All language subtitles for Mukemmel.Aile.2024.720p.WEBRip.x264.AAC-[YTS.GG - YTS.BZ].tur

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Downloaded from YTS.BZ

Official YIFY movies site: YTS.BZ

(Müzik)

(Cızırtı sesi)

(Müzik)

Selam.

Bu videoyu çekmek benim için çok zor.

Ama zorundayım.

(Kadın ses) Sevgili ailemin bundan haberi olmazsa olmaz.

Biliyorum yıllardır görüşmüyoruz. Mezuniyetime, düğünüme gelmediniz.

Ne kadar özel günüm varsa beni yalnız bıraktınız ama...

...siz böylesiniz. Ben buna alıştım.

Baba, senden başlamak istiyorum.

(Geçiş sesi)

(Kadın dış ses) Hayatında en büyük önceliğin hep boks oldu.

Mesleğin senin için hep çok önemliydi.

(Seyircilerden gelen tezahürat sesleri)

(Geçiş sesi)

Ya sen anne?

Yıllar öncesinde kaldın.

Kendini hâlâ bir film yıldızı zannediyorsun ama değilsin.

Sana bir şey söyleyeyim mi? Zaten hiçbir zaman olmadın.

(Geçiş sesi)

(Kadın dış ses) Sırf bu uğurda...

...sinema aşkın yüzünden bizim büyüdüğümüzü de göremedin.

Ayten, hayırdır, bu suratının hâli ne?

Gece gece yatmadan bu ne makyajı Allah aşkına?

Bir kadın her daim bakımlı olmalıdır Nazmi.

Nerede ne olacağı hiç belli olmaz.

Burası yatak odası canım.

Burada ne olacağı belli ne olmayacağı da belli.

Hatta sana açık bir şey söyleyeyim mi?

Genel olarak ne olmayacağı belli.

Yeter, yeter! Nefes alamıyorum!

Ne oldu, boğazına bir şey mi kaçtı?

Uzatma Nazmi!

Ayten, aynadan şu yastığa bakar mısın rica ediyorum, bu nedir?

Suratının kalıbı çıkmış, kalıbı!

Nazmi, sen farkında mısın? Ben yüzümle para kazanıyorum.

Evet canım yüzünle para kazanıyordun, 1990'larda.

O köprünün altından çok sular aktı.

Ne güzel yıllardı.

Yeşilçam'da parladığım.

Herkesin bana gıptayla baktığı yıllar.

Ama sonra ne oldu?

Sonra ne oldu? 93'te Özal öldü.

Allah belanı versin Nazmi!

Çok ayıp selamün kavlen başına.

-Nazmi, sonra ne oldu? -Ne oldu Ayten, sonra ne oldu?

Seninle evlendim. Tak başlamadan bitti kariyerim.

Ayten, çok rica ediyorum.

Bak gerçekten yorgun argın geldim, bir araba dayak yedim...

...istirham ediyorum uzatma.

-Hih! Ama görürsün! -Yavaş!

Tekrar geri döneceğim.

Yine bir filmde oynayacağım.

(Müzik)

Ben...

...seni yıllar sonra...

-Olmadı, baştan alacağım. -Neyi baştan alıyorsun?

-Lafımı unuttum. -Ne lafını, hangi lafını unuttun?

(Kapı vuruldu)

Ne oluyor ya?

(Kapı vuruldu) Ne oluyor ya?

Ne oluyor böyle alacaklı gibi kapı vurmalar?

Duygusuz! (Kapı vuruldu)

Duygusuz!

Sektör çok bozulmuş.

(Geçiş sesi)

Ya sen dayı?

Senin doğuştan kafan güzeldi.

Hayatını saçma sapan ilaçlara harcadın.

Tıbbi denek, ne harikulade bir meslek.

Patlama, patlama!

Oğlum tamam, alacaklı gibi vuruyorsun ya!

Hişt! Dündar, yavaş oğlum.

-Ha? -İyi misin?

-Ne içtin lan yine? -Ne içtim?

İşte birkaç antibiyotik, ben bir de diyabet ilacımı içtim.

-Öyle bir şey içtim. -Allah Allah!

Oğlum sen bu ilaç işini ne zaman bırakacaksın?

Enişte, işim bu benim, nasıl bırakayım?

Ayakkabılarını çıkar, hadi.

Oğlum, buraları anan temizlemiyor, sen ne yapıyorsun?

Oğlum, her gün bir avuç ilaç içiyorsun.

Vallahi sağlam organın kalmadı.

Enişte, ben deneğim diyorum. Niye anlamak istemiyorsun?

Laboratuvarlarda ilaçları üretiyorlar, ben de deniyorum.

İşim bu benim.

Ayrıca o zaman sen de dayak yemeyi bırak enişte.

Ne alakası var? Elmayla armudu toplama.

Yürü, yat şuraya.

Kafamda bir rakam var enişte, ona ulaşayım yeminle bırakacağım.

Tamam, aç. Gel.

(Geçiş sesi)

Sizden uzaklaşmak istediğim için Murat'la ne kardeş bağımız oldu...

...ne de birbirimizi tanıdık.

(Geçiş sesi)

(Hareketli müzik)

Baba, ne oldu yine?

Sanki bilmiyorsun, ne oldu yine?

Madem uyumadın hadi işine bak.

-Şurayı şey yap. -İyi, tamam.

-Geldim, bakayım. -Of!

Çok kötü olmuş.

-Aç ağzını, aç ağzını. -Aa...

Oğlum salak salak kendi ağzını değil, şunun ağzını aç.

Tamam, açıyorum. Uzat.

-Bak yavaş, tamam mı? Çok ağır. -Tamam.

-Şimdi kemik burası, çok acır. -Tamam. Yavaşça yapıyorum.

-Dokundur. Ah! Yavaş yavaş! -Tamam. Daha yavaş.

Tamam.

Ne parası lan bunlar?

Kefen param baba.

-Efendim? -Kefen param.

Öldükten sonra size yük olmak istemiyorum da.

Şimdi bu kefen parası falan bunları düşünmek için...

...senin yaşın biraz genç değil mi?

Sanki senin hani sıralı ölümü tercih etmen gerekmiyor mu yavrum?

Ben bu hayatla bir bağım kaldığını düşünmüyorum.

İntihar için şartların oluşmasını bekliyorum.

Ulan manyak manyak konuşma be! Yap işini, hadi! Uf! Yavaş!

Sürekli dilinde bir ölüm, ölüm, ölüm, hep intihar!

Yok attan düşeyim, yok kalp krizi geçireyim.

Ne atı ya? Ben at falan demedim.

Demen gerekmiyor, ben senin suratından okuyorum.

Senin adın Murat. At murattır.

-Hadi, devam et. -Bence de.

-Yavaş. -Tamam, pardon.

-Şurası kalsa. Tamam. -Tamam, yeter.

-Hadi, topla burayı. -Ah! Ne yapıyorsun baba?

Yarısını bırak bari. Bozukları bile aldın.

Oğlum, sana yat uyu diyorum.

İnşallah ebedi uykuma dalarım, inşallah.

Bana bak, sen bu fikirlerinde böyle ısrarcı olursan...

...seni ebedi (***)!

Hadi, 'schlafen'! Zıbar yat!

(Geçiş sesi)

Teyzemden bahsetmiyorum bile.

(Geçiş sesi)

(Erkek) Filiz koş, koş!

(Gerilim müziği) (Silah sesleri)

-Filiz, iyi misin? -İyiyim, geç.

Şuraya gir.

-Ne oldu ya, neyin var? -Yok bir şey.

-Sıkmayı bıraktın yavrum. -Sıkıldım.

-Neden sıkıldın? -Bu işten.

Bu konuşmanın yeri mi Filiz? Ateş altındayız görmüyor musun?

Sırası, ne zaman konuşacağız?

Yıllardır zaten erteliyoruz, şimdi konuşacağız.

Ben artık adam öldürmek istemiyorum.

Bizim mesleğimiz yani bu.

Adam öldürüyoruz, kiralık katiliz biz.

İstemiyorum diyorum, kafam kaldırmıyor ya!

Tamam, anlıyorum. Bunaldın, sıkıldın. Bu aralar çok fazla ekstra iş yaptık.

Mesleki deformasyon diyelim biz buna. Anlıyorum seni.

Biz de normal işler yapamaz mıyız?

Ne yapayım?

Eczacı kalfası mı olayım bu saatten sonra?

Ege'ye yerleşelim, olur mu?

Küçük bir pansiyon işletiriz.

Belki tatlı bir kafe.

Olur mu?

Ege.

(Duygusal müzik)

Yok. Sen bırakmayacaksın değil mi?

Anladım.

(***)! Peki.

Ben gidiyorum Âdem.

Nereye gidiyorsun Filiz?

Eğer bir gün sen de normal bir hayat yaşamak istersen...

...beni nerede bulacağını biliyorsun.

Yok, bilmiyorum Filiz.

-Konyaaltı. -Konyaaltı?

Ablamın evi var orada.

Yani Konyaaltı.

(Filiz) Aslında tam Konyaaltı değil.

Ablam daha havalı olsun diye hep öyle diyor.

Bu eski Türk filmlerinin çekildiği bir sokak var.

Oradan böyle yokuş aşağı inersin ama bayağı inersin böyle.

Sağda, ahşap bir ev. Numara 16

Zil çalışmaz, kapıya vur.

Vururum Filiz.

Sağlam vur.

Sağlam vururum Filiz.

(Hüzünlü müzik)

Konyaaltı.

Numara 16!

(Geçiş sesi)

(Kapı vuruldu) (Ayten) Bu saatte ne oluyor? Murat?

Enişte, kapı çalıyor galiba ya.

Galiba ne oğlum? Çalıyor işte. Niye kapıyı açmıyorsun?

Burada konuşarak bulamazsınız kimin çaldığını.

Ama yani bu saatte çalan kapı da hayır değil ki.

-İnşallah hayır değildir. -Sus lan!

-Nazmi, kapıyı aç. -Ne münasebet, niye ben açıyorum?

Aramızda tek boks bilen sensin enişte, aç işte...

...ne uzatıyorsun Allah aşkına? -Geldim, geldim.

Filiz!

Filiz!

Filizciğim canım.

Oh.

(Filiz) Arama arama.

Polisi arayacaksın, arama. Ben işi bıraktım.

Bakar mısın? Normal normal işi bıraktım diyor.

Sanırsın yani devlet dairesinden istifa etmiş normal memur.

Gel içeri canım, gel. İyi misin?

(Filiz) Çok kötüyüm.

Kötü olacak tabii.

Ben de o kadar insan öldürsem ben de kötü olurum.

Kendimi kötü hissederdim yani.

Onu mu diyorum be?

Filiz, şunu bize doğrultma ya gece gece!

Anlat bakayım, ne oldu?

-Âdem'le ayrıldık. -Hih!

Bayılıyorum böyle kapı önünde muhabbetlere biliyor musun?

Ya içeri girsenize. İçeri girin, içeride konuşun.

Sen eniştene bakma canım, bugün o çok dayak yedi...

...o yüzden böyle kafası gidip geliyor.

Anlat bakayım, ne oldu?

Ben buna, ben artık insan öldürmek istemiyorum...

...kiralık katil olmayacağım dedim.

İstemiyorum ya, istemiyorum. İnsan öldürmek istemiyorum dedim.

-Hoş karşılamadı. -Ah Filiz.

Bilmez miyim, insanın işiyle eşi arasında kalması.

-Çok zor enişte, vallahi bak. -Zor be, vallahi zor.

-Çok zor. -Zor.

-(Dündar) Zor olmaz olur mu? -(Filiz) Çok zor.

Siz ne konuşuyorsunuz Allah aşkınıza?

Yani bu kadın insan öldürüyor, insan!

Sus artık! Sus be!

