Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
HAMNET
Strafford Kayıtlarında, 16.ve 17. yüzyıllarda, Hamlet ve Hamnet aslında, değiştirilebilir, aynı isimler olduğu yer almaktadır.
Türkçe'ye çeviren : uFUk & ufukbaba İyi seyirler dilerim.
Acıkmışsın.
Tekrarlayın
orayı.
İyi günler, efendim.
Size de iyi günler.
Sizi Hughlands'a hangi rüzgar attı? Özel ders veriyorum.
Latince dersi
Sizi duymuştum.
Sizi bahçeye çeken nedir?
Ah, Tanrım.
Sadece bir soru, Usta Öğretmen.
Evet, Ben.
Sanırım buranın taze havası.
-Sieni de, kuşunla görünce. -Yani.
Girebilir miyim?
Çok yaklaşmayın.
Sizi tanımıyor.
Görmediniz.
-İsmin ne? -Shantelier.
Yapacaksın.
Yapacağım.
Ne zaman öpüşürüz söyle.
Ne yapıyorsun?
İsmim Alas..
Neredensin?
-Bu nasıl bir şey? -Hayır.
Kim olduğumu bilmiyorsun..
Bekle. Görmek istiyorum.
Bir daha beni göremeyeceksin.
Tarladaydım ve, Bartholomew'a yardım ediyordum.
Bebeği Nam, iyi değil.
Peki, ben.
Tarlaya gittim.
Seni orada görmedim.
Oradaydım.
Söyle ona, Bartholomew.
Oradaydı.
Yeni öğretmeni gördün mü? Glover'ın oğlu, onun dışarı çıktığını bir daha geri,
gelmediğini söyledi.
Babasının borçlarını kapatmak için, onlara ders vermesi gerekiyor.
Görmedim.
Daha akıllı davranmalıydım.
Babasına çekmiş.
Bence sizler buraların, en güzel kızlarısınız.
Öyleyiz.
Bir gün taliplilerin için aklımı başıma getirecek.
Alias en büyüğümüz.
Önce o evlenmeli.
Çingene gibi ormana kaçmaya devam ederse, bunu başaramayacak.
Nerede kaldın? Sattlerdir sana bakınıyoruz.
Yani.. İşteydim.
Otur.
Benim gibi sakin kalacaksın.
Çocuklar. Çocuklar.
Ortalık karıştı.
Dersler nasıl gidiyor? Bu çocuklar öğrenci, değiller.
Koyun yetiştiriciliğinden başka bir şey. olmayacak erkek çocuklara,
Latince öğretilmesine şaşırıyorum.
Yatağı sermen yeterli.
Anneni duydun.
Herkes için yeterince var.
Eskiden çok süslüydü,
Hewlands'daki oğlanlar, parlak öğrenciler değillerdi.
Sana bir şey söyleyeyim.
Her zaman senden daha erkek olacaklar.
Dürüst iş yapıyorlar.
Senin aksine.
İşe yaramaz, ticareti olmayan, süslü püslü mirasçılar.
Onca eğitim, ama zerre kadar akıl yok..
Çocuklara senin o aileye borcunu ödemek için ders veriyorum, değil mi?
O aileye karşı epeyce bir borcun var değil mi? Benim yok.
Ne olmuş.
Ailenin geri kalanı Hughlands'ta olacak mı?
-Onlarla tanıştın mı? -Sadece anneleri ile.
-En büyükleri ile? -Hayır.
Söylendiğine göre kız, bir orman cadısının çocuğuymuş.
Onu, kolunda bir şahinle tek başına orman yollarında, dolaşırken gördüm.
-Huan'larda bir şahin mi? -Evet.
Onunla ormana gittiğini söylüyorlar.
Yalnız mı. Emin misin? En büyük kızları
Eliza'nın bir şahini var..
Aynen, evet.
Alas.
-Merhaba -Burada ne yapıyorsun? -Sana bunu getirdim.
Nedir bu?
Kuşun için yeni bir çift eldiven.
Eldivenim var.
Agnes.
Agnes bekle..
Kim olduğunu biliyorum.
-Kimim ben? -Şey.. ben,
Seni tanımıyorum.
-Ama duydum ki.. -Orman cadısının kızı olduğumu mu?
Evet insanlar öyle diyor.
Ben, annemin kızıyım.
Ondan bir çok şey öğrendim.
-Neye bakıyorsun? -Sana.
Neden?
Sözleriyle bilinen biri olduğunu sanmıştım.
Usta Öğretmen.
-Evet. -Nasıl bilinirsin? -Bazen insanlarla konuşmak, benim için zor.
O zaman bir hikaye anlat.
-Hikaye mi? -Evet.
Ne tür hikaye seversin?
Harekete geçiren bir şeyler.
Orpheus ve Eurydice'in hikayelerini bilir misin?
Orpheus, bir müzik adamı.
Olağanüstü bir sese sahip.
Arp benzeri bir lir olan, Kythera'yı çalması o kadar ilahi ki.
Kuşlar, hayvanlar, hatta taşlar ve ağaçlar bile onun müziğinin, ritmine göre hareket eder.
Orpheus, güzel peri kızı Eurydice'ye aşık olur.
Evlendikten, kısa süre sonra Eurydice'i bir engerek yılanı ısırır ve zehir vücuduna yayılır.
Ve onu öldürür.
Büyük üzüntü içinde olan Orpheus, onu geri almak için yeraltına yolculuk eder.
Üç başlı köpek Cerberus'u kendine hayran bırakır..
