All language subtitles for Askeladden.I.Soria.Moria.Slott.2019.NORDiC.1080p.WEBRip.x264-PTNK

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish Download
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Çok uzakta, ufkun ötesinde, hatta çok daha ötesinde bir kale varmış.

Gözkamaştırıcı güzelliğiyle dünyada eşi ve benzeri yokmuş.

Kale saf altından inşa edilmişti. Güneş ışınları duvarlarına vurunca...

...oluşan parıltı dünyanın öbür ucundan bile görülebilirmiş.

Kalenin arkasında büyülü bir buzul varmış.

Altın duvarlardan yansıyan ışık buzullara çarptığında...

...buzulun bir kısmını eritip suya dönüştürmüş.

Su damlacıkları kalenin derinliklerindeki bir tonozda toplanmış.

Dünyada bundan daha saf hiçbir su damlacığı yokmuş.

Her hastalığı iyileştirebilirmiş. Bu yüzden ona "hayat suyu" denmiş.

Uzaklardan gelen ışığın parıltısını gören birçok kişi kaleyi bulma arayışına girmiş.

Büyülü Altın Kale'nin gerçekten var olup olmadığını öğrenmek istemişler.

Ama oraya giden cesur insanların hiçbiri evlerine geri dönememiş.

Çünkü tahtta tüyler ürpertici ve açgözlü bir kral oturuyormuş.

Ve güçlü sadık muhafızları hazineyi canları pahasına koruyormuş.

Elindekileri kimseyle paylaşmıyormuş. Ve kimseye kaynaktan su içirmiyormuş.

Altın Kalesine kimsenin girmesine izin vermiyormuş.

İnsanlar kalenin adınını duysalar da kaleyi görme şerefine nail olan yoktu.

Soria Moria Kalesi'ni.

ESPEN ALTIN KALE ARAYIŞINDA ÇEVİRİ: JAVAJAVA2002

Nils! Dikkat et!

Bu ağacı kim böyle kesip devirdi?

Bendim.

Öyleyse kovuldun ve bu ayki maaşını da unut.

Hey. Bu defalık sadece uyarsanız.

Bana işimi mi öğretiyorsun sen?

Pekala. Üçünüz de kovuldunuz.

- Ben de mi yani? - Evet, bunun için Espen'e teşekkür et.

Tamam.

- Espen hatayı üstlendi. - Niye ki?

- Nils'in o işe çok ihtiyacı var. - Bizim de paraya ihtiyacımız var.

- Şimdi ne yapacağız? - Güzel soru.

- Espen hep başını belaya sokuyor. - Kesinlikle.

Bu da ne böyle?

İğrenç.

Bize mi geldiniz?

Afedersiniz, bir şey sormam gerek.

Bana Even Askelunds'u nerede bulabileceğimi söyler misiniz?

- Espen Askeladd mı demek istediniz? - Öyle demedi, Espen.

Hayır, Esken Askesodd'u arıyorum.

Espen Askeladd'ı aramadığınızdan emin misiniz?

Bir dakika, burada yazıyordu.

- "Sevgili Espen Askeladd." - Evet, bana gelmiş.

- Bu size mi? - Aynen öyle.

- Burası da çiftliğimiz. - Tamam.

"Sevgili Espen Askeladd ve kardeşleri. Prenses Kristin'in 19. doğum günü için...

...Şato'nun bahçesinde verilecek baloya hepiniz davetlisiniz."

Çok teşekkür ederiz.

Görünen o ki günümüzde herkesin şatoya girmesine izin veriliyor.

- Öyle mi yazıyor? - Hayır, bu şahsi fikrim.

- Baloya gidiyoruz! - Gidelim!

Hoşça kalın.

- Nasıl oldu da davet edildik? - Kristin'i trolden kurtardık ya.

- Ama bu uzun zaman önceydi. - Bence onur konuğu olacağız.

Ama ne giyeceğiz ki? Baloya uygun kıyafetimiz yok.

- Baloda dans etmek mecburi mi? - Kralı nasıl selamlamamız lazım?

Öncelikle balo kıyafetlerini ayarlamamız lazım.

- İşte buldum. Buyrun. - Teşekkürler.

- Merhaba. - Merhaba anne.

- Çok güzelsin. - Teşekkür ederim.

Bugün çok önemli konuklarımız olacak.

- Onlarla nasıl konuşacağım ki? - Halledersin sen.

Doğum günümde ne yapacağıma kendim karar verebilseydim keşke.

Öyle ama kraliyet ailesi olarak arzularımız ikinci planda olmalı.

Evet. Krallık bizim için daha önemli.

- Baba, bilemiyorum... - Amma da yakışıklı oldunuz.

- Oğullarıma ne yaptınız? - Yok artık.

Gidin hadi. Geç kalacaksınız.

- Espen? - Evet.

- Hediye yanında mı? - Evet.

