All language subtitles for Scandal (2012) S02E05 (1080p NF WEB-DL DDP5.1 AV1) - Vialle.tr

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Bitti.

Ne?

Seni bırakıyorum.

Skandal'da daha önce…

David Rosen.

Neden Quinn Perkins'in ölü eski sevgilisi

Grant hükûmetinin en büyük bağışçılarından

birini öldüğü hafta 11 kez arasın ki?

Uyan ve bu örtbası gör, Abby.

Bu bir komplo. Kim bilir ne kadar yukarı gidiyor?

Sanırım David Rosen sorunumuz var.

Evet, var Livvie. Evet, var.

Burada olamam. Olmamalıyım. Beyaz Saray'dan çıktım.

Basın beni görebilir. Her şeyi riske atıyorum. Her şeyi!

Hepimiz her şeyi riske atıyoruz.

Beyaz Saray'da mı buluşsaydık?

O zaman daha az mı suç gibi gelirdi?

Gizli Servis kapıda bekliyor.

Lütfen bu odada "suç" diye bağırmayın.

Bu odada olmamız Hollis yüzünden.

Bir dakika, bir dakika.

Köprüden hep birlikte atladık. El ele tutuşarak.

Köprü ve el tutuşmadan sonra rayından çıktın diyor.

Serbest çalıştın, Hollis.

Bak onda çok haklısın. Kocaman bir pislik ve karmaşa.

Eğer bir başkası temizleyecekse.

Bütün gece beni sıkıştırabilirsiniz.

Siz nankörler için yaptıklarıma rağmen.

Ya da David Rosen, Cytron ve Doyle Enerji arasındaki

bağlantıyı bulursa diye.

Buradaki herkes, ömrünün geri kalanını

hapiste geçirmeye çok yakın.

Anlıyor musunuz? Hâlâ bir David Rosen sorunumuz var.

-Ne yapacağız? -Ne yapabiliriz?

Bir daha serbest çalışabilirim.

Bunu ben varken asla söyleme.

Beyaz Saray'a girdiğinden beri birinin

paçaları tutuşmuş.

Hollis, biraz saygılı ol. O, First Lady.

-Bunu benden iyi bilen yok. -Halledeceğim.

Ne?

Ne dedin, Livvie?

David Rosen sorunumuz. Halledeceğim.

ÜÇ GÜN SONRA

Seni görmek güzel. Nasılsın?

Demek benimle konuşmuyorsun.

Patronum tarafından çağrılıyorum.

Sırf kovulmak için. Bence bu kabalık.

Birini kovmak için ofisinize çağırmanız kabaca.

-Bilginiz olsun. -David…

Buraya, kovulmak için sürüklendiğimi anlayınca

annemin şu sözü aklıma geldi

"Güzel bir şey söyleyemiyorsan bir şey söyleme."

-David… -Masamı temizleyeyim mi

yoksa eşyalarımı çoktan kutuladınız mı?

David, kötü hissedeceksin ama seni kovmuyorum.

Tabii. Durun. Kovmuyor musunuz?

Riske girdim ve biraz torpil kullandım

ve yetkililere David Rosen'ın harika bir savcı yardımcısı olduğunu söyledim.

En iyisi, ona ihtiyacım var dedim.

İşe dönüp yeni br başlangıç yapmaya olduğunu,

geçmiş ya da Olivia Pope takıntısının bittiğini de söyledim.

Yanılıyor muyum?

Bu güzel bir grup.

Evet.

Birçok gruba katılıyorum. AA, NA, DA, GA.

Bir de Öz-Yardım-A vardı. Ona da gittim.

Ama en iyisi bu. Buradaki insanları seviyorum.

Bazılarıyla daha çok vakit geçirmek isterdim.

Buluşmalar haricinde.

Çünkü bu gruptakileri seviyorum. Bazılarını…

Çok.

-Becky, ister misin… -Çıkmayı mı?

Evet.

Bu benim numaram.

Yarın akşam boşum.

Edison, ne dedim ben? Yarın akşam olmaz.

Çünkü seninle çıkmak istemiyorum.

Hayır, istemiyorum. Gerçekten.

Tamam, sonra ararsın.

Ne yapıyor o?

-Arayacak. -Nereden biliyorsun?

Çünkü Edison Davis bu işte ciddidir.

Evet. Sonra oldu. Ne hoş.

Hayır, bu akşam da olmaz çünkü çalışıyorum

ve seninle çıkmak istemiyorum. Güle güle. Hoşça kal.

Tamam. Bu odadan çıktığımızda ne görürsek görelim kimse

surat yapmayacak, gülmeyecek

espri yapmayacak.

-Senden bahsediyor. -Kapa çeneni.

Çamurlu ayak izlerini görüyor musunuz?

Koca, buraya gelmiş ve durmuş.

Şu adamı gördünüz mü? Tecavüzcü komşumuz.

-Kocası adamı eşinin üzerinde görüyor. -Yerdeler miymiş?

Tezgâhta. Sıçrayan kandan anlaşılıyor.

İki güzel atış.

Perikardiyumdan doğruca kalbe.

-Bir, iki. Hemen ölmüş. -Şimdi olisi mi arayacağız?

Ön bahçede anında binlerce haber aracı olmasını istemiyorsak hayır.

Liv, ne yapmak istersin?

Olanları anlatmaya hazır mısınız, Valim?

İçeri girer girmez gördüğüm…

Adam onun üzerindeydi.

Joan beni görüp yardım için bağırmaya başladı. "Lütfen dur" diyordu.

