Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Downloaded from YTS.BZ
[jenerik müziği çalar]
Official YIFY movies site: YTS.BZ
[eğlenceli müzik çalar]
Hocam, bol dök, bol dök.
- Karışma hayatım ya. - O kadar para…
[Ferhat] Ama bir şey gözükmüyor.
Bir verin bir dakika, ver bir saniye, bak…
- Bastırıyorsun şu an. - [Ferhat] Böyle de olmuyor.
[Ferhat] Alette bir şey var, hocam bir saniye müsaade edin bana.
[Aslı] Ah gitti, rahatladın mı?
- Daha yok, hiçbir şey yok. - Ben…
[Aslı] Döndü zaten, hissediyorum. İçerde döndü, daha da göremeyiz.
[Ferhat] Geliyor.
Geldi mi, geldi mi?
[Aslı acıyla ıkınır]
Hocam bırak şunu, bana bak Allah aşkına.
[Ferhat] Azıcık şurada yatayım.
Azıcık kay kız.
[Ferhat] Ay babasının güzel kızı.
Ah, bu doğum ne zor şeymiş ya.
Hadi kızım hadi.
Ses yapma, çocuk uyuyor.
[Aslı] Hadi kızım, hadi Güneş.
[Aslı] Aç, aç, aç, hadi kuzum.
Ya tamam, yemek istemiyor artık.
- Aç çocuk, benden iyi mi bileceksin? - Ben de babasıyım.
Bana da soracaksın.
- Dışarıda mı aklına geliyor babalık? - Ne yapmışım?
Sabaha kadar ateşler içindeydi, ben bekledim başında.
Salak salak konuşma. Herkes bize bakıyor.
- İnsanlar bize mi bakıyor? - Evet.
[Aslı] Daha iyi baksınlar bence.
[Aslı] Evlenmeyin siz de.
- Evlenirseniz de üremeyin. - [Aslı] Bir şey yok evladım.
[Aslı] Baban salak sadece. Bir şey yok evladım.
[kavga sesleri yükselir]
- [Ferhat] Tehdit edemezsin! - [Aslı] Ne tehdidi?
[Aslı ile Ferhat tartışmaya devam eder]
[Ferhat] Gideceğim, merak etme!
[Ferhat] Bayılmıyorum sana zaten!
[Ferhat] Çocuğum üzülmesin de. Gideceğim zaten.
Çok iyi oldu, seni görmeyeyim. Ne kadar görmezsem o kadar iyi ya.
[Hakim] Kendi özgür iradenizle imzaladığınız
bu protokoldeki şartları
kabul ediyor musunuz?
- Evet. - Evet.
[Hakim] Karar…
[kalabalık ve korna sesleri duyulur]
- Kendine iyi bak canım. - Asıl sen iyi bak canım.
Hiç olmadığım kadar iyiyim canım.
Yalnız unutma,
ben isot gibiyimdir.
- Acım sonra çıkar. - [Ferhat] Hım.
Merak etme canım, bende o göt var.
[iç çeker]
[iç çeker]
[korna sesi duyulur]
Helal olsun abim! Darısı başıma.
Eyvallah abi.
[korna sesi duyulur]
Allah kurtarmış abim, hayırlı olsun.
Sağ ol abim.
[korna sesi duyulur]
[Adam] Bekarlık sultanlık, sultanlık!
[ağlamaklı] Ya siktir git be.
[araba gazlar]
[Duygusal müzik yükselir]
[iç çeker]
Ben hep geleceğim, tamam mı kızım.
[Ferhat] Aferin sana.
[Ferhat] Hep görüşeceğiz, hiç üzülme. Tamam mı?
Canım benim.
[hafif tempolu duygusal müzik devam eder]
[Aslı] İyi misin kızım? İyi misin yavrum?
Tamam, kızım. Benim kızım.
[enerjik müzik girer]
[enerjik müzik biter]
[muzip müzik başlar]
- [Ferhat] Buyurun, afiyet olsun. - [Müşteri] Sağ ol.
[robotun sesi duyulur]
[Ferhat] O ne öyle?
Valla baktık, bazı garsonların
çok önemli bir iş yapıyormuş gibi
havasından geçilmiyor.
[Aslı] Biz de bundan sipariş ettik.
İnanır mısın?
Sadece işini yapıyor.
Hiç boş yapmıyor yani.
Neler yapabiliyor peki?
Valla senin yaptığın her şeyi yapıyor.
Her şeyi yapamaz bence.
Terbiyesizleşme.
Bak böyle tuşuna basıyorum.
[Aslı] Güzel güzel siparişimi veriyorum.
[Aslı] Bak.
[Aslı] İki karnıyarık, iki pilav.
[Robot] Hemen geliyor.
[Aslı] Bak, vızır.
Ne kadar gidiyor şarjı?
Ne kadar çok şey istediğine bağlı.
Sen varken yarım saat o zaman.
Bununki iyimiş yine.
Seninki beş dakikada bitiyordu.
Terbiyesizleşme.
Sokacağın başka laf kalmadıysa, işime dönüyorum.
[Aslı] Dur, dur.
- Bir şey söyleyeceğim sana. - Söyle.
Benim Almanya'da kuzenim vardı ya, Serpil.
Evet.
Onun restoranına aşçı arıyorlarmış.
[Aslı] Baktım yani iyi de bir yer.
- Ee? - [Aslı] Diyorum ki…
Güneş'i alıp gitsem, hem çocuğa da iyi gelir.
Oraya yerleşsek.
Kızımı alıp Almanya'ya götüreceksin.
Ben de buna tamam diyeceğim.
[Ferhat] Delirdin mi sen?
Ya her gün burada tartışıyoruz, görmüyor musun?
[Aslı] Çocuk da etkileniyor.
Yeni bir sayfa açsak fena olmaz mı?
Sen benim Güneş'le olan baba kız ilişkimi kıskanıyorsun.
[Ferhat] Bizi ayırmaya çalışıyorsun.
Ve bunun için Almanya'ya gitmek istiyorum, öyle mi?
Evet, sen de bizi kıskanıyorsun Almanya da bizi kıskanıyor.
Olmaz, müsaade etmiyorum.
Tamam, tamam.
Biz hiçbir yere gitmeyelim, tamam mı?
Burada kalalım.
Böyle karşılıklı birbirimizi çürütelim, olur mu?
[Robot] Buyurun siparişiniz hazır.
Dur lan sen de, papyonuna sıçtığım!
- Ne yapıyorsun ya? - [Ferhat] Bu mu yenilik ha?
İşimizi elimizden almak mı?
Ama senin değişmekten anladığın şey bu.
Geride kalan her şeyi yakıp yok etmek.
Sen ne anlarsın değişimden, gelişimden?
Hâlâ dedem gibi böyle kemerinde telefon kılıfı taşıyorsun.
Pratik oluyor.
- Cepte şişkinlik yapmıyor. - Öyledir.
Değişeceğim diye konforumdan vazgeçemem.
Aynen, zaten bir cebin kalmıştı şişmedik. [telefon çalar]
- O da şişmesin. - Açma şu telefonu.
Bir şey tartışıyoruz burada.
Dur, senle dur, tartışacağız.
- Güneş'in öğretmeni arıyor. - [Ferhat] He.
Efendim hocam?
Ne oldu?
[Aslı] Tamam, hemen geliyoruz hocam.
- Ne olmuş? - Güneş okulda bayılmış.
Taksi çağırıyorum.
[Aslı] Tamam.
[duygusal müzik başlar]
- [Aslı] Kızım, gel yavrum. - [Ferhat] Gel evladım.
[Aslı] Gel kızım, otur çocuğum, gel.
- [Ferhat] Hoppa. - [Aslı] Gel bakalım.
Güneşçiğim bak sen burada kitapları oku.
Biz anneyle, babayla biraz konuşalım.
- Tamam mı? - [Güneş] Tamam Seda Abla.
Buyurun, geçebiliriz.
[Ferhat] Kızım bak bu kitabı oku, diğeri çok dandik.
Sen babana bakma yavrum, bunu oku.
- [Aslı] Tamam kızım. - [Güneş] Tamam ya.
İstediğimi okurum.
Tamam yavrum, bak bu üçüncü baskıyı yapmış.
Bak kızım, bu beşinci baskı.
Lütfen çocuğa baskı yapmayalım, gelir misiniz?
Tabii.
[Öğretmen] Buyurun.
Bu kısım.
Güneş'le biz biraz vakit geçirdik.
[Öğretmen] Oyun oynadık.
Kendisinden aile ile ilgili bir resim çizmesini istedim.
- Evet hocam. - Bunu çizmiş.
[duygusal bir müzik girer]
Bir verin hocam.
[duygusal müzik devam eder]
Yani hocam,
çok kötü çizmiş.
Yani okula tonla para veriyoruz.
Gelişim sıfır maalesef.
Yani seni iyi bile çizmiş diyebiliriz bu durumda.
O ne demekmiş o?
Yani şöyle tipine bakınca
kızımın çizimleri Da Vinci gibi geldi.
Buyurun.
Yani bu resimden şunu anlamamız lazım.
Siz ikiniz onu elinden tutmak istemenize rağmen,
o tutmuyormuş gibi çizmiş.
Haa.
- Yani? - Boşanmış olabilirsiniz.
İyi anlaşamıyor olabilirsiniz.
Nefret ediyoruz.
[Öğretmen] Ama ne olursa olsun,
Güneş'in annesi ve babası olduğunuzu unutamazsınız.
Yani bunu çocuğu yaparken düşünecektiniz.
Hocam, yaparken çok keyifliydi, düşünemedik.
Kendi adına konuş.
[Öğretmen] Bakın bu çok önemli.
Yani ileride Güneş için çok daha tehlikeli şeyler olabilir.
Allah korusun hocam.
Allah korusun.
[Öğretmen] Şimdi Güneş'in yanına beraber gideceğiz.
Sizden anne baba olarak
her zaman onun yanında olduğunuzu hissettirmenizi rica ediyorum.
[Aslı] Kızım bak.
Biz babanla ayrılmış olabiliriz.
Tamam mı?
Baban dünyanın en ayı insanı da olabilir.
[Öğretmen] Lütfen, düzgün konuşalım.
Hocam görüyorsunuz, çocuğun yanında nasıl konuşuyor.
Ya umurunda değil.
Hani bir laf vardır, ipimle kuşağım…
Of! Lütfen düzgün…
Düzgün konuşun yoksa sizi dışarı almak zorunda kalacağım.
Özür diliyorum.
[Aslı] Kızım bak.
Senin mutluluğun bu dünyada bizim için her şeyden daha önemli.
Tamam mı? Bunu bil.
Canım evladım, bak…
- Biz seni çok seviyoruz. - Çok.
Sen iyi ol.
Biz ne istersen yaparız.
Bak, ne istersen.
Ne istersem.
[Aslı] Tabii kızım, ne istersen.
Ben dün derste niye bayıldım biliyor musunuz?
[Aslı] Niye yavrum?
Çünkü bütün arkadaşlarım
tatilde aileleriyle nereye gideceklerini anlatıyorlardı.
[Güneş] Bu yüzden ben de üçümüz beraber tatile gitmek istiyorum.
Bak kızım.
Bir insan bir insanı bu dünyada en iyi tatilde tanır, tamam mı?
Biz babanla çok tatile gittik.
[Aslı] Ben babanı çok iyi tanıdım yavrum.
Babam tatile gidilecek bir tip değil.
Sen çok gidilecek bir tipsin sanki.
Valla senden iyiyim.
- Öyle mi canım? - Öyle canım.
- Öyle yani. - Aynen öyle.
- Ha öyle yani. - Öyle.
Evladım, bak senin için her şeyi yaparım
ama bu kadınla asla tatile gitmem.
Ben kafayı yiyorum senin için.
Buna biner gidersin bak.
[Aslı] Annesi ona bayılıyor.
[Ferhat] Uçağın kalkmasına daha var.
Yani kızım, seni tebrik ediyorum.
Ne yaptın ettin, bizi birlikte tatile götürüyorsun.
Bu kadınla.
Hadi gidelim baba.
Aa kızım.
Sen de yani, sabahtan beri İngilizce konuşuyorsun.
Hayır tamam, okulda size güzel öğretiyorlar da
bizimle Türkçe konuş yavrum, lütfen yani.
