All language subtitles for Young.sheldon.S02E01.WEB-DL.DD5.1.H.264-YFN.Turkish-WWW.MY-SUBS.CO

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali Download
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified) Download
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian Download
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese Download
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

WWW.MY-SUBS.CO

1 Bazı insanlar benim fazla hassas olduğumu söylerler.

Yine ne oldu?

Missy bana tarçınlı sakız verdi!

Tabii, tabii.

Ve bazı insanlar demişken, herkesi kastediyorum.

Her ne kadar bir X-Men olmasam da,

hep olağanüstü yüksek duyulara sahip oldum.

Iyy.

Georgie, ayakkabılarını geri giy!

Bunu da koklayamaz ya.

Evet koklayabilirim!

Ayrıca, olağanüstü işitiyordum.

Akşam yemeği boyunca çiğnemenin,

höpürdetmenin,

çiğnemenin,

çatal bıçağın tabağa sürtünme sesinin,

çiğnemenin

ve babamın ketçap şişesiyle güreşirken aldığı

derin nefesin kakofonisini duymazdan gelirdim.

Ama o akşam, duymazdan gelemediğim bir ses vardı.

Neden yemiyorsun Sheldon?

Bu korkunç ses varken nasıl yiyebilirim?

Hangi ses?

Şu rahatsız edici, tiz vızıltı.

Ben bir şey duymuyorum.

Ben de.

Nasıl duymazsınız?

Bir saniye.

Galiba ben de duydum.

- Öyle mi? - Evet.

Senin suratından geliyor.

Ufak bir vızıltı duyuyor gibiyim.

Buzdolapları ses çıkarırlar, Sheldon.

Ama bu yeni. Daha önce hiç böyle ses çıkarmamıştı.

Tamirciyi çağırmalıyız.

Paramı çalışan bir buzdolabı için harcayamam.

O zaman benim akıl sağlığım için harcıyormuşsun gibi düşün.

Boşver gitsin, Sheldon.

Beni rahatsız eden şeyleri boşvermek konusunda iyi değildim.

Kafayı takmak konusunda gelince...

İşte ben her sabah bunun için uyanıyordum.

Young Sheldon 2x1 - A High-Pitched Buzz and Training Wheels

Çeviren: beetlepoet twitter.com/bayancingilbort

İyi seyirler :)

Ne yapıyorsun?

Buzdolabının sesi, re ve re diyez arasında.

Off, resmen derim karıncalandı.

Suratına yastık bastırsam nasıl olur,

ama böyle çok, çok uzun süre boyunca?

Hayır, çok tehlikeli.

Kulak tıkacımız var mı, biliyor musun?

Eğer olsaydı şu an ben takıyor olurdum herhalde.

Yat uyu.

Yapamam.

Parmaklarını kulağının içine sok.

Ve kulak kirini içkulak kanalına geri yollama riskini mi alayım?

Hayır kalsın.

Günaydın.

Sen beni öldürmeye mi çalışıyorsun ya?!

Hayır, bence sen harikasın.

O zaman yatağımda ne işin var?

Uyuyamadım.

Buzdolabımız garip bir ses çıkarıyor.

Ama senin burun deliklerinden biri de öyle,

bu yüzden bu gece de gelmemi bekleme.

Ben polisi aramadan evine dön çabuk.

Ayçöreğin için polisi aramazsın ki sen.

O zaman anneni ararım.

Bak bunu yaparsın işte.

Yedek anahtarımı da burada bırak.

Yaa :(

Yaa :(

Psikolojik işkenceden sağ çıkma

yöntemleri hakkında bir şey biliyor musun?

Ailem komünist Vietnam'dan kaçtı diye,

işkence hakkında illa bir şey biliyor olmam mı lazım?

Öyle düşünmüştüm.

Eh, o zaman şanslısın. Neyi merak ediyorsun?

Buzdolabımzıdan gelen bir ses tarafından işkenceye uğruyorum

ve onunla nasıl başa çıkacağımı da bilmiyorum.

Amcam yeniden eğitim kampındayken,

bambuların sivri uçlarıyla işkencecilerinin

karnını deştiğini hayal edermiş.

Onun yerine ben en iyisi buzdolabı tamiri hakkında bir kitap alayım.

Tamam.

Yeni konu.

Jessica Gieger siyah sütyen takmış.

Tişörtünün kolundan gördüm.

