Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Hayatımda hiç deniz görmedim.
Denizi hiç görmedim.
Erkek arkadaşım, ablam ve onun nişanlısı ile birlikte gidiyorum.
Nişanlısı çirkin ama, çok komik biri. Ablam ona tapıyor.
- Partiye geliyor musun? - Evet, dans etmeye bayılırım.
Peki, ya sen?
- Belki, bilemiyorum. - Çok heyecanlıyım!
Haziranda gitmiştim.
Garip, nereye gittin?
Yüzün kızardı.
Zavallı biri gibi Paris'te evde oturmaya mecbur kaldı.
Pekala, Dany?
Bronzaştırıcı bir lamba al. Kanser yapıyor ama, işe yarıyor.
Hayatımda hiç deniz görmedim.
Hayatımda hiç deniz görmedim.
- Özür dilerim. - Gerek yok, burası sizin ofisiniz.
Size sormak istediğim bir şey var...
Yeni kampanya ile ilgili olarak yarın
Cenevre'ye gidiyorum.
Rekabet konusunda Marty'nin hazırladığı lânet rapor ise, tam bir felâket.
Bir çok yerini yeniden yazmak zorunda kaldım.
Anlıyorum.
- Kaç sayfa? - Elli küsür.
Bu akşama bitecek, öyle değil mi?
Bitirebileceğimi sanmıyorum. Ben ancak saatte altı sayfa yazabilirim.
Size uyar mı, bilemem.
Neden Francine'e, söylemiyorsunuz? O kız süper hızlıdır.
O kız hızlı ama, bir boktan anlamıyor. O yüzden senden istiyorum, Dany.
Partiye gidecektin, değil mi?
Bunu dikkate alacağım. Benim yerimde çalışabilirsin.
- Sizin evde mi? - Evet.
İşe yarar. Uçağım öğlen kalkıyor. Buraya gelmeme gerek kalmaz.
Misafir odamız var.
Anita, çok memnun olacaktır.
Uzun yıllar oldu..
- Doğru. - Sahiden, ne kadar oldu?
Üç buçuk sene.
Hep senden bahseder.
Yapmak istediğin o çılgın şeylerden.
O, seni çok özlüyor.
Ben birazdan çıkıyorum.
Hazırsan, seni de götürebilirim.
On dakika sonra aşağıda buluşuruz.
Dany...
Ağzını sıkı tut. Diğer kızlara bir şey söyleme.
- Pekala. - Hiç kimseye.
- Peki, hiç kimseye. - Evet, hiç kimseye.
Sana güveniyorum.
Denizi görmeye gidiyorum. İmza : Dany
Giderken senin eve uğrarız.
Üstünü değişir, eşyalarını alırsın.
Anita'yı tekrar göreceğim için çok mutluyum.
İkimiz de çalışmaya aynı gün başlamıştık.
Kıyafetim çok pejmürde diye
benle dalga geçmişti.
Aslında, haklıydı.
Sen beni, burada bekleyeceksin, değil mi?
Yukarı gelebilir miyim? Anita'yı aramam lâzım.
Evim karman çorman ama..
Bakmayacağıma dair söz veririm.
Bir, iki dakikaya hazır olurum.
İçecek bir şey istersen, bar emrine amade.
Teşekkürler.
- Anita'yı ne zamandır tanıyorsun? - Sekiz yıldır.
Sekreterlik okulunda birlikte okumuştuk.
O, en iyimizdi. İstediği her şeye sahipti.
- Ona, "Lanet sürtük Anita" derdik. - Gerçekten mi?
- Bilmiyor muydun? - Bilmiyordum.
Çok geç kalmayız.
Yarım saat, falan.
Hayır, o hiç değişmedi.
Zarif, aynı parlak kızıl saçlar.
Görür, görmez, tanırsın.
Görüşürüz, tatlım.
Giderken yiyecek bir şeyler alalım, Evde pek yemek yok, galiba.
- Hep birlikte yemeyecek miyiz? - Hayır.
Anita ile ben, bu gece dışarı çıkıyoruz.
Afedersin, ben de sanmıştım ki...
Ne sandığımı bilmiyorum.
Selam, Sylvie, tatlım.
- Dany'ye merhaba de. - Kaç yaşında?
Üç yaşındayım.
Kahretsin, mantomu unuttum.
- Sana bir hediyem var. - Gel, haydi.
İşte, buyur.
- Fransız klavyesi? - Sorun olur mu?
Endişelenme, elimden geleni yaparım.
Evet, öyle yap.
- İşte, meşhur rapor. - Sağol.
Okuyabiliyor musun?
Evet.
Senin gibi uzun boylu birinin nasıl olur da, bu kadar küçük el yazısı olur?
