Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Haydi bakalım! Birbirinizle konuşun!
Çeviri: Utku Akar İyi seyirler.
Savunmadayken birbirinizle konuşun kızlar.
Savunmaya dönün!
Oyuncu değişikliği!
Faul, Anna!
Aferin kızlar.
- İyi oynadın. - Sağ ol. Sen de.
Duş almayacak mısın?
Neden? Yanında birisini mi istiyorsun?
İğrenç!
- Yarın görüşürüz. - Görüşürüz.
Birisi beni bırakabilir mi?
Eve mi gidiyorsun?
Evet. Birlikte gidelim mi?
- Hazır mısın? - Evet.
- Görüşürüz. - Görüşürüz.
Bana söylediklerini duydun mu?
Hayır, ne dedi ki?
Pantolonumu giyiyordum. "Duş almayacak mısın?" diye sordu.
Hayır, dedim. O da bana "İğrenç." dedi.
Takma kafana. Kıskanıyorlar.
Neyse, takımın en iyisi sensin.
Baksana.
Yarına ne ödev var?
Matematik.
Matematik mi? Ne kadar?
İki sayfa. 131 ve 132.
Yapmadın mı?
Hayır.
Birincisi, matematik çok sıkıcı.
İkincisi, matematikçiler çok sıkı değil.
Ödevini yapman gerek yani.
Çok rahat halledersin. Her sayfada iki problem var.
Koordinatlar hakkında. Kolay.
Evet ama eksenler mi neyse adı işte, onlardan anlamıyorum.
Sen bak. Zor değil.
Makalene başladın mı?
Hayır, bir konu bulamadım. Sen?
- Henrik Ibsen sanırım. - Başladın mı?
Evet, iki yüz ya da üç yüz kelime yazdım.
- Beş yüz kelime yazmamız gerekmiyor mu? - Evet.
Ne yazacağını bilmiyor musun?
Yok.
Geçen hafta İkinci Dünya Savaşı hakkında sınav olmuştuk. O konuda yaz.
Evet, yazabilirim.
O konuda çok bilgin vardır.
Evet, bayağı var.
Yani çok fazla araştırma yapıp
internetten okuma falan yapmama gerek yok.
Tarihsel bir şey olmalı ama.
Evet.
- İkinci Dünya Savaşı tarihsel zaten. - Tabii ki öyle.
Hava soğudu.
Atkı takmalıydım.
Yeni aldığın çok güzel.
- Nereden aldın? - Bilmem, annem verdi.
Çok güzel.
Çok sevdim.
Antrenmandan önce bir şeyler yedin mi? Ben yemedim.
Anna, antrenmandan önce bir şeyler yemelisin.
Kraker sandviçim vardı.
- Hiç yoktan iyidir. - Aynen.
Bir an önce yesem akşam yemeğini.
Ne yiyeceksin?
Babam hamburger demişti, öyle olur.
Leziz!
Bizde ne var hiç bilmiyorum.
Annen hep güzel yemekler yapar.
Evet, yapıyor.
Antrenman da iyiydi.
Evet. Gol attın.
Sana pas atmaya çalıştım ama hep şu kızın markajındaydın.
Topa yaklaşmama izin vermedi.
O kadar zor değildi. Daha zor olacağını düşünmüştüm.
Küçük değil.
O kadar küçük ki!
- Çok pis ve kabalar. - Bir de havalı olduklarını sanıyorlar.
Kızlar, antrenmandan önce makyaj yaptı.
Yarım saat makyaj yapmak için dikildiler.
Hep de geç kalıyorlar.
Ayakta dikilip makyaj yapıyorlar.
Mantığını anlamıyorum.
Makyajları antrenmanda terle silinip gidecek.
Makyajı asıl çocuklar gelecek diye yapıyorlar.
Makyajla ya da çocuklarla ilgilenmeseler nasıl olurlardı sence?
Biraz daha kibar olsalar, daha iyi...
arkadaşlıklar edinebilirler.
- Öyle yapmayacakları kesin. - Kesin.
Artık pislik olmanın da ötesindeler.
Onlara iyi davransan bile yine pislik yapıyorlar.
Akılları fikirleri erkeklerde. Bir de makyajda vesaire.
Aynen.
Ben makyaj yapmıyorum.
Ben de.
Nasıl yapılacağını bile bilmem.
İlgilenmiyorum.
Makyajın cilde çok zarar verdiğini duydum.
Evet.
Kremler falan da çok pahalı zaten.
Keşke kendilerini makyaja adadıkları kadar maçlara da adayabilseler.
Ya da makyajla hiç ilgilenmeseler.
Sportif görünmek için oynuyorlar sadece.