Hayır bu imkansız.
Hayda.
Hadi tamam o zaman.
"Annemi çok seviyorum." nasıl söyleniyor?
Sen benim annem değilsin.
Şiir.
- Şiir. - [Ferhat] Kızım,
"Babamı her şeyden ve herkesten daha çok seviyorum."
nasıl deniyor?
Bunu söylemek zorunda değilsin.
Siz benim ailem değilsiniz.
[Ferhat] İşte bu, bak, nasıl İngilizce konuşuyor benim canım kızım.
Çünkü Beyni babasından almış.
Senin seviyene inmeyeceğim ya.
- [Ferhat] Benim seviyeme inmeyeceksin. - [Aslı] İnmeyeceğim yani.
- Sen ne biliyorsun İngilizce? - Üf.
Kes sesini, tamam mı?
Asıl sana lanet olsun.
Ben de İngilizce biliyorum ama tenezzül etmiyorum.
- Her dilde boş konuşuyorsun. - [Ferhat] Ben boş konuşuyorum.
- [Aslı] Boş. - Sen Türkçe öğrendin,
- [Aslı] Bomboş. Koca bir boşluk. - sıra İngilizceye geldi.
- Sıra İngilizcede… - [Aslı] Bomboş.
Lütfen kimliklerinizi görebilir miyim?
Hayırdır Memur Bey?
Hakkınızda şikayet var.
Ne şikayeti?
Bu çocuğu kaçırmaya teşebbüs ettiğinizden şüpheleniyorlar.
- [Şaşırarak] Aa! - Ne?
Ne teşebbüsü? Ne anlatıyorsunuz Memur Bey?
Memur Bey çocuk bizim çocuğumuz ya.
- Gel annecim, gel. - [Ferhat] Gel.
[Aslı] Al.
- Öyle mi? - [Aslı] Evet.
[Aslı] Gel kızım. Bakın, alın.
Aynı bana benziyor, ikimiz de İzmir kızıyız yani.
- Aynı annesi. - [Ferhat] Evet, bakın babası…
Hık demiş burnundan düşmüş, hık.
Evet.
[Ferhat] Kusura bakmayın yani, çocuk…
[Aslı] Boşuna zaman kaybı yani, kusura bakmayın.
[Aslı] Hadi kızım, hadi annecim.
- [Aslı] Sen bir gel bakalım. - [Ferhat] Gel kızım.
- [Aslı] Gel annecim, gel. - [Ferhat] Gel kızım.
Evladım, sen niye böyle şeyler yapıyorsun ya?
Yazık değil mi anneye, babaya?
Ya kızım, hapse girsek hoşuna mı gidecekti?
- Rezil olduk bütün havalimanına. - Evet.
Siz her yerde kavga edip beni rezil ederken iyiydi.
Bir kere de siz öyle hissedin bakalım nasıl oluyormuş.
[Güneş] Bu hafta benim haftam.
Beni üzmek, kızdırmak yok.
Anlaşıldı mı?
Anlaşıldı mı dedim!
- Anlaşıldı. - Anlaşıldı.
Sizden bir isteğim daha olacak.
Neymiş o?
Tatilde kimseye boşandığınızı söylemenizi istemiyorum.
- Haydi. - Allahım ya.
Eski günlerdeki gibi aile olarak takılacağız.
Evladım, bir tek boşanan biz miyiz? Ne var bunda? Hayret bir şey.
Yavrum bir kere babanla ayrı odalarda kalınca anlamayacaklar mı ki?
Anne bir şeyler uydururuz.
Önemli değil.
Kızım bak, boşandık biz ama…
Yardım et lütfen!
- [Ferhat] Tamam, tamam. - [Aslı] Tamam Güneşçiğim, tamam kızım.
- [Aslı] Tamam evladım, bitti tamam. - [Ferhat] Tamam, tamam.
Ne yapalım, bir hafta askerlik gibi düşüneceğiz.
Ama bedelli askerlik.
Bedeli de biraz ağır.
Allahtan bulantı ilaçlarımı yanıma almışım da…
Bu ilişki tekne gibi yani.
Tutuyor beni.
- [Ferhat] Merak etme. - Her an midem ağzımda.
Merak etme, o tekne battı zaten.
Rahat olabilirsin.
[enerjik müzik girer]
[enerjik müzik devam eder]
[enerjik müzik devam eder]
[Şaşırarak] Aa!
Kamuran Hanım?
Ferhat Bey.
- [Ferhat] İnanamıyorum! Ay, ay, ay… - Gitmiş bıyıklar.
Uçtu gitti. Gitti.
Ben şu an var ya şokum biliyor musun?
Merhaba Aslı Hanımcığım, hoş geldiniz.
- [Ferhat] Olacak iş değil ya. - Hoş bulduk.
Ya ben rezervasyonda adınızı görünce dayanamadım öyle.
Bizzat geleyim, sizi karşılayayım dedim.
[Ferhat] Ay çok teşekkür ederiz ya.
Anne bu abla kim?
Bu abla, annenle eskiden bir tatile gitmiştik,
oradaki otelin müdürüydü.
Hatta annen sana hamile olduğunu o otelde öğrendi.
Sizin kendi yaptığınız, kendi çocuğunuz mu?
- Tamamen organik. - Adı Güneş.
Son anda annemin adını da ekledik.
- Şenol Güneş. - [Kamuran] Ben kartlarınızı vereyim.
[Kamuran] Buyurun.
[Kamuran] Yani zaten daha bol bol vaktimiz var.
[Kamuran] Siz şimdi dinlenin, sonra konuşuruz.
Diğeri nerede?
Tek bir oda rezerve etmişsiniz ama zaten geri kalan bütün odalarımız dolu.
Yine cimriliğin tuttu değil mi?
Cimrilikle falan hiçbir alakası yok.
Yalnız ben neden iki ayrı oda istediğinizi çok anlayamadım ama…
Ee şeyden…
- Şeydir o yani… - Çünkü babam biraz horluyor da.
- Değil mi anneciğim? - Ha, evet.
Burnunda at var.
- Ettir o. - Yok, bununki çok büyük yani.
At, direkt at ya.
Anlıyorum ama yani, yardımcı olamıyorum maalesef.
Ne yapalım o zaman, bir hafta at, avrat, evlat.
- Unutmuşum ne kadar komik olduğunuzu. - Yine bir sarılayım.
Yok, size iyi tatiller.
- Sağ olun. - [Kamuran] Bir şeye ihtiyacınız olursa
beni bulabilirsiniz.
Görüşürüz Kamuran Hanım, çok sağ olun.
[Kamuran] Hoşça kalın.
[hareketli müzik başlar]
- 200 bozuk var mı kardeşim? - [Görevli] Tabii efendim.
Buyurun.
Şöyle verdim.
Çok sağ ol.
Valla çocuk çikolata istiyor, dondurma istiyor.
Bozuk para lazım olur.
Hadi eyvallah, kolay gelsin.
[Aslı] Neyin peşindesin sen ya? Bu tek oda tutmalar falan?
Neyin peşinde olacağım?
Duymadın mı aşağıda? Otelde başka oda yokmuş.
Senin cimriliğinden bir hafta böyle yaşayacağız yani.
Zaten Kasım'da getirmişsin bizi Antalya'ya.
[Ferhat] Öyle deme, Antalya'ya asıl Kasım'da geleceksin derler.
Yok canım Şubat'tır o. Böyle direkt denizde donalım.
Ben istedim babamdan tek odada kalmayı.
- Sen mi istedin kızım? - [Güneş] Evet.
Madem bu hafta benim haftam,
bir hafta idare edin işte.
Biz ikimiz burada yatarız anne.
- [Ferhat] Evet. - [Güneş] Babam da şurada yatar.
- Bitti gitti. - [Ferhat] Hah.
[Aslı] Yani kızım bitmiyor senin isteklerin de ya.
İşin yoksa bir hafta şimdi bu adamın nefesini,
bakterisini, virüsünü, sinüsünü, kosinüsünü…
Yani her şeyini çek.
Ben de çok meraklı değilim canım seninle aynı odada kalmaya.
Her şey kızım için.
Babalar kızlarının kalplerine sevgi tohumu eken bahçıvanlardır.
[Güneş] Canım babam.
[Ferhat] Kızım.
Nereden öğrendin sen bu sözü?
Bizim eski mahallede Haldun Abi vardı ya o söylerdi hep.
Şu kara para aklayan.
- Hah. - Sucu kızın üstüne attı da
- zavallı kız hâlâ içeride, o mu? - Evet, evet.
Aptal.
Güzel söz ama değil mi?
[Güneş] Hadi ben hazırlanıyorum.
[Güneş] Çok acıktım, yemeğe inelim.
[Ferhat] Koş o zaman hadi, çabuk koş!
Yalnız bir şey söyleyeyim mi?
Kamuran Hanım on numara bir oda ayarlamış.
Bekarlığının kokusunu almış belli.
Karı direkt yapıştı sana.
Bıyıkları kestim ya.
10 yaş attı.
Hallenmelere bak.
Yok yani, bu tek oda işi hiç iyi olmadı.
Yani burada giyineceğiz, burada soyunacağız.
Mahremimiz ne olacak?
Görmediğimiz şey değil canım.
Hafızanı tazelemek istemiyorum canım.
Hafızam hâlâ çok taze.
Unut artık bunları, bitti, yok.
Unutamıyorum.
Çok fazla gigabayt yer kaplıyor hafızada.
- Dikkat et kart yanmasın. - Yandı bile.
Defol.
[Ferhat yemek yerken sesler çıkarır]
[Ferhat zorlama sesler çıkarmaya devam eder]
- Ferhat. - Hı?
O hayvan canlı değil. Bir yere kaçamaz.
Ne diyorsun ya?
Bu yemek yemek değil.
Bu avlanmak.
Hayır, mevsimi de değil yani yasak.
Anne, şu şeylerde çocuklar oynuyor.
Yanlarına gidebilir miyim azıcık?
Tek başına gidebilecek misin?
Giderim, merak etmeyin.
[Ferhat] Ben sana bakıyorum buradan, görüyorum seni.
Geç kalma.
Sen bir şey yapacak mısın?
Yok, ben böyle belgesel izleyeyim diyorum.
Bak böyle konuşuyorsun ama
yarın öbür gün beni hiç göremeyince beni çok ararsın.
Boşluğum kolay kolay dolmaz.
Öyle mi dersin?
Bunlar da her yerde ya.
Bak, şuraya yazıyorum,
robotlarla insanların savaşı garsonluktan başlayacak.
- Bak, demedi deme. - Notumu aldım.
- O gün gelsin söylerim. - Gel bak, gel.
[Aytaç] Efendim, humus.
[Aytaç] Dana incik ve özellikle bu fettuccine.
Çok lezzetli, tavsiye ediyorum.
[Aytaç] Çok beğendim.
[Aytaç] Yanında bir de Arjantin şarabı içerseniz…
İnanamıyorum ya.
[Aytaç] Ben Aytaç Aşıkbak, sevgilerimle.
Aytaç şefim?
[Aslı] Ya inanmıyorum ya.
Ben sizin çok büyük bir hayranınızım.
Yani internette ne kadar videonuz varsa hepsini izledim.
Teşekkür ederim.
Merhaba.
Hele bir İtalyan usulü böyle bir karnıyarık tarifiniz var ya
onu ben çalıştığım lokantada yapıyorum.
Yani en çok o satılıyor.
Karnıyariko risetto.
[Aslı] Ya biz karnıyarık diyoruz tabii.
Bunu İtalya'nın çok şirin bir kasabasında ben öğrenmiştim.
Çok sevdim.
Hiç İtalya'ya gittiniz mi?
Yok.
Hiç pasaportun var mı diye sormuyorsun?
Nasıl yani? Pasaportunuz yok mu?
Yok.
Ya benim Cicoş ile Mimoş'un bile var.
Onlar kim?
Kedişlerim.
Haa.
Yani şefim, kedilere, köpeklere veriyorlar da
vahşi hayvanlara vermiyorlar diye biliyorum ben.
[kükrer]
Bu arada Aslı ben.
Ben Aytaç.
[Aytaç] Memnun oldum.
Ferhat ben de, kendisinin eşiyim.
Memnun oldum.
Bu arada şefim, hazır siz buradayken
yani bir şeyler yapıp yorumunuzu almayı çok isterim açıkçası.