Çok şekersin.
Ben fazla kalamayacağım.
Anita birazdan seni görmeye gelir.
İhtiyacın olan bir şey var mı?
Sanırım, yok.
Sana, iyi çalışmalar.
Ku-ku!
Asırlar oldu görüşmeyeli.
- Evet, nasılsın, bakalım? - Başımın ağrısı beni öldürecek.
Bir şey mi oldu?
Yoo, sadece sana bakıyordum.
Çok yakışmış.
Aaa, sağol, çok naziksin.
Biraz iddialı ama, şanslıydım, iyi bir fiyata aldım.
Sana banyoyu göstereyim.
Evin çok güzelmiş.
Kızın da, harika bir çocuk.
Sana çok benziyor.
Sana temiz havlu koydum.
Teşekkür ederim.
Sorduğum için kusura bakma ama, ne olur aptallığıma ver...
yanıma almayı unutmuşum,
fazla varsa bana geceliğini ödünç verebilir misin?
Bunu alabilirsin.
Hey, bu çok şık, ama.
Gerçekten de. Al, senin olsun. Bende bir sürü var.
Kusura bakma, hazırlanmam lâzım, geç kalıyorum.
Sen devam et. Sadece şunu, şuraya bırakıp,
çıkacağım.
Seni yalnız bırakacağız. Ben Sylvie'yi babaannesine bırakıp
Michel ile kokteyl partisinde buluşacağım.
Anlaşıldı.
Epey geç dönebiliriz.. Sylvie.
Sylvie! Buraya gel.
Sen bizi bekleme, yat. Sabahleyin görüşürüz.
Beni merak etmeyin.
- Herhangi bir şeye ihtiyacın var mı? - Bir sigara, harika olurdu.
- Paket sende kalsın. - Sağol.
Haydi, gidelim.
Güle güle, Sylvie.
Anita, kahretsin, biraz gayret göster, yahu.
Ne olur, beni bu lanet partilerden uzak tut!
Dany? Uyuyor musun?
- Dany, her şey yolunda mı? - Evet, iyiyim.
- 15 sayfam kaldı. - Şimdi yat, uyu, sabah bitirirsin.
Tamamdır.
Sana kahve getirdim.
Wow, bu bornoz da bana çok yakıştı.
Pahalı mı?
Bunu bana, O, aldı.
Bana hediye almaya bayılır.
Kafadan kontağın teki, o.
Ama, bana tapıyor.
Evet, yakında onunla beraber Riviera'ya gideceğiz.
Ailesi bize, evlilik hediyesi olarak bir yat alıyorlar.
Sen, acınacak haldeki bir sekretersin ve üstelik de bir yarasa kadar körsün.
İşte, bitti.
Mükemmel.
Buyurun, Bay Caravaille.
Ağustos maaşın ve biraz da fazlası.
- Çok teşekkürler. - Anlaşmamız böyleydi.
Senin, ehliyetin var mı, Dany?
Niye sordun?
Araba ehliyeti. Anita araba kullanabildiğini söylemişti.
Hafta sonu taksi bulmak neredeyse imkânsız. Uçağı kaçırmak istemiyorum.
Bizimle Orly havaalanına gelebilir misin?
Nedenmiş, o? Arabayı buraya geri getirmek için.
Orly'de otopark yok mu?
Orly'de elbette otopark var.
Geliyor musun?
İmkânsız, bu.
- Neden? - Bilemiyorum. Belki...
Aptal olma. Haydi ama, daha gidip Sylvie'yi alacağız.
Neler oluyor?
Arabayı kullanmaktan korkuyor.
Haydi ama, çocuk olma.
- Arabayı nereye bırakayım? - Bahçede bırakabilirsin..
Ruhsat torpido kutusunda. Bahçe kapısının anahtarı da zilin üstünde.
- Anahtarları kime teslim edeyim? - Sende kalsın.
Ofise gelince, senden alırım.
İşleri zorlaştırmaktan vazgeç, Dany.
- Çok teşekkürler. - Vitesi nasıl değiştireceğim?
Araba, otomatik. P, park. R geri,
- N, boş, D de sür. - Kusura bakma, alışık değilim de.
Matrak olmaya mı yoksa bizi geciktirmeye mi çalışıyorsun?
Bize ulaşmak istersen, İsviçre'deki telefon numaramız.
Şimdi gitmemiz gerek. Allahaısmarladık.
Dany...
Neyin peşindesin?
İlginç olmaya mı çalışıyorsun?
Seni zavallıcık...
Arabayı, birkaç saat fazla kullansan, kimse sana bir şey demez.
Bizimle Orly havaalanına gelebilir misin?
Sonra da arabayı buraya getirirsin.
