Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
DİŞ HEKİMİ
Çeviri: nutuzar
Gözlüklerim nerede?
Başının üstünde.
Ha, evet, teşekkürler.
Gazete nerede?
Üstüne oturuyorsun.
Gosha ülkesi ve bir bebek daha.
Mary'ye söylemem gerekecek.
Şey...
Bu çok komikmiş.
50 pound ve ince ince doğra.
Bayan Uncle Buck, 50 pound ve ince ince doğrayın derken ne demek istiyorsunuz?
Ah, seni Arthur sandım.
Kim bu Arthur?
Evlenmeyi düşündüğüm adam.
Aman, bana bu konuda bir şey söyleme.
Ben senin babanım.
Gazeteden okurum ben.
Ne iş yapıyor?
Şey, o bir buzcu.
Buzcu mu?
Evet, üniversiteye gidiyor.
Cornell'li.
Red Grange da buzcuydu.
Bana sorarsan o hala buz satıcısı.
Buraya bırak ve çık dışarı.
Tamam.
Git.
Üzgünüm!
Madem o kadar akıllısın, bunu buzdolabına nasıl koyacaksın?
Kendim koyarım.
Bak, bunu sakın bir daha yapma.
Bana sakın ha!
Alooo.
Hayır, o burada değil.
A, merhaba, Frobisher.
Seni bekliyordum.
Seninle ilk atış yerinde buluşuruz.
Çabuk buraya gel.
Tamam, Charlie, tamam. Hemen geliyorum, bir saniye.
Buzu buzdolabına koydun mu?
Evet.
Nasıl yaptın?
Kolayca.
Golf sopam nerede?
Golf çantanda.
Evet, ama golf çantası nerede?
Az önce ayağın takıldı ya.
Evet, onu gördüm.
Şuna bak.
Şuna bak ya.
Bir tane daha var.
Bunlar yeter...
Bu sabah ilk randevum kiminle?
Bayan Pipitone ile saat 10.30'da.
Oo, 18 delik için tam zamanım var.
Şapkam nerede?
Sen hiç şapka takmazsın ki.
Aa, evet, doğru.
Buz nerede?
Buzdolabında.
Çok az bir parça kalmış.
Şimdi gidip biraz daha almam gerekecek.
Peki ama o buzcuyu buradan uzak tut.
Buzdolabı siparişi vereceğim.
Şey, bu benimkiydi.
Bütün gün onu arayamayız.
20 dakikadır dışarıdayız zaten.
Saat 10.30'da ofiste olmam gerekiyor.
Ben bir top daha atacağım.
Tamam, bir tane daha at.
Eğer ikinize de haksızlık olmayacaksa...
topun nerede olduğunu söyleyebilirim.
Nerede?
Şu yaprağın altında.
Teşekkürler.
Eğer ikimize de haksızlık olmayacaksa, biz 20 dakikadır topu arıyoruz.
Dört.
Bir dakika bekle, hala çimenlikteler.
Çekilsinler önümüzden.
Bu oyun sağlığın için gerçekten harika.
Bir sprinkler bağlantısında duran bir top, cezasız olarak...
deliğe daha yakın olmayacak şekilde konumlandırılabilir.
Şu dişleri de oradan çıkar.
Tam benim atış çizgimdeler.
İki.
Bunu yapamazsın.
Ne demek yapamam?
Kartı oku.
İki vuruş yaptın.
Geveleme, geveleme, geveleme.
Kısa ve hoş bir delik, öyle değil mi?
Evet, öyle.
Güzel bir vuruş.
Güzel bir vuruş.
Pekala, tamam.
Dört.
Dört.
Ne yapıyor onlar? Orada piknik mi yapıyorlar?
Şu ördeklere bak.
Orada durma.
Burada dur.
Şu ördekler yüzünden vuramıyorum.
Bir daha.
Atış yaparken arkamda durma.
Orada durmamı siz söylediniz efendim.
Nerede durmanı söylediğimi boş ver.
Ben nerede durmanı söylüyorsam orada duracaksın.
Bu çocuk salak.
Saatin kaç olduğundan haberi yok.
Sahi, saat kaç?
Bilmiyorum.
10.15
Kapa çeneni, olur mu?
Geride dur ve gözünü toptan ayırma.
Dur, bekle.
Bunu yapamazsın.
Ne demek bunu yapamam?
Ben istediğim her şeyi yaparım.
Al bu golf sahasını ve...
Merhaba, Joe.
Selam, Doktor.
Biraz golf oynamaya ne dersin?
Sopalarımı az önce fırlatıp attım.
Ne, yine mi?
Çok komik bir şey oldu.
İkinci vuruşumu yapıyorum.
Çimenliğin yakınında, yaşlı bir herifin kafasına topumla vurdum.
Tam bayrağa doğru gidiyordu.
Top, bir su kanalının içine geri yuvarlandı.
Topu aldım, omzumun üzerinden düşürdüm.
Deliğin içine doğru sekti.
İki vuruşta indirdim.
Şey, ee... Ne demek şey?
Aynı tartışmayı onlar da yaptı.
İki vuruşta indirdim.
Kartın arkasına bak.
Güzel bir giriş yaptıktan sonra tekrar yapmamı istediler.
Sabun nerede?
Elinde.
Ha?
Yarın nasıl olur, Doktor?
Saat kaçta?
Hayır, gelemeyeceğim.
Neden?
Ördek avına gideceğim.
O zaman ben gideyim.
Şey, oğlum, orada olmalıydın.
Şu ucu eğik sopayı aldım.
Bayrağa doğru düz bir atış yaptım.
Şu yaşlı herifin kafasına çarptı.
Top, bir su kanalının içine geri yuvarlandı.
O da neydi be?