Çok memnun olurum, her zaman.
Hadi gidelim o zaman artık.
- [Burçin] Aytaç Hocam? - [Aytaç] Ah.
Burciş!
[Aytaç] Ay canımın içi, ay bir tanem.
Ya çok uzun zaman oldu görüşmeyeli.
Valla çok oldu hocam.
Oh.
Sevgilim, Mert.
Üç senedir beraberiz.
Kendisi çok iyi bir bilgisayar mühendisi.
Hatta üç gün evvel Amerika'dan iş teklifi aldı.
Maşallah.
Tebrik ederim delikanlı.
Herkesi de elliyor.
Üniversitede gastronomi okurken ben hocamla efsane yıllar geçirdim.
Bazen bazı tarifleri beceremezdim.
Hocam yerdi, hiç beğenmezdi.
[Burçin] Hatırlıyor musunuz?
Sonra beni sabahlara kadar çalıştırırdı.
Sabaha kadar yer misin, yemez misin? Yer misin, yemez misin?
Ne çalıştırdım ben ama bunu var ya…
Üstüm başım böyle yemek içinde kalırdı.
Hocam da hemen üstündeki gömleği çıkartıp bana verirdi.
[Aytaç] Çok gömleğim kaldı bunda.
Nelerim kaldı bunda…
Kaç gece onun odasında uyuyakaldım, anlatamam.
Anlatma bence de.
Neyse, sizi gördüğümüze çok sevindik, değil mi sevgilim?
[Burçin] Hatta bir ara daha uzun sohbet edelim.
Olur, daha uzun sohbet edelim.
Ciao caro, buon appetito.
Arrivederci.
[enstrümental müzik çalar]
[Ferhat] İyi akşamlar.
Bu arada şefim, aklınızda bulunsun,
ben de yemek yaparken çok üstüme dökerim.
Yani böyle her yer yemek olur.
Bir gömleğinizi alırım.
Veririm. Sana da.
[enstrümental müzik yükselir]
[anlaşılmayan konuşmalar]
[Aslı] Şş!
Ne oldu? Kıskandın mı?
Ben? Ben seni kıskandım?
Adama eşiyim diye tanıttın.
Çocuk öyle istiyor. İstemiyor mu çocuk?
- [Ferhat] Çocuk istiyor diye. - Gerçi haklısın.
En verimli çağında bekar kalmış bu kadını kim olsa kıskanır.
Bak, şuradan rastgele bir adamı çağırayım, gelsin.
O da beni kıskanır.
Ayrıca, ayrıca bir şey söyleyeyim sana…
[tartışma sesleri] Saati var, arayacak beni.
[erkek 1] On dakikada bir konuşuyoruz, ne var ya!
[Aslı] İki kelime konuşturmadılar insana.
Kalk lütfen, şu masaya müdahale eder misin?
- [erkek 2] Kimse yok mu? - Sonuçta eski eşimsin.
Yani içinde eşim kelimesi geçiyorsa
gereğini yaparsın.
Yaparım tabii, onlardan mı korkacağım?
[tartışma sesleri devam eder]
Çocuk istiyor diye.
[Aslı] Çatladın kıskançlığından, çatladın.
- [Aslı] Hı hı. Ortadan ikiye ayrıldın. - [Ferhat] Hı.
[genç 1] Ömer. Ömer, aşkım.
[Ferhat] Ekmeğimi sana yedirmeyeceğim lan.
[yüksek seste konuşmalar devam eder]
Gençler.
Çok gürültü yapıyorsunuz, bak yengeniz rahatsız oluyor.
Abi, sen kusura bakma.
Benim bekarlığa vedam için tatile geldik de…
- Ben bunları durduramıyorum. - Haa.
Ya abi ben normalde dururum da
bunun kız arkadaşına hesap vermesinden biz hareket edemiyoruz.
Yok, yok, Tülinciğim. Çok selam söylüyorlar.
Ben selam söylemiyorum, nereden çıkarıyorsun ya?
Zaten canlı konum atacağım gideceğimiz yerin.
Oradan sen takip edersin, öptüm, öptüm canım.
Ne yapıyorsunuz ya?
Sizin yüzünüzden fırça yedim kızdan.
- Pardon abi. - Estağfurullah.
Abi, siz kaç yıldır evlisiniz?
Eee…
Dokuz yıl oldu.
Dokuz yıl!
Dokuz yılda adamın gözünde fer kalmamış.
Abartma canım sen de.
Ferim merim her şeyim tamam benim.
Hadi diyelim, tamam.
Ben mesela dedim ki,
abi biz bu gece çocuklarla âleme akacağız, sen de gel.
Gelebilecek misin?
[Genç 1] Gelemeyeceksin.
- [Ömer] Gelir ya. - [Genç 1] Ya, gelemez.
[Ömer] Gelir abi. [Genç 1] Oğlum, gelemez.
- Kim? Ben mi? - [Genç 1] Sen abi.
Sen beni ne sandın oğlum? Tabii ki gelirim.
- [Efe] Gördün mü? - [Ömer] Abi sana helal olsun.
- [Ferhat] He, tabii. - Öyle mi abi?
- Öyle. - [Genç 1] Eminsin.
Eminim.
İyi abi. Yengemiz orada, bir git izin al.
Görelim bakalım, gelebiliyor muymuşsun, gelemiyor muymuşsun.
[Genç 1] Hadi abi.
Ah be oğlum. Sen abini hiç tanımamışsın.
Tanımıyorum ki abi zaten.
Tanıyacaksın.
Anlayacaksın, kavrayacaksın, öğreneceksin.
Ferhat bak beni delirtme, buraya beraber geldik, bir yere gidemezsin.
Şşş! Kıskandın mı?
Ne kıskanacağım seni ya, geri zekâlı.
Ne alaka yani.
Kıskanman çok normal, biliyor musun?
Sonuçta en verimli çağında bekar kalmış bir adamı herkes kıskanır.
Bak, şuradan herhangi bir kadını çağırayım.
O da gelir beni kıskanır.
Çıt.
Yani bekar çocuklar…
Sen çoluk çocuklu adamsın, ne alaka ya?
Ben bir söz verdiysem tutarım.
Cep telefonu kılıfına girer.
Baba gider.
Vur. Hadi vur, vur, vur.
[Ferhat] Vur, vur, heyt be.
Adam var, adam var.
İçmeyin rakı.
Bak, sana evlilikle ilgili tavsiye vereyim mi?
Nokta atışı ama bak, tak!
Ben evlenmiyorum abi.
Hemen mi vazgeçtin lan?
Abi, gerçekten ben evlenmiyorum.
Haa, sen mi evleniyorsun?
Yok, ben de değil abi.
- Oğlum, kim evleniyor? - Abi, ben evleniyorum.
- Eminsin değil mi bak? Sen evleniyorsun? - [Efe] Evet abi.
- [Efe] Ben evleniyorum. - Emin ol.
- [Ferhat] Emin olmadan sakın… - Yok abi, olur mu?
Evlilikle ilgili tavsiye diyordun abi.
Ne zaman?
Az evvel.
- Kime? - Ona abi, ona.
Sen kimsin?
Efe ben abi, Efe.
Çok yaşa abi.
İyi yaşayın.
İyi yaşayacağız, hep beraber yaşayacağız.
Ben iyi yaşa, siz de yaşayacaksınız. Öyle bir şey yok.
[telefon çalar]
Yengeniz.
- [Genç 1] Kim? - Yenge.
Beyler, yenge arıyor.
Şimdi savaş başlıyor, füzeler kalkıyor.
Seyret füzeleri şimdi.
Ama bak şimdi
yengenin füzelerini bu masada konuşmam.
- [Efe] Abi, yok, ayıp oluyor. - Abi hayır.
[Ferhat] Ayıp oluyor, kalbini kırarım.
Abi, o manada demedim.
Öyle bir şey demez abi.
Yok, yok, yok abi.
He.
[Aslı] Alo.
Haririri, haririri.
Ferhat'la konuşmak için bire,
raririri, raririri,
Ferhat'a aşkını ilan etmek için ikiye…
Ay kes be.
- Ne oldu? - [Aslı] Ferhat bak,
gitmen tabii ki de umurumda değil.
Yani istediğini yapmakta özgürsün.
Ama çocuk burada babam babam diye tutturdu.
Uyumuyor, bil yani.
[Ferhat] Canım kızım.
Kızım beni özlemiş.
Abi gitsene.
Ben de onu çok özledim.
[Aslı] Tamam hadi, çabuk gel.
Bak çocuk perişan oldu burada.
Yani nasıl sakinleştireceğimi bilmiyorum.
Bir ara emzirsem mi diye düşündüm artık sen anla durumu.
[Aslı] Hadi.
Emzireceğim falan diyor ya.
Bir fırt belki, odaya gidince biz de…
Bak işte evlilik bu.
[Ferhat] Evlilik bu.
Ne dedim demin sana? Evlilikle ilgili, nokta atış.
Ne tavsiye verdin abi?
Daha bir şey tavsiye vermedin abi aslında.
[kızarak] Niye dinlemiyorsunuz beni?
Bir kulağınızdan çıkıyor, nereden giriyor belli değil.
[Ferhat] Ne oluyor? Ha?
- Olur mu? - [Genç 1] Olmaz abi.
Sen kimsin?
Efe abi ben, Efe.
Dinleyin oğlum abinizi, dinleyin.
Şş!
- [Genç 1] Şş! - Ferhat Abi.
- Ferhat Abi. - [Genç 1] Bırak Ferhat abiyi, kalk.
- [Efe] Ferhat Abi. - Oğlum…
Sen demin
eşinin füzelerini ellemek istiyorum gibi bir şey mi dedin?
- Hayda, abi ama konuştuk bunu, demedim ya. - Neyi demedin?
Başka bir şeyden bahsediyordu abi orda. O öyle demek istemedi, valla.
- Özür dilerim. - [Genç 1] Yok, estağfurullah.
- Özür dilerim o zaman, ben yanlış anladım. - [Genç 1] Ne demek abi.
Estağfurullah abi de yani…
Hadi gidelim.
- Nasıl gidelim, biz getirdik adamı buraya. - [Ömer] Tamam, kendi gitsin.
- Akrabanla iş yapmayacaksın. - Yok.
[Ferhat] Yapmayacaksın he.
Bunu not edin, bunu bir yaz…
[Ferhat geveler]
[Genç 1] Ya…
[fısıldayarak] Resepsiyonu arasak.
Bak.
[anlaşılmaz konuşur]
Anlayacaksın.
Anlıyorsun.
Şunu çok iyi dinle.
[hareketli müzik girer]
Kaçıncı tur oldu, hâlâ kendime gelemiyorum.
Dün geceden sonra yine de iyi gözüküyorsun babacığım.
[Ferhat] Annen nerede?
[Güneş] Pilates yapmaya gitti.
Pilatesle annen ne alaka?
Sabah kahvaltıda Aytaç diye bir amca davet etti.
[Güneş] O da gelirim falan dedi.
Az evvel hazırlanıp gitti.
[Ferhat] Sen burada, o Aytaç burada…
[Ferhat] Uslu uslu oyna, tamam mı?
[Ferhat] Ben bir annenin yanına gidiyorum, tamam mı kızım?
[Ferhat] Uslu uslu oyna burada.
Aytaç ne alaka ya?
Nasıl Aytaç Bey, oluyor mu sizce?
[Aytaç] Aslı Hanım topu biraz daha hissedin.
Hissetmeye çalışıyorum da
- inanın kolay değil yani. - [Aytaç] Değil.
Şöyle ki,
sanki böyle topun üstüne düşen bir su damlası gibi
öylece savrulun.
Çok da savrulmasak mı acaba?
- [Aytaç] Savrul, savrul. - Bir sıkıntı çıkacak diye korkuyorum.
Çıkmaz, çıkmaz, gel, güzel, bu.
Bu, bu, bu.
- Hocam güzel… - Güzel ter attık, değil mi hocam?
Aynen, aynen.
Ben de sabah çok kötü yemiştim, iyi geldi.
Ben de! Kahvaltıda boyoz vardı.
Hocam, dayanamadım.
Boyoz mu?
Sen de mi İzmirlisin kız?
- Herhalde, sen de mi? - Herhalde.
- Neresinden? - İçinden.
