All language subtitles for İzle Sugar.S01E01.1080p.ATVP.WEB-DL.DUAL.DDP5.1.Atmos.H.264.mkv - VOE - Content Delivery Network (CDN) & Video Cloud

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

[TV'deki karakterler Japonca konuşur]

[diyafon çalar]

[1. kişi, Japonca] Efendim?

[2. kişi] Galiba binanın önünde para düşürdünüz.

Yanıldıysam özür dilerim.

Hayır, hayır, hayır, lütfen.

Tamam.

[iç çeker]

[ayak sesleri yaklaşır]

[kapı çalınır]

[iç çeker]

[kapı çalınır]

[İngilizce] Beyefendi. Evet, o benim.

[2. kişi] Ah, dilimi biliyorsun.

[güler] İşimin bir parçası.

Çok para. Kaybetmenizi istemem.

[güler] Evet, teşekkürler.

Sanıyorum size ödül vermem gerek.

Hayır, gerek yok.

Ama bir iyilik isteyeceğim.

Acaba bu çocuğu gördünüz mü?

Altı gündür kayıp. Adı Yuma.

[1. kişi] Onu daha önce görmedim.

[güler]

Bence doğru konuşmuyorsun Hideo.

[Hideo kekeler]

Bence korkunç bir hata yaptın.

Yuma'nın ailesine fidye mesajı yolladın.

Kobayashi'lere. Ama Bay Kobayashi, Yuma'nın babası değil.

Hayır.

Öyle sanıyor ama değil.

Yuma'nın babası… Öz babası,

Masaki Hashimoto adında biri ve Bay Hashimoto…

…Tokyo yakuza'sında bir patron.

Yani tek soru,

şimdi ne olacağı.

Sana bir şans vereceğim. Tek yapman gereken beni çocuğa götürmek.

Yuma'yı aldığım anda

babasını aramadan önce sana iki saat vereceğim.

O sürede havaalanına git, herhangi bir yere bilet al,

yabancı bir ülke olması yeterli.

- Japonya'da güvende olmayacaksın. - [homurdanır]

[ağlar, titreyerek nefes alır]

[ağır nefes alır] İnsanlara zarar vermeyi sevmem.

Cidden sevmem.

Bana çocuğu sakladığın yeri söyle, anlaşmamız hâlâ geçerli.

Lütfen. Çocuğu sakladığın yeri söyle.

[ağır ağır nefes alır]

- Üzgünüm. Bunu kendin istedin. - [homurdanır]

[ağır ağır nefes alır]

[2. kişi nefes nefese kalır]

Kahretsin, Savile Row'da diktirmiştim. [iç çeker]

[ayak sesleri duyulur]

[gürleme duyulur]

[Japonca] Sen kimsin?

Otur.

[tren tıkırdayarak geçer]

[kapı çalınır]

Yuma.

[Baba ve çocuk Japonca konuşur]

[Baba, Japonca] Teşekkürler.

[Japonca] Size hizmet onurdur efendim.

[Japonca] Yaralanmışsınız.

- Hallederim. - Nasıl isterseniz.

Dışarıda bekle.

[homurdanır, iç çeker]

[İngilizce] Bence hemen gitmeniz en iyisi.

[titreyerek nefes alır, yutkunur]

[2. kişi] İnsanlara zarar vermeyi sevmem. Bu doğru.

Bu dünyada benim katkım olmadan da yeterince acı çekiliyor.

Kayıp insanları bulmak.

Onları, özleyenlere geri getirmek.

İşin bu kısmını seviyorum.

Arada bir bıçak kavgasına ve mahvolan bir takıma değer.

Bu zor bir iş.

Ama düzenli.

[iç çeker]

[höpürdetir, çiğner]

[sinek vızıldar]

[vızıltı durur]

[vızıltı devam eder]

[gevezelik duyulur]

[caz müziği çalar]

[Japonca konuşur]

[Japonca konuşur]

[burnunu çeker]

[iç çeker]

[telefon çalar, titrer]

Hı?

THOMAS KINZIE HİZMET TALEBİ / BAY SIEGEL

JONATHAN SIEGEL ADINA,

[rock müziği çalar]

[Şoför, Arapça] Umarım ateşi düşer. Kusma geçti mi?

Müşterim var…

o yüzden kapatmam gerek.

[İngilizce] Sıcaklık iyi mi efendim?

İsterseniz klimayı yükseltebilirim.