-Teyze? -Söyle teyzeciğim.

Şimdi sorulacak soru değil belki ama kaça vuruyorsun?

O siparişe göre değişiyor teyzeciğim.

Peki, mesela en az ne kadar oluyor?

En az 50 bin teyzeciğim.

-50 bin çok ya. -Çok.

Git yat lan! Git yat! Yat!

Ne yapıyorsun? Şeytan doldurur, sakın.

-(Nazmi) Yapma. -Şeytan doldurur.

(Dündar) Gel ben sana bir hap vereyim sen bir rahatla.

(Nazmi) Hap falan istemem, bırak!

-Kafasına sıkacağım ya! -Gel canım, gel.

(Geçiş sesi)

Sonuç olarak birbirimizden koptuk.

Garip bir aile olduk.

Ama bunu bilmeye hakkınız var.

-Hamileyim. -Ne?

(Kadın ses) Birkaç güne kalmaz doğururum.

-Hamile miyim dedi? -Ay!

Sayın mükemmel ailem biliyorum bu da ilginizi çekmeyecek ama...

...haber vermek istedim.

Torununuz oluyor.

Kendinize iyi bakın.

Nazmi!

Ben anneanne olmak için çok gencim!

Allah aşkına buna mı takıldın şu anda burada?

Kız sonuna kadar haklı abi, yerden göğe kadar haklı.

Vay be, vay be, vay be! Anne oluyor!

Benim çocuk yapacak vaktim olmadı be, herkes anne oldu be!

Ah kuzum.

Nazmi, ne yapacağız?

Ne bileyim ben ne yapacağız?

Şimdi enteresan bir zamanda geldi bu haber de.

Benim elimde bir sürü iş var, bir sürü kostüm yetiştirmem lazım.

Arı yapacağım, balık yapacağım.

Efendime söyleyeyim köpek balığı yapacağım ayrı.

Lama yapacağım. Tüküren lama yapmam lazım biliyor musun?

Dündar, tüküren lama ki en zoru.

İçinden böyle tesisatlar falan geçireceğim.

Ağzını açtığı zaman puh, puh diye su atacak.

O kadar zor ki bu. Bir de bunun parasını peşin aldım.

Ya. Ayrıca da benim müsabakam var. Benim antrenman yapmam lazım.

Müsabaka kelimesini kullanan kaldı mı?

Sus lan!

Nasıl yapsak? Ben şimdi nasıl yapacağımızı bilmiyorum.

Bence kesin gitmemiz lazım enişte. Vallahi bak.

Zaten aile olarak dağılmışız.

Yol da bizi bir toparlar yani. iyi gelir hava değişikliği.

Aynen, iyi gelir.

-Murat saat kaç? -12.00 dayı.

Oo!

-Ne oldu lan? -İlacım var enişte, ilacım var.

Ya ne ilacı? Sen de sürekli hap içip duruyorsun!

Allah Allah! İşim diyorum ya enişte. Hâlâ aynı şeyi söylüyorsun.

Nasıl bir işmiş bu, ne ilacı o?

-Ulkovin. -Ne?

(Dündar) Şeker, şeker.

-Ne, şekerin mi var? -Sonra anlatırım.

(Müzik)

Ne?

Ne var, ne oldu, niye hepiniz bana bakıyorsunuz?

Sanki tek karar mercii benmişim, sanki evin reisiymişim...

...sanki ben ne dersem o oluyormuş gibi niye bana bakıyorsunuz?

Ne, ne yapacağız Nazmi?

Sana fikrini mi sorduk, ne yapalım mı dedik?

Ne münasebet canım, ne münasebet?

Hemen hazırlanıyoruz, çıkıyoruz Nazmi! Çekil önümden!

-Ya, bir saniye. -Sen bir sus be!

Ne demek bir sus, ne yapıyorsunuz ya?

Kendine gel enişte!

Oğlum ne yapıyorsun, ne oluyor lan? Benim mesleğimi unutuyorsun galiba!

-Boksörüm oğlum ben! Ya! -Babacığım.

-Ne diyorsun lan? -Ah!

Kimseye vurmadın bana niye vuruyorsun? Babacığım dedim.

Ne yapayım, anana mı vurayım, bu saatten sonra ananı mı döveyim?

Teyzene mi vurayım? Kafama sıksın genç yaşımda öleyim.

Bir laf ettiğin zaman önünü ardını düşünmeden etme, tamam mı?

Yürü git, yürü git!

(Hareketli müzik)

Geç.

Dündar, ne oldu oğlum?

Enişte, kapanmıyor. Sürgüde mi bir şey var acaba?

-Çek elini. -Gres yağı mı sürsek?

Gres yağı mı?

Oğlum ben şu dakika, şu saatte gres yağını nereden bulayım...

...nereden yaratayım? Meslek lisesi öğrencisi miyim ben?

Kaygan bir şey de olur. Sizde vardır enişte.

Hayatlarımız da kaygan bir zemin üzerinde değil mi zaten?

Değil canım, değil teyzeciğim. Sen de ya.

Ne diyor bu da ya?

Oturduğun yerden böyle duyar kasıyor.

Ne yapacağız? Bir şey yapacağız. Dur, bir saniye.

Ayten, şu kremden biraz versene.

Ne yapacaksın kremi?

Ne yapacaksam yapacağım işte. Demek ki ihtiyacım var, ver.

Dur kapaktakinden alayım, kremi oraya girmeyeyim.

Aman! Bunun da malı kıymetli.

O krem kaç para biliyor musun sen Nazmi, ne yapıyorsun?

Bu krem kaç para Ayten?

Ayten bir şey soruyorum. Bu krem kaç para?

Takılıyorum ya, ne olacak? Uyduruk krem.

Neyse. Şu anda uzatmıyorum.

Seninle bu konuyu sonra konuşacağım.

Bir dakika, deneyelim.

-(Dündar) Oldu enişte. -Oldu, oldu.

Ayten, sana küçük, basit bir soru soracağım.

Bu krem kaç para?

Ayten, krem kaç para diyorum!

Yeter! Krem, krem, krem! Taktın kreme!

-Çocuğumuz doğuracak bizim, çabuk! -Tamam canım, bir şey demedik.

Bir fiyat sorduk.

Yola çıkıyoruz işte, geliyorum.

(Dündar) Allah Allah! Krem, krem, krem! Takmış kreme abla ya!

(Filiz) Ay, taktı. Kaç para krem?

-Hadi bakalım. -(Dündar) Abla şey var mı?

-(Dündar) Hyaluronik asit var mı? -(Filiz) Hyaluronik asit!

(Gülüyorlar)

(Dündar) Hyaluronik asit ha.

(Hareketli müzik)

(Hareketli müzik devam ediyor)

Bana bak, sen şimdi dayı mı oluyorsun? Küçük dayı.

Vallahi öyle oluyor. Heyecanlıyım da biliyor musun?

Nasıl bir duygu acaba bu dayı olmak?

-Dayı? -Efendim?

Dayı olmak nasıl bir duygu?

Müthiş, yok böyle bir duygu.

Abla, kız sen anneanne mi oluyorsun?

Nazmi, arabaya sinek mi girdi?

Olabilir hayatım, girmiş olabilir.

Aa! Anneanneye bak be! Üf! Böyle anneanne mi olur be?

-Enişte? -Efendim?

Bak şimdi, ben iyice bir bu haritayı inceledim.

-Tamam.

-Zannımca Çanakkale üzerinden bak...

Oğlum dur, yapma. Yolumu göremiyorum.

Enişte, şeyi gösteriyorum.

Bak, bir seçeneğimiz de feribotla Bandırma üzerinden...

(Nazmi) Oğlum araba kullanıyorum.

Sen manyak mısın Dündar, ne yapıyorsun ya?

Abi işte gösteriyorum, nasıl görmüyorsun ya?

Görüyor olsam görüyorum derim.

Ya yedin tabii gözüne yumruğu, gitti retina sonra sür.

Retinayla ne alakası var?

Öyle bir şey olsa anında görmezdim.

Enişte, sen misin sağlıkçı ben mi? Allah seversen, dur ya.

-Bırak Allah aşkına. -Eğ kafayı.

Oğlum ne yapıyorsun?

(Bağırıyorlar)

Dündar! Sen manyak mısın oğlum, ne yapıyorsun?

-Dayım şu an öldü mü? -Yok oğlum, ne ölmesi?

-Herhâlde bayıldı. -Dündar!

Yani en azından bizim de camdan fırlayacağımız şekilde...

...yapabilirdin kazayı babacığım. -Konuşma fazla! Arkana yaslan!

Dündar, ne oldu, boynun mu kırıldı?

Nazmi, çocuğu öldürdün mü?

Vuracağım lan seni!

Yok ya, ne alakası var?

Bu kadarcık frenle ölecekse o zaman vadesi dolmuştur...

...ölsün gitsin zaten.

Yaşayamam, böyle yaşayamam.

-Murat, yardım et bir şey yapalım. -Ne yapalım?

Gel bir, bir dakika dur.

Enişte, haritayla işin bittiyse o bana lazım, ver onu bana.

Ne haritası ya?

-Aa! Buradaymış, tamam enişte. -Allah Allah!

-Gözüm aktı mı? -Akmadı.

Koyun can derdinde kasap et derdinde.

-(Nazmi) Bir sakin olun. -(Filiz) Ne oldu?

(Nazmi) Gözün aktı mı, akmadı mı?

-(Filiz) Tamam, artık sinirlenme. -(Nazmi) Ne yapıyorsunuz ya?

Şoföre böyle hareketler yapılır mı? Allah Allah!

Yolumuz uzun, kaza yapacağız.

Torunum dedesiz kalacak vallahi.

(Korna sesi)

Ne oluyor ya, ne oluyor, ne var?

Ne var burada arkamdan dat, dat, dat? Ne?

Geç solla, geç! Ne o öyle dat, dat, dat korna yapıyorsun?

(Gerilim müziği)

-Nazmi ya, bulaşma, bırak. -Ne bulaşma ya? Ne oluyor lan?

Ne, o el kol ne?

-Camı aç diyor. -Lan o el kolun Allah'ını görürsün!

-Bozuk cam, açamıyor. -Lan! Ne el kol yapıyorsun?

(Konuşma duyulmuyor)

-Murat. -Teyze, evet.

Üç deyince kapıyı açacaksın, tamam mı?

-Teyze, tamam. -(Nazmi) Bir dakika, dur.

-Ne yapıyorsunuz? -Dur!

-Bir... -Silahı bırak!

Lan ben bir dedim! Ne dedim, aç mı dedim?

-Dayım aç dedi, ben demedim ki. -Niye açıyorsun?

(Dündar) Yardımcı oluyorum. Allah Allah! Kapat ya, kapat!

-Kapatma! -Kapat! Ne yapıyorsunuz?

-Kapat! Kapat! -(Nazmi) Ne yapıyorsunuz?

-Şoför! -Ne yapıyorsunuz?

Sus!

-Bak şimdi... Bana bak! -Kafanı sıkarım ha!

-Dur! Hepimiz birlikte öleceğiz! -El kol yapma lan!

İndir o elini!

-Bağırma, ağzından tükürük geliyor. -Sakin ol.

Ayten, bir şey söyle kardeşine ya.

-Aa! -(Filiz) En nefret ettiğim şey ya!

Nasıl bir yolculuk yapıyoruz, ben anlamadım bu işten bir şey.

(Filiz) Elini kolunu şey yaptığım şimdi!

-Dua mı okuyorsun abla? -Evet.

(Müzik)

Ben bu ailenin içinde, bu arabanın içinde artık silah falan istemiyorum.

Bu kadar.

Filiz, ben anlamıyorum ki. Bıraktım bu işleri diyorsun...

...gene maşallah sağa sola sıkmaya devam ediyorsun ya takır takır.