Ne bileyim, çok da içinden durmuyorsun ama…
Öyle mi?
Hadi aşkım, gidelim.
Hocam, muah.
Ya şimdi demeyeyim demeyeyim diyorum da…
Bir ona bakın, bir bana yani.
Allah aşkına, hangimiz daha İzmirli duruyoruz?
Aslı Hanım,
ben sizi daha çok
Monica Bellucci'ye benzetiyorum.
- Öyle mi? - [Aytaç] Öyle.
Hani belki bu kadar yakından değil.
Şöyle bir uzaklaşıp yedi, sekiz kilometre öteden
aynen Monica Bellucci.
Teşekkür ederim.
[Aytaç] Hiç önemli değil.
[eğlenceli müzik başlar]
Lan.
Bu arada Aytaç Bey ya
son olarak şu topun üstünde nasıl dengede duracağım,
bana bir gösterebilir misiniz onu?
Bırak kendini bana.
[Aytaç] Bırak kendini bana, bana, bana.
- [Aytaç] Evet, zıpla. - Sağ ol valla.
Ne zamandır da eğitimini almayı düşünüyordum.
Hep erteledim yani.
İnsan bu hayatta hiçbir şeyi ertelemeyecek.
Ne oluyor burada?
Aslı Hanım'ı zıplatıyorum.
Hocam. Bak, yaşını başını almış insansın.
- Kalbini kırarım. - Ya ne oldu Ferhat?
Aa, gel seni de zıplatayım.
Kalbini kırarım.
[Aslı] Ay bırakın hocam ya.
O ne anlar spordan.
Dün gece 250 promil alkol, 350 promil de haydariliydi.
[Aytaç şaşırarak] Oo!
Bak, haydariyi nerede yiyeceksin, biliyor musun?
Palermo'da.
Palermo'da haydari yemeden, haydari yedim demeyeceksin.
Aynen.
- Dün akşam ne yedin? - Haydari.
Yemedin.
Yedim hocam, nasıl yemedim?
Yemedin, Palermo'da değilse yemedin.
Peki hocam, sen hiç dayak yedin mi?
Venedik'te yedim, bir barda.
Yemedin işte.
Yedim oğlum, ağzım, burnum dağıldı Ferhat.
Benden yemediysen, yemedin.
Ay, Aytaç Bey, dediğim gibi öğleden sonra paintball’da buluşuyoruz.
Feynfu?
Paintball, çok severim, eğitimini aldım.
İkişerli takımlar halinde yarışılacakmış. Gelin mutlaka ha.
- Olabilir. - İsterseniz, bu arada biz
ikimiz takım olabiliriz.
[Aytaç] Aa, ben eşinizle katılırsınız diye…
Yoo, sizle de olur yani.
Arrivederci.
Kids Club'a gidelim mi?
Gidelim anneciğim, hadi aşkım, gidelim kızım.
Niye benimle takım olmak istemiyorsun?
Valla hatırlarsan biz seninle bir ara bir takım olmuştuk.
- [Aslı] Sonra o takım ne oldu? - Ne oldu?
Küme düştü.
O yüzden sen kendine başka birini bul bence.
Tabii, bulabilirsen.
Sen merak etme.
[Serra] Ferhat?
[etkileyici müzik başlar]
Serra?
- [Serra] İnanmıyorum. - [Ferhat şaşırarak] Aa.
[Ferhat] İnanamıyorum.
Aslı ne haber ya?
İyi.
Bu nasıl bir tesadüf böyle ya.
- Değil mi? - Değil mi?
Anne, bu abla kim?
Bu abla benim eski…
Arkadaşımız bizim.
- [Serra] Sizin kızınız mı? - Evet.
[Serra] Maşallah, inanılmaz.
Yani annesi bu iken kızı ne olacaktı ki zaten.
[Serra] Hah, bu da benim oğlum, Arşim.
Vay, vay, vay, maşallah.
Analar ne yiğitler doğuruyor.
[Ferhat] Şu yakışıklılığa bak.
- [Ferhat] Merhaba oğlum. - Merhaba.
Ee, kocan nerede?
Evet?
Ayrıldık biz ya.
Altı ay falan oldu.
Aa…
Aa…
Hayırlısı olsun diyelim. En azından şimdilik.
Anne, beraber Kids Club'a gidebilir miyiz?
- Olur mu? - [Ferhat] Şöyle yapalım.
Önce dondurma almaya gidelim.
- [Ferhat] Ondan sonra Kids Club. - Oley.
Boşa masraf olmasın Ferhat Abi.
Gerçekten örnek bir çocuk bu.
Otelde dondurma bedava.
- Gerçekten mi? - Evet.
- Ben çikolata ve çilekli istiyorum. - Ben de
- sade ve karamelli. - [Ferhat] Sade ve karamelli!
İnanamıyorum, şu an mucize gibi bir şey oldu, mucize.
Hadi gidelim, evet çocuklar.
Hadi gidiyoruz, koş.
- Tatlılar ya. - Hı, öyle.
[Ferhat] Gelin bakalım.
[Ferhat] Abisi…
Sen nasılsın? Nasıl gidiyor evlilik?
Mükemmel.
Ya bir evlilik daha iyi gidemez.
Maşallah.
İkinciyi düşünüyoruz.
- [Şaşırarak] Aa? - Tabii.
Biliyorsun, ilki de zaten tatilde oldu.
Bakalım bu tatil nelere gebe.
Çok mutlu oldum sizin adınıza.
Sağ ol.
Ben gidip yardım edeyim Ferhat'a.
Ay yok canım, nereye ya?
Kafanı dinle bence.
Bak, ben senin yerinde olsam var ya kendime tertemiz bir sayfa açarım.
Öyle Ferhat'la, benle muhatap bile olmam yani.
Aslı ya, olur mu öyle şey?
Ben gidip Ferhat'a yardım edeyim.
Seninle sonra görüşürüz.
Görüşürüz canım.
Yok canım.
Kesin kokusunu alıyor kadınlar bu bekarlığın.
Bakkala bile abiyeyle git.
Karının karşısına Badi Ekrem gibi çık.
Şansına sıçalar Aslı.
[yüksek müzik girer]
[müzik devam eder]
[Kamuran] Takip et beni.
[Kamuran] Evet buyurun, aldık silahları.
[Kamuran] Asabilirsiniz omzunuza böyle.
- [Ferhat] Böyle mi hocam? - [Kamuran] Evet, öyle.
Sağ olun Aytaç bey, teşekkür ederim.
Serra.
Benimle bir takım olduğun için teşekkür ederim.
[Serra] Ne demek canım.
Aklım bizim çocuklarda kaldı ya. Bıraktık ya otelde.
Ya sen eğlenmene bak.
Ben oteldekilerde sürekli irtibat halindeyim.
Hatta demin bak, çocukların fotoğrafını yollamışlar.
Ay, yerim.
[Ferhat] Çok tatlı.
Ya teşekkür ederim. Bak şimdi içim rahat etti.
Yılın annesi.
Merak etme, biz de çocuğumuzu sokakta bulmadık.
Aslı, ben öyle mi dedim şimdi?
Ne bileyim, ne dediğin belli değil zaten senin.
[Aytaç] Aslı Hanım, hiç merak etmeyin. Bugün biz kazanacağız yarışmayı.
Söylemesi ayıptır, ben Sicilya'da atış eğitimi aldım da.
Hiç şüphem yok Aytaç Bey.
- Vururum. - [Ferhat] Hocam.
Biz de anlarız bu işlerden.
Aa? Siz de atış eğitimi aldınız yani.
Yok, ben aslen Karadenizliyim.
[Kamuran] Evet, herkes ikişerli takımlara ayrıldığına göre artık başlayabiliriz.
[Burçin] Hazırız.
Mert Bey.
O da hazır.
Oğlum diğer çocuklar nerede?
Abi hâlâ uyuyorlar. Biz dün gece çok fena olduk ya.
İçmeyi bilmiyorsanız içmeyeceksiniz.
Evet, o zaman, hadi bakalım, herkes hazırsa aldık pozisyonları.
[Kamuran] Üç, iki, bir.
[düdük sesi]
[kalabalık ses] Koş.
[gerilim müziği başlar]
[gerilim müziği devam eder]
[telefon sesi duyulur]
[fısıldayarak] Açmayın, açma, açma.
Görürler bizi, görürler.
Zorundayım.
[Ömer] Açmak zorundayım.
Efendim aşkım.
[Kadın] Neredesin sen?
Odada canım sıkıldı, paintball’a geldim.
[Kadın] Allah Allah, bana niye haber vermiyorsun?
Aniden karar verdim aşkım, bak.
[Kadın] Biri mi var senin yanında?
Yok, var.
[Ferhat] Gel.
[enerjik müzik çalar]
Ben sana dedim, kız arkadaşı arar, yerini belli eder dedim.
[Serra] Yes be, çak.
Kusura bakmayın ya, konuşmanızı böldük.
Bye bye! Hadi gel gel gel.
Çıktı ha.
[Burçin] Mert.
İkisi de kaçtı, görüyor musun?
İzmir'de böyle yapan şerefsizlere ne denir biliyor musun?
- Yok, bilmiyorum. - Şerefsiz.
Her şeyi de farklı söyleyecek halimiz yok.
- [Aslı] Neredeler ya? - [Aytaç] Aslı Hanım.
Siz beni yanlış anlamadınız değil mi?
Yani ben onların dikkatini dağıtmak için kaçtım yani.
Bırak onu şefim ya.
[Aslı] Serra ile Ferhat'ı bulmamız lazım, dur şimdi.
- [Aytaç] Bulalım canımın içi, bulalım. - [Ferhat] Koçari!
Geber da.
[Aytaç] Anam!
Ah!
İyi misin?
[mermi sesleri duyulur]
Beni bırak, sen devam et.
Merak etme, kazanacağız.
Şef?
Hayırdır, iki dakikada vuruldun?
Hani Sicilya'da eğitim almıştın?
Sicilya'da da vurmuşlardı.
[Mert] Aslı Hanım, çok özür dilerim gerçekten.
Çalışmıyor ya.
[epik kahraman müziği girer] [Ferhat] Hayır!
[müzik kesilir]
[Ferhat] Hayır!
[epik müzik tekrar girer]
[müzik yükselir]
[düdük sesi duyulur]
Bravo! Aslı Hanım'ın takımı kazandı!
[Kamuran] Bravo Aslı Hanım, bravo!
[Kamuran] Aytaç Bey.
Abbiamo vinto!
[Aytaç] Tebrik.
Gel, gel.
- [Aslı] İyi misin? - İyiyim, sen?
İyiyim.
Niye böyle bir şey yaptın?
Biz takım olarak küme düşmüş olabiliriz ama
bir zamanlar şampiyonluğa oynadığımızı unutma istedim.
[romantik müzik başlar]
[Ferhat] 25 yıldır garsonum.
[Ferhat] İmbik imbik süzdüm bu tecrübeyi bak.
[Ferhat] Ne çıktı biliyor musun? Müşteri daima haklıdır.
[Ferhat] Hak vermiyorsun ama bak. Ben de müşteriyim.
Abi, ben de sana bakıyordum.
Hayırdır kardeşim?
Abi valla bugün paintball’daki hareketin beni gerçekten çok etkiledi.
Burçin de bana bu yüzden trip attı ama valla çok güzel hareketti abi ya.
Bizim her zamanki hareketlerimiz oğlum.
Eyvallah abi.
Abi sen yengeye nerede evlenme teklif etmiştin?
Haliç köprüsünde.
- Valla mı ya? - Ne sandın?
Abin aşk adamı, abin fırtına, kıps.
Abi bana da yardım eder misin?
Ben de yarın Burçin'e evlenme teklif etmeyi düşünüyorum ama
böyle özel bir şey olsun, yani farklı…
Sen şu anda tedavi için en doğru doktora geldin.
[Ferhat] Bak, bu akşam düşünüyorum.
Yarın sabah tekne turunda senin reçeteni yazıyorum.
Çok sağ ol abi ya.
Yarın akşam abin Eros. Aşk okunu fırlatıyorum.
Sevgi yağmurları başlıyor.
Bak.
Al bu şemsiyeyi, ıslanma sakın.
Geliyor bak, şakır şakır geliyor.
Şakır şakır, şakır şakır.
Çok sağ ol abi, gerçekten.