Sevdiklerini zannetmiyorum.
Ya da oynamayı istediklerini.
Neredeyse geldik.
Norveççe sınavın nasıl geçti?
İyiydi bence.
Bir buçuk sayfa yazman gerekiyordu, ben ikiden fazla yazdım.
Memnunum yani.
Ben tam bir buçuk sayfa yazdım.
Çok güzel yazdın ama.
Kesinlikle dört, beş ya da altı alırsın.
Bilmiyorum. Sen ne alırsın?
Bilmiyorum ama öğretmen ben çıkmadan baktı ve iyi olduğunu söyledi.
Beş ya da altı olur gibi.
Harika.
Ya sen?
Daha bilmiyorum. Yarın öğreneceğimi söyledi.
Daha okumamıştır.
Ödevleri yapacaklar mı, merak ediyorum.
Bence kesinlikle yapmayacaklar.
- Onlar D sınıfında mıydılar? - Evet.
D sınıfının, sabah Norveççe'yi yaptıkları...
için notlarını aldıklarını duydum.
Aynı akşam üstü öğrenecekler yani.
Birisinin Norveççe ile Eski Norveççe'den altı aldığını duydum.
Çok iyiymiş.
Önümüzdeki hafta yapılacak matematik sınavından korkuyorum.
Ödevini yap, daha iyi hazırlanmış olursun.
Evet ama hiç tahammülüm yok.
"Yansıma" yı hiç anlamıyorum.
Yardıma ihtiyaç duyarsan beni ara.
- Cevapların fotoğraflarını gönderirsin. - Evet, gönderirim.
Bakalım. Belki bir zaman sonra anlamaya başlarım.
Sınav zamanı iyi yemekler yiyeceğiz.
Evet, bunu çok seviyorum.
Sanırım acayip şeker yiyeceğim.
Ben de daha fazla meyve yiyeceğim.
Çok mantıklı düşünüyorsun.
Evet, şeker yerine meyve ve sebze...
yersen çok daha iyi odaklanırsın.
- Sabah görüşürüz. - Aynen, görüşürüz.
Matematik ödevimi yapmaya çalışacağım.
Uzun sürmez. Kolay.
Emin misin? Yapamazsam ararım seni.
Merhaba canım.
- Antrenman nasıl geçti? - İyiydi.
- Aç mısın? - Pek değil.
- Emin misin? - Evet.
Sandviç ye en azından.
- Babam eve gelecek mi? - Evet ama çok geç.
- İstersen ara. - Tamam.
Bjorn'ü yatırdıktan sonra yanına geleceğim. Tamam mı?
Meyve suyu var.
Bir bardak süt içeceğim.
Sen en uzak kuzey noktasına, sen de en uzak doğu noktasına git.
Doğudan altmış dört kübit, kuzeyden ise yetmiş iki gideceksin.
Kübit, dirsekten orta parmak ucuna kadar olan mesafe ölçüsüdür.
Bu ölçü birimini, hazine gömüldüğünde kullanıyorlardı.
Tamam, artık acele etmem gerek.
Karşılaştıklarında yaklaştık demektir.
- Ödevin var mı Thea? - Evet, biraz.
Yardıma ihtiyacın olursa haber ver.
Tamam.
Hayır!
Gıdıklama!
"Şimdi daha hızlı gidip eğleneceğiz." dedi.
"Tepeye, diğerlerinin yanına çıktılar."
İyi geceler.
Birazdan yanına geleceğim.
Merhaba, Anders'in telefonu. Sinyal sesinden sonra mesaj bırakın.
Merhaba baba, benim. İyi geceler demek istedim.
Seni seviyorum.
Sandviçini yedin mi Thea?
Bir şey yapmamı istersen haber ver.
Sandviç ister misin?
Thea?
Thea?
Canım?
Hayır, hayır!
Thea!
Thea?! Thea?! Canım?
Canım? Thea? Thea, beni duyuyor musun?
Yardım edin. Yardım edin!
Yardım edin!
Yardım edin!
Yardım edin!
Yardım edin!
- Thea, Thea, canım benim. - Ne oldu?
Ambulans çağırın! Hemen!
Tamam.
- Ne oldu? - Bilmiyorum.
Canım? Annen yanında bir tanem.
Şimdi, şimdi... Beni duyuyor musun?
- Ne oldu? Araba mı çarptı? - Sanmıyorum.
Maria? Ne oldu?
Ambulansı aradınız mı?
Burada bir kaza oldu.
Hemen gelmeliler!
Üzerinde hiçbir şey yok. Donacak.
- Bakke yolu... - On sekiz numara!
Bakke Yolu, on sekiz numara.