-Nazmi. -Ne Nazmi ya?

Artık konuşacağım, bırak Ayten.

Burnunda şey var.

Sümük mü var?

Geçti, tamam düştü.

-Üstüne gitme, üzgün zaten. -Tamam.

Yani böyle olmaz ki canım.

-Enişte? -Efendim?

-Benim çok çişim geldi. -Allah Allah!

Ya yeni çıktık yola Dündar. Zaten başımıza gelmeyen kalmadı.

Abla, içtiğim ilaçlar yüzünden oluyor.

Sen hemen niye tepki gösteriyorsun?

-Ne ilacı ya? -Hipertansiyon.

Niye, tansiyonun mu var?

Anlatırım sonra, boş ver şimdi.

Enişte, şurada sağa bir yere çek artık, altıma (***)!

(Hareketli müzik)

Aa! Harika.

(Ayten) Şundan da alayım.

Aman! Bunlar da oyuncu oldu ya!

Eskiden böyle miydi? Dergilere kapak olmak çok zordu.

Bir dört yapraklı yonca vardı, o da malum dört kişiydiler.

Şimdi tabii çok dergi var, online olarak.

Ama ben böyle sayfalara dokunmayı falan çok seviyorum.

(Müzik)

(Ayten) Fiyatları da bayağı pahalı. Üç tane şimdilik.

(Müzik)

Nereye?

İstanbul'a.

Hani para?

-Sen uyumuyor muydun? -Uyuyordum.

Anladım. Sonuç? Para vereceğiz.

Ünlü yapımcı, yönetmen, senarist Hilmi Bey!

(Ayten boğazını temizledi)

Hilmi Bey.

Ayten. 1989, "Mükemmel Anne", başrolünüz.

-Starınız. -Ayten?

-Evet. -Hay Allah! Çıkartamadım!

Beni mi?

Hayır, cüzdanı çıkartamadım.

Hah!

(Ayten boğazını temizledi)

Benim canım annem.

İyi ki benim annemsin.

Belki paramız yok ama mutluyuz.

Ben Münire Hanım'ın kızıyım Hâkim Bey.

Kızını dişiyle tırnağıyla yetiştirmiş...

...o taşralı kızım.

-Ayten! -Evet!

Hay Allah, çıkartamadım ya. Evet, şimdi hatırlıyorum.

Canım yani tanınmayacak bir hâle gelmişsin ama.

Birden kayboldun ortadan.

Hâlbuki ne kadar güzel bir oyuncuydun.

Öyle olması gerekti Hilmi Bey. Ara vermek zorunda kaldım.

Ama bu aralar geri dönmeyi düşünüyorum.

Aa! Ben de İstanbul'a bir film çekmek için gidiyorum.

Ama tam senlik çok güzel bir rol var.

-Aa! -Düşünür müsünüz?

-Aa! -Yalnız bütçesi çok düşük.

Hilmi Bey, paranın ne önemi var ben rolü beğendikten sonra?

-Çok güzel. -Beğendim.

Şansa bakın ben de İstanbul'a gidiyorum.

O zaman İstanbul'da buluşur, detaylarını konuşuruz.

Bu kartım.

Lütfen arayın.

Mutlaka arayacağım.

(Duygusal müzik)

Elveda.

Elveda güzel adam.

Hadi yine iyisin, bir sonraki sayıda ben varım.

Hadi.

Hanımefendi, bırakabilir misiniz?

-(Filiz) Hadi. -(Nazmi) Tamam, şey yapalım.

Ne bekliyoruz Nazmi?

Canım bir şey beklemiyoruz, benzini bekliyorduk, benzin aldık, tamam.

Drama yaratma her şeyde ya, dur.

-Dündar? -Efendim?

Sen kullan, ben arkanızdan biraz koşarak geleyim, tamam mı?

Maçım var, antrenman yapmam lazım.

Nereden çıktı şimdi bu ya?

Nereden çıkacak? Ben sporcu insanım!

İşimi, mesleğimi bilmiyor musun? Şuradan havlumu ver.

Hadi geç sen, hadi Dündar geç.

Al Nazmi, al! Tam role girmiştim!

Sen rolüne gir, yolda oynarsın.

Hadi, bir şey yok burada. Oğlum, kapıyı kapat.

-Yavrum kapat. -Elveda.

Ayten, drama yaratma çok rica edeceğim, hadi.

(Aksiyon müziği)

(Müzik)

Öyle bir geri döneceğim ki herkes şaşıracak.

Nereye döneceksin? Daha yeni gidiyoruz.

Herkes!

Teyze, şimdi siz ilk önce parayı alıyorsunuz.

Sonra vuruyorsunuz, değil mi?

Aynen.

De vuruyordum, artık bıraktım.

Adam başı 50 bin alıyorum diyordun niye bıraktın?

Bıraktım oğlum.

(Murat) Peki, tamam. Diyelim ki mesleğe geri döndün...

...eş, dost, akraba indiriminden faydalanabiliyor muyuz?

Öyle bir şey var mı?

Yani, o durumuna göre işte. Boş ver.

Peki, beni kaça vurursun?

(Filiz) Ben seni niye vurayım Murat?

Saçma sapan konuşma.

Ayrıca ben ailemden birini vurmam, vuramam.

Aileden birini vuracak olsam önce babanı vururum.

Korkma. Buna asla izin vermem.

Ne böyle abuk sabuk kahkahalar atıyorsun korku filmindeki gibi?

(Nazmi) Sen korku filmi çevir bence.

Sen ne yazıyorsun?

-Prospektüs. -O ne?

İşte ilaçların içinden çıkıyor ya, etken maddesi, yan etkileri yazıyor.

Küçük küçük yazılar var, hiç kimse okuyamıyor, o işte.

(Filiz) Onları hiç kimse okumuyor ki niye yazıyorsun?

(Dündar) Sonra anlatırım. Benim kafamı karıştırma işim gücüm var.

(Filiz) Aman ya, nasıl kafan da şey olmuş ya?

İyi, tamam. Aman be, öf!

Ayten, Allah aşkına ne yapıyorsun? Arkada çocuklar var.

Ayranın mı kabardı olmadık yerde?

Geri zekâlı!

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

Alo? Alo, Hikmet abi?

Sen misin?

Dur, bir dakika. Sesin kesik kesik geliyor, seni duyamıyorum.

Bir dakika dur, bir dakika.

İstanbul'a geliyorum abi.

Sesi tam duyamıyorum şey yapacağım...

...konuşacağım şimdi, bir dakika dur.

Hikmet abi, sesin kesik kesik geliyor. Bir dakika abi, dur...

...bakacağım kaç çubuk çekiyor. Vay arkadaş bir çubuk çekiyor.

Tek çubuk var ya. Alo, abi? Arabanın arkasına geçiyorum. Alo?

Hah, arada sesin geliyor. Bir dakika abi yükselişe geçiyorum.

Ben İstanbul'a gidiyorum. Hikmet abi, bir dakika abi.

Dur, iki çubuk oldu. Alo, duyuyor musun Hikmet abi?

Abi sesimi duyuyor musun? Maç mı? Yaşa be!

Ayarladın, öyle mi? İki hafta sonra mı? Süpersin.

Çok teşekkür ederim.

Alo? Ses gitti, kesildi gene. (Korna sesi)

-Ne bu? -(Nazmi) Maç ayarlamış, çok iyi.

(Filiz) Gene mi bu korna?

Neymiş bu? (***) kornasına ya!

-Ne oluyor ya? -Bunun kafasına sıkacağım!

-Çantamı getir Murat. -Getiriyorum teyze.

-Hayır, sakın! Murat çanta falan yok! -Enişte, ne yapıyor ya?

Sakin olun, hadi geçin.

Lütfen gidin buradan manyak herif!

Ayten, drama yapma, hadi yürü.

Hadi yürüyün, başımızı belaya sokmayın.

-Hay Allah'ım ya! -Takozu unuttuk baba.

Takozu... Ulan takoz!

Bak ya!

(Hareketli müzik)

(Hareketli müzik devam ediyor)

Perişan olduk.

Gece bir yerde konaklayalım, yarın devam ederiz.

Evet ya, vallahi yorulduk.

Bir de yani bu arabadan gemi sesi gibi bir ses çıkıyor...

...kafam şişti enişte ya.

Evet ya, ne dediğimizi duyamıyoruz. Kendimi zor duyuyorum.

Nazmi!

-(Ayten) Nazmi! -Enişte!

-(Ayten) Nazmi! -Enişte!

-Nazmi! -Enişte!

-Nazmi! -Ne oluyor, efendim?

Perişan olduk diyorum.

Bir yerde konaklayalım, yarın devam ederiz.

Yorulduk.

Kulağıma pamuk koymuştum.

(Dündar esnedi)

-(Nazmi) Aa! Bu ne ya? -O ne be

Korkuluk el sallıyor enişte, insan olabilir.

Yok artık!

Bir de el sallıyor ya!

(Nazmi gülüyor)

Gerçekten çok enteresan.

Ben çok merak ettim, buna bir bakıp geliyorum.

Dikkat et Nazmi.

Bir şey olmaz canım, merak etme. Allah Allah!

(Nazmi gülüyor)

Selamünaleyküm.

Aleykümselam.

Korktunuz, değil mi?

Yani, biraz.

İyi iyi, benim de görevim bu zaten.

Buyurun.

(Nazmi) Şaşırdım, kusura bakmayın.

Ben size şey soracaktım. Bu civarda acaba geceyi geçirebileceğimiz...

...bir otel falan var mı?

Var var. Bak şu tarafta kasaba var. Orada otel var.

İyi, tamam o zaman. Sağ olun, çok teşekkür ederim.

Eyvallah. Lan! Lan! Kışt!

(Ayten) Aa! Yazık.

İşinizi böldüm, kusura bakmayın.

Allah Allah!

Ya çok özür dilerim ama vallahi bu şekilde gidemeyeceğim merak ettim.

Kusura bakmazsanız bir şey soracağım.

Siz insan olarak niye kendinizi böyle korkuluk yaptınız?

Mecburiyet.

-Mecburiyet mi? -Evet.

Ha. O zaman size şöyle bir şey diyeyim.

Belki yardımcı olmak babında.

Hani ben maskotçuluk yapıyorum da...

...arabada eğer arzu ederseniz hani korkutmanıza yardımcı olacak...

...birtakım hayvan kostümleri var. Yani ayıydı, jaguardı falan.

Konsinye mal yani. İsterseniz geliş fiyatına size verebilirim.

Yok abi, yok ya.

Fil, aslan, ayı, hiçbir şeyden korkmuyorlar.

En çok böyle insan gibisinden korkuyorlar.

Abi demek ki bizden korkuncunu bulamamışlar gördün mü?

-Felsefe yapıyorsunuz. -Yani.

Gitmeden sizi memnun edecek bir şey söyleyeyim.

-Vallahi sizden korkulur yani ha. -Değil mi?

-Hadi iyi akşamlar. -İyi akşamlar.

-Neymiş? -Çok enteresan ya.

Kasaba kahvesinde aforizma kasıyor korkuluk korkuluk, hâle bak.

(Nazmi) Bu yakında chia tohumu döker.

Hatta chialı puding yapar ben sana söyleyeyim.

(Dündar) El sallayın ayıp olmasın adama.

(Nazmi) Bu donmuyor mu, ne yapıyor ya?

(Dündar) Güle güle.

(Hareketli müzik)

-İyi akşamlar. -İyi akşamlar efendim.

-Arabayı siz alırsınız, değil mi? -Evet, alırım efendim.

Tamam, güzel.

(Konuşma anlaşılmıyor)

-Yalnız efendim bu düz vites. -Evet, düz vites.

Yok, ben yalnızca otomatik kullanabiliyorum.

(Nazmi) Nasıl ya?