- Sence beğenir mi? - Öyle umuyorum.

Annenle ilk tanıştığımda senin yaşlarındaydım.

Şatodaki bir baloda olmasa da onunla bir baloda tanışmıştık.

Baloda bir sürü soylu olacak. Yanlarında sönük kalacağız.

Hayır Espen...

...sadece kendin ol.

Görüşmek üzere baba!

Kendinize yakışır şekilde davranın! Sıradan bir baloya gitmiyorsunuz.

- Bu köylüleri kim içeri aldı? - Ne giymişler böyle?

Gidip bir şeyler yiyeceğim.

- Götalandlı Kont Gustav! - İşte Prenses.

Tebrikler, güzel prensesim.

Gidip merhaba diyeyim.

- Tamam. - Büyük Flanders Dükü!

Bize biraz daha şarap getir.

- Kopenhag'ın Büyük Philip'i! - Ben hizmetçi değilim.

- Merhaba. - Merhaba.

Birinin yemekleri beğendiğini görmek beni çok mutlu etti.

Çok lezizler.

Dinle... Dans edelim mi?

Ne? Şimdi mi?

Per? Bana yardım et!

- Ceketimi as. - Bizans İmparatoru!

Buradasın demek. Sakın yanımdan ayrılma.

Kendini beğenmiş tiksinç insanlar cemiyeti.

Eğer kral ben olsaydım gerçek bir kutlama yapardım. Ama bu...

Kadehleri kraliyet ailesine götür.

- Ama... - Ne duruyorsun? Götürsene.

- Hollanda Kontu! - Tamam.

Merhaba.

İsmin neydi?

- Espen Askeladd. - Evet.

Eskil Aspeland!

- Espen. - Merhaba.

Doğum günün kutlu olsun.

Av partisi yapmayı tercih ederdim. Ama ailem balo konusunda ısrar etti.

Sana ufak bir hediye getirdim.

Katalonya'dan Prens Raul!

- Mütevazi bir hediye ama... - Çekil şuradan!

Prenses Kristin. Adım Raul. Katalonya prensiyim.

- Bu köylüleri neden davet ettik ki? - Kristin'nin balosu. Bu onun kararı.

Normandiya Dükü!

Sevgisi Prenses. Adım François. Normandiya Dükü'yüm.

Bohemya Baronu!

- Burada fazlalığız. Hadi eve gidelim. - Bana uyar.

- Majesteleri, konuşma yapma zamanı. - Teşekkürler, Svein.

Lütfen yaklaşın sevgili konuklar! Majestelerimiz bir konuşma yapacak!

Hadi.

Bayanlar ve baylar. Kızımın doğum gününün şerefine kadah kaldıralım.

- Şerefe. - Şerefe!

Sevgili Kristin. Artık yetişkin oldun.

Seni kollarımda salladığım zamanlar dün gibi aklımda.

Yılların ne kadar çabuk geçtiğini hiç anlamadım.

Zaman kavramı çok acımasız. Sonsuza dek sürecek sanıyorsun.

Ama zaman, tıpkı kum gibi insanın parmaklarının arasından kayıp gidiyor.

Baba! Baba!

- Baba? Anne? - Olamaz.

- Garip kokuyor! Kadehinizi içtiniz mi? - İçmedim.

- Şarabı servis eden oydu! - Hayır.

Benimle bir ilgisi yok. Tepsiyi götürmem istendi.

Kral olduğun zaman nasıl bir kutlama yapacağını anlatıyordun.

"Kral olsaydım" dedim. Lafım çarpıtılıyor.

Bakın, krala yanaşabilmek için hizmetçi gibi giyinmiş.

- Bu benim kıyafetim! Bırakın beni! - Kardeşimi bırakın!

O benim değil. Onu daha önce hiç görmedim.

- Onları yılan dolu çukura atın! - Çivili fıçıya koyup yuvarlayın!

- Evet! - Kulaklarını kesin!

Onları cezalandırmalısınız Prenses. Şu anda zayıflık gösteremezsiniz.

- Asın onları! Asın onları! - Per!

Asın onları! Asın onları! Asın onları!

- Onları zindana atın. - Kristin...

- Neler olduğunu anlayana dek. - Hata yapıyorsunuz.

Per, ne olduğunu çözeceğim. Bu hatayı düzelteceğim.

Bırakın beni. Kristin'le konuşmalıyım.

Evet, hiç şüphem kalmadı. Bu kesinlikle zehirli bir ot.

Nadir bulunan ölümcül bir bitkinin özü.

Panzehiri yok. Ne yazık ki asla uyanamayacaklar.

Hayır!

Majesteleri.

Majesteleri, şu an bunu duymanın sizin için zorluğunun farkındayım.

Hayır!

Benim için de bunu söylemesi zor. Ama artık kraliçemiz sizsiniz.

Daha hazır değilim.

- Hazır değilim! - Durun biraz!

