All language subtitles for Tafiti.Across.The.Desert.2025.720p.BluRay.x264.AAC-[YTS.BZ]

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian Download
cs Czech
da Danish
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German Download
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew Download
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian Download
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian Download
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Çeviri: Onsraman Keyifli seyirler.

- Da... - Şişt!

Savanna Çölü.

Birçok tehlikeli hayvanın yuvası.

- Of! Baba bana vuruyor! - Sessiz olun!

Kesin olarak, tehlikeli hayvanlardan başka hiçbir şeye yuva olmayan bir yer!

Dada!

Bir aslan!

Hayır, aslan! Bizi yiyemeyeceksin!

Elbette sizi yiyeceğim.

Lezzetli görünüyorsunuz.

Aslanlar, hayvanlar içinde en ama en tehlikeli olanlarıdır.

Hayır, evlat. Şeyin yarısı kadar bile tehlikeli değillerdir...

Bir kartalın!

Mirketler! [Firavun Fareleri]

Lezzetli!

İyi, her zaman tetikte olun...

...çünkü tüm hayvanlar tehlikelidir.

- Hepsi birden mi? - Hepsi birden!

Gerçekten mi? Kelebekler bile mi?

Kelebekler... Hepsinin içinde en ölümcül tehlikeli olanlarıdır.

Vay canına!

Da!

İyi de bunu nasıl yapıyorlar?

Şimdi elime geçtiniz! Üçünüzü de yakaladım!

Büyükanne!

"Büyükanne" mi? O da kimmiş!?

Ben bir çakalım ve karnım aç!

Tadı güzelmiş! Lezzetli! Nefis!

Anladınız mı? İşte bu yüzden kelebekler bile tehlikelidir.

Dikkatini dağıtırlar.

Evet, işte bu yüzden biz, hiçbir hayvana güvenmeyiz.

Tek bir istisnayı saymazsak!

Peki, bu ne olabilir ki?

Salyangozlar mı?

Şey... küçük balıklar mı?

Çok ama çok küçük zehirli olmayan karıncalar!

- Ha? - Hayır.

- Mirketler. - Mirketler!

- Dada! - Kesinlikle.

Ve işte bu yüzden her zaman birbirimize bağlı kalırız.

Ama bu çok şey sayılmaz mı...

...sıkıcı?

Tafiti

Tafiti Çölü Geçmek

Hayır.

Sol, sağ, yukarı, aşağı.

- Ben de bunu yapmıştım. - Ama arkana dönüp bakmadın.

Tam da bunu yapmak üzerey...

Tamam, Büyükbaba.

Yabancılardan da uzak dur!

Biliyorum, kelebeklerden bile!

Özellikle de kelebeklerden.

- Bekle! Ben de geliyorum - Olmaz, sen çok küçüksün.

Ama bu hiç adil değil!

Selam!

Geriye çok fazla kalmamış.

Evet, üzgünüm.

Suyu içen bendim. Bugün çok fazla susamışım.

Anlarsın ya, çok fazla susamış olduğunda sen sadece...

Nehri kurutana kadar içer misin?

Aynen, vay canına! Tüm nehri hem de!

Aslında, görünen o ki tüm nehir değilmiş...

Sen büyük, yaşlı ve aç gözlü bir nehir yaban domuzusun!

Hayır, benim adım Bristles [Sert Domuz Kılı].

- Demek komiksin de? - Fark ettin demek! Sen de epey komik birisin.

- Öyle miyim? - Elbette. Şeyde iyi olabilirsin...

...stand-up [dik duran şey] komedyeni!

Anladın mı? Stand-up!

Bu şey gibi, çok komik!

Hey, komedi ikilisi olabiliriz: Bristles ve...?

- Tafiti. - Pekala, merhaba, Tafiti!

Ve güle güle, Bristles.

İyi de birbirimizi yeni tanımaya başlamıştık. Daha bir sürü esprim var!

- Hey, biraz beklesene! - "Yabancılardan uzak dur."

Dur! İmdat!

- Onların hepsi de... - İmdat!

...tehlikelidirler!

- Yardım et! - Sık dişini, geliyorum!

- İmdat! - Bekle!

Bırak!

Bristles!

Vay canına!

Bir dahaki sefere artık!

Teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim...

- Tafiti? - Altındayım!

Üzgünüm, sen iyi misin?

Ben iyiyim.

İyi de senin kanaman var.

Sadece bir çizik işte.

- Yaran acımıyor mu? - Yok! Hayır, hayır, hayır.

Ha?

Acıyor!

Aslında, bizim evde bazı otlar var, ama...

Evinde mi?

Bu çok nazik bir düşünce. Hem de sırf kanamam var diye!

- Hayır, yok! Yapamazsın! Bekle... - Yaşasın!

Eğer Büyükbabam seni görürse...

Bristles, dur!

Hayır, hayır, olmaz! Evime öylece giremezsin!

Sonunda...

- Ha? - Selam.

Nasıl oluyor da bu domuz buraya geliyor?

- Ben Bristles. - Tafiti!

Büyükbaba, bir kartal ona saldırdı ve ben de düşündüm ki...

Tafiti, sen dediklerimin hiçbirini anlamadın mı? "Eğer" yok, "ama" yok!

- Biz kendi türümüze bağlıyız. - Ama onun kanaması var!

Kimin kanaması varmış?

Kimsenin.

Şey, ben başka bir zaman gelirim.

Hayır, bir daha asla geri gelmeyeceksin.

Durun şuna bir bakayım.

Bir çırpıda bunun icabına bakarız.

Buraya gelmene izin yok!

Ben çoktan gittim bile.