(Gerilim müziği)

(Kapı gıcırdıyor)

(Filiz) Ne oluyor be?

-Nazmi? -Bir şey geliyor.

(Nazmi) Bir şey geliyor.

Dur bakalım anlayacağız.

(Nazmi boğazını temizledi)

(Kapıyı çarptı)

(Gerilim müziği devam ediyor)

Ben Zebercet.

Bu otelin müdürüyüm.

Siz geldiğinizde ben uyuyordum. O yüzden kaydınızı alamadım.

1974 İstanbul doğumluyum.

Babam da bu otelde çalışırdı.

(Gerilim müziği devam ediyor)

Nasıl yardımcı olabilirim size?

Ee, şey...

Biz şey için yani burası otel malum...

...oda arıyoruz. Yani oda kiralamak istiyoruz.

Ne güzel.

Az önce bir odamız boşaldı.

İyi, şansımız var.

-Alparslan! -Ne oluyor ya?

Ne oluyor ya?

Konuklarımızın eşyalarını al evladım.

Tabii efendim.

Efendim, bu çok ağır.

-Ee? -Bende fıtık var.

Yoksa taşırdım ama yani kusura bakmayın.

(Gerilim müziği devam ediyor)

Neyi bekliyoruz?

Efendim, benim karanlık fobim var.

Hay Allah'ım ya!

-(Ayten) Ne bekliyormuşuz? -(Filiz) Fobi.

İnşallah hemen gelir, kaldık burada böyle.

Sen bekle gelir.

Ah!

(Gerilim müziği devam ediyor)

(Zebercet) Ya kusura bakmayın, sizi de karanlıkta yürüttük.

Maalesef elektrik problemimiz var.

Ha, şimdi mi gitti, yani hep böyle sık sık kesilir mi?

Yok, ödemediğim için kestiler.

Fakat bakınca bu da bir problem tabii.

Ama hiç merak etmeyin, jeneratörümüz var.

Biraz küçük o yüzden kısıtlı sayıda yeri aydınlatabiliyoruz.

Ama sıcak su imkânımız var.

İyi, yani çok güzel.

(Zebercet) Ama ılık su imkânımız yok.

Yani kaynar bir su akışı var.

Gördüğünüz üzere tüplü televizyonlarımız mevcut.

Fakat tüpleri yok.

Amca kim?

-Hangi amca efendim? -Şuradaki amca.

Kâmil amca o.

-Öyle mi? -Evet.

O zaman bu oda dolu, yani bize gelmez.

Yok, dolu değil. Kâmil amca hep buradadır.

Odayı onunla birlikte kiraya veriyoruz.

Olur mu canım öyle şey?

Vallahi efendim internet sitemizde yazıyor.

Televizyonlu, üç yataklı, Kâmil amcalı.

-Kâmil amcalı? -Evet.

O zaman siz bize bence başka bir oda verin, değil mi?

-Öyle olmaz yani. -Maalesef son boş odamız bu.

Yani Zebercet Bey, bu oda da boş değil ki, Kâmil amca var.

Aman efendim Kâmil amcanın yokluğuyla varlığı birdir.

(Zebercet) Onun kimseye zararı olmaz.

Siz giyineceğiniz zaman söyleyin, o gözlerini kapatır.

Tabii. Yani bir tuvalete kalkar kalkarsa.

Kâmil amca, var mı bir şey?

Hah, iyi. Bugün rahatsınız. Hadi iyi istirahatler.

Bir şeye ihtiyacınız olursa sıfırı tuşlayın derdim ama...

...telefonumuz yok.

Telefon olmayınca üç sıfırı da tuşlayamayız zaten.

Psikolojik bir etkisi olabilir belki.

Yok, siz sıfırı tüketmişsiniz zaten, ben size söyleyeyim.

Hemen hemen hiçbir şey yok yani.

-Var da yok gibi yani. -Gibi, evet. Buyurun.

-O kadar yani. -Evet.

Bu anahtar değil mi, açıyor yani?

Hani anahtarmış gibi yapan bir şey değil bu.

Yok ama kilitlemezseniz Kâmil amca için iyi olabilir.

-Anladım. -Bazen hava almaya çıkar kendisi.

Malum yaş falan prostat olabilir. Evet, doğru.

-Görüşmek üzere. -Görüşürüz.

Bu ne?

Kâmil Bey.

Kâmil Bey.

Çişiniz var mı?

Hayır demem o ki varsa yatmadan yapsanız.

Yapıp gelseniz. Belki gece boyunca kapı çık gir olmaz, değil mi?

Ya, Zebercet Bey.

Zebercet Bey, pardon.

Ben bir şey soracaktım ama.

Soracaktın ama vaz mı geçtin?

Ne alaka?

Soracaktım ama dedin, amayı vurguladın.

Tamam, şu anda dilbilgisinin zamanı mı Allah aşkına?

Ama dedim mi, demedim mi? Neyse.

Biz çok açız.

Yemek yiyecek bir yer soracaktık burada, yabancı olduğumuz için.

-Onu bir konuşayım dedim de. -Evet.

(Filiz) Bak başladık.

Ben Zebercet.

-Evet, biliyoruz. -Biliyoruz.

Tövbe tövbe!

-Bu otelin müdürüyüm. -Evet.

Onu da biliyoruz.

-Siz geldiğinizde ben uyuyordum. -(Nazmi) Evet.

-Bu yüzden kaydınızı alamadım. -Tamam.

Tamam Zebercet, sen otelin müdürüsün, biz de açız.

Ne yapabiliriz, nerede yemek yiyebiliriz?

Otelde maalesef yemek yok efendim.

Bizi sürpriz olmadı. O tahmin ettiğimiz bir şeydi.

Bu civarda var mı? Onu merak ediyoruz.

Kasabamızda şimdi panayır var efendim.

Bütün restoranlar kapalıdır. Herkes panayıra gitmiştir.

Öyle mi?

Ama panayırda yemek var. Orada yiyebilirsiniz.

(Zebercet dış ses) Panayır hemen kasabanın dışında.

Yürüyerek gidebilirsiniz.

-(Dündar) Enişte, olaylara bak. -(Nazmi) Bu ne ya?

-Ay, çok güzel. Nazmi, bak. -Çocukluğumda görmüştüm bir kere.

Çok iyiymiş, çok güzelmiş ya.

-Çok bakma, tamam. -Tamam canım.

Ben davula bakmıştım sadece.

-Müthiş. -Bravo!

Bravo!

Çocuklar ben çok acıktım. Kayıntı yapalım ya.

Kolay gelsin. Abla bana bir karışık tabak sana zahmet.

Abim bir börek alırım ben de.

Bana iki börek yeter.

Ben patates salatası alırım.

-Patates salatası. -Hay Allah'ım ya!

-Ne oldu be? -Ne oldu ya?

Çatalın ucunu yedim ya.

-Allah ne etmesin seni ya. -Ya ne olacak be?

Nasıl olacak, nasıl çıkacak bu sivri şey ya sonra?

O içeride yürür, biliyor musun?

-Enişte, Allah'ını seversen ya. -Ben alayım mı?

-Baba, ben içeri gidiyorum. -Al, tamam. Hadi al.

(Müzik)

Merhabalar. Tiyatro mu bu?

-Evet. -Çok güzel.

Ben de oyuncuyum. Birçok filmde rol aldım.

Yani aslında birkaç filmde rol aldım.

İyi tamam ya, bir tane filmde oynadım.

Ama ben de oyuncuyum. Ne oynuyorsunuz, kimin oyunu bu?

-Shakespeare.

-Ben Shakespeare'i duydum, biliyorum.

'Makber'i mi oynuyorsunuz?

Hayır hanımefendi, Romeo ve Juliet.

Ayrıca o Makber değil, 'Macbeth'.

Makber değil, 'Macbeth'! Çok biliyorsun!

Sizin şu tiyatrocular yok mu?

Söyle halka hep yukarıdan bakmıyor musunuz?

Neyse.

-Sen ne oynuyorsun? -Romeo.

Öyle mi? Karını kim oynuyor?

Karım değil o, Juliet. Ayrıca burada da başrol.

Capuletlerdendir kendisi.

Kaput diyorsun. Ben oynayayım?

-Olmaz. -Vallahi bak, çok iyi oynarım.

Olmaz.

-Çok para veririm. -Ne kadar?

-İşte buradan aldığınızı veririm. -Tabii ki hayır.

İyi, tamam be! İki katını veririm!

Anlaştık Juliet.

-Bir daha söyle. -Juliet.

Ben gideyim ezberimi yapayım.

-Merhaba. -Merhaba.

-(Murat) Siz fal mı bakıyorsunuz? -Evet.

-Ne falı bu? -Tarot falı.

Tarot mu? Bana da bakabilir misin?

Gerçeklerle yüzleşmek istersen.

Olur, isterim.

-Seçin. -Ben mi seçiyorum?

-Evet. -Bunu seçtim.

Bir tane daha seçeceksiniz.

Bir de bu olsun.

Çok fazla ölüm görüyorum.

Ölüm görüyor olabilirsin. Ben ölümü seviyorum.

Zaten ölüm yaşamın bir parçası, korkmamıza gerek yok.

Hatta onu istemeliyiz. Ölümden...

Ben seni ölümünle dans ettiririm Azrail'le.

Baba, niye vuruyorsun?

Artık vurma gözünü seveyim, yalamaya döndüm ya.

Ne yapıyorsun oğlum ya?

Bu kadar renkli bir yere gelmişim yine ölüm mü konuşuyorsun?

Baba, bari hanımefendinin önünde vurma, başka yerde vur.

Kalk o zaman, şuraya geç, gel buraya.

-Şuraya geçiyorum. -Geç. Kusura bakmayın.

Bir pataklayıp hemen geliyorum.

(Müzik)

Alayım.

(Müzik devam ediyor)

Romeo, neden Romeo'sun sen?

Bazen sana başka bir şey diyesim geliyor.

Rıfkı olur, Rutkay olur. Romeo diye isim mi olur?

-Juliet! -Rezil adam!

Senin yüzünden ne hâllere düştüm!

Babanın karşısına geçip ya arkadaş ben bu kızı seviyorum diyemedin!

Senin için intihar numarası falan yapamam ben!

Sefil, güçsüz!

Elveda! Allah bilir ne zaman görüşürüz!

Dadı!

(Müzik devam ediyor)

Çek elini be!

Sanata saygı kalmamış!

Burada yemek yemek çok iyiymiş, acayip uygunmuş.

Oh, mis gibi de hava. Vallahi oksijen.

-Aslında var ya... -Sakın o cümleye başlama.

Hangi cümleye?

Büyük şehri bırakacaksın buraya taşınacaksın.

Organik yaşayacağım diyeceksin.

-Vallahi nereden bildin? -Ya bırak Allah aşkına!

Videoları izleyip izleyip buraya geliyorsunuz!

Allah Allah! Ne olmuş ya, niye öyle sinir yaptın bir anda sen?

Bir şey söyleyeceğim. Azıcık da kendin ye, bence açlıktan olabilir.

Şeker oynamıştır.

(Alkışlıyorlar) Ben bu tarafa bakayım.

Amca, çok kötü öksürüyorsun, senin ciğerlere inmiş.

Senin bir ayağın çukurda, yazık ya.

Ne diyorsun lan sen?

Ne diyeceğim amca, ben gerçekçiyim.

Senin ciğerlere binmiş. Sen ilaç alıyor musun?

-Yok. -İşte olur mu? İlaç alman şart.

Ama öyle her ilaç da olmaz tabii.

Allah'tan şanslı günündesin de ben varım.

Bak, piyasaya yeni bir ilaç çıkıyor.

Bir antibiyomanyetik. Kimsede de yok, bir tek bende var.

Al bunu, sabaha da hiçbir şeyin kalmaz inşallah.

