Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Bitti.
Ne?
Seni bırakıyorum.
Skandal'da daha önce…
David Rosen.
Neden Quinn Perkins'in ölü eski sevgilisi
Grant hükûmetinin en büyük bağışçılarından
birini öldüğü hafta 11 kez arasın ki?
Uyan ve bu örtbası gör, Abby.
Bu bir komplo. Kim bilir ne kadar yukarı gidiyor?
Sanırım David Rosen sorunumuz var.
Evet, var Livvie. Evet, var.
Burada olamam. Olmamalıyım. Beyaz Saray'dan çıktım.
Basın beni görebilir. Her şeyi riske atıyorum. Her şeyi!
Hepimiz her şeyi riske atıyoruz.
Beyaz Saray'da mı buluşsaydık?
O zaman daha az mı suç gibi gelirdi?
Gizli Servis kapıda bekliyor.
Lütfen bu odada "suç" diye bağırmayın.
Bu odada olmamız Hollis yüzünden.
Bir dakika, bir dakika.
Köprüden hep birlikte atladık. El ele tutuşarak.
Köprü ve el tutuşmadan sonra rayından çıktın diyor.
Serbest çalıştın, Hollis.
Bak onda çok haklısın. Kocaman bir pislik ve karmaşa.
Eğer bir başkası temizleyecekse.
Bütün gece beni sıkıştırabilirsiniz.
Siz nankörler için yaptıklarıma rağmen.
Ya da David Rosen, Cytron ve Doyle Enerji arasındaki
bağlantıyı bulursa diye.
Buradaki herkes, ömrünün geri kalanını
hapiste geçirmeye çok yakın.
Anlıyor musunuz? Hâlâ bir David Rosen sorunumuz var.
-Ne yapacağız? -Ne yapabiliriz?
Bir daha serbest çalışabilirim.
Bunu ben varken asla söyleme.
Beyaz Saray'a girdiğinden beri birinin
paçaları tutuşmuş.
Hollis, biraz saygılı ol. O, First Lady.
-Bunu benden iyi bilen yok. -Halledeceğim.
Ne?
Ne dedin, Livvie?
David Rosen sorunumuz. Halledeceğim.
ÜÇ GÜN SONRA
Seni görmek güzel. Nasılsın?
Demek benimle konuşmuyorsun.
Patronum tarafından çağrılıyorum.
Sırf kovulmak için. Bence bu kabalık.
Birini kovmak için ofisinize çağırmanız kabaca.
-Bilginiz olsun. -David…
Buraya, kovulmak için sürüklendiğimi anlayınca
annemin şu sözü aklıma geldi
"Güzel bir şey söyleyemiyorsan bir şey söyleme."
-David… -Masamı temizleyeyim mi
yoksa eşyalarımı çoktan kutuladınız mı?
David, kötü hissedeceksin ama seni kovmuyorum.
Tabii. Durun. Kovmuyor musunuz?
Riske girdim ve biraz torpil kullandım
ve yetkililere David Rosen'ın harika bir savcı yardımcısı olduğunu söyledim.
En iyisi, ona ihtiyacım var dedim.
İşe dönüp yeni br başlangıç yapmaya olduğunu,
geçmiş ya da Olivia Pope takıntısının bittiğini de söyledim.
Yanılıyor muyum?
Bu güzel bir grup.
Evet.
Birçok gruba katılıyorum. AA, NA, DA, GA.
Bir de Öz-Yardım-A vardı. Ona da gittim.
Ama en iyisi bu. Buradaki insanları seviyorum.
Bazılarıyla daha çok vakit geçirmek isterdim.
Buluşmalar haricinde.
Çünkü bu gruptakileri seviyorum. Bazılarını…
Çok.
-Becky, ister misin… -Çıkmayı mı?
Evet.
Bu benim numaram.
Yarın akşam boşum.
Edison, ne dedim ben? Yarın akşam olmaz.
Çünkü seninle çıkmak istemiyorum.
Hayır, istemiyorum. Gerçekten.
Tamam, sonra ararsın.
Ne yapıyor o?
-Arayacak. -Nereden biliyorsun?
Çünkü Edison Davis bu işte ciddidir.
Evet. Sonra oldu. Ne hoş.
Hayır, bu akşam da olmaz çünkü çalışıyorum
ve seninle çıkmak istemiyorum. Güle güle. Hoşça kal.
Tamam. Bu odadan çıktığımızda ne görürsek görelim kimse
surat yapmayacak, gülmeyecek
espri yapmayacak.
-Senden bahsediyor. -Kapa çeneni.
Çamurlu ayak izlerini görüyor musunuz?
Koca, buraya gelmiş ve durmuş.
Şu adamı gördünüz mü? Tecavüzcü komşumuz.
-Kocası adamı eşinin üzerinde görüyor. -Yerdeler miymiş?
Tezgâhta. Sıçrayan kandan anlaşılıyor.
İki güzel atış.
Perikardiyumdan doğruca kalbe.
-Bir, iki. Hemen ölmüş. -Şimdi olisi mi arayacağız?
Ön bahçede anında binlerce haber aracı olmasını istemiyorsak hayır.
Liv, ne yapmak istersin?
Olanları anlatmaya hazır mısınız, Valim?
İçeri girer girmez gördüğüm…
Adam onun üzerindeydi.
Joan beni görüp yardım için bağırmaya başladı. "Lütfen dur" diyordu.
Ben de… Silahımı çıkarıp onu vurdum. Karıma tecavüz eden adamı vurdum.