Hayır, gitmedin. Hemen gitmen gerekiyor!

- Seni duyamıyorum. - Burada kalamazsın!

Burada kalmak mı? Gerçekten mi?

Olmaz!

Ding dong!

Ding dong!

Şey... Ding dong!

Ding dong!

Ding don... Ay!

- Bir yılan! - Hayır, olamaz!

Ding dong!

Baba! Çabuk, elimi tut!

Tuttum seni!

Hey, sen! Hadi ama! Buraya gel!

Buraya! Buraya!

Pekala.

Hey, sen! Buraya!

Buradayım!

Buraya gel!

Buraya gel!

Ucuz yırttık!

Şey...

Üzgünüm.

Da!

- Şu yılan... yoksa seni ısırdı mı? - Önemli bir şey değil.

Büyükbaba!

Ben çok üzgünüm.

Hepsi benim hatam.

Beni iyi dinle. Fazla zamanım kalmadı.

Ama iyileşeceksin, değil mi?

- Zehir vücudumu yavaş yavaş etkiliyor, ama yine de etkiliyor. - Büyükbaba...

Tafiti, bana bir söz vermeni istiyorum.

Her ne olursa, Büyükbaba. Ne istersen!

Yabancılardan uzak dur.

Onlar tehlikelidir. Aynen şu Bristles gibidirler.

Şu yaban domuzunun başımıza ne işler açtığını gördün işte.

Tamam, Büyükbaba. Tamam.

Bana şunun sözünü ver...

Kendi türüne bağlı kalacaksın!

Her zaman.

Söz veriyorum, Büyükbaba.

Söz veriyorum.

Fareler, fillerle dans etmezler.

Sadece özür dilemek istemiştim.

Sen hala burada mısın?

- Ben cidden çok üzgünüm. - Artık git.

Ama...

Hemen.

Yine de yapılacak bir şeyler olmalı.

Bir sonraki yağmura sağlam çıkamaz.

Bir sonraki yağmur mu? Ama bu çok yakında olacak.

Yapabileceğimiz bir şeyler olmalı, onu kurtarabileceğimiz bir şey!

Çölü geçmek zorundasın...

...gündüzün, alacakaranlıkta...

...yıldızlı gecelerde...

...Yılan Kapısı boyunca...

...Kobra Yılanı'nın altında...

...mavi parlak bir çiçeğin büyüdüğü...

...sihir dolu...

...kudret dolu yere!

Büyükbaba! Büyükbaba!

Mavi bir çiçek.

Bu ne tür bir mavi çiçek?

Bu sadece eski bir efsanedir.

- Peki... bu efsane neyden bahsediyor? - Mavi çiçek. Hah!

- Onun her şeyi iyileştirdiğini söylerler. - Her şeyi mi?

Büyükbabayı da mı? O çiçeği almaya gideceğim.

Tafiti, bu çiçek gerçekten var mı yok mu, bunu bile kimse bilmiyor.

Bunu denemek zorundayım. Bu bizim tek şansımız.

Şimdiye dek kaç kişinin o çiçeği aramaya gittiğini biliyor musun?

Birçok kişi!

Peki, kaçı geri dönebildi? Hiçbiri!

Umurumda değil!

Hayır, Tafiti!

Seni de kaybetmek istemiyorum.

Kim o? Kim var orada?

Ay!

Sen ha?

Kim? Aynen, doğru. Benim!

Burada ne işin var?

- Beni mi takip ediyordun? - Hayır. Asla. Kesinlikle hayır!

Peşimden geliyordun.

- Büyükbabayı başka türlü nasıl kurtaracağım ki? - Hayatta olmaz!

Benimle birlikte gelmiyorsun.

Kim demiş!?

Ben de bir tane mavi çiçek bulacağım.

Çölü geçerek, Yılan Kapısı boyunca...

...şeye doğru...

Cidden orada yılanlar var mı?

Aynen.

Şey...

...peki, kaç tane olduklarına dair bir fikrin var mı?

Anlarsın ya, bir sürü yılan...

...ya da belki sadece bir tanedir?

Bir sürü var.

Hah!

Peşimden gelmeyi kes!

Gelmiyorum ki! Sadece ikimiz de aynı yöne gidiyoruz.

Hadi yoluna git!

Yine de aynı yöne gidiyor olmamız komik, değil mi?

Bu gayet makul. İkimiz birden bir mavi çiçek bulmaya çalışıyoruz.

Sana söyledim, tek başıma gidiyorum!

Neyse ne! Sen yalnız gidiyorsun.

Ben de yalnız gidiyorum.

Neticede burası senin kişisel yolun değil.

Yolu kullanabilirim de, anlarsın ya. Bu yol herkes için var.

Beni kafana takmana gerek yok, hayır!

- Burada değilmişim gibi davran yeter. - İğrenç!

Hey, hey, hey! Bekle!

Mavi çiçeğin gerçekten de mavi renk olması ne kadar önemli?

Hayati önemde.

Kırmızı da çok hoş bir renk, değil mi?

Yazık!

Bize epey zaman kazandırabilirdin.

Aslında hiç de fena değilmiş.

İyileştirici güçleri olmasa da keskinmiş... keskin bir tadı var!

Ağızda oldukça topraksı bir tat bırakıyor.

Sen de birini denemelisin, Tafiti.

Tafiti?

Tafiti!

Çöl bu mu?

Bu... düşündüğümden daha büyükmüş burası!

Ufukta sonu görünmüyor!

Çölün ötesinde de mavi çiçek var.

Biraz beklesene!

Hayır... sonu...

...görünmüyor.

Kahretsin!

Ya da düşündüğümüzden daha yakındır.

Tafiti! Tafiti!