İşe yarayacaksa ver.

Amca, iç bunu, sabah koşarsın ya.

Lütfen, ne demek, öyle bir şey olur mu? Al.

(Müzik)

Üf! Yazık ya.

Ben bir de tansiyon ilacı alıyorum, bir şey olmaz değil mi?

Yok amca, tansiyon. Onunla alakası yok.

Bambaşka yani. Ciğer başka, tansiyon başka.

-Allah razı olsun, sağ ol evladım. -Allah senden de razı olsun amca.

Ah, ah, ah. Çok kötü öksürüyor adam, çok.

-Tamam. -Nazmi.

-Efendim? -400 lira ver.

-Ne? -400 lira ver.

Niye durduk yere 400 lira veriyorum şimdi?

400 lira ver Nazmi! Nedenini sonra anlatırım!

Ne oluyor? Allah Allah! 400 lira ver ya!

Şey mi yapıyorsun, krem mi alacaksın?

Nazmi, 400 liraya krem mi var?

Benim kafama taktın. O kremin parasını söylemedin ya.

Tamam ver, ben sana anlatacağım.

Hadi naş! Det!

(Nazmi) Ne oldu, sen iyi misin?

-İyiyim Nazmi. -Tamam.

(Alkışlıyorlar)

Sen bana meydan mı okuyorsun?

Halil abim atıcılıkta bir numaradır.

-Ha, göreceğiz. -Görelim.

Aman! Bununla mı uğraşacağız? Öf! Bunlar da şak, şak, şak!

(Silah sesleri)

-Ne oluyor be? -Filiz!

Öyle mi?

Ah Filiz ya!

İstemez.

Sevmem de.

(Müzik)

Dündar, o üçüncü kısırı yemeyecektim.

Vallahi midem çok yanıyor.

Sence bütün sorun o üçüncü kısır mıydı enişte?

Ne varsa yedin ya affedersin ayı gibi.

Vallahi doğru, teşbihte hata olmazmış.

Kâmil amca, bir şey rica edeceğim.

İki dakika bir arkanı... Gerçi arkasını dönüp de yapacak?

Adam duvara mı bakacak?

Ya bir gözünü kapatsan da üstümüzü bir değiştirsek.

Eşofmanı indirip öbürünü giyeceğim de.

Donla şey... Kâmil amca. Hop, hişt!

Kâmil amca, gözünü diyorum...

Kâmil amca hayata gözlerini yumdu.

(Gülüyorlar)

Vakit bu vakit, hemen üstünüzü çıkartın.

-Şakacı adam ya vallahi. -Hadi.

-Aldın mı oğlum takımları? -Aldım.

Aferin oğlum.

Efendim umarım ziyaretinizden memnun kaldınız.

Tekrar bekliyoruz.

Her şey için çok teşekkür ederiz Zebercet Bey.

-Rica ederim efendim, iyi yolculuk. -Sağ olun.

Ağam!

İşte şu adam!

Dün babanıza ilacı vermiş.

Nasıl ya? Şu adam mı?

Şu yeşilli?

Nasıl ilacı vermiş, bunlar mı öldürdü babamı yani?

Evet ağam.

Efendim şurada sizi işaret eden şahıs buranın ağasıdır.

(Zebercet) Anladığım kadarıyla sizinle bir husumeti var.

-Aa! -İvedilikle kaçmanızı tavsiye ederim.

Enişte, o benim ilaç verdiğim şey olabilir, o yüzden...

...çok şey yapmadan şey yaparsak. -Öyle mi?

-O zaman hemen arabaya biniyoruz. -Tabii, hadi. Geç, geç.

İyi günler Zebercet Bey.

Gidiyorlar! Hadi abi!

(Müzik)

Püh!

-Merhabalar efendim. -Merhabalar.

-Nasılsınız? -İyiyim. Başınız sağ olsun bu arada.

Allah razı olsun.

Acaba şu kaçan insanları tanır mısın efendim?

Maalesef efendim, tanımıyorum.

Ama ben Zebercet.

Bu otelin müdürüyüm.

1974 İstanbul doğumluyum.

Babam da bu otelde çalışıyordu.

Anlıyorum.

Ağam, koşalım arkalarından.

Koşalım mı? Oğlum arabayla gitsek daha hızlı olmaz mı?

-Araba da geldi işte. -Evet, araba daha yerinde efendim.

Daha mantıklı. Çok memnun oldum Zebercet Bey.

-Güle güle. -İyi günler.

Ne yaptın lan adama?

Vallahi billahi bir şey yapmadım enişte.

Vallahi bunlar bizi öldürecek.

Oğlum ne yaptın söylesene lan!

Kızım bir şey yapmadım diyorum.

Bu adam akşam yanıma geldi. Dede. Baktım çok kötü öksürüyor.

-(Nazmi) Ee? -Ciğerine binmiş adamın.

Ben de bir tane öksürük ilacı verdim, adam ölmüş.

-Ya sende öksürük ilacı ne geziyor? -(Nazmi) Allah Allah ya!

Ya kızım adamlar peşimizde diyorum, senin sorduğun soruya bak!

Ne yapacağız diyorum ben ya!

Ne yapacağız oğlum, ne yapacağız, kaçacağız!

Sıkar mısın peki adamlar geldiğinde, korur musun beni, onu söyle?

Sıkmam oğlum. Ben bıraktım diyorum.

-Aa! -Silah yok, silah yok.

Ya nasıl silah yok, adamlarla konuşarak mı anlaşacağız enişte?

Hayır efendim, kaçacağız.

Baktık kaçamıyoruz, yakalandık...

...o zaman konuşarak anlaşmaya çalışacağız.

-Anlaşamazsak ne olacak Nazmi? -Ne olacak? Şöyle olacak.

O zaman işte Filiz, herhâlde sen o zaman birkaç el sıkarsın.

-Sıkmayacağım. -Sonuçta aileniz yani, değil mi?

Hayır canım, ne alakası var? Bıraktım diyorum.

-Sıkarsın, sıkarsın. -(Nazmi) Mecbur kalırsak yani.

-Kimin kardeşisin? -(Nazim) Sıkarsın, sıkarsın.

Abla herkese gelince sık, bize gelince sıkma!

-Olmaz, hayır. -Hayır diyor.

(Üst üste konuşamalar)

(Hep bir ağızdan) Sık! Sık! Sık!

(Nazmi) Sen millete sık, ona sık, buna sık...

...ailene gelince sıkmayacağım! Hadi ya?

(Dündar) Aa!

(Ayten) Nazmi, durun! Arkamızda ağanın arabası geliyor!

Bizi buldular! Nazmi, ne yapacağız?

Ya bu ağa yetmezmiş gibi bir de öbür manyak takıldı peşimize!

Manyak herifler!

(Müzik)

(Ayten) Sola dön, sola dön. Hadi.

Bas gaza!

Niye durdun? Bas gaza! Bas!

(Müzik devam ediyor)

Duygularım beni yanıltmıyorsa sanıyorum ki şu an çok sinirliyim.

Yani hem sinirli hem sakin.

İçim acı dolu ama bir taraftan da babamın huzura kavuşmuş olması...

...tarifsiz bir şekilde beni de huzurlu kılıyor.

Bilemiyorum.

Ağam, senin bu Türkçeyi güzel konuşman...

...bizim ağırlığımızı sarsıyor. Biraz zorlasan mı kendini?

Adamlar dedeyi, babanı öldürdü.

Doğru, doğru. 'You are right'. Haklısın.

Tam da bu yüzden sinirliyim!

Adamlar babamı öldürdüler! Sinirliyim!

Vuralım onları ağam.

Kanımız yerde mi kalsın?

Vuralım mı?

Vurmamalı, vurmalı mıyız?

Vuralım ağam.

Bilemiyorum. Bir tarafım da bu insanların...

...iyi insanlar olabileceğini düşünüyor.

Belki de babam eceliyle öldü, bilmiyoruz yani.

Sen biraz önce ne dedin?

-Vuralım onları ağam. -Hayır, onu söylemiyorum.

Ondan önce. Türkçeyi düzgün konuşmamız ağırlığımız sarsıyor.

Öz ağırlığımız.

Sen kitap okumaya mı başladın bakayım?

Bas, bas, bas! Sinirliyiz!

-(Dündar) Kaç kovala, kaç kovala. -(Ayten) Ben bayağı korktum.

(Dündar) Ben de korktum abla, niye korkmayalım?

(Filiz) Ben korkmadım. Neyine korkacağım da yoruldum artık.

Hah, şurada bir hayrat var.

İnsan hayret ediyor ya.

-Çok iyi. -Çok iyiydi.

Filiz, ben senin mizahını (***)!

(Nazmi) Neyse, bir yüzümüzü yıkayalım.

(Dündar) Duş alalım bu şakanın üzerine enişte.

-(Murat) Yüz yıkamayla olur mu? -(Filiz) Senin şakaların harikato.

Ben şaka yapmıyorum ki yapsam.

Sen bir yapabilsen keşke.

-Senden sıra mı geliyor? -Ay, Nazmi.

Ayten, ne yapıyorsun? Allah aşkına! Ensemizde ayı bağırıyor, yapma.

-(Filiz) Vallahi iyi geldi. -Dündar, sen ne yaptın oğlum?

-Bunlar peşimizi bırakmayacak şimdi. -İnşallah bırakmazlar.

Hişt! Ne biçim konuşuyorsun?

Enişte, ne yapacağız?

Ne yapacağız oğlum? İşte bineceğiz arabaya İstanbul'a gideceğiz.

Artık dua edeceğiz bizi yakalamasınlar.

-Hih! -Eyvah! Geliyorlar!

-Nazmi! -Arabaya binin!

Ay! Açamadım!

-Oğlum, bin! -Camları kapat! Ayten, camı kapat!

Belki bize gelmiyorlar, hayrata geliyorlar.

Hemen bir velveleye verin ortalığı.

-Önünüze bakın. -Sıkayım mı?

Sıkma diyorum.

(Dündar) Bizi fark edemezler.

-(Murat) Dayı, saçmalama. -Nazmi!

-Efendim? -Geliyorlar.

-Cama vuruyor. -Tamam.

Açma abla, çalar çalar gider o.

-Aç, aç. -Aç, tamam, aç.

Aç hadi, aç. Yok bir şey. Bundan mı korkuyorsunuz ya?

İzle şimdi.

-Aşağıya in! -Ne?

-Aşağıya in! -Aşağıya in mi?

Aşağıya in mi diyor? Tamam, iniyoruz.

-İnsan biraz kibar olur. -(Filiz) Ne diyorsun ya?

-Hadi geldik, al, buyur. -Geç.

-Filiz. -Söyle! Söyle!

Yok ablacığım! Filiz!

Babamı neden öldürdüğünü öğrenebilir miyim?

Ağam, babanızı... Çok kötü öksürüyordu.

Ben de ilaç verdim.

Ya kötü öksürüyor diye adam mı öldürülür?

-Ayrıca sen doktor musun? -Yok, değilim.

Ee, o zaman neden ilaç veriyorsun?

-İşte iyi gelsin diye. -Böyle bir şey olabilir mi?

Böyle bir saçmalık olabilir mi?

Şimdi sen bana gelsen desen ki...

...çileklerin taze mi desen. -Ne?

-De bana! -Efendim?

Çileklerin taze mi de bana.

De oğlum, bunda bir şey yok. Çileklerin taze mi de.

-Nasıl diyeyim? Diyorum o zaman. -De.

Ee...

Ağam ağam çileklerin taze mi?

-Aa! -Dündar!

Ağan sana kurban olsun. Bilemiyorum çileklerim taze mi?

Ben manav mıyım?

O yüzden çileklerimin taze olup olmadığı hakkında...

...yorum yapmam da doğru olmaz, öyle değil mi?

