Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Babamı senin baban öldürmüş.
Artık endişelenecek bir şey kalmadı hanımım.
Her şey bitti, o korsanı bir daha asla görmeyeceksiniz.
Çok yakında babanızın kanatları altında güvende olacaksınız.
Ne zamandır babamın hizmetindesin?
Genç bir uşak olarak onun botlarını parlatacak yaşa geldiğimden beri.
Onunla birlikte bu ormana geldin mi hiç?
Dayak kabileleriyle karşılaştınız mı?
Otuz yıl önceyi soruyorum.
Otuz yıl önce burada İngiliz karakolları yoktu.
Buraların tamamı Sultan'ın topraklarıydı.
Kızı İngilizler aldı.
Artık onlardan korkmamız gerekmiyor.
Yakında Sultan'ın adamları gelecek.
Geldiler bile!
Onların ebeveynlerini öldürdüler!
Sizi uyarmıştım...
Onun beyaz kadını, düşmanı evimize getirdi!
Bunun başından beri senin planın olmadığından nasıl emin olabiliriz?
Bir hain olsaydım, sizi uyarmak için geri döner miydim?
Yakında burada olacaklar.
Hemen gitmeliyiz.
Kadın, yaşlı ve çocukları aramayı akıl etmeyecekleri bir yere saklayalım.
Kayan köyü... Orada saklanalım.
Tüm kabile Kayan köyüne taşındıktan sonra onları durduracağız.
Senden emir almayacağım!
Sandokan!
Marianne...
Ne oldu?
O kendi seçimini yaptı ben de kendiminkini.
BİR KORSANIN ÖLÜMÜ
Bu yanmış palmiye ağacını daha önce görmüştüm.
Bir dakika, kontrol edeyim.
Kabul et işte, kaybolduk.
Bunu kasıtlı yapıyorsun sanki.
Sandokan'ı geride bıraktığımız için mutlu muyum diye soruyorsan
- cevabım hayır, değilim. - Sandokan
kabileyle kalmaya ve adamlarını geride bırakmaya karar verdi.
- Ama ben... - Eğer geri dönmek istiyorsan dön.
Biz Cakarta'ya gidiyoruz.
Madenlere yaklaşmış olmalıyız.
Belki de kader bize yardım etmiştir.
Madenlerden sandal mı çalacaksınız?
Daha iyi bir fikrin var mı?
Gece bize yardımcı olacak.
Hadi!
- Orada! - Ayak izleri...
...onları takip edelim. Bu tarafa!
İleri!
Burada kimse yok...
Bu bir tuzak! Geri çekilin!
Lang! Şimdi!
Ne yapmalıyız?
Kabileye kötülük getirdi...
Lang!
Şimdi bırakalım hatalarını telafi etsin.
Yapma! Dur!
O bir Dayak değil. O bir korsan.
Gidelim!
Biri geliyor.
Sultan'ın adamlarını yendik.
Sandokan nerede?
Savaşta öldü.
Hepsi benim hatam.
Onu buraya ben getirdim.
Girin.
Tüm ihtiyaçlarının temin edildiğinden emin olmak istedim.
Teşekkür ederim.
Burada olduğuma inanamıyorum.
İnanabilirsin, buradasın.
Belki biraz brendi beni kendime getirir.
Yaşadığın onca şeyden sonra
bütün şişeyi içsen anlarım.
Korsanlarla vakit geçirmek seni değiştirmiş bakıyorum.
İyi yönde mi, kötü yönde mi?
O ormanda neler oldu?
Ne öğrenmek istiyorsun?
Sandokan seni oraya, kelle avcılarının arasına neden götürdü?
- Çünkü onlardan biri. - Sandokan mı?
Bir Dayak mı?
Bu yüzden mi Murray'ye o kadar soru sordun?
Sandokan bana
kabilesini ve ailesini öldüren kişinin babam olduğunu söyledi.
Yirmi beş yıl önce,
bir tabur İngiliz askerinin başındayken.
Murray'yi duydun, o zamanlar Borneo'da hiç İngiliz yokmuş.
Ama...
Neden bana böyle bir şey söylesin ki?