Tafiti!

Dikkat et! Tafiti!

Tafiti!

Sen gitsene artık...

Senin derdin nedir be?

Gördün mü? Şimdi de kartalın dikkatini çektin.

- Cidden harika bir yardımın oldu! - Hayır, bu benim suçum değil.

Beni yalnız bırak yeter.

Bekle, eğer birlikte yürürsek bizi ele geçiremez.

- Epey ağır oluruz. - Gerçekten mi?

Neden birini ele geçirmek isteyeyim ki?

Bizi yemek için!

İyi de canlarım...

...ele geçirmek şu an için tamamen gereksiz bir şey.

Savunmasız hayvanlar, tek başlarına çöldeler.

Hiçbir yerde su yok, etrafta yılanlar ve çakallar var.

Pekala, aslına bakarsanız, bunun gerçekleşmesi an meselesi...

...ve tombala, yemek hazır!

Kendi açımdan hiç güç harcamama gerek yok.

Hadi gidin artık!

Tam arkanızdayım.

Pekala, ufukta ağaçlar var.

Orası bir vaha olmalı. Bunu başarabilirim.

Birbirimize bağlı kaldığımız sürece, kartal hiçbir şey yapamaz.

Biz birlikte değiliz!

Keyfin bilir!

Merhaba, küçük mirket!

Bekle!

Biz zaten aynı yöne gidiyoruz, değil mi?

Benim için hava hoş.

Vaha'ya daha çok var mı?

Ne kadar uzakta?

Hiç de uzakta değil.

Bak! Orada! Vaha!

Vaha!

İşte budur! Vahanın içine dalacağım ve...

...yüzeceğim.

Şey...

Hepsi bu mu?

Pekala, küçük bir yudum o halde.

Su...

Hadi! Hemen buradan defolup gidelim!

Su...

Su...

Su, ama, tabii, burada.

Hey! Bizim de biraz içmemiz gerekiyor.

Su.

Al bakalım.

Harika iş!

- Teşekkür ederiz. - Evet, teşekkür ederiz.

- Uçma zamanı! - Nereye gidiyorsunuz?

Yağmuru takip etsek yeter.

Buralarda başka vaha var mı?

Yok, sadece bu vardı.

Tek vaha burası mı?

İyi de biz ne içeceğiz?

Hayır, olamaz, tüm vahalar kurumuş!

Şu kötü şansa bir bakar mısın!

Çok aptalım, aptalım, aptalım!

Büyükbaba!

- Eğer yalnız başıma olsaydım! - Aynen! Aptal, aptal, aptal!

- Ha? - Biri nasıl bu kadar aptal olabilir?

Suyunu başkasına vermek mi? Acayip aptalca!

Aptal, aptal, aptal!

- Kes sesini! - O senin suyun da değil miydi?

Aptal!

Gözlerin onun üstünde olsun. Bir yerlerde suyu olmalı.

Ne? Ha! Şu fareyi takip edelim!

- Git başımdan! Defol! - Su nerede?

- Bir yerlerde suyun vardır, ceplerinde mi? - Kes şunu!

Ortadan kayboldu.

Sessiz ol.

Orada!

Onu takip et!

Hey! Kes şunu!

- Onu yakaladım! - Çek toynaklarını, domuzcuk!

Dikenleri var!

Bitkinin dikenleri var! Dediğim gibi, aptal, aptal, aptal!

- Hey! O şey bana ait. - Kavunlar.

Her yerdeler!

- Evet. Hepsi de bana ait! - Hadi ama! En azından birini paylaşabilirsin.

- Belki bunu mesela! - Olmaz.

- Peki, ya şu? - Hayır.

- Ya bu? - Olmaz! Bu kavun akşam için.

Şuradaki de yarın için. Şuradaki de bir sonraki gün için.

Şuradakiler de yaz için.

Bunlar kış için. Şu da doğum günüm için.

Gece yarısı atıştırmalığım.

- Bir de şuradakiler var... - Peki, ne?

- İşlerin zorlaşacağı zamanlar için. - İşler zorlaştığında mı?

- İşler şu an zor zaten! - Eğer suyunuzu başkalarına verirseniz...

- Evet, kesinlikle! Suyumuzu başkalarına verdik! - Şişt!

...o halde bu, sizin sorununuz olur.

Benim kavunlarım!

Geri ver şunu bana... kavunlarım!

- Susun! - Kavunlarım!

Kavunlarımı bana geri ver!

- Hadi gel de al onları! - Onlar benim!

Bağırmak zorunda mısınız?

Artık çok geç!

Çakallar!

Hayır, olamaz!

Hey, kankalar, onlar benim atıştırmalığım!

İşte orası!

Geri çekil!

Onların dikkatini dağıtacağım!

Git kendine bir başkasını bul, seni çakal!

İşte! Al bunu!

- Budur! - Bunu da al! Bunu da!

- Bunu da! - Al bakalım!

Hey, o benim!

Nasıl ama, bunu sevdiniz mi?

Hayır, hayır, olamaz!

İşte bu harika.

Hayır, o olmaz. Hadi gel, Bristles. Çabuk!

- Hadi gidelim. - Tamamdır.

Tüm yaşananlardan sonra, bir serinleticiye ihtiyacım var.

Olmaz! Elimizde kalan son şey bu!

- Ya şimdi? - Henüz değil, Bristles.

- Ya şimdi? - Hayır.

- Şimdi mi? - Hayır.

Peki, ya şimdi?

Tamam.

Çakallar gitti mi?

Sen ha?

- Bizim... son yedeğimiz. - "Sizin mi?" Hey! Bu kavun bana ait!

