Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Günaydın bayanlar ve baylar, Kaptanınız konuşuyor.
Rio de Janerio’ya yaklaşıyoruz.
Şehirde hava sıcaklığı 25 derece ve güzel bir gün yaşanıyor.
Rio de Janerio’ya hoş geldiniz.
Hayatım, şuna bak.
James? James?
Uyan!
Yardım edin! Yardım edin!
James, James, yardım edin...
Sayın yolcularımız, aranızda bir doktor var mı?
Yardım edebilir miyim?
- İyi mi? - İyi misin?
Uyan, tatlım.
Hiç kimse bilmeyecek.
Tanrı bilecek.
Kestik. Teşekkürler arkadaşlar, bir sonraki sahneye geçiyoruz.
Tamamdır arkadaşlar, yeni sahne, rahip ormanda geçen rüyasından uyanır.
- Nasıldı? - Eksik.
Sanırım mikrofona ihtiyacı var.
Portekizce biliyorum.
Portekizce konuşmuyordu bile!
Neden bir tercüman istemedin?
Yanlış anlama, işi sevmediğimden söylemiyorum.
O zaman aşk hakkında konuşabiliriz.
Özel olarak.
Çok da özel değil.
Aşk nedir Felicia?
Bilmem.
Sanırım, sanırım, aşk güzel bir şey.
Yürüyüşe çıkmak ister misin?
Sen çık.
Belki sorunun cevabını bulursun.
#Hatırlasan iyi olur...
#...boş bir bardağın havayla dolu olduğunu...
#...hatırlasan iyi olur...
#...karanlık havanın...
Günaydın Batista, seni pislik.
Günaydın Bayan Nobody.
Yapma tamam mı? Yapma.
Pislik.
Cehenneme kadar yolun var. Senin hakkın cehennem.
Annene bak. Beni ıslatmak mı istiyorsun?
Hiç durma. Sırılsıklamım zaten.
#Hatırlasan iyi olur, boş bardağın...
Hayır, bugün sadece parasını öderseniz alabilirsiniz hanımefendi.
Ödemek mi? Cesedimi çiğnemen gerekir önce, bu ne münasebet.
Bu münasebet bedava değil.
Lütfen atışmayalım, ne gerek var.
Merhaba Bayan Nobody.
Benim de canım istedi.
- Lütfen buyurun. - Zevkle.
Fondip!
Peki ya sandviçim nerede?
Akşam 6'dan sonra tekrar gelin.
Anlaştık.
Çocuk bütün gece ağladı. Ve annesinin tek umursadığı kira parasını kazanmak.
Sen bir kahramansın.
Seni görmek o kadar güzel ki!
Bana biraz bozukluk verir misin? Banyo yapmalıyım.
Pis bir suyla ıslatıldım.
Bir iki Real yeter, geri ödeyeceğim.
Bir sadaka ver, hadi lütfen.
Pardon bayan! Orada diş fırçalamak yasak.
Günaydın Memur Bey. Su çok güzel, tazeleyici.
Lütfen çıkın. Ciddiyim, yoksa sizi içeri alırım.
Lütfen. İnsanları taciz etmek, göz altına almak mı Memur Bey?
Hiç sağlıklı değil.
Başka ne olabilirim?
Bir pilot! Bir günlük vardiyalar arasında üç günlük dinlenme dönemleri.
Hayat kısa. Keyfini çıkarın Memur Bey. Ya da ölün.
Kim şehri suçtan koruyacak peki? Sen mi?
Kesinlikle polis değil. Orada, şehir merkezinde, o beyaz yakalı adamlar.
Onlardan başlamalısınız. Kremanın en üst tabakasından.
Hayhay, sizinle birlikte tabii hanımefendi. Diş fırçalamak yasak.
- Kimseye zarar vermedim. - Ayrıl buradan!
- Lütfen. Yapmayın! - Rahat bırak onu!
Seni pislik.
Durun! Durun! Durun!
Durun! Durun!
Acınası kahpe!
İyi bir banyo yapma zamanın gelmiş evladım.
Anneanne. Anneanne?
Benim, Leandro.
Hayır!
Annem ve babam öldüğünü söylediler Anneanne.
Senin ailen için ben öldüm.
Bak, bak. Şuna bak...
Gündüzden beri seni takip ediyorum. Neden sokaklarda uyuyorsun?
Alıştım artık.
Alıştın mı? Anneanne, bir evin vardı, bir yatağın.
Sen bir öğretmendin, ben anlamıyorum.
Ve anlamak zorunda değilsin. Sokaklarda yaşamak istiyorum.
Bu kadar basit.