Hayatımda hiç deniz görmedim.
Anlaştığımız gibi.
Hayatımda hiç deniz görmedim.
İşleri zorlaştırmayı bırak.
Hayatımda hiç deniz görmedim.
Senden rica ediyorum, Dany.
Sonra da arabayı buraya getirirsin.
Hayatımda hiç deniz görmedim.
Çok yakışmış.
Küstahlığımı affedin ama, şu arabayla geldiğinizi gördüm...
Siz aktris falan mısınız?
Reklam işindeyim.
- Bir ajansım var. - Tahmin etmiştim.
Teşekkürler.
Buyrun... küçük bir armağan.
Teşekkür ederim.
Şimdi daha iyi misiniz?
Mantonuzu vermek için arkanızdan koşmuştum, ama yetişemedim
Özür dilerim ama, galiba yanlış kişiyle konuşuyorsunuz.
Hayır, benim cafemde kahvaltı etmiştiniz.
Mantonuzu unutmuşsunuz.
Sanırım, beni biriyle karıştırıyorsunuz.
Hayır, hiç sanmıyorum.
O gün, kendinizi hiç iyi hissetmiyordunuz.
Ve mantonuzu da iskemlede unuttunuz.
Çok naziksiniz ama, sizi temin ederim ki, o, ben değildim.
Bu sabah Paris'teydim.
Arabanızın stop lambalarında bir sorun vardı.
Demek, araba yüzünden.
O kadının arabası da aynıydı.
Cafemde gördüğüm kesinlikle sizdiniz.
Arabanızı da hiç görmemiştim.
Üzgünüm ama, o, ben değildim. Allahaısmarladık.
Kendini suçlu hissediyorsun.
Kendini korkutmaya mı çalışıyorsun?
Çalınmamış bir araba için, bir tatil günü,
kim senin peşine düşer ki...
Arabayı Salı günü geri götürürsün.
Önceden, güzelce bir yıkatırsın.
Kimse bir şey anlamaz.
Hiç kimse.
Depoyu doldurun lütfen.
Derhal, efendim.
Bir kahve, lütfen.
Borcum nedir?
Bir frank otuz santim.
Yoo, hayır, kahve bizim ikramımız.
Teşekkür ederim, ama kabul edemem.
Sorun değil. o şeref, bize ait.
Hey. Ne yapıyorsun, sen? Gitmemiz gerek!
Bana yetişebilirsen çiçeklerini sana geri veririm, söz veriyorum!
Hayatımda hiç deniz görmedim.
Denizi hiç görmedim.
Bayan?
İyi misiniz, hanımefendi?
Hanımefendi...
Bir şeyiniz yok ya?
Kayıp bir şeyiniz var mı?
Buyrun, gözlüğünüz...
Gelin benimle, size bir bakalım.
- Ne olmuş, ona? - Hiçbir fikrim yok.
Birinin ona saldırdığını söylüyor.
Çocuğu buradan götür. Burada olmaması daha iyi.
Kimse, peşinizden oraya gitmedi, bayan.
Hepimiz buradaydık.
Ne olduğunu bilmiyoruz ama, en azından, herifi görürdük.
Üzerime atladı.
Sonra, bana arkadan sarıldı.
O, size...
Bileğimi ezdirdi!
Bu doğru olamaz.
O iz, dün gece de sizde vardı.
Dün gece burada değildim ki.
- Ben, Paris'teydim. - Hayır, dün siz benim tamirhanemdeydiniz.
Nasıl bir oyun oynamaya çalıştığınızı anlayamıyorum.
- Ben, Paris'teydim. - Arabanızın stop lambalarını tamir ettim.
- Bu doğru olamaz. - Ama, doğru!
Benzin almadınız, arabanın stop lambaları yanmıyordu.
Yanılıyor olmalısınız.
Yanılmak mı, böyle bir arabayla mı?
İki arabayı, birbiri ile karıştırıyorsunuz!
Hiçbir şeyi karıştırdığım falan, yok!
Kabloları tutan vidaları değiştirdim.
Onların benim vidalarım olduğunu göreceksiniz.
Bileğiniz de bandajlıydı, bal gibi, biliyorsunuz.
Solaksınız ama yine arabayı kullanabiliyordunuz.
Ne isterseniz söyleyin ama, bana, yalancı diyemezsiniz.
Buraya geldiğimde kolumda bandaj, filan yoktu ki.
Yoktu.
- O zaman. o, ben olamam. - Dün gece bandaj vardı, ama.
Hayatımda hiç buraya gelmedim ki.
Beni, başka biri ile karıştırıyorsunuz.
Bir doktor bulsam, iyi olacak.
- Telefon eder, çağırırız. - Hayır, onunla yalnız konuşmalıyım.