Bizim müteahhidimizdi.
İki yıldan uzun süre mütehhidimizdi.
Bu evi baştan sona o yaptı.
Birini işe alıp evinize sokunca
güvenilir sanıyorsunuz. Hiç ummuyorsunuz ki…
Lanet olası müteahhit!
Silahı nereden buldunuz?
Arka dolapta birkaç av tüfeğim ve tabancam var.
Seçimden hatırlıyorsunuzdur.
Silah yanlısı Demokrat.
Abby, Bayan Reston'ı yukarı götürür müsün? Biraz dinlense iyi olur.
Saçı ıslak. Duş almış.
Yani?
Duş, tecavüz muayenesini imkansız kılar. Elimizde hiçbir şey yok.
Telefonda açık konuşmuştum.
Bir saat önce tecavüze uğradı.
Duş alıp kurtulacağını söylemese miydim?
İçkiden söz etmiyorum bile. Bardak ıslak. İçiyormuşsunuz.
Yine söyleyeyim, karıma tecavüz edildi. Tecavüzcüyü vurdum.
Bence bunun üstüne içilir.
Vali, kötü bir zaman bu, biliyorum.
Hakkımda ne düşündüğünüzü anlıyorum.
Ama birlikte çalışacaksak yardımınız gerek.
Kurallarımı izleyin.
Size bağlı. Ne tehlikede biliyorsunuz. Yapabileceklerimi gördünüz.
Sen en iyisisin.
Bilmem mi?
Jane Powell'ı ara. Ev ya da cepten.
David Rosen'ın yerine o geldi.
Onunla hiç sahaya inmedim.
Bakalım nasıl iştirak edecek?
Huck, mutfaktaki izleri yok et.
Geleli birkaç dakika oldu.
"Yapabileceklerimi gördünüz" ne demekti?
Vali, Başkan Fitzgerald'ın 10 puan önündeydi.
-Seçimden altı hafta önce. -Hatırlıyorum.
Sence o puanları ondan kim aldı?
-Bayan Reston uyuyor mu? -Yatıştırıcı alıp uzandı.
-Quinn, bırakmış… -Bir tane verip gerisini aldım.
-Aferin. -Bayan Pope?
Jane Powell, Savcı Yardımcısı.
Vali ve eşiyle çalışıyormuşsunuz.
Onları sorgulamalıyım.
Bayan Reston uyuyor, Vali de hâlâ şokta.
Üzücü, anlıyorum. Bugün içerisinde peki?
Öğlen ofisimde.
Saat birde diyelim. Mümkün olduğunca dinlensinler.
O, Maryland Valisi. İhtiyatlı olmam söylendi.
-Kolay oldu. -Güçlü insanlar
kapalı kapılar ardında nelerden kaçıyor bilsen şaşardın.
Bir ifade oluşturmalıyız.
-O neden burada? -Ona ihtiyacımız var, Alison.
Aslında, yok.
Seçim zamanındaki o kirli oyunlardan sonra
-ona güvenemeyiz. -Memnuniyetle giderim.
Bekle. Alison, sen sözcüsün, avukat değil.
Bize avukat gerek. Olivia, ne diyordun?
Yazılı beyan, kısa, basit.
"Maryland halkına destekleri için müteşekkiriz.
Aile trajedisinde mahremiyetimize saygı duymalarını istiyoruz."
-Bu trajedi bir fırsat. -Alison…
Vali'nin yaptığı kahramancaydı. Bu…
"Maryland halkına destekleri için müteşekkiriz.
Bu trajedide mahremiyetimize saygı duymalarını istiyoruz."
Basit, standart metin. Süsleme yok. Hikâye yok.
Bunun önüne geçmene gerek yok.
Önümüzdeki 24 saat nasıl gidiyor görelim, sonra
gündemi belirleriz. Tamam mı?
-Avukat olan sensin. -Evet, benim.
O an Bayan Reston'ın yardım çığlığını duydunuz
dolaptan silahı alıp adamı vurdunuz.
Evet, iki kez.
Bayan Reston, müteahhit salondan girip
sizi tezgâhta sıkıştırdı, doğru mu?
Bu…
Bu doğru.
Sanırım gerekeni aldım. Rahatsızlık için üzgünüm.
Her şeyin üstüne bir de bu. Zor olduğunu biliyorum.
Başka sorunuz olursa ulaşabilirsiniz.
Başka ne biliyoruz?
Aramalar, bolca.
Valiyle müteahhit arasında uzun konuşmalar.
Müteahhidin sekreteri hararetliydi diyor.
Tehlike. Silahı bir hafta önce almış.
Emin misin? İfadesinde 15 yıldır elimde demiş.
Nadir bir silah. Mateba Model 6. Özel yapım ahşap kulp.
İşçilikten Blacksburg'de bir satıcıya ulaştım.
Geçen hafta kargolanmış iki gün önce ulaşmış.
-Ah, hiç uygun değil. -Sarhoştu.
Vali işten çıkıp eve gitmemiş.
The Barrel barına uğramış.
İkinci ikaz.
Belki uğradığını unutmuştur. Travmadan sonra…
Cesaret için içmeliydi.
Peki, işler karışıyor.
…Maryland'e desteği için teşekkürler.
Vali, ayrıca Anayasal hakları için de teşekkür ediyor.
KARISINI KORUYAN RESTON KAHRAMAN İLAN EDİLDİ
Silah taşıyabilme hakkına.