[Arapça] Gayet rahatım. Teşekkürler.

Arapça mı biliyorsunuz?

Biliyorum. Şam'da uzun süre kaldım.

Şam'ın, Şam olduğu zamanlar.

Ben de Şamlıyım!

Adın nedir dostum?

Munzer.

Munzer.

[İngilizce] Munzer,

kızın hakkında konuştuğunu duydum.

Bu, doktorumun numarası.

Onu ara, tamam mı?

Kızının hasta olduğunu ve benim

arattığımı söyle. Yardımcı olacaktır.

[Arapça] Allah razı olsun. Sağ olun.

[İngilizce] Rica ederim.

- Sizi bekleyeyim mi? - Hayır, hayır. Gerek yok.

Ama bavullarımı otele taşırsan çok makbule geçer.

Sizin merkezden sorarlarsa beni de otele bıraktığını söylersin.

Nasıl isterseniz.

[kuşlar yüksek sesle öter]

[derin nefes alır, titreyerek nefes verir]

[nefes nefese kalır]

[çocuklar gevezelik eder]

[kapı zili çalar]

- John Sugar, ta kendisi. - Selam Ruby.

Selam. Gel bakalım. Oh, uzun zaman oldu.

- Evet. - Tamam, sana bir bakayım.

[John boğazını temizler]

- Yorgun görünüyorsun. - Yolculuk uzundu.

Tokyo'da eski bir arkadaşıma rastladım.

Bana yerel ekibin dağıldığını söyledi

ve diğerlerini bir yıldan fazladır görmemiş.

Taşınmak isterse bizim yanımıza gelebileceğini söyledim.

Evet, elbette. İçeride senin için bir şeyler var.

- Önden buyur. - Pekâlâ.

[kedi miyavlar]

Mirembe, Mirembe, Mirembe.

Selam. Selam. Ay. [inler]

[Ruby] Bu kadar kolay tavlandığını bilmiyordum.

Tavlanma değil bu çünkü ne yapmaya çalıştığını biliyorum.

Aferin kızıma.

[iç çeker]

- Ne bu? - Helen'dan.

- Çok tatlı. - Evet, hâlâ yazdığına inanamıyorum.

Yani mektup demek istedim.

[John] Eski kafalı.

- [Ruby] Eski kafalı. - [yutkunur] Teşekkürler.

[Ruby] Rica ederim.

E, uçağın dört saat önce mi indi?

Aşağı yukarı. Hı-hı.

Neredeydin?

İşlerim vardı.

[Ruby] İşler mi?

İşler.

[Ruby] Ne gibi işler?

[John] İşler gibi işler.

- [güler] Jonathan Siegel gibi işler mi? - [güler]

[güler]

Thomas Kinzie, Bay Siegel'ın avukatı.

John Sugar.

Hoş geldiniz. Kendisi bahçede.

- [John] Yine beni mi takip ediyorsun? - [Ruby] Hayır, ben…

- Thomas Kinzie aradı. - Oh.

Evet, sözleşmenle ilgili,

çok tuhaf olduğunu düşündüm çünkü üç gün önce beni aradığında

senin müsait olmadığını ona net biçimde söyledim.

- [güler] Belki. - [güler]

Verdiğiniz referanslarla görüştüm.

Hepsi, çok düzgün biri olduğunuzu söyledi.

[Thomas] Konu ailesi olduğunda

Bay Siegel müthiş mahrem biridir.

Bu şahsi endişesinin herkesçe öğrenilmesi

onun için çok stresli bir durum olur.

- İşte orada. - İşte orada.

[Jonathan] Ekebildiğin kadar ek. Ama buraya daha fazla toprak getir.

Hepsi bu kadar. Teşekkürler. Makbule geçti.

Sugar, Jonathan Siegel.

Sizinle tanışmak onurdur efendim. Çalışmalarınıza hayranım.

Yaptığınız tüm filmleri izledim.

Çoğunu beş ya da altı kez,

- Lady In The Shadows hariç. - [güler]

Onu kaç kez izlediğimi hatırlamıyorum.

- Gidebilirsin Tom. Seni sonra ararım. - [Thomas] Bay Sugar.

Teşekkürler.

- Geçelim mi? - [John] Tabii.

Demek film manyağısınız.

Manyağı mı? Manyaklık hafif kalır.

Daha ziyade bağımlılık diyelim.