Hades'i kandırır.
Sonunda, sevdiği kadını da yanına alarak yaşayanların dünyasına geri dönmesine izin verilir.
Ama tek şart altında.
-Nedir o? -Kadın, onu arkasından takip edecektir,
ve o arkasını dönüp bakamayacaktır.
Yükselmeye başladıkları anda Orpheus onun ayak seslerini duyamaz, ve dinler..
Ve dinler.
Ve dinler.
Ve dinler.
Tek duyabildiği, sadece kendi kalbinin sesidir.
Ve gerisi sessizlik.
Ve yeraltı dünyasının kapılarına yaklaşırken,
daha fazla kendini tutamaz,
Arkasına dönüp bakar ve, kadının sonsuza dek yeraltı dünyasında hapsolduğunu görür.
Güzel hikayeydi.
Beğendin mi?
Margwort'u hatırlıyor musun? Neyi gerçekleştirdinizi? Bunu Reganvald'da oku.
Senin adın Una, en eski bitki.
3'üne de 30'una da meydan okursun.
Zehre meydan okursun.
Havaya meydan okursun.
Topraklardaki dehşete meydan okursun.
Ve sen, doğuya doğru giden, içten içe kudretli olan, Ana bitki..
At arabaları üzerinden geçti.
Kadınlar ezdi, yürürken.
Hepsine karşı koyup, direndin.
Birinin, burasına dokunarak, hakkındaki her şeyi öğrenebileceğin, doğru mu?
Not everything.
Bana dokunduğunda,
-Ne gördün? -Bir manzara gördüm.
-Manzara mı gördün? -Hmm.
Mağaralar, uçurum tepeleri, tüneller ve okyanuslar gibi yerler.
Bu derin, karanlık, simsiyah boşluk.
Keşfedilmemiş ülkeler.
Konuşur.
Konuşur.
Konuşur.
-Merhaba. -Merhaba.
Seninle elele tutuşup evlenmek istiyorum.
Ve ellerimizi birleştirmeliyim.
Başka kimse yapmadan.
Üvey annenle ve kardeşinle konuşacağım.
Ve şüphesiz kabul etmeyecekler ama,
Ama umurumda değil.
Çünkü beklemek gibi bir yeteneğim yok.
Beklemeye tahammül edemiyorum.
Annen ve baban asla izin vermezler.
Beni takip et.
Eldivenim, annemin eldiveni.
Ormandan gelmiş, tıpkı annesi, ve anneannesi ve ondan öcekiler gibi.
Ailemin kadınları, başkalarının göremediği şeyleri görürler.
Neler başardığını unutma Magwart.
Reg'de hazırladığınız ve erittiğiniz şeyleri.
Senin adın Una.
En öne çıkan bitki.
3'ünü güzelleştir.
30'unu güzelleştir.
Zehri güzelleştir.
Hastalığını güzelleştir.
Korkuyu güzelleştir
En çok su senden gelir.
İyileştiren.
İz bırakır mı? Bırakabilir.
Kötü bir şey değil bu.
Duyuyor musun?
Rüyalarına dikkatini vermelisin.
Ve buna.
Her zaman rehberin olacaklar.
İyi günler.
Evet.
-Ne? Ne oldu? -Annesi onu evden kovdu.
O benim annem değil.
Ev benden sonra,
ağabeyime ait,
ayrılmayı ben seçtim.
Çocuk bekliyor.
Senden olduğunu söylüyor.
-Senden mi? Karnındaki çocuk? Onu sen mi koydun oraya? -Ben koydum.
Asla tükenmeyeceğiz.
Bunda bir günah yok.
Korkarım onayımıza ihtiyacınız olacak.
Ortada günah yok.
Ve asla onay vermeyeceğiz asla
-Ne? -Büyülendin.
Hayır.
Bu fahişe ile evlenmendense,
denizlere gitmeni yeğlerdim.
Mary. Bunlara gerek yok.
Bir anlaşmaya varabileceğimizden şüphem yok.
Kes be kadın.
Eminim kız kardeşinizin, evlendiğini görmeyi istiyorsunuzdur.
Eminim, oğlunuzun, mahkeme önüne çıkarılmasını istemezsiniz.
Buna gerek yok.
-Ellerini birleştireceklerini söylüyorlar. -Sadece ben söylersem
Ama neden solgun yüzlü bir akademisyenle evlenesin ki? Ne işe yarar ki?
İçinde tanıdığım tüm erkeklerden daha fazlası var.
Her şey değişecek.
Sen, sen değişeceksin.
Zaten değişiyorum.
-Peki ev? -Korksak veya emin olmasak, annemiz bize ne derdi?
Kalplerimizi açık tutarak, O'na karanlıkta değil,güneşte görünmek için yaşayalım.
Beni ben olduğum için seviyor.
Olmam gereken şey için değil.
O zaman evlen onunla.
Teşekkür ederim.
Sözlerimi hatırla
Benimle kal.
Benimle kal.
Gerçekleştirdiğin şey.
Düşmeye ve kırılmaya hazırlığın. Sana Una diyorlar
En eski tanrı.
Şuna bak.
Ateşe bak.
Oh, babası gelmiş..
Dikişler daha küçük olmalı.
Çok daha küçük.
Evet.
Kullanışsız.
Peki, şimdi daha küçük.
Nereye gidiyorsun lan it? İşine geri dön.
Orada olduğun son seferdi.
Anlıyor musun? Anlıyor musun?