Ailesini koruma ve tecavüzcüyü durdurma hakkı.
Hem de adam, karısına daha fazla şiddet uygulamadan.
Bu kahramanlık değilse nedir bilmiyorum.
O az önce…
Söylediğimin tersini mi yaptı?
Evet, öyle.
BUGÜN ERKEN SAATLERDE
Bu kahramanlık…
Beni baş tacı etti. Ne olmuş? Bunun için para ödüyorum.
Basın, maktulle olan öfkeli telefon görüşmelerini,
sarhoş olduğunu öğrenirse
-hem de öldürülmeden… -Dur bir dakika.
Onu vurduğun silahı alalı bir hafta bile olmamış.
Dört yıldır takip ettiğim koleksiyoncudan.
E-postaları gösterebilirim.
O öfkeli telefonlar…
O lanet müteahhidin benden para sızdırmayı kesmesi içindi.
Banyo fayansını döşemesi iki ay sürdü.
Sence bu bir cinayet sebebi…
İnsanları düşündürmeye yeter.
Baştaki taçlar düşer, Vali,
Orada piñata gibi sallanmanı istemiyorum.
Bir şey mi diyeceksin?
Çok ironik, hepsi bu.
Politik fırsatçılık hakkında bana ders veriyorsun.
Neden bu kadar çok silahım var biliyor musun?
-Valim… -Vali falan yok!
Suçlulara hoşgörülü diye saldırı kampanyası başlattın.
Doğru olmadığını çok iyi biliyordun.
Hikâyeyi sen çıkardın. Ne oldu, yapıştı kaldı.
Bana Güney'e mal oldu. Suçlu bulmam gerekirse
bana seçime mal olduğunu söyleyebilirim.
Bu işten kurtulmak istiyor musunuz, Vali? Kariyerinizin kurtulmasını?
-Tabii ki istiyorum. -O hâlde işimi yapayım.
Derhal Başkan'la konuşmam lazım, öğleden önce.
Aradığında Doğu Sudan'ı konuşacağımız ekip ofiste bekliyor.
-Başkan Japonya'da. -G8 konferansında, evet.
Hayır, Japonya'da.
G8 konferansında, biliyorum.
Çünkü Beyaz Saray Özel Kalemiyim…
Hayır, yani Japonya bizden 13 saat ileri.
…Başkan'la ilgili şeyler söylerler.
Önümüzdeki yedi saat uyuyor olacak diyorum.
Çünkü Japonya'da gece yarısını geçiyor.
-O Japonya'da. -O Japonya'da.
Daha önce söyleseydin ya.
Dinlemiyor, sözümü kesiyorsun. Cümlelerimi bitiremi…
Mary. Eşim James neden Basın Sözcüsü ofisinde?
-O bir gazeteci. -Evet ama neden burada?
O bir gazeteci.
O bir gazeteci diyorum.
Selam, tatlım.
Basın Sözcüsü ofisinde ne arıyorsun?
Ben bir gazeteciyim.
Neler oluyor?
Eski patronumu aradım, işimi geri verdi.
Çünkü beni ve mutluluğumu önemsiyor.
Neden bebek evlat edinemeyiz söyledim.
Biliyorum, bu yüzden işe döndüm.
Beyaz Saray'da çalışmanın
sorun yaratabileceğini evlenirken tartışmıştık.
Bebeksiz bir ben de sorun yaratırdı.
-Ama ilginçtir.. -İlgiçtir deme.
İlginç yanı, artık Beyaz Saray'da en güçlü
ulusal haber organının başmuhabiriyim.
Çocuğum yok. Vaktim çok. Yani kendimi bu işe tamamen verebilirim.
Hey, tahmin et ne oldu? İşimi geri teklif ettiler.
Bu harika.
Kabul etsem mi bilmiyorum.
Dur. Ne? Neden?
Haftalardır aradığım eski Cytron çalışanı aradı.
Saat 15.30'da Griddle Café'de buluşuyoruz.
Ne? Benim için sevinsene.
Bu adam Hollis Doyle'u patlamaya bağlayabilir.
Kayıp halkam, ikinci atışım, somut delilim olabilir.
Sonra ne olacak peki?
Çok parlak, çok çalıştığın hukuk kariyerini
bir kenara mı atacaksın?
Profesyonel komplo teorisyeni olmak için mi?
Çölde kongre mi yapacaksın?
Hayat boyu "Quinn Perkins Kim?" tişörtü mü satacaksın?
Hayatımın geri kalanı niye umurunda?
Değil. Sadece söylüyorum.
Kahve alıyordum.
Evet, yoldayım.
Görüşürüz.
Vali'nin ekibinin basın konferansı erkendi.
Ama medya onu kahraman gibi görüyor, bunu korumalıyız.
Adam bir tecavüzcüyü vurdu. Başka ne olacaktı?
Yeni tabancasını canlı hedefte deneyen öfkeli sarhoş.
Hikâye anlatmanın yolu çok.
Kendi yöntemimiz olmalı.
Kahraman ve maktulümüz var.
İşi bitirip basına kötü adamı vermeliyiz.
Müteahhidi.
Güzel, eski moda bir pisliği kazıyoruz, millet.
Ne kadar çok o kadar iyi.
Quinn, Bill Meyer'ın sabıkasına bak.
Şiddet geçmişi arıyoruz.
Harrison, Abby, müteahhidin ekibiyle konuşun.
Belki patronlarını sevmiyorlar.
Hızlı olun, millet. Bu işi kapatalım.