Küçük kızım benim... Annen burada. Annen burada!
Beni duyuyor musun? Annen yanında!
Hayır, hiçbir tepki yok.
Canım? Thea, Thea?
- Nefes alıyor mu? - Evet.
Evet, nefes alıyor.
Evet, nefes aldığını düşünüyor.
Geliyorlar mı?
Ambulans birazdan burada olacak. Maria, Anders evde mi?
Ondan hiçbir tepki almıyorlar.
Bjorn yatağında uyuyor.
Gidip Bjorn'le ilgileneceğim, tamam mı?
Sen burada kal, ben yanına gideyim. Telefonun yanında mı?
Tanrı aşkına, artık gelsinler!
Ambulans yolda. Geliyor.
Her şey yoluna girecek.
Her şey düzelecek bir tanem. Düzelecek.
Dikkatli olman gerek.
Boynuna ya da sırtına zarar gelmemesi için.
Ambulans gelene kadar kımıldamadan yatmasına müsaade et.
Bir tanem, yanındayım.
Her şey düzelecek. Düzelecek bir tanem.
Her şey düzelecek, bir tanem.
Her şey yoluna girecek, bir tanem...
Dikkat et! Dikkat et Maria.
Anneni duyuyor musun?
Kendini kaybetmiş vaziyette.
Ne yapacağımı bilmiyorum! Gelsinler artık!
- Gelmek üzereler. - Hemen gelmeliler!
- Işığı görüyorum. - Geliyorlar.
Geldiler.
Merhaba.
Ne oldu?
Birisi anlatabilir mi? Düştü mü?
Onu tanıyor musunuz? Kızınız mı?
- Adı ne? - Thea.
Merhaba Thea. Uyanık mısın? Beni duyabiliyor musun?
Ondan cevap alamıyorum.
Maria, biz...
- Onunla ilgilenebilir misin? - Evet.
Bizim çekilmemiz gerek Maria, ki işlerini yapsınlar.
İşlerini yapmalarına izin vermeliyiz.
Thea? Thea? Thea?
Şu anda ona yardım ediyorlar.
Hayır, dikkat edin!
Kızınıza boynunu sabit tutabilmek için boyunluk takıyoruz.
Durum kontrolümüz altında.
Doktor da geliyor.
Şu anda kendisiyle ilgileniliyor.
Yardım ediliyor Maria.
Dikkat edin!
Dikkat ediyorlar.
Sakin ol. İşlerini yapmalarına müsaade etmelisin.
Her şey yoluna girecek bir tanem.
- Merhaba. Kızın annesi siz misiniz? - Evet, öyle.
- Adı ne? - Maria.
Maria, bizimle gelmeniz gerek.
Gelin.
Thea, Thea, Thea!
Dikkat edin! Dikkat edin!
Ona dikkat edin! Dikkat edin be!
Maria, bana bak. Maria, bana bak!
Onlar kızınla ilgilenirken ben de seninle ilgileneceğim. Tamam mı?
Benimle gelmelisin.
Gel.
Kapıyı açıp sana battaniye alacağım.
Tut onu.
Şimdi girelim... Sen önde oturacaksın.
Ambulansı takip edeceğiz.
Ondan sonra da kızının yanında olabileceksin.
Burada dur, sana kapıyı açayım.
Maria, ben arkada olacağım. Binerken dikkatli ol.
Kemerini de takayım.
Kızın ambulansta.
Ona çok iyi bakacaklar. Biz de onunla birlikte hastaneye gideceğiz.
Tamam mı? Maria. Maria, beni dinle...
Şu anda nefes alman çok önemli.
Nefes almaya çalış.
Nefes al, tut ve ver.
Tamam mı? Kızınla çok iyi bir şekilde ilgileneceğiz.
Onu takip edeceğiz.
- Hazır mısın? - Evet.
Sür, sür, sür!
Buradayım. Seninle geliyorum.
Benim küçük kızım...
- Nefes alıyor muydu? - Nefes alıyordu.
Geldiğimizde nefes alıyordu.
Fakat ondan...
Maria, kızın geldiğimizde nefes alıyordu.
Fakat ondan bir tepki alamadık, o yüzden onu götürüyoruz.
Onu hastanede birçok kişi bekliyor olacak.
Ona yardım etmeye devam edecekler.
Düzgün nefes alman çok önemli.
Nefes almaya çalış.
Nefesine odaklan Maria.
Derin bir nefes al.
Onun için çok endişeliyim! Çok endişeliyim!
Anlıyorum Maria fakat birçok kişi ona yardım ediyor.
Herkes ona yardım etmek için elinden geleni yapacak.
Varmamıza ne kadar var?