Ah. [güler]

Komik değil John. Benim için değil.

Bir müşterinin doğrudan seni araması saygısızlık.

Sen benim işimsin.

Ayrıca Tokyo'dan sonra biraz ara vermen konusunda

anlaşmamızdan bahsetmiyorum bile.

[Ruby] Çok ihtiyacın olan bir ara.

[Jonathan] Emily Carpenter'la seni konuştum.

Emily sadece tek bir şeyi yaptığını söyledi.

Kayıpları buluyormuşsun,

gizliliğe önem veren insanlar için,

benim gibi. [güler]

- [John] Ruby, Jonathan Siegel o. - [Ruby] Kim olduğu umurumda değil.

Bir kız kayıp.

Torunu.

Kız 25 yaşında ama onun için hâlâ çocuk.

[Jonathan] Olivia iki haftadır kayıp.

Oğlum Bernard, o…

bana daha birkaç gün önce söyledi.

Onun bir başka talihsizliği olduğunu düşünüyor.

Tom'un ofisine istediğin şeyi hazırlattım.

- Bu o. - [John] Çok güzelmiş.

Hı-hı.

[John] Bunu daha önce yaptı mı? [kekeler] Ortadan kaybolmayı?

Evet. Ama,

uzun yıllar boyunca uyuşturucu sorunu olduğu içindi

ve bazen günler, haftalar hatta aylarca kaybolurdu.

[John] Ama bu defa farklı. Bu defa endişelisiniz. Neden?

Olivia o şekilde kaybolduğunda beni yine de arardı.

- [John] Hı-hı. - Para için hep beni arardı,

ben de verirdim.

Ve ondan haber almadınız mı? Telefon ya da…

Hayır, bu kez bir şey farklı.

Olivia'yı en son ne zaman görmüştünüz?

Yaklaşık bir ay önce. Yemeğe çıkarmıştım.

İki yıldır ayık olmasını kutlamıştık.

Bununla çok gurur duyuyordu. Ben de onunla duyuyordum.

O gece onda özel bir şey vardı.

[John] Özel mi? Nasıl?

[Jonathan] Hayat doluydu, öz güvenliydi, hevesliydi, neşeliydi.

O zaman nihayet yoluna girdiğini anlamıştım.

[John] Yoluna giren neydi?

Kendisi olmanın.

[güler]

[Jonathan iç çeker] Ben yaşlı bir adamım Sugar,

ve doğrusu sağlığım da iyi değil.

Kalp hastasıyım.

Artık hiçbir şeyi umursamıyorum,

torunum hariç.

Onu bulmanı rica ediyorum. Lütfen.

Bu onun sorunu.

Benim ya da senin değil.

[John] Yakında konuşacağız.

[Ruby] Komik değil John.

Thomas Kinzie'yi hemen arayıp durumu açıklamalısın.

[John] Ruby,

Bunu yapamam.

Bunu yapamam. Bu kız yüzünden.

Bana…

Djen'i hatırlatıyor.

Evet.

Ne diyeceğimi bilmiyorum.

O…

Tanrım. Seni adi herif.

Ne oldu?

Beni nasıl kandıracağını biliyorsun, değil mi?

- Oyun oynamıyorum Ruby. Oyun oynamıyorum. - Evet.

Fotoğraflarını gördüm ve o,

o Djen'di.

Tamam. Bunlara ihtiyacın olacak.

Silah taşıma ruhsatı,

yenilenmiş Kaliforniya özel dedektif lisansın,

- ehliyetin… - Bekle. Dur.

Silah taşıma ruhsatı mı? Ona neden ihtiyacım olsun?

[derin nefes alır]

[Ruby iç çeker]

Ruby, yapma. Silah sevmediğimi biliyorsun.

Evet, biliyorum. Hadi ama. Bu…

Bu, sıradan bir eski silah değil, tamam mı?

Glenn Ford'un The Big Heat'te kullandığı silah bu.

Ne demek Glenn Ford'un The Big Heat'te kullandığı silah?

Nasıl yani? Onun replikası falan mı?

[Ruby] Hayır, replika değil.

[John] Glenn Ford mu?

Evet, o silahı kullandı.

- Glenn Ford bunu mu kullandı? - Ben…

- Hadi. Söyle. - [Ruby] Glenn Ford o silahı kullandı.

- Vay canına. - Evet,

bir koleksiyoncudan satın aldım.

Sırf senin için restore ettirip çalışır hâle getirdim.