Ne olmuş yani? Ne var bunda?
Hiç. Sadece tüm bunlar kafamı çok karıştırıyor.
Kafa karıştıracak bir şey yok. Benimle gel.
Gel hadi. Seni davet ediyorum.
Hayır, hayır. Sen benimle gel Anneanne.
Bugün benim için sona erdi. Sen benimle geliyorsun.
Hayır. Benim duş almam lazım evladım.
Çeşmede mi?
Ne demişler... ''Eğer kirliyse temizle''.
Şu an aynı annem gibi konuştun.
Beni annenle kıyaslama Tanrı aşkına.
Neden?
Eminim ki annen, aynı senin gibi, hayatın...
...her şeyin olduğundan daha karmaşık olduğunu düşünüyor.
Bu kadar. Hayat basittir. Gizem yok. Hem de hiç.
- Bu söylediklerin mantıksız. - Neden?
Elektrik, su, telefon, internet faturalarını ödüyorsun.
Çöp vergisi! Ev vergisi!
Ben hiçbir şey ödemiyorum. Çöp. Çöpe para ödüyorum.
Sokakları seviyorum. Sokaklar benim evim.
- Bizim evimizi hatırlıyor musun? - Tabii ki hatırlıyorum.
İkimizin koltukta sırnaştığı zamanları hatırlıyor musun?
- Hayır, ben yerde otururdum. - Lütfen.
O koltuktan nefret ederdim! Koltukları hiç sevmedim.
Anneanne...
Evde yaşamayı sevmiyorum. Anneanneler...
...dedeler, anneler, babalar için düzenlenen doğum günleri.
Tanrı korusun. Yok, yok.
- Deli gibi konuştuğumu düşünme. - Şu andaki gibi mi?
Olay şu ki, bu şehrin insanlarını...
...sokaklarını seviyorum canım.
Ama biraz sapıyorsun konudan Anneanne.
Yaşam da öyle değil mi?
Duş alacak bir yerin bile yok!
Bu ne münasebet! Nereden çıkardın olmadığını, nereden?
#Şarap İpain'in yerine hükmeder...
Gel!
Gel buraya oğlum!
Gel buraya, saçmalama gel!
#Yarı dolu, yarı boş...
#Yarı hüzün, yarı neşe...
#...tüm gerçekliğin büyüsü, bizim yüce aşkımız.
#Tüm gerçek doğrunun büyüsü bizim yüce aşkımız.
#Hatırlasan iyi olur...
#...boş bir bardağın havayla dolu olduğunu.
Bugünün ne olduğunu biliyor musun kardeşim?
Beni terk etmesinin 3. yıldönümü. Acınası kahpe.
Hala ona aşığım...
Bak bu o.
Parfümünü sürdüm, fotoğrafının üzerine.
Burada. Ama aynı değil.
Nasıl yani?
Parfüm bir kandırmaca. Parfüm gerçek bir yalan.
Kahrolası!
Onu affetmeliydim.
Ne yaptığını sanıyorsun? İşte sigara içilir mi?
Bana bir bira getirmeni istedim sadece.
İnsanoğlunun sorunu ne biliyor musun James?
Hiç bir şey yapmak istemiyorlar, tembeller.
Seni seviyorum.
Sana biraz güneş iyi gelecek James. Hep gölgede duruyorsun.
Ama ben güneşten nefret ederim.
Dorothy!
- Sorun ne? - Düşünüyordum da...
Neden Mermaid plajına gitmiyoruz? Orayı çok seviyorsun.
Ama hiç gitmek istemiyorsun.
Fikrimi değiştirdim.
Neden? Hep orada denizin çok tehlikeli olduğunu söylüyorsun.
Bazen abartıyorum.
Hep abartıyorsun James.
Ben yaşlıyım Dorothy.
Yaşlı insanlar her zaman bir şeylerden korkarlar.
Seni seviyorum.
Ağaçların altında yatmak istemediğine emin misin? Gölgede?
Evet, eminim.
Güneşi sevmeye başlıyorum sanırım.
Bugün biraz garipsin James.
Aslında düşündüğünde hepimiz garibiz Dorothy.
Bana çikolatandan biraz verir misin?
Delirdin herhalde.
Sen şeker hastasısın. Benim dul kalmamı mı istiyorsun?
Bir gün bu fikre alışmaya başlayacaksın Dorothy.
Lütfen o kötümserliğine başlama James.
Neyin kötümserliğime iyi geleceğini biliyor musun?
Ne?
Bir sigara.
Aklını yitirdin sanırım.
Bu kadar sağlık sorunun varken sigara mı istiyorsun?