Evet.

-Örnek beni çok yordu ya. -Ne yapıyoruz?

Bu olayın tek bir çözümü vardır.

Bilirim, kan parası.

Ayten, Allah aşkına kan parası ne?

Nazmi, bir karışma bana!

Sizin oraları iyi bilirim.

Ben oyuncuyum. Bir filmde oynamıştım, orada aynı böyle oluyor.

Kan parası ödeniyor, dava bitiyor.

-Tamam, gel. -Evet, doğru.

Doğru, buralara hâkimsiniz.

Bu topraklarda kan parası bir çözümdür, doğru.

Ama ben yine de konuşarak birçok şeyin halledebileceğini düşünüyorum.

-Değil mi? -Yani sizin Türkçe'niz bayağı iyi.

Ya oğlum al bunu benden.

Efendim ben aslında Oxford'da felsefe öğretmeniyim.

-Aa! -Ha.

Babamın işleri için gelmiştim buraya.

Biz de adamı öldürünce tabii.

-İşler iyice karıştı. -Öldürdün adamı Dündar.

Ya ben öldürmedim adamı!

Ağam, bir bakar mısın?

Bakarım.

-Ne diyorsun ya? -Abla, sen adama neyi ispatlıyorsun?

Bizim paramız mı var? Neden para diyorsun?

Ölen baban üvey babandı.

Durumlar da kötü biliyorsun.

Şu kan parası işini bir düşünsek mi? Zaten ölmek üzereydi ağam.

Efendim ben babamın anısına bir çeşme yaptırmak istiyorum.

-Hayırlı olsun. -Kendim için değil.

-Allah kabul etsin. -Hayırlı olsun.

Sağ ol, teşekkürler. O yüzden 500 verin, bu adam yaşasın.

-500? -Ağam ya!

Yani baştan söyleseydi 500'e.

O kadar kaçma, kovalamaca, gerginlik.

Ne gerek vardı? Hallederdik.

-Ah ya. Buyurun. Al hadi. -Yok. Öyle değil. 500 bin!

Oha!

-Ne çeşmesi bu 500 bine ya? -Ne akıyor ya bu çeşmeden?

Bak ağırlığımız hemen sarsıldı, gördün mü? Doğru söylüyorsun.

Babamın anasına çeşme yaptıracağım.

Size yarına kadar mühlet.

Parayı getirene kadar aranızdan bir kişi rehin olacaktır.

-Nasıl? -Ben rehine olurum.

Beni alın. Rehine olarak beni alın, vallahi ben olurum.

-(Murat) Vallahi beni alın, olur mu? -Bu bana çok enteresan geldi.

-Çok istekli bir rehine bu. -Hişt! Oğlum sen sus!

-Geç şöyle! -Nazmi, olmaz!

-Konuşma! Sus! -Baba, tamam. Bir şey deme ya!

-Sıksınlar kafama bitsin gitsin! -Geç şöyle!

Geç.

Yarın öğlene kadar parayı getirdiniz getirdiniz...

...getirmediniz bu adam vurulur.

Hayır bakın, onun aklı bâliğ değil. Daha küçük o ya, küçük çocuk.

Parayı nereye getireceğiz?

Samanlığa. Samanlık deyin kime sorsanız gösterirler.

Ne oldu kendi çocuğun olunca hemen öyle Nazmi!

-Beni ispiyonlarken iyiydi. -Ama Dündar onu vuracaklar.

-Beni vuracaklardı abla. -Yarın öğlene kadar.

12.00 - 13.00 oluyor değil mi? Tamam, 12.00 - 13.00

-Sen bittin oğlum! -Geçin arabaya binin.

Nasıl bulacağız?

(Filiz) Sen bittin oğlum! (***)!

Oğlum!

500 bin diyor. Yani 50 bin demiyor, 70 demiyor, 80 demiyor.

Yani elimizde yok avucumuzda yok.

Tek varlığımız bu araba. O da 150 bin ya eder ya etmez.

-Hıh! Buldum! -Ne?

Düğünde sizinkilerin bana taktığı altınları bozduralım.

Hangi altınları?

Doğru söylüyorsun Nazmi, sizinkiler bana hiçbir şey takmadı ki.

Ya Ayten, Allah aşkına şu anda bunu söylemenin zamanı mı, yeri mi ya?

(Nazmi) Ensemizde boza pişiyor.

Birazcık işin ciddiyetini kavrar mısın?

Bana bak, lan üç, beş müşteri bulsam toplarım.

Yok. Silah yok.

(Aksiyon müziği)

Aynı şeyi mi düşünüyoruz?

Bankayı soyalım.

Hayır, ne münasebet? Soygun yok diyorum, silah yok.

Gireceğiz efendi efendi kredi başvurusunda bulunacağız...

...kredimizi alacağız.

Nazmi, bir kendine bak, bize bir bak.

Sence bize kredi verirler mi?

Abla, bunlar adamın yakasına yapışıyor kredi vermek için.

-Tak diye alırız, rahat ol. -Evet. Doğru söylüyor, tabii.

Herkesin telefonuna bip bip mesaj gelmiyor mu?

Geliyor enişte, yoldan çeviriyorlar ya.

-Hemen kredi verelim diyorlar. -Vermezler, soyalım.

Hayır. Bir dur hemen soyalım diyorsun, bir dur. Tamam.

Ben bir gideyim sorayım, siz birer tane daha çay söyleyin.

-Geniş oynayın. -Tamam, geniş, hadi.

Biraz fazla da al enişte de belki hani yolda lazım olur.

O kadar da değil. 500 bin yeter bize şu anda.

-(Filiz) Soyalım. -Bak, bir de inanarak gidiyor.

Tek taşımı bozdurayım desem, kuyumcu göremez, o kadar küçük.

-Hah, geldi. -Ne oldu?

-Verdiler mi enişte? -Ha?

Soyuyoruz.

Evet çocuklar alın bakayım şunları.

-Enişte, bunlar ne ya? -Şimdi anlatacağım Dündar, dur.

Bunlar maskot. Bankayı bunlarla soyacağız.

Ver bakayım.

-Bu ne Nazmi? -Ne yapıyorsun Ayten?

Allah aşkına böyle şakalar yapma ya.

-Ne bu? -Kanguru.

-Yok ya? -Evet.

Sen benim kariyerimi bir kanguruyla sonlandıracağımı...

...nasıl düşünürsün Nazmi?

Allah Allah! Ayten, seni bunun içinde kimse tanımaz.

-Öyle değil mi Filiz? -Normalde tanımıyorlar ki zaten.

Kostümsüz tanıyorlar mı sanki seni?

-Bak şimdi, kavgada söylenmez. -Öyle mi?

-Öyle. -Al sen kanguru ol o zaman!

Tamam be! Aman tanıyorlar!

Alın şunları bakayım.

-Tamam bunlarla... -Bak bu parlak güzel.

-Bak beğendi bunu. -Bunu beğendi.

-İyi. -Şunu alıp şu tarafa koyayım.

-Enişte? -Efendim?

Bize bir tehdit unsuru lazım.

Biz bununla kimi korkutacağız da banka soyacağız?

Onu nasıl halledeceğiz peki?

-(Dündar) Bana mı soruyorsun? -Evet.

-Ne bu ya? -Bakalım ne bu?

-Oha! Bu ne ya? -Filiz, bravo!

-Filiz, ne yapıyorsun gündüz vakti? -(Nazmi) Vay arkadaş ya!

-Lan çat! -Sakın!

-Kızım yeter artık koy şunu ya! -Şeytan dolduracak yapma şunları.

-Tak! -Rus ordusu gibi kadın ya.

Ne sürüyorsun ya yüzüne?

Sivilce kremi.

Niye, senin sivilcen yok ya.

Sana ne be? Sonra anlatırım, boş ver. Her şeyi de merak ediyorsun.

(Ayten) Nazmi, hareket edip durma ya!

Ayten ne yapayım ya? Uyku tutmuyor!

-Neden? -Neden?

Neden sence? Yarın banka soyacağız.

Her gün banka mı soyuyoruz?

Bilmiyorum, heyecan yaptım herhâlde.

Ayrıca sen nasıl bu kadar rahat oluyorsun, onu anlamış değilim.

Ben role girdim. Şu anda hırsız rolündeyim.

Aferin sana, bravo. Tamam, sen kal rolde.

-Ben biraz çıkacağım. -Rolden mi?

Allah Allah! Her şeye role mi girdin, rolden mi çıktın?

Çıkacağım biraz antrenman yapacağım.

Dönünce benim maçım var, maçım.

Kaç kere söyleyeceğim, anladın mı? Ayrıca da biraz kafam dağılır.

Dönebilecek miyiz ona da emin değilim ya, neyse.

Enişte bak, sende de bu var.

Hep bir negatif, hep bir olumsuzluk, hep bir pesimistlik.

Böyle olur mu ya?

Sen şu burnuna bak, burnuna! Höpcük gibi koymuşsun kremi!

-Dağıt şunu. -Krem mi kalmış?

Evet. Hadi ben çıkıyorum.

(Filiz) Of!

(Filiz) Hadi ben de çıkayım bir hava alayım.

(Ayten) Ben de geleceğim ama üstümüze bir şeyler alalım.

(Dündar) İyi. Ben size şununla bir ateş yakayım o zaman.

(Aksiyon müziği)

Kapalı. Ee? Niye kapalı bu?

(Dündar) Battı mı lan yoksa banka?

Aa! Öğle tatilindeler.

(Nazmi) Ya öğle tatilinde... Peki, saate bakmadınız mı?

(Dündar) Vallahi bakmadım enişte, bakmadık yani.

Ben sizin yapacağınız işi...

Geri geri. Çaktırmadan geri geri, yavaş yavaş.

(Filiz) Normalmiş gibi, hiçbir şey yokmuş gibi.

Tamam.

(Müzik)

(Dündar) Kendine gel enişte!

(Filiz) Gir, gir, gir!

(Nazmi) Eller yukarı! Herkes ellerini kaldırsın!

Bu bir soygundur!

Bu bir soygundur! Kasanın anahtarı kimde?

Kasanın anahtarı kimde diyorum!

-Bende. -Sende mi?

Tamam. Sen, sen, ikiniz!

Beraber gidin, kasadan 500 bin lira alın gelin.

(Dündar) Tamam enişte.

Bak 501 bin lira değil, 500 bin lira.

-Enişte, biz hırsız mıyız? Abla yürü! -Bravo, koşun.

-Tamam patron. -Yürü.

Koşun!

-(Dündar) Oha, oha, oha! -(Ayten) Gir!

Kapı?

Kapıyı aç!

İçeriden açılmaz.

İçeriden açılmaz! Ne yapacağız, ne demek açılmaz?

Başka birinde daha var anahtar.

Ah Dündar!

3007 kimse gelsin.

3007?

Ya nerede bunlar, niye çıkmıyor hâlâ?

Ne bileyim, git bak.

(Nazmi) Eller yukarı, eller yukarı!

Ya bu kapı niye kapalı?

Nazmi içeride kaldık.

(Nazmi) Ne demek içeride kaldık?

-Ya açsanıza kapıyı! -Açılmıyor enişte!

(Dündar) İçeriden açılmıyor!

Ee, ne yapacağız?

Nazmi, şimdi buranın bir yedek anahtarı varmış.

(Ayten) Başka birindeymiş ama o da şansımıza izindeymiş.

Şimdi buradaki hanımefendi sana adresi tarif edecek...

...sen gidip al, tamam mı?

Allah'ım ya Rabb'im ya! Allah'ım ya Rabb'im ya!

Rıfat amca var, banka memuru.

(Kadın 1 dış ses) Merkezde karakol var.

Karakolu geçince sağda bir tane büyük bir market var.

Onun karşısında da Rıfat amcanın müstakil evi.