İki dakikaya oradayız.
Nefes almayı unutma.
Sakin ve yavaş bir şekilde nefes al.
Derin bir nefes alıp tut ve bırak.
Nefes almasa bilir miydiniz? Bilir miydiniz?
Nefesini sürekli kontrol ediyorlar. Tamam mı?
Nefes almak zorunda.
Geldiğimizde nefes alıyordu, Maria. Tamam mı?
Ambulansta nefesini...
sürekli kontrol eden bir doktor ve hemşire var.
Ne yapıyorlar?
Onunla ilgilenip muayene ediyorlar.
Sonra hastanede daha detaylı muayene edilecek.
Tamam mı?
Kızın emin ellerde, Maria.
Hastaneye yaklaştık.
Kızınla ilgilenecek çok insan olacak.
Onlara engel olmamamız çok önemli.
Biraz bekleyip kızına yardım etmelerine izin vereceğiz.
Sonra da seninle birisi ilgilenecek. Tamam mı?
Ondan sonra da kızını görebileceksin.
Geldik sayılır.
Hemen köşede Maria. Dediklerimi hatırla.
Ambulansın kızınla birlikte ilk girmesine müsaade edeceğiz.
Biraz bekleyeceğiz ve sonra onu göreceksin. Tamam mı?
Nefes almayı unutma, Maria.
Park ediyoruz. Arabada kal.
Hayır, hayır!
Yanına geleceğim, tamam mı?
Bunu düzgünce yapalım. Tamam mı?
Burada durup biraz bekleyeceğiz.
Ona yardım ettiklerini görüyorsun.
Onunla ilgilenecekler ve hastanede de aynısını yapmaya devam edecekler.
Biraz sonra gideceğiz.
Maria, bekle. İşimizi yapmamız için bize güvenmelisin, tamam mı?
- Merhaba. Burada beklemelisin. - Annesi.
- Annesi misin? Maria? - Ben...
- İsmim Martin. - Kızımı yalnız bırakamam!
Thea şu anda tam olarak neyinin olduğunu anlamak için...
acil odasına götürülüyor.
- Maria? - Maria!
Maria, nefes al. Nefes al...
Beni dinliyor musun Maria?
Gözlerini açabilir misin? Gözlerini aç Maria.
Maria, sakince nefes al.
Sakince nefes alıp tut ve bırak. Tamam mı?
- Sandalye getireyim. - Evet, sandalye.
Maria, sandalye getiriyoruz ve seni oturtacağız.
Sandalye geldi, seni oturtalım.
Önce bacaklar.
Üç deyince kaldırıyoruz. Bir, iki, üç.
Sandalye burada.
Tamam mı? Nefes almayı unutma.
Tamamdır. Onunlasın?
Evet. Teşekkürler.
Merhaba Maria. Ben Martin.
Yakınlarla ilgilenen hemşireyim.
Hep yanında olacağım.
Koridorun sonunda rahatsız edilmeyeceğimiz bir oda bulacağım.
Anlaştık mı Maria?
Doktorun bizimle daha rahat konuşabileceği bir yere gideceğiz.
Sakince otur. İçecek bir şeyler getireyim.
Tamam...
Tamam canım...
Maria?
Bir şey içmek ister misin?
Al Maria. Bir yudum al.
Maria?
Ben Martin. Yakınlarla ilgilenen hemşireyim.
Thea'yı, tam olarak neyinin olduğunu anlamak için acil odasına aldılar.
Arayabileceğimiz başka birisi var mı?
Thea'nın bir babası var mı?
Evet... Babası var.
Anders, kocam. İşte.
Telefonum yanımda değil. Telefonum yok.
- Siz de yakını mısınız? - Evet, ben...
- Evet, öyleyim. - Anders'in numarası var mı?
Anders'i arayabilirim.
- Bir tane Anders var zaten. - Gördüm.
Biraz iç, hemen döneceğim.
- Birisi Anders'i aramalı. - Şimdi arıyorlar.
Anders gelsin.
Geliyor. Arıyorlar şimdi.
Biraz daha?
Bir şeyler iç.
- Daha iyi mi? - Evet.
- Anders... - Arıyorlar. Geliyor.
- Anders'e haber vermeleri gerek. - Şimdi söylüyorlar.
Anders'le konuştum. Geliyor.
Thea acil odasında.
Travma ekibi onu stabilize etmeye çalışıyor.
Sabırlı olman gerek.
Şanslıyız ki onunla uzman bir ekip ilgileniyor.
Onu başka bir yere götürmemize gerek yok yani.
Tek yapmamız gereken, beklemek.
Hep yanında olacağım.
Bazen gelişme var mı diye yanından ayrılacağım.