- Hastaneye gideceğim. - Doktorun neler söyleyeceğini duymak istiyorum.
Sorun çıkarmak için belki de, kafanızdan uyduruyorsunuz.
Şayet trenle dönmek isterseniz, biz arabayı Paris'e gönderebiliriz.
Paris'e döneceğimi size kim söyledi?
- Hiç kimse. - Denizi görmek için, güneye gidiyorum.
Doktor, bu haldeyken, araba kullanmamanızı söyledi.
Dün gece kullanıyordum, ama...
Bileğim de, şimdiki gibi bandajlı değil miydi?
- Evet mi, hayır mı? - Evet
Eee, değişen ne,peki?
Benzin için size borçluyum.
- İşte, buyrun. - Bu, çok fazla.
- Yarattığım sorunlar için. - Teşekkürler.
Özür dilerim, dün gece kontrolumu kaybettim.
Çok çekici bir kızsınız.
O, ben değildim.
Olsun, yine de ben özür dilemiş oldum.
Herkes hata yapabilir.
Bana bir kıyak yapıp, elimi sıkın.
Kızım, bizi izliyor.
Adı Maureen. Gözümün bebeğidir.
Arabanın ışıklarını görüyor musun, tatlım? Onları baban tamir etti.
Yanlış giden ne?
Neden korkuyorsun?
O insanlar, senin deli olduğunu zannedecekler.
Bayan Doremus..
Yine ortaya çıktınız, öyle değil mi?
Kısa devre, öyle değil mi?
Ama, şimdi çalışıyorlar.
Bunları Paris'te mi yaptırmıştınız?
Size söylüyorum.
Bunları Paris'te mi yaptırmıştınız?
Nerede, peki?
Gözlüklerinizi çıkartır mısınız?
Geceleri de gözlükle mi araba kullanıyorsunuz?
Yakın gözlüğü kullanırım. Ötekiler kırıldı.
Bu çok tehlikeli, özellikle de, yaralı bir kolla.
Şimdi nereye gidiyorsunuz?
Güneye.
Nereye?
Monte Carlo.
Hiç durmadan gitmeyeceksiniz, herhalde, değil mi?
Biraz ilerde bir otelde kalacağım.
La Renaissance mı?
Daha önce, Chalon'daki La Renaissance'da kaldığınızı söylemiştiniz, öyle değil mi?
Bilmiyorum.
Bir sorun mu var, hanımefendi?
Bayağı solgun görünüyorsunuz.
Biraz yorgunum, hepsi bu.
Gözlükleriniz takın, bayan Doremus.
Ve Chalon'a doğru beni takip edin. Ben önden gideceğim.
Adımı, nereden biliyor ki?
Bilmesi imkânsız.
Belki de, bilebilir...
Kimliğimi doktora gösterdiğim sırada görmüştür.
Ya da, benzincideyken adımı söylemişimdir.
Hatırlayamıyorum.
Hepsi bu işin içindeler.
Bu sabah neler yaptığımı gayet iyi biliyorum.
Bence sen bir rüya görüyorsun, Dany.
Ama bu, başka birinin rüyası.
Biliyor musun? Bu otele gideceksin ve
sıkı bir uyku çektikten sonra, arabayı Paris'e geri götüreceksin.
Ve böylece, herşey normale dönecek.
- Anlaştık mı? - Anlaştık.
Denizi de, başka bir zaman görürüm.
İyi akşamlar.
- İyi akşamlar. - Nasıl yardımcı olabilirim?
- Bir oda istiyorum. - Sadece bu gecelik mi?
Evet.
Bu formu doldurabilir misiniz, lütfen?
O elle mi yazacaksınız?
Ben, sizin yerinize yazabilirim.
Dany Doremus.
Beni tanımıyorsunuz, değil mi?
Neden? Tanımalı mıyım?
Sanırım, dün gece de burada kalmıştım.
Dün gece ben, izinliydim.
- Kontrol edebilir misiniz? - Neyi kontrol edeyim?
- Burada kalıp, kalmadığımı. - Size inanıyorum, bayan...
Bir kontrol etmenizi rica ediyorum. Kayıt defteriniz var, öyle değil mi?
Elbette var.
Dany Doremus.
Pekala, bir bakalım...
Bugünün tarihi var.
Tabii ya, çünkü gece geç gelmişsinizdir, gün değişmiştir.
Yeni bir forma da gerek yok, böylece.
Teşekkür ederim.
Dinlendin mi, bari?.
- Şimdi, olur mu? - Sakın beni önceden tanıdığınızı söylemeyin.
Bundan, bıktım, usandım artık!
Böyle, dışarıda durmayalım.
Bayım, lütfen arabadan inin.