Bej rengi değil, pembe değil.

Siyah...

Çok gizemli...

Ne yapıyorsun?

Buzdolabını parçalara ayıracağım

ve böylece sesin nereden geldiğini bulacağım.

Bu çok iyi bir fikir.

Genelde sen benim çabalarıma pek destek olmazsın.

Artık daha olgunum.

Hoş geldin anne.

Ne yaptın ya sen?!

Güzel haber şu, sesi çıkaran parçayı buldum.

Bunu çabuk eski haline getir!

İşte geldik kötü habere.

Bunu tamir edebileceğini de nereden çıkardın?!

E ben zekiyim. Ve bir kitabım vardı.

Hala zeki olduğunu düşünüyor musun?!

Evet.

Ona yapmamasını söyledim. Ama dinlemedi.

200 dolar mı?!

Tamam önemli değil, parayı öderiz.

Bir saniye. Garajdaki eski buzdolabı?

Ne o, neden öyle yaptın?

Şey, ben o buzdolabını kiliseye bağışlamış olabilirim.

Hani ihtiyacı olanlar için.

Sen benimle dalga mı geçiyorsun?

Böyle gergin anlara sandığınızdan daha çok şahit oluyorum.

En iyisi sizi rahat bırakayım.

O buzdolabını tamir ettirmek ne kadara patladı haberin var mı?!

200 dolar. İşitmem çok iyidir.

Para kazanmak için ne kadar çok çalıştığımı biliyor musun sen?!

Özür dilerim.

Ne kadar sürerse sürsün umrumda değil.

Bana bunu kuruşu kuruşuna ödeyeceksin.

Peki efendim.

Beni çok hayal kırıklığına uğrattın.

Ama ağlarsan, acından zevk alamam ki.

Anne?

Sheldon size bu kadar masraf çıkarttığına göre

yeni favori çocuğun kim, ben mi Georgie mi?

Benim favori çocuğum yok, biliyorsunuz.

Yaa, tabii.

Pekala, çöpü kim önce dışarıya çıkarırsa, o benim favorim.

Bizi salak sanıyor herhalde.

Baba, sana borcumu ödemek için

bir iş bulduğumu memnuniyetle söylemek isterim.

Öyle mi?

Gazete dağıtıcısı olacağım.

Ne güzel.

Seninle gurur duyuyorum.

O gazeteleri nasıl dağıtmayı düşünüyorsun?

- Bisikletle. - Sen bisiklet kullanamıyorsun ki.

Benim öğrenemeyeceğim hiçbir şey yok.

Bir hafta öncesine kadar bir buzdolabını sökmeyi de bilmiyordum.

O gazete filan dağıtamaz.

- Neden olmasın? - Çünkü çok tehlikeli.

Bence biraz fazla korumacı davranıyorsun.

Onun sabahın 5'inde dışarıda arabalar,

köpekler ve kimbilir başka neler varken çıkacağını mı sanıyorsun?

Ben onun yaşındayken yapmıştım. Georgie de öyle.

Kardeşine bu işi öğreteceksin.

Ya öğretmek istemiyorsam?

Yine de öğreteceksin.

Bana bak, senin fikrin sorulmadı.

Cevabı biliyordum. Birden heyecanlandım.

Georgie? Georgie?

Ne var?

Kişiliğimdeki bu ahlaki lekeyi temizlemeye hazırım.

Seninle ilgili her şeyden nefret ediyorum.

Kamyon gazeteleri ne zaman getiriyor?

Geldiği zaman.

Bu bir totoloji.

- Ne? - Totoloji.

Doğru fakat bilgilendirici olmayan ifade.

Aa, halbuki senin bana bir şeyler öğretmen gerekiyordu.

Bu çok komik.

Aa, geldi!

Buraya! Buraya!

Bu çok heyecanlı.

Bu da bir şeydir.

Teşekkürler! İyi günler!

Şimdi ne var?

Onları garaja götür ve katla.

Amanın.

Onları böyle katla, sonra da lastik bant geçir.

Ama onları üç eşit parçaya katlamadın.

- Kimin umrunda? - Benim umrumda.

O zaman ne istiyorsan onu yap.

İşin bitince beni uyandır.

Sonraki 17 dakika boyunca,

mükemmel gazete katlama sistemini yaratmak için

fiziği, geometriyi ve eski model sıkı çalışmayı uyguladım.

İşim bitti.

