Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Sayın Bay Raymond Garraty,
Sayın Bay Raymond Garraty, Tebrikler!
Uzun Yürüyüş'e gönüllü katılım başvurunuz, yapılan çekiliş sonucu kabul edilmiştir.
Ekonomik açıdan oldukça zor zamanlar geçirdiğimiz bu dönemde, umudun sembolü olarak eyaletinizi temsil etmenin eşsiz onuruna eriştiniz.
Tüm ülke, büyük bir hayranlık ve merakla, bu canlı yayını izliyor olacak.
Kazanırsanız, hayal bile edilemeyecek bir servet ve tek bir dilek hakkı sizi bekliyor - günümüzün finansal mücadelelerinden kurtulmak ve ulusa ilham kaynağı olmak için bir fırsat.
Lütfen 1 Mayıs sabahı, saat 08:00'e kadar başlangıç çizgisinde olun.
İyi şanslar, Bay Garraty.
...bu bizim ülkemizin ruhudur.
Sevgili vatandaşlar,
bugün hâlâ, bu büyük ulusu
parçalayan savaşın 19. yıldönümünde bile,
ülke çapında toparlanma çabalarımızı sürdürüyoruz.
Şu anda,
ülkece, en seçkin 50 gencimizin
bu son derece zorlu mücadeleye hazırlanışını izlerken,
gelin hayallerimizi ve umutlarımızı birleştirelim.
Hep birlikte, devletimize
ve bizlere sağladığı fırsatlara şükranlarımızı sunuyoruz.
Toplumun iyiliği için tesis etmiş olduğu düzene minnettarız.
Umarız bu, hepimizi yeniden refaha kavuşturur.
Yoksullar, açlar, işsizler
ve barınacak yeri olmayanlar için dua ediyoruz.
Tanrım, zorlukları umuda,
kıtlığı bolluğa,
ve bölünmeyi dayanışmaya dönüştürmemize yardım et...
Ben...
Ben... hâlâ anlamıyorum.
Bence hâlâ fikrini değiştirebilirsin.
- Bunun çok da iyi ... - Yarıştan çekilme tarihi dündü.
Ama sana izin verirler.
Biliyorum bunu. Binbaşı, o...
Binbaşı ne yapacak?
Binbaşının ne diyeceğini biliyorsun.
Bu benim kararım, tamam mı? Senin değil.
En iyi yol bu. Tek yol bu.
- Baban burada olsaydı... - Evet, ama burada değil!
Kimliğiniz, lütfen.
Beyzbol topunu mu getirdin?
- Evet, öylesine... ne bileyim. - Sana bunları pişirdim.
Yulaf ezmeli, damla çikolatalı, en sevdiğin.
Sağ ol, anne.
Tamam, buraya gel bebeğim.
- Seni seviyorum. - Ben de seni seviyorum.
- Uslu bir çocuk ol, tamam mı? - Peki, olurum.
- Tamam. - Tamam.
Pekâlâ, ben seni daha çok seviyorum.
Hayır, sevmiyorsun. Bu bir gerçek.
Peki. Seni seviyorum, anne. Hoşça kal.
Hayır, dur, dur!
Anne, kalamam. Kalamam.
Hayır!
Biliyorum.
Her şey yoluna girecek.
- Her şey düzelecek. - Dayanamam.
Anne, sadece birkaç gün.
Birkaç gün sonra görüşeceğiz.
- Biliyorum. Biliyorum. - Yapamam. Dayanamam.
Seni bırakmalıyım, tamam mı?
- Tamam. - Tamam. Sorun yok anne.
Peki. Tamam.
Tamam. Seni seviyorum anne.
Merhaba, ben Ray Garraty.
Pete. Peter McVries.
Tanıştığımıza memnun oldum.
Buna hazır mısın?
- Biraz gerginim... - Aynen.
...ama belki bu iyi bir şeydir.
Baksana, kaç kilosun sen?
80.7 kg.
Ben 80.2 kg.
Kilolu olanların daha çabuk yorulduğunu söylüyorlar.
Kahretsin.
Şu Süpermen'e bak.
Evet, kas yapmış.
Adamın hiç yağı yok. Tanrım.
Onu alt etmek zor olacak.
Hey, adın ne?
Stebbins.
Tanrım, Stebbins.
Sen spor manyağı falan mısın?
Sohbet etmek istediğini pek sanmıyorum.
İyi, tamam. Bana uyar.
Sikimde değil.
Hank Olson benim adım. Yürümek, göbek adım.
Ben, Ray Garraty. Ray diyebilirsiniz.
Peter McVries. Bana da McVries diyebilirsiniz.
Ben, Art Baker.
Hepinizle tanıştığıma memnun oldum.
Acayip korkutucu, değil mi?
Öyle. Üzerinde fazla düşünmemeye çalışıyorum.
Sadece yürümek ve olursa birkaç arkadaş edinmek istiyorum.
Hey. Hey, iyi misin?
Ben mi?
Evet. Bir ileri bir geri yürüyorsun da... İyi misin?
Sadece ısınmaya çalışıyorum.
Yürümeye başladığımızda ısınmak için birkaç yüz
kilometren olacak. Adın ne?
Kıvırcık.
Pekâlâ, Kıvırcık. Kaç yaşındasın?
On sekiz.
Bu çocuk katılabilmek için yalan söylemiş, belli.
Ufaklık, eğer 16 yaşından bir gün büyüksen, lanet ayakkabılarımı yerim.
Bakın şuna.
Zavallı piç kurusu burada ne bok yediğinin farkında bile değil.
Bana gelirsek,
Ben burada ne halt ettiğimi gayet iyi biliyorum.
Agresif olacaksın.
Bakın, ben... Binbaşı hakkında araştırma yaptım.
Diyor ki, bu yarışın galibi olmak istiyorsan,
her şeyi yıkıp geçmeye hazır olacaksın.
Sikerim, gençler, ben yıkıp geçmeye can atıyorum.
"Sikerim, gençler, ben yıkıp geçmeye can atıyorum."
- Amına koyayım. - Sen önce sesini de
- sözlerin kadar güçlü çıkar, hıyar. - Yıkıp geçecekmiş. Tabii.
Sesin tıpkı...
sabah klozette oturan nenişim gibi çıkıyor dostum.
Değil mi çocuklar?
"Neniş" ne lan?
Siktir git. Sadece taşak geçiyordum.
Bakın, işte geliyor.
Ha-hadi be! B-binbaşı g-geldi.
Oturun, çocuklar.
- 13 numaralı ipucunu aklınızda tutun. - 13 numaralı ipucu...
...enerjinizi mümkün olduğunca tasarruflu kullanın diyor...
Tamam, kapa çeneni Olson.
- Hepimiz kuralları okuduk. - Şimdi,
isminizi söylediğimde, öne çıkın ve künyelerinizi alın.
Onları boynunuza takın,
ve ben bir sonraki talimatı verene kadar yerlerinize geri dönün.
Ewing, James. 1 numara.
Smith, Patrick. 4 numara.
Barkovitch, Gary. 5 numara.
Baker, Arthur. 6 numara.
White, "Kıvırcık" Adam. 7 numara.
Sanders, Rank. 19 numara.
McVries, Peter. 23 numara.
Stebbins, Billy. 38 numara.
İyi şanslar, evlat.
Olson, Hank. 46 numara.
Garraty, Raymond. 47.
Parker, Collie. 48 numara.
Harkness, Richard. 49 numara.
Beyler, beşerli sıralar halinde dizilin,
numara sırası fark etmez.
Çocuklar,
bu yarışmaya katılmak, çok ama çok büyük cesaret gerektirir,
ve bu hepinizde var.
Artık birer erkeksiniz.
Hepinizin bildiği gibi,
ülkemiz savaştan bu yana
mali açıdan zor bir dönemden geçiyor
ve biz yıllar önce ilk Uzun Yürüyüş'ü,
çalışma ahlakının değerini yeniden canlandırmak
ve topluma entegre etmek için düzenledik.
Her yıl bu etkinliğin ardından, üretimde bir artış oluyor.
Eski ihtişamlı günlerimize dönmek için gereken tüm imkânlara sahibiz.
MI (Mil) MPH (Mil bölü saat)
Şu anki sorunumuz,
artık salgın hâline gelmiş olan tembelliktir.
Çözüm, sizlersiniz çocuklar.
Çözüm, Uzun Yürüyüş'tür.
Yürüyüş, tüm eyaletlerde televizyonlarda yayınlandığında,
vereceğiniz ilham,
gayrisafi millî hasılayı yükseltmeye devam edecek.
Yine dünyanın bir numarası olacağız!
- Evet! - Evet!
Şimdi...
...tüm kuralları tek tek saymayacağım,
ama işin özeti şu:
Sadece biriniz kalana kadar yürüyün.
Saatte beş kilometrelik hızınızı koruyun.
Bu hızın altına düşerseniz, uyarı alırsınız.
On saniye içinde hızınızı arttıramazsanız,
ikinci bir uyarı gelir.
Üç uyarı aldıktan sonra ise, biletiniz kesilir.
Bir saat boyunca doğru hızla yürürseniz,
bir uyarı silinir ve böyle devam edip gider.
Asfalttan çıkarsanız,
uyarı olmaksızın sizin için her şey biter.
Amaç, en uzun süre dayanmaktır.
Tek bir kazanan olacaktır ve bitiş çizgisi yoktur.
Herhangi biriniz kazanabilirsiniz.
Herhangi biriniz bunu başarabilirsiniz,
tabii eğer yeterince uzun ve istikrarlı yürürseniz,
ve vazgeçmeyi reddederseniz.
Tek tek her birinize bakıyorum...
...ve umudu görüyorum.
Şimdi, çocuklar,
kim bu lanet yarışı kazanmaya niyetli?
- Ben! - Dedim ki...
kim bu lanet yarışı kazanmaya hazır?
- Ben! - Ben!
Hepinize bol şans, ve unutmayın,
herkes kazanabilir!
1. MİL (1.6 km)
Hey, Pete.
Etraf resmen bomboş lan.
Sorma!
Daha fazla insan olur diye düşünmüştüm.
Binbaşı,
son düzlüğe kadar seyirciye izin vermiyor.
Siktiğimin yerel halkı hariç.
Hey!
Gülümseyin çocuklar.
Gizli kameradasınız.
Bunlar pek de gizli değil.
Acaba yokmuş gibi yapsak, kaybolur mu?
Çok rahatsız edici lan.
5. MİL (8 km)
Şu ne?
Buğday tarlası mı o?
Hem de dünyanın en iyisi.
Buralı mısın?
Evet, güney tarafındanım.
Ooo, demek o sensin.
- Ne demek istiyorsun? - "O sensin" ne demek?
Bay Garraty, ev sahibi yürüyüşçü, bu eyaletten.
Uyarı. Uyarı, 38 numara.
Akıllıca.
Akıllıca olan ne?
Henüz zindeyken uyarı almak.
Kapasitemizin sınırlarını biliyor.
Nasıl? Bana bayağı aptalca geldi doğrusu.
Şöyle ki,
koca oğlan, kendini yormadığı için, önümüzdeki bir saat,
başka bir uyarı almadan çok rahat yürüyebilecek.
Böylece bu uyarıyı sildirtip
temiz bir sayfa açacak.
Bu çok iyi bir strateji.
Baksana, böyle erken bir saatte o kadar reçelli sandviçi
mideye indirmek mantıklı mı sence?
Siktir git.
İyi.
- Olson. Bu çok iğrenç. - N'apıyorsun lan?
- Ne? - Ne yaptı ki?
- Sakızını... - Cebine attı.
Sadece sakız lan.
Doğada çözünür olmadığı için cebime koydum.
Etrafı lanet bir çöplüğe
çevirmek istemiyorum. Tanrı aşkına.
Tamam da, Hank, bu yolun
tamamının büyük bir çöp yığını olduğunu farkındasın,
- değil mi? - Evet, haklı.
Uyarı. Uyarı, 5 numara.
Ayakkabımın içine taş girdi be!
Oha!
Ne halt ediyor bu?
Kahretsin!
Ne bok yiyor bu lan?
Uyarı, 5 numara. İkinci uyarı.
Siktir! Herif hâlâ ayağa kalkmadı!
Ne yapıyor bu, oğlum?
Lanet olsun!
- Hadi, ayağa kalk! - Ayağa kalk, Barkovitch.
Yüce Tanrım!
Bu dangalak birazdan gerçekten de siktiri yiyecek.
Hadi, kalksana dostum. Oyun oynamayı bırak.
Uyarı, 5 numara. Üçüncü uyarı.
- Kalksana lan, Barkovitch! - Hadi, oğlum!
Dangalak.
Aptal.
Mankafa.
Tökezleyeyim bile deme, sikko.
Hiçbiriniz anlamıyorsunuz.