- Belki de, sizin değildir. - Sahi mi?
Evet, ruhsatı kontrol ettim.
Uslu biri olacak mısınız? İnin arabadan.
Yarın Cannes'da olmalıyım. Çok acil.
Beni oraya götürebilir misiniz. lütfen?
Akünün kablosunu çıkartmıştım.
Öyle ise, Cannes'ı unutabilirsiniz.
Oraya gitmiyorum ki. Yalan söyledim.
Oturabilir miyim? Teşekkürler.
Marsilya'dan yelkenli ile geldim.
Ayın onbeşinde Gine'ye gidiyorum.
- Bir petrol şirketinde işe başlayacağım. - Tebrikler.
- Bana bir kartpostal gönderirsiniz artık. - Adınız nedir?
Dany.
Ben de, Georges.
Sahiden mi?
- Neden? Georges'a benzemiyor muyum? - Hayır.
Demek, benzemiyorum.
Bir tane ister misin?
Al, haydi
Teşekkür ederim.
Sanırım...
Devam et, söyle.
Sanırım kafayı yiyorum.
Bayım, şu benim formu görebilir miyim?
Tabii.
Teşekkürler.
Be benim elyazım değil.
Belki de, formu siz doldurmadınız.
Doremus, Danielle Marie Virginie.
- Bu, siz değil misiniz? - Ben hayatımda buraya gelmedim ki.
Üzgünüm ama, anlayamıyorum.
- Odayı tutmayacak mısınız? - Tutacağım.
Tabii ya, akıllılık yapmaya çalışıyordum.
İki oda tutuyorum.
Odamda küvet olmasını tercih ederdim.
İçine uzanıp, dinlenmek için.
Memnun değilsen, gidip arabada uyuyabilirsin.
Ya da seninle. Böylece sen tasarruf ederdin, ben de banyo yapardım.
Ben de, sırtını keselerdim, öyle değil mi?
Tabii ya, bu muhteşem olurdu.
Oda çok güzel.
Bu çanta benim değil. Nerede buldun bunu?
O çanta benim.
Bu çok can sıkıcı!
Tamam, gidiyoruz.
Benim odam çok küçüktü.
Şu vazoyu görüyor musun?
Ya, şimdi hemen defolup gidersin, ya da onu, kafanda patlatırım.
Oturabilir miyim?
Ne düşünüyorum, biliyor musun?
Bu bir, numara.
Ne numarası?
- Sana bir oyun oynuyorlar. - Öyle mi düşünüyorsun?
Başka ne olabilir ki?
Korkma sakın. Sadece sana oyun oynuyorlar, hepsi bu.
Kim böyle bir oyun oynamak ister ki?
- O herif senden çiçekleri nerede aldı? - Auxerre yakınlarında.
O kamyon şöförü, öyle değil mi?
- Evet. - Tamam, işte.
Sürekli telsizle haberleşirler.
Şimd de, CB'leri var.
CB de ne?
Seni o kocaman arabanın içinde gördüler ve senden hoşlandılar
ve sana bir oyun oynayıp eğlenmek istediler.
Sen buna, eğlence mi, diyorsun?
Bazen bu tür numaralar boka sarabilir.
Seni korkutmaya çalıştılar, sen de karşı koydun ve yaralandın.
- Sence, böyle mi oldu? - Bundan eminim.
- Peki ya, polis... - Polis mi?
Sence, böyle aptalca bir oyunda polis niye yer alır?
Neden olmasın? Sen polislerin akıllı olduklarını mı sanıyorsun?
Dur, bir bakayım... Senin tebessümün neye benzer?
Beni nasıl görüyorsun şimdi, bulanık mı?
Ya, biraz daha yaklaşırsam?
Öp beni.
Kahvaltınız, hanımefendi.
Teşekkürler.
Günaydın.
Günaydın.
Uykunda sayıklıyordun, biliyor musun?
Konuşuyor muydum?
Garip bir rüyayı andırıyordu.
Hiç hatırlamıyorum.
Neler söylediğini bilmek ister misin?
İstemem.
Hayır, istemesem, daha iyi.
Bazen kâbus görürüm.
- Ben, Georges. - Sahiden mi?
Neden? Georges'a benzemiyor muyum?
Marsilya'dan yelkenli ile geldim.
Onbeşinde Kahire'ye gidiyorum. Bir petrol şirketinde işe başlayacağım.
Aklında neler var?
Neden benim arabamı seçtin?
Güneye giden bir sürü insan var.
Çünkü, senden çok hoşlandım.
- Sakın, arabadan hoşlanmış olmayasın? - O da var, tabii.
O küçük, beyaz külotun.
Kızdın mı?
Yoo.