Ben de… Silahımı çıkarıp onu vurdum. Karıma tecavüz eden adamı vurdum.

Bizim müteahhidimizdi.

İki yıldan uzun süre mütehhidimizdi.

Bu evi baştan sona o yaptı.

Birini işe alıp evinize sokunca

güvenilir sanıyorsunuz. Hiç ummuyorsunuz ki…

Lanet olası müteahhit!

Silahı nereden buldunuz?

Arka dolapta birkaç av tüfeğim ve tabancam var.

Seçimden hatırlıyorsunuzdur.

Silah yanlısı Demokrat.

Abby, Bayan Reston'ı yukarı götürür müsün? Biraz dinlense iyi olur.

Saçı ıslak. Duş almış.

Yani?

Duş, tecavüz muayenesini imkansız kılar. Elimizde hiçbir şey yok.

Telefonda açık konuşmuştum.

Bir saat önce tecavüze uğradı.

Duş alıp kurtulacağını söylemese miydim?

İçkiden söz etmiyorum bile. Bardak ıslak. İçiyormuşsunuz.

Yine söyleyeyim, karıma tecavüz edildi. Tecavüzcüyü vurdum.

Bence bunun üstüne içilir.

Vali, kötü bir zaman bu, biliyorum.

Hakkımda ne düşündüğünüzü anlıyorum.

Ama birlikte çalışacaksak yardımınız gerek.

Kurallarımı izleyin.

Size bağlı. Ne tehlikede biliyorsunuz. Yapabileceklerimi gördünüz.

Sen en iyisisin.

Bilmem mi?

Jane Powell'ı ara. Ev ya da cepten.

David Rosen'ın yerine o geldi.

Onunla hiç sahaya inmedim.

Bakalım nasıl iştirak edecek?

Huck, mutfaktaki izleri yok et.

Geleli birkaç dakika oldu.

"Yapabileceklerimi gördünüz" ne demekti?

Vali, Başkan Fitzgerald'ın 10 puan önündeydi.

-Seçimden altı hafta önce. -Hatırlıyorum.

Sence o puanları ondan kim aldı?

-Bayan Reston uyuyor mu? -Yatıştırıcı alıp uzandı.

-Quinn, bırakmış… -Bir tane verip gerisini aldım.

-Aferin. -Bayan Pope?

Jane Powell, Savcı Yardımcısı.

Vali ve eşiyle çalışıyormuşsunuz.

Onları sorgulamalıyım.

Bayan Reston uyuyor, Vali de hâlâ şokta.

Üzücü, anlıyorum. Bugün içerisinde peki?

Öğlen ofisimde.

Saat birde diyelim. Mümkün olduğunca dinlensinler.

O, Maryland Valisi. İhtiyatlı olmam söylendi.

-Kolay oldu. -Güçlü insanlar

kapalı kapılar ardında nelerden kaçıyor bilsen şaşardın.

Bir ifade oluşturmalıyız.

-O neden burada? -Ona ihtiyacımız var, Alison.

Aslında, yok.

Seçim zamanındaki o kirli oyunlardan sonra

-ona güvenemeyiz. -Memnuniyetle giderim.

Bekle. Alison, sen sözcüsün, avukat değil.

Bize avukat gerek. Olivia, ne diyordun?

Yazılı beyan, kısa, basit.

"Maryland halkına destekleri için müteşekkiriz.

Aile trajedisinde mahremiyetimize saygı duymalarını istiyoruz."

-Bu trajedi bir fırsat. -Alison…

Vali'nin yaptığı kahramancaydı. Bu…

"Maryland halkına destekleri için müteşekkiriz.

Bu trajedide mahremiyetimize saygı duymalarını istiyoruz."

Basit, standart metin. Süsleme yok. Hikâye yok.

Bunun önüne geçmene gerek yok.

Önümüzdeki 24 saat nasıl gidiyor görelim, sonra

gündemi belirleriz. Tamam mı?

-Avukat olan sensin. -Evet, benim.

O an Bayan Reston'ın yardım çığlığını duydunuz

dolaptan silahı alıp adamı vurdunuz.

Evet, iki kez.

Bayan Reston, müteahhit salondan girip

sizi tezgâhta sıkıştırdı, doğru mu?

Bu…

Bu doğru.

Sanırım gerekeni aldım. Rahatsızlık için üzgünüm.

Her şeyin üstüne bir de bu. Zor olduğunu biliyorum.

Başka sorunuz olursa ulaşabilirsiniz.

Başka ne biliyoruz?

Aramalar, bolca.

Valiyle müteahhit arasında uzun konuşmalar.

Müteahhidin sekreteri hararetliydi diyor.

Tehlike. Silahı bir hafta önce almış.

Emin misin? İfadesinde 15 yıldır elimde demiş.

Nadir bir silah. Mateba Model 6. Özel yapım ahşap kulp.

İşçilikten Blacksburg'de bir satıcıya ulaştım.

Geçen hafta kargolanmış iki gün önce ulaşmış.

-Ah, hiç uygun değil. -Sarhoştu.

Vali işten çıkıp eve gitmemiş.

The Barrel barına uğramış.

İkinci ikaz.

Belki uğradığını unutmuştur. Travmadan sonra…

Cesaret için içmeliydi.

Peki, işler karışıyor.

…Maryland'e desteği için teşekkürler.

Vali, ayrıca Anayasal hakları için de teşekkür ediyor.