Medyaya güzel bir hikâye verelim
-ve bizim için çalışsınlar. -Tamamdır.
-Ne var? -Hiç. Bastır, ekip.
-İçerisi mi dışarısı mı? -İçerisi.
Tabii, mantıklı, daha gizli.
Yeni sevgilinle konuşmaya kaçman gibi.
-Benim sev… Harrison! -Yatıyorsunuz.
Hey. Bu iyi bir şey.
Bay Meyer'ı iki kez hırsızlıktan tutukladığınız yazıyor.
Bu iyi.
Yani, bu kötü. Demek biz cezalandırıldık
çünkü mal ve hizmetler için daha çok ödememiz gerek.
Şiddete meyilli bir hırsız mıydı?
O taş yığını ve rustik kaplamayla ne yapacaksın?
Önce Saginaw Nehir Taşı ile yatağı yapacağım.
Sonra biraz kilit ve kemer taşı.
İnternetten mi?
Her kelimesini.
Çok kişiyle mi tartıştı?
Bu nasıl bir soru?
İnsanlarla çok tartışır mısın?
Tartışmak üzereyim.
Bak, patronum öldü. İşimi yeni kaybettim.
Bir işe yara, Kızıl. Şunları ver.
Sağ ol.
Sebepsizce çalıyormuş. Silgi, ampul gibi şeyler.
Seri hırsızdı.
Çok değil, biliyorum ama araştırıyorum.
-Yığına ekleyecek pislik mi var? -Pislik değil, saç.
Bay Uzunsaçlı evin her yerinde tecavüz etmediyse
sevişiyorlarmış, Liv.
Duşta, jakuzide, çamaşırlıkta.
Yatağı bile kullanmışlar.
Büyük bir tadilat, Abby. İşi gereği her yerde olur.
Duvarcı Lonnie'ye göre patronu uzun zamandır
sınırları zorlayıp müşterilerinin eşlerini memnun ediyormuş.
Onlarla orada burada sevişiyormuş.
-Yasak ilişki yaşıyordun. -Ne?
Kocan sizi basınca panikleyip tecavüz dedin.
Sonra Bill Meyer'ı vurup öldürmesini izledin.
İlişkin var, Joan ve böyle saklamaya çalıştın.
Yalansa yalan de.
Tatlım?
Joan?
Sana saldırdı diye yalan mı söyledin?
O an panikledim.
Yalan söyledin. Tecavüz dedin.
Çok üzgünüm.
Ne için? İlişki mi, yakalanma mı, yoksa beni katil yaptığın için mi?
Daha spesifik olmalısın.
O adamı ben vurdum!
Eşinizin ilişkisini biliyor muydunuz?
Öyle gözüküyor muyum?
Bilmem gerek, aklınızda
o gece eve gidip
onları basıp eşinizin aşığını vurmak var mıydı?
Hayır, Bayan Pope. Güvendiğim ve sevdiğim karımın
müteahhitle yattığını bilmiyordum.
Beni kuruşuma kadar soyan adamla.
Hep merak etmiştim
neden misafir evi, hangar ve ibadethaneye ihtiyacımız var diye.
Ev bitince sevgilin gitsin istemedin, değil mi?
Benim paramla ne kadar eğlendiniz kim bilir?
Üzgünüm, özür dilerim.
The Griddle Cafe
Döndüğün için sağ ol.
Sana bir şey söylemeden önce
eğer Doyle Enerji batarsa ya da battıkları zaman
dokunulmazlığımı garantiye almalıyım.
Böyle bir şeyin suçunu üstlenemem.
Bu değişir. Ne biliyorsun?
Güvenlik duvarını, ihlali, patlamayı, her şeyi.
Yani o patlamanın arkasında Hollis Doyle'un şirketi vardı.
Yedi kişi öldü.
Hayır. O patlama şirketin başına gelen
en kötü şeydi.
Ne?
Ciddisin sanmıştım, dostum.
Hollis Doyle, güvenlik duvarında devasa bir güvenlik ihlali olduğunu buldu.
Her isteyen girebilirdi.
16 yaşında bebek hackerlar, herkes.
Cytron'ı düzeltmesi için işe aldı.
Ama işin yarısında Cytron havaya uçtu.
Doyle da dedi ki, "Zararın neresinden dönsek kârdır,
yarı yarıya düzeltildi
şirketinin kalanına burada oturup
hacklenmeyi beklediğimizi söylemeyelim."
-Yani onlar… -Kolay hedefler, dostum.
Böyle bir konuda susmayacağımı biliyorlardı
ve beni kovdular.
Düşündüm ki… Neyse, ne düşündüğüm önemli değil.
Anlaşmamız hâlâ geçerli, değil mi?
Bana böyle gizlice yaklaşma demiştim.
-Çok korkunç, dostum. -Üzgünüm.
Kadınları nereye götürürsün?
Yeniden hortum olmayacaksa
-losyon sürdüğüm yeri mi… -Randevuda.
-Randevun var! -Evet.
-Senin? -Evet.
Bak, onu sevdiğin bir şey yapmaya götür.
Benim sevdiklerimi beğenmez.
O zaman La Table D'Or'a götür.
Güzel restoranları severler. Evrensel gerçek.
Rezervasyon gerekli mi? Yarına. Rezervasyon için geç.
Dostum, NSA sistemine girdin.
Kendine rezervasyon ayarlayamaz mısın?
Doğru dedin.