Tamam, güzel, neyse ne! Alın onu! Hepsini alın!

Hayır, yok, bekleyin. Birazını yolluk yapayım!

Aynen, işte bu benim! Eli açık bir kişiliğim var!

Son lokmamı başkasına veriyorum, peki, bana ne kalıyor? Hiçbir şey.

- Bir yuvam bile yok! - Benim de yok.

- Bir ailem bile yok. - Benim de yok.

Geriye kalan tek şey şu burnum.

Sadece ben ve hortumum.

- Hey, ondan bende de bir tane var. - Hayır, sende yok.

- Hey, evet, sen de varmış. - Olduğuna emin olabilirsin.

Sen buna öttürmek mi diyorsun? Esas şunu dinle!

Sessiz olun!

Hey, o da bir şey mi! Bekle!

- Sen ne yapıyorsun? - Gidiyorum.

- Pekala, hadi gidelim. - Tek başıma, Bristles.

Tek başına mı?

Aslında bunu en başta yapmalıydım.

- O nereye gidiyor? - Çölü geçerek mavi çiçeğe.

- Tamam. Peki, hangi yöneymiş bu? - Şey...

Aslına bakarsanız, ne şanslısınız ki yanınızda ben varım.

Ne dediydin sen? Çölü geçmek mi?

Çocuk oyuncağı! Dosdoğru oraya gideceğiz.

- Tam olarak neresi, bu dosdoğru olan yer? - Mavi çiçeğe doğru mu?

- Aynen. - Şey... şu tarafa.

- O halde hadi gidelim! - Hadi yola koyulalım, Bay Domuzcuk.

Yalnız gitmek istemiyor muydun, sen?

Öyleyim. Sadece aynı yöne gidiyoruz.

Benimle tanıştığın için şanslısın, anlarsın ya!

Tüm hayatım boyunca aynen kendim gibi birilerini arayıp durdum.

Ortak noktalarımız da var.

Burunsa burun! Zekaysa zeka! Biz sanki...

- İkiziz. - İkiziz! Kesinlikle!

Üstelik muhteşem güzel bir görünümün ve etkileyici bir fiziğin var.

- Öyle miyim? - Ben susadım. Sen de susadın mı?

- Hem de nasıl! - Hey, Bristles ve ben susadık!

- Neden bir süre kendin yürümeyi denemiyorsun? - Bu şekilde iyiyiz biz, değil mi Bristles?

Su... suya ihtiyacım var.

Pekala, önden gidip bakacağım.

Vay canına!

Bu da nedir?

- Bunu sana söyleyebilirim. Bu şey... - Su!

Doğru! Peki, sizi buraya kim getirdi? Ben, Konga!

Oley!

Hey, beni bekleyin!

İğrenç!

Bu şey tuzlu su. Bunu içemezsiniz.

Aslında içebilirsiniz, ama sonra acı verici bir şekilde ölürsünüz.

Etrafınıza bir bakın, arkadaşlar?

Eğer burada kalırsak, ölürüz!

Hadi be! Peki, hadi vahaya geri dönelim, ha?

- Tüm o yolu mu? - Su olmadan mı?

Hey, aptallar! Beni buraya siz getirdiniz, geriye de yine siz götüreceksiniz.

- Hemen şimdi! - Hayır! Bizi buraya sen getirdin!

Mavi çiçeğe giden yol burası demiştin.

Çiçek mi? Çölde mi? Siz ikiniz iki şebek maymunundan betersiniz!

- Bize yalan mı söyledin? - Evet, ne olmuş yani?

"Evet, ne olmuş yani?" ile sen ne demek istiyorsun?

Suyunu başkalarına veren iki zırdeliyle çölün ortasında kaldım...

...kavunlarımı mahvettiniz...

...bir de benden gerçeği söylememi mi bekliyorsunuz?

- Ama... - Sonunda jetonun düştü!

Aynen bir ışığın yanmasını izlemek gibi!

Tek ışık mı? Binlercesi olmasın!

Büyükbabam keşke bunu görebilse.

Yıldızlara bayılır.

Büyük Mirket var. Bir de Küçük Mirket var.

Fil, Şebek Maymunu.

- Kobra. - Peki, Fare'ye ne dersiniz!

Orada bir yerde Fare de olmalı.

Kobra fareyi yemiş.

Kobra mı?

Kobra! Gezegen evi!

Büyükbabam takımyıldızlardan bahsederdi.

Çölü geçmek zorundasın; gündüzün, alacakaranlıkta, yıldızlı gecelerde.

Yılan Kapısı boyunca, Kobra Yılanı'nın altında.

Mavi parlak bir çiçeğin büyüdüğü yere.

Sihir dolu, kudret dolu yere!

- Ne olmuş yani? - O yolu izlemeliydik.

O bir kayan yıldız mıydı?

Hayır.

Yine de bir dilek tutabilir miyim?

Ben her zaman aynı şeyi dilerim.

Bir aile.

Senin bir ailen yok mu?

Peki, ya arkadaşların?

Hiçbirine sahip değilim.

Hey, benim de hiçbir arkadaşım yok.

Tuhaf.

Bristles, şey...

- Benimle gelmen çok iyi oldu. - Tafiti!

Şey...

Haydi gel bakalım!

Hey, bana biraz yer açsana, ha?

Mükemmel.

Ne kadar utanç verici, hepimizin de susuzluktan ölecek olması.

Aynen öyle!

Ne kadar da utanç verici!

Cennete çoktan gelmişiz bile.

- Biz cennetteyiz! - Bulutların tam orta yerinde.

Orada birisi var!

Hey, benim!

Sanırım bu sadece sis.

Sis mi? Tamam, elbette.

