Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
SİNGAPUR, 1838
Kazanan belli oldu!
Hadi beyler, bahislerinizi alın!
Çünkü gecenin dövüşü için zaman geldi!
Bu köşede Avustralyalı!
Ve şimdi size rakibini takdim ediyorum beyler.
Huzurlarınızda Barbar!
Bu sefer yenileceksin.
Anladın mı?
Bu akşam kaybedeceksin.
- Barbar'a oynayacağım. - Evet.
Annen Singapur'un en sevilen fahişesi!
Belki seni öldürdükten sonra onu görmeye giderim.
Onu teselli etmek için.
Hadi!
Hadi, şampiyon!
Sen!
Biliyor musun...
Bu kez bana çok pahalıya mal oldun.
Sabırlı ol, bu biraz zaman alacak.
Dizlerinden başlayacağım.
Kaptan Yanez De Gomera.
Anladım... Formaliteleri sevmiyorsun.
En azından adını söyler misin yoksa sana
Barbar mı diyeyim?
Sandokan.
Hey! Şanslı beylerden kurulu bir ekip kuruyorum.
Şanslı beyler mi?
Korsanlar artık kendilerine böyle mi diyorlar?
Liman'da bizi bekleyen bir gemi var.
Gel ve bize katıl.
Sana denizci gibi mi görünüyorum?
Bir süredir seni takip ediyorum.
Senin gibi yetenekli bir adam bulmak kolay değil.
Üzgünüm ama bakmam gereken bir ailem var.
Bir genelevde mi?
Senin gibi bir adamın pezevenkliğe düşmüş olması çok yazık.
Ben pezevenk değilim.
Hayır, pezevenk değilsin.
Ama davetiniz için teşekkürler,
Kaptan De Gomera.
Yanez!
- Bırak. Sana ben bakarım. - Feng...
Peki onlara kim bakacak?
İyi misin?
Asıl önemlisi o nasıl?
Bir kriz geçirdi. Doktoru çağırmak zorunda kaldık.
- Muayene ücreti isteyecektir. - Ben hallederim.
Kaça olur güzelim?
İyileşecek mi?
Bu Kral Hastalığı, genç adam.
Tüberküloz.
Yapabileceğimiz bir şey olmalı...
Annenizin semptomlarını hafifletmek için
buradan daha sağlıklı bir ortama ihtiyacınız var.
Ücretimi ödeyin lütfen.
Parayı bulacağım, biraz zaman verin.
Hemen ödeme yapmazsanız sizi tutuklatırım.
Zahmetlerinizin karşılığı, doktor.
Bir korsan asla paraya sıkışmaz.
Oğlum...
Buradayım anne.
Bunu bir daha yapmayacağına söz vermiştin.
Benim için endişelenme anne. Sadece iyileşmene odaklan.
Bu adamlar kim?
Onlar
şanslı beyler.
Doktorun ücretini onlar ödedi.
Teşekkür ederim.
İyi biri olduğun anlaşılıyor.
Az önce işini kaybettin.
Eğer iş denebilirse tabii.
Yani...
Onun iyiliği için bize katıl.
Onu terk edemem.
Kızlar yanında.
Ama eğer
kalmaya karar verirsen...
...seni anlarım.
Yanez.
Arkadaşın...
Adı ne?
Sambigliong.
Fazla konuşmuyor.
Boğazını kestiler.
Ama hayatta kaldı.
İkimiz adına yeterince konuşuyorum.
Varım.
ÜÇ YIL SONRA
Emin misin kardeşim?
Kızı teslim edip fidye alacağını söylemek bunu yapmaktan daha kolay.
Bir yolunu buluruz.
Brooke gibi bir adamla kedi-fare oyunu oynamak
riskli olabilir.
Burada kedi biziz.
Ve Singapur bizim evimiz.
Singapur!
SANDOKAN KORSAN PRENS
Singapur!
Sandokan mı? Evet, adını duydum.
Singapur'da olduğuna inanmak için nedenlerimiz var.
Labuan Konsolosu'nun kızı ciddi tehlike altında.
Çok net anlattınız.
Gözlerimizi dört açacağız.
Peki nasıl ilerleyeceksiniz?