Ben o zaman ufaktan gideyim, Burçin sürprize uyanmasın.
Ama sen de kimseye bir şey söyleme olur mu?
- Neyi? - Az önce konuştuklarımızı işte.
Ne konuştuk ki?
Hatırlamıyor musun abi gerçekten?
Oğlum abin sır küpü, abin Pandora'nın kutusu.
Benden laf çıkmaz.
Hadi aç şemsiyeyi, geliyor bak. Şakır şakır geliyor sevgi yağmurları.
- Hadi. - Eyvallah abi.
Nasıl keyfi yerine geldi, limonu emücüklüyor.
Pıst!
Yarın akşam sevgilisine evlenme teklifi edecekmiş.
Benden yardım istiyor, mal.
[Ferhat] Koca adamsın.
♪ Harikasın kadın, harikasın ♪
♪ Harikasın sen, harika. ♪
[gerilim müziği başlar]
[Aytaç] Burçinciğim, söylediklerimi anladın değil mi?
Anladım hocam.
Mert uyuyunca bana mesajını atıyorsun.
[Aytaç] Buluşuyoruz.
Valla çok heyecanlıyım hocam.
Sen mi, ben mi?
Böyle heyecanları o kadar çok özlemişim ki.
Hocam, şimdi ben çıkayım. Mert mesaj attı, işkillenmesin.
Hadi git.
Son bir kez sarılayım mı sana?
[Aytaç] Gel bir tanem.
[düşük gerilim müziği devam eder]
- Canım hocam. - Hadi koş, hadi koş.
[çatal sesi duyulur]
Ne oluyor, kim var orada?
[gerilim müziği tonları]
Benim ben, Aslı.
Aytaç Bey, kusura bakmayın.
Ne zamandır oradasınız?
Şimdi geldim ya, diğer kapıdan girdim.
- Öyle mi? - [Aslı] Evet.
Bu nedir?
Bu size bahsettiğim karnıyarık.
[Aslı] Ferhat da çok sever.
Bugün öyle oyunda öyle davranınca mutfaktan izin aldım, yaptım ona.
Ben de yiyecektim.
Siz yiyeceğinizi yediniz.
Anlamadım.
Tabii diyorum, lütfen tadın.
Lütfen, pardon.
Şöyle.
Şöyle dibinden, iyice… Dişe gelsin.
[İtalyan müzik çalar]
[şaşırarak] Oo!
- Ay demeyin. - [Aytaç] Oo!
İnanılmaz. Incredibile!
Ben böylesini İtalya'da yemedim.
Gerçekten mi ya?
İnanılmaz, bravo!
Ne yapıyorsunuz ya?
Şefler böyle güzel bir yemek yiyince kaşığı atarlar.
Atamadım.
Yani şefim elinizin ayarını…
Bir kontrol etseniz iyi olur.
Yemek ziyan oldu ya.
Kusura bakmayın, çok lezzetliydi, molto bene.
- Ha molto bene! - Molto bene.
- Yemek nerede? Yok! - Yok.
- [Aslı, taklit ederek] Molto bene. - [Aytaç] Lezzetliydi.
- Allah! - Ay ne oluyor be?
O ne kız yüzündeki?
Cilt maskesi canım.
Geceleri o, gündüzleri de ben ışıldıyorum.
Maşallah, yüzüne nur gelmiş.
[Aslı] Saçmalama be!
- Hadi kaldır Güneş'i. - [Ferhat] Tamam.
[Ferhat] Kızım, hadi kalk yerine yat.
Hayır baba ya.
Hadi anneciğim ama, hadi kızım.
[Güneş] İyiyim ben böyle.
[Ferhat] Kızım hadi kalk.
Ben annemle rahat yatamıyorum, uykumu bölmeyin lütfen.
Hadi kaldır, kaldır hadi.
Kalkmıyor, ne yapayım?
İyi tamam, yatsın böyle.
Hep sen şımartıyorsun şu kızı yani.
Kıyamıyorum.
[hareketli caz müzik girer]
Ben de ne yapayım? Şuraya kıvrılır yatarım.
Ne olacak…
Allah'ım ya Rabbim.
Tamam, hadi gel.
Yat yatağa, gel.
Emin misin?
Eminim hadi, gel hadi.
[Aslı] Şş, yavaş.
Sakin.
Tamam.
Bugünkü davranışın çok hoşuma gitti.
Gerçekten mi?
Şşş, şımarma.
Yerini bileceksin,
şu sınırı asla geçmeyeceksin.
[Aslı] Benimle konuşurken yüzüme bak.
- Tamam. - Ayrıca, sağına bir yatacaksın
kolun kopsa bile soluna dönmeyeceksin.
Yüzüme bak!
Tek bir temasta kırmızıyı yersin, atarım aşağı.
İyi, peki.
- İyi geceler. - İyi geceler.
[müzik tekrar girer]
Sakın. [müzik kesilir]
Belki eski günlerdeki gibi kepçe yaparız dedimdi.
Kaşık o bir kere.
Bizimki kepçe sayılır.
- Soluna dönmeyeceksin demedim mi sana? - Sağımdayım.
Ne baykuş gibi kafanı çeviriyorsun o zaman?
Böyle rahat ediyorum.
Ya sabır.
[hareketli caz müzik girer]
[Aslı] Sabır.
[Aslı] Sabır.
[enerjik müzik başlar]
- [Ferhat] Kızım. - [Güneş] Nerede kaldın baba ya?
[Ferhat] Niye uyandırmıyorsunuz beni?
Denemedik mi sanıyorsun?
Annen nerede?
[Güneş] Teknede yeriz diye açık büfeden bir şeyler almaya gitti.
Baba, bu Almanya olayı ne?
Ne oldu ki?
Sabah Almanya'dan Serpil abla aradı annemi.
[Güneş] "Vizeler tamam,
Almanya'ya gelmenize engel kalmadı." dedi Güneş'le.
Ben uyuyorum sandı ama
hepsini dinledim.
Kızım.
Annen senin geleceğin için kendi kendine bir şeyler düşünmüş.
Ama oturacağız, hep beraber konuşacağız.
Ben senden ayrı kalamam.
Ben de senden ayrı kalmak istemiyorum, canım baba.
Canım kızım benim, bizi kimse ayıramaz.
Hadi ayrılın, hadi, hadi.
Herkes sürat teknesine biniyor.
- Hadi gel kızım. - Seni bekliyoruz.
Yani Ferhat konuşmayayım konuşmayayım diyorum.
Yani 20 yıldır aynı şort.
Artık dile geldi yani.
Beni çıkar diyor, at beni diyor.
Bu şort eski değil bir kere, bu şort bir klasik.
[Aslı] Aynen aynen.
[Ferhat] Bu şort ne zaman çıkacağını bilir.
[Aslı] Bize denk gelmesin de inşallah.
[enerjik müzik başlar]
[müzik yükselerek devam eder]
[enerjik müzik devam eder]
[Ferhat] Gençler.
Ne yaptınız akşam?
- [Genç 1] Abi. - [Ferhat] Ha.
Dün bir hatunla tanıştım.
Bornozlu fotoğraf attı bana, bak.
Bornozla fotoğraf atmak nedir ya?
Ahlak nerede?
Ar nerede?
Haya nerede?
Bu kız nerede?
Konumu nerede?
Arkadaşı varsa nerede?
Var abi, var.
Ayarlayacağım bendesin.
- Ferhat Abi? - Hah.
- [Efe] Abi iyi misin? - Değilim!
Benden uzak durun, başımı belaya sokmayın.
Bak Efe, sen de dikkatli ol ha.
Benlik bir şey yok abi, ben…
- Adabı vardır ha. - Aynen öyle.
- Ferhat Abi. - [Ferhat] Ha?
- Şu benim işi… - [fısıldar] Senin plan hazır, gel.
Arkaya gel.
- [Genç 1] Abi hayırdır? - Bizim bir işimiz var.
- Geleyim mi? - Her yere de gelme.
Gelme. Yeter.
[Burçin] Dün gece ne güzeldi ya, çok özlemişim seni.
[Aytaç] Sen mi, ben mi bir tanem…
Bence hiç vakit kaybetmeyelim.
Bu gece hemen harekete geçelim.
[Aytaç] Bence de.
- [Aytaç] İnceldiği yerden kopsun. - [Burçin] Hadi çıkalım şimdi.
Çık, çık, çık.
Şefime bak şefime…
Her boku yemekten anlıyor.
Şefime bak sen…
- Ya. - Abi anlaştık o zaman.
Dananın kuyruğu bu akşam kopuyor yani ha?
Oğlum planı üç kere oynattım.
Kusursuz, inan bana.
Abi çok sağ ol ya.
Yani daha tanışalı kaç gün oldu,
öz abim gibi sevdim seni ya.
Aslan kardeşim benim, ben de seni çok sevdim.
Gel hadi, gel, gel, gel.
Gel sarıl gel, serseri.
[öpücük sesi gelir]
Ne yapıyorsun ya?
Sarılma falan tamam da, boyundan öpmek nereden çıktı?
Öz abim gibi sevdim abi.
- Öz abini de mi böyle öpüyorsun? - Yok.
Tekim ben, abim yok.
Bu daha da tuhaf oldu şu an.
Çok garip bak, tüylerim diken diken.
Hoşuma mı gitti? Sinir mi oldum?
- Çok sinirliyim şu an. - Adam ya.
[keyifli müzik girer]
- [Ferhat] Hocam saygılar. - [Aytaç] Grazie.
Güneş nerede?
- Onlar kamaradalar, çizgi film izliyorlar. - Ha iyi.
Çok sıcak ya, ben denize gireceğim.
Sıcak valla.
Serra Hanım.
Müsaade ederseniz
sizin gibi hoş bir hanımefendiyle beraber denize girmek
benim için çok büyük bir şeref olacak.
Olur tabii, teşekkürler.
Hocam senin altında bir şey yok mu?
Bu.
En azından bir şort giyebilirdin ya.
Ferhatçığım ben şampiyonlukları olan eski bir yüzücüyüm.
Hep açık altlıklar var.
Şampiyonsun belli, buyurun hocam.
Geldim.
[Ferhat] Biz alışamadık, o yüzden…
[reggae müzik yükselir]
Şu ülkenin güzelliğine bak.
Bu ülke bırakıp da gidilir mi?
Allah Allah.
Gece iyi uyudun mu?
Yani uyumasaydım da olurdu.
Çocuk vardı odada köpek.
- Bakıyorum soyunmaya başladın. - Salak.
[Aytaç] Ya gençler gelsenize, su muhteşem!
Cidden su çok güzel, gelin.
Baksana.
Serra.
Sana bir şey diyeceğim ama korkma.
Ben bu sahneyi bir yerden hatırlıyorum.
Yok, yok öyle değil.
- Köpek balığı var. - Hoşt.
- [Serra] Nerede! - [Aslı] Şurada.
Hocam nereye gidiyorsun?
Yok böyle olmayacak, ben gidiyorum.
Ferhat nereye?
Ya çocuklar tutun şunu Allah aşkına ya.
[Aslı] Ya Ferhat yüzme bilmiyor!
Ferhat yüzme bilmiyorsun!
Vay piç, öğrenmiş.
Şortum yırtıldı.
[Aslı] Dedim sana parçalanacak diye.
- Bakma kız sakın. - Ne bakacağım be!
[Serra] Ay, geliyor geliyor!
- Sakın salma, kokusunu alır. - Ne diyorsun be!
[Ferhat] Sakin ol, sakin.
[Ferhat] Çok hareket etmemeye çalış.
[Ferhat] Sakin.
[Ferhat, korkarak] Sakin.
Şortu kapmış ya.
Çaktırmadan şöyle, yavaşça…
Olmaz bırakamam seni.
Sana ne oluyor be?
- Bak, çocuğun var, onu düşün. - E senin de var.
Tamam, önce sen hadi çabuk, çabuk!
Hadi Serra, hadi.
[Aslı] Hadi çık sen de, hadi.
Hadi yeterince şov yaptın, hadi.
[Aytaç] Ferhat! Çık!
[Aytaç] Köpek balığı geri dönüyor.
Hocam, şort yok, nasıl çıkayım?
- Yahu görmediğimiz şey değil, gel. - Manyaklaşma, çık artık!
Ya bu halde çıkamam, parçalasın daha iyi.