Başkan'ın bu hafta
G8 Zirvesi'nde Japonya ve Güney Kore'yle yaptığı
görüşmede, süregelen ticaret anlaşmalarında ilaveten
bölgedeki güvenlikle ilgili de ilerleme sağlandı.
Evet.
Siz.
Vali Reston'ın evindeki
adam vurma olayını duydu mu?
Bilmiyorum. Bu soruyu almalıyım.
-Carol? -Cyrus…
Affedersin, Carol.
Takiben bir soru. Başkan ne sıklıkla…
Üzgünüm, burada takiben sorular yok.
Ama ilk sorumu yanıtlamadınız. Teknik olarak takip sayılmaz.
Muhabir olduğunuz günlerden beri kurallar değişti.
Ama size hemen anlatayım.
Her muhabire bir soru, takip yok.
-Carol? -Teşekkürler.
Pardon, ben soru soramadım
çünkü siz aldınız, her ne demekse.
İki soru ya da takip sorusu istemiyorum.
Bir soru istiyorum çünkü kural böyle, değil mi?
Bir soru sordunuz, soruyu aldım.
Yani sorunuz üstünde çalışıp
zamanı gelince cevap vereceğim.
-Tatmin oldunuz mu? -Değişir.
Peki bu zaman ne kadar uzun?
Bu da başka bir soru. Carol?
Teşekkürler, Cyrus.
Güney Kore ve Japonya'yla üçlü görüşmeye dönüyorum.
Başkan'ın süregelen ticaret anlaşmalarında ilerleme…
Eşinizi dinlensin diye eve gönderdim.
Size de aynını öneririm.
Ev mi?
Bir daha oraya gider miyim sence? Sevgilisinin yaptığı eve?
Hayır. Sanırım artık hep vali konağında kalacağım.
Garip. Anlardım, bir şeyler sezerdim sanırsın.
Söylemek hoşuma gitmiyor ama hukuki açıdan
iyi ki bilmiyormuşsun.
Neyle karşı karşıyayız?
Haberi kendimiz verip doğruyu söyleriz.
Tecavüz olmasa da
sizin öyle sandığınızın ve aynı korumayı hak ettiğinizi söyleriz.
Peki ya karım?
Karınız hapse girebilir.
Tecavüz diyerek masum bir adamı öldürmenize sebep oldu.
Ya haberi duyurmazsak?
Polis bunun yasak aşk olduğunu bilmiyor, biz biliyoruz.
Ancak büyük bir ama var.
Polis, tecavüz olmadığını öğrenirse
bu bilginin üzerinde olduklarına dair bir koku alırlarsa
size ve eşinize
hoşgörü gösterme ihtimalleri sıfıra yakın.
Dijital ayak izi varsa
polisin bulabileceği her şey ilişkiyi kanıtlar.
Ya yoksa?
Beni kahraman sanıyorlar, Liv.
Neden hayal kırıklığı yaşatayım?
Verna. Ne zaman oldu?
Nasılız bakalım?
Bana hastane önlüğü giydirdiler.
Nasıl yıkandı umurumda değil.
Önceden giyilmiş şeyler onlar.
Yani, bir düşünsene,
kanlı bir hasta önlüğünü yıkıyor
leke gözükmüyor diye temiz diyerek
bize giydiriyorlar.
Ebola kapmış olabilirim. Kansere ek olarak.
İyi misin peki?
Biraz ağrım vardı.
Omurgama iğme yaptılar.
Ama iyiyim.
-Sen nasılsın? -İstediğimi yaptın mı?
Bazı insanları devreye soktum, birkaç iyilik istedim
ama Wexler, David'e işini geri sundu.
David'e işini geri vermek ise…
Bunu halledebilirim. Bir adamım var.
İyi.
Belki işe dönünce bir umut bunun peşini bırakır.
Bir umut.
Evet.
Hollis, umut ve hayalleri
Noel sabahı Noel Baba'ymış gibi dağıttı.
Yüksek Mahkeme'de yerim var.
Cyrus ülkeyi yönetiyor.
Mellie, Mellie olmak zorunda.
Ya sen? Senin neyin var, emin değilim.
Ama işte buradayız.
Lanet olsun.
Ayakkabımı giymeye eğilemiyorum bile.
Böyle şeyler,
yaptığımız şey,
hiç gerçekten yok olmaz, değil mi?
Bu yalnızca büyük, kanlı bir hasta önlüğü.
Her şeyin düzeltilebileceğini düşünmeyi yeğlerim.
O zaman aptalsın.
Jane Powell yakında gelir.
Senin ve kocanın ifadesi için imza alacak.
O gelmeden yine de
sormak istedim, bilmem gereken bir şey var mı?
Sakladığınız bir şey. E-posta, ses kaydı, kartpostal.
İlişkinizi kanıtlayacak ya da ima edecek bir şey?
Bildiğim kadarıyla yok.
Kocam ilişkiden konuşmamaya çalışıyor o hâlde.
Bence seçenekleri açık tutmaya çalışıyor.
Özellikle de hapse girmenizi önlemeyi.
Bir şey hatırlarsanız söyler misiniz?
Tabii.
O farklı biri, biliyorsun.
Seçim zamanındaki adamdan farklı.
O adam umutluydu, şefkatliydi.
Hayalleri vardı. Yalnızca ailemiz değil, tüm ülkedeki aileler için.
Sonra kasım ayında bir salı gecesi hepsi gitti.
Ertesi sabah The Sun'ın manşeti, manşet değildi.
Bir sayıydı.