Popüler bölgeleri tarayıp emrinizdeki tüm adamları kullanmanız gerekiyor.
İşimizi nasıl yapacağımızı biliyoruz Kaptan.
Singapur Polisi, İngilizlerden emir almaz.
Bırakalım işlerini yapsınlar Kaptan.
Onlara az önce ayrıldıklarını bildirin.
Unut gitsin Brooke.
Singapur'u biliyorsun, burada kanun yok.
SİNGAPUR
Korsanlar, Çin mafyası... Hepsi polise rüşvet veriyor.
Sultan'ın rehberleri bile gemiden indiğimiz an ortadan kayboldular.
- Yani hiçbir şey yapmayacak mıyız? - Yapabileceğimiz bir şey yok.
Korsanlar bizden önce buraya geldiler.
Saklanmak için çok fazla zamanları oldu.
Acele etme yeter.
- Tek yapmamız gereken beklemek. - Neyi?
Sandokan'ın fidye için ortaya çıkmasını.
Nereye gidiyorsun?
Onun için işleri kolaylaştırmaya. Royalist'te buluşalım.
Brooke!
Benden ne istiyorsun?
Ben...
Ne istediğini biliyorum.
Beni takip et.
Singapur'a hoş geldiniz, Kaptan.
Kaptan...
Kaptan.
İşimizi hızlıca halledelim.
Marianne için ne kadar istiyorsunuz?
Vay canına!
Doğrudan konuya girdiniz.
Silahların...
Onu tekrar görmek için sabırsızlanıyorsun, değil mi?
Ona bir şey olursa hepinizi öldürürüm.
Onu gerçekten önemsiyorsun.
Bunu, Konsolos'u ödeme yapmaya ikna edeceğinin
garantisi olarak kabul edeceğiz.
Taleplerimiz bunlar. Fiyatta pazarlık olmayacak.
Onu görmek istiyorum.
Böyle devam edemezsin.
Hanımım...
Efendine söyle...
...beni bırakana kadar
yemek yemeyeceğim.
Sandokan benim efendim değil. Artık efendim yok.
Yani karşılığında hiçbir şey almadan onun rehinesine yemek mi veriyorsun?
- Kardeşimi, halkımı kurtarmaya çalıştı... - Ve şimdi tek umursadığı şey fidye.
Polise bir katkı.
Bu da ailen için.
Teşekkürler!
Peki beni ne zaman yanına alacaksın?
Asla, Chen.
İşler yolunda giderse artık böyle yaşamak zorunda kalmayacağız.
Evet...
Brooke kabul etti mi?
Başka seçeneği var mıydı?
Kız kardeşlerim nasıl?
İşler yolunda gidiyor anlaşılan.
Hollanda kargosundan gelen her şeyi sattık, hepsini.
Şu piton hariç.
Onu yılbaşı çorbası yapmak için kullanmayı düşünüyordum.
Yüzün neden asık?
Yılbaşı partisini iptal etmeyi düşünmüyorsun, değil mi?
Çocukken havai fişeklerle müşterileri korkutup kaçırdığını hatırlıyor musun?
En azından bir günlüğüne de olsa seni çalışmaktan alıkoymanın tek yolu buydu.
Şimdiyse yılbaşını yemek pişirerek geçiriyorum.
Tabii ki eskiden yaptığımdan daha iyi.
Piton çorbası yapma bari.
- Şaka yapmıyorum. Bizim için üzülüyorum! - Hadi ama!
Bu rehine meselesi beni endişelendiriyor.
Bu kadar büyük riskler almanı istemiyorum.
Yakında zengin olacağız ve seni buradan götüreceğim.
Nereye gideceğiz?
Amerika'ya olabilir mesela.
Orada doktorlar iyi, hava temiz
ve peşimizde kimse olmayacak.
Neler oluyor?
Marianne hâlâ yemeğine dokunmuyor.
İki gün oldu.
Onu artık tanıdın.
Boyun eğmektense ölmeyi tercih eder.
Bu benim sorunum değil.
Onu dinleme.
Kızın açlıktan ölmesini istemiyoruz.
O dövme...
Dayak mısın?
Evet.
Ne oldu?