- Neden? - Silah taşırsan içim daha rahat eder.

[John iç çeker]

Artı seni buna ikna etmenin tek yolunun bu olduğunu biliyordum.

- Kim kimi kandırıyor? - [güler]

- Vay canına. Teşekkürler. - İşte oldu. Bir şey değil.

- Ama hayır, sağ ol. - [homurdanır] Hayır, olmaz. Hayır.

Hepsini alabilirsin ama sözler vermen gerekecek.

- Ne gibi? - [derin nefes alır]

Mesela bu silahı hemen

- yanına alacaksın. - Peki.

Tamam, sonra Dr. Vickers'tan randevu al.

Ruby, kendimi… [kekeler]

Yani sağlığım çok iyi. Mükemmel hissediyorum.

Palavra atma John. Seni tanıyorum.

- Dr. Vickers'ı görmeme gerek yok. - Peki John. Kolun nasıl?

Evet.

Kolum iyi.

Peki.

Siegel vakasını alabilirsin. Ama o bitince sen de bitiyorsun.

Peki.

Ben aksini söyleyene kadar.

- Tamam. Al bakalım. - Peki.

- Sanırım bir şey unutuyorsun. - Hayır, her şey burada.

Sol elinde. Göster bana, göster, göster.

Teşekkürler.

[güler]

- [John bağırır] - [kapı kapanır]

[Ruby burun kıvırır] Bu külüstüre binmenden nefret ediyorum.

- [John] Külüstür mü? Sanat eseri bu. - [motor gürler]

[iç çeker] Pekâlâ.

- Sağ ol. - Bir şey değil.

- Elbette Del Corazon'da olacaksın. - Elbette.

Biliyorsun, oraya harcadığın parayla

- sana güzel bir ev alabiliriz. - Orayı seviyorum.

Yani, odamı günde iki kez temizleyen hizmetçiler var.

Ne istersem halleden danışma servisi var. Oda servisi var.

Hayır, orayı seviyorsun çünkü orada çalışanlar

- sana aidiyet hissettiriyor. - Sahi mi?

- Evet, bir şeyin parçasıymışsın gibi. - Vay.

Ama bu bir aldatmaca Sugar. Sana bir ev lazım.

[lastikler ciyaklar]

[motor gürler]

[John] Bay Basco?

Evet. Selam, bana Gary de.

- John Sugar. - Selam.

Bay Kinzie'nin ofisinden arayıp sizi içeri almamı söylediler. Yani…

- Harika. - Her kiracının kendi park yeri mi var?

Evet, öyle. Bazılarının iki tane var.

Bayan Siegel'ınkine bakabilir miyim?

Evet. Bu taraftan.

İki haftadır falan yerinden kıpırdamadı.

Nereden biliyorsunuz? Herhâlde 7/24 otoparkı izlemiyorsunuz?

Hayır. Tüm kiracılarımızın araçlarında bariyer sensörü var

ve sistem her giriş çıkışlarını kaydeder.

Ofisimdeki güvenlik bilgisayarında bütün kayıtlar var.

Yedek anahtar var mıdır acaba?

Arabalar için mi? Hayır, sadece daireler için var.

Tamam. Şimdi evini görebilir miyim?

Evet, evet. Bu taraftan.

[Gary] Tamam, işte geldik.

Kim olduğunu bile bilmiyordum. Ailesini falan.

- Gary, teşekkürler. Zahmetin için sağ ol. - Rica ederim.

Buradan sonrasını ben hallederim, anahtarları da alayım.

Bende tüm dairelerin anahtarı var. Bina yöneticisiyim.

Evet öylesin. Ama burası bir apartman,

ve tüm anahtarlar da daire sahibinin yasal malıdır,

sahibi de Jonathan Siegel. Bay Siegel'ın temsilcisi olarak ısrar ediyorum.

Teşekkür ederim.

[kekeler] Ya bir şey olursa? Boru sızıntısı falan?

Bu numaradan beni ara.

- Sizi mi? - Evet, teşekkürler.

Rica ederim.

[John] Güzel ev.

O bir Siegel, elbette öyle.

ROCK FEMİNİZMİ SÜPER ZIPPER KULÜP

4 NİSAN CUMARTESİ VANİLYA FAHİŞESİ

[kişi] Burada ne işin var? Sen de kimsin?

- Ben de sana aynı şeyi sorabilirim. - Kenny! Kenny!