4359.
Başkanlığı bu kadar oyla kaybettik.
Ohio'nun bir ilçesi, hayatımızı değiştirdi.
4359.
Bunu söylemediği tek bir gün yok.
Artık hayatımız bu.
Her gün 4359.
Kocamı özlüyorum, Olivia.
Onu geri getirmek için yapabileceğim bir şey olsaydı
saniyesinde yapardım.
Ama bu 4359 oy demek
ve buna sahip değilim.
Şimdilik ülke dışında olabilir ama bir ay sonra
doğuma kadar çıkmasını yasaklayacağım.
Bir helikopter uzaklığında olmalı. Benden duymuş olmayın.
Doğu Sudan'da artan karmaşa
hakkında yorumunuzla değişebilirim.
James.
Denemeliydim, değil mi?
Cyrus, James'in tekrar başladığını neden söylemedin?
Bir dakika konuşabilir miyiz?
Tabii.
James, o yemeği konakta yiyelim. Dördümüz.
Sana bebek odasını gösteririm.
İple çekiyorum.
Çok çekici biri.
Fitz yokken gazetecilerle konuşmanı istemiyorum.
-O senin eşin. -Gazeteci.
Buradayken o bir gazeteci, biliyorsun.
Nereden mi biliyorum?
Çünkü sen korkunç bir politik hayvansın.
Seni ileri götürecekse kendi ayağını bile yersin.
Saygı duyuyorum.
Ama Başkan, Tokyo'da G8 Zirvesi'nde.
Başkan yurt dışındayken kural ne?
Bütün yollar…
-Bütün yollar Fitz'e çıkar. -Yollar Fitz'e çıkar!
Yani her şey onunla ilgili olmalı, seninle değil.
Bir tek habere konu olmayacaksın. Hiç.
Doğu Kanadı'nda geri dönüşüm başlatma.
Yoksulluk, eğitim, hatta yavru köpeklerden bile bahsetme.
Suyun gelirse pantolonunu değiştirip bacaklarını kapat.
Çünkü hakkında herhangi bir haber
dikkati, özgür dünya liderinden
ve büyük G8 konferansından çeker.
İnsanlar G8 konferansına ilgi göstermezse
Başkan'ın bütün seyahati
büyük bir vergi israfı gibi görünür.
Yani muhabirlerden uzak durup
takımın iyiliği için kenarda oturalım. Tamam mı?
Hollis rezil biri.
Yanlış olduğunu bile bile o toplantıya katıldım.
Benden çıkaracağın tüm takım bu.
Masada bir yer istedin. Masa işte bu.
Masalar ve takımlar. Çok fazla metafor.
Anlamı bizim, biz derken hepimizin risk altında olduğu.
Ama dediğin gibi, ben korkunç bir politik hayvanım. Yani açık olayım.
O toplantılara bir daha asla katılmam.
Konusu açılırsa reddedeceğim.
Ve biri bana Defiance'ı sorarsa…
Öncelikle, katılman gereken toplantılara katılacaksın.
Seçenek yok. Ne benim, ne senin, ne de kimse için.
İkincisi, ortaya çıkarsa reddedecek vaktin olmayacak.
Çünkü çoktan yere çakılıyor olacağız.
Üçüncüsü, bir hayvan olabilirsin ama ben bir canavarım.
Ve hayal edebileceğinden çok daha korkuncum.
First Lady olarak pozisyonuna saygı duymakla birlikte
işlerin yolunda gitmesi için ne gerekliyse yapacağımı temin ederim.
Yani, Mellie,
bir daha benim yanımda asla Defiance'tan bahsetme.
Bürom sizin ofisi arasın da
dördümüz için konağınızda şu yemeği ayarlayalım.
Eğlenceli geliyor.
"Chris. Harekete geçmelisin.
Vali'nin karısıyla Makassar abanozundan zeminde
sevişmediysen hiç yaşamadın."
Daha fazla detaya inenleri de var.
Restonları getirin.
Onları buna hazırlamalıyız.
İlgileniyorum.
Bayan Perkins. Nasılsınız?
İyi. Yaşıyorum işte.
David, izinlisin sanmıştım.
Hayır, döndüm. Yaşasın ben.
İlk limanım sizsiniz. Şans eseri ya da değil.
Bayan Whelan.
Powell'ın çalıştığı tecavüz davası…
Artık benim ilgilendiğim bir cinayet araştırması.
Bay Meyer'ın dostlarından birinden imzalı bir beyan.
Sözde tecavüzcünün Bayan Reston'la
aslında ilişkisi olduğuna şahit.
Ve birkaç ay olmuş.
Okuduğunuz e-postaya bakılırsa sanıyorum
bunu zaten biliyordunuz. Neredeler?
Savcı yardımcısı burada. İlişkiyi biliyor.
Size dava açmak istiyor, Valim.
Ne için? Karımı savunduğumdan mı?
-Cinayet. -Şimdi ne yapacağız?
Maalesef sizi tutuklamak zorunda.
Ama fail yürüyüşü olmayacak.
Sizi arkadan çıkarır,
önde o masum deriz.
Zor olacak ama atlatmanızı sağlarım.
-Hayır. -Joan…
Hayır! Olanları anlatırım.
Olan, karıma tecavüz ettiğini düşündüğüm adamı vurmamdı.
Sana asla inanmazlar.
İlişkiyi bilip bilerek öldürdüğünü düşünürler.
Ama tecavüz yalanımı söylersem…
Hapse girmene izin veremem.