Dorothy...
...şans hakkında ne düşünüyorsun?
Bugün gerçekten bir garipsin James. Bana sorduğun tüm bu sorular...
Benim tüm varoluşsal sorularını yanıtlayabilecek...
...bir Aristoteles olduğumu mu düşünüyorsun?
Bu varoluşsal bir soru değil Dorothy.
Ve şans konusunda bir fikrin olması için...
...Aristoteles olmana gerek yok.
Her neyse, bilmiyorum.
Şansın iyi bir şey olduğuna inanıyorum, o kadar.
Evet, doğru. Şans çok iyi bir şey.
Ya sen? Sen ne düşünüyorsun?
Ne dememi istiyorsun?
Ben bir inşaatçıyım, şansa inanmam.
Ama bir mimar olarak...
...şansın tasarlanabileceğine inanırım.
Bu benim için çok karışık.
Bu şarkıya bayılıyorum.
- Neden dans etmiyorsun? - Hava çok sıcak.
Şuradaki adamların önünde dans etmeye mi utanıyorsun?
James...
...ben utangaçlık nedir bilmem.
Çok sıcak, ben yüzmeye gidiyorum.
- Dikkatli ol. - Endişelenme.
Seni seviyorum.
İmdat!
Hey!
Hey!
Hey!
James!
İmdat!
İmdat! İmdat!
James!
James! İmdat!
Ben de seni seviyorum.
Durun, çiçekler.
Affedersiniz.
Nasılsın?
Saçların beyazlamış.
Evet, zaman su gibi akıp geçiyor değil mi?
- Seni görmek güzel. - Evet.
- Senin kızın mı? - Evet, benim küçük bebeğim.
- Çok tatlı. - Hem de çok.
Bu da eşim.
Tanıştığımıza memnun oldum. Ben Felicia.
Felicia? Gerçekten mi?
Bu kızımızın ismi.
Öyle mi?
Evet.
Alo?
Célio, festivalde Jai Arnott'a rehberlik yapmak için görevlisin.
Onu havaalanından almalısın.
Oyuncu Jai Arnott mu?
Evet, O. Havaalanından al onu tamam mı?
Tamamdır. Merak etme.
Beğendin mi?
Evet, çok beğendim.
Boyu iyi, değil mi?
Çok iyi. Pahalı mı?
Biraz. Ama...
Bence değer.
Selam aşkım.
Selam ilham perim. Ne haber?
Evi beğendin mi?
Çok sevdim. Harika.
Sana bir fotoğrafını gönderiyorum, tamam mı?
Tamam, seni seviyorum.
Ben de seni.
Bay Arnott, benim adım Célio.
Çantanızı taşımama izin verin.
Brezilya'da bir çok hayranınız var...
...ve hepsi yeni filminiz için çok heyecanlı.
- Yolculuğunuz rahat geçti mi? - Evet.
17 saat boyunca kimseyle konuşmak zorunda kalmadım.
Portekizce biliyor musunuz?
Hayır.
Başka bir dil konuşuyor musunuz?
Ben biraz Almanca biliyorum.
Angela Merkel.
Rio etrafında bir tur atmak ister misiniz?
İsterseniz size güzel bir yer gösterebilirim.
1. hapis, 2. hapis...
Sohbet etmeye hiç halim yok.
Sadece duş almaya ihtiyacım var. Tamam mı?
Tabii efendim. Bu ışıklardan kurtulur kurtulmaz...
Bakın Justin Bieber. Hayır, bu Jai Arnott!
Neden kahrolası pencereleri açıyorsun?
Lütfen, lütfen benim için bir imza alın.
Eminim bu öküz kalem bile tutamıyordur.
Sadece bir imza! Lütfen!
Eğer beni sinirlendirmeye çalışıyorsan işe yarıyor. Sür şu arabayı!
Gidelim buradan.
Sür!
Ne yazıyor orada?
Rio-Rio'ya Hoş geldiniz, dünyanın en heyecan verici şehrine!
''Şoförünüz Célio, tüm ihtiyaçlarınızın çaresine bakar.''
Beş aylık bir basın turunun sonundayım dostum.
Tek ihtiyacım olan şey otel odama gitmek ve lanet olası...
- Dur! Dur dur dur dur, arabayı durdur. - Tamam tamam tamam...
Şuna bak.
Kesmeşeker.
Kesmeşeker Dağı.
- Bazıları onun için der ki... - Büyülü!
Biliyor musun, fikrimi değiştirdim. Görmek istediğim bir şey var.
Ama 90 dakikaya basın toplantısı başlayacak.
Evet, umurumda değil. Kontratımda bu yazıyor.