Hey. Sakin ol silahşor.

Sana bir soru sordum şerefsiz. Kimsin?

Adım John Sugar.

Kaliforniya eyaletinde lisanslı özel dedektifim.

- Cebimde kimliğim var. - Ellerini pantolonundan uzak tut.

Tamam.

[John iç çeker]

Pardon, seni başta tanımadım.

Elbette, Davy Siegel.

David.

Artık Davy değil.

[John] O devam filmini yeni çektin ha?

The Boy in the Corner'ın,

aynı çocuğun büyük hâlini oynuyorsun?

- [David] Evet. - [John] Onunla iyi şanslar.

Kaldırır mısın? [kekeler] Silahlar beni gerer de.

Teşekkürler.

[David] Burada ne işin var?

Kız kardeşinin kayboluşunu araştırmam için

beni büyükbaban tuttu.

Onu ya da avukatı Bay Kinzie'yi aramak istersen,

- söylediklerimi teyit ederler. - Tamam. Sana inanıyorum.

Güzel. O zaman ilk münasebetimize dönebiliriz.

- Neyimize? - İlk… Eh,

neden burada olduğumu söyledim

ama sen hâlâ neden geldiğini söylemedin.

- Babam buraya gelmemi söyledi. - Sahi mi?

Her gün buraya gelip Olivia dönmüş mü diye bakmam lazım.

- Anahtarı nereden aldın? - Babamdan.

Bernie'de, Jonathan'ın kız kardeşine aldığı evin anahtarı mı var?

Üvey kardeşim ama evet.

Neden zili çalmadın ya da kapıya vurmadın?

[güler] Ne?

Olivia'yı arıyordun, değil mi? Yani o…

hâlâ burada olabilirdi ama sen olmadığını farz ettin.

Evet, sızmış olabilirdi.

Olivia hakkında ne kadar bilgin var bilmiyorum ama

bir kez keş olan hep keştir.

- Berbat bir yalancısın Davy. - David.

Belki gördüğüm en kötü yalancısın.

[derin nefes alır] Peki, Olivia burada yok.

Evet, anladım.

O yüzden senin de olman için bir sebep yok, değil mi?

Güzel takım.

İyi geceler Kenny.

Bir hayranla tanışmak hep güzeldir.

[güler] Bak bu iyiydi.

[John] İlginçti.

Korkmuş küçük çocuk.

PARIAH'YA BAKIŞ

[John] Neden korkmuş diye merak ettim.

Kimden korkmuş?

Olivia'nın annesi.

Evet, sanırım görüyorum.

Gözler.

[John] Rachel Kaye.

Aynı hüzün orada da var.

Sarışını tanıdım.

Melanie Matthews.

Eskiden Olivia'nın üvey annesi ve büyük bir rock yıldızıydı.

[John] Ama bu, yeni.

Belki bir şey biliyordur.

Step-Hi Barı.

Melanie evde yoktu, o zaman fotoğraftaki bar da bir sonraki durağım oldu.

Burayı biliyorum.

KOKTEYLLER STEP HI

Adın ne dostum?

- Carl. - Carl. John.

Memnun oldum Carl. Onun adı?

- Wiley. - İzin var mı?

- Evet. - Hey. Selam Wiley.

Baksana, bana bir iyilik yapar mısın Carl?

Arabama göz kulak olabilir misin?

Sana 200 dolar veririm.

Bir şey yapmana gerek yok. Sadece…

Biri çalmaya ya da çok yaklaşmaya çalışırsa,

tek yapman gereken… İşte bir telefon.

Bu numaradan beni ara.

Yüz dolar.

Döndüğümde diğer yarısını veririm. Uyar mı?

- Evet. [kekeler] Çok iyi. - Tamam. Harika.

- Selam Wiley. - [Carl] Cana yakındır.

Sen iyi bir adamsın Carl.

["Cherry" çalar]

[Melanie] ♪ Altınız biz ♪

♪ Ve düştüm yollara ♪

♪ Yuvarlanan bir taş gibiyim ♪

♪ Gecenin otobanlarında yuvarlanıyorum tek başıma ♪

[insanlar tezahürat yapar, ıslık çalar]

[John] Başta buna tesadüf diyecektim,

Olivia'nın gizemli kadınını bu kadar kolay bulduğuma.

Ama içimden bir ses her zaman burada bulunabileceğini söylüyor.