Kendime dinlenmek için biraz fırsat yarattım.
Benim tek anladığım, 30 saniyelik dandik bir mola yüzünden,
şimdi üç lanet saat boyunca hiç uyarı almadan
yürümek zorunda kalacağın.
Hem zaten ne demeye molaya ihtiyaç duydun ki?
Daha yeni başladık lan.
Siktiri önce kim yiyecek, göreceğiz sik artığı!
Bunların hepsi lanet planımın bir parçası.
Evet ya...
...herifin planı ile benim kıçımdan çıkan şey arasında
epey şüphe uyandırıcı bir benzerlik var.
7. MİL (11.2 km)
Peki beyler, dilek ve büyük ödül hakkında
ne düşünüyorsunuz?
Şahsen, ben o parayı düşünmeden duramıyorum.
Zenginler, cennetin krallığına giremezler.
Vay canına.
Tamam, Rabbimize şükür, Rahip Garraty!
Kilise toplantımızdan sonra atıştırmalık ikramı olacak mı?
Dindar biri misin, Garraty?
Hayır, pek sayılmaz, ama para delisi de değilim.
Peki.
Bakın, ben dindar bir adamım.
Yine de itiraf etmekten utanmıyorum. Ben buraya para için geldim.
Baton Rouge'da yoksul bir çocukluk geçirmemişseniz,
parayı kötülemek kolaydır.
İnanın bana.
Baton Rouge'da sefalet içinde büyümek,
hiç de kolay değildir.
Kalabalık, ter kokulu bir domuz festivalinde olmak gibidir.
Ya, tabii biraz paramın olması benim de hoşuma giderdi, ama...
hayatta daha önemli şeyler var.
Bu yürüyüşün önemi yok, hele ödülün, hiç yok.
- Ne? - Bu resmen palavra, Garraty.
Peki.
Tamam, o zaman...
...bir de şu açıdan bak.
Sistem insanları köşeye sıkıştırdığında
ve bir çıkış kapısı gösterip
"Tek kurtuluş yolu bu" dediğinde,
tabii ki hepimiz oradan geçmeye çalışırız.
Bunun tek yol, en onurlu yol olduğuna inanmaya
şartlandırıldık çünkü.
Mesela, çekilişte sadece 50 kişi seçilecek olsa da,
bu ülkedeki tüm erkekler çekilişe katılıyor.
Abartmıyorum.
Mecburi olmadığı hâlde
herkes başvuruyor,
çünkü hepimiz köpek gibi çaresiziz.
Bu bize neyi gösteriyor?
Neyi?
Kimse buna gönüllü olarak katılmıyor. Tam olarak değil.
Uzun Yürüyüş hakkında kötü konuşmak hiç akıllıca değil.
Bu, muhalefet etmeye girer,
- ve cezası... - Tutukla beni.
Tutuklayacak mısın onu?
Hiç sanmıyorum.
Yok, yok, sen... sen haklısın Garraty.
Çekilişe katılmak için bir seçim hakkımız olduğunu söylüyorlar,
peki aranızda, buna hiç katılmamış birini tanıyan var mı?
Aynen öyle.
Ama para konusunda sana katılmıyorum.
Baker haklı.
Hayattaki en önemli şey olmayabilir,
ama mangır kesinlikle en üst sıralarda yer alır.
Doğru kişi, doğru miktarda parayla
bir sürü iyi şey yapabilir.
Evet, ama çok parası olan ve çok iyi şeyler yapan
kaç kişi tanıyorsun?
Bana kalırsa, bu bir efsane.
Ben kazandığımda efsane olmayacak.
Bu parayı tam da bunun için istiyorum.
Sigara?
Yok, almayayım.
Aslında ben de içmiyorum.
Öğrenirim diye düşündüm.
Hey.
Hey, 10. ipucunu hatırla.
"Nefesinizi tüketmeyin.
"Normalde sigara içiyorsanız dahi,
"Uzun Yürüyüş'te içmemeye çalışın."
Kimin umurunda?
- Sen çeneni kapatsana, Olson? - Ama bu bok yani cidden, bok.
Hakikaten boktanmış. İsteyen var mı?
- İçmek istemiyorum. - Bana ver, dostum.
Dindar bir adam sigara içiyor, öyle mi?
Hey, orada durun, İncil'de tütün içmeyin diye bi' şey yazmıyor.
- Gerçekten mi? - Peki.
- Dur yakayım onu. - Dikkat et,
ne itiyorsun lan siktiğimin geri zekâlısı.
Derdi ne bu adamın, millet?
Selam, ben Harkness.
Selam, Harkness.
Sen Ray Garraty'sin, buralı çocuk. 47 numara.
- Evet. - McVries, güçlü, 23.
Sanırım neden herkesin
isimlerini ve numaralarını yazdığımı merak ediyorsunuzdur.
Yo, aslında hiç merak etmiyordum.
Belki ekiptensindir, ondandır.
Ben mi? Hayır, hayır, hayır.
Bir kitap yazıyorum, biiyor musunuz?
Uzun Yürüyüş hakkında.
- Anladım. - Evet.
Düşünün, Uzun Yürüyüş hakkında, içeriden birinin bakış açısıyla bir kitap.
Beni zengin edecek.
Yahu eğer kazanırsan, zengin olmak için kitaba ihtiyacın kalmaz ki.
Evet, herhalde kalmaz, ama...
...yine de çok ilginç...
...bir kitap olacağını düşünüyorum.
Tarlaları sürüyoruz ve iyi tohumlar EKİYORUZ toprağa ♡ ♡ İlahi 308
Uyarı. Uyarı, 7 numara.
Siktir! Bacağıma kramp girdi!
Kahretsin. Hadi, dostum. Hadi.
- Uyarı, 7 numara... - Tamam, Kıvırcık.
İkinci uyarı.
- Pekâlâ, biraz ağırdan al. - Tamam. Tamam.
Yeterince hızlı ve istikrarlı ol, tamam mı?
Anladın mı?
Gel, bana yaslan.
- Bana yaslan. - Başarabilirsin, evlat.
Oyalanma, yürümeye devam et.
Yürümeye devam edebilirsin.
Pete'i dinle, tamam mı?
Yürümeye çabala. Bizimlesin.
- Bizimle birliktesin. - Hadi, yürümeye devam.
Devam et. Aynen öyle.
Aynen öyle. Bak güneşin altında ne güzel eğleniyoruz işte.
- Her şey düzelecek, tamam mı? - Kramp geçmeye başladı.
- Çok iyi. Çok güzel. - Evet. Evet.
Tamam. Görüyor musun? Bana söz ver, yürümeye
- devam edeceksin. - Tamam, söz veriyorum.
-Söz mü? -Söz.
- Söz. Tamam. Tamam. - Tamam mı?
İyisin, değil mi?
- İyiyim, evet. - İyisin.
Hadi. Hadi, bana odaklan.
- Bana odaklan. - İşte bu!
- Bana odaklan. - Aynen böyle, ufaklık!
- Bana odaklan. - Hadi, oğlum!
- Tam gaz devam ediyoruz. - Hadi.
Tam gaz devam ediyoruz. Bana odaklan, tamam mı?
- Sadece yürümeye devam et. - Doğru. Aynen böyle.
Yürümeye devam et, Kıvırcık.
- Başardın işte. - Yürümeye devam et.
- Hadi, genco. - Sadece yürümeye devam et.
- Başardın. - Bu hızda devam etmemiz lazım.
- İyi gidiyoruz. Hadi, devam. - Bu hızda kalmalıyız.
Hadi, küçük adam, yaparsın.
Hadi, Kıvırcık. Hadi, Kıvırcık.
Sadece sen ve ben varız. Hadi.
- Hadi, Kıvırcık. - İleri bak!
- Hadi, Kıvırcık. - Hadi, genco!
- Hadi, Kıvırcık. - İşte bu, oğlum.
- Hadi. - Hadi, Kıvırcık, hadi!
Başarabilirsin!
- Uyarı, 7 numara. - Hadi!
- Yürümeye devam et! Kalk! - Üçüncü uyarı.
- Kalk, ufaklık! - Kalk, genco! Kalk!
Ama bu adil değil!
Bu adil değil!
Bu adil değil lan!
Siktir!
- Uyarı, 47 numara... - Garraty!
- ...6 numara... - Yürü hadi!
- ...23 numara. - Durmamalıyız.
Gidelim, yürümeye devam.
Yürümeye devam.
UZUN YÜRÜYÜŞ
Yoldaşlarımızın biri, düştü.
Onu sevgiyle analım ve cesaretini alkışlayalım.
Daha pek çok kaybımız olacak,
ama hiçbiri ilki ve sonuncusu kadar
şanlı olmayacak.
Bugün, Kıvırcık için yürüyoruz.
Sesinizi duyurun, çocuklar!
- Kıvırcık için! - Kıvırcık için!
Aynen öyle!
Sizin olayınız ne?
Seninle Binbaşının?
Matara, 47 numara matarasını dolduracak.
Neden dokundun ki o karabinaya?
Tahtaya vurmak gibi bir şey, sanırım.
Sen iyi bir çocuksun, Ray.
Benim işemem lazım.
Dikkat edin, beyler!
Geliyor!
- Öf, bu ne lan? - Aman be dostum!
- Ayakkabılarımı ıslattın! - Oha!
Şeyini nereye doğrulttuğuna dikkat etsene, dostum!
Lanet olsun sana, McVries!
İşte şimdi rahatladım.
17. MİL (27.3 km)
Hey.
Yorulmaya mı başladın?
Hayır.
Bir süredir yorgunum zaten.
Ne yani, sen yorulmadın mı?
Dinle, Ray.
Binbaşının da dediği gibi...
...bir bitiş çizgisi yok.
Bu yarışmadaki en büyük akıl oyunu bu.
- Katılıyor musun? - Katılmıyorum diyemem.
Ama işte şimdiden yorulduğumu hissediyorum.
Ne kadar daha dayanabilirim emin değilim...
Hayır, hayır, Ray, Ray. Yapma ama.
Herkes bu şekilde düşünür.
Ama bak, biz farklı düşünmeliyiz.
Biz sonuna kadar gitmeye değil,
anlara odaklanmalıyız.
Sadece bir sonraki ana ulaşmaya bakmalıyız.
Peki. Şu an için ne düşünüyoruz?
Şu an, kolay.
Sadece bu lanet sıcağa katlanmamız lazım, dostum.
Aman Tanrım.
- Kavuruyor resmen. - Doğru dedin.
Hey, Ray.
Biraz önce Uzun Yürüyüş hakkında söylediklerin var ya,
hani gerçekte kimsenin gönüllü olmadığı falan...
Evet?
Nereden çıktı bunlar?
Babam söyledi.
Baban çok zeki bir herifçioğluymuş.
Evet, ben de öyle düşünüyorum.
Benimle sonsuza dek böyle dans etmeye devam et, arkadaş...
...bak o zaman asla yorulmam.
Ayakkabılarımızı yıldızlara sürteriz,
ve aya baş aşağı asılırız.
Sen şair misin, Pete?
Eskiden, şarkı sözü yazarı...
...olmak isterdim.
Ama o günler geride kaldı,
o yüzden sanırım burada sana nakaratlar söylemekle yetineceğim.
Umarım çok kötü değillerdir.
- Fena değiller. - Selam, dostum.
Sen... Raymond Garraty'sin, değil mi?
Ben, Pearson.
Sanırım şurada gizli bir hayranın var.
Ray, Ray, seni seviyorum!
Yapma dostum. Bu kız 14 yaşında falan olmalı.
HAYDİ BASTIR GARRATY 47 NUMARA! Seni Seviyorum Ray "KENDİ ADAYIMIZ"
I love you, Ray!
Belki sadece imza istiyordur...
- ...hepsi bu. - Televizyona çıktığımız için
- seyirci falan yasak sanıyordum. - Uza buradan, dostum.
Dur lan şimdi, huysuzluk yapma, Olson.
Çocuğun bir hayranı var, bırak keyfini çıkarsın.
- Sağ ol, Pete. - Bana öyle fazla teşekkür etme.
Seni sevdim,
ama düşersen de kaldırmam, ona göre.
Bu işte hepimiz beraberiz, değil mi?
Birbirimizi hoş tutmakta bir sakınca yok.
İyi tamam. Sözümü geri alıyorum.
Uzun Yürüyüş'te arkadaş edinmemek gerektiğini söylerler,
ama siktir et. Ben üçünüzü de seviyorum.
Seni bile, Olson.
- Siktir git. - Hayır, ben ciddiyim.
Hey, hey, hey, kısa süreli bir arkadaşlık
hiç arkadaşlık olmamasından daha iyidir, değil mi?
Ben de onu diyordum, dostum.
Ben de aynını diyorum.
Hadi gelin millet, Üç Silahşor olalım.