KARISINI KORUYAN RESTON KAHRAMAN İLAN EDİLDİ

Silah taşıyabilme hakkına.

Ailesini koruma ve tecavüzcüyü durdurma hakkı.

Hem de adam, karısına daha fazla şiddet uygulamadan.

Bu kahramanlık değilse nedir bilmiyorum.

O az önce…

Söylediğimin tersini mi yaptı?

Evet, öyle.

BUGÜN ERKEN SAATLERDE

Bu kahramanlık…

Beni baş tacı etti. Ne olmuş? Bunun için para ödüyorum.

Basın, maktulle olan öfkeli telefon görüşmelerini,

sarhoş olduğunu öğrenirse

-hem de öldürülmeden… -Dur bir dakika.

Onu vurduğun silahı alalı bir hafta bile olmamış.

Dört yıldır takip ettiğim koleksiyoncudan.

E-postaları gösterebilirim.

O öfkeli telefonlar…

O lanet müteahhidin benden para sızdırmayı kesmesi içindi.

Banyo fayansını döşemesi iki ay sürdü.

Sence bu bir cinayet sebebi…

İnsanları düşündürmeye yeter.

Baştaki taçlar düşer, Vali,

Orada piñata gibi sallanmanı istemiyorum.

Bir şey mi diyeceksin?

Çok ironik, hepsi bu.

Politik fırsatçılık hakkında bana ders veriyorsun.

Neden bu kadar çok silahım var biliyor musun?

-Valim… -Vali falan yok!

Suçlulara hoşgörülü diye saldırı kampanyası başlattın.

Doğru olmadığını çok iyi biliyordun.

Hikâyeyi sen çıkardın. Ne oldu, yapıştı kaldı.

Bana Güney'e mal oldu. Suçlu bulmam gerekirse

bana seçime mal olduğunu söyleyebilirim.

Bu işten kurtulmak istiyor musunuz, Vali? Kariyerinizin kurtulmasını?

-Tabii ki istiyorum. -O hâlde işimi yapayım.

Derhal Başkan'la konuşmam lazım, öğleden önce.

Aradığında Doğu Sudan'ı konuşacağımız ekip ofiste bekliyor.

-Başkan Japonya'da. -G8 konferansında, evet.

Hayır, Japonya'da.

G8 konferansında, biliyorum.

Çünkü Beyaz Saray Özel Kalemiyim…

Hayır, yani Japonya bizden 13 saat ileri.

…Başkan'la ilgili şeyler söylerler.

Önümüzdeki yedi saat uyuyor olacak diyorum.

Çünkü Japonya'da gece yarısını geçiyor.

-O Japonya'da. -O Japonya'da.

Daha önce söyleseydin ya.

Dinlemiyor, sözümü kesiyorsun. Cümlelerimi bitiremi…

Mary. Eşim James neden Basın Sözcüsü ofisinde?

-O bir gazeteci. -Evet ama neden burada?

O bir gazeteci.

O bir gazeteci diyorum.

Selam, tatlım.

Basın Sözcüsü ofisinde ne arıyorsun?

Ben bir gazeteciyim.

Neler oluyor?

Eski patronumu aradım, işimi geri verdi.

Çünkü beni ve mutluluğumu önemsiyor.

Neden bebek evlat edinemeyiz söyledim.

Biliyorum, bu yüzden işe döndüm.

Beyaz Saray'da çalışmanın

sorun yaratabileceğini evlenirken tartışmıştık.

Bebeksiz bir ben de sorun yaratırdı.

-Ama ilginçtir.. -İlgiçtir deme.

İlginç yanı, artık Beyaz Saray'da en güçlü

ulusal haber organının başmuhabiriyim.

Çocuğum yok. Vaktim çok. Yani kendimi bu işe tamamen verebilirim.

Hey, tahmin et ne oldu? İşimi geri teklif ettiler.

Bu harika.

Kabul etsem mi bilmiyorum.

Dur. Ne? Neden?

Haftalardır aradığım eski Cytron çalışanı aradı.

Saat 15.30'da Griddle Café'de buluşuyoruz.

Ne? Benim için sevinsene.

Bu adam Hollis Doyle'u patlamaya bağlayabilir.

Kayıp halkam, ikinci atışım, somut delilim olabilir.

Sonra ne olacak peki?

Çok parlak, çok çalıştığın hukuk kariyerini

bir kenara mı atacaksın?

Profesyonel komplo teorisyeni olmak için mi?

Çölde kongre mi yapacaksın?

Hayat boyu "Quinn Perkins Kim?" tişörtü mü satacaksın?

Hayatımın geri kalanı niye umurunda?

Değil. Sadece söylüyorum.

Kahve alıyordum.

Evet, yoldayım.

Görüşürüz.

Vali'nin ekibinin basın konferansı erkendi.

Ama medya onu kahraman gibi görüyor, bunu korumalıyız.

Adam bir tecavüzcüyü vurdu. Başka ne olacaktı?

Yeni tabancasını canlı hedefte deneyen öfkeli sarhoş.

Hikâye anlatmanın yolu çok.

Kendi yöntemimiz olmalı.

Kahraman ve maktulümüz var.

İşi bitirip basına kötü adamı vermeliyiz.

Müteahhidi.

Güzel, eski moda bir pisliği kazıyoruz, millet.

Ne kadar çok o kadar iyi.

Quinn, Bill Meyer'ın sabıkasına bak.

Şiddet geçmişi arıyoruz.

Harrison, Abby, müteahhidin ekibiyle konuşun.