- [barmen] Bir şey ister misin? - Bayan ne içiyorsa.

Willett Distillery tek fıçı burbonu efendim.

Kadehi 100 dolar. [derin nefes alır]

Sek. Yanında su. Onunkini de ödemek istiyorum.

Çok kibarsın ama erkeklerin ona içki ısmarlaması hoşuna gitmez.

[John] Buna saygı duyarım.

Teşekkür ederim.

Çok güzel.

Genelde Scotch içerim ama bu, durumu değiştirebilir.

[Melanie] Çavdar viskisi içtin mi?

Çavdar o güzel viskinin arasında bir yere denk gelir.

Hayır. Kovboyların, vahşi batı filmlerinde içtiğini duydum.

Biliyorsun, "Barmen, bir çavdar çek."

Ama denemeyi hiç düşünmemiştim.

[güler]

- Melanie. - John.

- [Melanie güler] - Selam Melanie.

Sarhoş olmak ister misin?

Sanırım hanımefendiye yenisi lazım.

Sen de benim kadar içtin ama ben kafayı buldum seninki hâlâ yerinde.

Evet, metabolizmam acayiptir.

Bedenim alkolü normalden 50 kat hızlı işler.

Onu, onu ve buradaki tüm içkileri içebilirim,

- ve yine de sarhoş olmam. - Çok pahalıya patlar.

[güler] Olabilir.

- [güler] - [John güler]

- Neden içiyorsun? - [güler]

Sanırım romantizmi hoşuma gidiyor.

Mmm, evet. [kekeler]

- Sanırım filmlerden alıyorum. - Hı-hı.

Filmlere bayılırım.

Bilim kurgu severim.

[John] Bilim kurgu mu seversin?

Adını söyleyeceğin filmler var mı?

Mesela en sevdiğin bilim kurgu… [anlaşılmaz şekilde konuşur]

Kaç soru?

Dur. Bunu anlamam gerek. Tamam.

[kekeler] Sen şerefsiz değilsin. Aylak, beş parasız…

- Hayır, çoğu… - Nereden biliyorsun? Yeni tanıştık.

Çoğu erkek o kategoriye girer. Biliyorum.

Sen girmiyorsun,

ama sende görünenden daha fazlası var.

Sırların var ve bir şeyleri saklıyorsun.

Sadece güvendiğin birkaç kişiyle paylaştığın şeyleri.

Ve o güveni kazanmak da kolay değil.

Vay be.

Beni eve götürmek ister misin?

[Carl] Sorun yok.

Selam Carl. Teşekkürler.

[Carl] Hı-hı. [güler]

Adımı hatırladığınız için sağ olun Bay Sugar.

- John. John. - [Carl] John.

[John] Tamam. Bir saniye izin ver.

Teşekkürler.

- Wiley, teşekkürler, sağ ol. - [Carl güler]

- Seni sevdi. [güler] - Ben de onu sevdim.

Söz verdiğim gibi. Teşekkürler efendim.

- Ben teşekkür ederim. - Hı-hı.

Bay Su… John.

John. John.

Süper. İşte sizin…

Biliyor musun? [kekeler] Sende kalsın.

Tamam. Bu gece Wiley'yle uyumak için düzgün bir yer bulmanızı istiyorum.

Tamam mı?

- Tamam. Evet. - Peki.

Ailen var mı Carl?

Milwaukee'de kız kardeşim var.

- Hı-hı. Adı ne? - Sophie.

- Sophie mi? - Evet.

Sophie. Senin hayatında olanları biliyor mu?

O… [kekeler] Şey…

Carl, bu gece o telefondan Sophie'yi aramanı istiyorum.

Ara ve sende kalabilir miyim diye sor.

Tamam mı? Ona olanları anlat. Gurur falan da yapma.

Sokaklarda yaşaman

seni bizden daha az insan yapmaz.

Sana olan herkese olabilir.

Olur mu? Bu gece Sophie'yi arar mısın?

- Hı-hı. - Evet.

Onu bu gece ara.

Yarın da beni ara. Sana Milwaukee bileti alacağım, tamam mı?

- [kekeler] Wiley var ve… - Onun için hizmet köpeği deriz.

Sorun değil. Ona da bilet alırım. Söz. Anlaştık mı?

- [Carl güler] - [John] Tamam. Tamam, pekâlâ.

- Hey. - Sorun yok. Gel buraya.

- Gel oğlum. - Gel böyle. Bir şey yok.