Nasıl Üç Silahşor olabiliriz amına koyayım?
- Dört kişiyiz. - Bırak şimdi.
Tekimiz kalana kadar birbirimizden ayrılmayacağız.
Ne dersiniz?
- Hepimiz birimiz... - ...birimiz hepimiz için.
Olmadı. Bir daha. Daha yüksek duymam lazım.
- Hepimiz birimiz... - ...birimiz hepimiz için!
- İşte bu lan! - Evet, bebeğim, aynen...
Yok yok, sen değil, sen değil.
Bir grup sikik nonoş gibi konuşuyorsunuz, farkında mısınız?
Yoksa, sen... sikimi emmeye mi çalışıyorsun, Barkovitch?
Asıl sen benim eti yemek istiyorsun gibi geliyor, seni sapık puşt.
Hassiktir!
Bacaklarım bir tuhaf oldu.
Sanki bütün kaslarım gevşemiş gibi.
Hey, sakin ol.
Birkaç kilometre önce bana da oldu.
Geçer.
Uyarı. 1 numara.
Kahretsin.
Dostum, bu Ewing.
Sanki sallanıyor gibi lan.
Uyarı. 1 numara. İkinci uyarı.
Sağlığıyla ilgili bildirmediği bir boklar olmalı.
- Hey, bas git buradan, Barkovitch! - Hey!
Barkovitch, sen koş gazetelerini dağıt, ufaklık. Yürü git.
Uyarı. Üçüncü uyarı. 1 numara.
Neden şu lanet işi, hızlıca bitirmiyorlar ki?
Hepiniz gülümsemelisiniz amına koyayım.
Kazanma şansımız arttı. Değil mi?
Bu kısmı daha rahat karşılayabilmemizi umuyorum.
İşte ben de bundan korkuyorum.
25. MİL (40.2 km)
"Meme Cenneti"
Yaşamak için güzel bir yer olabilir belki .
Tanrım, beni yaşamak için güzel olan yerlerden kurtar.
Biliyor musun, eğer buradan sağ çıkarsam,
sikim morarana kadar düzüşeceğim.
İyi.
Hayatımda hiç şu anda olduğum kadar azgın olmamıştım.
- Bu garip değil mi? - Garip gerçekten.
Evet.
Birazcık öyle, değil mi?
Senin için bile azabilirdim Ray...
...tabi annemin göt deliği gibi...
- ...kokuyor olmasaydın. - Hey, hey, lanet kafama
- sıktıracaksın, dostum. - Ne iğrenç bi' koku öf.
Millet, Long Dong Silver*, benim. (*Çok büyük penisli İngiliz porno yıldızı)
Sike sike yedi denizi aşacağım.
Hayır. O, Sinbad.
Ne?
Sen Sinbad'ı hatırlıyorsun. Hani, şu Denizci Sinbad var ya?
Yedi denizi aşan o.
O kadar sikimde değil ki, bilsen! Dalga geçiyorum.
Long John Silver da...
...sikik Hazine Adası'nda yaşıyor.
Seninki de tam ineklik yani,
- farkında mısın? - Ne, o lanet kitapları
okudum diye inek mi oldum yani?
- Öyle bence. - Hey, hey...
sizce şu bok herifin uyarıları silinmiş midir?
Silinmiş olmalı.
Ne kadar oldu? Üç saat falan.
Evet, sikik uyarılarım temizlendi, amın evlatları.
- İyi. - Kulağı da delik.
O yediğin ne?
Çiğ geyik eti.
Çok iyi enerji verir.
Tanrım.
Sen kafayı mı yedin, Silahşor?
Sağa sola kusacaksın.
Hey, Fransa'da buna steak tartarediyorlar.
Lüks bir yemektir.
Demek Fransa'dakiler pek de akıllı değiller.
Evet, Renoir ve Camus aptaldı zaten.
Bakın, Camus falan ne menem boktur hiç bilmem,
ama o ülkede, lanet olası
kurbağaların bacaklarını yediklerini biliyorum.
Ve bu iğrenç bir şey, amına koyayım.
- Hiç iğrenç değil. - Tadı tavuk kanadı gibiymiş galiba.
Evet haklısın.
Hey. Durma, durma... Yürümeye devam et. Hadi.
- Tamam, tamam. - Seni tutayım.
Ben iyiyim de, sorun...
...şu lanet olası bacak titremelerim.
- Tamam. - Bir süreliğine geçmişti,
ama şimdi geri geliyor.
Nasıl bir ayar çekmem gerektiğini bilmiyorum.
Belki de bu kadar çene çalmayı bırakmalısın, dostum.
- Hızın ne, Olson? - Sakin ol, tamam mı?
Olur.
5,4.
Evet, benimki de. Sizin de öyle, değil mi beyler?
Hadi 0,3'ü düşürelim.
- Tamam. - Lanet olsun.
- Vay amına. - Evet, evet, evet.
Evet, evet, bu iyi.
Gerçekten lanet olası farkı hissediyorum.
- Aynen, ben de. - Evet.
- Ben de. - Ben de daha iyi hissediyorum.
Ama yine de bu hızda çok uzun süre kalmayalım.
Bu arada Pete,
bize şu yara izinden bahsetmek ister misin?
Baker haklı. Belki de, biz...
...sessiz kalmalıyız.
Peki.
Yapma be, çevreyi kirleten pislikler gibi davranma Garraty.
- Siktir git, Olson. - O şey ozon tabakasına zarar veriyor.
Siktir! Siktir!
- Lanet olsun. Hey, hey, hey. - Tanrım.
Sorun yok. Yine erzak alacaksın. Bir şey olmaz.
Evet, ama...
o düşen benim bugünlük tek yemeğimdi, çünkü...
işlenmiş domuz etine alerjim var diye geri kalanları dağıtmıştım.
Siktir.
İt gibi de açım.
Al şunu, Hank.
Zaten sevmiyorum.
Teşekkürler, Ray.
Silahşor.
Baksana dostum, sana sormak istiyordum,
adın "Rank", "Ranklin"in kısaltması mı?
"Ranklin Delano Roosevelt" falan gibi?
Kendisi "Rank."
Tamam da, neyin kısaltması?
Sadece "Rank."
Yani annenin sana bu boktan "Rank" adını verdiğini mi söylüyorsun?
Evet.
Yok artık lan. Benimle taşak geçiyorsun.
Lanet olası adın gerçekten "Rank" mi?
Aman Tanrım, olamaz!
Annen seni şu eski askı sokma yöntemiyle düşüremeyince
öfkesini senden başka şekillerde çıkarmak zorunda kalmış belli.
- Uyarı. 5 numara. - Vay!
Hadi, sikkafa.
Mezarının tepesinde dans etmemi mi istiyorsun?
- Bütün gün yaparım. - Uyarı. 19 numara.
Lanet olsun. Tamam.
- Ayrılın. - Yapma Rank, bu piçin seni
öldürmesine izin verme.
Aşağılık herif, çocuğu rahat bırak yoksa o sikik burnunu koparır
- ve sana yediririm. - Tamam, etkafa.
Hadi ama, hanım evladı.
Şaka kaldıramıyor musun?
Siktir git!
Tamam. Tamam.
- Dur, Rank, son bir şey daha... - Bırak onu.
Zokayı yutma, Rank!
Sanırım annen 42. Cadde'de
oral seks kuponları dağıtıyordu.
Ben de onlardan almayı düşünmüştüm.
Bunun hakkında ne düşünüyorsun?
İkinci uyarı. 19 numara.
- Ayağa kalk, Rank. - Kalk Rank.
Kalk, Rank.
- Tanrım. Tanrım! - Ayağa kalk!
- Kalk! - Kalk!
Uyarı. 19. Üçüncü uyarı.
Kalksana lan! Hey!
Siktir! Barkovitch, seni aşağılık herif!
Hey, Barkovitch.
Hey, Barkovitch!
Artık sadece iğrenç bir haşere değil, katilsin de!
Bunu söyleyemezsin lanet olası.
- İkinci uyarı. - Hayır, hayır, hayır.
- 5 numara. - O boku ben yemedim.
- Ona dokunmadım ki lan. - O adamı sen öldürdün!
O bana saldırdı dostum.
- Kapa lan çeneni. Hey, bak... - Öldürdü çocuğu.
Collie, sen de gördün, değil mi?
Seninle aynı bokun laciverdiyiz dostum. Biliyorum, konuşmayı seviyorsun,
- ben de seviyorum. - Hiç de senin gibi değilim...
...orospu çocuğu
Bunu bir daha söylersen, asfaltı yalatırım sana.
O çocuğu öldürdün, Tanrı aşkına.
Siktir git! Tamam mı? Amını sikeyim.
Hepinizin.
Neden geri dönüp onun üzerinde dans etmiyorsun, ha?
Sırtına çık da kıvır biraz. Bizi eğlendir.
O yarayı kendi sikini emerken açtığını biliyorum, Yaralıyüz.
Benimle uğraşma.
Beyninin asfaltın her yerine dağıldığını görmek için sabırsızlanıyorum, Barkovitch.
Olduğunda sevinç çığlıkları atacağım biliyor musun?
Ciğeri beş para etmez şerefsiz seni.
Hey, dostum. Şuradaki kargaya bak.
Siktir.
Ürkünç şey.
Hey baksanıza, Siz kakanızı yaptınız mı?
Ben az az yiyorum. Gelmesini önlemeye çalışıyorum.
- Zekice. Dinleyin... - Uyarı, 45 numara.
...birazdan gerçekten çok kötü bir şey olacak.
B-bu çok iğrenç.
Bunu kitaba yazabileceğimi bile sanmıyorum,
kitabın ticari değerini düşürebilir.
Ticari değeri mi?
Evet, genel satış potansiyeli, bilirsiniz, insanlar...
Evet, anlamını biliyoruz, dostum.
Ha, tamam.
Neyse, dinleyin,
söylenenlere göre,
Ronald var ya, 45 numara,
ishal olmuş, hem de çok fena.
Uyarı, 45 numara.
İkinci uyarı.
İğrenç!
Hadi, 45!
Hadi yürümeye devam et!
Yürü dostum.
Sıç gitsin sen devam et.
Uyarı, 45. Üçüncü uyarı.
- Kahretsin. - Hey, aptal!
- Boklu donunu topla ve yürü. - Hadi dostum, kalk.
Kirli olmak, ölü olmaktan iyidir.
Acele et ve yürü lan. Gidelim.
Sal gitsin, bırak bacaklarından aşağı aksın!
Yürü be adam!
Kalk hadi gidelim.
Aman Tanrım.
- Kahretsin. - Çabucak elenmezseniz beyler...
bundan kaçamazsınız.
Son 20 kişi her zaman altına sıçmak zorundadır.
Kapa çeneni, Stebbins!
Bunun ne önemi var?
Umalım da işimiz çabuk bitsin.
Sizinle gurur duyuyorum çocuklar.
Cesur çıktınız!
35. MİL (56.3 km)
Bu kilometreleri kat ederken, güçlü adımlar atın...
...güçlü ve uzun.
Dünyanın başka neresinde
böyle bir fırsat bulabilirsiniz ki?
Cevap: Hiçbir yerde!
Bu ödülü kazanın.
İlk geceniz başlamak üzere.
Bazılarınız için, bu son gece olacak.
Ama unutmayın...
kararlılık, gurur ve hırsla,
şafağı görebilirsiniz.
İyi misin, arkadaş?
Evet, iyiyim.
Ne olduğunu sana anlatmak istiyorum. Ama... sabaha kadar beklemelisin,
tamam mı? Bu bizim bir sonraki...
"An"ımızda.
Anımızda. Aynen öyle.
Olur.
Tamam, kabul.
♪ Dublin'de, o nefis şehirde, ♪
♪ Kızların çok güzel olduğu yerde, ♪
♪ Gözlerim ilk seferinde, ♪
♪ Tatlı Molly Malone'a değince... ♪
Uyarı. Uyarı, 47.
Uyan, uyan, oğlum.
Aferin sana. Çakı gibi uyandın.
Saat kaç?
Saat 3:45.
Ama ben... Ben...
Saatlerdir uyukluyordun, evet.
Bunu zihnin yapıyor, eski imdat çıkışını kullanıyor.
Keşke ayakların da yapabilseydi.
Biliyor musun, ben de uyuyordum.
Bunu yapabilmemiz garip, değil mi?
Hiç mantıklı değil, öyle değil mi?
Yani, ben rüya bile görüyordum.
- Öyle mi? - Evet.
Ne hakkındaydı?
Annemi görüyordum.
Evet.
Ve bana sevdiğim ninniyi söylüyordu.
Çok tatlıydı, biliyor musun?
- Evet. - Çok iyi, Ray.
- Evet. - İşte, bize güç verecek olan şey bu.
- Evet. - Hadi.