Neden yalan söylesin?
Şey...
Bunun cevabını sadece sen bilebilirsin.
Tek bildiğim,
bir korsan tarafından rehin alındığım.
Ama,
Dayak kabilesinin yaşadığı o ormanda
bambaşka birine dönüştü.
Belki de gerçekten
babanın, ailesini katlettiğine inanıyordur.
Ya da buna inandırılmış olabilir.
Onu bir şekilde manipüle etmiş olabilirler.
Bu, onun bir korsandan çok daha fazlası olduğu gerçeğini değiştirmez.
Sultan'dan da,
İngilizlerden de
senden de nefret ediyor.
Şimdi dinlen.
İstersen orada temiz giysiler var.
Bir gün tüm bunlar sadece kötü bir rüyaymış gibi görünecek.
James...
Teşekkür ederim.
Bağlayın!
Adi piç!
Şu yeterli olur.
Çalışın... Yeter dedim! Şarkı söylemeyi kesin!
Kapa çeneni! Çalışın.
Nişan alın!
Ateş!
Orospu çocukları!
Katiller! Caniler!
Onlara ne olacak?
Yapabileceğimiz bir şey yok.
Ya şimdi ya da asla.
Kımıldayın!
Rüzgâr yardım ederse birkaç gün içinde Cakarta'ya varırız.
Hepimiz kaderimizi kendimiz seçeriz.
Tıpkı Sandokan gibi.
Ve o kadın gibi.
Sani de aynı şeyi yaptı.
Haklısın!
Ne? Hey, Emilio!
Emilio!
Emilio!
Sandokan hâlâ serbest.
Görünüşe göre Marianne korsanlardan etkilenmiş.
Bir zamanlar Fransızların esiriydim.
Bana yeterince iyi davrandılar.
Şaraplarından bile verdiler.
Neredeyse biradan daha iyi olduğuna bile ikna olmuştum.
Ama eve döndüğümde
ilk yaptığım şey birkaç bardak bira içmek oldu.
İnsanın evi gibisi yoktur Kaptan.
Marianne'in medeniyete yeniden ayak uydurması için
biraz zamana ihtiyacı var.
Kaptan...
Sana özel dikilmiş gibi.
Halamın aynı fikirde olacağından emin değilim.
- Dadınızın olmalı. - Onu giymenize sevinirdi.
İpek, altın...
Onu çok seviyor olmalısın.
Hita sadece dadım değil.
Ne demek istiyorsun?
Bu yolculukta senin için her şeyi riske attım.
Paramı, itibarımı, hayatımı...
Bu yüzden aramızda hiçbir sır olmasını istemiyorum.
Hita benim annem.
Bunu daha önce kimseye söylemedim.
Bu duyulursa mahvolurum.
Neden bana söylüyorsun?
Çünkü hayatımı senin ellerine teslim etmek istiyorum.
James...
Ben de sana karşı dürüst olmak istiyorum.
Ormandayken...
Ormanda olanlar geçmişte kaldı.
Önemli olan tek şey gelecek ve o geleceği seninle geçirmek istiyorum.
Hemen cevap vermek zorunda değilsin, bekleyebilirim.
Hadi bakalım, herkes iş başına!
- Nereye kaçacaksın? - Buraya gel!
Sandokan...
Korsanların kralı! Ormanda, vahşilerin hizmetinde.
Sana ne verdiler?
Maymun eti ve palmiye çorbası mı?
Yoksa güzel bir yerli kız mı?
Belki de Singapur'daki fahişelerden sıkılmışsındır.
Fiyatın ne?
Altın mı?
Kadınlar mı?
Kendin ve adamların için af mı?
Sana her şeyi verebilirim.
Sen bir hiçsin.
İngiliz Konsolosu'nun uşağısın sadece.
En son böyle bir kaplan dişi gördüğümde...
Halkımı yok ediyordun.
Kimsin sen?
Kaplanın oğluyum.
İsyancı kabilelerin saklandığı yeri söyleyene kadar ona işkence edin.
Tanrım, sevgili oğlum James'i koru.
Bana aldırış etme, küçük ritüelini hayranlıkla izliyorum.