Dediklerimi anlıyor musun?
Hep yanında olacağım.
Birazdan da sana bir oda bulacağız.
İyi olur.
Ben odayı ayarlayayım.
Hemen döneceğim.
- Mona'yı arayayım. - Evet.
Tamam mı?
Merhaba, benim.
Hayır, hâlâ bir şey bilmiyoruz. Muayene ediyorlar.
Evet.
Bjorn iyi mi?
Güzel.
Tamamdır.
Bir şey öğrenir öğrenmez haber vereceğim.
Bobo, uyumuş.
Mona, uyanırsa diye yanından ayrılmıyor.
Maria?
Bir oda buldum fakat koridorun sonunda.
Burada oturmak zorunda değiliz yani.
Biraz daha kendine gelse önce.
Çok zor durumda...
Biraz daha bekleyebiliriz.
Anlamıyorum.
Ne diyeceğimi bilmiyorum.
Anlamıyorum.
Elbette burada biraz daha oturabilirsin.
Bir gelişme var mı diye kontrol edeceğim.
Ben buradayım. Düzelecek.
Bir gelişme var mı diye bakıp geri geleceğim.
Teşekkürler.
C'ye doğru gideceğiz.
- Nasıl gidiyor? - A ile B'nin üzerindeyiz.
Birazdan daha iyi bir değerlendirmeye sahip oluruz.
Hasta geçmiş dokümanı bu mu?
Hayati nabız var.
- Talep edildi mi? - Evet.
Harika.
Affedersiniz. Yardımcı olabilir miyim?
Kızım. Nerede? Kızımı görmeliyim.
Yeni getirildi. İsmi Thea.
Onu görmeliyim.
Anders? Merhaba. Telefonda konuşmuştuk.
- Kızım nerede? - Ben Martin.
- Kızım nerede? - Her şeyi açıklayacağım.
- Bir saniye. - Çocuğumu görmek istiyorum!
- Oraya giremezsin. - Çocuğumu görmek istiyorum.
Çocuğumu görmeye hakkım var!
- Beni dinle... - Hayır, nerede?
Derhal kızımı görmek istiyorum!
Burada başka birçok hasta var.
Çocuğumu görmek istiyorum.
Dinle. Gel, şöyle oturalım.
Bu saçmalık! Çocuğumu görmek istiyorum!
Maria! Anders?
Anders?
Anders.
Şu anda travma ekibinin işini yapması çok önemli.
Thea'ya yardım etmek için ne gerekiyorsa yapıyorlar.
Kızımı görmem gerek! Hemen kızımı görmem gerek!
Telefonda da söylediğim gibi Anders.
Thea çok ciddi bir şekilde düşmüş.
Şu anda travma ekibinin sakin bir şekilde işlerini yapması gerek.
Kızımı görmek istiyorum sadece. Lütfen.
Anlıyorum.
Ellerinden geleni yapıyorlar. Tamam mı?
Lütfen. Kızımı görmeliyim.
Beni dinle Anders.
Girebilirsin.
Kısa olmak şartıyla. Sakin olmalısın.
Buradan.
Sessiz olacağız.
Anders?
Anders, beni duyuyor musun?
- Bir kalp problemi var mıydı? - Hayır.
Kullandığı ilaç? Alerjisi?
Hayır.
Bayılıyor.
- Tepki var mı? - Hayır.
- Nefes alıyor mu? - Alıyor.
Anders?
Beni duyuyor musun?
Merhaba.
Bayıldın.
Bizimle misin?
Evet.
Sedye getireyim.
Seni kaldıracağız.
Bacaklarını buraya koyacağım.
Kolundan tutacağım...
Yavaşça kaldıralım.
Seni ilk önce oturtalım.
Üç deyince? Bir, iki, üç.
İşte oldu.
İyi misin? Dengen yerinde mi?
Koridorda bir sedyede uzanmak durumundasın.
İlk ben giriyorum.
Yakında daha rahat hissedeceksin.
Ben üstünü alıyorum, sen de bacaklarını.
Burada yat.
Onu beş numaralı odaya götürüyoruz.
Sizi biraz yalnız bırakmam gerek.
- Her şey yoluna girecek. - Teşekkürler.
- Bayıldın. - Evet.
Sırtını biraz kaldırayım mı?
İşte. Daha iyi mi?
Tansiyonunu ölçeceğim.
Kolunu çıkarabilirsen yardımcı olabilirim.
Yeterli. Güzel.
Herhangi bir yerin acıyor mu?
- Ağrıyan bir yerin var mı? - Hayır.
İyi görünüyor.
Ne zaman bir şey öğrenebileceğiz?