- Evet, evet, evet. - Bana annenden bahset.
- Adı ne? - Anne.
Sikerler, dostum. Ne demek istediğimi biliyorsun.
Ginnie.
Jenny?
- Ginn-ie. - Jenny.
Ginnie. "Cin" gibi başlıyor, Hani şu...
...martini yaparken kullandıkları içki gibi.
Evet.
Eminim tam bir fıstıktır.
Fıstığı suratına yiyeceksin şimdi.
- O ninni nasıl bir şeydi? - Siktir git buradan, Pearson. Kes şunu.
- Evet, çok güzel bir kadın. - Aman Tanrım.
Onu başlangıç alanında gördüm.
- Bu çok sinir bozucu. - Herkes uyandı...
...çok saçma, değil mi?
- Evet, kesinlikle. - Kaçığın tekisin, Olson.
Annen çok güzel bir kadın.
Neden bu kadar sinirlendiğini anlamıyorum.
Umarım bir, iki, üç uyarı alırsın.
- Hay sıçayım. - Olson, insanların
anneleri hakkında konuşmayı kes.
Sağ ol, Harkness.
Uyarı, 46.
İlk uyarı.
Artık...
...o ninniyi söylemiyor tabii.
- -Uyarı, 11 numara. - Öyle...
Pete, onu özlüyorum.
Bak sana söyleyeyim, onu bu kadar özleyeceğimi
siksen tahmin edemezdim.
Onu görmek için kazanman gerektiğini biliyorsun, Ray.
Freeport'ta görüşürüz diye düşünüyorum
çünkü orada yaşıyoruz.
- 25, ikinci uyarı. - Yani, ama...
Oraya kadar dayanmam lazım sanırım.
Evet.
- Evet. - Kız arkadaşın var mı, Ray?
Evet, evet, şey...
Vardı...
Ben... bu iş yüzünden bitirmek zorunda kaldım.
- Yani, öyle oldu. - 33 numara.
- Çok kötü, ama akıllıca. - İkinci uyarı.
Evet, ben de öyle düşünüyorum.
- Aynen. - Evet. Ya sen, Pete?
Var mı bir hatunun?
Hayır, Ray.
Hayır, yok.
Uyarı, 47.
- İkinci uyarı. - Siktir. Siktir.
Ağzında erkek arkadaşının penisini mi hayal ediyorsun?
Ha?
Sana giren çıkan bir şey mi gördün Barkovitch?
12 numara.
Yo, sadece korkak küçük kıçını görüyorum. Hepsi bu.
İlk uyarı.
Siktiğimin puştundan nefret ediyorum.
Aynen, ben de.
Hassiktir!
- Uyarı, 47. Üçüncü ve son uyarı. - Bak Ray, dinle.
- Sadece üç saat. - Kahretsin.
Sadece üç saat, sonra uyarıların silinecek.
- Hadi, devam et... - Uyarı, 18.
Kes sesini Pete. Kes sesini! Kes sesini!
- İkinci uyarı. - Yapma, biletimin kesilmesini
istemiyormuşsun gibi davranmayı bırak.
Senin de diğerleri gibi olduğunu biliyorum, dostum.
Kafamın arkasına lanet bir kurşun sıkıldığını
görmek istemiyormuşsun gibi davranmaktan vazgeç!
İkinci uyarı.
Sadece yardım etmeye çalışıyordum.
Hadi, bana katılın kardeşlerim!
Kim benimle yokuşun başına kadar yarışmak ister?
Kapa çeneni, seni lanet olası kaçık!
DİK YOKUŞ KAMYONLAR DÜŞÜK VİTESE GEÇİNİZ
- Sikerim lan! Sikerim! - Geçin beni!
Çoğunuz bu yokuşun tepesinde öleceksiniz.
Belki yarınızdan fazlası.
Altı yıl önce bir kez olmuştu.
- Toplamda yirmi sekiz kişi. - Kahretsin. Kahretsin.
Hadi.
İşte oldu.
8 numara.
43 numara.
Hadi, dörtgöz.
Bu gece öleceksin.
Bu gece öleceksin!
- Hadi! - Son uyarı.
41 numara.
30 numara.
Hadi, Olson!
Son uyarı.
Başaramayacaksın amına ko'duğumun Garraty'si.
Lütfen durun! Ben iyi durumdayım! Ben...
Bu gece gebereceksin, Garraty.
Bunu hissedebiliyorum.
Bu gece öleceksin lan!
Son uyarı.
Acele etme, bebeğim. Acele etme!
Siktir!
Sakın arkana bakma, Garraty!
Lanet kafana dayalı bir silah var, sikik!
Hissedebiliyorum!
Pes edeceksin, değil mi lan?
Lanet kafana silah dayalı, Garraty!
Bunlar duyacağın son sözler olacak, ahbap!
Nasıl gidiyor?
İyi değil. Bayılacak gibiyim.
Arkadaş,sen yaparsın.
Mataranı kafana boca et.
Orospu çocuğu, ne dedim sana?
Yürüyorum lanet olsun!
İşte böyle. İşte böyle.
Şimdi bir ayağını diğerinin önüne koymaya devam et.
- İşte bu kadar. - Tamam.
Şimdi, yeniden doldur onu.
Matara, 47, matara.
Beni vurmak için para alıyorsun, bana bakmak için değil, orospu çocuğu!
Ray.
Yokuşun başı.
Başardık.
Hayır, hayır, hayır! Yavaşlama.
Yavaşlama.
Devam et.
Derin nefes al.
Pete, az önce söylediklerimde ciddi değildim, tamam mı?
- Boş ver dostum. - Hayır, sana bir özür borçluyum.
- Boş ver. - Pete, sana borçluyum...
Yapamıyorum...
- Sorun yok. - Tamam. Tamam.
Her şey yolunda.
Tamam.
Hey, ciddi olmadığımı biliyorsun, değil mi?
Sorun yok.
Önemli değil. Dök içini.
Tamam.
- Sakın aptallık etme. - Tamam.
- Hızını düşürme. - Tamam.
- Hızını düşürme. - Tamam.
Diğerleri ne durumda?
Bizim... silahşorlar?
Silahşorların hepsi iyi.
Tamam.
Yürümeye devam et.
Yürümeye devam et.
Hallettin.
Tamamdır.
59. MİL (94.9 km)
59. MİL 2. GÜN
Tek ihtiyacı olan şey...
...bir dirgen.
Konuş benimle Pete. Gücüm tükeniyor.
Kazanacağını düşünüyor musun, Ray?
Benim...
...kazanmam lazım.
Hepimizin kazanması lazım.
Evet... Evet, hayatta kalmak için. Anlıyorum, ama...
Benim başka nedenlerle kazanmam gerekiyor.
Tamam. Peki yapabileceğini düşünüyor musun?
Hayır, Pete.
Hayır, düşünmüyorum.
Ya sen?
Dün gece saat 11 civarında, herhangi bir şansım olduğunu
düşünmeyi bıraktım.
Biliyor musun, ben sanıyordum ki,
ilk adam yere düştüğünde,
ve askerler silahlarını ona doğrulttuklarında,
tetiği çektikleri an namludan,
üzerlerinde "bam" yazan küçük kağıt parçaları fırlayacak.
Binbaşı, "1 Nisan!" diyecek,
ve hepimiz evlerimize döneceğiz.
Ne demek istediğimi anlıyor musun?
Evet, Pete, anlıyorum.
Evet.
Bu işin gerçek yüzünü anlamam biraz zaman aldı.
Bu, yürü ya da öl olayı...
Bu kadar basit.
Fiziksel olarak en formda olanın hayatta kalması değil.
Öyle olsaydı, şansım yüksek olurdu, ama...
Çocuğu altında kaldı diye, lanet olası bir arabayı bile
kaldırabilen anneler var.
Beyin, Garraty.
Ne insan ne de Tanrı işi.
Lanet olası beyinde olan bir şey bu.
Ama benimkinde yok.
İnsanları böyle berbat bir şekilde yenmek istemiyorum.
Ve sanırım, zamanı geldiğinde,
iyice yorulduğumda,
öylece yere oturacağım.
Umarım bu doğru değildir, Pete.
Ama Barkovitch'ten daha uzun yaşayacağım.
En azından bunu yapabilirim.
İkimiz de bunu yapabiliriz.
Kaç kişi kaldı?
Dün gece 14 kişiyi kaybettiğimizi söylediler.
Yani 18 kişi kaldı, sanırım.
Giderek azalıyoruz, Ray.
Şu anda %5'ten fazla şans var.
67. MİL (107.8 km)
Uyarılarını temizledin değil mi?
Evet, temizledim.
Ray, farkındaysan artık sabah oldu.
Şimdi anlatacak mısın bana?
Ne boktan bir eyalet bu.
Her yer siktiri boktan ağaçlar ve ikinci sınıf kasabalarla dolu.
Bu siktiğimin devasa yerinde bir tane bile şehir yok mu?
Yalnız olay şu ki Collie,
biz kirli duman yerine temiz hava solumayı seviyoruz.
Sioux Falls'ta kirli duman yok, lanet olası köylü.
Anladım. Kirli duman yok, sadece çok fazla,
- boş konuşan var diyo'sun? - Durun be çocuklar.
Gelin bu meseleyi centilmenler gibi halledelim.
İlk kim karşısındakine sataşıp saygısızlık ettiyse,
diğerine bira ısmarlamak zorunda olsun, tamam mı?
- Ne dersiniz? - Ben bira sevmem.
Siktiğimin kırosu.
Bu herif kaçık.
Ama sen de hafiften kaçırmış gibisin, Ray.
Vay amına, bu sabah herkes mi kafayı yedi lan?
Olson'ın da kafayı kırdığına bahse girerim. Hey, Olson!
- Hey, Hank! - Yapma, yapma, McVries.
Rahat bırak onu, dostum.
İyi bir gece geçirmedi.
Şu anda da pek iyi değil.
Sen bugün nasıl uyudun, peki? Ha?
Çünkü ben harika uyudum amına koyayım.
Hey, Olson!
Yürüyüşe çıkmak ister misin?
Canın cehenneme.
Hadi ama. Ne?
- Ne dedin? - Canın cehenneme dedim, seni lanet...
Canın cehenneme!
Sadece ortama heyecan katmaya çalışıyorum.
Uyarı.
Uyarı, 49.
Bileğim!
Bileğim tamamen yana büküldü.
Uyarı. İkinci uyarı, 49.
Hadi, Harkness! Sadece bir ayağını
diğerinin önüne geçirmeye devam et. Başarabilirsin!
Hey, defolun gidin buradan!
Evet, siz! Defolun buradan! Bunu görmek istemezsiniz!
Toz olun!
Uyarı. Üçüncü uyarı, 49.
Son uyarı.
Kaybolun buradan lan!
Ben... Ben gidiyorum... gidiyorum...
Her şey boktan. Bu şey tamamen boktan!
Bunların hepsi boktan!
Çok duygusal davranıyorsun, Garraty.
Bu seni eninde sonunda mahvedecek.
Bak çok az konuşuyorsun ama konuşunca da
resmen ağzından sıçıyorsun!
Şu siktiğimin orospu çocuğu kadar soğukkanlı olabilen biri
muhtemelen her boku kazanırdı.
Harkness, be...
Garibim Harkness.
Neden ona dandik şiirlerinden birini yazmıyorsun o zaman?
Aslında, düşündüm de...
...ona bir şarkı yazmalısın, şarkı sözü yazarı.
Sikimde bile değilsin, katil.
Bak, o lanet şeyi söyleyip durma, dostum.
Böyle konuşmakla büyük yanlış yapıyorsun, dostum.
Benim bir yanlışım yok. Ama sen yanlışın amına koydun, dostum.
Öyle mi? Ne yapacaksın peki?
Senin için planlarım var, orospu çocuğu.
Oldu mu?
Ray...
İyi misin?
Yani...
Harkness'tan daha iyi durumdayım, sanırım.
Bu iyi, Ray.
Unutma, iki şeyi birden elde edemeyiz.
Hey, Hank!
Damarına bastığım için özür dilerim, dostum.
Gerçekten özür dilerim.
Kendinizi tebrik edin, çocuklar.
Dinleyin bakalım.
100 mili tamamladınız. (160.9 km)
Bu lanet olası dev bir başarı!
100 MİL TEBRİKLER! Golf Klübü & Ticaret Odası Uzun Yürüyüşçülere Hoş Geldiniz Der
Devam edin. Ödül sizi bekliyor.
Bu herif nasıl oluyor da her zaman bu kadar zinde görünüyor?
İnsan mı acaba?
Bir numarası yok.
Binbaşı geceleri, akşam yemeğinden sonra uyuyor.
Duş bile alıyor.
Bu hiç adil değil.
Mesele adil olup olmaması değil.
Nas'sın, lanet olası sikkafa?