Lütfen devam et.
Dua paylaşıldığında daha güçlü olur.
Bu sabah şapelde Marianne için dua ettim bile.
Senin "bete"nin dönüşü için endişelendiğin kadar ben de onun için endişeleniyorum.
Yanılmıyorsam, Hintçede bunun anlamı...
Oğul... Sevgili oğlum.
Doğru anladınız.
Siz nasıl Marianne'i yetiştirdiyseniz ben de onu yetiştirdim.
James...
Dikkat!
Selam dur!
Rahat!
Tek kuruş bile istemiyorum.
Yaptığım her şeyi Marianne'e olan aşkım için yaptım.
Sultan'ın aksine.
Önce bizi yolumuzdan saptırdılar
sonra da hem beni hem kızınızı öldürmeye çalıştılar.
Bu ciddi bir suçlama Kaptan. Kanıtın var mı?
İz bırakmama konusunda ustaydılar
ama Çavuş Murray gözlemlerimi doğrulayacaktır.
Sultan size yalan söylüyor.
Sadece Marianne hakkında değil.
Ne demek istiyorsun?
Sarawak'ta hâlâ isyankâr kabileler var.
Sandokan onların davasına katıldı.
Onu, bir Dayak olduğuna ve kabilesinin
yirmi beş yıl önce İngilizler tarafından katledildiğine inandırdılar.
Kimseyi sağ bırakmayın!
Gerçekten mi?
Girin...
Bu Nunù, yeni kişisel hizmetkârın.
Ne zamandan beri çıplak banyo yapıyorsun? Bu çok uygunsuz!
Bugüne kadar neden giyinik banyo yapmışım onu merak ediyorum asıl.
Teşekkürler Nunù ama yardımına ihtiyacım yok.
Oh... Çay!
Dayak halkıyla birlikteyken,
Sultan'a karşı savaşan bir kabile duydum.
Yirmi yıldan uzun bir süre önce.
Onların İngilizler tarafından öldürüldüğünü söyleniyor.
Bu konuda bir şey biliyor musun?
Yirmi yıldan fazla mı oldu diyorsun?
Tam olarak yirmi beş yıl.
İngilizler 15 yıl öncesine kadar bu topraklara ayak basamazdı
çünkü Hollandalılar tarafından öldürülme riski vardı.
Orkideyi bile onlar keşfetti.
- Borneo onların toprağıydı. - Ben de ona öyle söyledim.
Kime söyledin? O korsana mı?
Hepimizi kandırıp aramıza girdi, seni kaçırdı,
ülkene ve ailene karşı
kışkırtmaya çalıştı!
Ona inanmadım.
Özür dilerim.
- Baba, aklım karışmıştı ve... - Hayır!
Özür dilemene gerek yok. Onun tutsağıydın, korkmuştun.
Buraya gel!
Son kez soruyorum...
Asi kabile nerede saklanıyor?
Kırbaç yetmezse...
...su seni konuşturur!
Su!
Boğulmadan önce birkaç saniyen var.
Kalan nefesini konuşmak için sakla bence.
Kayan halkı...
Kayan halkı...
Onlar ölmedi.
Ama sen
yakında öleceksin.
Sana yemin ediyorum.
Babamın üzerine.
- Majesteleri! - Zamanı gelmişti!
Ateş kullanın!
Labuan'da neler oluyor?
Brooke, Konsolos'un kızını geri getirdi.
Onu bir kahraman gibi karşıladılar.
Şimdiye kadar ölmüş olması gerekirdi.
Sözde onu araştıracaktın! Ne buldun?
Konsolos'un kız kardeşiyle yakınlaştım.
O da Brooke'u sevmiyor.
Belki de hayatta kalması benim için daha faydalıdır.
Ona söylememeliydin.
Marianne'e güveniyorum. Sırrımız onda güvende.
Sen onu seviyorsun ama o senin için ne hissediyor?
Sadece zamana ihtiyacı var...
Tüm yaşadıklarından sonra aklı karışık.
Peki ya babası?
Seni bu akşamki yemeğe bile davet etmedi.