[Aytaç] Ferhat, giy bunu!
Hocam, senden Allah razı olsun.
Giydim, giydim, giydim.
Hadi, hadi, hadi, acele et biraz, hadi!
[Aytaç] Bu nasıl bir stil ben anlamadım.
[Genç 1] Sen var ya, işini biliyorsun ya.
[Efe] Adam köpek balığıyla güreşiyor ya.
[Serra] Sen benim için neler yaptın ya?
Estağfurullah.
Sen bir kahramansın. Bu yaptığını hiçbir zaman unutmayacağım.
Bunu unutun ama, tamam mı?
Hocam.
Merak etme. Hiçbir şeyi unutmayacağız.
[Aytaç] Yiğidim.
- Gel. - Hocam yapma. Hoca, hoca…
Hocam değdi ya.
Değdi, hissettim.
- Abi. - Sen sakın, sen sakın…
Seni unutmadım.
Şşş…
Pardon.
[Ferhat] Serra.
[Ferhat] Nasıl oldun? İyi misin?
Hâlâ elim ayağım titriyor ya.
Sorma, sorma.
- Hoş geldiniz. - [Ferhat] Hoş bulduk.
Merhaba, ya biz bugün teknede çok tatsız şeyler yaşadık.
- Kamuran Hanım bize bir masaj hediye etti. - Evet.
İyi misiniz peki? Çok kötü bir şey olmadı umarım?
Önemli bir şey değil, yani kötü şeylerden bahsetmeyelim.
Konuşmaya gerek yok.
Ama yani her gün de köpek balığıyla
korkusuzca mücadele eden bir adam göremezsin.
- Köpek balığı mı? - Ya konuşmaya gerek yok.
Ama var ya, bak, büyüklüğü ne kadardı biliyor musun, bak.
En az bu kadar, bak.
Serra, bir yardım eder misin? Kolum yetmiyor gel.
Allah aşkına yapma. İçim çekiliyor ya.
[fısıldayarak] İçi çekiliyor, konuşmaya gerek yok.
Bizim odalarımız ne tarafta?
İkiniz de şu odaya gireceksiniz.
İkimiz?
Yok, biz çift değiliz.
Yok, değiliz.
- Uygun düşmez. - Düşmez, tabii.
- Bir de yakışık almaz. - Almaz.
Vallahi buraya çift masajı yazmışlar ama yanlış not aldılar herhalde.
Ama yani başka da odamız yok.
O zaman ben başka bir zaman geleyim.
Öyle olmuyor maalesef, çok yoğunuz.
Şu an girmezseniz masajınız yanacak.
- Haa… - Haa…
Nasıl yapsak?
Yani aslında ne olacak ki?
Hani yatarız ikimiz yan yana, kardeş kardeş yaptırırız masajımızı.
Kardeş kardeş.
Yani dönüp birbirimize bakacak halimiz yok, değil mi?
Tabii canım. Tabii.
Yani ben masaj yanmasın diye diyorum.
Şimdi ben
masaj da yansın istemiyorum,
ortam da yansın istemiyorum.
Başım yansın hiç istemiyorum.
Bilemedim ki.
Kardeş kardeş.
[Serra] Ne kadar abarttın ya içeri girmeden.
Korkma, kimseyi yemem ben.
[Serra] Bugün ikimiz de çok gerildik.
[Serra] Bak ne güzel beraber gevşiyoruz.
Hoş konuşmalar değil bunlar.
[Ferhat acıyla inler]
Bugün var ya her yanım tutulmuş.
Bugün inanılmaz bir şey yaptın sen.
Çok teşekkür ederim.
[Ferhat] Yok canım.
Benim yerimde kim olsa aynı şeyi yapardı.
[Serra] Yok ya, eski kocam bile yapmazdı.
Teknede o kadar insan vardı.
Senden başka kimse yardım etmeye çalışmadı.
Yani köpek balığı da sürü başıydı galiba.
8-10 metre miydi, 17 falandı.
[Serra] Yanlış anlamazsan
bu akşam seni teşekkür mahiyetinde bir yemeğe davet etmek istiyorum.
[Ferhat acıyla bağırır]
Yavaş kardeşim ya.
Elleri de yaba gibi.
[Ferhat] Ya çok sağ ol ama yemiş kadar oldum.
Bu akşam başka birine sözüm var.
[Serra] Kime?
Ya kimseye söyleme dedi ama…
Mert'e.
Burçin'e bu akşam evlenme teklif edecek.
Ben de ona yardım edeceğim.
[Serra] Ne güzel. E ben de yardım edeyim.
E çok güzel.
Valla çok güzel…
[acıyla bağırır]
Ya ne yapıyorsun kardeşim?
[Ferhat] Kemiklerimi kıracaksın.
Ya şuraya rahatlamaya geldik.
Ya insan bir soru…
Aslı.
Siz ne kadar güzel kardeş oldunuz böyle ya.
Çık kız sen de, laf dinleme mıy mıy mıy.
Hele sen.
Kızım sen utanmıyor musun evli barklı adama yemek teklif etmeye?
- Utanmıyorum. - Ha bir de!
Evli olmadığını biliyorum çünkü.
Nasıl yani?
Güneş Arşim'e anlatmış boşandığınızı teknede.
Ben hissetmiştim zaten.
Yani böyle şeylerin kokusunu alırım.
Ben biliyorum yani. Bu kadınlar bunun kokusunu alıyor.
- [Aslı] Biliyorum ben yani. - Aslı.
- Uzatma lütfen. - Uzatma mı?
Burada eski sevgilinle yarı çıplak masaj oluyorsun, uzatan ben miyim?
Ya masaj yanmasın diye ben. Sen beni bilmiyor musun?
Yok canım ben seni çok iyi biliyorum.
Ben senin nasıl cimri bir köpek olduğunu biliyorum da.
Ben bu ve Burçin gibi sinsilere katlanamıyorum.
- Burçin ne alaka ya? - O da bunun gibi.
O da Mert'in arkasından Aytaç'la beraber iş çeviriyor.
Ama bu filmi de çözüyorum, onların oyununu da çıkaracağım ortaya.
Kimsenin benim gibi enayi yerine koyulmasına
izin vermeyeceğim ben artık.
Bilip bilmeden iki üç gündür tanıdığın insanların özel hayatına karışamazsın.
Bal gibi de karışırım valla.
Mutfakta, teknede, her yerde gördüm onları.
[Aslı] Her yerde aşna fişne.
Yemezler canım. Tamam mı?
- [Aslı] Yemezler. - Bizi ilgilendirmez.
Öyle de bir ilgilendirir ki…
Görürsün şimdi ilgilendiriyor mu, ilgilendirmiyor mu?
Bu arada o kalkmış götünü de indirirler, köpek!
[Aslı] Dikkat edeceksin hareketlerine, köpek!
Sence söyler mi cidden ya?
Ya Aslı'yı tanırım öyle atarlı giderli konuşur ama
kimseye bir şey söylemez.
Çok kötü vurdu be.
Çok acıyor, hiç hissetmiyorum.
Ne yapalım? Buz falan bir şey.
Artık tekiyle devam.
Bundan sonra tek tabanca.
Burçin, Mert havuz başında biriyle kavga ediyor.
Ne? Mert mi?
Evet.
Mert!
[boğuşma sesleri duyulur]
[Mert] İmdat!
[Mert] Ah!
- [Burçin] Mert! - [Mert] Ah!
- [Mert] Ölüyorum! Burçin! - [Burçin] Aşkım!
- [Burçin] Aşkım! - [Mert] Ölüyorum!
Ama ne için ölüyorum? Biliyor musun?
[Mert] Senin için.
[romantik keman müziği girer]
Benimle evlenir misin aşkım?
[bando sesi duyulur]
[hareketli oyun müziği çalar]
Sen gerçek bir geri zekâlısın ya.
Yok vallahi, var sende bir şey yani. Yok, duramıyorsun ya.
[müzik durur]
[Burçin] Mert,
sen üniversite sınavında ilk 100'e girmiş bir adamsın.
[Burçin] Bu mu bulduğun fikir?
Yüreğime iniyordu Mert.
[Ferhat] İlk 100'e girmiş olabilir ama
böyle fikirler ancak gerçek dâhilerden çıkar.
- Kardeşim. - Evet.
Evet, cevabını bekliyorum aşkım.
Cevabını vermeden önce ben de sana bir şey söylemek istiyorum.
Aytaç Hocam.
Burçin seni Aytaç'la aldatıyor.
Ay, şiştim.
- Ne? - Höst la.
Kaç kez konuştular valla, gördüm.
Saçma sapan konuşma, ne aldatması?
Kızım öyle sarılmalar, özledim mözledim…
[Aslı] Konuşturma beni şimdi.
Biliyor musunuz, birkaç gündür benim de içim içimi yiyordu.
Mert.
Ama tahmin etmiştim.
Yazıklar olsun.
Mert abuk sabuk konuşma, beni bir dinler misin?
Asıl sen beni dinle Burçin.
Ben ezik biri olduğum için değil,
nazik biri olduğum için bu muameleyi görüyorum.
Konuş.
[Mert] Ama niye susuyordum biliyor musun?
Sırf seni sevdiğim için.
Ben de seni seviyorum Mert.
Aytaç Hocam.
Al kızım.
[Burçin] Al.
Bu ne?
Amerika'ya seninle gelebiliyorum demek için
oradaki bir üniversiteye araştırma görevlisi olarak başvurdum.
Aytaç Hocam da sağ olsun, oradaki rektörü aradı.
- Arkadaşıymış. - Evet, tek gecelik.
Arkadaşım değil, tek gecelik.
O ayarladı işi Mert.
Ben seninle geliyorum demek için sana sürpriz yapıyordum yani.
- Ay… - Al.
Ama biliyor musun?
Değmezmişsin.
Ne halin varsa gör.
[Mert] Burçin! Burçin!
Oldu mu abla bu şimdi?
Olmadı canım, olmadı da.
Olmadı.
Onları atma.
Aslı ne yaptın sen ya?
Yani yerden göğe kadar haklı.
Ama abla demeseydi iyiydi yani.
O kadar yaş farkı yok ki aramızda.
[Ferhat] Hadi abi.
[Ferhat] Ya dur, dur. Ya gidin anlamında, hadi abi.
[Ferhat] Hah, hocam.
Ne oldu? Bir haber var mı?
Yok maalesef.
Ya Aslı Hanım, siz de yani anlamadan, dinlemeden, bilmeden
niye böyle bir şey yaptınız ya?
Yani Aytaç Bey, siz de insanlarla aranızdaki sınırları
düzgün ayarlayın lütfen.
Yanlış anlaşılacak bin tane sebep vardı, kusura bakmayın yani.
Olur mu öyle şey ya?
Burçin benim kızım gibidir, çok severim.
Ayrıca, ben yıllar önce aşka küsmüşüm.
Hayatımın kadını beni bırakıp bir erkekle kaçmış…
O yüzden… Ne işim olur benim karıyla kızla?
Eee… Kadınla, hanımla. Yok işim.
Hocam, hiç izah etmeye çalışma.
Aslı böyledir işte.
Anlamadan, dinlemeden bam güm girer.
Bugün yaptıklarından sonra hiç konuşma bence.
Hiçbir şey yapmadım ben.
Orada da yargısız infaz yapıyorsun.
Ben bugün ne dedim? Ne dedim?
Bu işe karışma dedim.
- Ama ne oldu? Beni dinleyen kim? - [Serra] Arkadaşlar, sakin olun.
- Ne yapıyorsunuz ya? - Sen de sus be.
Hoca mutfakta sarmaş dolaş,
eski sevgililer yarı çıplak kendini ovdurur.
- Siz insanda akıl mı bırakıyorsunuz? - Aslı, düzgün konuş.
- Konuşmazsam ne olur? - İşte sen busun.
- Hem suçlu hem güçlü. - Aman suçlu mu bilmem ama
senden kurtulursam çok güçlü olacağım inşallah.
Ha, öyle mi?
Hayatından komple çıkınca benim yerimi neyle dolduracaksın?
- Al bak, ah geldi. - Sen de siktir lan!
- Şapkasına sıçtığım! - [Robot] Vay şerefsiz.
İşte senin seviyen bu.
Ferhat Abi, kaç yıllık evliliğiniz var abi.