Seni seviyorum
yatağa gelmen lazım.
-Ne yazıyorsun? -Hiçbir şey.
Hiçbir şey yazıldı.
Belki bittiğinde
Belki bittiğinde.
-Yazdıklarınıı, bana neden okumuyorsun? -Ben sadece.
Bitmedi daha.
Daha bitmedi.
Özür dilerim.
Angie'ye içmeye gitmeliydim.
I've had too much to drink.
Bu neydi?
Elini ver.
Lütfen, lütfen.
lütfen, lütfen,
lütfen, lütfen.
Lütfen ne? Korkuyorum? Lütfen dur.
Ben şiddete meyilli ve tehlikeli bir adamım.
hayır, öyle şeyler değilsin.
İyi bir adamsın.
Sen..
İyi bir adamsın.
İyi bir adamsın.
Evlenmiş olmamamızı mı dilerdin?
Nasıl böyle bir şey söylersin? Nasıl böyle bir şey söylersin?
Sen ve Susanne benim yaşama sebebimsiniz.
yaşama sebebimsiniz.
O zaman sorun ne?
Dur, dur.
Dur, lütfen.
Lütfen, lütfen, lütfen
Lütfen, dinle..
Ben kaybolmuşum.
Kaybolmuşum..
Yolumu kaybettim.
Sadece ihtiyacım olan,
Sadece,
Sadece çalışmaya ihtiyacım var.
Uyumuyor.
-Sana karşı öfkesini kontrol edemediği oldu mu? -Hayır
Sanırım el kaldırmış.
Asla yapmadı.
Asla.
Kendisiyle kavgalı.
Kendisiyle hasta.
O iyi bir adam.
İyi bir koca.
İyi bir baba.
Ama daha fazlasına ihtiyaç duyuyor.
Ailesinden ve senden başka şeylere de ihtiyacı var gibi.
Londra'ya gitmesi lazım.
-Londra mı? -Evet.
-Neden Londra? -Çünkü Londra, dünyanın toplandığı yerdir.
Belki babasının işini de genişletebilir.
Olabilir.
Neler başarabileceğinizi, kim bilebilir?
Aceleci davranmıyorum.
Fazlasına ihtiyacı var.
Düzgün bir işe ihtiyacı var.
Bir erkek düzgün bir iş ister
Öylece çıkıp gidemez.
Ailesi onu eziyor.
Babası ile arasına mesafe koymalı.
-Peki sen de onunla gidecek misin? -Hayır.
O yerleşene kadar bekleyeceğim.
Yakında sayımız artacak.
-Bir çocuk daha mı? -Evet.
Yazın sonuna doğru.
Şu an onu göndermenin zamanı değil.
Onu kaybedeceğim.
Kaybetmeye başladım bile.
Kaybetmek mi, gönderirsen mi?
Aşkımızın bizi bir arada tutacağını biliyorum.
Lütfen. Babasıyla konuşursan seni dinleyecektir.
Londra'ya gitmesini tavsiye edersen.
Lütfen.
Nehir kenarında, tabakhanelere yakın bir yerde konaklama yeri bulmalıyım.
Ama nehirdeki akıntıların tehlikeli olduğunu duydum.
Ve her geçişinde daha fazla tecrübe kazanmalısın.
Ve bunu her seferinde yapacağım, söz veriyorum.
Ve her geçen saniye, seni ve Susanna'yı düşüneceğim.
Bizim için Londra'da kalacak yer bulacağım.
Takrar hepimiz, bir araya gelmeliyiz.
-Hâlâ erkek mi kız mı olduğunu bilmiyor musun? -Hayır.
Nedense bilmiyorum.
-Her zaman iki çocuğun olacağını söylemez miydin? -Evet
Ölüm döşeğimde, iki çocuk.
Tamam, işte ikincisi.
Güle güle demek istemiyor musun?
Gider misin artık?
-Bir yere mi gidiyorsun? -Evet öyle.
Ormana gitmiyorsun.
Gitmeliyim.
Hayır mecbur değilsin.
Gilbert! Gitmeme izin vermelisin.
Nehir yatağından taştı.
Oraya ulaşmanın yolu yok.
Senin için her şeyimiz var.
Bebeğimi bu evde doğurmayacağım,
bu evde olmaz.
Nehir..
Nehir hakkında konuştum.
Nehir tehlikeli.
Beni akıntıya karşı yüzmeye zorladı.
Agnes, agnes..Her şey yolunda, O iyi.
Son mektubunu hatırlamıyor musun?
O sadece, sadece farklı.
Bizim için güzel haberler vardı.
Tiyatro
Tiyatro'ya eldiven yapmak üzere oyuncularla sözleşme yaptı.
Agnes, şimdi sakin.
Sus, sus.
Sus
Nedir o? Ne oluyor? Tekrar başlıyor
İkizlerin oluyor kızım!
Hayır, oh, hayır.
Hayır, onlar burada, ölüm döşeğimde duruyorlar.
Hep öyle olacağına inandım.
Orda çocuklarım bulunacak.
Ve şimdi anlıyorum ki o kişi sen olacaksın.
Seni tekrar düzeltmemiz lazım.
Geliyor
Burada.
Hadi.
hadi.
Hayır, yanılmışım.
Yanılmışım.
Şimdi anladım.
O burada değil...
O....
Yapabilirsin, ama yapmaya mecbursun
Yapamam.
Agnes, yapabilirsin, ve yapacaksın.
Kocan burada doğdu.
Bu odada.