Hala onları kurtarabiliriz.

Soria Moria'yı hiç duydunuz mu?

Altın Kale'yi mi? Herkes bunun sadece bir masal olduğunu bilir.

Yine de her masalın gerçek bir yanı vardır.

Soria Moria Kalesi, "hayat suyu" kaynağının etrafına inşa edilmiş.

- Bu su her derde devaymış. - Tamamen saçmalık bu.

Kalenin gerçek olduğunu nereden biliyorsun ki?

- Nerede olduğunu biliyorum. - Biliyor musun?

Size yolu gösterebilirim.

Ülkeniz için neyin iyi neyin güvenli olduğunu iyi düşünmelisiniz, prenses.

Danimarkalılar yolda. Krallık tehlike altında.

Bu nedenle burada kalmanız daha akıllıca olacaktır.

Ya size kötü bir şey olursa?

Kaleyi bulmamız lazım.

- Yolu iyi hatırlıyor musun? - Evet, elbette!

Hayır, durun. Buradan değil. Geri dönelim.

- Geri mi? - Yanlış yola girmişiz.

- Bakın. - Ne olmuş yani?

- Doğru yoldayız. - Nereye gidiyorsun?

Kalenin nerede olduğunu bilebilecek birini tanıyorum.

- Bunu daha önce de duydum. - Yeter.

- Hayır, hayır, hayır. - Sana bununla vuracağım.

Pekala. İşi halledebildin mi?

- Kral ve kraliçe zehiri içti. - Danimarka kralı memnun olacak.

İyi bir ordu oluşturmak için artık yeterli vaktimiz var.

Ama prenses zehri içmedi.

Ne?

Soria Moria Kalesi'ni bulmak için yola çıktı. Orada bir tür panzehir varmış da.

Soria Moria mı? Onun masal olduğunu sanıyordum.

Ben de öyle. Ama gayet kararlılar.

- İlginç. - Ödülüm ne olacak?

Elbette alacaksın. Gerçekten hak ettin.

- Evet. Al bakalım. - Evet, aferin sana.

Gelecekteki başarılarımıza kadeh kaldırmalıyız bence.

Şatoya dönmeliyim. Yoksa şüphelenirler.

- Ama daha yeni geldin. - Hadi bize eşlik etsene.

Bunu reddetmek zor.

- Aç mısın? - Hayır, tokum.

Merhaba.

- Ne kadar tatlısın. - Selam.

- Tamam. - Bu senin için.

Norveç dediğimiz komik ve küçük ülkeye içelim.

- Norveç'in şerefine. - Şerefe.

- Aquavit ne demek biliyor musun? - Hayır.

Latincede "hayat suyu" demek.

Ne kadar ironik, değil mi?

Prensesi mi bulsak?

Onun peşine düşelim.

Bu kale gerçekten de varsa bize yeni fırsatlar yaratabilir.

- Tam olarak kimin yanına gidiyoruz? - Onunla en son burada buluşmuştum.

Yaşlı ve çelimsiz bir kadındı. Yakınlarda bir yerde yaşıyor olmalı.

- Nerede yaşadığını bile bilmiyor musun? - Hayır. Merhaba.

Buralarda tuhaf bir yaşlı kadın gördün mü?

Seni takip etmemi mi istiyorsun?

- Şimdi nereye gidiyorsun? - Hadi. Sincap yolu biliyor.

Nasıl bir işe kalkıştım böyle?

Sincap peşinde koşacak vaktimiz yok.

Bir sincabı takip ediyoruz. Harika.

Aynı yerde dolanıp duruyoruz.

Ne yapıyorsun? Sincap bize bir şey göstermeye çalışıyor. Hadi.

Bize bir şey göstermeye çalıştığı yok. Bu saçma.

Görüyor musun? Boşuna koşmadık.

- Merhaba. - Askeladden?

- Evet, benim. - Tam zamanında geldin.

Görüyorsun ya kazanı ocaktan almaya çalışıyordum ki burnumu sıkıştırdım.

Evet, çok fena sıkıştırmışsın.

Bir, iki, üç!

Teşekkürler oğlum.

- Bu kız da kim? - Bu Prenses Kristin.

- Merhaba. - Kristin, bu...

- Kambur kadın. - Bana öyle deme.

Bana hayatımın zor bir dönemini hatırlatıyor da.

Pekala. Bu sefer sana nasıl yardımcı olabilirim?

Soria Moria'ya giden yolu öğrenmek istiyoruz. Böyle bir kale varsa tabii.

Delirdin mi sen?

Şu ana dek Soria Moria'dan canlı dönmeyi başaran tek bir kişi var.

Hala hayattaysa bile şimdiye çok yaşlanmıştır.

- O nerede yaşıyor? - Hedal Vadisi'nin öbür tarafında.

Hedal Vadisi mi? Oradan asla geçemeyiz.