Harika. Haydi yük vagonuna koyalım.

Yok, bunu bitirdim. 39 tane daha var.

Ona bir şey olmayacak.

Bana bunu söylemene gerek yok. Ona bir şey olmayacağını ben de biliyorum.

Madem biliyorsun, niye şu an yatakta değilsin?

Çünkü bu çocuk daha uyku tulumundan bile dışarı çıkamıyor.

Çıkmıştı ama.

Sadece 5-10 dakikasını almıştı.

Endişelendiğini biliyorum ama,

dışarıdaki dünyayı da biraz tanıması lazım.

Neden bunu dünyanın çoğu uykudayken yapmasın?

Haklısın galiba.

Yatağa geliyor musun?

Kafayı mı yedin sen?

Oğluşum bu karanlıkta tek başına dışarıda.

Ama büyük oğluşun da burada yorganın altında.

Daha kibar şekilde ifade edebilirdin.

Pekala, adres listeni aldın mı?

- Burada. - Tamamdır. Yapman gereken

her eve gidip ön kapılarına

gazetelerini fırlatmak.

Anladım.

Pekala, ben yatağa dönüyorum.

Teşekkür ederim Georgie.

Harika bir öğretmendin

ve bana zaman ayırdığın için oldukça minnett...

Aaaa! Ellerim kapkara!

- Neden ellerim kapkara?! - Sakin ol.

Gazetenin mürekkebi bulaşmış.

Neden bu konuda daha önce uyarılmadım?!

Çık, uğursuz leke!

Bu Shakespeare'dendi!

♪ Foghat - Slow Ride ♪

Yaa :(

- Selam Sheldon. - Selam Billy.

Yeni gazete dağıtımcımız sen misin?

Evet, gündelik iş hayatına ben de katıldım.

Ben de çalışıyorum. Tavuklarımızla ilgileniyorum.

Sakın beni yanlış anlama.

Büyüyünce teorik fizikçi olmayı planlıyorum.

Süper.

Ben tavuklarla devam herhalde.

Peki o zaman. İyi günler.

Sana da.

Aa süper, bugün pazartesiymiş.

Nasıl gidiyor?

20 dakikadır dışarıda, daha ikinci eve yeni gitti.

Aynı senin gibi atıyor ha.

Bu ilk günün zorlayıcı olduğunu

söylemek, biraz hafif kaçar.

Haftanın geri kalanının daha iyi geçtiğini söylemek ise

yalancılıktan başka bir şey olmaz.

Olamaz! Hayır! Aaa!

Olamaz! Eyvah! Eyvah! Eyvah!

Eyvah! Eyvah! Aaaa!

Eyvah.

Eyvah.

Eyvah!

Eyvah. Eyvah.

Eyvah, eyvah. Eyvah, eyvah.

Eyvah, eyvah, eyvah.

İlginç bir bilgi,

daha kalın olan pazar gazeteleri iki paket halinde geliyordu.

Eyvah.

Hayvanlarla, toprak anayla ve

güçlü bir kola fakat kötü bir huya sahip olan

teslimatçıyla boğuştuğum bir hafta sonrasında,

verdiğim emeğin ürünlerini toplama vaktim gelmişti.

Tahsilat!

Tahsilat!

- Selam Sheldon. - Merhaba Bayan Sparks.

Sizden bu haftanın gazete teslimlerinin parasını tahsil etmeye geldim.

Tabii. Bekle.

Ayrıca anladığım kadarıyla bahşiş verme gibi bir gelenek var,

bu yüzden takdirinizi göstermekten çekinmeyin.

Al bakalım.

Bana bahşiş olarak 10 sent mi veriyorsunuz?

Bir sorun mu var?

Yok, ama bu biraz az gibi geldi de.

Her gün geciktin.

Çevre koşullarıyla başa çıktım ama.

Seni gördüm.

Ben olsam "başa çıktım" demezdim.

Hey, Sheldon.

Üzgün görünüyorsun.

Öyleyim.

Yumurta ister misin?

Sheldon?

Efendim?

Eziksin.

Kusura bakma ama yapmam gereken bir işim var.

Babama parasını ödemene ne kadar kaldı?

Böyle giderse, 6 ay.

Eziksin işte.

Ailelerinize bunu imzalatmayı unutmayın. Cuma gününe geri istiyorum.

Bay Cooper, geç kaldınız!