Belki patronlarını sevmiyorlar.

Hızlı olun, millet. Bu işi kapatalım.

Medyaya güzel bir hikâye verelim

-ve bizim için çalışsınlar. -Tamamdır.

-Ne var? -Hiç. Bastır, ekip.

-İçerisi mi dışarısı mı? -İçerisi.

Tabii, mantıklı, daha gizli.

Yeni sevgilinle konuşmaya kaçman gibi.

-Benim sev… Harrison! -Yatıyorsunuz.

Hey. Bu iyi bir şey.

Bay Meyer'ı iki kez hırsızlıktan tutukladığınız yazıyor.

Bu iyi.

Yani, bu kötü. Demek biz cezalandırıldık

çünkü mal ve hizmetler için daha çok ödememiz gerek.

Şiddete meyilli bir hırsız mıydı?

O taş yığını ve rustik kaplamayla ne yapacaksın?

Önce Saginaw Nehir Taşı ile yatağı yapacağım.

Sonra biraz kilit ve kemer taşı.

İnternetten mi?

Her kelimesini.

Çok kişiyle mi tartıştı?

Bu nasıl bir soru?

İnsanlarla çok tartışır mısın?

Tartışmak üzereyim.

Bak, patronum öldü. İşimi yeni kaybettim.

Bir işe yara, Kızıl. Şunları ver.

Sağ ol.

Sebepsizce çalıyormuş. Silgi, ampul gibi şeyler.

Seri hırsızdı.

Çok değil, biliyorum ama araştırıyorum.

-Yığına ekleyecek pislik mi var? -Pislik değil, saç.

Bay Uzunsaçlı evin her yerinde tecavüz etmediyse

sevişiyorlarmış, Liv.

Duşta, jakuzide, çamaşırlıkta.

Yatağı bile kullanmışlar.

Büyük bir tadilat, Abby. İşi gereği her yerde olur.

Duvarcı Lonnie'ye göre patronu uzun zamandır

sınırları zorlayıp müşterilerinin eşlerini memnun ediyormuş.

Onlarla orada burada sevişiyormuş.

-Yasak ilişki yaşıyordun. -Ne?

Kocan sizi basınca panikleyip tecavüz dedin.

Sonra Bill Meyer'ı vurup öldürmesini izledin.

İlişkin var, Joan ve böyle saklamaya çalıştın.

Yalansa yalan de.

Tatlım?

Joan?

Sana saldırdı diye yalan mı söyledin?

O an panikledim.

Yalan söyledin. Tecavüz dedin.

Çok üzgünüm.

Ne için? İlişki mi, yakalanma mı, yoksa beni katil yaptığın için mi?

Daha spesifik olmalısın.

O adamı ben vurdum!

Eşinizin ilişkisini biliyor muydunuz?

Öyle gözüküyor muyum?

Bilmem gerek, aklınızda

o gece eve gidip

onları basıp eşinizin aşığını vurmak var mıydı?

Hayır, Bayan Pope. Güvendiğim ve sevdiğim karımın

müteahhitle yattığını bilmiyordum.

Beni kuruşuma kadar soyan adamla.

Hep merak etmiştim

neden misafir evi, hangar ve ibadethaneye ihtiyacımız var diye.

Ev bitince sevgilin gitsin istemedin, değil mi?

Benim paramla ne kadar eğlendiniz kim bilir?

Üzgünüm, özür dilerim.

The Griddle Cafe

Döndüğün için sağ ol.

Sana bir şey söylemeden önce

eğer Doyle Enerji batarsa ya da battıkları zaman

dokunulmazlığımı garantiye almalıyım.

Böyle bir şeyin suçunu üstlenemem.

Bu değişir. Ne biliyorsun?

Güvenlik duvarını, ihlali, patlamayı, her şeyi.

Yani o patlamanın arkasında Hollis Doyle'un şirketi vardı.

Yedi kişi öldü.

Hayır. O patlama şirketin başına gelen

en kötü şeydi.

Ne?

Ciddisin sanmıştım, dostum.

Hollis Doyle, güvenlik duvarında devasa bir güvenlik ihlali olduğunu buldu.

Her isteyen girebilirdi.

16 yaşında bebek hackerlar, herkes.

Cytron'ı düzeltmesi için işe aldı.

Ama işin yarısında Cytron havaya uçtu.

Doyle da dedi ki, "Zararın neresinden dönsek kârdır,

yarı yarıya düzeltildi

şirketinin kalanına burada oturup

hacklenmeyi beklediğimizi söylemeyelim."

-Yani onlar… -Kolay hedefler, dostum.

Böyle bir konuda susmayacağımı biliyorlardı

ve beni kovdular.

Düşündüm ki… Neyse, ne düşündüğüm önemli değil.

Anlaşmamız hâlâ geçerli, değil mi?

Bana böyle gizlice yaklaşma demiştim.

-Çok korkunç, dostum. -Üzgünüm.

Kadınları nereye götürürsün?

Yeniden hortum olmayacaksa

-losyon sürdüğüm yeri mi… -Randevuda.

-Randevun var! -Evet.

-Senin? -Evet.

Bak, onu sevdiğin bir şey yapmaya götür.

Benim sevdiklerimi beğenmez.

O zaman La Table D'Or'a götür.

Güzel restoranları severler. Evrensel gerçek.

Rezervasyon gerekli mi? Yarına. Rezervasyon için geç.

Dostum, NSA sistemine girdin.

Kendine rezervasyon ayarlayamaz mısın?