Daha fazla acı çekmeni izlemeye dayanamam.
O seçimden beri her gün acı içinde yaşamanı izledim.
Elimden hiçbir şey gelmiyordu ve vazgeçtim.
Senden, bizden.
Sana mutlu olmadığımı söyleyecek kadar güçlü değildim.
O odaya girdiğinde korktum ve bir adam öldü.
Olan buydu.
Sana o oyları geri alamam.
Ama bu… Bunu düzeltebilirim.
Harrison süreç boyu orada olacak, Bayan Reston.
Sonra hâkim önüne çıkacaksınız. Orada anlaşma resmileşecek, tamam mı?
Bunu yapmana gerek yok.
Var.
Hazır mısınız, Bayan Reston?
İki adamın hayatı, affedersiniz, kötü bir kadın tarafından mahvoldu.
Korkunç. Günümüz Leydi Macbeth'i. Hiç böyle bir şey yapacağımı…
Burada ne işin var?
Yakınlarda yemeğe gelmiştim. Uğrayayım dedim.
…talihsiz bir trajedi. Bayan Reston da…
RESTON'IN EŞİNDEN YALAN TECAVÜZ İDDİASI
Olivia Pope için bir zafer daha. Kutlamalıyız.
Yapamam.
Uğramayı kesebilirim. Aramayı, sormayı.
Ama bana kesmemi hiç söylemiyorsun.
-Edison. -Evet?
Kesmeni istemiyorum.
Sormaya devam et istiyorum.
Ama evet demeye hazır değilim.
Hazır olunca söyler misin?
Söylerim.
Söz veriyorum.
Söylüyorum, hiç belli değildi.
Cidden mi? Çünkü sanki
alnımda "Abby Whelan'la ilişkim var" yazılı gibi hissettim.
İşini geri aldığına göre
dün Griddle'daki buluşman…
Tam bir çıkmaz. Bir şey yok diyemem ancak
sandığım değildi.
Bunu bırakmak işimi almam için tek yolsa
-belki bırakmaya değer. -Abby!
Sonra ararım.
-Lütfen yapma. -Bir kadın görüşü lazım.
Ne var?
Huck'ın randevusu var.
-Gerçekten mi? Harika. -Ne harika?
-Lütfen… -Huck'ın randevusu var.
Randevun mu var? İnanılmaz. Onu alacaksın, değil mi?
Ya bu kravat?
Olmaz, bakalım.
Şaraptan anlıyorsan
ona özel bir şey sipariş edebilirsin.
-Numarası bu mu? -Belki.
Etkileyici. Lütfen bir tek orada yazılı deme.
Numarayı söyle.
202-555-0186.
Şarap, randevunun anahtarı.
Bir erkek kız için söylerse seksidir.
Peki ya bu?
The Griddle 15.30
Cytron'ın eski çalışanı aradı.
15.30'da Griddle Café'de buluşuyoruz.
Douglas Fairbanks gibi.
Bu güzel olacak. Ne düşünüyorsun, Abby?
Evet, güzel.
Gerçekten işe dönmek istiyor musun?
Kitap yazmak, ders vermek falan istemez misin?
-Cy… -Ben gelenekçi bir adamım.
evde kalmak istiyorsan eve ekmek getiren de…
İşe dönmek istiyorum.
Basın kartını iptal edebilirim.
Ben de harika bir haber yazabilirim.
James, tatlım, bu seni düşman yapıyor.
Bütün gün düşman olup
akşam her şeyi unutmamız gerekecek.
Anlıyor musun? İstediğin bu mu?
Muhabirler düşman mı?
-Öyle demedim. -Dedin.
Çok kirli çamaşırlar saklıyor olmalısın.
Bulmaya sabırsızlanıyorum.
-James. -Cyrus.
Bebek olsa işi bırakır mısın?
-Bebek ver de gör. -Hayır.
İşimde çok iyiyim, Cy. En az senin kadar.
Benimle
çocuk istiyorsan harika.
Ama mecazen beni hamile bırakıp
ayak bağı olmamam için istiyorsan
hiç kızgın hâlimi görmedin.
Dışarı çıkıyorum. Bekleme.
Çalışacağım. Asıl sen bekleme.
Komik. Gülünç. Lanet olsun.
Sana bu ceketi giydireceklerse
en azından tiftik fırçası kullansalardı.
Şarap menüsünü inceleyebildiniz mi, monsieur?
Zencefilli gazoz alayım.
Hanımefendiye de bir bardak zencefilli gazoz.
Çok güzel, monsieur.
Bouillabaisse de nedir?
Bu sefer senaryoya sadık kalın, Vali.
Eşinizi sorunca pişmanlığından bahsedin.
Onu karalamanızı isterler.
Ama halktan onu affetmesini istemeniz daha iyi.
-Vali, sizi bekliyorlar. -Geliyorum.
Teşekkür yetmez, Olivia.
Son iki yılımı Beyaz Saray'da ben değil, kadınların idolü
o adam var diye seni suçlayarak geçirdim.
Aldatılmayı başarısız hissetmeye yeğliyorum sanırım.
Vali?
Diğer tarafta görüşürüz.
Evet, Harrison. Bu sefer özel haber olmayacak de.
Ya da numarasını ver ben görüşeyim.
Bekle bir dakika. Kâğıt alayım.
Liv, orada mısın?
Liv? Liv?
Bugün parmak sallamaktansa
onu affetmenizi istiyorum.