İlk nefesini orda, pencerenin yanında aldı.
Lütfen bu çocuğun yaşamasına izin ver.
Bu çocuğun yaşamasına izin ver.
Lütfen, bırak olsun.
Geri gelip çocuğuyla olmasına izin ver.
Lütfen onu bırakın ve üzerimden kalkın.
Hep beni hatırla.
Anne, Anne.
Anne. Evet..
Git gide daha da güçsüzleşti.
Bazen böyle oluyor.
Çocuklara ondan bahsetmemek , başka bir şey söylemek en iyisi..
Çok gençler hatırlamayabilirler.
Neden bu kız ağlamıyor? Neden ağlamıyor?
Kötü şans.
Onu bana ver.
Çocuğumu bana ver.
Agnes, bir oğlan bebeğin oldu.
Dur onu sana getireyim.
Ver bana.
Kız cennete gitti.
Cennete gitmedi.
Annemin öldüğü gece bir yemin ettim.
Kilisenize gideceğim.
Ama sizin sözlerinizi söylemeyeceğim.
Yaşayacaksın.
Yaşayacaksın.
Hayalimde hiçbir şeyin seni benden alamayacağını görüyorum..
-Burda. -Mükemmel.
Şapkamı da buldum.
-Tamam mı? -Evet.
Şuraya bir yere koy.
Mükemmel.
Dur sana yardım edeyim.
Ben Hamnet.
Ben Hamnet.
Ben Judith.
Ben Judith.
Bu evde koşmak yasak olacak.
Lütfen hanımefendi ve beyefendi gibi davranın.
Nereye gidiyorsunuz?
Merhaba.
-Daha ne kadar miş gibi yapacağız? -Miş gibi? Kendilerini aynı sandıkları sürece
Baba, dünkü derste okunan Yunan Pasajı konusunda bana yardımcı olur musun?
Hamnet, onu çoktan öğrendiğini sanmıştım.
Hayır, ilkokulu bıraktığım için öğrenmedim.
Hamnet, derslerini ciddiye almalısın,
almazsan gelişimini, nasıl beklersin?
-Siz haylazlar! -Çok mu kurnazız.
Kesinlikle öylesiniz.
Benimle yer değiştirdiniz.
Öldüreceksiniz beni.
Susanna, gel buraya..
Buraya gel.
Bir adım.
Sağına bir adım gel.
Bir tane daha.
Üçümüz ne zaman tekrar buluşacağız? Yıldırımda mı, şimşekte mi yağmurda mı?
Yeşil fareye bakıyorum, çok havalı.
Anon.
İnanılmazdı.
Derine göm.
Sonra hepsini yana kaydır.
Sonra da buraya koyuyorsun.
Tamam mı? Sonra kenarlardaki toprağı alıp elekten geçiriyorsun.
Sonra da bunun gibi parçalar al.
Böyle yap.
Ve yaparken, daire çiz.
Evet, öyle.
Hazır mısın? İleri ve geri.
Şimdi, savuştur, savuştur.
Güzel. Tekrar.
Şimdi ondan sonra bunu yapacağım.
Ve sen de savuşturacaksın.
Hazır mı? Çember.
Kapat. Kılıcını çevir.
Hayır, kılıcı çevir.
Şimdi ileriye, geriye..
1, 2, 3.
Yoldan çekil.
Çok güzel tekrar.
-Bunun adı neydi? -Zaman.
Zaman. Zaman.
Zaman. Zaman.
Tamamdır.
Bu da,
O biberiye
-Biberiye ne içindi? -Elma koymak için.
Şimdi hepsini ellerinize sürün.
Biraz üfleyin.
Ona iyi yolculuklar dilemek için.
Evet. Ve bu, onunla aranızda bir sır.
Onu gördünüz mü? Gökyüzünde görmediniz mi?
Tamam bir daha yapın.
Başka dilek tutun.
Bakın sağda yukarıda.
Bakın, orada işte.
Gördünüz mü? Ve o, tüm dileklerinizi minik kalbinde saklıyor.
Yani onu ne zaman hatırlamak isterseniz, böyle yapın yeter.
Nereye gidiyorsun?
Baba.
-Her şey yolunda mıl? -Evet.
Dinle, büyükbabandan uzak durmanı istiyorum.
Kız kardeşlerine vurmak yok.
Ama endişelendiğim sensin.
Burada olmadığımda güvende olacağınızdan emin olmam lazım.
-Londra'ya geri mi dönüyorsun? -Evet, yarın.
Yarın mı?
Sorun yok.
-Bu sefer biz de gelecek miyiz -Hayır, henüz değil.
Hey.
Sizi özleyeceğim ama gitmem lazım.
Anlıyor musun? Ben..
Biliyorum.
Anlıyorum.
Bu iyi.
Çünkü annene ve kız kardeşlerine, bakmanı istiyorum.
-Bunu yapacak mısın? --Evet.
-Cesur olacak mısın? -Evet.
-Evet mi. Cesur olacak mısın? -Evet.
-Cesur olacak mısın? -Evet.
Evet, cesur olacağım.
Cesur olacağım.
Cesur olacağım.
Londra'da temelli kalacağımız, bir ev arayacağım
Sonbahar geliyor ve çocuklar hastalanacak.
Judith. hâla yeterince güçlü değil.
Göğsünde sık sık tıkanıklık oluyor.
Ve Londra'nın havası da
Yapamayız.
Yakında bir gün yapacağız
Seninle Londra'ya geleceğiz.