Bir şelale var. Bu sayede karşı tarafa geçebilirsiniz.

Belki de... Hayır! Hayır, olmaz.

Orada bir su trolü yaşıyordu. Sizi bir şekilde kandıracaktır.

- Peki ne yapmalıyız? - Gitmekten vazgeçin!

Dur biraz. Galiba bir yolu var.

- Burada bekle. Bir şeye dokunma. - Tamam.

Ne bulabileceğime bir bakayım.

SAKIN AÇMAYIN

Delirdiniz mi? O sandıkta kuzey rüzgarını saklıyorum. Salaklar.

Ama bana yardım ettiğin için sana bu botları veriyorum.

Bir adımda yedi mil gidersin. Böylece vadiyi geçebilirsiniz.

- Çok teşekkür ederiz. - Sağ ol kambur kadın.

Önemli değil. Son bir şey diyeyim.

Birkaç damla hayat suyu her hastalığı iyileştirir.

Ama bir yudum içilirse...

...kısa bir süre için insana süper güç verir.

Dikkatli olun.

Gidin artık.

7 mil zıplama botları mı? Ne harika bir icat.

Her adımda 7 mil mi gideceksin? Bu çok riskli...

...değil mi?

Alışmak için zaman lazım.

- Özür dilerim. - Yaralandınız mı?

- Hayır. - Sana sormadım.

- İzle beni. - Bundan emin misin?

Eminim. Üçte hayır vardır.

Ben iyiyim.

7 mil zıplama botları. Ne saçma bir icat.

- Hedal Vadisi'ni onlarsız geçemeyiz. - Bu botlardan daha tehlikeli olamaz.

Bizim için dönecektir.

Espen bizi burdan kurtaracak.

Ama ya zamanında yetişemezse?

Bizi neyin beklediğini duydun.

Çivili fıçı, yılan dolu çukur. Bir de kulaklarımızın kesilmesi.

Hedal Vadisi.

- Burada bekleyeceğiz prenses. - Batıl inançlı olmayın.

Krallığı böyle tipler koruyor işte!

Şuraya bak.

Bizden önce de buraya gelenler varmış demek.

Baksana.

Çok güzel. Çelik sürahi.

Gidelim.

- Burada şelale falan yok. - Buralarda bir yerde olmalı.

Tabii, arkadaşı sincap olan tuhaf yaşlı bir kadına göre.

Aramaya sabah devam ederiz.

Nasıl bu kadar aptal olabildim.

- Dünyanın en kötü planıydı bu. - Kötü de olsa bir planımız var.

Var olduğu kesin olamayan kaleye giden yolu bize göstermesi için...

...belki de çoktan ölmüş olabilecek bir adamı bulmaya çalışmak mı plan?

Hayat suyunu bulacağız. Sonra da şaraba zehir katanı bulacağız.

Böylece Per ve Pal'ın suçsuz olduğu anlaşılacak. Olur mu?

Suçlu olduklarını mı düşünüyorsun?

Yakışıklı olanınızın ziyaretçisi var. Yakışıklı lafı bana ait değil bu arada.

Hayır, hayır, o değil.

Bekle. Sen değilmişsin.

Diğeriymiş.

- Gidebilir misin? - Tamam. İki dakikanız var.

- Merhaba. - Merhaba.

- Sana turta getirdim. - Teşekkür ederim.

Masum olduğunu biliyorum. Seni bir daha görmek istedim.

Baloda senden öyle kaçtığım için üzgünüm.

- Çok ısrarcı olabiliyorum. - Hiç de bile.

- Adım Pal. - Benimki de Solfrid.

- Bu çok özel bir turta mı? - Evet, çok özel bir turta.

İçerisinde şey var mı? Çok sıradışı malzemeler?

Her zamanki malzemeler var.

Evet, sıradışı malzemeler de var.

- Dikkatlice çiğneyin. - Pekala. Ziyaret süresi bitti.

Ben alayım. Çok teşekkürler.

- Biraz daha süre versene. - Olmaz, kurallara aykırı.

Görüşürüz. Umarım.

İteklemesene!

- Kaşık kullan. Solfrid onu bana yaptı. Turtayı mahvetmesene - Sakinleş biraz.

Buradan kurtuluyoruz. Yanılmıyorsam burada...

İşte. Bir tarak mı?

- Çok hoş. - "Hoş" mu?

Daha fazlası olmalı. İşte.

- Bir sabun. - Hayır.

Kız arkadaşın, bir tarakla bir sabunu gizlice içeri sokmuş ya.

Turtayı yiyecek misin yoksa yemeyecek misin?

Kristin?

Kristin?

Nereye gidiyorsun?

Kristin?

Neyin var?

Kristin! Kristin!

Kristin! Dur!

Kristin!

Kristin.

Su trolünün kemanının çağrısına karşı koyan da kim?

Sadece buradan geçiyorduk.