Daha ne kadar sürecek?
Şu anda travma ekibimiz ne gerekiyorsa onu yapıyor.
İşlerini bitirdiklerinde öğreneceğiz.
Ne olduğunu bir türlü anlamadım.
Maria, ne oldu?
Bilmiyorum.
Ne?
Bjorn'ü yatırıyordum ve...
Thea da hentboldan gelmişti.
Her zamanki gibi yani. Her şey normaldi.
Ona Bjorn'ü yatırdıktan sonra yanına geleceğimi söyledim.
Sonra... Orada değildi.
Nerede olduğunu bilmiyordum.
Odasına gittim. Odasındaki camın...
açık olduğunu gördüm.
Atlamış mı?
Maria, atlamış mı?
Neden böyle bir şey yapsın ki?
Bilmiyorum.
Anders? Anders?
Nefes almakta zorlandığını duyabiliyorum. Karnından nefes al.
İçeride ne olduğuna dair başka bir şey biliyor musun?
Gidip kontrol edeceğim.
Hemen dönerim.
Odaya gidebilirsiniz artık.
Beş numaralı oda.
- Bir dakikan var mı? - Evet, bir.
Dede, bana kızın annesinin...
- Evet, biliyorum. - Öyle mi?
Travma şefine gidip ondan bir değerlendirme istemeliyim.
Benim için hasta geçmiş dokümanını çıkarabilir misin?
Kesinlikle.
Sanırım o zaman açıklığa kavuşturabiliriz.
Tamam. Herkesin eline sağlık.
Tamamdır. Gidiyoruz.
- Ne oluyor? - Röntgen çekilecek.
Babası öfkeden deliye döndü.
Saldırgan davranış ve nefes almakta zorluk.
Bilgi verebilir misin?
Evet, seninle geliyorum.
Erik?
- Tamam mı? - Evet...
İçeri girmeden bilmen gereken birkaç şey var.
Thea'nın biyolojik annesi kendini vurduktan sonra...
baba ile Thea psikiyatrik destek alıyordu.
Onu bulan da Thea ile babasıydı.
Hatırlıyorum çünkü geldiklerinde ben çalışıyordum.
Thea'nın geçmişinde bir şeyler var mı?
Evet, Hege'den çıkarmasını istedim.
İşte hasta geçmiş dokümanı.
Devam edebilirsin.
Bunu okuduktan sonra gireceğim.
Travma şefiyle de konuştum. Birazdan burada olacak...
ve bilgi verecek.
İyileşecek mi sence?
Buna cevap veremem. Travma şefi birazdan burada olacak.
Thea, şu anda röntgen çekilmeye götürülüyor.
Bu ne demek?
Onu stabilize ettiler.
Röntgen, daha detaylı bilgi verecek.
Sonucu aldıklarında da bundan sonra hangi
birimin ilgileneceğini öğrenmiş olacaklar.
Nefesin ne durumda Anders?
Bize söyleyebileceğin bir şeyler olmalı. Herhangi bir şey?
Travma şefi birazdan gelip tüm bilgileri sizinle paylaşacak.
Tek yapmamız gereken şey beklemek.
Ne kadar zor olduğunun farkındayım.
Zor mu? Tabii ki çok zor!
Senin sorunun ne?!
Niye bu kadar konuşuyorsun?
Nefesim falan umurumda değil!
Tabii ki zar zor nefes alıyorum!
İyileşip iyileşmeyeceğini söylemek bu kadar mı zor?!
Bir şey söyle!
Ne oldu orada? Kızıma ne oluyor?
Bir şeyler biliyorsundur! Ne demek oluyor bu?
Sikeyim böyle işi! Saçmalık!
Lütfen... Bize bir şeyler söylemelisin.
Doktoru beklemek zorundayız.
Yapabileceğimiz başka bir şey yok.
Merhaba.
Ben Johan Sorensen. Travma ekibinin şefiyim.
Evet, Thea gerçekten çok kötü düşmüş.
Kötü bir şekilde yaralanmış fakat durumunu stabilize ettik.
Röntgen çekiliyor şu anda.
Böylelikle hasarın boyutunu daha iyi anlayabileceğiz.
Beyin cerrahımızın raporunu bekleyeceğiz.
Onu aldığımızda durumuyla ilgili daha iyi bir fikrimiz olacak.
İyileşecek mi peki?
Kendisi hayatta.
Ancak bundan fazlasını şu anda söyleyemem.
Anlıyorum Maria, Thea ile birlikte evdeydin.
Neler olduğundan bahseder misin biraz daha?
Bilmiyorum.
Oğlumuzu yatırıyordum.
Thea eve geldi.
Sonra birden ortadan kayboldu.