Götün teki olduğun da kontratında yazıyor mu?
Hadi gel.
Bay Arnott, lütfen, ben işimi gerçekten seviyorum.
Ve işin tam olarak ne Célio? Benim gibi götleri gezdirmek mi?
Bu işi gönüllü yapıyorum.
Aslında uyuşturucu satıyorum. Bir de çocuk ticareti yapıyorum.
Doyurmak zorunda olduğun insanlar var mı Célio? Eşin, çocukların? Bir kedin?
Hayır, yok.
Ve kedimden çok leziz bir kebap yaptım.
Evet, benim de yok. Tebrikler, yeni bir patronun var.
- Nasıl oraya çıkabiliriz? - Hemen şuradaki teleferikle. Şurada.
Kestirme yolu kullanalım.
- Nasıl yani? - Tırmanacağız.
Ne, ne demek istiyorsunuz? Tırmanmak mı? Oraya mı?
Evet.
Kahrolası, beyaz adam çıldırdı.
Evet Célio, çıldırdım.
Babam Lizbon'da doğmuş. Portekizce konuşamıyorum...
...ama anlıyorum.
Kahretsin!
Halatımı kontrol, et tamam mı?
- Selam dostum. - Üzgünüm.
O Avustralyalı.
Bunun gibi aptal şeyleri sık sık yapar mısınız Patron?
Sadece yalnızken.
Beni hayal kırıklığına uğratmayan tek adamla tanış.
Bir de artık Patron deme bana. Jai de.
Aşağı bakma. Bana bak.
Bana bir hikâye anlat.
Kesmeşekeri Dağı'nın ismi nereden geliyor ha? Söylesene.
Tamam.
Bir zamanlar yerliler sihirli bir ekmek pişirmiş.
- Sihirli mi? - Evet.
Köleler ellerinde bir somun ve şekerle gelmişler.
Köleler onları aptal imparatorun askerlerine yedirmişler.
Askerler o kadar şişmanlamış ki artık savaşamayacak hale gelmişler.
Sadece bir kadın günü kurtarabilirmiş.
Carmen Miranda!
O kadar yüksek sesle şarkı söylemiş ki...
...somunu Pele adında bir adamın ayağına düşürmüş.
Pele somunu Guanabara koyuna tekmelemiş...
...ve somun orada dev bir devekuşu yumurtasına can vermiş.
Sonra da sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. İnanıyor musun bunlara Jai?
Bir öküz kalem tutabilir mi?
- Aptal! - Evet.
Nasıl gidiyor? Sessiz kaldın, Cil.
Evet, üzgünüm. Kilisede ve cenazelerde...
...böyle oluyorum.
Kendine güvenmiyorsun.
Öyle bir zaman gelir ki güvenebileceğin tek insan...
Sen bu iş için fazla iyisin. Kovuldun.
Canın cehenneme!
#Tüm konuşmalarımızda...
#...ilişkiler veya başka şeyler hakkında...
#...paylaştığımız sırlarda...
#...çok ortak noktamız var.
#Ne zaman söyleyeceğimi bilmediğim...
# Korkuyorum. Çok korkuyorum.
#Sana söylemeliyim. Seni seviyorum.
# Seni kazanmak ya da kaybetmek için vazgeçmemek için...
#...sana söylemeliyim, seni çok seviyorum.
Sihirli Kesmeşekeri.
Sanırım sana âşık oldum.
#Sana söylemeliyim, seni seviyorum.
#Seni kazanmak veya kaybetmek için.
Devam et... Hayır...
Kazanamayacaksın...
Ben sadece duruyorum.
Dayanamayacağım.
Evet! Kazandım!
Kazanmana izin verdim.
Dışarısı çok güzel.
Evet.
- Benim için dikkatli ol. - Oluyorum.
- Oluyor-dun. - Her zaman.
- Dediklerine inanma. - Hayır, asla.
Nasıl görünüyorum?
Ufacık.
- Ufacık mı? - Evet.
O ne demek oluyor?
- Ne, ne, ne yapıyorsun? - Bilmiyorum.
Hey, seni aldattı ve şimdi tekrar ona mı gidiyorsun?
- Sen kendi işine bak. - Neden? Söyle bana neden?
- Kendi işine bak dedim. - Neden, seks güzel olduğu için mi?
- Sen benim sahibim değilsin. - Sana hiçbir zaman sahip olmadım.
Ama seni seviyorum.
Biliyorum, biliyorum.
Biliyorum, ben de senin için çıldırıyorum.
Çıldırıyordum.
Berbat durumdayım. Ben...