- Bunu sen de duyabiliyor musun? - Ha?

- İşte orada! - Bu da nedir?

- Şey... - Sen de mi bilmiyorsun?

Defolun!

Sisimizi tüketiyorsunuz!

Affedersiniz.

Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?

- Göremiyor musun? - Su biriktiriyoruz.

Su...

Su!

- Uf! - Bu iğrençti!

- Hiç yoktan iyidir. - Git kendi suyunu bul!

- Bekle! Dur! - Bunu nasıl yapıyorsunuz?

Hey, dur!

Hadi ama!

Kimseyi kırmak istemedim!

- Hey, bak, başardım, başardım... - Dikkat et!

Hadi ama, çok susadım!

- Bu bende işe yaramıyor. Peki, ya sen? - Geri dön!

- Hayır, hem de hiç! - Git kendi suyunu bul!

- Bristles! Dur, kıpırdama! - Yoksa üstümde bir şey mi var?

Al o şeyi üstümden!

Sabit dur, yeter.

Kıpırdama.

Şimdi sıra yine bende.

İşte bu çok mide bulandırıcı!

Bu küçük domuzcuğun eşlik etmesi çok iyi!

Tüm yolu gittim ve domuzumuzu kurtardım. Anladın mı?

Anladın mı? Anladın mı? Yol? Domuz?

Evet, bunu ilk söylediğinde de anlamıştık, Bristles.

Çok iyiydi! Bekle!

Bakın!

Yılan Kapısı!

♪ Eğer çöle gidiyorsan ♪

♪ O halde yalnız kalmazsın ♪

♪ Yanı başında bir yaban domuzuna ihtiyacın var ♪

♪ Tek başına deneme şansını ♪

♪ Hemen her türden var tehlike ♪

♪ Üstelik kaçmak isteyebilirsin ♪

♪ Ama asla, asla buna ihtiyacın olmayacak ♪

♪ Eğer yanına beni alırsan ♪

Hoşmuş!

Ay! Sıcak!

- İmdat! Üf! Ah! - Bristles, ne yapıyorsun? Bu hiç komik değil!

♪ Yoksa çok mu sıcak ♪

♪ Eğer çok sıcaksa, bu durumda çok yavaşsın demektir ♪

Yanık kokusu alıyor musunuz?

Amanın!

Yol verin!

Çok sıcak!

♪ Eğer çok sıcaksa, bu durumda çok yavaşsın demektir ♪

- Nedir bu? - Bu tuz tavasıdır. [Tuzla]

- Buna neden tava demişler ki? - Çok basit! İçeri girersen kızarırsın.

Aynen bir tavanın içerisinde olduğu gibi.

Çok lezzetli! İyi bir barbeküye bayılırım.

- İyi de gitmemiz gereken yol bu. - Asla başaramayacağız.

Peki, ya geceleyin gidersek?

O zaman çok sıcak olmaz.

Siz aklınızı iyice yitirdiniz mi?

Tuzlanın şu büyüklüğüne bir bakın! Onu duydunuz, içeri girersek, kızarmış tost oluruz!

Kızarmış tost!

Leziz!

Siz hızlanacak mısınız? Güneş doğduğunda cızırdayacağız.

Tırsmak yok! Hadi ama, kaldırın kıçınızı! Oraya ulaştığımızda uyuyabilirsiniz.

İşte orada. Çok uzakta sayılmaz.

Bak, Bristles!

Neredeyse başardık.

- Vay anasını! - Birazdan geliyorum.

Hadi gel, önden giderek yolu gösterelim.

Bristles'ı burada yatarken bırakamayız.

Neden olmasın?

Bristles? Hadi kalk!

Hadi be! Güneş doğmak üzere!

Ha? Hayır, olamaz!

Hayır, almayayım. Kendi başınıza cızırdayabilirsiniz.

Sen devam et. Ben... iyi olacağım.

Duydun mu? İyi olacakmış. Hadi devam edelim. Onsuz da bunu başarabiliriz.

- Ayağa kalk! - Pekala, siz bilirsiniz.

Biraz daha mücadele edemez misin? Küçücük bir kaç adım daha atamıyor musun?

Benimle dalga geçiyor olmalısınız!

Pekala, bak sen şu işe? İşte hepimizin beklediği o an geldi.

Aptal, aptal, aptal!

İkiniz de öylesiniz! Çok aptalsınız. Aptallığınız bana da bulaştı!

Aptallar Kulübü'nün en yeni üyesi!

- Sen de aptalsın! - Buna hiç gerek yoktu!

Pekala! Tafiti, Bristles, yetti artık! İkiniz de ayağa kalkıyorsunuz, hemen!

Şişt! Bırak domuzcuğu yerde uyusun.

Kapat çeneni, sıska!

- Kımıldayın! - Tamam o zaman, yürü be kim tutar seni!

Tüm enerjini harca! Fiziki güç harcamak gibisi yoktur, bu seni hoş ve hassas yapar...

...benim küçük lezzetli atıştırmalığım!

Bunu duydunuz mu? Kızaracaksınız!

- Aynen öyle, aynen öyle! - Cızırdayıp pişeceksiniz!

Artık yeter! Hemen şimdi ayağa kalkın!

Bu bir emirdir!

Emir!

Sessiz olur musun? Bazılarımız burada uyumaya çalışıyor.

Kapat gaganı, hortum burunlu!

Çok üzgünüm, ama bunlar benim atıştırmalığım!

Vegan olmanın zamanı gelmiş olabilir.

Bana neler yaptığını anlıyor musun?

Nutkum tutuldu! Sözcükler kifayetsiz!

Artık aklıma hiçbiri gelmiyor. Tek bir sözcük bile!