- Milwaukee'ye gidiyoruz. - Evet, eve gidiyorsun.

- [Carl güler] - Yarın konuşuyor muyuz?

- Yarın ararım efendim. - Pekâlâ. Tamam.

Hey, teşekkürler.

[John iç çeker] Pardon.

[Melanie] Sanırım seni sevdi.

Sana şeker dedi.

[güler] Hayır, o benim adım.

Adın John Sugar mı?

Evet, John Sugar.

Tamam. Bunu unutmayacağım.

[güler]

[Melanie] Doğum günün ne zaman John Sugar?

[John] 2 Eylül.

[Melanie] Başak mısın? Biliyordum.

Başak'ı severim. Dürüst, sadık ve nazik olurlar.

Sana benzemeyen biriyle tanışınca anlarsın.

- Ben de hemen anladım. - [John] Sahi mi?

[Melanie güler] Biliyordum.

Ama derinlerde yalnızsındır.

Karın, çocuğun ya da evin yoktur.

Yalnız olmayı seçersin.

Ama senin için umut var John Sugar.

Var mı?

- [Melanie] Evim. - [John] Hı-hı.

[Melanie] Sana oturduğum yeri söylemedim.

- [John] Evet, söyledin. Barda. Hı-hı. - Öyle mi?

[alarm çalar]

[John] İyi geceler.

İçeri gelip bana tecavüz edip, öldürecek biri olmadığına bakmayacak mısın?

Tamam.

Her yer güvenli. Sorun yok.

Bir şişe çavdar viskisi buldum. Yolluk ister misin?

[dilini şaklatır] Uzun bir gündü.

Hadi ama. Sarhoş olamıyorsun. Fark etmez, değil mi?

[güler]

Ya seni polis çevirirse?

O kadar içki hâlâ kanında, değil mi?

Bana bir şey olmaz.

Oh. Bence dikkatli olmalısın.

Bence bu gece burada kalmalısın.

[inler] Bu gece olmaz Melanie.

Eminim çok iyi öpüşüyorsundur.

Bu gece olmaz Melanie.

Neden?

Çünkü sen sarhoşsun ben değilim.

Ama ben istiyorum.

Başak erkekleriyle ilgili bir şey daha.

Boğa kadınlarıyla çok uyumludurlar, özellikle seks konusunda.

- [güler, mırıldanır] - Ben Boğa'yım. [güler]

Boğa burcuyum. Boğa.

Sen sarhoşsun ben değilim.

[höpürdetir]

Tamam, nasıl istersen.

[John] Benim hatam.

Viskinin ucunu kaçırdım.

Bu gece Melanie'den fazla bir şey öğrenemeyeceğim.

Neşeli ve yüzme havuzu olan bir Boğa olmasının dışında.

Bir de yalnız.

Onu sevdim.

Ama evet, cevapların beklemesi gerekecek.

Bu, hoşuna gidecek.

İyi geceler Melanie.

[kapı çalınır]

Beni takip etmeyi kesmelisin Kenny. Bu konuda çok beceriksizsin.

Seni bir hatta 10 kilometre öteden görebilirim.

Del Corazon'da kalıyorum.

Davy'ye tek söylemen gereken bu.

Bunun doğru olduğunu öğrenince harika bir iş çıkardığını düşünecek.

Al.

Şimdi uzaklaş bakalım.

[motor çalışır]

[John] Beni neden takip ettiriyor? Ne yaptım ki?

Ben iyilerden biriyim.

Ama dürüst olmak gerekirse iyilik ve kötülük kişiden kişiye değişebilir.

Davy Siegel'ın beni pek iyi gördüğünü sanmıyorum.

Herkes L.A.'in tüm gece uyanık olduğunu sanıyor ama hiç öyle değil.

Gece yarısından sonra,

caddedeki kulüpçü çocuklar ve Hollywood'daki ayyaşlar hariç,

herkes yataktadır.

Kimse izlemez.

İstediğiniz gibi gelip gidebilirsiniz.

EŞLEŞME TEYİT EDİLDİ

[cihaz öter]

[John] Bazen birinin önceden nerede olduğu,

nereye gittiğini öğrenmenin en iyi yoludur.

[bip sesi, zil çalar]

Kim bu?

Sert birine benziyor.

Motorcu. Çeteci. Herhangi bir şey.