Kim o, kim berbat durumda? Dünyanın çivisi çıkmış.
Biz de onun içindeyiz canım.
Ne demek o?
Benim için bir şey demek değil, sadece kelimeler...
Kelimeler mi?
Evet, asla kendimi ifade edemiyorum.
- Kelimeler taştandır. - Benim hiç şansım yoktu, tamam.
Hadi, hadi tüm kartları masaya koyalım. Bu suratın hiç şansı olmadı.
Bir kelime.
Ne olacağı umurumda değil...
Hadi bir içki içelim, olur mu?
Eski zamanların hatırına.
Ben kalp kırıklığını iyi bilirim.
Karımı kaybettim.
- Evet, ama hayattayken aldatıyordun onu. - Evet, evet, çok önemli.
Doğruyu söyle.
Kavgalarımız oldu.
Beni öldürmeye çalıştı.
- Ama onu sevmeyi asla bırakmadım. - Biliyordu.
Gerçek aşk. Saçma sapan bir kartpostal aşkı değil.
Bir kadın anlar.
Hiçbir anlamı yoktu. Sadece seksti.
Seks de bir şeydir.
Belki.
Ama asla ona söylemedim. Gizli tuttum.
Bir erkek gibi, içimde.
Ağlamadım, ''Hayatım, üzgünüm, çuvalladım''.
Tam bir pisliksin.
- Seni istiyorum sıska. - Bana öyle deme.
- Seni hala çok fena istiyorum. - Bana bir daha sıska deme seni pislik.
Sadece sesin bile beni çıldırtmaya yetiyor.
- Bu hiç iyi değil. - Ama öyle, iyi.
O çıkardığın sesler. Nereden geliyor?
Ne oldu?
Her şey ve hiçbir şey.
Eski güzel günler.
#Daha fazla aşk olmadığında...
#...hatıraları kalır.
#Birkaç küçük yemin, kalıcı mürekkeple yazılmış...
#...ceketin üstünde saç telleri.
#Daha fazla aşk olmadığında...
#...birkaç şey arda kalır...
#...birkaç ortak koku, birkaç ortak sır...
#...büyük pembe evin içinden...
#Daha fazla aşk olmadığında...
#...geriye dehşet kalır...
#...bir hakaret seli, yalancı kan şahitliği...
#...rüzgârdaki kapılar ve aşığının korkusu.
Aramızda bir şey vardı. Ve sen bunu mahvettin.
- Nasıl görünüyorum? - Şey gibi.
Şu karşıdan karşıya geçmeye korkan küçük kız.
Sen beni tanımıyordun o zaman.
Tanımalıymışım.
#Daha fazla aşk olmadığında...
#...birkaç şey arda kalır...
#...birkaç ortak koku, birkaç ortak sır...
#...büyük pembe evin içinden...
#Daha fazla aşk olmadığında...
#...geriye dehşet kalır...
#...bir hakaret seli, yalancı kan şahitliği...
#...rüzgârdaki kapılar ve aşığının korkusu.
#Daha fazla okyanus manzarası yok...
#...aynı sıkıcı gelecek...
#...bu aşkın kışı...
#...sıradan, çok sıradan.
#Bir tek yanlış kelime...
#...bir taşlama saldırısı için...
#...bu aşkın kışı...
#...deniz kenarı, çok sıradan...
#...çok sıradan.
#Daha fazla aşk olmadığında...
#...geriye şefkat kalır...
#...ve bazen ucuz şarapla sarhoş oluruz...
#...daha da az âşık hissettiğimiz bir anı unutmak için...
#...birden her şey üstümüze gelir.
#Daha fazla aşk olmadığında geriye iki rehine kalır...
#...neredeyse bir kafeste iki aslan, başka sahillerin hayalinde...
#...başka sahiller.
#Daha fazla okyanus manzarası yok...
#...aynı doğrusal gelecek...
#...bu aşkın kışı...
#...sıradan, çok sıradan.
#Bir tek yanlış kelime...
#...bir taşlama saldırısı için...
#...bu aşkın kışı, deniz kenarı...
#...çok sıradan, çok sıradan.
#Daha fazla aşk olmadığında...
Dünyayı iyileştir.
Dünyayı iyileştir.
- Dünya. - Dünya.
Leandro.
Gerçek. Dünya.
Gerr... düny...
Gerçek. Gerçek.
Hadi. Yeryüzü.
Yeryüzü.
- Yapmak. - Yatmak.
Hayır. Yap-mak.
- Yapmak. - Yarmak.
Yap!
Yap...
Yapmak.
Ben, ben, beceremiyorum.