Kendimi ifade edemiyorum.

Tutkularım, duygularım, hassaslığım...

Şişt!

Üstelik şeyi de çok kafana takmıyorsun...

...ölçülerimiz arasındaki fark!

Çok incesin, tatlım.

Sen mükemmelsin.

Mükemmel mi?

Mükemmel olduğumu düşünüyorsun.

Sen kesinlikle mükemmel birisin!

Bristles...

Tafiti.

Ay! Sen ne yapıyorsun? Her yerim ıslandı! Kes şunu!

Tafiti sudan korkuyor! Tafiti sudan korkuyor!

- Bu hiç komik değil. - Vay canına!

O... o aynen bana benziyor.

Biz tıpatıp aynıyız.

Evet, işte bu inanılmaz.

Yaşasın!

Vay canına! Oley!

Yaşasın!

Büyükbaba bana ne derdi, biliyor musun?

Derdi ki: "Fareler, fillerle dans etmezler."

Büyükbaba!

Artık elveda deme zamanı, Tafiti.

Verdiğin sözü de unutma.

Hayır, hayır! Çiçeği bulup senin için getireceğim. Yoldayım!

Hemen gitmezsem çok geç olacak!

- Sen burada kal, biraz dinlen. - Evet, dinleneyim.

Hayır, olmaz! Seninle geleceğim!

- Tamam, o halde gidelim, arkadaşlar! - Şey, millet...

Bunun çok kötü bir darbe olacağını biliyorum, yine de beni hesaba katmamanız gerekecek.

- O mükemmel birisi. - Mükemmel olduğumu düşünüyor!

Benim zarif, çok zarif, filciğim!

Biz... şey...

Aynen, hadi gidelim.

Benim hortum eşim!

Buruşuk derilim!

- Düşünmeden duramıyorum... - Çiçeği... bulmamız gerekiyor.

Evet, tabii ki.

Ama çiçeği bulduktan ve Büyükbaba iyileştikten sonra...

...ben...

...sizinle yaşayabilir miyim?

Ne?

Sen bir mirket değilsin.

Evet, ama eğer bir fare fillerle birlikte yaşayabiliyorsa...

- Büyükbaba buna asla izin vermez. - Büyükbaba! Ne?

Ama onun yüzünden bu aptal çiçeği almak için buralara geldik.

Susadım, kızardım, cızırdadım...

...neredeyse ölüyordum.

Bunların hepsi Büyükbaba yüzünden!

Eğer o yılanı...

Eğer o yılanı düşürüp sağa sola atmasaydın, bu çiçeğe ihtiyacımız olmayacaktı!

Şimdi de Büyükbaba ölüyor ve zamanımız tükeniyor!

Tüm bunlar hep senin yüzünden!

- Beni suçlamanın Büyükbabaya bir yararı yok! - Geri dön! Sana gelmemeni söylemiştim!

İyi o halde! Git de o aptal çiçeği tek başına al!

Tüm bu zaman boyunca tek istediğim buydu zaten!

Yeter artık! Yeterince katlandım! Benden bu kadar!

Beni duyuyor musun? Ben...

Bristles?

Bristles!

Bristles!

Bristels!

Bristles.

Bristles?

Bristles!

Bristles!

Sen misin o?

Bristles.

Bristles!

Neredesin?

Çok üzgünüm!

Benimle birlikte gelmene çok memnunum!

Benimle birlikte geldiğine cidden çok memnunum.

Gerçekten öyleyim.

Ama şimdi öldün.

Ve ben...

...tek başımayım.

Tafiti!

Ne kadar gıcık biri olduğuna dair bir fikrin var mı?

Tafiti!

Aşırı derecede gıcıktın.

Ama seni cidden özlüyorum.

- Tafiti! - Kesinlikle. İşte böyle!

Tafiti!

Bristles?

- Tafiti! - Bristles! Neredesin?

Buradayım!

Dikkat et! Deliğe çok fazla yaklaşma!

Yüz! Yüzmen gerekiyor!

Tafiti!

Hadi ama!

Uyansana!

Bristles...

Tafiti.

Ben çok üzgünüm.

- Hayır, esas ben üzgünüm. - Hayır, üzgün olan benim.

Biz neredeyiz böyle?

Bunları sen mi çizdin?

Büyükbaba ne olacak?

Şey... hadi gidelim! Kaybedecek hiç zamanımız yok.

Bak!

Bir akıntı var gibi görünüyor.

- Bir yerlere gidiyor olması gerek. - Ne? Olmaz!

- Suya tekrar girmem olası değil. - Anlıyorum.

Ama buradan çıkabilmemizin başka bir yolu yok.

- Artık daha fazla su istemiyorum! - İzin ver bir bakıp geleyim.

Hey, burası iyi görünüyor!

Köşeyi dönüp daha da gidiyor! Hadi gidelim.

- Hayır. Tekrar ıslanmayacağım. - Islanmana gerek yok.

Karada yolcu kalmasın! Patilerin bile ıslanmayacak.

Şey...

- Vay canına! - Haydi başlayalım!

Endişelenme! Şişkolar batmazlar.

♪ Eğer yüzme işinde iyi değilsen O halde yalnız yüzmene gerek yok ♪

♪ Suyun üstünde kalmak için Bir yaban domuzu gerek sana Tek başına yüzüp şansını zorlama ♪

♪ Hemen her türden tehlike var Kaçmak da isteyebilirsin ♪

♪ Ama bir daha asla kaçman gerekmeyecek Eğer yanında ben varsam yeter ♪

♪ Eğer yüzme işinde iyi değilsen O halde yalnız yüzmene gerek yok ♪

♪ Suyun üstünde kalmak için Bir yaban domuzu gerek sana Tek başına yüzüp şansını zorlama... ♪

Vay canına!