Kızıyla yalnız kalmak istiyor, bu çok mu garip?
Hayır, doğru görünüyor.
Dayak adabımuaşeretinden örnekler mi sergiliyorsun?
İnsanların elleriyle yemek yemesinden çok daha kötü şeyler gördüm.
Tahmin edebiliyorum.
Madenlerde neler olduğunu tahmin bile edemezsin!
Erkekler, kadınlar, çocuklar... İskelete dönmüşler,
hayvan gibi muamele görüyorlar!
Sultan'a,
kendi topraklarında medeniyet kurallarını uygulaması gerektiğini bildireceğim.
Peki dinleyecek mi?
Onu ikna etmenin bir yolunu bulacağım, merak etme.
Tatlıyı getirebilirsiniz.
İzninizle yatmaya gidiyorum.
Tabii ki bir tanem,
yorgun olmalısın.
Kabul et Anthony, o çok tuhaf.
Sadece zamana ihtiyacı var, kısa sürede eski haline dönecektir.
Kendisi için uygun bir eş bulmayı hiç umursamayan kaprisli kız haline mi?
Bence uygun bir eş bulduk, sence de öyle değil mi?
Onun hakkında pek bir şey bilmiyoruz.
O Hindu dadı... Neden hep yanında?
Adam 30 yaşında.
Ne diyorsun? Onun cariyesi mi?
Bir cariyeden çok daha fazlası, Anthony.
Lütfen...
Yemek hoşuna gitmedi mi?
Babamla madenler
ve Sultan'ın yerlilere yaptığı zulüm hakkında konuştum.
Bir isyan çıkarsa çok daha fazla acı çekilecek.
İşler değişmeli.
Elbette.
Ama babamın aynı fikirde olup olmayacağını bilmiyorum.
Onu ikna ederiz,
birlikte.
Senin hakkında yanılmışım.
Sadece kendin için savaştığını sanıyordum.
Bu madalyonun iki yüzü var.
İngiliz olanı mı yoksa diğerini mi kastediyorsun?
Benim de iki yüzüm var.
Annem İtalyan'dı.
Ve Londra'da kendini hep
yabancı gibi hissederdi.
Şimdi de sen Labuan'da yabancı gibi hissediyorsun.
Seninle konuşmak bana iyi geliyor.
Ama yine de huzursuzluğum geçmedi.
Paylaştığımız bu huzursuzluk,
bizim gibi insanların bir parçası.
Ama eğer istersen...
Babanla konuşacak mısın?
İyi geceler.
İyi geceler.
Kimse yok mu?
Dostluğumuzun bir nişanesi.
Kimse bir daha aramıza girmeye cesaret edemesin.
Marianne!
Sana ne yaptılar?
Ne yaptılar?
Marianne, buraya gel! Marianne!
Ne yaptılar?
Marianne, gel buraya!
Ona ne yaptın?
Ona ne yaptın?
Sakin ol!
- Pis korkak! - Marianne!
Sen pis bir korkaksın!
- Kendini rezil ediyorsun. - Bırak beni!
James...
Bunu kabullenmelisin.
O kız sana mutsuzluktan başka bir şey getirmeyecek.
Hayır!
Sandokan asılacak.
Ama hayaleti her zaman ikinizin arasında kalacak.
Lütfen beni rahat bırak!
Bana ne yapıyorsun?
Sadece kontrol hanımım, lütfen endişelenmeyin.
- Çık buradan! - Lütfen sakin olun hanımım.
Çık! Çık!
Hâlâ bakire.
Ama tepkisini duydunuz.
Ve bayılma nöbeti...
Ne yazık ki histeri hastası.
Ailede bilinen akıl hastalığı vakası var mı?
Evet, annesi.
Akıl hastanesinde intihar etmişti.
Kızın tedaviye ihtiyacı var.
Labuan'da onun için yapabileceğim pek bir şey yok.
Peki ne tavsiye edersiniz?
Onu Londra'ya, bir kliniğe gönderin Lordum.
Teşekkür ederim.
Sana bir şey bıraktı.
Bir elbise.
Büyüdüğünde sosyeteye takdim edileceğin gün için.