Tabii ki yapabilirsin Leandro.
- İstediğin her şeyi yapabilirsin. - Hayır yapamam.
Profesyonel boks maçı. Teksas mı? Şaka yapıyor olmalısın.
Tek kollu boksörlerle yapılan bir profesyonel boks maçı yok.
80.000$'a ihtiyacım var.
80.000$ mı ''Texas''?
Herkesin 80.000$'a ihtiyacı var, ben dâhil.
Maria'nın ameliyatı için.
Doktor tekrar yürüyebileceğini söylüyor.
Bunu alkollü araba sürmeden önce düşünmeliydin.
Şimdi uğraşacak olan sensin. Bu senin sorumluluğun.
Bak, sana nasıl bir şeyler bulabileceğimi biliyorum.
Neden bahsediyorsun William? Bu gerzekçe bir şaka mı?
Şaka falan değil dostum. Bu benim boksörüm.
Sen Joao Frayjo ''Texas'' mısın?
Evet, benim.
Gardını indirme, lanet olası.
500 Real?
Senin 80,000'e ihtiyacın yok mu?
Bu sadece başlangıç, şampiyon. Bir yerden başlamalı.
''Texas''. Beyaz bir adam seninle konuşmak istiyor. Gel.
İyi dövüştü.
Otur.
Beyaz adamın sana bir teklifi var. Ciddi bir teklif.
Anladığım kadarıyla karının ameliyat olması gerekiyor.
Karının ameliyat olması gerektiğini biliyor.
Seni dövüşmeye davet ediyorum.
Ve eğer kazanırsan, ameliyat ücretini ben vereceğim.
Diyor ki...
Tedavisini de.
İkiniz dövüşeceksiniz, eğer kazanırsan...
...karının ameliyat ve tedavi masraflarını ödeyecek.
Eğer ben kazanırsam...
...ameliyat ve tedavisini yine ödeyeceğim.
Kaybedersen, yine ameliyat ve tedavisini ödeyecekmiş.
Kafam karıştı. Hayır hayır, daha bitirmedim.
Karım birkaç yıl önce öldü.
Karısı bir süre önce ölmüş.
Hamileydi. Oğlum ''Hijo''yu doğururken ikisi de öldü.
Hamileymiş ve doğum sırasında hem kadın hem çocuk ölmüş.
Karını dergide gördüm...
...ve benim karıma çok benziyor.
Karının dergideki fotoğraflarını görmüş.
Ve onun karısına çok benziyormuş.
İsimleri de aynı: Maria.
Yani. Kazanırsam, her şeyi öderim.
Ve Maria benimle yaşamaya başlar.
Ve ne yapmamız ve kaç kere yapmamız gerekiyorsa yaparız.
Çocuğu doğurur. Sana geri döner.
Çocuk benimle kalır.
Tedavisi için gerekli her şeyi ödeyecek.
İyileştiğinde onu evine götürecek.
Ve o hamile kalana kadar seks yapacaklar.
Çocuk doğduğunda karın sana geri dönecek.
Ama çocuk adamla kalacak, anladın mı?
Hey! Sakin ol... Sakin ol...
Bu bir teklif.
Ciddi bir teklif.
Karınla konuş tamam mı? Biraz üstüne düşün.
Seni öldüreceğim. Seni öldüreceğim.
Çocuklar dinleyin.
Şuradaki tatlı çocuğu görüyor musunuz?
Benim hizmetlerimden yararlandı ama ödeme yapmadı. Bir hırsız!
Beni ısırdın fahişe. Çıldırdın mı?
Hayır. Ama hemen parayı çıkmazsan çıldırabilirim. Hemen şimdi.
Bırak beni.
Merhaba anne. Hiç gol oldu mu?
Brezilya pasaportlarının kara borsada çok yüksek fiyata...
...gittiğini biliyor muydun?
Gerçekten mi? Neden?
Çünkü sadece burada tüm renkleri bulabilirsin.
Beyaz, siyah, sütlü çikolata...
Batılı, yerli, daha bir sürü.
Brezilya'da tüm renklerden insanlar yaşıyor, anladın değil mi?
Anlıyorsunuz değil mi çocuklar?
Tabii ki anladık! Hepimiz Portekizce biliyoruz.
Portekizce biliyoruz değil mi çocuklar?
Tamam.
Söyle bana... Neden komşu ülkelerinizin nüfusu çoğunlukla beyazlardan oluşuyor?
Çünkü geçmişte beyazlar diğer ırkları kırıp geçirdi.
Ama Brezilya'da değil.
Neden aptalca hikâyelerini bırakıp...
Bugün Isabel'i görüyorsun?