Sanırım bu şekilde devam etmemiz gerekiyor.

Hayır, olamaz, hayır! Dur!

Çıkış yolu burası olmalı.

Kimin umurunda! Geri dön! Hemen geri dön!

Tamam!

Hey, selam!

Çıkış yolunu biliyor musun?

Sıkı tutun!

Daha hızlı! Daha hızlı gitmemiz gerekiyor!

İmdat!

Sıkıştım!

Sıkıştım!

Çabuk!

İmdat!

Bristles, sen iyi misin?

Oha! Bunu gördün mü?

Uçabiliyorum!

Ben bir roket domuzum! Yaşasın!

Hiç fena değil, ha?

- Bristles! Bristles, bak! Başardık! - Ha?

Yılan Kapısı! Orada bekle! Yanına geliyorum.

Biz...

Vay canına!

Yılan Kapısı.

Yılan Kapısı!

Yılan Kapı... ha?

Yılan... bir yılan!

İmdat! İmdat!

Kaç!

Tafiti! İmdat!

Senin yerinde olsam, hemen sürünerek yuvama giderdim!

Hey, hadi gel de beni yakala!

Hayır! Hayır, yapma!

Eğer birine bulaşmak istiyorsan...

...bana bulaş!

Hey, eğer birine bulaşmak istiyorsan...

...gel de bize bulaş!

Gel de beni yakala! Çok geç!

İşte buradayım!

Hey!

Yakala beni!

- Hadi gel! - Buradayım!

- Hey sen! - Hadi ama artık!

Hey!

Buradayım!

Başardık!

Acıyor mu?

Hadi gidip şu çiçeği alalım!

- Sıkıyorsa yakala beni! Oley! - Seni yakalamaya geliyorum!

Herhangi bir çiçek görüyor musun?

Tek bir tane bile yok!

- Tüm bunlar bir hiç içinmiş. - Gerçekten de şey mi olması gerekiyor... bir çiçek?

Belki de...

...mavi çiçek gerçekten de yoktur.

Bristles.

Bristles.

Bristles!

- Sen ne yapıyorsun? - Şey...

...yemek yiyorum.

Tadı sanki... meyvemsi...

...bir bahar buketi gibi.

Sen mavi çiçeği yedin.

Ne? Hayır.

- Az önce mavi çiçeği yedin! - Gerçekten mi? Şey...

Bunun mavi olduğuna emin misin?

Bunca uzun, çok uzun, ölümcül, tehlikeli yolu aşıp geldik...

...ve sen mavi çiçeği yedin!

Hayır, olamaz! Hayır, hayır, olamaz!

Nihayet mavi çiçeği bulduk ve ben onu yedim!

Şu an ölmek üzere olan Büyükbaba var ve tüm bunlar benim kabahatim!

Elveda! Çünkü ben mavi çiçeği yedim!

Bu kocaman, büyük, geniş, devasa dünyadaki tek mavi çiçeği...

- Ben de onu yedim. - Bristles! Bristles! Baksana!

Vay canına!

Bak! Bir mavi çiçek buldum. Ve bir tane daha!

Bir başkası! Bir başkası! Başka bir çiçek daha!

Başka bir tane... Vay canına!

Yağmur yağması şansımıza oldu!

Teşekkür ederiz, bulutlar! Teşekkür ederiz, yağmur!

Yağmur, sen yok musun!

Yağmur, yağmur, yağmur...

Yağmur...

Bristles, yağmur!

Biliyorum! Yağmur, yağmur, yağmur...

Bunu anlamıyor musun?

Bu da demek oluyor ki, çok geç kaldık!

Ne?

Büyükannenin dediğine göre, Büyükbaba bir sonraki yağmuru göremeyecek.

Aptal yağmur bulutları! Gidin ve başka bir yere yağın!

Bristles, zaten başka bir yere yağıyorlar.

Buradaydılar, şimdi oradalar. Henüz Büyükbabanın olduğu yere gitmediler.

Büyükbabanın olduğu yerde değiller mi?

Henüz Büyükbabanın olduğu yere yağmadılar!

Belki de bu işi cidden başarabiliriz.

- Sadece bulutları yarışta yenmemiz gerekiyor. - Ama nasıl?

Onlardan daha hızlı uçsak yeter.

Bunu asla başaramayacağız.

Kendi başımıza başaramayız.

- Buunu yapmaktan çok memnun oluruz. - Gerçekten mi?

Biz pelikanların dediği gibi: Sen gagamı kaşı, ben de seninkini kaşıyayım!

Harika!

Pekala, hadi başlıyoruz.

İçerideyim! Hey...

İşe yaramayacak bu!

Elbette yarayacak! Yaraması gerekiyor.

Bristles o kadar ağır değildir.

Sana yardım edeceğim. Pekala, şey...

Tamam, şey, neredeyse oldu!

Tafiti?

Ha? Sen ne yapıyorsun?

Hemen şu gaganın içine geri dön!

Özür dilerim.

Deneyebilir miyim?

Tafiti, her halükarda seninle gelemem.

- Verdiğin sözü unuttun mu? - Ama...

Büyükbaba haklıydı.

Ben sizlere ait değilim.

Yılan olayındaki hata benim yüzümdendi.

Ama...

Tafiti, hemen gitmen gerekiyor.

Eğer gitmezsen, tüm bunları boşa yaptık demektir.

Ama sana ne olacak?

Ben idare ederim.

Pekala, bir elveda yeterli o halde?

Güzel.

Uçma zamanı!

Seni asla unutmayacağım.