Su kanalına düşüyor.
Topu alıp omzumun üzerinden sektiriyorum.
Ve deliğin içine giriyor.
Yarın ararım seni, Doktor.
Tamam.
Eh, hak ettiler.
Ensesinde sahanda yumurta pişirecek.
İçeri al.
Merhaba, nasılsınız?
Oturur musunuz?
Şuraya oturun lütfen.
Bacağımı acıtmayacaksınız, değil mi?
Doktorum bacağımın çok kötü durumda olduğunu söylüyor.
Senin doktorun kafayı yemiş.
Zaten ben doktorlara inanmam.
Şurada, caddenin aşağısında oturan bir doktor var.
Bir adamı dokuz yıl boyunca sarılık diye tedavi etmiş.
Sonra adamın Japon olduğunu anlamış.
Geçen gün küçük bir köpek beni ısırdı.
Doktor Kulikar.
Tam şuradan ısırdı.
Köpek mi ısırdı sizi?
Evet.
Küçük bir tazıydı.
Şu küçük köpeklerden.
Sessizce arkamdan yaklaştı ve tam şöyle ısırdı.
Ben de ona arkam dönük duruyordum.
İşte bu küçük köpek tam şuradan ısırdı beni.
Sizi ısıran köpeğin bir Newfoundland olmamasına şükredin.
Oturabilir misiniz?
Gaz kullanayım mı?
Şey, gaz veya ışıklar.
Karanlıkta etrafımda dolaşmanız beni tedirgin eder.
Şimdi acımayacak.
Sadece içeri bakmak istiyorum.
Acımayacak.
Hadi, hadi ama.
Hadi, hadi ama.
Bu sefer o kadar acımasız olmamaya çalışacağım.
Hadi, hadi ama.
Ah, doktor, bunu tekrar yapmanıza izin veremem.
Ona burada olmadığımı söyle.
Ama doktor, saat üç için randevusu var.
Saat dört için randevusu olsa bile umurumda değil.
Darjeeling'deyken, ah, oralarda kaplanlar vardı.
Ona burada olmadığımı söyle.
Merhaba, nasılsınız?
Sizi bekliyorduk.
Dışarı çıkıp bu kişilerden birine dışarıda olduğumu söylemeni söylediğimde...
dışarı çık ve dışarıda olduğumu söyle.
Bu akbabaların bana baskın yapmasına izin verme.
Onları görmek istemediğimde saklanırım.
Sen sadece laf olsun diye mi geldin?
Sizin yüzünüzü bir yerden çıkarıyor gibiyim?
Beni at yarışlarında görmüş olabilirsiniz.
Jokey mi?
Ne alaka?
Ağzınızı...
açabilir misiniz?
Hadi ama.
Bundan daha büyük bir ağzınız var sizin.
Oo, şahane.
Bana şu 404 numaralı yuvarlak testere ucu uzatır mısın?
Düşüyor, düşüyor, düşüyor, düşüyor.
Bu 404 numara konik miydi?
İşte tüm kuruşlar burada.
İşte buradayız.
İşte buradayız.
Bu acıtmadı, değil mi?
Sizi acıtmayacağını biliyordum.
Şu dolguyu verir misin lütfen?
Şunu şuraya koy.
Bir dakika rica edeceğim.
Arthur'un beni görmeye gelmesine izin vermedin...
o yüzden ben onu görmeye gideceğim.
Müsaadenizle millet.
İçeride kal.
Buna ne diyorsun?
Beklemek ister misin?
Doğru söylüyorsun.
Ağzını aç.
Bütün hatlar meşgul mü?
Kolay çıktı, değil mi?
Evet, öyle oldu.
Benim için sürpriz oldu.
Ağzını aç.
Affedersin.
Aç şu kapıyı.
Açamıyorum. Beni içeri kilitledin.
Anahtar nerede?
Cebinde.
Aşağıda insanlar var.
Hasta var mı?
Bayan Minky.
Ha, evet.
Bu dişinizi daha önce çektirmiş miydiniz?
Hayır.
Bu acıtmayacak.
Fazla değil.
Çek ayağını.
Çek şunu.
Çek şunu.
Ona gaz vereceğim.
Beni yerlerde süründüremeyeceksin.
Rahatla.
Bir şey içer miydin?
Ne o?
Su.
Hayır, teşekkür ederim.
Dur.
Dur.
Pekala, fazla uzun sürmeyecek.
O kadın güreşçi gitti mi?
Evet, gitti.
Çukurda mı duruyor?
Hayır, o sadece ufak tefek biri.
İçeri gönder.
Bu taraftan lütfen.
Merhaba, nasılsınız?
Moskova'da işler nasıl?
Çocuklara iki atış yaptın, ha?
Oturur musun?
Şu ağzı bulamıyorum.
Bana şu stetoskopu uzatır mısın?
'Aa' der misin lütfen?
Bir daha.
Az kalsın yakalıyordum.
Tekrar.
İşte burada.
Çok da güzel bir şey.
Şimdi bir bakayım?
Şu matkabı uzatır mısın?
Teşekkür ederim.
Şimdi ağzını aç.
Bu acıtamaz.
Tamam.
Gördün mü acıtmıyor.
Doktor, kızınız buzcuyla dışarı çıkıyor.
Saçmalama, onu odaya kilitledim.
Ama merdiveni kullanıyorlar.
Nereye gittiğini sanıyorsun?
İşte o.
Demek babamın kafasına vuran herif sensin.
Evet, bir itirazın mı var?
Bunu bir daha yaptığını görmek isterim.
Tekrar yapması gerekli mi?
Hayır, değil.
Baba, sahiden de bir buzdolabı almayacaksın değil mi?
50 pounda çabucak hallolur.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.