Kahrolası çöp torbası.
Hastalanıyor musun, Stebbins?
Hoşuna gitmez miydi, Garraty?
Sadece alerji.
Her bahar başıma gelir.
Hassiktir! Herif tabanları yağladı!
- Uyarı, 31. - Hadi oğlum! Hadi be!
Vay anasını, dostum, işte bu uykumu açtı!
103. MİL (165.7 km)
Ah be, şu anda bir ayak masajı yaptırmak için neler vermezdim.
Eğer kazanırsam,
eğer kazanırsam, yemin ederim ki,
dilek hakkımı, hemen oracıkta yolda,
ayak masajı yaptırmak için kullanmak isteyebilirim.
Ciddi misin, Baker?
Hayır dostum. Tabii ki değil.
Ben şu şeylerden birini istiyorum...
Ne diyordunuz siz onlara?
Uzay roketlerinden birini.
Evet, o uzay roketleri beni aya götürür.
- Öyle mi? - Evet, ben hep
aya gitmek istemişimdir.
Her yer buradan daha iyidir.
Hey, bence bu hiç de fena bir dilek değil, Baker.
Şu çocuğu hatırlıyor musun, hani, şey dilemişti...
...evcil bir fil miydi neydi?
Evet.
Evet, ve ona fili vermişlerdi.
Hayvanı eyeri ve diğer her şeyiyle birlikte getirdiler
ve çocuk da onu eve sürdü.
Evet.
Gerçekten istediğin her şeyi veriyorlar.
İşte bu yüzden aya gitmek istiyorum.
Ben 10 çıplak kadın dileyeceğim.
Vay canına. Buradaymış. Seni kaybettiğimizi sanmıştım.
Ben iyiyim.
10 çıplak kadınla ne bok yiyeceksin?
Bana kibar davranacağını söylemiştin, McVries.
Ama bu da aptalca bir dilek yani, Olson.
Siktiğimin dileğinin nesi aptalca?
Sen ibne falan mısın?
Hayır, mesele o değil, Olson.
Demek istediğim, kazandığında
zibilyonlarca doların oluyor.
İstediğin an 10 çıplak kadını
evine çağırıp paralarını ödeyebilirsin.
Yani... anladın mı,
kazandığında, parayla satın alamayacağın
bir şey dilemelisin.
Hayır. Çıplak kadınlarıma para ödemek
istemiyorum. Bence bu iğrenç.
İyi de farkındaysan, dileğin gerçekleşirse,
biri o 10 kadına, senin için soyunsunlar diye
para ödemek zorunda kalacak, değil mi?
Pekâlâ, bunu hiç düşünmemiştim. Doğru.
- Düşünmemiştin tabii. - Kahretsin.
Sen ne dilerdin, McVries?
Uzun zamandır istediğim bir şey vardı,
yıllardır hatta, ama...
Son birkaç gün içinde dileğimi değiştirdim.
Artık, Uzun Yürüyüş'ün iki kazananı olmasını dileyeceğim.
Çünkü o zaman... o zaman gelecek yıllarda,
insanlar, belki de arkadaşlarının başarabileceği umudunu taşıyabilirler.
Böyle bir şeyi asla kabul etmezler.
Denemeden bilemezsin.
- Bu çok güzel, Pete. - Siktir git, dostum.
Hayır, dalga geçmiyorum. Çok ciddiyim.
Bu gerçekten de inanılmaz güzel bir dilek.
Hâlâ 10 çıplak kadının en kılçıksız seçim olduğunu düşünüyorum.
- Tanrım. - Ya sen, Garraty?
Hayır, ben söylemeyeceğim.
Bu doğum günü dileği gibi bir şey, anlıyor musun?
- Yapma, dostum. - Uğursuzluk gelsin istemiyorum.
Hadi, yapma, Garraty. Hadi.
Senin veya bizden herhangi birinin kazanma ihtimali,
yok denecek kadar az. Ne zararı olur ki?
Şanslar gitgide artıyor.
Ve de,
bugün kendimi oldukça iyi hissediyorum, o yüzden...
- Bak sen. - Öyle işte.
Ama, kaç kişi kaldık onu bilmiyorum.
Bir, iki, üç, dört, beş, altı...
15 civarı, muhtemelen. Bilmiyorum.
Hiç de kötü bir oran değil.
Bu da artık hiç zevk vermiyor.
Hiç aroması da kalmadı amına koyayım.
Sakızdan mı bahsediyorsun sen?
- Tanrım. At şunu ağzından, dostum. - Çok iğrenç.
Ne diyebilirim ki?
Ben batıl inançlı piçin tekiyim.
İçimde, ta derinlerde bir his var.
Bu sakız var olduğu sürece, ben de yaşayacağım.
O giderse, ben de giderim.
Bu işin üstesinden birlikte gelmeliyiz, ben ve sakız.
Dediğin şey güzel olduğu kadar iğrenç de, Olson.
Hayır, hayır, hayır. Konuyu değiştirmeye
- kalkma bakalım, Garraty. - Yo, değiştirmiyorum.
Buraya para için gelmedin, değil mi?
Bize ufacık bir ipucu ver. Neden buradasın?
Bakın, size şunu söyleyeyim.
Dileğimin bir değişim yaratmasını istiyorum.
Anlıyor musun? Belki tüm bunları tamamen durdurmak mesela.
"Bir eyaletin politika ve prosedürlerinde
"değişikliklere neden olacak
- "şeyler dileyemezsiniz." - Aman Tanrım, Olson.
- Hayır, öyle değil... - Bu kurallardan biri.
...bahsettiğim şey bu değil, dostum. İstediğim,
içte bir şeylerin değişmesi değil.
Eğer dilek hakkını kazanırsam, bir yasa değişikliği olabilir.
- Yani, dolaylı olarak. - Sen ne bok saklıyorsun, Garraty?
Bunlar senin en yakın arkadaşların değil mi?
Hey, sen kapa çeneni katil, tamam mı?
Git kendi ekürini bul, dostum.
Hey, bu tür şeyleri yüksek sesle
söylerken dikkatli ol, dostum.
Binbaşı, böyle fikirleri
dile getirdiğin için seni vurur.
Yok, biliyorum.
Ama işte...
...sonuçta, önümüzdeki iki gün içinde
ya öleceğim ya da kazanacağım.
Konuşabiliyorken konuşayım bari.
Adam haklı.
Haklısın, Garraty.
- Uzun Yürüyüş'ü sikeyim. - Yürüyedur, Pete.
- Hey, Binbaşıyı sikeyim! - Aynen öyle.
- Uzun Yürüyüş'ü sikeyim! - Uzun Yürüyüş'ü sikeyim!
- Aynen lan, Collie! - Binbaşıyı sikeyim!
- Hadi Baker, sende ne var? - Uzun Yürüyüş'ü sikeyim!
Sen ne diyorsun, oğlum?
- Sikmişim Yürüyüş'ü, lan. - Yürüyüş'ün ta amına!
- Sikmişim Yürüyüş'ü. - Evet, sikerim Yürüyüş'ü.
- Beyler, beyler, hadi! - İşte böyle, bebeğim!
Hadi ama. Olson, ödleklik yapma şimdi lan!
Binbaşı akıllıca bir hedef değil.
Binbaşıyı sikeyim! Uzun Yürüyüş'ü sikeyim!
Siktir, Stebbins.
Madem öyle, o zaman beni vurması gerekecek.
Bunu mu yapacak?
- Uzun Yürüyüş'ü sikeyim! - Evet. Yürüyüş'ü sikeyim.
Binbaşıyı da sikeyim, o amına ko'duğumun askerlerini de sikeyim!
Aynen öyle!
- Sikerim, lan! - Evet! Uzun Yürüyüş'ü sikeyim!
Uzun Yürüyüş'ü sikeyim!
- Evet. - Uzun Yürüyüş'ü sikeyim!
- Sikerim Yürüyüş'ü! - Evet! Sikerim Uzun Yürüyüş'ü!
Uzun Yürüyüş'ü sikeyim!
- Sikerim Yürüyüş'ü! - Sikerim Yürüyüş'ü!
- Sikerim Yürüyüş'ü! - Sikerim ulan! Evet!
- Sikerim Binbaşıyı!
- Uzun Yürüyüş'ü sikeyim! - İşte adamım!
- Sikeyim Uzun Yürüyüş'ü! - Evet, sikmişim Uzun Yürüyüş'ü!
Binbaşı, duy amına koyayım!
Pete.
Sen... biraz uyumak ister misin?
Seni tutsam...
Hayır.
O senin işin.
Sağ ol, Pete.
144. MİL (231.7 km)
144. MİL 3. GÜN
Tamam, yerinde kal, Pete.
Of, yok artık.
Pekâlâ, sakın düşürme, tamam mı?
- Top mu oynayacağız? - Hazır mısın?
- At bakalım. - Peki.
İşte böyle.
- Uyarı, 6 numara. - Güzel. Aferin.
- Oha! - Oha, Art. Oha!
- Yuh, Art. Kahretsin. - Tanrım!
Fazla uzatma bak.
- Hadi. - Gidelim.
- İyi mi? - İkinci uyarı,
- Hayır, daha kalkmadı. - ...6 numara.
Kalk, Art.
Çok iğrenç be.
Elinle koparıver boku, dostum.
Kafama silah dayalıyken... o kadar kolay değil...
Sıçmaktan kalkman için
kafana silah dayanması mı lazım? Tanrım.
Lanet olsun!
Hayatımdaki en hızlı dışkılamaydı.
Yanında bir sayı The New Yorker dergisi getirmeliydin.
Dışkılamadan asla uzun süre duramam.
Bakın, çoğu erkek...
haftada bir kez dışkılar.
Ama ben günde bir kez dışkılayan tipte bir adamım, tamam mı?
Günde bir kez yapmazsam,
müshil alırım.
Dünyada üç büyük gerçek vardır.
İyi bir yemek,
iyi bir sikiş,
ve iyi bir sıçış.
Hepsi budur.
Olson, akıllı bir adam.
Ama sen sürekli "dışkı" diyorsun.
Neden öyle?
Bu bana şu "s..." ile başlayan kelimeden
daha az kaba geliyor.
Ben, İncil'in "sıçmak" kelimesini yasakladığını hiç duymadım.
Ya sen, Ray?
Ben de.
Evet, yasaklamıyor... bu bir kural falan değil.
İşin gerçeği,
İncil'in dediği şey...
- ...İncil der ki... - Baksana... Baksana...
Pardon, ama buradan gider misin?
İğrenç kokuyorsun.
Bak, bu senin hatan değil, silmeye vaktin olmadı, ama...
bedelini biz ödemek zorunda kalmamalıyız.
Ne demek istediğimi anlıyor musun?
- Kusura bakma, Art. - Seni seviyorum. Seni seviyorum.
- Evet, seni seviyoruz, Art. - Teşekkürler.
Sen devam et... aynen böyle...
Yolun üç kilometre kadar ilerisine koş. Olur mu?
Evet, Ray, artık yalnızız.
Anlatmaya ne dersin?
Bu yalnızca ikimizin arasında kalmalı, Pete.
Söz veriyorum, arkadaş, ve bu boş bir söz değil.
Babam... yani...
Babam benim kahramanımdı.
Ve...
...bana her zaman, onu gerçek anlamda
hapse attırabilecek şeyler öğretmek isterdi.
Bana hep Nietzsche ve Kierkegaard'ın kitaplarını,
Mark Twain ve Camus'yu okutmak, ve müzik dinletmek,
yasakların ötesindeki gerçek müziği dinletmek istiyordu.
- Evet. - İşte o...
bu türden bir adamdı.
Sınır tanımayan biriydi.
Ve o...
...nasıl desem, eski usul öğrenmek istediğim ne varsa,
hepsini bana gösterdi.
Biliyorsun tüm bu şeyler artık yasa dışı.
Evet, sanırım bir düzen kurduğunu düşünüyordu.
Dikkatli davrandığını sanıyordu, ama....
♪ Dublin'de, o nefis şehirde, ♪
♪ Kızların çok güzel olduğu yerde, ♪
♪ Gözlerim ilk seferinde, ♪
♪ Tatlı Molly Malone'a değince, o... ♪
Baba, bana... beyzbol topunu verebilir misin?
Dikiş makinesinin hemen yanında.
Şurada... Teşekkürler.
Sağ ol.
- Baba? - William?
Ne yaptın?
Ne yaptın?
- Baba? - Ne oluyor?
William!
William, ne oluyor?
Gerçekte kastetmediği şeyleri söylüyor!
Gerçekte kastetmediği şeyleri söylüyor!
Bay William Garraty,
yasaklanmış materyal ve fikirleri
bulundurmak ve yaymak suçlarından yargılanmış
ve mahkûm edilmiş bulunuyorsunuz.