Neden İngiliz kadına bu kadar sert davranıyorsun?
O sadece bir rehine, anne.
Görünüşe göre onu iyi tanıyorsun.
Yanez bana
bu kadının onu iyileştirmeden önce
sana da baktığını söyledi.
Yine de o bir rehine.
Tek yapmamız gereken onu sağ salim geri götürmek.
Bu konuyla ilgilenir misin?
Konsolos, fidye için ilk posta gemisiyle bir kambiyo senedi gönderecek.
Kabul edeceğine emin misin?
Konsolosu tanıyorum, kızı için her şeyi yapar.
Korsanlarla anlaşacak kadar alçaldığıma inanamıyorum.
Aşk için herkesle anlaşırsın.
Şeytanla bile.
Şeytanın bana verebileceği en kötü ceza hiçbir şey yapmadan boş boş oturtmaktır.
Artık bizi yalnız bırakabilirsin.
Elbette.
Benim adım Nur.
Sandokan benim oğlum.
İnsan kaçıranlardan yemek kabul etmem.
Daha az seçici olmanı tavsiye ederim çocuğum.
Yoksa ne olur?
Tıpkı oğlunun yaptığı gibi
gırtlağıma bıçak mı dayarsın?
Gerçekten harika bir anne olmalısın.
Bunu bilemem.
Ama Sandokan'ın isteyebileceğim en iyi evlat olduğunu biliyorum.
Bu evin çok da uzak olmayan geçmişte ne olduğunu biliyor musun?
Bir "maison close."
Fransızca olunca kulağa hoş geliyor, değil mi?
Buraya 15 yaşımdayken girdim.
Bana bu odayı vermeden önce yaşlı pezevenk
beni mahzende, farelerin arasında yatırırdı.
Bazı ayrıcalıklar için bedel ödemen gerekir, derdi.
Ben de ödedim.
Hem de her gün.
Her bir müşteride.
Ama en kötüsü İngilizlerdi.
Her zaman şiddet dolu, her zaman sarhoş.
Arkadaşlarımın ellerinde öldüğünü gördüm.
Ama kendimi kurtardım.
Sadece oğlum için.
Sandokan, genelevi satın aldı.
Ve bizi sömürenleri kovdu.
Artık köle değiliz.
Onurlu bir hayat sürüyoruz.
Onun sayesinde oldu.
Sandokan, Brooke'la konuştu.
Yakında özgür kalacaksın.
O yüzden yemek yiyebilirsin.
Prenses yemek yemeye karar verdi mi?
İnatçı.
Ama dinlemeyi biliyor.
Ben olsam mesafemi korurdum.
Kadın çok kurnaz.
Bana vaaz verme, rahip.
Sence oğlum onu bir rehineden fazlası olarak mı görüyor?
Ne fark eder ki? Birkaç gün sonra gidecek.
Ben olsam İngiliz kızdan çok diğer kız için endişelenirdim.
Dayak olan kız mı?
Fark etmişsin.
Oğlunun kafasına tuhaf fikirler sokuyor.
Çocuk!
Bizim için yaptıklarına bir türlü teşekkür edemedim.
Fidyeden pay istemek hakkındır.
İstemiyorum.
O para seni özgür kılar.
Kardeşim ve halkım köle olduğu sürece ben asla özgür olamayacağım.
Denedim.
Ama anlamalısın, kazanabileceğin ve kazanamayacağın savaşlar vardır.
Artık bir seçeneğin var.
Sonun Lamai gibi mi olacak yoksa kendine yeni bir hayat mı kuracaksın?
Singapur fırsatlar ülkesidir.
Singapur benim vatanım değil.
Artık bir vatanın yok. Ne kadar çabuk kabullenirsen o kadar iyi.
Bunu kabul edemem.
Tıpkı Lamai'ın kabul etmeyeceği gibi.
Senin bize yardım edeceğinden çok emindi.
Yanılmış. Ben aradığın adam değilim.
Bunu kabullen.
Sani... Ne oldu?
Lütfen beni yalnız bırak.
Yapabileceğim bir şey var mı?
Teşekkür ederim ama yok.
Yakında buradan ayrılacağım.
Şimdi lütfen beni yalnız bırak.