Ona benden selam söyle.
Ve ona bunu hazırladığımı.
Isabel, oh Isabel...
O bir melek, senin gibi adamlarla yatan bir melek.
Hem de bedavaya.
Utanmaz pislik!
Fernando... Fernando!
A.B.D. vizemi aldım. New York'a gidiyorum.
Sen mi? İngilizce bile bilmiyorsun.
- Ben fahişe değilim, lanet olası! - Ne?
Gel Fernando.
Çok susadım.
O lanet kanına susadım.
Çok susadım! Lanet olası kan...
Çok susadım, senin lanet kanın...
Arkadaşlar, dağılın!
Bugün beni terk etmesinin üçüncü yıldönümü.
Ve ona hala aşığım.
Fotoğrafa biraz parfüm sürdüm.
Ama aynı değil. Anlıyor musun?
Vücudundaki parfümü.
Çok özlüyorum...
...kokusunu, özellikle sabahları.
Çok güzel bir kadınmış.
Neden seni terk etti?
Çok karışık.
Başka erkekler, başka kadınlar.
Evet.
Bence belki de onu affetmelisin.
Ve o da seni affedebilir.
Belki de.
Hadi. Yukarıda tut.
Ben giderdim. Senin yerinde olsam giderdim.
Davet edilen ben olduğum için şanslıyız.
Herkes giderdi!
- Kimse iki kere düşünmezdi bile. - Anladım.
Hayatta bir kere karşına çıkacak bir fırsat bu.
Anladım dedim.
Daveti kabul etmek zorundasın. Gerisi kendiliğinden hallolur.
Gerisi derken?
Herkes sıraya girsin.
- Benimle gel. - İstedikleri sensin.
- O zaman benimle gel. - Tanrı aşkına!
Ben burada iyiyim.
Sana söylemediğim bir şey var.
Senin burada olmanın tek sebebi benim bunu istemem.
Ne oluyor? Devam edin!
Devam edin!
Sen olmasan da burada bir yerim olurdu.
Belki birkaç seviye aşağıda olurdu, ama olurdu yine.
Her zaman vardı.
Sensiz var olmanın nasıl olduğunu hatırlıyorum.
Ben âşık olduğumu hatırlıyorum.
Gözlerini kör edecek kadar mı?
Gözlerimi kör edecek kadar.
Senin keşfettiğin bir yerdeyim.
Benim gitmem gerektiğini keşfettiğin gibi.
Ben kalıyorum.
Ben gidiyorum.
O zaman beni de yanında götür.
Nereye?
Senin olan en son yere.
İlk tanıştığımızdaydı.
O zamandan beri oradayım.
Her şeye sıfırdan başlayacağımız yer orası.
Bu telefonu kullanamazsın. Çalışmıyor.
Telefonu kullanmak istiyorum.
Sadece iki dakikalığına, sadece...
Hayır! Kullanamazsın. Çalışmıyor!
Şöyle ki, benim telefonum...
Bu çalışmıyor. ''capu, capu...''
Yüce Tanrı aşkına! Lütfen gidip başka bir telefon kullanır mısın?
Bu bozuk diyorum.
- Nadine! - Tanrıya şükür, nereye kayboldun?
Bir otobüs dolusu turist benimle fotoğraf çekilmek istedi.
- Merhaba. - Merhaba küçük adam.
Bu manyak kadına gidip başka telefon bulmasını söyler misin lütfen!
Çünkü bu bozuk!
Bozuk.
Bunu sen mi yazdın?
Evet.
Durum şu ki beyefendi; ben çok önemli bir telefon bekliyorum.
- Gerçekten mi? - Gerçekten.
- Ne oldu? - O bir telefon bekliyormuş.
- Çok önemli bir telefon! - İsa'nın aramasını bekliyorum, tamam mı?
- Kim? - Asa mı?
- İsa mı diyor? - İsa'dan... İsa'dan...
İsa olan İsa mı?
Kurtarıcı olan?
Evet, İsa! Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına. Amen!
Ona bir sesli mesaj bıraktım ve beni geri aramasını söyledim.
İsa'nın numarasını nereden buldun?
Bunu ağabeyimin cebinden aldım.
Onlar yakın arkadaşlar. Ve bu sizi ilgilendirmez.
Anlaşılan ağabeyi ile İsa yakın arkadaşlarmış.
Onun gerçek İsa olduğunu nereden bilelim?
Bana inanmıyor musunuz?
Al. Ama kısa kes. Beni geri aramasını bekliyorum.
Bir telesekreter.
Cennete ulaşmak üzeresiniz, cennete.