(Müzik)

Kimse var mı?

Kimse var mı?

Pardon.

(Müzik)

Esselamu aleykum ve rahmetullah.

Esselamu aleykum ve rahmetullah.

Selamünaleyküm.

Aleykümselam.

(Nazmi) Allah Allah! Ne diyorsun sen Rıfat amca ya?

-Ben de Malatyalıyım. -Nerelisinden oğlum?

-Pötürge. -Hemşehri çıktık.

Vallahi hemşehri çıktık, görüyor musun sen?

Çok şaşırdım ya.

Bu arada sen benim babamı da tanırsın.

Kemal. Kemal Tuna.

Ben senin dedeni de tanırım aslen.

O kadar! Oo! Nereden nereye görüyor musun Rıfat amca?

Ya bir şey söyleyeceğim Rıfat amca.

Bu arada bak, biz normalde böyle şeylere...

...tevessü eden bir aile değiliz.

Yani böyle şeyler hiç tarzımız değil ama mecbur kaldık.

Yani bankanıza gittik, kredi istedik, kredi vermediler.

Şimdi vermeyince mecburen yani böyle bir yola sapmak zorunda kaldık.

Ayrıca da sana telefonumu vereceğim.

Sonra ben sana bunu kapsamlıca izah etmek istiyorum.

Neden bu soyguna giriştiğimizi.

Anlaştık mı? Gel sana bir sarılayım.

Ah güzel babam benim.

(Nazmi) Ah babam. Ne yapayım, basayım Pötürge'ye gidelim mi?

(Nazmi gülüyor)

-Gel Rıfat amca, gel. -İndir.

Geç.

Biz geldik. Çözüyoruz. Hadi Rıfat amca, gel.

İşimizi bitirelim hemen.

(Aksiyon müziği)

Hah, yaşa.

Oh! Çok beklettin Nazmi!

(Konuşma anlaşılmıyor)

(Dündar) Enişte, nerede kaldınız?

(Nazmi) Dündar, senin arkanı topluyorum, ne yapayım?

-(Dündar) Hep de bir mazeretin var. -(Nazmi) Allah Allah!

Şey yapalım. Babacığım gel.

Rıfat baba, her şey için çok teşekkür ederiz.

Yalnız senden son bir istirhamım olacak.

Biz çıktıktan beş, on dakika sonra arar mısın polisi?

-Tamam, tamam, anlaşıldı. -Anladın değil mi?

Ver. Hakkını helal et amcacığım. Hadi kal sağlıcakla.

Kıpırdamayın!

(Gülüyorlar)

Pu, pu, pu!

-Banka soyduk ya biz. -Resmen ya.

Nasıl yaptık biz bunu inanamıyorum.

Çünkü ben çok iyi oynadım.

-Nazmi, çok iyi oynamadım mı? -Çok iyi oynadın hayatım.

-(Ayten) Çok iyi oynamadım mı? -Şunu bana doğrultma lütfen Ayten!

-Filiz, çok iyi oynamadım mı? -Aa! Abla!

Aa! Tamam. Onu sen çok güzel oynadın, indir hemen.

Müthiştin. İndir onu, o şey olmasın.

Başımız belaya girmese bari ha?

Ne olacak enişte?

Aman ne abarttın sen de be. Sanki adam öldürdük.

Kusura bakma Filizciğm, biz her dakika senin gibi olaylara...

...karışmadığımız için heyecan yaptık.

Öyle bir 'know-how'umuz yok tabii.

-Yalnız enişte... -Yapma, şeytan doldurur yapma.

Yalnız 500 alamadık enişte, 450 vardı sadece kasada.

-Evet. -Aa! Ne diyorsun ya?

-Ne yapacağız peki? -Ben bilmem.

Niye çocuğun üstüne gidiyorsun Nazmi?

O kadar vardı o kadar soyduk, ne yapalım?

Nasıl o kadar vardı, 450 mi vardı ya kasada?

Bayağı 450 vardı, onu aldık işte.

50 bini nereden bulacağız?

Tamam. 450 bini götürelim, devamına bakarız.

(Filiz) Olmaz öyle ya.

Bilmiyorum ki. Kabul eder mi acaba?

Sen yaparsın bir şeyler.

(Dündar) Sonra veririz deriz ya 50'yi de olmaz mı öyle?

(Filiz) Olmaz tabii öyle, olur mu? Kasada nasıl 450 var?

Ben onu anlamadım zaten.

Geldik, geldik.

İşte gerçek sevgi.

İnsan ne olursa olsun sevdikleri için her şeyi yapıyor.

Konu yüksek miktarda para olsa bile.

-Evet, çocuk nerede? -Çocuk? Çocuk, çocuk, çocuk!

Getir.

-Murat! -Oğlum iyi misin yavrum?

-Murat. -Atın, paraları atın.

-Yalnız ağam bir sorun var. -Nedir?

-50 bin eksik. -Ben ne dedim ağam?

Yemin ediyorum söyledim. Parayı bulamazlar dedim mi, demedim mi?

Allah rızası için beni vurun!

Oğlum sakin. Sakin 'bro', sakin.

Tamam 'bro'.

Paranın tamamı burada değil ama çocuğun tamamı buradadır.

Nasıl yapacağız?

Nasıl yapalım?

Şöyle mi yapsak acaba ağam? Şöyle yapalım.

Nasıl?

Bilmiyorum. Öyle bir havayla girdim ama aklıma hiçbir şey gelmedi.

Tamam, hallediyorum ben. Tamam, bir şey yok.

Şimdi sen bizi 50 binlik dövüyorsun. 'Okay'?

20, on, on, on. Bu işi hallediyoruz.

Tamam, harika oldu. Nazmi'yi 40'lık dövün. O bu işi iyi biliyor.

İşte beş, beş, iki buçuk.

Gerçekten enteresan istekler. Yalnız önemli bir husus var.

Kadınları bu işe asla, kesinlikle karıştırmıyoruz.

-'Merci'. -Bravo, tabii, aynen.

O yüzden üç erkeği biz 50 binlik dövelim bu iş olsun bitsin.

Yok, yok. Oğlan küçük. İki kişiyle yapsanız bu işi.

-Aynen. -Yok, o da erkektir.

Onu da dövmemiz lazım gelir.

-(Ayten) O kalsın. -O kalsaydı keşke.

Olmaz. O zaman kadınlar siz bir adım geri gidin.

-Tamamdır. -Siz geri canım, geri.

Evet. Geç oğlum sen de oraya, geç.

-Tamam. -Oğlum şey yapma.

Yüzüne gardını al, tamam mı? Kafanı güzelce kapat.

Ben üçe kadar sayıyorum.

Üç dedikten sonra bunlara dalıyorsunuz 50 binlik tamam mı?

Bir, iki, üç!

Bak yavaş! Aman yavaş!

Nazmi! Yavaş!

-Vur, daha sert vur! -Niye hep bana vuruyorsun?

-Yeter! -Yeter!

Ah, ah!

Abi sen çok güzel dayak yiyorsun ya, profesyonel gibi.

Benim işim bu. İddialar da işin gereği biliyor musun?

Ah, ah yapıyorsun ortalık şenlensin diye.

İzninle 50 binlik olmadı, ben de vurmak istiyorum.

-Hadi. -Ah!

-Nazmi? -Baba, iyi misin?

-İyiyim. -Ya elim acıdı.

Ne zor işmiş bu işler. Çok zor işlermiş bunlar.

Ağam, hakikaten zor. Yoruyorsunuz kendinizi boşu boşuna.

Dayağımızı da yedik. Ne yapsak acaba?

-Ama 50 binlik olmadı. -Ama dövdünüz, tamam, yeter.

Nasıl yapacağız bilmiyorum ki?

Borçlu da kalmak istemeyiz. İsterseniz bana biraz daha vurun.

Dur fikrim geldi. Oğlum ver şu silahı!

Ne? Sakın!

-Ya ne yapıyorsunuz ya?

-Ağam ya! Ne yapıyorsunuz hakikaten?

50 binlik zarar verdiniz, on bin diye anlaşmıştık ya.

Ya ne 50 bin lirası? Protez bacak kaç para biliyor musun sen?

50 binden de fazla.

-Fazla oldu değil mi? -Evet.

Al oğlum silahı benden.

Ben kendimde değildim. Bir an böyle kendimi kaybettim arkadaşlar.

Bilemiyorum, ne yaptığımı da bilemiyorum ama...

...ben buyum ya! Ben buyum, evet! Ben bu toprakların çocuğuyum!

Benim özüm bu! Evet. Ama biraz fazla oldu değil mi?

-Biraz fazla oldu ağam. -(Nazmi) Yani.

Evet. O zaman şöyle yapalım, bir saniye.

Abi dur.

-50 binlik demiştik. Dövülecek. -Ne yapıyorsunuz?

50 binlik dönecektik. Bir de adamı vurunca fazla oldu.

O zaman siz bunları alıyorsunuz, alın bunları.

-Ödeştik tamam şimdi. -Nasıl, bunu geri mi veriyorsunuz?

Evet, onları geri veriyorum. Adamı vurduğum için.

-Alacak verecek yok? -Alacak verecek yok.

50 binlik demiştik, dövdük, vurduk.

Fazla oldu, geri para verdik, bitti, gidebilirsiniz.

-Tamam. Dündar. -Ayten abla, gel.

-Filiz! -Ne yaptın girdi mi?

Girdi mi, sıyırdı mı, ne oldu?

Bir bakayım, çıktı. Ne bileyim ben?

(Hareketli müzik)

-Ablam yaralandım. -İyi dayak yediniz.

-Gerçekten. -Ablam yaralandım diyorum...

...dayak yedin diyor ya. -Kıyamam ben sana.

Aa! Yeter ama ya!

Ya bu adam ne arıyor ha bire bizim peşimizde?

-Aa! -Allah Allah!

Sıkıldım ama ha! Hayret bir şey ya!

Nazmi, ne yapıyorsun ya?

(Korna sesi)

Nazmi, dur! Bizi öldüreceksin!

Evet evet, öldür baba bizi!

Ya Murat bir dur şimdi! Bir bas, bas, bas! Bas Nazmi, bas!

-Basıyorum. -Bas!

Ne olacaksa olsun! Yeter artık ya!

Gerçekten bir yere kadar sabrettim ama...

...ne olacaksa olsun yani! -Yavaş! Yavaş dedim!

Bak ya!

(Ayten bağırıyor)

Gelsin! Bas!

(Kuşlar ötüyor)

Sakin olun çocuklar.

-Sakin. -Ne oldu enişte?

-Düştük. -'Okay'.

-Ne yapacağız? -Kısık sesle konuşun.

Derin nefes bile almayın.

Anne.

Ben çok korkuyorum.

Ölmeyiz değil mi, düşmeyiz aşağıya?

Yok yavrum, merak etme.

Baban şimdi bir taktik yapacak kurtaracak bizi, değil mi Nazmi?

Evet, kurtaracağım. Bir dakika.

Taktiği yaptım da çok dengeli olmamız lazım.

Ön tarafla arka tarafın denge içinde olması lazım ki devrilmeyelim.

Öndekilerle arkadakilerin kilosu aynı olmadığı için.

Ben 48 kiloyum.

Abla, atma. Sen en az 70 kilosun be.

Ne münasebet canım?

Ben hamileyken bile o kadar olmadım!

Hişt! Ayten! Bak sesini yükseltme, hepimizi öldüreceksin!

Ama Nazmi, ben doğuma bile 68 kiloyla girdim.

Ablan uzun boylu, kemikleri iri.

-Babaya çekti o. -Evet.

Üçe kadar sayacağım.

Üç deyince ikili ikili aracı terk edeceğiz.

Önden Ayten'le ben, arkadan Filiz'le Murat.

En son Dündar sen inersin.