Hayır, gelmeyeceksiniz.
Asla gelmeyeceksiniz.
Yazın sıcağının geçmesini, sonbaharın kuruluğunu, kar,
ve soğuğu beklediniz.
Judith'in Londra'da hayatta kalabileceğine inanmıyorsun.
O çocuğu hayatta tutmak için elinden gelen her şeyi yaparsın.
-Bir annenin yapması gereken şey bu değil mi zaten? -Elbette ki öyle.
Bu yüzden,
Stratford dışında arsa aramaya karar verdim.
Çocuklarla birlikte orada yaşamalısın.
Teşekkürler.
Gel buraya.
Gel buraya.
Tamam, Sizi seviyorum.
Gel buraya.
Gel buraya.
Söylediklerimi hatırla, tamam mı?
Tamam.
İyi çocuk.
-Hoşçakal. -Hoşçakal.
-Hoşçakal. -Hoşçakal.
Hamnet!
Elini göster.
-Ne? Ne görüyorsun? -Büyüyüp güçlendiğini görüyorum.
Seni Londra'da, babanla birlikte, tiyatroda, çalışırken görüyorum.
-Ne yapıyorum? -Ne yapmak istiyorsun, Hamnet? -Bir kılıçla, oyunculardan biri olmalıyım.
-Kılıç mı? -Evet.
Ve kılıcımı, diğer oyuncunun kılıcıyla çarpıştıracağım.
Göster bana.
Savaşacağımız bir kale olacak,
Ve izleyen herkes korkudan yerinden fırlayacak.
-Peki kim kazanacak? -Ben kazanacağım tabii ki.
Tabii ki sen.
Bir şey onları üzmüş.
-Ne olabilir? -Hava mı? Havadaki bir şey belki.
En iyisi Joan'a çocukları bugün içeride tutmasını söylemek.
Uyan.
Fırıncı, kedisinin yavruları olduğunu söyledi.
Onları görmeliyiz.
Sekiz tanelermiş, Judith.
Sekiz. Acele etmeliyiz..
Yağmur yağacak.
Judith. Jude?
Sorun ne?
Sorun ne Judith? , Cevap ver.
Judith, uyan.
Judith, lütfen.
Judith?
-Ne oluyor -Judith...
-Ne kadardır bu halde? -Okuldan döndüğümden beri.
-Olmuş, değil mi? Vebaya yakalanmış, değil mi? - Git büyükanneni,
bul. Buraya gelse iyi olur.
Daha çok su lazım.
Büyük bir ateş yakın, daha çok su ısıtın.
Sıcak su lazım.
Tarçın, tarçın.
Diğer tarafta.
Annen burada.
Aşkım.
Evet, iç bunu.
Biberiye bu.
İyi olun.
Judith. kal.
Annen burada.
Sorun yok.
Annen burada.
Ruga. Midesini temizleyip vebayı kovmak için rubob lazım.
Gidip getirebilir misin? Annen burada.
Sorun yok, Judith.
Hepimiz buradayız.
Gel yaşa. Mary!
daha su, yapabildiğin kadar.
Eliza, git kardeşine yaz ve gelmesini söyle.
Judith, Aç ağzını.
Ağzını aç.
Annen burada.
Bu, güvendesin demektir.
Ağzını açabilir misin? Bir dikişte.
Yani taa aşağıya kadar.
Annen burada.
Sorun yok.
Annen burada.
Sorun yok.
Geçecek.
Agnes! Agnes!
Yapabileceğin her şeyi yaptın...
Karşıya gitmesine izin vermeyeceğim..
Büyükanne, senden alınan üç kızın oldu.
Onlar..
Onlar Judith gibi miydi
Anne yedi yaşındaydı.
Diğer ikisi bebeklerdi.
Hepsinin şişliği ve ateşi vardı.
Judith gibi.
Annen çocuğunu kontrol altında tutmaya çalışıyor.
İşe yaramayacak.
Verilen şey, her an geri alınabilir.
Hiçbir zaman gardımızı düşürmemeliyiz.
Kalp atışlarını, asla garanti görmemeli,
Nefes almalarını,
Yürümelerini, konuşmalarını,
gülmelerini, tartışmalarını, oynamalarını.
Gidebileceklerini bir an bile aklımızdan çıkarmamalıyız.
Jude?
Üzülme..
Görüyor musun?
Bizi izliyor.
Ona ikimizi de almasını söyleyeceğim.
Beraber gideceğiz.
Geri dön!
Geri dön!
Kaç. Bir hata yapacaktır mutlaka.
Burayı ele geçirmiş.
Benimle nefes al, Judith.
Sana hayatımı veriyorum...
İyileşmelisin...
Hayatımı sana veriyorum....
Jude..
Cesur olacağım..
Cesur olacağım, canım..
Cesur olacağım...
Cesur olacağım.
Party.
Olabildiğince çabuk..
Burada olmaman gerekiyordu..
Seni kaldırıp yatağına götüreyim.
Hamnet?
Hamnet?
Anne!
Anne!
Anne!
Taş!
Yukarda, yatağının yanında ortasında delik olan bir taş var!
Onu aşağı getirin!
Lazım o!
Tuz..Bir de tuz
verebilir misin?
Ne kadar tuz varsa bana getirin.
Ne? Ateşi çok yüksek!
Yanıyor!
Her şey düzelecek.
Her şey düzelecek.
Her şey düzelecek.
Gitmene asla ama asla izin vermeyeceğim!