Doğru dedin.

Başkan'ın bu hafta

G8 Zirvesi'nde Japonya ve Güney Kore'yle yaptığı

görüşmede, süregelen ticaret anlaşmalarında ilaveten

bölgedeki güvenlikle ilgili de ilerleme sağlandı.

Evet.

Siz.

Vali Reston'ın evindeki

adam vurma olayını duydu mu?

Bilmiyorum. Bu soruyu almalıyım.

-Carol? -Cyrus…

Affedersin, Carol.

Takiben bir soru. Başkan ne sıklıkla…

Üzgünüm, burada takiben sorular yok.

Ama ilk sorumu yanıtlamadınız. Teknik olarak takip sayılmaz.

Muhabir olduğunuz günlerden beri kurallar değişti.

Ama size hemen anlatayım.

Her muhabire bir soru, takip yok.

-Carol? -Teşekkürler.

Pardon, ben soru soramadım

çünkü siz aldınız, her ne demekse.

İki soru ya da takip sorusu istemiyorum.

Bir soru istiyorum çünkü kural böyle, değil mi?

Bir soru sordunuz, soruyu aldım.

Yani sorunuz üstünde çalışıp

zamanı gelince cevap vereceğim.

-Tatmin oldunuz mu? -Değişir.

Peki bu zaman ne kadar uzun?

Bu da başka bir soru. Carol?

Teşekkürler, Cyrus.

Güney Kore ve Japonya'yla üçlü görüşmeye dönüyorum.

Başkan'ın süregelen ticaret anlaşmalarında ilerleme…

Eşinizi dinlensin diye eve gönderdim.

Size de aynını öneririm.

Ev mi?

Bir daha oraya gider miyim sence? Sevgilisinin yaptığı eve?

Hayır. Sanırım artık hep vali konağında kalacağım.

Garip. Anlardım, bir şeyler sezerdim sanırsın.

Söylemek hoşuma gitmiyor ama hukuki açıdan

iyi ki bilmiyormuşsun.

Neyle karşı karşıyayız?

Haberi kendimiz verip doğruyu söyleriz.

Tecavüz olmasa da

sizin öyle sandığınızın ve aynı korumayı hak ettiğinizi söyleriz.

Peki ya karım?

Karınız hapse girebilir.

Tecavüz diyerek masum bir adamı öldürmenize sebep oldu.

Ya haberi duyurmazsak?

Polis bunun yasak aşk olduğunu bilmiyor, biz biliyoruz.

Ancak büyük bir ama var.

Polis, tecavüz olmadığını öğrenirse

bu bilginin üzerinde olduklarına dair bir koku alırlarsa

size ve eşinize

hoşgörü gösterme ihtimalleri sıfıra yakın.

Dijital ayak izi varsa

polisin bulabileceği her şey ilişkiyi kanıtlar.

Ya yoksa?

Beni kahraman sanıyorlar, Liv.

Neden hayal kırıklığı yaşatayım?

Verna. Ne zaman oldu?

Nasılız bakalım?

Bana hastane önlüğü giydirdiler.

Nasıl yıkandı umurumda değil.

Önceden giyilmiş şeyler onlar.

Yani, bir düşünsene,

kanlı bir hasta önlüğünü yıkıyor

leke gözükmüyor diye temiz diyerek

bize giydiriyorlar.

Ebola kapmış olabilirim. Kansere ek olarak.

İyi misin peki?

Biraz ağrım vardı.

Omurgama iğme yaptılar.

Ama iyiyim.

-Sen nasılsın? -İstediğimi yaptın mı?

Bazı insanları devreye soktum, birkaç iyilik istedim

ama Wexler, David'e işini geri sundu.

David'e işini geri vermek ise…

Bunu halledebilirim. Bir adamım var.

İyi.

Belki işe dönünce bir umut bunun peşini bırakır.

Bir umut.

Evet.

Hollis, umut ve hayalleri

Noel sabahı Noel Baba'ymış gibi dağıttı.

Yüksek Mahkeme'de yerim var.

Cyrus ülkeyi yönetiyor.

Mellie, Mellie olmak zorunda.

Ya sen? Senin neyin var, emin değilim.

Ama işte buradayız.

Lanet olsun.

Ayakkabımı giymeye eğilemiyorum bile.

Böyle şeyler,

yaptığımız şey,

hiç gerçekten yok olmaz, değil mi?

Bu yalnızca büyük, kanlı bir hasta önlüğü.

Her şeyin düzeltilebileceğini düşünmeyi yeğlerim.

O zaman aptalsın.

Jane Powell yakında gelir.

Senin ve kocanın ifadesi için imza alacak.

O gelmeden yine de

sormak istedim, bilmem gereken bir şey var mı?

Sakladığınız bir şey. E-posta, ses kaydı, kartpostal.

İlişkinizi kanıtlayacak ya da ima edecek bir şey?

Bildiğim kadarıyla yok.

Kocam ilişkiden konuşmamaya çalışıyor o hâlde.

Bence seçenekleri açık tutmaya çalışıyor.

Özellikle de hapse girmenizi önlemeyi.

Bir şey hatırlarsanız söyler misiniz?

Tabii.

O farklı biri, biliyorsun.

Seçim zamanındaki adamdan farklı.

O adam umutluydu, şefkatliydi.

Hayalleri vardı. Yalnızca ailemiz değil, tüm ülkedeki aileler için.

Sonra kasım ayında bir salı gecesi hepsi gitti.

Ertesi sabah The Sun'ın manşeti, manşet değildi.