Niye en son ben enişte?

Oğlum sen haplı olduğun için kafan güzel, daha soğukkanlı olursun.

Doğru, kafam güzel. Hiçbir şey hissetmiyorum ki zaten.

-Onu diyorum işte. -Aynen.

Hadi, yavaş. Çok yavaş.

-Nazmi, kemeri çıkarıyorum. -Çok yavaş.

Ama çöz, bırak kendi gitsin.

Çok yavaş abla.

(Konuşma anlaşılmıyor)

-(Filiz) En az 70'i var onun. -(Dündar) Tabii ya.

-Baba? -Efendim?

-Takozu koyayım mı? -Ne oldu?

Yüzün kâğıt gibi oldu. Korktun mu?

Ölümden mi korktun?

-(***) oldun değil mi? -Korktum.

Ben seninle sonra konuşacağım.

Otur.

Hadi.

Şimdi üçe kadar sayıyorum.

-Herkes hazır mı? -Hazır.

Hazırız enişte.

Bir!

İki!

Üç!

-Dündar! -Dayı!

-Hişt! Dayı! -Dündar!

-Efendim? -(Ayten) Hadi!

-Atladınız mı siz? -Oğlum manyak mısın? Gelsene!

Ay! Düştüm ya!

İyiyim, daha iyiyim.

İyileşiyor. Sıyırmış geçmiş.

Nazmi, kıyafetlerim.

Sus! Böyle kaldık görüyor musun? Dündar!

-Ne yapıyorsun oğlum? -Enişte, alırım. Bir şey olmaz.

-Dündar, yaklaşma! -Oğlum saçmalama!

-Dayı, yapma. -Dündar! Dündar dur!

-Dikkat!

-Tamam bağırmayın, ne bağırıyorsunuz?

-Yapma, yapma. Araba gitti gidecek. -Gel buraya ya.

-Gel buraya ya! -Gel.

-Bırakın tamam, kalacaksa kalsın. -Gel, gir koluma.

(Nazmi) Yürüyün. Bırakın bizden daha önemli değil. Yürüyün gidelim.

-Evet, hadi. -Abla orada kremin kaldı.

-Nazmi, kremim var, doğru söylüyor. -Ya kremini ben sana alırım.

-Alamazsın bir daha. -Kaç paralık şey?

(Ayten) Neyse, gidelim. Bir şey olmaz.

(Filiz) Bana yüklen.

(Hareketli müzik)

Enişte, gel.

Buyur.

Kardeş biz İstanbul istikametine gidiyoruz ama...

...başımıza bir hadise geldi, uzun hikâye.

Eğer siz de o yöne gidiyorsanız mümkünse bizi de oraya...

...götürür müsünüz?

Beşinize 15 bin alırım.

-Ne? -Oha!

Yuh!

İnsanlık ölmüş be!

Çoğunu da sen öldürdün ya zaten.

Dündar, esprinin sırası mı şu anda?

Espri mi enişte? Gerçek olanı söylüyoruz.

Beyefendi, bizim hiç paramız yok. Hepsi arabayla gitti.

-Para yoksa olmaz. -Var, bir dakika! Nasıl yok?

Verdi ya ağam ben attım çantaya.

Ha, para üstü.

Doğru söylüyorsun. Para üstü aldık ya.

-Herhâlde ya, boşuna mı dayak yedik? -İşte burada.

Beş, on, on beş, buyur.

Yavaş be!

Allah Allah! Ne oluyor ya?

Kim bunlar, biz neredeyiz, nereye gidiyoruz ya?

Ne yapacağız bunları?

Hiç anlamadım.

-(Erkek) Mülteciyiz abi. -Mülteci mi?

Gemiye gidiyoruz. Sınırdan kaçacağız.

Nazmi, eğer kız doğurmasaydı biz de giderdik bir gemiyle...

...tatil olurdu.

Güzel olurdu da bizde pasaport mu var abla?

-Pasaportumuz yok ki. -Pasaportla ne ilgisi var?

Onlar pasaportla mı gidiyorlar?

-Mülteci diyor, mülteci! -Kaçak, kaçak!

Ya hey! Biz gitmeyeceğiz! Bir şey söyleyeceğim!

-Açın, açın! -(Nazmi) Açın! Bizi indirin!

(Ayten) Burada mülteciler var!

-(Dündar) Ben iyiyim ya enişte. -(Nazmi) Sen iyisin oğlum.

Kaç tane atmışsın?

Şube müdürü olarak olayı kontrol altına almaya çalıştım.

Ama silahlıydılar ve ben ne kadar nazik davransam da...

...içlerinden özellikle bir tanesi, bir tane kadın çok kabaydı.

Yani böyle tuhaf tuhaf kıyafetleri vardı.

Bir tanesi böyle tavşan, yok tavşan değil şey...

...kanguruydu, kesesi vardı. Oradan silahlarını çıkarıyordu.

(Yabancı dilde şarkı söylüyorlar)

(Zılgıt çekiyorlar)

-Sizin yolculuk nereye amca oğlu? -Suriye'ye abi.

Suriye mi? Ne Suriye'si ya? Herkes Suriye'den buraya kaçıyor.

-Siz niye Suriye'ye gidiyorsunuz? -O yüzden gidiyoruz abi.

Burası çok kalabalık. Tenhadır Suriye şimdi.

O zaman Sivas'a gidin. Bütün Sivaslılar İstanbul'da.

Sivas da tenhadır şu anda.

Yok abi, kaçalım biz.

(Konuşmalar anlaşılmıyor)

(Gülüyorlar)

Kes! Tamam, ne oluyor ya? Çıkmamız lazım buradan ya!

Ya bence de çıkmamız lazım ama ben ne yapabilirim?

Polisler de peşimde, kaldık mı mültecilerle?

-Ne oldu ya? -Geldik galiba.

-Nereye geldik? -Limana.

-Limana mı, ne yapacağız limanda? -Gemiye bineceğiz buradan.

Aa! Mülteci gemilerine binecekler.

Ay! Ne oluyor?

-Hadi, hadi. -Bir dakika.

-Çabuk, çabuk! -Abi bir saniye.

-Hadi. -İniyoruz be!

Hadi, hadi, hadi! Çabuk!

Bir saniye, bir dakika!

-Yok mu arkadaşlardan? -Hadi!

-Silahı var. -Hadi!

Nazmi, niye hemen tamam diyorsun?

Ya hayatım, bir sus, bir dakika, şey yapma.

-Hadi, çabuk. -Bakın.

-Biz buranın yerlisiyiz. -Bir susun ya! Vır, vır, vır!

(Dündar) Abi biz İstanbul'a gidiyoruz.

-Ben menajerim vallahi. -Polis geliyor abi, ne yapacağız?

-Allah kahretsin! -(Nazmi) Sakin ol ya.

-Çıkarın ulan üzerinizdekileri! -Sebep?

-Siz neyin peşindesiniz? -Çıkarın lan!

-Sebep, niye çıkaralım? -Kendilerini gizleyecekler...

...bizi ele verecekler işte.

-Aa! Tacir gibi gösterecekler. -Aranızda konuşmayın! Çıkar!

Tamam, çıkardık.

(Müzik) (Siren çalıyor)

Kaldırın lan ellerinizi!

Ne bankası?

Lan ben göstereceğim sana bankayı! Şimdi sen gel!

-(Polis) Yürü! -İhale bunlara kaldı.

-Biz böyle bir şey yapmadık. -Alın bunları amirim.

-Bizi görmüyor musun? -(Polis) Yürü! Takın kelepçeyi!

-Püh! Ayıp be, ayıp! -Tamam, boş ver. Sen karışma.

-Siz kimsiniz? -Şey vatandaşız.

-Bunlar? -Onlar da siyahi vatandaş.

İnsan mı kaçırıyorsunuz siz?

Olur mu amirim, estağfurullah. O ne biçim laf amirim?

-Topçu efendim bunlar. -Topçu mu?

Tabii. Ben bunların üç tanesini Göztepe'ye, Allah izin verirse...

...iki tanesi Kasımpaşa, geri kalınını da alt liglere...

...kaktıracağım efendim. Menajerim ben.

Bizi de bunlar kaçırdı ayrıca, bu aldıklarınız var ya...

…onlar esir aldı efendim bizi. -Evet.

Tamam. Bir ara emniyete gelin, ifadenizi alayım.

-Tabii amirim. -(Polis) Hadi kaybolun.

-Hadi gidelim. Gelin çocuklar, gelin. -Tamam amirim.

-'Go, go, go'! -Hadi!

Hadi, hadi.

(Nazmi) Filiz!

(Hareketli müzik)

(Korna sesi)

-Ay! -Bu ne ya?

Yine geldi manyak!

-Ben bu adamı öldüreceğim! -Hayır, saçmalama! Nazmi, dur!

-Sakin ol. -Bu adamı öldüreceğim!

-(Dündar) Yapma enişte! -Ne yapıyor bu ya?

Abi ben ne yaptım size ya?

Kardeşim sen sürekli bizi takip ediyorsun! Sen ne yapıyorsun?

Abi bunu düşürmüşsünüz de ben onu söyleyecektim.

Vermek için yanaştım, siz de kaçtınız.

-Neyi düşürdük? -Patik abi. Ben onu getirmiştim de.

-Aa! -Aa! Zeynep'in patikleri.

Vallahi başka bir şey yoktu, bunu verecektim ben.

Oğlum sen manyak mısın lan?

Gibi. Obsesifim ben, takıntılıyım da vermesem olmazdı.

Senin yüzünden başımıza neler geldi biliyor musun?

-Tamam, sakin ol. -Arabamızı kaybettik!

O arabada Nazmi'nin dayak yiyerek kazandığı paralarla alındığım...

...kremim vardı. -Şimdi kremin sırası mı Allah aşkına?

Çok özür dilerim. Vallahi ben bilmiyordum.

İsterseniz yanlış anlamazsanız ben sizi alayım...

...gideceğiniz yere kadar götüreyim.

Bu kadar uğraştırmışım sizi.

Nazmi, zaten doğuma yetişemeyeceğiz, gidelim.

-Tamam, olur. Kabul edelim. -Gidelim enişte, gidelim.

-Geçin, hadi. -Abla geç, abla.

-Deli herhâlde ya. -Yani. Ben de anlamadım bu işi.

(Müzik)

(Müzik devam ediyor)

Abla, ittirme ya.

Tamam.

-Zeynep Aydın, numarası? -Zeynep Aydın!

Bakalım.

Hadi.

6215

-Ne? -6215

6215, yürü!

-6215! Gel, gel, gel! -Ne dediği belli değil! Nereden?

6215!

Çok heyecanlıyım.

Ay nereden Nazmi?

(Müzik devam ediyor)

Hadi!

Ne oldu ya? Aa!

Babamı tanır mıydınız?

Nasıl?

Babam, Hilmi Aslan.

Hilmi Aslan?

Senarist, yapımcı olan Hilmi Aslan mı?

Evet.

-Hay Allah! -Ay Nazmi!

Tamam. Allah'a şükür yanlış odaya girmişiz.

Başınız sağ olsun.

Patiği al canım biz çıkalım. Rahatsızlık verdik, affedersiniz.

-Başınız sağ olsun, çok üzüldük. -Başınız sağ olsun.

Allah sabır versin.

(Duygusal müzik)

Ay yavrum!

-Aa! -Kızım!

Ben sana demiştim.

Benim canım ailem!

(Hareketli müzik)

Bu filmin sesli betimleme ve ayrıntılı altyazı çevirisini...

...kapsayan kısmi eşerişimi TİVİBU tarafından...

...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

www.sebeder.org

(Hareketli müzik devam ediyor)

(Hareketli müzik devam ediyor)

(Hareketli müzik devam ediyor)

(Hareketli müzik devam ediyor)

(Müzik)

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.