Anladın mı? Gitmene asla izin vermeyeceğim!
Oğlum...
Seni seviyorum....
Kızı mutfağa götür!
Hamnet! Hamnet!
Hamnet. Hamnet? Kalmalısın...
Lütfen. Hamnet, lütfen.
Annenin sana ihtiyacı var.
Lütfen, Hamnet!
Hamnet, lütfen!
Onun için artık çok geç, görmüyor musun?
Oh, çocuğum..
Hayır..Bırakın kalsın..
Benim hatam..
Benim hatam..
Hayır, Judith senin hatan değil.
Ama benimle yer değiştirdi.
Onu kandırdı!
-Neyi kandırdı? -Ölümü..
Benim için geldi, onu aldı...
Bir daha bundan kimseye bahsetme!
Kardeşin ateşlendi, ve ateş onu bizden aldı.
-Onu görmek ister misin? -Evet.
Hadi, onu görebilirsin.
Ona benzemiyor..
Hayır..
Bu o değil!
Değil.
Bu o değil!
Henüz sabah olmadı..
Doğru düzgün hazırlayamadık..
Çok mu geç kaldım?
O..
O benim oğlum...
O benim oğlum...
Onu görmedim..
Daha fazla dikkat etmeliydim!
Kızımın uzaklara gideceğini sanırdım hep...
Meğer, tüm bu süre boyunca, oğlummuş....
Ben bir aptalım!
Hayır. Kimsenin onu kurtarmak için yapabileceği hiçbir şey yoktu.
Yapabileceğin her şeyi yaptın mı?
Tabii ki yaptım.
Burada değildin!
Kalbimi kesip ona verirdim...
Onun için hayatımı yere sererdim ve kimse elimden alamazdı.
Biliyorum.
Bilmiyorsun!
Bilmiyorsun, burada değildin!
Acı içinde öldü.
Acı çekiyordu.
-Agnes.. -Ağladı, ağladı..
Ağladı ağladı durdu..
Bana sus yapma!
Çok korkmuştu..
Ve sen burada değildin!
Yapabildiğim her şeyi denedim.
Denediğini biliyorum.
Denedim..
Yapabileceğin her şeyi denedin..
Yapabileceğin her şeyi denedin..
Her şeyi! Her şeyi!
Agnes. Sana haber göndereceğim.
Haber mi?
Kime?
Sana..
Ben buradayım.
Londra'ya vardığımda haber göndereceğim demek istiyorum.
-Londra'mı? -Gitmem lazım.
-Gitmek mi? Nasıl gidebilirsin? -Anlaşılan henüz dik duramayacaksın!
Beni Londra'da bekleyen insanlar var.
Sezon başlamak üzere ve şirket, her an Kent'ten dönebilir.
Şimdi gitmeliyim.
-Şimdi? -Bugün yola çıkan bir kafile, ve yanlarında yedek bir at var..
Kızlara göz kulak ol.
Ve ben...
Git..git..
Beraberliği gösteren saati saydığımda...
Ve cesur günün, korkunç geceye gömüldüğünü görüyorum; menekşenin en güzel zamanını geride bıraktığını,
simsiyah bukleleri veya beyaz tüylü gümüş ceylanı gördüğümde; yüksek ağaçların yapraklarından yoksun kaldığını,
eskiden sıcakta gölgelik eden ağaçların, yazın yeşilliğini, demetler halinde topladığını,
dikenli ve beyaz sakallı çalının üzerine taşıdığını görüyorum.
O halde güzelliğini sorguluyorum, zamanın israfı arasında kaybolman gerek çünkü,
tatlılıklar ve güzellikler, başkalarının büyüdüğünü görür görmez, kendi kendilerini,
terk edip ölürler.
Ve hiçbir şey, zamanın tırpanına karşı savunma sağlayamaz, ancak cesaretini toplayıp, dürtüye kapıldığında,
onu alt edebilir.
-Tekrar okuyayacak mısın? -Hayır, üç kez okudum..
Yeterli mi?
Hediyeleri takdim edelim mi? Londra'dan hediyeler..
Jude 92.
Dikkatlio ol.
Bu senin için Agnes.
Yakut mu? Şimdiye kadar gördüğümün en iyisi.
Herkes yeni evden bahsediyor
Stratford'daki en büyük yer.
Bir sürü oda var.
Kaybolacağız resmen.
Anahtarı sende duracak, Susanna.
Evi güzel idare edeceksin.
Holly sana yeni evi göstermek için geldi mi?
-Beğendin mi? -Neden kendin göstermedin?
Hamnet burada, Bu evde öldüğü için,
gelmeyeceğimden mi korktun?
Sürekli, nerede olduğunu veya nereye gittiğini merak ediyorum.
Ne yaparsam yapayım, merak ediyorum, o nerede? Birdenbire ortadan kaybolmuş olamaz.
Tek ihtiyacı olan benim onu bulmam.
Bir yerlerde olmalı.
Bu yüzden deliririm diye korkuyorum.
Burası, Hiçlik..
Hiçbir yer değil, burası..
Her saniye, her dakika, her gün,
belki de ölene kadar arayışta olacaksın.
Üzgünüm, Agnes!
Ne? Oranın tuzağına düştün.
Zihnindeki yerin.
Artık orası senin için her yerden daha gerçek.
Çocuğumuzun ölümü bile seni bundan alıkoyamaz.
Hamnet korkunç bir ölümle öldü.
Ve sen de orada olmalıydın.
Ona veda edebilirdin.
Ne görüyorsun?