Londra, bir grup korsana fidye ödediğini öğrenirse
bizim için her şey biter.
Londra asla öğrenmeyecek.
Yine de
bu kadar yüklü meblağı bir paralı askere vermek doğru değil.
Bu parayla kaçmayacağını kim söyleyebilir?
Brooke, Marianne'i geri getirecek. Onuru üzerine yemin etti.
Lordum, posta gemisi demir attı.
Çok iyi. Al şunu.
Brooke'un tüm seyahatlerine dadısını da götürmesi tuhaf değil mi?
Kadın, onun hizmetkârı değil.
Brooke'u Hindistan'da o büyütmüş.
Yoksa bilmiyor muydun?
Tek bildiğim bu tütsü bütün evimi leş gibi kokutacak.
Singapur'dan haber var mı?
Umarım vardır.
Ama artık her şey Tanrı'nın elinde.
Teşekkür ederim.
Güvenli bir yolculuk dilerim.
Brooke nerede?
İki gecedir gemide değil!
Hiçbir fikrim yok Çavuş.
Hiçbir şey almadım! Yemin ederim!
Saatimi hemen geri istiyorum!
Hiçbir şey çalmadım efendim!
Buraya gel seni fahişe!
Saatimi geri ver fahişe!
Saatimi ver!
Saatimi hemen geri ver!
Ben almadım!
Sen de kimsin?
Merak etme, hepsi geçti.
Brooke!
Neredeydin?
Dadıya ihtiyacım yok Çavuş.
Kambiyo senedi nerede?
Sen yokken geldi.
Zihninin hep açık olması gerek Kaptan.
Kendimi kontrol edebilirim Çavuş.
Pek öyle görünmüyor.
Marianne'e gerçekten değer veriyor musun?
O, hayatımdaki en önemli şey.
Kanıtla.
Yarın, kambiyo senedini bozdurup altına çevirebiliriz.
Her şey hazır.
Held'e yeşil havai fişek aramasını söyleyeceğim.
Hava karardığında o pisliklere takasın yapılacağını haber edeceğiz.
Çok iyi.
Şimdi temizlen.
Tanrım...
Giysilerini çıkar.
- Ne? - Nur seni
Ay Yeni Yılı kutlamasına davet etti.
Bu hâlde gidemezsin.
Affedersiniz...
Sandokan buna onay verdi mi?
Burada kuralları biz belirleriz.
Çık dışarı. Al, bu da senin kız için. O da davetli.
Şimdi seninle ilgilenelim.
Biraz gevşe. Düğün gecende kocan da aynı şeyi yapacak.
Utangaç olma...
Merhaba.
Sana pek benzemiyor olabilir
ama sen sürekli kaçarken seni çizmek kolay değil.
Teşekkür ederim.
Gitmeden önce...
...seninle dans edebilir miyim?
Rehinemizi neden partiye davet ettin?
Bu gece rehine olmayacak.
Sadece misafirler olacak.
Onunla ne yapmak istiyorsun?
Artık ona söylemeliyim.
İleride kendi öğrenirse durum daha da kötüleşir.
- O Dayak kız... - Yarın o da gitmiş olacak.
Ve her şey sona erecek.
O öğrenmemeli.
Herkes için daha iyi.
Yani senin için daha iyi.
O gece sana açılarak hata ettim.
Sandokan bilmemeli.
Lütfen bana güven.
Bir şeyi mi bölüyorum?
Partiden konuşuyorduk. Annen, Marianne'i çağırmaya karar verdi.
Onay veriyor musun?
Burası onun gemisi.
Her şey neredeyse hazır. Seni bekliyorlar.
Ne oldu?
Hiçbir şey.
Sen git, birazdan geleceğim.
Rehinemize bak sen!
Git ve eğlen.
İyi iş çıkardın.
Fidyeyi yükseltmemiz gerekecek.
Sen gerçek bir pisliksin.
Bu gecelik ateşkes ilan edelim.
Yarından sonra beni bir daha asla görmeyeceksin.
Doğum günümden sonra da seni asla görmeyeceğimi düşünmüştüm.
Bu sefer daha şanslı olacaksın.
Hadi dans et.
Yoksa buradaki arkadaşım seni boğazlayacak.