Şelalenin arkasındaki mağaraya girmek istiyoruz.

Olmaz. Oraya kimin gireceğine yalnızca ben karar veririm.

- Espen, bana ne oldu? - Hey. Sorun yok, hallediyorum.

Çabuk cevap ver! Müziğine nasıl karşı koyabiliyorsun?

O kadar kusursuz çalıyorum ki tanrılar bile müziğime ağlıyor.

Hadi canım. Bence çok vasat çalıyorsun.

- Daha iyisini yapabilir misin? - Evet, tek elle bile çalabilirim.

Sıradan bir fani için çok iddialı konuşuyorsun.

Olabilir. Kapışmak ister misin?

Senden daha iyi çalarsam geçmemize izin vereceksin.

Ama ben kazanırsam ruhlarınız sonsuza dek benim olacak.

- Bence gayet makul. - Espen, bizi kandırıyor.

Bana güven.

İlk ben çalacağım. Sonrasında benden daha iyi çalman lazım.

Fena değil. Yeni başlayanlar için.

Görünen o ki dilin çok uzun yabancı. Bakalım icraatta bu kadar iyi misin?

Bazen hile yapmak gerekir. Gidelim.

Burası epey karanlık.

Ellerimizle yönümüzü bulalım. Kafamızla da olabilir.

İyi misin? Bana kemanı ver. Bir şey denemek istiyorum.

Vay canına. Biraz daha çal.

Özür dilerim.

Kardeşlerinin suçsuz olduğunu düşünüyorsan sana inanıyorum.

Sağ ol.

Yola koyulalım. İhtiyar adamı bulmalıyız.

Geliyorum!

Hey! Bak ne buldum!

İğrenç!

- Nedir o? - Bilmiyorum ama kötü kokuyor.

Amonyum tuzu. Doktorlar bayılan hastaları uyandırmada kullanır bunu.

Sabahları kalkmakta zorlananları uyandırmada da kullanılabilir.

Günaydın. Soria Moria Kalesi'ne gittiğiniz doğru mu?

Hayır.

En büyük abimdi o. Şu an evde. İçeride.

Ah!

- Selam. En büyük abi siz misiniz? - Devam edin.

Merhaba. Soria Moria'ya siz mi gittiniz?

Ne işim var orada? O kadar cesur değilim.

Ah!

Ben iyiyim.

- İyi günler, büyükbaba. - Soria Moria'ya nasıl gidebiliriz?

Benimle değil abimle konuşmalısınız.

- Merhaba. - Afedersiniz.

- Soria Moria Kalesi'ne gittiniz mi? - Soria Moria Kalesi mi?

- Evet, orayı biliyor musunuz? - Evet.

- Babam... - Lütfen bu olmasın!

...bana oradan bahsetmişti. Karşıdaki duvarda asılı halde.

Siz de kimsiniz evlatlarım? Torunlarımın torunlarının torunlarının torunlarının...

...torunları mısınız?

- Soria Moria'ya giden yolu biliyor musunuz? - Gloria Mur'a karşı suçluluk duyuyor muyum?

Soria Moria Kalesi!

Soria Moria.

O yerle ilgili uzun süredir hiçbir şey duymamıştım.

Gerçekten oraya gittiniz mi?

Aksini nasıl düşünebilirsin.

Oraya gitmemiş olsaydım 190 buçuk yaşına kadar nasıl yaşayabilirdim?

- 190 mı? - Buçuğu da var!

Oradayken içtiğim hayat suyuna borçluyum bu kadar uzun yaşamamı.

Hayat suyu.

Hala yolu hatırlıyor musun?

Bu sabah kahvaltısında kulağıma bir kaşık dolusu yulaf lapası soktum.

Çünkü yemek yemeyi bile unuttum.

Ama günlüğümü okumak isterseniz...

...onu oradaki dolapta bulabilirsiniz.

"Güneşin doğusunda, ayın batısında."

Bak, bize gerekenler burada. Haritalar ve çizimler.

Şunu unutmayın...

- Bunsuz oraya gidemezdik. - Onu ben alayım.

Majesteleri, ben Albay Ohlmann. Küçük krallığını işgal edeceğim.

Sen de Askil Eskedal olmalısın. Yakalayın onları!

Hayır.

- Ellerini sıkıca bağla. - Bağlıyorum! Akıl vermeyi kes!

Danimarkalılar... Neden Danimarkalılar?

İçeri gelin. Oturun.

Misafirim olun. Keyfinize bakın. Domuzun tadına bakmanızı öneririm.

- Gerçekten çok leziz. - Yemeğini istemiyoruz.

Emin misin? Espil? Al biraz. Hayır mı?

- Güzel. Bana daha fazla kalır. - Krallık asla senin olmayacak.

Ufak krallığın çoktan çöktü. Artık bununla ilgileniyorum.

Danimarka'da Soria Moria'yı duyduk ama tüm anlatılanlar doğru mu yani?