Hiçbir şey.
Hiçbir şey mi?
Hemde hiçbir şey.
Pekala..
Londra'ya geri dönmelisin.
Bizimle ilgilenmene gerek yok.
Sensiz de gayet iyi yürütürüz.
Bir süre için, bir bilinmezdi...
Ama şimdi zaman bunu kanıtlıyor.
Bir zamanlar seni sevmiştim..
Evet efendim, beni buna siz inandırdınız.
Bana inanmamalıydın...
Çünkü erdem, köklerimize bu şekilde işlemez.
Bana inanmamalıydın...
Erdem, köklerimize bu şekilde işlemez.
Ama biz bunun tadını çıkaracağız.
Seni sevmedim.
Daha çok aldanan bendim.
Bir manastıra git.
Neden günahkarların nefesi olmak isteyesin ki? Ben kendim kayıtsız ve dürüst biriyim.
Ama yine de kendimi öyle şeylerle suçlayabilirdim ki, bundan daha iyisi olurdu.
Tekrar..
Neden günahkarların nefesi olmak isteyesin ki? Ben kendim kayıtsız ve dürüst biriyim.
Tekrar. Ben kendim kayıtsız ve dürüst biriyim.
Tekrar. Ben kendim kayıtsız ve dürüst biriyim.
Ama yine de kendimi öyle şeylerle suçlayabilirdim ki, annemin beni uyarmamış olması daha iyi olurdu.
Tekrar. Ben kendim kayıtsız ve dürüst biriyim.
Ben kendim kayıtsız..
Ben kendim..
Ben kendim kayıtsız ve dürüst biriyim.
Ama yine de kendimi öyle şeylerle suçlayabilirdim ki,
Ama yine de kendimi öyle şeylerle suçlayabilirdim ki,
Ben kendim kayıtsız ve dürüst biriyim.
Ama yine de kendimi suçlayabilirim..
Basitçe kelimeleri tekrarlıyorsun!
Ben kendim kayıtsız ve dürüst biriyim.
Ama yine de kendimi öyle şeylerle suçlayabilirim ki, annemin beni doğurmamış olması,
daha iyi olurdu.
Çok gururluyum, intikamcıyım, hırslıyım,
Hayal gücümde canlandırmayı, şekillendirmeyi veya eyleme geçirmeyi
düşündüğümden çok daha fazla suçum var.
Benim gibiler, gökle yer arasında sürünerek ne yapmalı? Hepimiz birer,
düzenbazız.
Hiçbirimize inanmayın.
Git, tekrar bir manastıra çekil.
Olmak..
Ya da olmamak..
İşte bütün mesele bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel zalim kaderin yumruklarına, oklarına?
Yoksa..
diretip bela denizlerine karşı
dur demesi mi?
Umarım ağaçlar eski kabadayı halimi bana geri verirler.
Sevimli tavşanım Robin benim tüm neşem.
Agnes...
Ben..Şehirdeydim ve ben..
Sizi ziyaret etmeyi düşündüm.
John'un vefatını duyduğuma çok üzüldüm.
Kocan nasıl? Bu..
Babayı kaybetmek çok kötü bir şey.
O iyi..
Çok meşgul..
Bir komedi hazırlıyor..
Yeni oyunu komedi değil.
Bir trajedi.
Ama zaten biliyorsundur.
Şehirde herkes bunu konuşuyor.
Onunla evlenmemen konusunda seni uyarmıştım.
Umurundaymışım gibi davranma!
Annem değilsin ve hiç değildin.
İyi günler Agnes.
Aylardır bizimle konuşmuyor.
-O nasıl olurda? Nasıl olur da bize söylemez? -İçinde ne var merak etmiyor musun?
-Neyin? -Oyunun.
HAMLET''in Trajedisi.
Sam.
Kime bakmıştınız?
William Shakespeare.
Stratford'dan ailesiyiz.
Merdivenlerden çıkın.
Çatı katında yaşıyor.
Stratford'daki en büyük eve sahip olan adam neden burada yaşar ki?
Direnmek, gibi geldi.
Öyle düşündüm..
Ne yapacağım?
Kalbini açık tut.
Kim var orada? Hey,cevap ver!
Ayağa kalk ve kendini tanıt.
Kralımız çok yaşa!
Bernardo, eğer nöbetimin, rakipleri olan Horatio ve Marcellus ile karşılaşırsan,
acele etmelerini söyle.
Sanırım onlaeı duyuyorum.
Thanos. Kim var orada?
-Bu şey bu gece tekrar mı ortaya çıktı? -Ben hiçbir şey görmedim, Horatio.
Ne hakkında konuşuyorlar?
Ve inancın onu ele geçirmesine izin vermeyecektir.
Bunların hiçbiri oğlumla ilgili değil!
Hikayemize karşı kurduğunuz yapıları bir kez daha yıkalım.
Kutuptan batıya doğru, aynı yıldız olduğunda.
Marcel ve ben zili çaldık, sonra da bir kez vurduk.
Barış. Beni parçala.
Bak yine nereye geldi.
Ölen krala benzer bir figür.
Bak, yavaş yavaş uzaklaşıyor.
Bu oydu..
Söyle neden bu?
William'dı..
Oydu, hayalet gibi geldi gitti.
Son kralımız, az önce görür gibi olsakta, savaşta ölmüştü.
Bizim yiğit Hamlet'imiz, ki bizim dünyamızın bu tarafında
öyle kabul edilirdi, düşmanını öldürdü. -Duydun mu?