Bir sayıydı.

4359.

Başkanlığı bu kadar oyla kaybettik.

Ohio'nun bir ilçesi, hayatımızı değiştirdi.

4359.

Bunu söylemediği tek bir gün yok.

Artık hayatımız bu.

Her gün 4359.

Kocamı özlüyorum, Olivia.

Onu geri getirmek için yapabileceğim bir şey olsaydı

saniyesinde yapardım.

Ama bu 4359 oy demek

ve buna sahip değilim.

Şimdilik ülke dışında olabilir ama bir ay sonra

doğuma kadar çıkmasını yasaklayacağım.

Bir helikopter uzaklığında olmalı. Benden duymuş olmayın.

Doğu Sudan'da artan karmaşa

hakkında yorumunuzla değişebilirim.

James.

Denemeliydim, değil mi?

Cyrus, James'in tekrar başladığını neden söylemedin?

Bir dakika konuşabilir miyiz?

Tabii.

James, o yemeği konakta yiyelim. Dördümüz.

Sana bebek odasını gösteririm.

İple çekiyorum.

Çok çekici biri.

Fitz yokken gazetecilerle konuşmanı istemiyorum.

-O senin eşin. -Gazeteci.

Buradayken o bir gazeteci, biliyorsun.

Nereden mi biliyorum?

Çünkü sen korkunç bir politik hayvansın.

Seni ileri götürecekse kendi ayağını bile yersin.

Saygı duyuyorum.

Ama Başkan, Tokyo'da G8 Zirvesi'nde.

Başkan yurt dışındayken kural ne?

Bütün yollar…

-Bütün yollar Fitz'e çıkar. -Yollar Fitz'e çıkar!

Yani her şey onunla ilgili olmalı, seninle değil.

Bir tek habere konu olmayacaksın. Hiç.

Doğu Kanadı'nda geri dönüşüm başlatma.

Yoksulluk, eğitim, hatta yavru köpeklerden bile bahsetme.

Suyun gelirse pantolonunu değiştirip bacaklarını kapat.

Çünkü hakkında herhangi bir haber

dikkati, özgür dünya liderinden

ve büyük G8 konferansından çeker.

İnsanlar G8 konferansına ilgi göstermezse

Başkan'ın bütün seyahati

büyük bir vergi israfı gibi görünür.

Yani muhabirlerden uzak durup

takımın iyiliği için kenarda oturalım. Tamam mı?

Hollis rezil biri.

Yanlış olduğunu bile bile o toplantıya katıldım.

Benden çıkaracağın tüm takım bu.

Masada bir yer istedin. Masa işte bu.

Masalar ve takımlar. Çok fazla metafor.

Anlamı bizim, biz derken hepimizin risk altında olduğu.

Ama dediğin gibi, ben korkunç bir politik hayvanım. Yani açık olayım.

O toplantılara bir daha asla katılmam.

Konusu açılırsa reddedeceğim.

Ve biri bana Defiance'ı sorarsa…

Öncelikle, katılman gereken toplantılara katılacaksın.

Seçenek yok. Ne benim, ne senin, ne de kimse için.

İkincisi, ortaya çıkarsa reddedecek vaktin olmayacak.

Çünkü çoktan yere çakılıyor olacağız.

Üçüncüsü, bir hayvan olabilirsin ama ben bir canavarım.

Ve hayal edebileceğinden çok daha korkuncum.

First Lady olarak pozisyonuna saygı duymakla birlikte

işlerin yolunda gitmesi için ne gerekliyse yapacağımı temin ederim.

Yani, Mellie,

bir daha benim yanımda asla Defiance'tan bahsetme.

Bürom sizin ofisi arasın da

dördümüz için konağınızda şu yemeği ayarlayalım.

Eğlenceli geliyor.

"Chris. Harekete geçmelisin.

Vali'nin karısıyla Makassar abanozundan zeminde

sevişmediysen hiç yaşamadın."

Daha fazla detaya inenleri de var.

Restonları getirin.

Onları buna hazırlamalıyız.

İlgileniyorum.

Bayan Perkins. Nasılsınız?

İyi. Yaşıyorum işte.

David, izinlisin sanmıştım.

Hayır, döndüm. Yaşasın ben.

İlk limanım sizsiniz. Şans eseri ya da değil.

Bayan Whelan.

Powell'ın çalıştığı tecavüz davası…

Artık benim ilgilendiğim bir cinayet araştırması.

Bay Meyer'ın dostlarından birinden imzalı bir beyan.

Sözde tecavüzcünün Bayan Reston'la

aslında ilişkisi olduğuna şahit.

Ve birkaç ay olmuş.

Okuduğunuz e-postaya bakılırsa sanıyorum

bunu zaten biliyordunuz. Neredeler?

Savcı yardımcısı burada. İlişkiyi biliyor.

Size dava açmak istiyor, Valim.

Ne için? Karımı savunduğumdan mı?

-Cinayet. -Şimdi ne yapacağız?

Maalesef sizi tutuklamak zorunda.

Ama fail yürüyüşü olmayacak.

Sizi arkadan çıkarır,

önde o masum deriz.

Zor olacak ama atlatmanızı sağlarım.

-Hayır. -Joan…

Hayır! Olanları anlatırım.

Olan, karıma tecavüz ettiğini düşündüğüm adamı vurmamdı.

Sana asla inanmazlar.

İlişkiyi bilip bilerek öldürdüğünü düşünürler.