Hazineler, altınlar ve hayat suyu.

Bu sadece eski bir efsane.

Muhtemelen. Yakında öğreneceğiz.

Aile mi sen mi zehirledin?

Ben zehirledim.

Ama bunu tek başıma yapmadım. Şatodaki birinden yardım aldım.

Kimden?

Çok iyi haberlerim var, sevgili mahkumlar.

Espen'le Prenses Kristin Soria Moria yolundalar.

Başaracaklarını biliyordum!

Ama sizi kurtarmak için geri dönemeyecekler.

Svein mi? O bize asla ihanet etmez.

Bugünlerde kime güveneceğine çok dikkat etmelisin.

Şahsi algılamayın. Suçu birilerine atmalıydım.

Siz iki aptal köylüden daha iyisini bulamazdım.

Biz aptal köylüler değiliz. Ve sen krala hizmet etmeliydin.

Haklısın, kralı seviyorum. Onu gerçekten çok seviyorum.

Ve bütün kraliyet ailesine hayatım boyunca hizmet ettim.

Ancak durumlar değişti. Bu yüzden rüzgarın estiği yönde ilerlemeliyim.

Danimarkalılar er ya da geç bu krallığı ele geçirecekler.

- Seni vatan haini. - Bunu hayatta kalmak için yapıyorum.

- Biz ne olacağız? - Hayatta kalamayacaksınız.

Çivili fıçıyla yuvarlatılacaksınız.

- Çivili fıçı mı? - Ne için öldüğünüzü anlatarak...

...içinizi rahatlatmak istedim. Anlattığıma göre artık gideyim.

Ne kadar da beyinsizmişim.

- Ne dedin? - Beyinsiz.

- Bu ne demek ki? - Çok aptal olmak.

Vay. Güzel kelimeymiş.

- Beyinsiz. Not defterime yazayım. - Tam bir beyinsizsin.

Norveç dilinde çok fazla komik kelime var. Onları derliyorum.

Patatese ne diyordunuz?

- Patato. - Patato. Güzelmiş.

- Peki ya omlete? - Cılbır.

Cılbırımı kimsecikler yemesin. Gülmekten öleceğim ya.

Cılbırmış. Peki ya atık kutusuna?

- Çöp kutusu. - Çöp kutusu! Duydun mu?

- Çok saçma. Buna ne diyorsunuz? - Sosis.

Danimarka dilinde de sosis diyoruz.

Mogens, Mikkelsen.

- Buna pişman olacaksın. - Benimle geliyorsun.

Hadi şu şarkıyı söyleyelim: "Bugün öleceğim, öleceğim."

Onları dağın tepesine götürüp oradan aşağı atalım mı?

Bunu niye yapalım ki? Bize denilen şekilde öldüreceğiz.

- Boğazlarını keselim gitsin! - Bir fikrim var.

- Evet, onları baş aşağı asalım. - Olmaz, onları asmayacağız.

Üzerlerine bal sürelim. Böcekler üstlerine çıkıp onları kemirirler.

Bu gerçekten iyi bir fikir. Ya da onları direkt öldürürüz.

Nereye gittiler? Nerdesiniz? Nereye gitti bunlar?

- Nereye gittiler? - Alarm durumu!

- Kampı arayın! - Nereye kaçtılar?

- İşte oradalar! - Oradalar!

- Nereye kaçtılar? - Bu taraftan!

Oradalar mı?

Burada değiller!

- Kaçtılar mı? - Etrafa dağılın.

Sizi buldum!

Nereye gidiyorsunuz?

- Keman. - Çok şirinmiş.

- Hadi dans edelim. - Peki, bir şeyler çalsana.

Keman parlıyor. Çok hoş. Neler oluyor böyle?

vücuduma ne oluyor böyle?

- Dans ediyorum. Neler oluyor? - Hiçbir fikrim yok!

Hiç sevmedim! Durmam gerek!

Peşlerinden dans et!

Devam et.

Olamaz! Kaçıyorlar!

Hayır!

Neler oluyor burada?

- Kaçtılar. - Bu nasıl oldu?

- Bir anda dans etmeye başladık. - Dans mı?

Siz dans mı ettiniz?

Bir şeyler içip günlüğü okuyarak nereye gideceğimizi belirleyelim.

Yardım edin! Bana yardım edin! Pal'ın boğazına turta takıldı!

- Zaten infaz edilecekti. - Evet, iyi dedin.

Halk infazı seyretmek için iyi para ödeyecek.

İnsanlar uzun süredir böyle bir eğlenceyi bekliyorlardı.

- Eğlence mi? - Onları bundan mahrum edemezsin.

Edemem. Bir daha düşündüm de halkı hayal kırıklığına uğratmak üzücü olur.

- Aynen öyle. - Kesinlikle.

Gidip köşede bekle.