Kaptan, her şey hazır.
Havai fişekleri atıp altını kumarhaneye götürelim.
Bekle.
Adamlarımızı silahlandır.
Marianne güvence altında olduğu anda kumarhaneyi kuşatın.
Gemilerine ulaşmadan onları yakalayacağız.
Şeytanla uğraşmanın hiç sırası değil Kaptan.
Doğduğumdan beri bunu yapıyorum
ve hiç kaybetmedim.
Bakın, havai fişekler!
Bayılırım!
Bu sefer çok iyi olacak!
Fidye geldi!
Yeşil! Sinyal verdiler!
Zengin olduk!
Ne sinyali?
Brooke hazırmış.
Yakında evine döneceksin.
Birden bire soruşturmaya mı karar verdin?
Kızın sağ salim geri dönmesini sağlamak benim işim.
Aldığın rüşvet buna değer umarım.
Göster.
Ya Marianne?
Onu tek başına ve silahsızken Kaptan Brooke'a teslim edeceğiz.
Anlaşma böyle değildi.
Kabul et
ya da vazgeç.
Gidelim.
Emin misin?
Önemli olan tek şey Marianne, değil mi?
Yakında paramızı alacağız, sen de James'inin yanına gideceksin.
Bekle.
Her şey yoluna girecek.
Misafirimiz geldi.
Marianne...
Nasılsın?
- Sana zarar verdiler mi? - Hayır.
Bana iyi davrandılar.
Bunun bedelini ödeyeceksin.
Bedel ödeyen senmişsin gibi görünüyor.
Gel... Seni eve götüreceğim.
Saklanın!
- Bunlar senin adamların mı? - Hayır. Bu bir tuzak.
Sandokan!
Anne!
Anne!
- Brooke bize ihanet etti. - Brooke değildi.
O zaman kimdi?
Görünüşe göre birileri polise bizden daha fazla para ödüyor.
Singapur'dan ayrılmalıyız, artık bizim için güvenli bir yer değil.
Acele edin, bizi merak etmeyin. Biz hallederiz.
Kendinize dikkat edin.
Brunei'ye bir mesaj gönder.
Takas gerçekleşmedi ama kız hâlâ hayatta.
Seni kim gönderdi?
- Haji! - Lütfen yardım et.
Lütfen yardım et.
Faydası yok.
Git oğlumu çağır.
Rotamız nedir Kaptan?
Durumu nasıl?
Üzgünüm.
- Sandokan... - Benim, anne. Yanındayım.
Bir doktor bulacağım.
Seni bana getiren amcamdı.
Seni bir sahilde buldu.
Borneo'da.
Dört, beş yaşlarındaydın.
Yanında kimse yoktu.
Şoktaydın.
Başına ne geldiğini bilmiyordun.
Neler diyorsun anne?
Sen benim oğlum değilsin.
Üzgünüm.
Seni seviyorum.
Sen hayatımda aldığım
en muhteşem hediyesin.
Bunu al.
Bulunduğunda
üzerindeydi.
Kimim ben?
Anne...
Anne!
Anne...
Lamai biliyordu.
Sen
bizden birisin.
Kullanılan karakterler ve sembolizmalar hayal ürünüdür.
Hiçbir yerel halkın kabile teamüllerini temsil etmek
ya da benzetmek gibi bir amaç söz konusu değildir.
Bu tür sembolizmaların ve ait oldukları toplumların
kültürel, ruhani ve tarihi önemini biliyor ve saygı duyuyoruz.
Bu bölüm; profesyonellerin gözetiminde,
güvenlik önlemleri altında çekilmiş olan
potansiyel olarak tehlikeli sahneler içermektedir.
İzlediğiniz eylemleri taklit etmeye veya yeniden canlandırmaya çalışmayın.
Bu dizi kurgusal bir eserdir.
Anlatılan olaylar ve karakterler tamamen yazarların hayal gücünün ürünüdür.
Yaşayan veya ölmüş gerçek kişilerle
veya gerçek olaylarla herhangi bir benzerlik tamamen tesadüfidir.
Bu bölümün çekimleri sırasında hiçbir hayvana zarar verilmemiştir.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.