Adını söyledi! Adını Söyledi!
Yolumdan çekilin!
Neden adını söyledi?
Ve tavsiyemle, gördüklerimizi genç prense aktaralım.
Oğlumun adını ağzına almaya cüret etme sakın!
Bize yapılan iyilikler O'na da hitap edecektir.
Sevgili kardeşimizin ölümünün hatırası henüz taze.
Ancak şimdiye kadar doğanın sağduyusu yanılmıştır.
En bilgece hüzünle, kendimizi hatırlarken aynı zamanda O'nu da anıyoruz.
Kuzenim Hamlet!
Gitmek istiyorum.
Ve oğlum.
Ey iyi Hamlet, bulutlar hâlâ nasıl oluyor da senin üzerinde asılı kalıyor?
Karanlık rengini üzerinden at.
Solgun göz kapaklarınla sonsuza dek asil babanı topraklar içinde arama.
Bütün bu yaşamlar sona ermeli.
Doğanın içinden geçerek sonsuzluğa ulaşmak.
Evet, bayan, bu yaygındır.
Ama içimde, dışarıdan görünenin ötesinde bir şey var.
Bunlar sadece kederin süsleri ve giysileridir.
İnatla teselli etmeye devam etmek, dinsiz bir dikbaşlılık biçimidir.
Erkekliğe yakışmayan bir kederdir
Bu, cennete karşı son derece yanlış bir iradeyi gösterir.
Bu fazla sert et, eriyecek ve çiğ damlasına dönüşecekti.
Ya da ölümsüzlük, kendi intiharına karşı topunu doğrultmamış olacaktı.
Bu, yabani otlardan temizlenmemiş, kendiliğinden tohumlanan bir bahçedir.
Yanlızca doğası gereği iğrenç ve kaba olan şeyler,sahip olabilir.
İşlerin bu noktaya gelmesi.
Ama iki ay ölü olarak geçti..
Hayır, çok değil, fazla değil.
Bu konuda ne kadar mükemmel bir kraldı o!
Beni nereye götüreceksin? Söyle.
Daha ileri gitmeyeceğim!
Babamın ruhu tarafından, belli bir süre geceyi geçirmeye, gündüz ise ateşin,
içinde oruç tutmaya mahkum edildim.
Kükürtlü ve işkence dolu alevlere kendimi teslim etmem gereken saat,
neredeyse geldi.
Bana acımayın, ama anlatacaklarımı dikkatle dinleyin.
Liste, Liste...
Eğer babalık sevgisini hiç denemediysen, sabah havasının ne anlamı var ki?
Kısacası bırak beni.
Bahçemde, güvenli bir saatte uyurken, amcam kulağıma bir şişe hint yağını,
bu cüzzamlı sıvıyı döktü; bu sıvının etkisi, insan kanına
öyle bir düşmanlık besliyor ki, cıva gibi vücudun
doğal kapılarından ve geçitlerinden hızla akıp gidiyor.
Ve ani bir güçle, ince ve sağlıklı kanı, süte karışan kanı,
damla damla, pıhtılaştırıp katılaştırır.
Benimki de öyleydi
Aniden titreyen bir ses, tüm pürüzsüz vücudumu iğrenç ve tiksindirici
bir kabukla kaplayarak, adeta çatlar gibi bir ses çıkardı.
Oh, korkunç..
Oh, korkunç..
En korkunç şey...
Doğanın içinde olduğunu düşündüm,
Oğlumuzla ilgili kısımlar.
Bana bak!
Bana bak!
Ateşböceği, dağın yakınlarda olduğunu gösteriyor.
Sönük ve etkisiz ateşlere dönüşüyor.
Oğlum!
Yapar mısın?
Ben yaparım!
Ben Yaparım...
Beni Hatırla...
Olmak..Ya da olmamak? İşte bütün mesele bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel Zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı Dur, demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece!
Düşünün ki uyumakla yalnız Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin
uykuda, o kötü.
Çünkü, o ölüm uykularında Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına? Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
Sevgisinin kepaze edilmesine, Kanunların bu kadar yavaş,
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine. Kötülere kul olmasına iyi insanın..
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken? Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa, O kimsenin gidip de
dönmediği bilinmez dünya, Ürkütmese yüreğini?
-Kraliçe nasıl? -Kan görünce bayıldı.
Hayır, içkiden!
İçki!
Oh, sevgili Hamlet, zehirlendim.
Kapıları kilitleyin.
Hain.... Bulun onu.
Burada Hamlet..
Hamlet, sen de zehirlendin...
Dünyadaki hiçbir ilaç sana fayda sağlayamaz.
Burada yarım saatlik bir ömrün bile kalmadı, Suçlu Kraldır...
O zaman sende zehirlen.
İşte, bu, kanlı ve lanet olası bir gün.
Bu zehrin etkisi.
Birliğimiz burada mı? Annemi takip edin.
Ben ölüyüm.
Beni ve davamı, tatmin olmayanlara doğru şekilde bildirin.
Eğer beni kalbinde taşıdıysan, bir süreliğine mutluluktan uzak kal.
öyleyse bu acımasız dünyada, acı içinde nefes al ve hikâyemi anlat.
Ölüyorum..
Zehir.. ruhumu tamamen ele geçirdi.
Huzur içinde uyusun...
Jessie Buckley'e Oscar'ı Hayırlı Olsun.... 23/01/2026
Altyazı : uFUk & ufukbaba Sağlıkla Kalın..
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.