Nerede olduğunu anlayamadım.
Sonra...
odasındaki camın açık olduğunu gördüm.
Neler olduğunu anlamadım.
Anlamıyorum işte.
Thea daha önce kendine zarar verdi mi?
Hayır.
Hayır, hiçbir zaman... Kendine zarar vermeyi istemedi.
Asla.
- Vermedi, değil mi? - Hayır.
Küçükken... biraz destek almıştık.
Uzun zaman önceydi. Çünkü...
Çünkü Lena... Thea'nın biyolojik annesi...
kendi canına kıydı.
Biz de destek aldık.
Uzun zaman önceydi.
Bu olduğunda Anders ile birlikte yaşıyorduk.
Destek aldık. Bir tür...
Yakınını kaybeden çocuklar için bir destekti.
Anders ile onun yanındaydık. Çok küçüktü daha.
Bir zaman...
annesini görmek istediğini söylemişti. Annesinin...
cennette olduğunu...
ve onu görmek istediğini.
Ancak hiçbir zaman...
Depresyona falan girmemişti yani.
Artık yaşamak istemediğini vesaire hiçbir zaman söylemedi.
Mutluydu.
- Öyle değil miydi? - Kesinlikle.
Yani...
Thea'nın iyi olduğunu düşünerek tedaviye son verdiler.
Mutluydu yani.
Ancak...
Biz uzman değiliz.
Okulla ve katıldığı...
okul sonra programlarla irtibata geçtik.
Mutlu bir çocuktu.
Etrafa neşe saçardı.
Onunla Lena yani annesi hakkında olumlu konuşmaya çalıştık.
Lena'nın hasta olduğunu, bu yüzden...
Lena inanılmaz dengesiz birisiydi.
Kabul görmüştü ve sürekli yazı yazardı. Tekrar ve tekrar.
Sürekli aynı şey.
Sosyal yardımı, hastaneyi ya da akıl
hastanesini kaç kere aradığımı bilmiyorum.
Kâbus gibiydi.
Boşandıktan sonra da birçok defa canına kıymaya yeltendi.
Thea'nın olmadığı bir zaman dilimi var.
Lena, kendi evlâdına bakacak bir durumda değildi.
Kimse bir şey yapmadı.
Hiç kimse bir şey yapmadı.
Bu nasıl olabilir?
Kimsenin bir şey yapmamasına nasıl göz yumdunuz?
Belli ki bir müdahale olmadan kendisine veya
bir başkasına zarar vermek durumunda kalmış.
Bu nasıl hastalıklı bir durum? Tamamen delilik.
Böyle bir şey olmamalıydı. Çünkü sonra çok geç oluyor.
İş çığrından çıkıyor.
Hepinizin bir şey yapmak için şansı olmuş.
Fakat kimse bir şey yapmamış. Durum budur.
Siktir!
- Çaresiz olduğunuzu anlıyorum. - Evet, öyleyim.
Gerçekten çok zor.
Neden olduğunu söyler misin?
Bana anlatır mısın?
Hayır, anlatamam Anders.
Thea'nın annesiyle çok kötü bir tecrüben olduğunu anlıyorum.
İnsanları iradeleri dışında tutmaktan pek hoşlanmayız.
Baskı kurmak beraberinde şiddeti de getirebilir.
Biz insanların kendi kendilerine bakabilmelerine destek olmak istiyoruz.
Hayatları hakkında karar verip...
durumlar üzerinde kontrol sağlamaları için.
Bazılarının...
sonu "döner kapı sendromu"yla sonuçlanır.
Bu...
hastanın devam eden bir tedaviye hazır olmadığı zamanlar olur.
Gittikçe zorlaşır.
Bundan bahsediyorsun.
Yapabileceğimiz çok şey yok o zaman.
Bir hatanın yapıldığı çok bariz.
Birisi bize Thea'nın...
çok iyi olduğunu söyleyerek hata yaptı.
Her şeyin yolunda olmadığı ortada.
Birisi büyük bir hata yaptı!
Kendisini öldürmeye kalkışan bir çocuk var ortada!
Bunun ne kadar zor olduğunu anlıyorum.
Ne kadar acı verici olduğunu da.
Tek diyebileceğim, Thea'ya yardım etmek
için elimizden gelenin fazlasını yapıyoruz.
Üzgünüm.
Artık geri dönmeliyim.
Daha fazlasını öğrendiğimde haberiniz olacak.
Başka bir şey varsa Martin'e söyleyin. Ne olursa olsun, tamam mı?
Her zaman sizin yanınızdayım.
Gelişmelerden buraya haber gönderilecek.
Thea hakkında bana bir şeyler anlatmak ister misin?