İsa şu anda meşgul.
Eğer cennete ulaşmak için bir şeylere ihtiyacınız varsa...
...adınızı ve telefonunuzu bırakın.
İsa sizi geri arayacak.
Dileyin ve mükâfatını alın.
Teslimat bedava!
Tam anlamıyla ''ilahi'' bir İsa bu.
Şimdi bana inanıyor musunuz?
Elbette.
Ağabeyim oradan eve döndüğünde o kadar mutlu oluyor ki beni dövmüyor bile.
Ne kadar...
Ne kadar süre burada bekleyeceksin?
Sonsuza dek. Beni bekleyen bir ailem yok.
Ne diyor?
Sanırım ağabeyi onu dövüyor.
Ve onu bekleyen bir ailesi olmadığını söylüyor.
- Adın ne? - Joao.
Joao.
Tamam, dinle Joao. Senin bir fotoğrafını çekmek istiyorum.
- Ne dedin? - Bir fotoğraf çekmek istiyorum.
Boş ver. Sadece bir fotoğraf. Bu tarafa, güzel, güzel.
- Tamam, peynir deyin! - Peynir.
Çok güzel kadın ama biraz manyak. Siz evli misiniz?
Gerçek hayatta değil.
- Tamam. - Çok şükür.
Harika.
Tamam, Joao. Teşekkürler... ''Obrigada''
Çok teşekkürler, tamam.
- Teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler! - Obrigada. Güle güle.
- Salut. Hadi gidelim. - İyi şanslar, iyi şanslar.
İyi şanslar Joao. ''Hasta luego.''
Berbat turistler.
- Alo, İsa? - Joao?
Neden bu kadar geç aradın?
Affedersin. O kadar çok işim vardı ki.
Benim de! İki deli turistle uğraşıyordum.
- Bana bir iyilik yapar mısın? - Tabii.
Babanın imzaladığı bir futbol topu istiyorum.
Babam mı?
Evet, baban. Tanrı senin baban değil mi?
Sen Pele'nin oğlu Jesus Arantes do Nascimento değil misin?
- Pele? - Evet, Pele. Tanrı!
Pele'den bir futbol topu istiyor.
Rio hatları anonsu: peron değişikliği...
İsa, sen bana yakın bir yerde misin?
Tabii ki. Ben her yerdeyim.
Bana bu iyiliği yapacağına söz verir misin?
Deneyeceğim.
Denemek mi? Anneni telefona çağır lütfen.
Annem mi?
Evet, Meryem Ana.
Ha, annem. Bir saniye. ''Anneciğim!''.
''Evet oğlum.'' De.
Bir şey söyle!
Evet, oğlum.
Mesajlarımı almıyor musun? Senden istediğim hiçbir şey bana ulaşmadı.
En son bir köpek yavrusu için dua ettim...
...ve sen bana bir t-shirt gönderdin.
Biraz yavaş konuşabilir misin? ''Piano, piano.''
Şimdi anladım. İsa Portekizce konuşuyor, ama Meryem İngilizce.
O yüzden aşağıda işler bu kadar karışık.
- Ve Dünya delirmiş vaziyette. - Meryem Ana biraz hasta.
İsa, bana o topu vereceksin değil mi? Söz mü?
Merak etme!
Lütfen yap...
...ve yemin ediyorum bir daha seni asla rahatsız etmeyeceğim.
Endişelenme. Sana kişisel numaramı vereceğim.
Diğer numarayı artık arama. Bir kalemin olduğunu biliyorum.
Tabii ki, sen her şeyi biliyorsun.
Söyle, dinliyorum.
8... 0, 2...
0... 0... 2...
Çok fazla sayı var.
2.
Yazdım.
Tamam. Kendine iyi bak.
İsa, son bir şey daha.
Yukarıda biraz Portekizce dersi almanı öneriyorum.
Tamam oğlum.
Güle güle İsa.
Kimse senin Meryem Ana olduğuna inanmaz.
Selam Joni, nasıl...
Hayır, daha senaryoyu okumadım. Dinle.
Sana ilahi bir görev vereceğim.
Alo?
- Alo, İsa? - Joao?
Hayır, ben Pedro. Küçük bir iyilik isteyecektim.
Bir bisiklet istiyorum. Arkadaşım bir uzay gemisi istiyor...
Neye bakıyorsun?
- Orada tek başına ne yapıyorsun? - Uçurtma uçuruyordum ama kırıldı.
Bunu benim için tutar mısın?
Yiyebilirsin istersen.
Hayır, üzerinde tükürük var.
Al bakalım.
Sağ ol.
İyi eğlenceler.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.