? - Ta kendisi.
Bunu nasıl görüyorsun?
O sahneyi seviyorum.
- Soru var mı? - Hayır.
Beklerken ihtiyacınız olan her şey için,
prodüksiyon burada.
Su, herhangi bir şey. Tamam mı?
- Evet, teşekkürler. - Hayır, sabrınız için, ben teşekkür
ederim her zaman.
Peki, gideceğim bir şeye ihtiyacınız olursa söylemeniz yeterli.
Devam edelim mi?
Bir şey...
Geçen gün zordu, biliyorum. Ancak...
yaptığınız iş...
ama yaptığınız iş muhteşemdi.
Aynen böyle devam.
Orada görüşürüz, hoşça kalın.
Bu sahne...
Bu sahne muhtemelen insanların
filmden en çok hatırladığı sahnedir.
Ve gerçek şu ki, çekim yapmak gerçekten zordu.
Çok zor bir sahneydi.
Ekip çok zor anlar yaşadı.
Başta aktörler.
O odada tam iki gün geçirdik ve,
sonunda hepimiz yarı deli olduk.
Bu görüntülerin filmlerde sonsuza dek
nasıl kaydedildiğine, ama her şeyden
önemlisi deneyimlerin nasıl da varlığını koruduğuna hâlâ hayret,
ediyorum...çekimler sırasında yaşadığımız o deneyimlerin.
O ânın üzerimizde nasıl bir iz bıraktığına.
Aynı zamanda insanlarda sonsuza kadar nasıl kalır.
Bu ne anlama geliyor?
Üçüncüsü.
İçeri girebilir miyim?
Evet elbette.
Bekleyebilir miyim diyorum yani, orada imkansız,
ama seni rahatsız etmek istemiyorum.
- Hayır, hayır. - Emin misin?
Baştakini oynat lütfen.
- Üçüncüsü değil mi? - Evet.
Esteban, kusura bakma.
Hava değişmeyecek sanırım belki daha da kötüleşebilir.
Yarım saat bekleyip sonra çekeriz.
Bu rüzgarla mı?
Evet.
Diyaloğu kaldırabilirim
ve rüzgarla çekeriz.
Yarım saat bekleyeceğiz ama sonra çekeceğiz.
- Ekibi bir araya getireyim. - Teşekkürler.
Diyaloğu kaldırmak doğru mu?
Evet, elbette. Nasıl düşünüyorsan.
Nasılsın?
İyiyim.
Her şeyi yoluna koyduğum ve yeniden çekim yapmaya,
başladığım için memnunum.
Senden ne haber?
İyiyim.
Neredeyse bitirdin.
İki gün daha.
Ayrılmak için sabırsızlanıyorsun, değil mi?
Dürüst olmak gerekirse evet.
Eve dönmeyi sabırsızlıkla bekliyorum ve...
ve annemi görmeyi de.
Elbette.
- Bir parça sandviç ister misin? - Hayır, teşekkürler.
- Esteban, kusura bakma. - Biraz ister misin?
Hayır, teşekkürler, hemen döneceğim.
Tamam.
Onun...
Peki.
Çok lezzetli. Peçete de var.
Teşekkürler.
Geçen gün, sahilde çekim,
yaparken Cesar'a aklıma takılan bir şey söyledin.
Neydi?
Her şeyi hatırladığını söylemiştin.
Maalesef öyle.
Yani...
tüm bunların benim için ne anlama geldiğinin,
farkında mısın?
tüm bu acının?
Şey var...
Bilmediğin birçok şey var.
Senin hakkında bilmediğim, birbirimiz,
hakkında bilmediğimiz şeyler var.
Örneğin,
o zamanlar,
sen çocukken.
Benim için çok zor bir dönemdi,
çok zordu, gerçekten berbattı.
Çok zor.
Ve kaçınılmaz olarak büyüdün; aadece tek bir tarafı
dinleyip anlamanı kabul ediyorum.
Hayır, lütfen bunu yapma.
Sana cevap verebilmek için açıklamak zorundayım.
Evet...
ama sen hep aynı şeyi yapıyorsun ve artık ilgilenmiyorum.
Cevabımla ilgilenmiyor musun?
Baba, ilgileniyorum.
Bana cevap ver.
Hiçbir anlatı ya da hikaye olmadan, sadece...
bana cevap ver lütfen.
Hayatımda olmayışının benim için ne anlama,
geldiğinin farkında mısın?
Evet farkındayım.
Sana verdiğim zararın farkındayım.
Ve bu bana çok ağır geliyor.
Türkçe altyazı ; ufukbaba
İzleyelim mi?
Bu en iyi çekim, değil mi?
Başından itibaren müzikle oynatabilir misin?
- Tamam. - Lütfen.
Kestik!
İyi oldu mu?
Sakin olun!
Kes, kes, kes.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.