Biz...
Mutlu bir aileyiz.
Thea da mutlu.
Okulu sever miydi? Arkadaşları var mıydı?
Evet.
Evet, arkadaşları vardı.
Hentbol takımındaydı.
Okulda arkadaşları vardı.
Çok mutluydu.
Her zaman olan kız öğrenci kavgaları falan işte.
O kadar küçük şeyler.
Hep bir şekilde hallettik.
Tabii ki herkes biliyordu.
Herkes biliyordu.
Okulda ve...
En yakın arkadaşlarımız biliyordu.
Gerçi bu konuda çok fazla konuşmadık.
Son zamanlar zor geçti.
Elbette sırtına böylesine...
ağır bir yük vermek istemedik.
Mutluydu.
Başkalarına...
yardım etmeyi seven birisiydi.
Diğer kızlar sorun yaşadığında ona gelirlerdi.
Thea hep mutludur. Daima öyle olmuştur.
Evet.
Size hiç biyolojik annesinden bahsetti mi?
Hayır.
Hayır, bilhassa o konudan.
Hayır.
Onu özlediğinden falan bahsetmiş olabilir.
Çok özlediğinden vesaire. Gerçi çok uzun sürmedi.
Çok küçükken.
Uzun zaman önce.
Annesinin...
cennette olduğunu umduğunu falan söylemiştir.
Çocukların söylediği türden şeyler işte.
Aslında...
Bir keresinde...
Bir keresinde...
"Babacığım, öldüğümde güzel bir çiçek olur muyum?" diye sormuştu.
"Böylelikle beni toplayıp pencere eşiğine koyabilirsin."
Ancak bu uzun zaman önceydi.
Böyle şeyler olmadan çok önceydi.
Ölmenin ne anlama geldiğini bile bilmiyordu.
Hayır.
Bir çocuğun aklından geçenleri...
kestirmek çok zor olabiliyor.
Mutluluğu yaymak için sıklıkla zor durumlarda...
sorumluluk almak istiyorlar.
Onlara ağır gelen düşüncelerle hayatlarını sürdürüyorlar...
fakat paylaşmak onlar için de çok zor.
Kimsenin onlar için endişelenmesini istemiyorlar.
Yani sorunu anlamak imkânsız hâle gelebiliyor.
Küçük kızımız...
Bjorn'e ne diyeceğiz?
Bjorn kim?
Thea'nın küçük kardeşi.
- Kaç yaşında? - Beş.
Beş mi?
Dürüst olun...
hâlâ çocuk da olsa...
gerçekten acı verici olduğunu söyleyin.
Yalnız olmadığını.
Hislerimizi doğrudan söylersek...
kötü şeylerin yok olacağını.
Konuşursanız. Yalnız değilsiniz.
Mona'dan haber var mı?
Hayır, bir sorun olursa arar.
İyi olacak mı? Olacak mı?
Bilmiyorum Maria.
Beyin cerrahı vaka üzerinde çalışıyor.
Gördükleri şey, beynin şoka girdiği.
Yani yüksek basınçtan dolayı beyne çok az oksijen gidiyor.
Şu anda hasarı onarırken Thea'yı da hayatta tutuyoruz.
Ancak bilmiyoruz.
Başarıp başaramayacağını bilemiyoruz.
Eve, Bjorn'ün yanına gitmem gerek. Eve, Bjorn'e gitmem gerek.
Ben de seninle geleyim mi?
Eve, Bjorn'e gidiyorum, tamam mı?
Seni orada bekleyen birisi var mı?
Burada istediğin kadar kalabilirsin.
Hayır, eve gitmek istiyorum.
Kayınvalidem evde.
Eve gitmek istediğine emin misin?
Evet, oldukça.
Yapabileceğin hiçbir şey yoktu.
Ara beni.
Tamam mı?
Dışarı soğuk.
Seni eve bırakması için bir araç ayarlayacağım. Danışmada buluşalım.
Bir şeyler öğrenir öğrenmez hemen haber vereceğim.
Tamam mı?
Ara beni.
Geldik.
Şahsi numaramı veriyorum sana.
İstediğin zaman arayabilirsin.
Burada ne olursa olsun direkt seni arayacağım.
Sağ ol.
Parası ödendi.
Bakke Yolu, on sekiz numara. Değil mi?
İyi misiniz?
Geldik.
- Merhaba. - Anne?
Seninle uyuyabilir miyim?
Tabii ki uyuyabilirsin. Gel.
Tabii ki uyuyabilirsin bir tanem.
Bana her zaman gelebilirsin.
Annene her zaman gelebilirsin.
Çeviri: Utku Akar
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.