Asla!

Güle güle, Tafiti. Güle güle.

- Selam! - Selam! Arkadaşın nerede?

Bay Domuzcuk nerede?

Çöl bu mu?

Bu, şey... düşündüğümden biraz daha büyük bir şeymiş!

Beni çok kale alma, hayır!

- Burada yokmuşum gibi davran. - İğrenç!

Bunları sen mi çizdin?

Neredeyse geldik!

Tam zamanında! Henüz yağmur yağmamış.

Büyükbaba, yettim!

- Büyükbaba, çiçeği aldım! - Tafiti!

Mavi çiçek. Onu aldım.

Tafiti, artık çok geç.

Çok mu geç? Hayır...

İşte... Hadi!

İç şunu! Hadi ama!

Evet, evet. İşte böyle.

Hadi ama!

İşte budur!

Büyükbaba?

Yine de yardımlarınız için teşekkürler.

Nedir bu gürültü patırtı?

Bu sadece...

- Büyükbaba! - Sen yaşıyorsun!

Elbette yaşıyorum! Sadece birazcık uyuya kalmışım.

- Sanırım!? - Uyuya kalmışmış!

- Siz ikinizin derdi nedir? - Hatırlamıyor musun? Yılan seni ısırmıştı.

- Bir yılan mı? Palavra! Ölmüş olurdum. - Ama ölmüştün. Şey, neredeyse.

Evet, bir yılan vardı.

Büyükbaba! Büyükbaba!

O halde neden ben...

- Tafiti gidip mavi çiçeği getirdi. - Mavi çiçeği mi?

- Gerçekten var mıymış? - Evet.

Sen... beni mi kurtardın?

Aynen! Bizim küçük Tafitimiz! Hem de tek başına!

Hayır, tek başıma değildim.

Ne?

Bristles, bana yardım etti.

Kim?

Bristles.

- Şu yılanı başımıza bela eden mi? - Tüm o söylediklerim...

- Ama söz vermiştin. - Evet, verdim.

Bu işi tek başıma yapmak da istedim, ama, sonra, şey...

Üzgünüm.

Peki, şu an nerede...

...şu Bristles?

Çok uzakta.

Ve onu bir daha asla göremeyeceğim.

Da!

Kartal alarmı!

- Hayır! Hayır! İmdat! Beni yeme! - Ding dong.

- Bristles! - Tadım korkunçtur!

Tafiti!

- Ding dong. - Bırak onu!

- Hemen şimdi! - Bırakayım mı?

Hayır, hayır! Lütfen, lütfen, yapma.

Pekala, o halde!

Emniyet kemerlerinizi bağlayın!

Kartal Havayolu ile uçtuğunuz için teşekkürler.

Beni... yemeyecek misin?

- Hayır. - İyi de... neden?

Siz ikiniz birbirinize aitsiniz.

Ayrıca et ağırlıklı beslenme diyeti bence çok abartılmış bir şey.

Bristles!

Tafiti.

Tafiti!

Merhaba. Bir sonraki kartalın ne zaman kalkış yaptığını bilen kimse var mı?

Şey... aslına bakarsanız, gerçekten de yola koyulmam gerekiyor, çünkü ben...

...bir yerden acil olarak bekleniyorum...

...şeye...

...hiçbir yere.

B... Bristles?

- Bristles! - Bırak gitsin!

Böylesi çok daha iyi. Kendi türümüze bağlı kalmalıyız.

Hayır, böylesi hiç de iyi değil!

En iyisi, arkadaşlarının olmasıdır. Bristles da benim arkadaşım.

- Tafiti! - Büyükbaba, evet, biliyorum.

Yabancılardan uzak duracağıma dair sana söz verdim.

Ama bu işi tek başıma asla yapamazdım. Asla!

Eğer Bristles orada olmasaydı, çakallar tarafından yenebilirdim...

...ya da susuzluktan ölebilirdim, ya da boğulurdum, ya da bir yılan tarafından öldürülebilirdim!

Tek başıma, mavi çiçeği asla bulamazdım.

- Gerçekten mi? - Bristles olmadan mı?

Asla.

- Ama Bristles bir... - Tafiti'nin arkadaşı.

Pekala, yine tek başımayım.

Abartmaya değmez.

Muhtemelen en iyisi budur, gerçekten!

- Hey, bekle! - Ha?

- Nereye gidiyorsun? - Ben mi?

Şey... aslına bakarsan...

...uzağa.

İyi de gitmeni istemiyorum.

Ha?

Lütfen, kal.

Bunun iyi bir fikir olduğunu hiç sanmıyorum.

Senin tek başına kalmana izin vermeyeceğim.

Peki, ya Büyükbaba?

Sen neyi bekliyorsun daha? Orada ıslanacaksın!

Hadi ama, içeri gel.

Sanırım seninle konuşuyor...

Sen de, Bristles!

Hadi gel.

Ben mi?

Evet, hadi gel!

Ama... ama...

Bunda ciddi misiniz?

Sizde ne kadar kalabilirim? Yağmur durunca tekrar yola koyulmam gerekecek mi?

Hayır, elbette gitmeyeceksin. Temelli olarak bizde kalıyorsun.

- Sonsuza kadar mı demek istiyorsun? - Evet, sonsuza kadar.

İyi de sonsuza kadar ne kadar bir süre oluyor?

Bu, sonsuza kadar mı oluyor...

...yoksa yağmur sezonu bitinceye kadar mı demek oluyor?

- Sonsuza kadar. - Ha! İşte bu hoşmuş.

Ding dong!

Tafiti Çölü Geçmek

Çeviri: Onsraman https://onsraman.wordpress.com

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.