Aklı başına gelsin.
O, sahip olduğum en değerli şey.
Lütfen.
Onu çok incitmeyin.
"Beni aç."
Beni aç...
Sevgili kızım, yakında gideceğim.
Ölümümle ilgili gerçeği bilmeni istiyorum.
Babanı sevdiğim için onun peşinden kasvetli Londra'ya gittim.
O kariyerini yapmak için
gittikçe daha sık ve daha uzun süreler evden uzaklaşıyordu.
Ben de hayatımı,
evimizin gerçek reisi olan Frances halanın elinde
boş boş geçiriyordum.
Sonra sen doğdun.
Cennetten bir armağandın.
Gözlerinde kendimi gördüm.
Ama halan buna katlanamadı.
Ona göre sen, benim etkimden koruması gereken masum bir yaratıktın.
Ben de seninle birlikte kaçmaya karar verdim.
Bu, halanın yapmamı beklediği ölümcül hata oldu.
Babanın yokluğundan yararlandı
ve beni bir akıl hastanesine kapattı.
Sana bu satırları o akıl hastanesinden yazıyorum.
Özgürlüğüm için savaştığıma pişman değilim.
Asla pes etme Marianne.
Her zaman özgürlüğüne inan.
Her zaman özgürlüğün için savaş. Kendin ol.
Bu sayede bir hiç uğruna ölmemiş olurum.
Beni mi çağırdınız?
Evet, Brooke...
Brooke, hırslı biri olmanı her zaman takdir etmişimdir.
Kızımı, Brooke soyunun varisine vermek
benim için bir onur olurdu.
Senin o soydan biri olmaman ne yazık.
Kader sana beyaz bir ten verdiği için
baban gerçeği saklayabilmiş.
Ama gerçek şu ki sende Hindu kanı var.
Hindu torunlarım olması gibi bir niyetim yok.
Bu yüzden kızımla evlenmeyi aklından çıkarabilirsin.
Diğer taleplerini de unut elbette.
Diğer her şey için de benim emrimde kalmaya devam edeceksin.
Hâlâ savaş gemine ihtiyacım olabilir.
Beni affet.
Direnecek kadar güçlü olamadım.
Bu senin suçun değil anne.
Bizim gibi insanların mutlu olabileceği bir yer yok.
Hiçbir yere gitmiyoruz.
- Seni sevmiyor... - Sevmeyi öğrenecek!
Hem Konsolos
hem de Sultan
yaptıklarının bedelini ödeyecek.
Ne yapıyorsun?
Buradan gitmek istiyorum.
Bir tanem, bu halinle mi? Neden bir şeyler yemiyorsun?
Anneme de bunu mu yaptın?
Onu işkence mi ettin? Hayatını çekilmez hâle mi getirdin?
Ama bunlar yetmedi çünkü annem çok özgürdü.
Annen hastaydı.
Sadece babam artık onu sevmediği için çaresizdi!
Angelica bizim gibi değildi. Abim için doğru kadın değildi.
Sen ne bilirsin?
Hayatında hiç erkek olmadı ki.
Babam geri döndüğünde annem hâlâ hayatta mıydı?
- Sen delisin! - Hâlâ hayatta mıydı?
Cevap ver!
Deliler tehlikelidir.
Hâlâ hayattaydı.
Bir tanem...
Burada ne yapıyorsun? Dinlenmelisin, sakin olmalısın.
Frances halam annemi bir akıl hastanesine kapattı
ve sen onu orada çürümeye terk ettin!
Marianne, dur! Yemin ederim öyle olmadı!
Anneni seviyordum.
Bu doğru değil!
Onu sevseydin, onu kurtarmak için her şeyi yapardın!
Annem hakkında bana yalan söylediysen
Dayak katliamı hakkında da yalan söyledin demektir.
- Bilmediğin şeyler... - Sandokan haklı!
Onları katlettin.
Sen ne dediğini bilmiyorsun. Neden öyle bir şey yapayım ki?
Bu sayede konsolos oldun!
Öyle değil mi Çavuş?
Çünkü sen de oradaydın.
Ben vazifemi yaptım.
Lütfen bunun için benden nefret etme.