Eşim Joan'u acele verilmiş, kötü kararı için affedin.
Bence iyi gitti.
Evet. Özellikle bunları düşünürsek.
4359 oy.
Beni bununla yendin.
4359 beni mağlup etti.
Hayatı bir hiç olan bir mağlup.
İki gece önce, o hayatı bitirecektim.
Kendimi vuracaktım.
Ama önce Bill'i.
Karım görsün diye.
Sonra onu, sonra kendimi.
Ama tecavüz dedi.
Tecavüz dedi.
Tecavüz. Ne müthiş bir kelime.
Tecavüz.
Kadınları desteklerim ama diyeceğim şu,
o tecavüz deyince "İkinci bir şansın var" dedim.
"İkinci bir şans."
Kamuoyu güvenim tavan yaptı.
Herhangi bir şeye aday olabilirim.
O 4359 oyun da hiçbir manası yok.
Düşünmeden edemiyorum.
Karımın beni aldatması ne harika bir hediye oldu.
Cinayeti itiraf ediyorsun.
Avukat-müvekkil gizliliğimiz var.
Hâlâ hayatını zorlaştırabilirim.
Benim gibi üst düzey biri hapse girerse
burada senato memuru kadar nüfuzun olur.
Tanrım, bu harika hissettiriyor.
Ne?
Kazanmak.
Kocama sinirliyim. İçki ve yemeğe ihtiyacım var.
Patlamış mısır var ama şanslısın
daha yeni bir Bordeaux açtım. Gözlerin yaşaracak.
-Nasılsın? -İyi. İyi.
Liv,
Hollis'le o toplantı…
Onu konuşmayalım. İç.
Neden iyi olanı açtın?
Vali Reston.
Bill Meyer'ın eşinin sevgilisi olduğunu biliyordu.
Kadın tecavüz dedi, hayatı kurtuldu. Ama müteahhit?
Kesinlikle, tamamen, kasti cinayet.
Ama müvekkilim.
Şununla yüzleşelim,
ona bir borcumuz var.
Birden çok borcumuz var.
G8 görüşmeleri yerine manşet olabileceğinden
bahsetmiyorum bile.
Bütün yollar Fitz'e çıkar.
Bütün yollar Fitz'e çıkar.
Buraya gelmeyeli çok oldu. Seni özlemişim.
Ben de seni özledim.
Neden eşine kızgınsın?
Beni cezalandırmak için Beyaz Saray basınında çalışıyor.
Ne olmuş? İş ve özel hayatınızı ayırın.
Öyle mi? Bu senin için nasıl gidiyor?
İyi.
Yine Edison Davis'leymişsin diye duydum.
O istiyor. Düşünme aşamasındayım.
Seni tutan ne?
Bütün yollar Fitz'e çıkar.
Bütün yollar Fitz'e çıkar.
Kötü adamların cezasız kalmasını sevmiyorum.
O zaman Washington'a gelmemeliydin.
Pazarları makarna, pazartesileri sandviç.
Ama bu gece en sevdiğim. Pizza yiyip oyun oynuyorlar.
En iyi yanı bu, oyun gecesi.
Bu Carol, 34 yaşında. Gerçek sarışın değil ama idare eder.
Ortaokulda Matematik öğretmeni.
O da Billy, spor ürünleri satıyor.
Bu gerçek bir şey, spor ürünleri.
Bu küçük kızlara gelince. Lucy, sekiz yaşında
ve Sarah Beth, 10 yaşında.
Sarah Beth cuma günleri aşağıda oturan Janie ve hemen şurada oturan
Katie'de yatıya kalıyor.
Pazar günleri büyükanne, büyükbabaları geliyor.
Peki ya sen?
Nelerden hoşlanırsın?
Çözümün bu demek.
Verna, Rosen'ın patronuna işini vermesini söyleyecek.
Tabii aptalca komplo teorilerinden vazgeçmek şartıyla.
Doyle Enerji ve Cytron arasında bir bağlantı aramaya kalkarsa…
-Ona bağlantıyı veririz. -Yanlış bağlantı.
Şahsen, bu insancıl fare kapanlarını etkisiz buluyorum.
Yapıştırıcı daha iyi.
Mahluk çığlık atınca kafasına küreği indirirsin.
Ama farklı fikirdeyseniz…
-Evet. -O zaman oyum sizin.
Açık olalım, bu plan işe yaramazsa
David Rosen peşini bırakmazsa
biraz fazlasını yapabilmeliyim.
Nasıl istersem… Daha titizlikle.
Anlaştık mı?
Anlaşma sadece göstermelik, millet. Gidebilirsiniz. Ders bitti.
Abby.
Dün Griddle Café'de buluştuğun adam var ya. Sahteymiş.
Öyleymiş, bana güven.
Biraz araştırma yaptım. Cytron yalnızca
bir internet güvenlik şirketi değil.
Yazılım da geliştirmişler. Bazı uygulamaları var.
Quinn'in sevgilisinin çalıştığı program gibi.
Resmi olarak kumar makinesi.
Gayriresmi olarak?
Oy makinesi.
İşini yeni aldın, David.
Bir şey demeyecektim
-yemin ederim… -Doğrusunu yaptın. Gel.
İşini yeni aldın, David.
Bir şey demeyecektim…
Hayır, doğrusunu yaptın. Gel.
İşte böyle.
Diğerlerine bildireyim mi?
Hayır.
Bununla kendim ilgilenirim.
Alt yazı çevirisi: Aybala Demirbaş
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.