- Çok hızlı gidiyorsun. - Korkuyor musun?
Gel bakalım.
- Nereye gidiyoruz? - Endişelenme.
Hayatında çok erkek oldu mu?
- Birkaç tane. - Kaç tane?
Haydi ama, kaç tane? Üç mü, dört mü, on mu? Yüz mü?
Bir.
Sadece, bir mi?
Sadece bir, ne olmuş ki?
İlk onunla mı yattın?
Cevap ver bana. Onunla mıydı?
Evet.
Bunu söylemek zoruna mı gidiyor?
Biraz.
Ne zamandı bu?
Sonra seni terk mi etti?
Bunları neden bilmek istiyorsun ki?
Bir nedeni yok, sadece öğrenmek istedim.
Terkeden sen miydin, o muydu?
- Kimse, kimseyi terketmedi. - O zaman, niye onunla birlikte değilsin?
- O seni sevmiyordu. - Seviyordu.
Seninle kalacak kadar değil ama.
Yoksa, evli miydi?
Yoksa, hamile mi kaldın?
Söylemekten niye çekiniyorsun ki? Kürtaj yaptırdın, öyle değil mi?
- Böyle, yabancılarla sık sık yatar mısın? - Ben, öyle biri değilim!
Peki, sence biz dün gece ne yaptık?
Gidip arabadan sigara getireyim.
Hemen dönerim.
Sen misin?
Orada kimse var mı?
Sence, işler ne zaman çığrından çıkmaya başladı?
Benzin istasyonunda mı?
Yoksa, ondan önce, o kadın, benle mantom hakkında konuştuğunda mı?
Bunun başladığı bir yer olmalı.
- İyi günler. - İyi günler.
CB'niz var mı?
Evet, hanımefendi, CB'im var Neden sordunuz?
Sizden, bana bir iyilik yapmanızı isteyebilir miyim?
Çabuk olursa iyi olur. İşe gitmem gerek.
İstediğiniz nedir?
Yeşil bir Thunderbird arıyoruz. Iskalamanız mümkün değil.
Tam arkamda kırmızı bir tane var.
Yeşil, dedi. Git de kulaklarını yıkat sen.
- Evet, yeşil. - Üzgünüm, arkamdaki kırmızı.
Mavi bir Amerikan arabası bir saat kadar önce tam gaz yanımdan geçti.
Çok hızlı gidiyordu.
- Nerede? - Brignoles yakınlarında.
Siz ne yapıyosunuz orada, ya?
Biraz izin ver, Castor!
Brignoles ya da Frejus yakınlarında bu arabayı başka gören var mı?
- Hayır, söyleyebileceğim bir şey yok. - Yok.
Ben de görmedim, bebeğim.
Birisi arabayı Brignoles yakınlarında görmüş.
Sanırım şu an beni geçmek üzere.
- Nerede? - ViLlefranche.
- Takıl peşine, o zaman. - Bunun için bana bir Ferrari almalısın.
- Buyrun bakalım. - Teşekkür ederim.
Allahaısmarladık.
Hanımefendi...
Bu sizin arabanız mı?
- Evet öyle. - Binebilir miyim?
Pek sanmıyorum, annen buna izin vermeyebilir.
İzin verirler.
- Senin adın ne? - Bertrand.
Memnun oldum, ben de, Dany.
Arabandaki o adam kim?
-Arabada kimse yok ki. - Vaar, arkada.
- Nerede? - Orada.
Uyuyor, değil mi?
Bu mümkün olamaz.
Doğru dürüst görmedin bile.
Bagajda kimse yok.
Dursana bok kafa! Nereye gittiğini bile bilmiyorsun!
Polise gitmeliyim.
Yapılacak en mantıklı şey, bu.
Onlara ne anlatacaksın?
Bagajına ceset bırakacak kadar çılgın bir katili,
senin çaldığın arabaya aldığını mı?
Gerçeği bilmek ister misin, Dany?
Evet, isterim.
Bütün bunlar senin kafanın içinde.
Kafanın içersinde.
Aslında bunların hiç biri gerçek değil.
Hepsi kafanın içinde.
Beni takip et!
- O, hâlâ orada mı? - Başka nerede olabilir ki?
- O kim? - Bunu bana sen söyleyeceksin!
Sakın benle oyun oynamaya kalkma! Benden daha fazla risk altındasın.
- Ne yaparsın peki? - Anlamaya çalışıyorum.
- Onu sen mi öldürdün? - Hayır
- Arabayı çaldın mı? - Hayır, patronumun arabası.
- Sana ödünç mü verdi? - Arabayı kaçırdığımı bilmiyor.
Peki, o herif kim? Ben nereden bileyim?