Başımın arkasına vurma numaraları bana sökmez.

Bunları çok gördüm.

Yüzünü bana dön!

- Merhaba. - Size de merhaba.

Kaçmayın!

Alarm! Alarm!

Alarm!

Mahkumlar kaçtı! Şu yöne gittiler!

Merhaba.

Mahkumlar... Onlar...

- Kaçtı mı? - Mahkumlar kaçtı.

Haber verdiğin için sağ ol, Cato.

Kaçtığınız için ceza olarak infazınızı hızlandıracağım.

Yarın infaz edileceksiniz.

Diyeceklerim bunlar. Kapıyı iyi kilitleyin.

Yarın çivili fıçıya giriyorsunuz. Gayet iyi iş çıkardınız.

Halk buna çok sevinecek.

- Şu adalardan birinde olmalı. - Ama hangisinde?

Bilmiyorum. Günlükte o kadarını okuyamadım.

İyi günler. Tekne sizin mi?

Evet, benim. Tekne de ağlar da.

- Bizi götürür müsünüz? - Nereye?

Tam olarak bilmiyoruz. Adalardan birine gideceğiz.

Teşekkürler.

Günlükte güneş ve ayla ilgili bir şeyler yazıyordu.

Bu adanın şekli aya çok benziyor.

Bu adanın şekli de güneşe benziyor.

Güneşin doğusunda, ayın batısında.

Afedersiniz. Burada ne var?

- Ne olduğunu kimse bilmiyor. - Bizi oraya götürür müsünüz?

Dünyaları verseniz de olmaz. Çünkü bugüne dek oradan sağ dönen olmadı.

- Teknenizi takas eder misiniz? - Ne teklif edeceğinize bağlı.

Çok ince bir zevkiniz olduğu belli. O yüzden bu nadir kuşu seveceksiniz.

Bunun neresi nadir? Bildiğimiz güvercin bu.

Öyle ama çantamda daha iyi bir şey var.

İşte.

Tekne sizindir.

Prenses olmanın bazı faydaları var.

- Evet, haklısın. - Denize açılalım.

- Bu siste yolu bulamayız ki. - Bulacağımıza eminim.

Er ya da geç güneş yüzünü gösterecektir.

Her şeyin güzel olacağına dair inancını nasıl koruyabiliyorsun?

Ben böyle biriyim. Aksini düşünemem.

Beni daha sık ziyaret etmek istersen buna itirazım olmaz.

- Ciddi misin? - Evet.

Babanın beni şatoda görmek isteyeceğini sanmıyorum.

Babamı ne zaman dinledim ki?

Bir şey görüyor musun?

- Deniz Hayaleti! - Bırak onu!

Çeliğe karşı zaafı var!

Çok teşekkürler. Gitti mi?

Onunla gayet iyi baş ettik.

Kristin! Kristin!

Kristin!

Kristin!

Kristin!

Bakın kim varmış burada. Yine yollarımız keşişti.

Espen!

Ne kadar tatlı bir çift oldunuz. Aman be, zaferimize biraz içsek mi?

Kemerini buldum.

Teşekkür ederim.

Norveç dilinde nasıl deniyordu? Yarasın.

- Fince'de öyle deniliyor. - Ne fark eder! Yarasın.

Yarasın!

Buraya gel!

Harika bir his!

Kardeşlerim! Küçük Norveç artık benim için yeterli değil.

Böyle bir güçle tüm dünyayı ele geçirebiliriz!

Kopenhag'dan Konstantinopolis'e kadar uzanan....

...büyük bir Danimarka İmparatorluğu hayal edin.

Bu imparatorluğun kraliçesi ben olacağım.

Neler oluyor?

- Bir ses duydum. - Çok açım.

Sen hep açsın.

- Tüm bu sesler de ne? - Kim var burada? Göremiyorum.

Hiçbirimiz göremiyoruz. Gözümüzü kaybettik ya.

İnsan kokusu alıyorum.

Leziz, çıtır ve sulu insanlar.

Baksana trol!

- Ölümüne korkuyorum. - Sen de kimsin?

- Dünyanın en güçlü insanıyım. - Sen mi dünyanın en güçlü insanısın?

- Güçlü insan yemeyi severim. - Kahvaltıda trol yiyorum ben.

Gıdıkladı!

- Kısa süreliğine güçlü oluyorsun. - Ne?

Süper gücün süresi uzun değil.

İşe bak ya, tam da şansım döndü diyordum ki.

Kahretsin. Geliyor. Burada saklanalım.

- Sizce insanlar gitti mi? - Onlardan daha çok vardı.

- Hazineyi koruyalım. - Hayat suyu daha önemli.

Bir şeyler yapmalıyız.

Gözümüz olsaydı onları görüp yiyebilirdik.

Sessiz olabilir misin?

- Hayat suyunu koruyun. - Açlıktan ölüyorum.