Ya devlete, sisteme ve birimlerine
- bağlılık yemini edeceksiniz... - Lütfen.
...hem de hemen şimdi, burada, sokakta, ailenizin önünde,
ya da derhâl etkisiz hâle getirileceksiniz.
Oğlunuza iyi örnek olmak için...
...hâlâ zamanınız var.
Onurlu bir seçim yapmak için de hâlâ zamanınız var.
Karar sizin.
Hayır, efendim.
Aman Tanrım.
Böyle bir bağlılık yemini etmeyeceğim.
Aman Tanrım. Aman Tanrım!
- İyi şanslar, Bay Garraty. - Hayır!
- Tanrı merhamet etsin. - Hayır!
Kim olduğunu asla unutma, Ray.
Tanrım.
Çok üzgünüm.
Sorun yok. Her şey yolunda.
Hayır, Ray, yolunda değil.
Evet, haklısın, değil.
Ve bu yüzden onu öldüreceğim.
- Hayır. - Evet.
Nasıl? Ray, onun ölmesini dileyemezsin.
Öyle bir dileğim var ki, eğer kazanırsam,
o herife yeterince yaklaştığımda,
bana bunu kendi elimle yapma fırsatını sağlayacak.
Ne?
Bir karabina dileyeceğim.
Silah mı?
Ve sana vermek zorunda kalacaklar.
Evet, ben de aynen dediğim gibi yapacağım.
Tam oracıkta.
Ama önce kazanman lazım.
Evet, Pete, şunu bil ki,
kimse bunu benden daha fazla isteyemez.
Buradaki hiç kimse bunu benden daha fazla isteyemez.
Tamam, buna itirazım yok, arkadaş,ama...
Bak, babam bu gezegendeki
gerçekten iyi olan en son insandı. Yemin ederim.
Ve bana eski değerleri öğretmek için
her türlü riski göze almaya hazırdı.
Bu benim, bir şeyleri onun istediği gibi
değiştirmek için üzerime düşeni yapma şansım.
-Evet, ama Ray... -Pete, bu benim...
...lanet olası ejderhanın kafasını kesme şansım.
Ray...
...seni bırakıp gitmeyi seçmiş.
Bunun nesi iyi?
Garraty, birini öldürmenin
ne kadar zor olduğuna dair bir fikrin var mı?
Bir geyik öldürdüm ve bu bile yeterince zordu.
Birini öldürmek,
sadece belirli türden insanlar için kolaydır.
Ben de o türden bir insan olacağım.
Bu çok üzücü olurdu.
O tür insanlar bu dünyanın
- güzelliğini göremezler. - Ne güzelliği lan?
Gökyüzü, ağaçlar, kuşlar.
Siktir lan, her şey işte.
Başka ne güzel, biliyor musun?
Biz.
Çünkü biz gerçek arkadaşız, değil mi?
Pete, ne önemi var?
İsterse üç saatimiz, üç günümüz veya otuz yılımız olsun,
bu an, bu lanet olası an...
bunun önemi var, dostum.
Söyle.
Bunun önemi var. Bu anın önemi var.
Evet. Tamamen haklısın, Silahşor.
Ama gerçekte yine de önemi yok, değil mi Pete?
Çünkü bu an geçtiğinde...
...ben o herifi yine de geberteceğim.
Öyle olsun.
Ama şunu bil, bu işi başarsan bile,
- seni öldürecekler. - Bunu bilemezsin.
Kazanan ben olacağım. Bu alışılmadık bir durum.
Annen ne olacak?
Lan annemden bahsedip durmasana, Pete.
Annen ne olacak?
- O biliyor mu? - Hayır, bilmiyor.
Bu olay annemden de benden de daha büyük.
Pete, şu siktiğimin domuz sürüsüne bak.
Asfaltın üzerine saçılmış lanet beyinlerimizi
görmek istiyorlar dostum. Yakında seninkini de görmek isteyecekler.
Her şey, nasıl baktığına göre değişir.
Daha dikkatli bak.
Gördün mü? Onlar bir aile ve birbirlerini seviyorlar.
Bunun normal olduğunu
düşünmeye şartlandırıldıkları için onlara kızamayız, çünkü...
...biz de aynı bokuz.
Biliyor musun, Ray?
Deminki aileye inanmıyorsan eğer,
dileğin hiçbir anlam ifade etmez.
Eğer onların kurtarılmaya değer olduğuna inanmıyorsan,
hemen şimdi yere otur,
ve seni kurşun yağmuruna tutmalarına izin ver, çünkü...
...intikam almak, Ray...
...intikam almak yetmez.
Gökkuşağını gördün mü?
Bu şükredilecek bir şey.
Erkek kardeşin var mı, Ray?
Hayır.
Benim de yok.
Bir süre benimle idare etmek ister misin?
Evet.
Evet, isterim, Pete.
Uyarı, 47 numara.
Hey. Sen beni ittin.
170. MİL (273.5 km)
Uyarı. İlk uyarı, 4.
Yardım edin.
Lütfen, ayaklarım. Yardım edin.
Ayaklarım. Lütfen, yardım edin.
Lütfen.
- Uyarı, 4. - Hey!
İkinci uyarı.
Uyarı, 4.
Üçüncü ve son uyarı.
N'oluyor lan?
Bu herif kim lan?
Tressler. Şu radyosu olan çocuk.
Uyarı. Üçüncü uyarı, 24.
- Siktir, dostum. - Tanrım, evime gitmek istiyorum.
Tanrım, evime gitmek istiyorum.
- Eve gitmek istiyorum. - Siktir.
- Eve gitmek istiyorum. - Siktir.
Eve gitmek istiyorum. Eve gitmek istiyorum.
Eve gitmek istiyorum.
BİR DAHAKİ SEFERE TRENE BİN RAHATLA DİNLEN
201. MİL (323.4 km)
Garraty.
Yorgun musun, Garraty?
Yorgun muyum?
Evet... biraz yorgunum.
Tükendin mi?
O noktaya geliyorum.
Hayır.
Tükenmedin.
Henüz değil.
Neden zahmet edip seninle konuşuyorum bilmiyorum, dostum.
Lanet olası bir duman bulutuna konuşmak gibi bir şey.
Olson tükenmiş durumda.
İşi neredeyse bitti.
Kendi hâline bakmadan, Olson hakkında konuşacak
kadar cesursun demek.
Altına sıçmış.
Kokuyu alıyor musunuz?
Ben bile alabiliyorum.
Ne sikimi ima etmeye çalışıyorsun lan sen?
Neden kıro arkadaşın Art Baker'a sormuyorsun?
Katır, tarla sürmeyi sevmez,
ama lezzetli havuçları çok sever.
Olson'a dikkat et.
Henüz farkında değil,
ama havuç yemeye karşı iştahını kaybetmiş.
Olson?
Hank?
Olson?
Olson, konuş benimle dostum. Neler oluyor?
Hey, hey.
Konuş benimle, Hank.
Stebbins havuç ve eşeklerden bahsediyor.
Neler oluyor bilmiyorum, ama...
...sen iyi misin?
Her şey yolunda mı?
Konuş benimle.
Tanrı'nın bahçesi.
Yabani otlarla dolu.
- Hank. Hank! - Uyarı, 46.
- Hey. - Hey, yürümeye devam et, Hank!
Olson, buraya gel. Yürümeye devam et.
Devam et, yürü dostum, hadi!
Olson, buraya gel kahrolası!
- Hayır! Hank! - Yapma!
Hayır!
Hayır, hayır, hayır.
- İkinci uyarı, 46. - Art!
Hank! Hank!
- Uyarı, 6 numara. - Orospu çocukları!
- Art! geri dön, Art! - Art, hemen buraya
- geri dön lan! - Art, o öldü!
Neden onu öldürmüyorlar ki artık?
- Karnından vurdular onu. - Art, buraya gel!
Kan kaybından ölüme terk edecekler.
Süvariler gibi korkusuzca hedefimize yönelmeyelim diye
cesaretimizi kırmak için kasten yapıyorlar bunu.
Hank. Hank. Hank, dostum.
- Dostum, dostum. Hayır, hayır... - İkinci uyarı, 6.
Neden...
- Hey, gel. Neden yaptın bunu? - Warning, 47.
Ray! Ray!
- Art... - Neden yaptın bunu?
- Yanlış yaptım. - Art, kalksana lan!
Her şeyi yanlış yaptım.
- Neden? - Her şeyi yanlış yaptım.
Hayır, buradayım. Yanındayım dostum.
O öldü, Art, hadi artık...
- hemen kalkman lazım lan! - Beni de vurun! Hank, hayır!
Hadi. O öldü. O öldü!
Hayır, hayır!
Özür dilerim, Olson.
Yanlış yaptım!
- Ne? - Üzülüyorum!
O öldü! O öldü!
Ne yapsaydım? Seni de mi kaybetseydim?
Her şeyi yanlış yaptım!
- Garraty, onu kurtaramadım, dostum. - Biliyorum, biliyorum, biliyorum.
- Onu kurtaramadım, Garraty! - Biliyorum.
- Art! Her şeyi yanlış yaptım! - Biliyorum, biliyorum.
Üzgünüm.
- Kurtaramadım... - Biliyorum.
- Kurtaramadım onu! - Sus.
Sus, tamam geçti.
Sen iyi bir şey yaptın.
- Hayır, dostum. - Sen iyi bir şey yaptın.
- Beni çağırdı. - Biliyorum. Yeter.
Bana ihtiyacı vardı.
Biliyorum, biliyorum.
209. MİL (336.3 km)
209. MİL 4. GÜN
Keşke o şerefsizlerden birini vursaydı bari.
Olson'ın lanet olası katıksız aptallığını hâlâ unutamıyorum.
Neden onun adını o sikik ağzına almayı bırakmıyorsun?
Sessizce gitmedi
ve bunun için ona sonsuz saygı duyuyorum.
- Ben de saygı duyuyorum. - Ee, ne o zaman?
Evliydi.
Bu... tamamen palavra.
Gerçek bu.
Toplandığımız yerde birkaçımıza söylemişti.
Bu yüzden onunla taşak geçmişlerdi hatta.
Bir tek oydu.
Karısını bırakıp gelen tek lanet olası evli adam oydu.
Şunu dinleyin.
Kadının adı Clementine.
Şarkıdaki gibi.
Pekâlâ, beyler,
hadi şimdi bir söz verelim,
Kazanan, Hank'in karısı için bir şey yapmak zorunda.
Ne dersiniz?
Kesinlikle haklısın, Pete.
Ne yapacakmışım? Karısını
dul bırakmayı tercih eden salak ben değilim sonuçta.
Bak, sadece para yardımı falan işte,
kadının iyi durumda olduğundan emin olmak için, anladın mı?
Bana aşırı yufka yürekli bir saçmalık
- gibi geldi doğrusu. - Hadi siktirme belanı, Parker.
Yapma.
Biliyorum, oralarda bir yerde senin de bir kalbin var.
Senin için hiçbir şey yapmadığımı hele bir söyle, McVries.
Adamım.
Peki ya sen, Baker?
- Uyarı, 23 numara. - Evet mi?
Evet.
Hadi. Tamamdır.
Sen ne diyorsun, Stebbins?
Neden olmasın?
Takım değil miyiz!
Sen iyi misin?
Hayır, iyi değilim.
Bu berbat bir şey.
10 yıldır hasta olmamıştım,
ve vücudum tam da bu günlerde
hasta olmaya karar verdi.
Lanet olası zalim bir şaka gibi.
Buna ironi denir.
Evet, ironinin ne olduğunu biliyorum.
Yine de beni durdurmayacak.
Yine de bu lanet şeyi kazanacağım.
Siktir!
Hey.
Arkadaşın neden bana da
Hank'in hatununa yardım etmek isteyip istediğimi sormadı?
Yani...
bana da sorulmasını isterdim.
Bana sormayın falan dediğimi
duymadınız sonuçta, öyle değil mi?
Hayır, ben... öyle bir şey dediğini duymadım. Hayır.
Kahretsin, dostum.
Sanırım sizinle kötü bir başlangıç yaptım ben.
Yani, beni tanısanız, aslında iyi bir adam olduğumu görürsünüz.
Sadece...
Benim pek arkadaşım yok, anlıyor musun?
Okulda da hiç arkadaşım olmadı,
söylemeye çalıştığım şey bu aslında.
Ben her zaman kötü başlangıçlar yapardım,
- ama... - Evet?
Siktir, dostum. Yani...
...bir adamın böyle boktan bir durumda birkaç arkadaşı
olması gerekir, değil mi?
Evet.
Dinle dostum...
Şu Rank denen çocuk.
- Evet. - Dostum.
Ben... onun ölmesini istemedim, anlıyor musun?
Ben... Ben... Hiçbir zaman...
Siktir, dostum, ben sadece...