Biri, onu oraya koymuş ve o koyan da ben değilim.
Seni tanımadan önce o zaten ölmüştü.
- Bunu nasıl anladın? - Gözlerim görebiliyor.
Epey bir zaman nefes almıyordu.
Onu öldürdükten çok sonra oraya koymuş olabilirsin.
- Ne zaman? - Biz oteldeyken.
- Tabii ya, çantamın içindeydi, değil mi? - Gece kalkmış olabilirsin.
Şimdi beni dinle...
Senin arabanı ben çaldım,
buralarda tanıdığım bir herife satacaktım. Ben bir hırsız olabilirim...
Pisliğin teki de olabilirim ama, ben katil değilim!
Senin patronun azıcık katil olabilir mi?
Sen arabayı aldığında belki de oradaydı.
- Hayır, bagajda kimse yoktu. - Hiç açmış mıydın?
Evet, birkaç kez.
Bu, yutulması zor bir hikaye.
Dany, onu tüfek ile mi öldürdün?
Tüfek mi?
Ben mi yaptım, yani?
Ne tüfeği, be?
Kes şunu artık, Dany!
Bak, bakalım?
Gördün mü, şimdi?
Bu sana bir şey ifade etmiyor mu?
Yemin ederim ki, bilmiyorum.
Ne yapacağız, biliyor musun? O cesedi arabaya...
koyan pisliğin yaptığının aynısını yapacağız.
Biz de onu buraya hamparlayıp, olayı unutup gideceğiz.
Arabayla, Marsilya limanına kadar motosikletimi takip et.
Oradan, Kahire'ye geçeriz.
Bitti artık.
Yanındayım.
Bekle bir saniye.
Bunu görmüş müydün?
Neymiş bakalım?
Nedir bu?
Kim imzaladı bunu? Kimin imzası bu?!
Dur bakalım!
Bırak da sana geleyim. Sensiz yaşayamam. İmza : Dany.
Ben asla böyle bir şey yazmadım. Herifi tanımıyorum ki.
- Doğru değil bu. - O, ben olamam.
- Anlamıyorum. - Kes artık bu saçmalığı.
- Sorun ne? - Sizin iyi olmadığınızı gördüm.
Sadece biraz yorgunum. Yanılıyorsunuz.
Hayır, hiç de değil.
Doremus, Danielle Marie Virginie. Bu, siz misiniz?
Siz beni, başka biri ile karıştırıyorsunuz.
Mincenzo?
Mincenzo?
Mincenzo!
Anita?
- Evet. - Ben, Dany. Korkunç bir şey oldu.
Gerçekten de korkunç.
Sen, nerelerdesin yahu?
Sanırım, kayboldum.
Neler oluyor, Dany?
Birini öldürdüm.
Aman Tanrım...
Benim suçum. Hepsi benim suçum.
Çok korkunç. Ne yapacağımı bilemiyorum.
Yemin ederim, bir zarar vermek istememiştim.
Korkuyorum. Çok korkuyorum.
Sana yardım edebiliriz.
Beni duyuyor musun?
- Nerede olduğunu biliyor musun? - Hayır, bilmiyorum.
Nice, Nice yakınlarında... Millefranche.
Miilefranche mı?
- Ne işin var taa oralarda? - Üzgünüm, arabayı geri getirmedim.
Arabayı kaçırdım.
Yapmamam gerekirdi.
- Bu yüzden cezalandırılıyorum. - Sakin ol. Sakin ol ve beni dinle.
Şayet ViLlefranche'ta isen, bir arkadaşımın evinin yakınındasın demektir.
Evi Antibes'te.
Onun evine git.
- Yapabilir miyim, bilemiyorum. - Sözümü dinle ve oraya git, Dany.
Ne diyorsam, onu yap, Dany.
Belle-rive işaretini görene kadar sahil yolundan git.
Evde kimse yoktur ama, bahçe kapısı açıktır.
Anahtarlar kapının üzerindedir.
- Unutmazsın, değil mi? - Unutmam.
Kendini içeriye kitle ve artık güvendesin.
Michel, seninle buluşmak için yola çıkıyor.
Ne olur, affet beni...
Beni delirtmeye mi çalışıyorsun?
Hayatımda hiç buraya gelmedim.
Kahretsin, Mantomu unuttum. Sana küçük bir armağanım var.
İnanamıyorum...
Orada olduğunu biliyorum.
Diğer arabadaki kadın.
O, yaralanmıştı.
Bu yüzden bana saldırdın.
Benim de, onun gibi olmamı istedin.
Taa en başından beri, onun da, benimle aynı yolu takip etmesini sağladın.
O, her yere benden önce gitti ve insanların benim, o olduğumu sanmalarını sağkadı.