- İnsanların içinde tartışmasanız mı? - Ya bırak.
[Ömer] Evet abi, doğru söylüyor. Lütfen ama.
Ay kuzum, ne evliliği be? Boşandık biz, şükür.
Ya kızım rica etti.
Bir haftalığına dedi, şu tatilleri dedi,
boşandığınızı kimseye söylemeyin dedi.
Evladım için katlanıyorum bu kadına.
- Sen mi bana katlanıyorsun? - Evet.
- Asıl ben sana katlanıyorum! - Ne katlanması?
- Senin katlanacak yerin mi kalmış? - [Aslı] Düzgün konuş, dört göz köpek!
- [Ferhat] Sen benimle düzgün konuşacaksın. - [Aslı] Sen mi öğreteceksin?
İnsanların içinde beni rezil edemezsin.
- [Aslı] Terbiye çok mu biliyorsun? - [Ferhat] Bütün hafta seni çektim.
- [Ferhat] Yeter. - [Aslı] Öyle mi?
- [Aslı] Ben sana bayılıyordum. - [Ferhat] Ya bırak Allah aşkına!
[duygusal müzik çalar]
Anne.
Baba.
Güneş.
Kızım.
- [Aslı] Güneş! - [Ferhat] Kızım.
[Aslı] Ferhat kaldır, kaldır.
[Ferhat] Çekil, kaldır. Bırak, bırak.
- [Ferhat] Bırak. - [Aslı] Çabuk, çabuk.
- [Aytaç] Sakin. - [Aslı] Çabuk.
[duygusal müzik biter]
Anne, baba.
Tamam, iyiyim ben.
[Aslı] Güzel kızım, affet bizi. Tamam mı anneciğim?
[Aslı] Affet bizi kızım.
Seni çok seviyoruz kızım, özür dileriz.
[duygusal müzik çalar]
Tamam, ben de sizi çok seviyorum.
Haklıydınız.
[Güneş] Ben zorladım sizi bir araya getirmek için.
Ama ne yapalım, olmayınca olmuyormuş.
[Hemşire] Güneş Hanım, iyi misiniz?
Çok iyiyim ben.
Doktorumuz her ihtimale karşı tomografi istedi.
- [Aslı] Hadi. - Gidelim mi beraber?
[Ferhat] Doğrul, gel. Ayakkabını giydireyim.
- [Aslı] Gel canım. - [Ferhat] Gel bakalım.
- Biz de gelelim hemşire Hanım. - Gerek yok, biz ikimiz hallederiz.
Büyüdüm artık, tek giderim ben.
[Ferhat] Hadi.
Hadi bakalım.
[duygusal devam eder]
Gel oturalım burada.
[Ferhat] Ay.
Ferhat.
Niye böyle olduk biz?
Biz iyi bir karı koca olamadık
ama iyi bir eski karı koca hiç olamadık.
Evliliği de boşanmayı da beceremedik.
Hamileyken sen benden koptun.
Doğumdan sonra ben zaten…
Anne baba olalım derken,
karı koca olmayı unuttuk.
Kızımızı da çok üzdük.
Üzmeye de devam ediyoruz.
Evet.
Aslı.
Bugün Güneş söyledi,
ikinizin Almanya vizesi çıkmış.
[Ferhat] Sen halanın kızıyla konuşurken gizlice sizi dinlemiş.
- Gerçekten mi? - Evet.
Ben diyorum ki, sen haklıydın.
Bu kızımızın geleceği için çok iyi olabilir belki.
Çünkü biz ne kadar yan yana gelirsek,
o kadar mutsuz edeceğiz onu.
Yani sonuç?
Küçük dokuz, büyük 14.
İkisi de yükselmiş.
Onu demiyorum. Ne yapacağız yani?
Benim için çok zor olacak.
Ama galiba en doğrusu bu.
Bence gidin.
Ama aklıma başka bir çözüm de gelmiyor yani.
Seni de komple kaybetmek istemiyorum.
Yani hayatta en iyi anlaştığımı düşündüğüm insanla şu noktaya gelmek
inan bana beni çok üzüyor.
Çılgınlar gibi seviştiğim kadınla bu hale gelmek beni de çok üzüyor.
Senin küçük yükselmiş gerçekten.
Yükseldi.
Her zaman benim için çok kıymetlisin.
Sen de benim için.
Hop! Hop!
- [Aslı] Annem. - [Ferhat] Allah!
Gel buraya, gel buraya.
Ayıp oluyor, aile var.
Var mı gerçekten?
Ne olursa olsun var.
[keyifli müzik çalar]
[Arşim] Sen annen baban boşandığı için mi bayılıyorsun?
- Sen bayılmıyor musun? - [Arşim] Yok.
Bence boşanmaları çok iyi oldu.
Çok kavga ediyorlardı.
O zaman ben daha çok üzülüyordum.
[Güneş] Benimkiler de çok kavga ediyor. Gördün işte dün akşam.
E o zaman niye üzülüyorsun boşandıkları için?
Ben doğduktan sonra çok kavga etmeye başlamışlar.
Fazla mı ağlıyordum acaba?
Çok mu üzüyordum ikisini?
Benim yüzünden mi bozuldu araları?
Hep bunları düşünüyorum.
Bak şimdi, kendimi suçlama. Suçlu hep büyükler.
Ne istediklerini bir türlü bilmiyorlar ki.
Aslında haklısın, biliyor musun?
Güya büyükler ama hâlâ büyüyememişler.
Sen bile benim annem babamdan daha olgunsun.
Olgunum tabii.
Gelecek ay 10 yaşında oluyorum.
Vay be!
Dokuz bitiyor ha?
Valla bitiyor.
Dokuz yıl, dile kolay.
Ben de üç ay sonra altı olacağım.
Beş yıl nasıl geçti anlamadım.
Bir şey diyeceğim.
- Bir daha sakın bayılma, tamam mı? - Niye?
Ben o zaman çok üzülüyorum.
Dün akşam seni düşünürken tablete elimi bile süremedim.
O kadar mı üzüldün?
Tamam söz, bir daha bayılmam.
- Dans provasına gidelim mi? - Hadi gidelim, koş.
Baba biz amfiye gidiyoruz!
Tamam kızım, dikkatli ol. Koşma.
Terlemeyin.
İşte böyle ya.
Valla canım çok sıkkın.
Ne yapacağımı bilemiyorum.
[Aslı] Çocuklar yavaş. Güneş, dikkatli anneciğim.
Valla bilemiyorum ki Serpil. Ne yapsam.
Çok kararsız kaldım.
Kafam karıştı.
Gelmesek mi acaba diyorum yani.
O yüzden sen bizim biletleri iptal mi…
Bir dakika.
Dur, dur. Bir dakika dur.
[Ferhat] Valla başını şişirdim.
Biletleri iptal ettirme.
Ben birilerinin bir güzel ağzına sıçayım.
Ondan sonra seni arayacağım tamam mı? Kapat sen, arayacağım seni.
Oh, oh maşallah!
Adamın boşandığını öğrendin.
Akbaba gibi üşüştün değil mi?
- [Aslı] Tabii. - Aslı. Aslı.
Ağzından çıkanı kulağın duysun.
Merak etme. Benim kulağım da çok iyi duyuyor,
gözüm de çok iyi görüyor.
Hele sen, sen.
Dün akşam Almanya'ya gidin, iyi olur demeler…
Tabii, çaylar içilsin, planlar yapılsın.
Aslı. Bak yine anlamadan, dinlemeden…
Bırak. Başından beri problem buydu zaten.
İkinizin de aklı birbirinde kaldı, ben bilmiyor muyum?
Öyle ki bizim çocuğumuz ona, senin çocuğun da Ferhat'a benziyor.
Ama merak etmeyin.
Kurtuluyorsunuz.
Komple çıkıyorum aranızdan.
Bak, dur…
Ya bırak. Sus. Bitti. Bitti Ferhat. Bitti.
Bundan sonra kimi öpüyorsun, kimi yalıyorsun,
umurumda bile değil.
Çok özür dilerim ya.
Ben niye kaliteli davranıyorum ya?
Ben niye kaliteli davranıyorum?
Ne oluyor kız?
[Efe] Aşkım.
Dün akşam internette gördüm, dans ediyordun mekanda kızlarla!
[Efe] Aşkım yok, sarhoştum ya.
Sarhoştun ha?
[Kadın] Al ulan! Al ulan!
Şerefsizler bir tane değil ki.
Şerefsizler bir tane değil!
İptal ulan düğün! Yok düğün falan!
[Efe] Aşkım, aşkım.
[Efe] Aşkım, bekarlığa veda ya.
Yok canım, bekarlığa yeniden merhaba!
[Kadın] Geri zekâlı seni!
Aşkım.
Efe, iyi misin oğlum?
- Kafasına kafasına vurdu. - [Efe] Ah göremiyorum, göremiyorum.
Belliydi böyle olacağı, uyardım ben onları.
- [Efe] Nereye gitti? - [Ömer] Gitti o artık.
Mahvetti çocuğu ya.
[Serra] Selam.
[Aslı] Gider misin? Kafamı dinlemek istiyorum.
[Serra] Sadece iki dakika konuşmak istiyorum, tamam mı?
Akşam çocukların dans yarışması varmış.
Güneş'le Arşim de partner olmuş.
Ben onu konuşmak için gitmiştim Ferhat'ın yanına.
- Öyle mi? - Öyle.
Sonra onu öyle sıkıntılı görünce sordum.
Ne oldu diye? O da biraz anlattı.
Dün gece konuşmuşsunuz.
Gitmelerini hiç istemiyorum ama elimden bir şey gelmiyor,
çok çaresizim, dedi.
[romantik müzik girer] Öyle bir anda ağlamaklı olunca
ben de ne yapacağımı şaşırdım bir anda.
Biraz daha ağlasa bir alt dudak alacaktın yani.
Aslı, saçmalama ya.
Bak, Ferhat seni gerçekten çok seviyor.
Yani onun hayatında başka bir kadına yer yok zaten.
O yüzden
benlik bir sıkıntı yok yani, merak etme.
Senden bir şey rica edeceğim.
Söyle.
Bir gün böyle Ferhat'ı gördün. Tamam mı?
Tek başına.
Etrafta hiç kimse yok.
Böyle yerde yatıyor.
Can çekişiyor ya.
Kan kusuyor.
Yardım et.
Yardım et lütfen diye haykırıyor.
Ee?
O zaman bile sallama, bırak ölsün. Sana ne ya!
- Kızım manyak mısın sen ya? - Manyağım.
Tamam mı?
Tamam.
Bak, boşanma süreci zor.
Biliyorum. Yani ben de öyle flört ederek atlatmaya çalıştım.
Ama sen eski defterleri kapatamamışsın bence.
Ben başka birine tenezzül etmiyorum diyelim.
Instagram hesabım bile kapalı hesap.
Açsam var ya…
DM kutum ateş, alev…
Kışın doğalgaz yapmam DM'lerimle ısınırım.
O derece.
Nasıl bir şey?
Ya Aslı sen nasıl bir kadınsın ya?
Ay sus be.
Valla yüzde 100, su katılmamış, sek bir kadınım.
- İşine gelirse. - [Kamuran] Evet!
[Kamuran] Yalan makinası oyunumuza hoş geldiniz.
Siz tabii bu düzeneği çok iyi hatırlarsınız eski otelden.
Anamızı ağlatan hiçbir şeyi unutmayız biz.
Evet. Efendim şimdi bu düzeneğe çift olarak oturuyorsunuz.
Ben de size çift olmakla ilgili sorular soruyorum.
Yalan söyleyen de anında suya düşüyor, bu.
- [Ferhat] Evet. - Şşş…
- Yiyor mu? - Görüyorum ve arttırıyorum, yiyor.
- Hadi bakalım. - [Ferhat] Hadi.
Valla bu sefer ben rahatım.
Sizi şuralarda izliyor olacağım.
Sen tabii kocayı çoktan suya düşürdün, gitti.
- [Aslı] Hâlâ devam ediyorsun değil mi? - [Ferhat] Ne yaptım ben ya?
- Duramıyorsun yani. - Yeter ya.
Yok yok valla, sen duramıyorsun.
[Aytaç] Bak yarışmaya kesinlikle katılması gereken çiftimiz geliyor.
- Aa barışmışlar. - Ya çocuklar ya.