Ama tecavüz yalanımı söylersem…

Hapse girmene izin veremem.

Daha fazla acı çekmeni izlemeye dayanamam.

O seçimden beri her gün acı içinde yaşamanı izledim.

Elimden hiçbir şey gelmiyordu ve vazgeçtim.

Senden, bizden.

Sana mutlu olmadığımı söyleyecek kadar güçlü değildim.

O odaya girdiğinde korktum ve bir adam öldü.

Olan buydu.

Sana o oyları geri alamam.

Ama bu… Bunu düzeltebilirim.

Harrison süreç boyu orada olacak, Bayan Reston.

Sonra hâkim önüne çıkacaksınız. Orada anlaşma resmileşecek, tamam mı?

Bunu yapmana gerek yok.

Var.

Hazır mısınız, Bayan Reston?

İki adamın hayatı, affedersiniz, kötü bir kadın tarafından mahvoldu.

Korkunç. Günümüz Leydi Macbeth'i. Hiç böyle bir şey yapacağımı…

Burada ne işin var?

Yakınlarda yemeğe gelmiştim. Uğrayayım dedim.

…talihsiz bir trajedi. Bayan Reston da…

RESTON'IN EŞİNDEN YALAN TECAVÜZ İDDİASI

Olivia Pope için bir zafer daha. Kutlamalıyız.

Yapamam.

Uğramayı kesebilirim. Aramayı, sormayı.

Ama bana kesmemi hiç söylemiyorsun.

-Edison. -Evet?

Kesmeni istemiyorum.

Sormaya devam et istiyorum.

Ama evet demeye hazır değilim.

Hazır olunca söyler misin?

Söylerim.

Söz veriyorum.

Söylüyorum, hiç belli değildi.

Cidden mi? Çünkü sanki

alnımda "Abby Whelan'la ilişkim var" yazılı gibi hissettim.

İşini geri aldığına göre

dün Griddle'daki buluşman…

Tam bir çıkmaz. Bir şey yok diyemem ancak

sandığım değildi.

Bunu bırakmak işimi almam için tek yolsa

-belki bırakmaya değer. -Abby!

Sonra ararım.

-Lütfen yapma. -Bir kadın görüşü lazım.

Ne var?

Huck'ın randevusu var.

-Gerçekten mi? Harika. -Ne harika?

-Lütfen… -Huck'ın randevusu var.

Randevun mu var? İnanılmaz. Onu alacaksın, değil mi?

Ya bu kravat?

Olmaz, bakalım.

Şaraptan anlıyorsan

ona özel bir şey sipariş edebilirsin.

-Numarası bu mu? -Belki.

Etkileyici. Lütfen bir tek orada yazılı deme.

Numarayı söyle.

202-555-0186.

Şarap, randevunun anahtarı.

Bir erkek kız için söylerse seksidir.

Peki ya bu?

The Griddle 15.30

Cytron'ın eski çalışanı aradı.

15.30'da Griddle Café'de buluşuyoruz.

Douglas Fairbanks gibi.

Bu güzel olacak. Ne düşünüyorsun, Abby?

Evet, güzel.

Gerçekten işe dönmek istiyor musun?

Kitap yazmak, ders vermek falan istemez misin?

-Cy… -Ben gelenekçi bir adamım.

evde kalmak istiyorsan eve ekmek getiren de…

İşe dönmek istiyorum.

Basın kartını iptal edebilirim.

Ben de harika bir haber yazabilirim.

James, tatlım, bu seni düşman yapıyor.

Bütün gün düşman olup

akşam her şeyi unutmamız gerekecek.

Anlıyor musun? İstediğin bu mu?

Muhabirler düşman mı?

-Öyle demedim. -Dedin.

Çok kirli çamaşırlar saklıyor olmalısın.

Bulmaya sabırsızlanıyorum.

-James. -Cyrus.

Bebek olsa işi bırakır mısın?

-Bebek ver de gör. -Hayır.

İşimde çok iyiyim, Cy. En az senin kadar.

Benimle

çocuk istiyorsan harika.

Ama mecazen beni hamile bırakıp

ayak bağı olmamam için istiyorsan

hiç kızgın hâlimi görmedin.

Dışarı çıkıyorum. Bekleme.

Çalışacağım. Asıl sen bekleme.

Komik. Gülünç. Lanet olsun.

Sana bu ceketi giydireceklerse

en azından tiftik fırçası kullansalardı.

Şarap menüsünü inceleyebildiniz mi, monsieur?

Zencefilli gazoz alayım.

Hanımefendiye de bir bardak zencefilli gazoz.

Çok güzel, monsieur.

Bouillabaisse de nedir?

Bu sefer senaryoya sadık kalın, Vali.

Eşinizi sorunca pişmanlığından bahsedin.

Onu karalamanızı isterler.

Ama halktan onu affetmesini istemeniz daha iyi.

-Vali, sizi bekliyorlar. -Geliyorum.

Teşekkür yetmez, Olivia.

Son iki yılımı Beyaz Saray'da ben değil, kadınların idolü

o adam var diye seni suçlayarak geçirdim.

Aldatılmayı başarısız hissetmeye yeğliyorum sanırım.

Vali?

Diğer tarafta görüşürüz.

Evet, Harrison. Bu sefer özel haber olmayacak de.

Ya da numarasını ver ben görüşeyim.

Bekle bir dakika. Kâğıt alayım.

Liv, orada mısın?

Liv? Liv?

Bugün parmak sallamaktansa

onu affetmenizi istiyorum.