Hem benim hem de Tanrı'nın gözünde kendini affettirmek için
yapabileceğin tek bir şey var.
Köleleri özgür bırak
ve Sandokan'ı affet.
O korsana âşık olduğunu mu sanıyorsun?
Halan kesinlikle haklıymış. Sen delisin.
Sandokan yarın asılacak ve sen Londra'ya gideceksin.
Uygun bir tedavi ve Tanrı'nın izniyle aklın başına gelecek.
Orada dikilip durma!
Kendini kaybetmiş, aptalca bir şey yapabilir!
Marianne!
Marianne! Bekle, dur!
Marianne!
Johnson, o atı durdur!
Johnson, seni budala!
Hoşça kal dostum!
Marianne!
Benden uzak dur!
Buraya gel!
Çok geç.
Lütfen!
Sandokan asılacak.
Ben de bir kliniğe yatırılacağım.
Başka seçeneğim yok.
Her zaman bir seçenek vardır!
Labuan'da özgür olarak ölmeyi tercih ederim!
Onu kurtarabilirsin!
Ne dedin?
Sandokan'ın darağacından kurtulmasını sağlayacak bir yol biliyorum.
Ama bu sana bağlı.
Lütfen.
Onu kurtarmak için her şeyi yaparım.
Ama sonsuza kadar ondan vazgeçmelisin.
Marianne...
Tanrı'ya şükür güvendesin!
Dayak halkını katlettiğinde...
...babamın emirlerine itaat eden bir çocuktun sadece.
Babam artık yaptığı kötülükleri göremeyecek durumda.
Ama sen hâlâ görebilirsin.
Nasıl?
Merhamet göstererek.
Biz hâlâ Waterloo tüfekleri kullanıyorduk.
Sana o kadarını söyleyeyim...
Kapa çeneni! Çavuş geldi.
Her şey yolunda mı çocuklar?
Yürü.
Bundan sonrasını ben hallederim.
Gidip biraz yemek yiyin, olur mu?
Hücreyi aç ve bizi yalnız bırak.
Hanımım...
İstersen kapıyı kilitleyebilirsin. Böylece kaçamaz.
Bekleyin.
Eğer bir saç teline bile dokunursan
çocukken kurtarmış olsam bile
seni kendi ellerimle boğarım.
Ve yarın beni asacaksın.
Boşuna zahmet.
Asılmadan önce kendimi kaybetmemi sağlayacak bir şeyse
buna ihtiyacım yok.
Babam hakkında gözlerimi açmak istedin ama sana inanmadım.
Direnmeme yardım eden tek şey
seni düşünmekti.
Yarın ölmeden önce
son düşüncem sen olacaksın.
Artık ölüm yok.
Sadece sen ve ben varız.
Bu gece...
...ve sonsuza kadar.
Sonsuza kadar.
Bugün güzel bir gün.
Ama ölmek için korkunç bir gün!
Marianne'nin izlemesi gerçekten gerekli mi?
Ona iyi gelir.
O iblis onu büyüledi.
Onun ölümünü izlemek büyüyü bozacaktır.
Kullanılan karakterler ve sembolizmalar hayal ürünüdür.
Hiçbir yerel halkın kabile teamüllerini temsil etmek
ya da benzetmek gibi bir amaç söz konusu değildir.
Bu tür sembolizmaların ve ait oldukları toplumların
kültürel, ruhani ve tarihi önemini biliyor ve saygı duyuyoruz.
Bu bölüm; profesyonellerin gözetiminde,
güvenlik önlemleri altında çekilmiş olan
potansiyel olarak tehlikeli sahneler içermektedir.
İzlediğiniz eylemleri taklit etmeye veya yeniden canlandırmaya çalışmayın.
Bu dizi kurgusal bir eserdir.
Anlatılan olaylar ve karakterler tamamen yazarların hayal gücünün ürünüdür.
Yaşayan veya ölmüş gerçek kişilerle
veya gerçek olaylarla herhangi bir benzerlik tamamen tesadüfidir.
Bu bölümün çekimleri sırasında hiçbir hayvana zarar verilmemiştir.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.