[Aslı] Dün akşam bir densizlik, bir terbiyesizlik oldu.
Kusura bakmayın ya, çok üzgünüm valla.
En güzel anımızın içine ettiniz.
O yüzden ben sizi affedemem. Kusura bakmayın.
- Evlilik teklifi nasıldı ama? - Abi.
- İyiydi ya, kabul edin. - Ferhat sus.
- Biriniz bir şeyi kabul edin ya. - Sırası değil dedim, sus.
Serra Hanım, selamlar.
Ya anladığım kadarıyla bu oyun bayağı eğlenceli,
keyifli bir oyuna benziyor.
Eğer yanlış anlamazsanız beraber katılsak sizin için sorun olur mu?
Yani bilemedim şimdi.
Israr ediyorum. Bak çok eğleneceğiz, söz.
Ayrıca yani Kamuran Hanım'ın soruları da böyle genelmiş.
Cevaplayabiliriz bence.
Olur, peki.
Buyurun.
[Kamuran] İlk sorumuzla başlıyoruz.
[Kamuran] İlk görüşte aşka inanır mısınız?
- Evet. - Evet.
Bravo!
Düşmediler.
Ne oldu?
Ne coşkun var ya senin de, bitmez tükenmez…
- Oyun bu, oyun, oyun. - Maşallah diyorum ya.
Bir şey demiyorum yani sana.
İlk görüşte aşka inanır mısınız?
- Evet. - Evet.
[yalan makinesi öter]
Doğru öyle ilk görüşte aşık olunabilecek bir tip değilim.
Yani 18, 19. görüşte belki.
Öyle mi canım?
Üçüncü görüşteki sinemayı hatırlatırım.
Film çok uzundu, ne yapayım yani, sıkıldım.
- Mısır da bitti. - Bitti, fık, fık, fık.
- [Aslı] Sıkılıyor insan. - Tık, tık, tık.
Cimrilik yapmasaydın, büyük boy mısır alsaydın.
- Şık, şık, şık. - [Aslı] Ay sus be.
Gel. Çık, çık.
[Kamuran] İlişkide baskın taraf olduğunuzu düşünüyor musunuz?
- Evet. - Evet.
[yalan makinesi öter]
Oğlum daha senin bu tatilde kurabildiğin bir tam cümle yok.
- Sen neyine baskınım diyorsun? - Bir şansımı denedim.
Mert, ilk seferde aynı anda düşelim demedim mi ben sana?
Özür dilerim aşkım.
- Gördüğünüz gibi alette yanılma payı yok. - Yok hocam.
[Kamuran] Partnerinize sadece sarılıp uyuyacağız dediğinizde
sadece sarılıp uyur musunuz?
- Evet. - Hayır.
[yalan makinesi öter]
Ben dürüst bir kadınım.
Ben de her erkek gibi kolpacıyım.
[Kamuran] Partnerinizin arkadaşlarıyla gece dışarı çıkması hoşunuza gider mi?
Modern insanız herhalde. Evet.
[yalan makinesi öter]
Düşür beni düşür.
Bir tek Burhan diye bir arkadaşın vardı ona bir şey demezdim.
- Ya Burhan beş yıl önce öldü. - O yüzden demezdim zaten.
Ya insaf be kadın.
Ya ben ne zaman senin ölmüş arkadaşlarına bir şey demişim ya?
Mezarı orada, git istediğin zaman görüş.
- Akşam gidebilir miyim? - [Aslı] Hayır.
Gündüz neyine yetmiyor, gündüz git. Akşam ne?
Yani, bana hava hoş. Ben de izin veririm yani.
Ben vermem.
Hoşuma gider.
Partnerinizin karşı cinsten bir kankası olmasına izin verir misiniz?
İlk defa bir konuda anlaştık.
[Aslı] Ya boşandıktan sonra, şükür.
Güzel bir yemeği partnerinize tercih eder misiniz?
- Evet. - Evet.
[yalan makinesi öter]
Gurmeye bak.
En azından aynı yalanı söylüyorlar.
Bir uyum var.
Aslında partnerimi yemeyi tercih ederim.
Lafı ağzımdan aldınız.
Lafı almak için ne kadar güzel bir ağzınız var.
- Öyle mi diyorsunuz? - Evet.
[Ferhat] Sen neyimi tercih edersin benim?
Bak senin yanındayken kafayı yemeyi tercih ediyorum genelde.
- Ben mi, musakka mı? - Musakka tabii ki de.
[yalan makinesi öter]
- [Aslı] Kamuran Hanım? - [Kamuran] Buyurun.
[Aslı] Ben bir soru sorabilir miyim?
Aslı Hanım, maalesef bizim böyle bir uygulamamız yok.
Anlamadım?
- Sorun. - [Aslı] Sağ olun.
Bugüne kadarki en büyük aşkın ben miyim?
[duygusal müzik girer]
Evet.
Peki ben senin en büyük aşkın mıyım?
Evet.
Almanya'ya gitmemizi gerçekten istiyor musun?
Kesinlikle hayır.
Peki, sen gitmeyi istiyor musun?
Hayır.
Sence Almanya bizi kıskanıyor mu?
Evet.
Peki sence bizi kıskanıyor mu?
Bence de evet.
İkimizin bir şansı daha olduğuna inanıyor musun?
Kesinlikle evet.
Peki, sen inanıyor musun?
Evet.
Peki, bunun için bir şey yapacak mısın?
Sanırım evet.
[Yıldız Tilbe "Çabuk Olalım Aşkım" şarkısı başlar]
Duydun mu?
Mucize gibi bir şey bu, duyuyorum.
Biz de duyuyoruz abi.
- Otelde çalıyor. - Ya bir dur be oğlum!
- Aslı. - Söyle.
Benimle yeniden evlenir misin?
Evet.
[yalan makinesi öter]
Niye düştük biz?
Bence ikiniz de yeniden evlenmeye hazır değilsiniz.
Galiba doğru.
Doğru.
[hüzünlü müzik başlar]
Kızım nasıl geçti okul?
Baba, var ya, bir Alman, bir de Çinli arkadaşım oldu.
- [Güneş] Biliyor musun? - Aa ne kadar güzel.
Annen, uyandı mı?
[Aslı] Buradayım, burada.
Ay valla anca uyandım.
[Aslı] Dün gece restoran o kadar kalabalıktı ki…
Yani Scheiße.
- Sen ne zaman geleceksin bu tarafa? - Gelecek ay inşallah.
[Ferhat] Bizim işler de çok yoğun ya, valla.
Kızım, seni çok özledim.
Ben de seni çok özledim babacığım.
Bir tek kızını yani, beni özlemedin mi?
- E hadi seni de özledim. - [Aslı] Valla sen beni özlemediysen
ben seni hiç özlemedim.
Hadi, hadi, kapatıyoruz.
Güneş okula geç kalıyor, konuşursunuz yine.
Tamam, tamam, iyi dersler kızım. Öpüyorum, ararım ben yine sonra.
- Biz de seni. Öp kızım babanı. - Görüşürüz babacığım.
- [Ferhat] Hadi görüşürüz. - [Aslı] Bye bye.
[duygusal müzik çalar]
Bak işte oluyor muymuş böyle?
Haklıymışsın baba ya.
Çok tatsız oluyormuş.
Tatsız tabii.
Bak, provasını yaptık. Onda bile canımız sıkıldı.
Ay her şeyi abartın siz de yani baba kız.
[Aslı] Bir kere gitseydik bu kadar olmazdı.
Niye gitmedin o zaman?
Bilmem.
Yani birbirimize bir şans daha verebilir miyiz dendi.
Söz bu sefer farklı olacak dendi.
Birtakım sözler verildi.
Bu sözleri bir tek ben vermedim yalnız.
- Sen de verdin. - [Aslı] Biliyorum, biliyorum.
Zaten yani bizim evlenmemiz, boşanmamız, her şeyimiz çok acele oldu.
Artık biraz ağırdan alalım istiyorum.
Her şeyi en baştan başlayacağız.
Hem de en başından.
Beni de en başından yapın isterseniz.
Ama kızım. Hiç bu laflar oluyor mu yahu?
Ya biz seni pedagojik olarak titizlikle büyütüyoruz.
- Nereden öğreniyor bunları böyle? - Okuldan, net.
- Yani çok kalitesiz aileler var. - Çok.
[Aslı] Hadi kızım hadi.
Bugün kahvaltını hızlıca yapıyorsun. Sonra doğru anneanneye.
Ya anne ya. Ben de sizinle geleceğim.
Hayır, hayır, hayır. Bugün anne baba günü.
Uzun yıllar sonra babanla ilk defa sinemaya gideceğiz.
- Baş başa. - Love.
Love.
Hangi filme?
[Ferhat] Bilmem.
Filmi izleyebilirsek…
Ay, Ferhatçığım, yavaş yani.
[kısık sesle] Anlamaz. Anlamaz.
Sana bir sürprizim var.
Bak, dün neyi çerçevelettim.
- Ta taa. - [Aslı] Güneş.
- [Ferhat] Ya gördün mü? - [Aslı] Yetenekli kızım benim, yetenek.
[Aslı] Aynı babası.
[eğlenceli müzik çalar]
Çok güzel olmuş babacığım.
Aa el becerisi deyince sen.
- [Ferhat] Tıpkı annesi. - E var bizde de bir şeyler.
İyi ki yaptık ya, şunun güzelliğe bakar mısın?
Maşallah.
- Öpeceğim, kızım. - [Aslı] Aşkım.
[eğlenceli müzik devam eder]
[eğlenceli müzik devam eder]
[Aslı] Bu sahnede gülen diğerine bir şey alacak.
- Evet, bir hediye alacak. - Biz de girelim Hemşire Hanım.
[Hemşire] Gerek yok.
[güler] Bir dakika ya, niye böyle…
[Ferhat] Al işte bitti.
- Hayır ya, bir saniye. - Yine kazandım, yine kazandım.
Tamam.
[Güneş gülerek] Nefesi gitti.
[kahkaha atarak] Niye böyle oldu?
Allah'tan bulantı haplarımı yanıma almışım da
- tekne gibi tutuyor bu ilişki beni. - He, tutuyor tekne gibi.
- Her an midem ağzımda. - He, miden ağzında belli.
- [Ferhat] O götü kim yaptı? - [Aslı güler]
İyi ki bulantı haplarımı yanıma almışım da
tekne gibi tutuyor beni bu ilişki ya.
- [Aslı ve Ferhat güler] - [Aslı] Neye gülüyorsun?
Tekne gibi tutuyor bu ilişki beni.
[Aslı güler]
[Aslı] Ne güzel yapıyordum ben bunu ya.
- Ne oluyor burada? - Aslı Hanım'ı zıplatıyorum yavrum.
[Ferhat] Hocam.
[gülerek] Aslı Hanım'ı zıplatıyorum yavrum diyor ya, ona gülüyorum.
O kadar tatlı söylüyor ki, dayanamıyorum.
[Aslı gülmeye devam ederek] Ay!
[Aslı kahkaha atar]
[gülerek] Yastığı okşadığını o kadar hissettim ki,
o kadar bir şehvetle yastığı aldın ki,
resmen hissettim.
O yüzden güldüm, çok hissettim.
Ya neyi hissettin? Dur.
- Şöyle yapıyordum ya. - Manyak mısın? Aşırı hissettim.
Sinema aşığıyız ikimiz de.
Her hafta üç kere giderdik annenle.
[karşılıklı kahkaha atarlar]
- Sen İngilizce ne biliyorsun? - Ya shut the fuck up ya, okay?
Asıl sana lanet olsun. Bak, İngilizce.
Asıl sana lanet olsun. Ben de biliyorum İngilizce.
Rahat olabilirsin.
Ne gülüyorsun ya?
- Sen İngilizce ne biliyorsun? - Ya shut the fuck up, okay?
- Ya shut the fuck up, okay? - Ya bırak, asıl sana lanet olsun.
Ben de biliyorum…
[Güneş] Ya gülmeyin.
- Türkçeyi çok güzel konuşuyorsun. - Bomboşsun.
- Sıra İngilizceye geldi. - Koca bir boşluk.
Koca bir boşluk…
Bunu doğaçladı, yoktu bu.
[Aslı] Yoktu bu.
Çok güzeldi ama, çok güzeldi.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.