TARAMAYA HAZIR

TARIYOR…

[John] Daha kötü olabilirdi. Olivia olabilirdi.

TARAMA KAYDEDİLDİ

[John] Evet ama bunu hızlıca çözmem lazım,

yoksa içimden bir ses bir sonra bulacağım ceset onunki olacak diyor.

[lastikler ciyaklar]

Çok tuhaf, bunca zaman sonra neredeyse alışmış gibiyim.

Neredeyse.

[motor çalışır, gürler]

[John] Tüm bu şiddet.

Bu işi uzun süre yapınca onu beklemeye başladım.

[John] Bunun dünya hakkında ne dediğini biliyorum,

- ama acaba benim hakkımda ne diyor? - [vale] İyi akşamlar efendim.

Bay Sugar. Sizi tekrar görmek çok güzel efendim.

Teşekkürler Clinton. Geri dönmek güzel.

Bungalovunuz bekliyor ve her şey sevdiğiniz gibi.

- Aç mısınız acaba? - Hem de çok.

Şefe haber vereyim. Size, özel bir şey hazırlayacağından eminim.

Aklımı okudun. Az daha unutuyordum Clinton.

Arabamın bagajında bir bavul var.

[Clinton] İcabına bakarım.

[kasa tuş takımı bipler]

[kapı çalınır]

Teşekkürler.

İyi akşamlar.

[kapı çalınır]

Consuela.

İyi akşamlar Bay Sugar. Girebilir miyim?

[İspanyolca] Evet, lütfen. Seni görmek çok harika.

- Jorge ve çocuklar nasıl? - Hepsi iyiler efendim, teşekkürler.

- Güzel. - [İngilizce] Az daha unutuyordum.

Bu, kısa süre önce size geldi.

[İspanyolca konuşur]

- [İspanyolca] İyi geceler. - [İspanyolca] İyi geceler.

[John, İngilizce] Bir parti.

Parti.

[iç çeker] Sanırım herkesi görmek güzel olacak.

"Onları görmek bu kadar güzel olacaksa neden onlardan hep kaçıyorsun?"

İnsan bunu sorabilir.

İşle meşgul olmasam cevap da verirdim.

RACHEL KAYE: "PARIAH FİLMİ BENİM İÇİN HARİKA BİR TECRÜBEYDİ"

Ona vurmaya çalıştım ama beni tuttu.

Çok güçlüydü.

Çok güçlüydü.

Beni öpmeye kalktığında onu ısırdım.

O zaman ellerini boğazıma koydu,

ve bana "İstediğimi alacağım" dedi.

[John] İyi oyuncu.

[Rachel güler] Orada yatıp eğlenmesine izin verdim.

Ne yapmam gerekiyordu? Wonder Woman'a mı dönüşecektim?

[John] İlginç bir materyal seçimi.

Yapamadım. Yapmadım.

[John] Güçlü kadın.

RACHEL KAYE ÖLÜMÜ

OYUNCU RACHEL KAYE ARABA KAZASINDA ÖLDÜ

ÖLÜMCÜL ARABA KAZASI

KIZI, OLIVIA.

OLIVIA SIEGEL OYUNCU

EVET, BEN BİR FEMİNİSTİM

Ona vurmaya çalıştım ama beni tuttu.

Çok güçlüydü.

Beni öpmeye kalktığında onu ısırdım.

O zaman ellerini boğazıma koydu,

ve bana "İstediğimi alacağım" dedi.

[John] Annesinin yolundan gidiyor.

İki güçlü kadın karşılık veriyor ya da buna çalışıyor.

[Olivia] Ne yapmam gerekiyordu?

[John] Bu nedir?

[güler] Wonder Woman'a mı dönüşecektim? Çünkü yapamadım. Yapmadım.

- [John] Rachel. - [Olivia] Orada yatıp…

[John] Bunları kim çekmiş?

[Olivia] …eğlenmesine izin verdim.

- Sanırım bunu istedim. - [John] Neden Olivia'nın fotoları var?

[Olivia] Bana söylediğin bu mu?

[John] Bekle.

Ben muhtemelen…

Dayanmalıyım.

Yatsam iyi olacak.

[titreyerek nefes alır]

[ağır ağır nefes alır]

[nefes nefese kalır]

[su yavaşlar]

[John] Mecburum.

Mecburum…

…Olivia'yı bulmaya.

Mecburum.

Mecburum.

Mecburum.

["Sugar, Sugar" çalar]

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.