Hayır, Dany, böyle bir şey, imkânsız.
Hiç kimse, senin o yoldan gideceğini önceden bilemezdi.
Hiç kimse.
Hatta, ben bile bilmiyordum. Sadece, arabayı geri götürecektim..
Aslında, beni Paris'te öldürmen gerekiyordu. Öyle değil mi?
Sakın kımıldama!
Herşeyi mahvedeceksin.
Bıktım artık.
Sen gittiğinden beri, hiç uyumadım, Dany.
Herşey yolunda. Sen hiç kimseyi öldürmedin.
En başından beri, ikiniz de bana, yalan söylediniz.
Bu, senin suçun değil, Dany.
Anita, birini öldürmüştü.
Beraber olmuşlardı.
Anita, çok fazla içmişti.
Adamın adı, Kaub. Maurice Kaub.
Çektiği fotoğrafları bana göndereceğini söyleyip, Anita'ya şantaj yapıyordu.
Acıklı bir üçlü ilişki tablosu.
Anita'yı seviyorum.
Onu, tıpkı, küçük kızımın sevgi ve masumiyet dolu yüreğini
nasıl seviyorsam,
işte, öyle seviyorum.
Onu terketmeyi asla düşünmedim.
Ya da, hapse girmesini, ya da, tek başına acı çekmesini hiç istemedim.
Ansızın, ortaya çıkıverdim...
Ve bizi kurtaracak bir plan yaptım.
Üzerinde düşündükçe, planım, daha da mükemmelleşiyordu.
Alışılmadık, ama, mükemmel.
Sen, benim ofisimde çalışacaktın.
Benim gitmem gerek.
Sıkı çalış.
Önceden de planladığım gibi, yola çıkacak ve işi bitirecektim.
Anita, artık emniyette olacaktı.
Sen devam et. Sadece şunu, şuraya bırakıp,
çıkacağım.
Cinayet sahnesini yeniden oynadım ve Kaub'u bir kez daha öldürdüm.
Bu sefer, Anita'dan uzakta.
- Güle güle, Sylvie. - Yarın görüşürüz.
Antibes
O gece, Anita ile birlikte Marsilya'ya uçtuk.
Orada, onu, tıpkı senin gibi giydirdim.
Bandaj olayı, harika bir fikirdi...
İnsanlar, bu tür detayları hiç unutmazlar.
Bandajlı bir kolla, Thunderbird kullanan bir kadın.
Aslında herşey bir göz boyamaydı. Çünkü, kimse, kimseye pek dikkat etmez.
Anita, son sürat, arabayla geri dönmeye başladı.
Benim ise, uçakla Paris'e dönmem gerekiyordu.
İşler, umduğumuzdan da kolay gitmişti.
Ne olur, beni bu lanet partilerden uzak tut!
Anita, kahretsin, biraz gayret göster, yahu.
Dany...
- Dany? Uyuyor musun? Dany, her şey yolunda mı? - Evet, iyiyim.
Stop lambalarıma bir bakar mısınız, lütfen.
15 sayfam kaldı.
- Şimdi yat, uyu, sabah bitirirsin. - Tamamdır.
İşte, hepsi tamamdır.
Harika bir vücut...
Delirdiniz mi?!
Ertesi sabah, Kaub''un arabası seni dışarıda bekliyordu.
Şimdi, senin rolün başlıyordu.
- Arabayı nereye bırakayım? - Bahçede bırakabilirsin..
Şimdi gitmemiz gerek.
Uçağın öğlende kalkacağını söylemiştim.
Seni takip ettikten sonra, seni öldürüp, cesedini Kaub'unkinin
yanına koymam için iki saatim vardı.
Sevgilini öldürdükten sonra, intihar etmişsin gibi gözükecekti.
Sen, deli falan değilsin ve hiç kimseyi de öldürmedin.
Ben, deli değilim.
Sen hiç kimseyi öldürmedin.
Afedersiniz. Üstüme neyin geldiğini bilmiyordum.
o, ben değildim.
Aslında, arabayı Paris'e geri götürmen gerekiyordu.
Sen ise, yolunu değiştirdin.
Güneye döndüm.
Sadece, denizi görmek istiyordum.
Sen de, aynen Anita'nın gittiği yoldan geri dönüyordun.
- Depoyu doldurun lütfen. - Derhal, efendim.
Aslında, dublörün, sana yol gösteriyor gibiydi.
Tüm o yol boyunca, adım adım, seni takip ettim.
Dediğim gibi...
Sen hiç kimseyi öldürmedin.
Sen hiç kimseyi öldürmedin.
Çok üzgünüm.
Hep, denizi görmek istemişimdir. Hepsi bu.
Çeviri: The Mütercim
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.