Bunu zihnimde duymaktan ve görmekten
kurtulamıyorum, tekrar tekrar yaşıyorum, dostum.
Bu siktiğimin hâline artık katlanamıyorum, dostum. Ben buna...
Ben sadece... Çok özür dilerim, dostum...
- Tamam, tamam. - Ve ben...
...bunun benim hatam olduğunu düşünmemeliyim, değil mi?
- Evet. - Bu benim hatam değil, değil mi?
Değil. Değil.
- Peki. - Değil. Tamam mı?
Peki... peki ne istiyorsun, Gary?
Sen de... bu anlaşmanın bir parçası
- olmak mı istiyorsun? - Evet, evet, evet,
- işte dediğim buydu. - Tamam. Tamam.
- Evet. - Tamam.
Gidip... gidip o kaltağa söyleyeceğim,
hayatının geri kalanını lüks Beşinci Cadde'de geçirecek
- kadar parası olacak. - Tamam, dostum.
Ve sakıncası yoksa, arkadaşına benim de artık
bu işin bir parçası olduğumu söyle.
- Pete'e söyleyebilirim, evet. - Teşekkürler, dostum.
- Tamam. - Sağ ol.
Kahretsin, dostum.
Adamın birkaç arkadaşı olmalı, dostum.
Babam hep bunu söylerdi.
Siktir! Siktir!
Kahretsin, dostum. Kusura bakma, dostum.
- Ben sadece... Gitmek istemiyorum... - Sorun yok. Sorun yok. Hey.
Ve nefret edilerek ölmek istemiyorum, anlıyor musun?
Ölmek zorundasın.
Ve tüm bunların en boktan yanı,
hepimizin ölmek zorunda olması, anlıyor musun?
Ama böyle olmak zorunda değil şu anda,
- Böyle olmak zorunda değil, ama... - Evet.
Siktir! Siktir, lan.
- Hey. - Durduramıyorum, dostum.
Hey, iyi misin?
Ne dedin lan sen?
Az önce ne dedin sen, lan?
İyi misin diye soruyorum.
O çocuğu öldürmek istememiştim, dostum!
Böyle olsun istemedim, tamam mı?
- Tamam. Tamam. - Çok üzgünüm, dostum!
- Tamam! - Siktir!
Hey, Gary. Hadi ama, dostum. Bir şey yok.
Sorunumuz yok.
Artık hepimiz arkadaşız, dostum.
Hepimiz arkadaşlar olarak
- birlikte yürüyoruz, tamam mı? - Evet, evet.
Aramıza katıldın. Bizimlesin. İstediğini aldın.
Tamam mı? Hadi.
İşte bu kadar. Aynen böyle.
- Tamam mı? - Tamam.
Öyleyse, yürümeye devam edeceğiz.
Pete'e diyeceğim ki...
Pete'e, senin de planın bir parçası olmak istediğini
- söyleyeceğim, tamam mı? - Sağ ol, dostum.
Tamam.
Tamam.
Pekâlâ. Yürümeye devam et, lütfen.
Tamam.
İyi mi bu herif?
Kendisinin de plana katılmak istediğini söylüyor.
Hayır, hayır, hayır.
Hayır, hayır, hayır...
Siktir, dostum. Gitmem lazım, dostum.
- Siktir olup gitmem lazım, dostum. - Hey, Barkovitch. Barkovitch.
- Gary! - Hey!
Her şey yolunda, Gary. Sen yürümene...
- Kahretsin, dostum. - Hey, Barkovitch.
Hey. Barkovitch!
Aman Pete, bırak yürüsün. Boş ver.
- Yürümeye devam, Gary. - Uyarı.
- Uyarı, 5 numara. - Lütfen durma. Hadi.
Artık sonsuza kadar sizinle olacağım pezevenkler, tamam mı?
Sandığın gibi değ... N'oluyor lan?
Hassiktir! Hayır!
Tanrım.
- Aman, Tanrım. Aman, Tanrım. - Neden yaptı ki bunu?
Ne sikime yaptı böyle bir şeyi? Kahretsin!
- Nasıl yaptı lan bunu? - Uyarı. İkinci uyarı, 5.
Herkes yürümeye devam etsin.
Üçüncü uyarı, 5. Son uyarı.
Hayır.
260. MİL (418.4 km)
♪ Derin bir vadide, bir mağarada, ♪
♪ Kazı yapılan o maden ocağında, ♪
♪ Bir madenci yaşardı, kırk dokuz yaşında, ♪
♪ Ve kızı Clementine yanında. ♪
- ♪ Evet, aşıktım ona. ♪ - ♪ Evet, aşıktım ona. ♪
♪ Öyle aşıktım ki ona, ♪
♪ Ayakları 40 numara olsa da. ♪
♪ Üstü açılmış balık kutularından, ♪
♪ Yapılmış sandaletler senin içindi Clementine, ♪
♪ Ah, sevgilim, ah, sevgilim, ♪
♪ Ah, sevgilim, Clementine. ♪
♪ Kayboldun ve sonsuza dek yittin, ♪
♪ Çok üzgünüm, Clementine. ♪
278. MİL (447.3 km)
278. MİL 5. GÜN
Yaklaşıyoruz, değil mi lan?
- Ne? - Annene?
Evet, pek fazla... Pek fazla kalmamış olmalı.
Sen çok şanslı bir piç kurususun, Garraty.
Anneni görebileceksin.
Şu andan, bittiği ana kadar, ben kimi göreceğim, ha?
Gelip bizi seyreden sikik domuzlar dışında hiç kimseyi.
Evimi özledim,
ve it gibi korkuyorum.
Ben de korkuyorum, Collie.
Eğer daha iyi hissedeceksen, bil ki bence hepimiz evimizi özlüyoruz.
Anlarsın ya?
Senin için konuşması kolay tabii.
Burası senin memleketin.
Ailesini görebilen tek kişi sensin.
Bilemiyorum.
Belki de bu, durumu daha da kötüleştirir.
Sen ne demeye salça oluyorsun lan?
Sanırım onun işi ikimizden de daha zor.
Bence bu durum Ray'i vazgeçmeye teşvik edebilir.
Öf siktirin gidin.
İkiniz de kafayı yemişsiniz.
Gerçekten daha zor olacağını mı düşünüyorsun?
Sadece yürümeye devam etmeni istiyorum.
Freeport'a vardık, Pete.
460 kilometre.
Pes etmeye niyetimiz yok.
Siktir!
Lanet ayakkabımın tabanı çıktı.
İkisini de çıkarman lazım, Garraty.
Yoksa çiviler çıkıp ayağına batmaya başlar.
Artı, dengen bozulduğunda daha çok efor harcarsın.
Uyarı, 47 numara.
Bir bu eksikti.
Ayak...
- Selam, anne. - Ayakların.
Ayaklar...
Bebeğim, ayak...
Yavaşlama, Ray.
Duramazsın.
-Ray, Ray. Ray! - Uyarı, 47.
- Anne, çok özür dilerim. - İkinci uyarı.
- Çok özür dilerim. - Uyarı, 23 numara.
- Hayır, hayır, hayır! - Ne kadar üzgünüm bilemezsin.
- Hiç sorun değil. - Anne lütfen, sadece sarılayım.
Kendini öldüreceksin Ray, yapma!
Anne, lütfen. Sadece sarılayım. Biliyorum her şeyi mahvettim.
- Hayır! Hayır, git! - Uyarı, 47.
Ölmeyeceksin lan!
- Ray! Çekil! - Üçüncü uyarı.
- Git! - Uyarı, 23 numara.
- Yürümeye devam et! - Çok özür dilerim, anne.
Yürümeye devam et!
Sorun yok!
Sorun yok!
Babanın olayını düşün.
O konuyu düşünmek istemiyorum.
Çok özür dilerim, anne!
Bunu onun önünde yapma.
Bunu onun önünde yapma!
Amını sikeyim!
Seni siktiğimin sapık şerefsizi!
Haklıydın. Babamın yaptığını yaptım! Ben...
Pete, ben çok büyük bir hata yaptım.
O lanet arabadan hiç inmemeliydim.
- Eve gitmeliydim. - Ray.
Ray! Hâlâ bu kahrolası
yaranın nasıl olduğunu bilmek istiyor musun, ha?
Annem hâlâ orada, Pete. Lütfen.
İyi! Ray, sen beş gündür yürüyorsun.
Ben lanet olası hayatım boyunca yürüdüm.
Benim...
annem de babam da,
ben henüz küçük bir çocukken...
...büyük savaşta öldüler.
Ve, işin en kötü yanı ne, biliyor musun...
...onlar hakkında tek bir şey bile hatırlamıyorum.
Ayyaş bir amcam beni yanına aldı.
Bir gün beni öldüresiye dövdükten sonra,
kendi kusmuğunda boğularak öldü. 10 yaşındaydım.
Ondan sonra...
Kendim gibi çocuklarla tanıştım.
Ebeveynleri olmayan,
veya onları kıçına takmayan ebeveynlere sahip çocuklar.
Kanepe tepelerinde... ve bodrumlarda yaşadım.
Tarlalarda ve hendeklerde uyudum.
Devletin sonunda beni yakalaması yıllar aldı.
Ama hiçbir şey, yaşadığım hayat kadar kötü değildi.
Kavga çıkarmak,
hırsızlık yapmak,
daha fazla kavga çıkarmak...
Ta ki bir gün, yanlış adamla kavga edene kadar.
Evet.
Av bıçağını kullanmayı iyi bilen bir adamdı.
Beni kesti.
Hem de öyle bir kesti ki... Bunu görüyor musun, Ray?
Şuna bir bak. Görüyor musun?
- Tanrım, Pete. - Gördün, değil mi?
- Evet, gördüm. - Tamam.
Beni ölüme terk etti.
Gözümü hastanede açtım ve biliyor musun,
biliyor musun, Ray,
kızgın bile değildim.
Çünkü bu onun suçu değildi, benim suçumdu.
Ve o anda dedim ki,
tüm bu lanet karanlığın ortasında,
ben her zaman güneş ışığını bulmayı seçeceğim.
Çünkü öyle yapmazsam, bana verilen bu ikinci şansın ne anlamı kalır ki?
Sen ışığı buluyorsun, Pete. Buluyorsun.
Ama bende o beceri yok. Sen yanmda olmasaydın
orada çoktan geberip gitmiş olacaktım.
Ray, bunu yapmak kolay mı sence?
Ha? Hayır, Ray, çok zor amına koyayım!
Çok uğraşıyorum lan.
Evet.
Kaybedecek pek bir şeyim yok,
ama kazanacak çok şeyim var, bu yüzden buradayım.
Evet.
O ödülü iyi bir şeyler yapabilmek için istiyorum.
Belki benim gibi bazı çocuklara...
...yardım edebilirim.
Ama asıl neye ihtiyacım var biliyor musun, Ray?
Neye?
Bir erkek kardeşe.
Ray, dinle beni. Eğer bunu sen başarırsan,
yaparsan...
sevgiyi seçmeni öneririm.
O ödülü almanı,
ve eve, annene gitmeni öneririm.
Çünkü, Ray, Ray,
sen kahrolası iyi bir çocuksun...
- ...ve bunu hak ediyorsun. - Sağ ol, Pete.
Evet.
306. MİL (492.4 km)
Hey, dinleyin.
Düşünüyordum da...
Bir konuda hepimiz ortak bir karara varmalıyız.
Neymiş?
Hep birlikte bir anlaşma yapmalıyız
ve bundan sonra hiç kimseye yardım etmemeliyiz.
Ya kendi başına halledersin ya da kaybedersin.
Bu ne sikim demek oluyor, Stebbins, ha?
Bu lanet şey ne sikim demek oluyor, ha?
Hayır, Pete, bence o haklı olabilir.
Beni kurtarmaya devam edemezsin.
Peki ya Üç Silahşor?
Silahşorlarının amına koyayım.
Böylesi hepimiz için daha iyi, siz de biliyorsunuz.
Burnum.
Yıllardır burnum kanamamıştı.
Burun kanaman kimsenin sikinde değil, Baker.
Hepimizin sorunları var, hâlâ fark etmediysen.
Ne dedin sen?
Öf, kapa çeneni. Parker!
Collie Parker, var mısın?
Collie?
Siktir et!
Lanet olası orospu çocuğu!
- Hayır! - McVries!
- Hadi! - Aman Tanrım!
Kahretsin! Kahretsin!
Kahretsin. Tanrım.
Hayır, hayır. Hayır, dönme.
Sadece yürümeye devam et. İyi misin?
İyi misin?
Burnum... kanıyor.
Biliyorum.
324. MİL (521.4 km)
Hey. Hey, burnum...
Burnum...
Burnumun kanaması durmuyor.
O kadar da kötü değil, değil mi?
Hayır.
Hayır, hayır. O kadar da kötü değil.