Eşim Joan'u acele verilmiş, kötü kararı için affedin.

Bence iyi gitti.

Evet. Özellikle bunları düşünürsek.

4359 oy.

Beni bununla yendin.

4359 beni mağlup etti.

Hayatı bir hiç olan bir mağlup.

İki gece önce, o hayatı bitirecektim.

Kendimi vuracaktım.

Ama önce Bill'i.

Karım görsün diye.

Sonra onu, sonra kendimi.

Ama tecavüz dedi.

Tecavüz dedi.

Tecavüz. Ne müthiş bir kelime.

Tecavüz.

Kadınları desteklerim ama diyeceğim şu,

o tecavüz deyince "İkinci bir şansın var" dedim.

"İkinci bir şans."

Kamuoyu güvenim tavan yaptı.

Herhangi bir şeye aday olabilirim.

O 4359 oyun da hiçbir manası yok.

Düşünmeden edemiyorum.

Karımın beni aldatması ne harika bir hediye oldu.

Cinayeti itiraf ediyorsun.

Avukat-müvekkil gizliliğimiz var.

Hâlâ hayatını zorlaştırabilirim.

Benim gibi üst düzey biri hapse girerse

burada senato memuru kadar nüfuzun olur.

Tanrım, bu harika hissettiriyor.

Ne?

Kazanmak.

Kocama sinirliyim. İçki ve yemeğe ihtiyacım var.

Patlamış mısır var ama şanslısın

daha yeni bir Bordeaux açtım. Gözlerin yaşaracak.

-Nasılsın? -İyi. İyi.

Liv,

Hollis'le o toplantı…

Onu konuşmayalım. İç.

Neden iyi olanı açtın?

Vali Reston.

Bill Meyer'ın eşinin sevgilisi olduğunu biliyordu.

Kadın tecavüz dedi, hayatı kurtuldu. Ama müteahhit?

Kesinlikle, tamamen, kasti cinayet.

Ama müvekkilim.

Şununla yüzleşelim,

ona bir borcumuz var.

Birden çok borcumuz var.

G8 görüşmeleri yerine manşet olabileceğinden

bahsetmiyorum bile.

Bütün yollar Fitz'e çıkar.

Bütün yollar Fitz'e çıkar.

Buraya gelmeyeli çok oldu. Seni özlemişim.

Ben de seni özledim.

Neden eşine kızgınsın?

Beni cezalandırmak için Beyaz Saray basınında çalışıyor.

Ne olmuş? İş ve özel hayatınızı ayırın.

Öyle mi? Bu senin için nasıl gidiyor?

İyi.

Yine Edison Davis'leymişsin diye duydum.

O istiyor. Düşünme aşamasındayım.

Seni tutan ne?

Bütün yollar Fitz'e çıkar.

Bütün yollar Fitz'e çıkar.

Kötü adamların cezasız kalmasını sevmiyorum.

O zaman Washington'a gelmemeliydin.

Pazarları makarna, pazartesileri sandviç.

Ama bu gece en sevdiğim. Pizza yiyip oyun oynuyorlar.

En iyi yanı bu, oyun gecesi.

Bu Carol, 34 yaşında. Gerçek sarışın değil ama idare eder.

Ortaokulda Matematik öğretmeni.

O da Billy, spor ürünleri satıyor.

Bu gerçek bir şey, spor ürünleri.

Bu küçük kızlara gelince. Lucy, sekiz yaşında

ve Sarah Beth, 10 yaşında.

Sarah Beth cuma günleri aşağıda oturan Janie ve hemen şurada oturan

Katie'de yatıya kalıyor.

Pazar günleri büyükanne, büyükbabaları geliyor.

Peki ya sen?

Nelerden hoşlanırsın?

Çözümün bu demek.

Verna, Rosen'ın patronuna işini vermesini söyleyecek.

Tabii aptalca komplo teorilerinden vazgeçmek şartıyla.

Doyle Enerji ve Cytron arasında bir bağlantı aramaya kalkarsa…

-Ona bağlantıyı veririz. -Yanlış bağlantı.

Şahsen, bu insancıl fare kapanlarını etkisiz buluyorum.

Yapıştırıcı daha iyi.

Mahluk çığlık atınca kafasına küreği indirirsin.

Ama farklı fikirdeyseniz…

-Evet. -O zaman oyum sizin.

Açık olalım, bu plan işe yaramazsa

David Rosen peşini bırakmazsa

biraz fazlasını yapabilmeliyim.

Nasıl istersem… Daha titizlikle.

Anlaştık mı?

Anlaşma sadece göstermelik, millet. Gidebilirsiniz. Ders bitti.

Abby.

Dün Griddle Café'de buluştuğun adam var ya. Sahteymiş.

Öyleymiş, bana güven.

Biraz araştırma yaptım. Cytron yalnızca

bir internet güvenlik şirketi değil.

Yazılım da geliştirmişler. Bazı uygulamaları var.

Quinn'in sevgilisinin çalıştığı program gibi.

Resmi olarak kumar makinesi.

Gayriresmi olarak?

Oy makinesi.

İşini yeni aldın, David.

Bir şey demeyecektim

-yemin ederim… -Doğrusunu yaptın. Gel.

İşini yeni aldın, David.

Bir şey demeyecektim…

Hayır, doğrusunu yaptın. Gel.

İşte böyle.

Diğerlerine bildireyim mi?

Hayır.

Bununla kendim ilgilenirim.

Alt yazı çevirisi: Aybala Demirbaş

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.