Geç kaldığımı biliyorum. Destek tekerlerim yerlerinden çıktı.

Destek tekerleri mi?

Evet Derek!

Bir çocuk gibi destek tekerleri kullanıyorum!

Ama bir yetişkin gibi bir işe de sahibim!

Ben çok karışık bir insanım!

Tabii, karışık diyelim bari.

Pekala, izin kağıtları.

Kupada ne var?

Bu bir kahve kupası, Tam.

Sence içinde ne olabilir?

Çorba da olabilir.

Kahve var.

- Nereden buldun onu? - Öğretmenler odasından.

Ve sen sormadan söyleyeyim,

hayır, ben dünyanın en iyi dedesi değilim.

Ne zamandan beri kahve içiyorsun?

Aslında içmiyorum ama bu iş beni mahvediyor.

Sen anlamazsın.

Farkındaysan benim de bir işim var.

Ailenin bakkal dükkanında mı?

- O sayılmaz ki. - Nedenmiş?

Bir yazarkasanın başında oturup hesaplama yapmanın keyfini çıkarıyorsun.

Aslında, yazarkasa sana vermen gereken para üstünü söylüyor.

Aa. Bu kötüymüş işte.

Eskiden Sizzler'ın olduğu yere

- Olive Garden açılacakmış diye duydum. - Hampton Caddesi'nde mi?

- Evet. - Orada Sizzler yoktu sanki.

Chi-Chi's vardı orada.

Hayır, Chi-Chi's Bedford'da,

Payless Shoes'un karşısında.

Doğru söylüyor. Çünkü bir keresinde ayakkabı almış

ve sonra da Chi-Chi's'e gitmiştik.

Ne güzel bir gündü.

Ben orada Sizzler var sanıyordum.

Kapanmasına üzüldüm.

40. Cadde'deki hala duruyor.

Bundan kime ne?!

Bir sorunun mu var?

Evet var. Yorucu bir gün geçirdim.

Bari akşam yemeğinde sessizlik istesem

çok mu şey istemiş olurum?

Sheldon, babanla böyle konuşamazsın!

İyi. Hiçbirinizle konuşmamayı tercih ederim zaten.

- Ben gidip onunla konuşsam iyi olur. - Yok, ben hallederim.

George, önce bir sakinleşsen mi acaba?

Ben hallederim dedim.

Niye böyle davrandığını açıklayacak mısın?

Yatağa gidip uyumayı tercih ederim,

birkaç saat sonra yeniden kalkmam gerekecek zaten.

Bak, yorgun olmanı anlıyorum, ama bu bahane değil...

Ben yorgun değilim. Ben tükendim!

Canım acıyor.

Sabahları şu hiç sevmediğim iş için uyanıyorum.

Ve bunu sadece para için yapıyorum,

ama çok fazla para getirmiyor bile.

Her seferinde daha çok çabalıyorum

ama hiçbir şey değişmiyor.

Yani eğer beni azarlayıp cezalandıracaksan,

bunu şimdi yap da aradan çıksın.

Seni cezalandırmayacağım.

Niye? Hak ettim.

Bak, ben sana günüm nasıl geçti anlatayım.

İngilizce'den çakmak üzere olan bir savunma

oyuncusunu kadro dışı bıraktığım için müdürden azar işittim.

Sonra çocuğun ailesinden daha da çok azar işittim.

Sonra da soyunma odasında çıkan bir kavgayı ayırdım.

Boynuma bir dirsek yedim.

Zor bir günmüş.

Bunların hepsi sabah 10'dan önce oldu.

Yani neler hissettiğini anlıyorum.

Ama farkındaysan, ben eve gelip bunların acısını sizden çıkartmıyorum.

Evet çıkartmıyorsun.

Şimdi oraya geri dönüp,

herkesten özür dilemeni ve yemeğini bitirmeni istiyorum.

Tamam efendim.

Babamın bilgeliği beni derinden etkilemişti.

Bu yüzden, bugün bile

ne yaşarsam yaşayayım,

hiçbir arkadaşımı veya sevdiklerimi

sinir edip onlara kötü davranmadım.

Sorun onlara, size söylerler.

Sonraki birkaç ay boyunca, babama parayı ödeyene kadar

gazete dağıtımında çalışmaya devam ettim.

"Çalışmak" derken, "yetki verme"yi kastediyorum.

Nerede olduğumu bilmiyorum.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.