- Yemek! Yemek! Yemek! - Sus!

- Kral sadık hizmetimizden haberdar mıdır? - Haberi olsaydı gözümüzü geri verir miydi?

Evet, vermeli. Söz verdi.

- Bir şey duydunuz mu? - Suyu ve hazineyi koruyun.

- Kim var orada? - 2 kişiler, kokularını alıyorum.

- Hazineyi çalmalarına izin vermeyin. - Buraya bir şey çalmak için gelmedik.

- Öyleyse niye buraya geldiniz? - Birazcık hayat suyu istiyoruz.

- Ailemi kurtarmak için. - Çalmaya gelmişlerdir!

Size yalvarıyorum.

Olmaz! Size sudan verirsek gözümüzü asla geri alamayız!

Hadi onları yiyelim. En azından karnımız doyar.

Durun. Size bir şey vereceğim.

Çok tanıdık bir koku.

- Yenecek bir şey mi? - Ver onu bize.

Alın. Bu size ait.

Gerçekten o mu?

- Gerçekten de bizim gözümüz. - Öyle mi?

- Yine görüyoruz! - Buna inanamıyorum.

Taht odasındaki kralınız ölmüş.

Kale, altın ve hazine artık sizin.

Birkaç damla hayat suyu istiyoruz sadece.

Birkaç damla alabilirsiniz.

Ne kadar güzel kokuyor.

- Yine de onları yesek mi acaba? - Olmaz.

- Çok teşekkür ederim. - Fikrimizi değiştirmeden gidin hemen.

- Pal! - Merhaba ve elveda.

- Bırakın oğullarımı! Durun! - Baba!

Çocuklarımı bırakın!

Per! Bırakın onları!

Fıçıya! Fıçıya! Fıçıya!

- Fıçıya! Fıçıya! Fıçıya! - Hayır.

Fıçıya! Fıçıya! Fıçıya!

Hayır, hayır, hayır!

Oley!

- Biri mi bağırdı? - Hayır.

Yine lanet olası burnum sıkıştı!

Bugün birçok insanın ailesiyle buraya gelmesine çok sevindim.

Böyle bir infaz yapmayalı epey uzun bir süre olmuştu.

Umarım bu 2 köylünün ölümleri uzun ve çok acılı olur.

Böylece keyfini çıkarabiliriz.

Çok korkuyorum kardeşim.

Gözlerini kapat. Yakında her şey bitecek.

- Cellatlar fıçıları yuvarlayın! - Hayır! Per!

Espen!

Per ve Pal suçsuzdur!

Asıl suçlu yanlarında duruyor!

Yalan söylüyor. Başka suçlu yok.

- Tutuklayın şu çocuğu! - Hayır!

Hayır!

Planın bu muydu? İtiraf edeceğini mi düşündün?

Evet.

Bence bu defalık davul çalmayı es geçelim.

Fıçıları yuvarlayalım!

Yuvarla! Yuvarla! Yuvarla!

Durun!

Derhal kardeşleri bırakmanızı emrediyorum!

Baba!

Majesteleri, çok sağlıklı görünüyorsunuz.

Ben sadece...

Birkaç şey...

Ah, ah, ah!

Sevgili halkım, çok teşekkür ederim.

- Bu sana. Doğum günün kutlu olsun. - Çok teşekkür ederim.

Çok gösterişli bir şey değil. Ama annemden bana yadigar kaldı.

- Bu çok güzel. - Öyle mi?

Evet. Teşekkürler.

Espenle nişanlanacağım.

Kararıma karşı çıkarsan tahttan feragat ederim.

Espen Askeladd!

Bir kez daha krallığımızın sana ne kadar ihtiyacı olduğunu kanıtladın.

Kristin seninle nişanlanmak istiyorsa bana da bu karara saygı duymak düşer.

- Değil mi? - Aynen öyle.

Bu sadece gençlik aşkı. Yakında geçer. Geçer mi?

- Sonsuza dek sürecektir. - Cato, sana mı sordum?

- Hayır. - Git başımdan.

- Yüzünü de kapat. - Tamam.

Yaşa! Çok yaşa prenses!

Yaşa! Çok yaşa prenses!

- Bak ne buldum. - O sadece çöp.

Bazı kriterler var. Yine de doğru yoldasın.

Ama benim işe yaramaz dediklerimi almamalısın.

- Seni geçeceğimden mi korkuyorsun? - Geçeceğinden yana hiç kuşkum yok.

- Ama bir şeyler bulmak benim olayım. - Ben de seni buldum.

ESPEN ALTIN KALE ARAYIŞINDA

ASBJORNSEN VE MOE HALK MASALINDAN DERLENMİŞTİR

Sence artık dışarı çıksak mı?

Burada gördüğümüz her şey artık bizim Mikkelsen!

Dünyanın en zengin insanlarıyız!

En zengin biziz...

Sonunda yemek bulduk!

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.