İç kanama bu. Oldukça yaygındır.
Stebbins, lütfen. Yapma.
Büyükannem,
her burnum kanadığında...
...burnuma buz koyardı.
Keşke üzerine koyacak buzum olsaydı.
Evet. Sana biraz buz bulalım.
Sadece yürümeye devam et.
Şimdi öleceğim, çocuklar.
Hayır. Biraz daha yürümeye devam et, tamam mı?
Hayır, hayır. Yapamam. Yapamam.
Lütfen.
Yapamam, dostum.
Özür dilerim. Eve gidiyorum.
- Özür dileme. - Eve gidiyorum.
- Özür dileme, Art. - Eve gidiyorum.
Başını dik tut dostum. Elinden geleni yaptın.
- Yaptım mı? - Evet.
- Yaptım. - Hem de nasıl yaptın.
- Yaptım. - Evet.
Ve ne oldu biliyor musun?
Birkaç arkadaş bile edindin.
İşte bu çok doğru.
Hey, Art,
sen acayip sıkı bir dostsun.
- Gerçekten. - Evet.
Sağ ol.
- İkiniz de sağ olun. - Ne demek.
Benim için bir şey yapabilir misiniz?
- Tabii ki. - Ne istersen, arkadaş.
Eğer kazanırsanız, bunu büyükanneme verir misiniz?
Tabii ki.
Elbette.
Bana bir konuda söz verin.
Tamam.
Bunu yaparlarken izlemeyin.
- Tamam. - Tamam mı? Söz verin. Söz verin.
- Söz veriyorum. - Söz ver!
Söz veriyorum. Söz veriyorum.
Teşekkürler.
Eve gidiyorum.
- Eve gidiyorum. - Biraz daha dayan.
- Eve gidiyorum. - Yalnızca biraz daha.
- Eve gidiyorum. - Yapma, dostum.
Uyarı.
- İkinci uyarı, 6. - Ben...
...artık dayanamıyorum, lan.
Şu an her şeyden çok ne istiyorum, biliyor musun?
- Ne, Pete? - Üçüncü ve son uyarı.
Portakallı buzlu süt.* (*Orange Julius)
326. MİL (524.6 km)
Son düzlüğe girdiniz.
İyisiyle kötüsüyle, bu işin sonunda
buğday olmak da var,
saman olmak da.
Seçim sizin çocuklar. Unutmayın, seçim sizin.
Kapa lan şu çeneni!
Kahretsin!
Bi' siktir git, olur mu?
Seni sefa pezevengi puşt.
Seni bok çuvalı moruk. Kapa çeneni!
- İşte bu be, evlat! - Tanrım.
İşte bu, lanet olası başarma içgüdüsü.
Tüm rakipleri eleyin.
Taşaklı olun ve gidip o ödülü kapın.
- Uyarı, 23 ve 47. - Siktir git.
- İkinci uyarı, 38. - Ben bittim.
Hepimiz tam olarak
aynı anda yavaşlasak ne olurdu acaba, ha?
Üç insanın, bunların cihazları kadar
hassas ölçüm yapmasına imkân yok.
Bunu bilimsel yöntemlerle
hesaplıyorlar.
Bu arada, sen Uzun Yürüyüş hakkında
bu kadar çok şeyi nereden biliyorsun?
Her şey kayıt altında.
Hiç kitap okudun mu? Çok zor değil.
Yapma. Yapma. Hayır, yapma!
Hadi, dostum.
Bak neredeyse bitti.
Gerçek olan bir şey söyle.
Ben tavşanım.
Ben lanet olası tavşanım.
Onları görmüşsünüzdür.
Hani köpek yarışlarında tazıların kovaladığı
küçük, gri, mekanik tavşanlar vardır ya?
Köpekler ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar,
o tavşanı asla yakalayamazlar,
çünkü tavşan, etten kemikten değildir.
Belki de haklısın, Garraty.
Belki artık tavşan ve domuz olmayı bırakmalıyız,
veya keçi ya da koyun olmayı...
...sadece insan olmalıyız.
Kanları akabilen...
...gerçek insanlar.
Uzun Yürüyüş hakkında bu kadar çok şeyi nasıl bildiğimi
öğrenmek ister misin?
Binbaşı, benim babam.
Onun gayrimeşru çocuğuyum.
Oğlu olduğumu bildiğini sanmıyordum.
İşte orada hata yaptım.
Onlarca çocuğu var onun.
Dilek olarak, babamın evine konuk edilmeyi isteyecektim.
Bir çay içmeye davet edilmeyi.
Ama sanırım bu tavşan, etten ve kemikten.
Ve bu et ve kemik, şimdi beni yüzüstü bırakıyor.
Karaciğerimin iflas ettiğini hissediyorum,
akciğerlerim sıvıyla doluyor,
ve ben bu boku,
başım dik bir şekilde bitirmek istiyorum.
Karnımın üstünde sürünerek,
kendi mukusunda boğulan bir sürüngen gibi değil.
Bu gece yağmur yağacak mı sizce, beyler?
Bilmiyorum, ama öyle gibi görünüyor.
Yağmuru hep sevmişimdir.
Hey.
Özür dilerim.
Kalabalıklar gelecek.
İki kişi kaldığında gelmelerine izin veriyorlar.
Bunlar gerçek fanatikler,
sizinle yürümek isteyecekler.
Binbaşının, sonuncuyu öldürüşünü görmek isteyecekler.
Siz sadece yürümeye devam edin, olur mu?
İkinizin kalması beni mutlu etti.
Seninle yürümek güzeldi, Stebbins.
Onur duydum.
İyi şanslar.
Üçüncü uyarı, 38. Son uyarı.
Hadi.
Bitir işimi.
Artık şansımız %50, Pete.
Bitir lan işimi!
Pete, sana bir şey söyleyebilir miyim?
Tabii.
Ben çocukken,
ölüm hakkında hiç düşünmemiştim.
Bence çoğu çocuk böyledir,
ölümle yüzleşene kadar bunu düşünmezler.
Ama onunla yüzleştiğimde, ödüm kopmuştu.
Ölümden çok korkuyordum.
Ama bu çocuklarla bunu yaşamanın farklı bir yanı var.
Bilmiyorum, bana,
insan olarak sahip olduğumuz tek garantinin
bir gün öleceğimiz gerçeği olduğunu hatırlattı.
Ve eğer şanslıysan,
son anlarını nasıl geçireceğini seçebilirsin.
Ve sen haklısın Pete, bu an önemli.
Her an önemli.
Özellikle de sona varınca.
Bunun beni neden sakinleştirdiğini bilmiyorum.
Ama artık korkmuyorum.
331. MİL (532.6 km)
Yolu açın, yolu açın.
Geri çekilin, lütfen. Geri çekilin.
Çekilin. Caddeden tamamen uzaklaşın.
- İkinci uyarı, 23. - Pete, Pete.
- İkinci uyarı, 47. - Ne yapıyorsun?
- Bunu kazanacaksın, arkadaş. - Kalk.
- Kalk. - Hayır.
- Bunu annen için yapacaksın. - Hadi. Kalk.
- Üçüncü uyarı, 23. - Bu annen için.
- Bırak beni, Ray. - Üçüncü uyarı, 47.
Dursana, Ray. Ne halt ediyorsun lan?
- Ray! Git kazan... - Kardeşime kardeş oluyorum.
Hadi gel.
Benimle biraz daha yürü, tamam mı?
Tamam.
Seni ikna edici piç kurusu.
Ray! Ray! Hey, ne yaptın?
Ne yaptın sen? Ne yaptın? Hey.
Ne yaptın lan sen? Ne yaptın?
Ne yaptın? Ray.
Yapamıyorum. Ben onu göremiyorum,
ama sen görebilirsin.
Seni işte bu yüzden seviyorum.
- Ray! Ray! - Seni seviyorum, Pete.
Ray. Ray! Bırakın lan!
Ray! Ray! Hayır. Ray.
Sana iyi şanslar, Bay Garraty.
Ray. Ray.
Tanrı cesaretini ödüllendirsin.
Özür dilerim, anne.
Hayır.
Ray!
Tanrım. Ray.
- Hayır! - Bayanlar ve baylar...
...şampiyonumuz...
Peter McVries!
♪ Mor dağların ihtişamı için, ♪
♪ Meyve dolu ovaların üzerinde, ♪
Ray...
♪ Amerika! ♪
♪ Amerika! ♪
♪ Tanrı sana lütfunu bahşetsin. ♪
Ray. Ray...
Tebrikler, Bay McVries.
Nakit ödül senindir.
Şimdi, söyle bakalım, evlat... .
...dileğin nedir?
♪ Ne güzeldir hacıların ayakları için, ♪
♪ Onların sert ve tutkulu adımları için, ♪
Bütün ülke izliyor, evlat.
Nedir dileğin?
♪ Vahşi doğanın tam ortasında, ♪
Ben bir...
♪ Amerika, Amerika! ♪
♪ Tanrı her kusurunu düzeltsin. ♪
Ben bir karabina istiyorum.
Bir karabina alacaksın.
Hayır.
Ben şu karabinayı istiyorum.
Bir gün çocuklarıma vermek için.
- Efendim? - Dileğini yerine getir.
O kimseyi vurmaz, çocuklar. Çok fazla kazandı.
Ve unutmayın,
bu çocuk dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmek istiyor.
Öyle değil mi, evlat?
Ateş etmeyin. Vururum lan.
- Ateş etmeyin çocuklar. - Sıkarım!
- Ateş etme! - Ateş etme!
Sorun yok, evlat.
Bir şey olmadı.
Henüz değil.
Silahı yere bırak.
Bütün dünya seni bekliyor.
Hayal edebileceğinden çok daha fazla zenginlik var.
Silahı yere bırak.
Ödülün hazır, seni bekliyor.
Onu ziyan etme.
Bu, Ray için.
Çeviri: erkep
UZUN YÜRÜYÜŞ
STEPHEN KING'İN ROMANINDAN UYARLANMIŞTIR
♪ Yürüyüşe çıkmıştım, ♪
♪ Ve gördüm o toprakları, ♪
♪ Adem ilk kez oraya ayak basmıştı. ♪
♪ Ve fark ettim ki o bir insandı. ♪
♪ Kızılcık ağaçlarını seyrettim, ♪
♪ Bazılarını elimle sevdim, ♪
♪ Çünkü babam, ♪
♪ Durmamı söyledi bana, ♪
♪ Ve hepsini saymamı, yapabildiğim kadarıyla. ♪
♪ Hayatın anahtarı, yolculuğun tadını çıkarmaktır, ♪
♪ Sonunu bilmediğin zaman. ♪
♪ O yüzden burada kalalım, ♪
♪ Bir süreliğine, arkadaşım. ♪
♪ Kalalım ve çizgiyi takip edelim, ♪
♪ Sonuna kadar izleyelim. ♪
♪ Yorgun olduğunu biliyorum, ♪
♪ Ben de öyle hissediyorum, ♪
♪ Kullanamayız aynı yolu bir daha, ♪
♪ O yüzden burada kalalım, ♪
♪ Bir süreliğine. ♪
♪ Bakındım her yere, ♪
♪ Ve ışığı gördüm, ♪
♪ Havva'nın son kez ayak bastığı yerde, ♪
♪ Ve ilk ısırığı aldığı yerde. ♪
♪ Biz savaş alanında doğduk, ♪
♪ Devler gibi dimdik ayakta durduk. ♪
♪ Rüzgarla savaşıyoruz, evet, ♪
♪ Hikayemiz sona eriyor arkamızda ayak izleriyle. ♪
♪ O yüzden burada kalalım, ♪
♪ Bir süreliğine, arkadaşım. ♪
♪ Kalalım ve çizgiyi takip edelim, ♪
♪ Sonuna kadar izleyelim. ♪
♪ O yüzden burada kalalım, ♪
♪ Bir süreliğine, arkadaşım. ♪
♪ Kalalım ve çizgiyi takip edelim, ♪
♪ Sonuna kadar izleyelim. ♪
♪ Yorgun olduğunu biliyorum, ♪
♪ Ben de öyle hissediyorum. ♪
♪ Kullanamayız aynı yolu bir daha, ♪
♪ O yüzden burada kalalım, bir süreliğine. ♪
♪ Burada kalalım, ♪
♪ O yüzden burada kalalım, ♪
♪ O yüzden burada kalalım, ♪
♪ Bir süreliğine, arkadaşım. ♪
♪ Kalalım ve çizgiyi takip edelim, ♪
♪ Sonuna kadar izleyelim. ♪
♪ Yorgun olduğunu biliyorum, ♪
♪ Ben de öyle hissediyorum. ♪
♪ Kullanamayız aynı yolu bir daha, ♪
♪ O yüzden burada kalalım, bir süreliğine. ♪
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.