Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
BORNEO ORMANI, 1816
Yak onu!
Hemen yak!
SANDOKAN KORSAN PRENS
BORNEO, 1841 25 YIL SONRA
- Örümceklerden nefret ediyorum! - Mükemmel.
Kocaman.
Neden ateş ettin? Saldırmayacaktı ki!
O canavar tehlikeli!
Zaten adadaki besi hayvanlarımızı yiyor.
Lütfen artık buralarda dolaşmayalım, baban öğrenirse...
Kendimi koruyabilirim.
Sör William sizinle görüşmek için Singapur'dan buraya kadar geldi.
Rica ediyorum hanımım.
Konuş! Yoksa deniz suyu içersin!
Kaptan! Sancak tarafında bir sal var!
Yardım edin!
Hemen getirin onları!
Hamal olarak kullanırız.
Yardım edin! İmdat!
Yalvarıyoruz!
Yemi yuttular.
Hey!
Size hem kendim hem de
ekibim adına teşekkür ederim.
Arkadaşınız cüsseli, hakkını verelim.
Ama ona ekip demezdim.
Diğerleri nerede?
Denizin dibinde.
Seni daha önce görmüştüm.
O kadar ünlü müyüm?
Sen şu Portekizlisin...
Korsan!
Kaptan Yanez De Gomera, hizmetinizdeyim.
Teslim olun, kimse zarar görmesin!
Teslim olması gereken kim acaba?
MALEZYA KAPLANI
Sen!
Merak etme. Güvendesin.
Dikkatli olun, ambardalar!
- Hepsini öldürün! - Sandokan için!
Kaptan o!
Seni domuz!
Çok kalabalıklar!
- Geri çekilin! İçeri girin! - Geri çekilin!
Teslim olun, söz veriyorum hayatlarınız bağışlanacak!
Bir korsanın sözü mü?
Bu gemi Brunei Sultanının malı...
...ve Majesteleri Kraliçe Victoria'nın koruması altındadır!
Majestelerinin sizin için gözyaşı dökeceğini hiç sanmıyorum!
Tamam! Teslim oluyoruz!
- Nasılsın? - İyiyim. Sadece bir sıyrık.
- Teslim olduk! - Ne utanç!
Lanet olası korsanlar.
Sana borçlandım.
Sana da borçlandım. Adın ne?
Adım Lamai.
Dayak dövmesi var.
Dayak halkından bir erkeğin ormanın dışında ne işi var?
Gücünü topladığında bize anlatacaktır.
Ona biraz su verin!
Kendi gemimiz nerede?
İşte orada.
Bizi almak için tam zamanında geldi.
Kraliçe'nin bizim için ne hazineler sakladığını görelim!
Hazine!
Bu nedir?
Altın yok!
Ming, Afik ve Faysal
bu işe yaramaz çöp için öldüler!
Belki yeni arkadaşımız bunun ne olduğunu bize söyleyebilir.
Nedir bu?
Bize güvenebilirsin.
Bu lanetli bir taş.
Ne için olduğunu bilmiyorum
ama halkım madenlerde bu taş için ölüyor.
Hangi madenler?
Sultanın, atalarımızın ormanlarının altında kazmamızı istediği madenler.
Kutsal ağaçlarımız yok oluyor,
tüm hayvanlarımız ölüyor.
Lanetli olabilir.
Ama İngilizler onu koruyorsa bir değeri olmalı.
Bu gemi nereye gidiyordu?
Bir adadan bahsediyorlardı. Labuan.
Orada İngiltere Konsolosluğu var.
Aklından neler geçiyor kardeşim?
BRİTANYA KONSOLOSLUĞUNUN BULUNDUĞU LABUAN ADASI
Önüne bak asker!
Yeğeniniz konumundaki
genç bir kadının neden henüz evlenmemiş olduğunu anlayamıyorum.
21 yaşına girmiş. Bilmem gereken bir şey mi var?
Gelecek hafta girecek.
Sör William, sizinle tanışmak bir onur.
Sizin aradığım kişi olduğunuzu biliyordum!
Sör William hakkında ne düşünüyorsun? Yakışıklı değil mi?
Ne yakışıklı bir adam!
Lanet olsun, Sani. O kadar sıkma! Canımı acıtıyorsun.
Bu kadar hareket etmek zorunda mısın?
Lanet olsun bu korseye.
Beni boğuyor ve bu ayakkabılar...
Çok güzelsin.
Çayı servis et.
Özel olanı.
Marianne annesini çocukken kaybetti.
Sonra babasıyla yaşamak için buraya geldi.
Onu mükemmel bir hanımefendi olarak yetiştirdiğimi garanti edebilirim.
Lütfen geç kaldığım için beni affedin.
Bir kaplanla uğraşıyordum.
Kaplan mı?
- Evet. Hiç gördünüz mü? - Hayır ama doğayı çok severim.
Aslında, İngiltere'de sık sık tilki avına çıkarım.
Avlanmayı pek sevmem.
Korkma! Alt tarafı bir Thomisidae örümceği.
Zararsızdır.
Her şey çok pitoresk ama İngiltere,
Londra'da ormanlardan çok daha tehlikeli bahçelere denk gelmek mümkün.
Sör William olsun ya da olmasın,
Londra'da nasıl davranman gerektiğini öğreneceksin.
- Londra mı? - Elbette!
Babanın hayatını Tanrı'nın unuttuğu bu yerde
geçirmene izin vereceğini mi sanıyordun?
Örümceği bul.
Sultanın gemisi nerede? Şimdiye kadar burada olmalıydı.
Belki bir fırtına çıkmıştır.
Ya da başka bir şey olmuştur.
Sör William'la tanıştınız sanırım.
- Baba, o... - Çok mu sıkıcı?
Korkunç derecede sıkıcı demek üzereydim.
O artık çocuk değil, Anthony.
Londra'ya döndüğünde bir eş ve anne olarak
düzgün bir hayat sürmesi gerektiği konusunda anlaşmıştık.
O zaman beni zincirlerle sürükleyerek götürmen gerekecek.
Bu ayarlanabilir.
Frances, kızımla konuşmama izin ver.
Sadece ikimiz, lütfen.
Murray...
Sen de çıkabilirsin.
Londra'da gerçekten hoşlandığın bir talip bulabileceğine eminim.
Ama Londra'ya geri dönmek istemiyorum!
Londra'da evlenebilirsin.
Mutlu olabilirsin.
Mutluyum zaten.
Burada.
Seninle.
Sonsuza kadar yaşamayacağım canım.
Bunu keyif alarak yapmıyorum.
Biliyorsun,
annen öldüğünde hayatımdaki tek ışık sen kaldın.
Ama senin mutluluğun her zaman benimkinden önce geldi.
Eğer bu doğruysa...
...kalmama izin ver.
Annem de bunu isterdi, biliyorsun.
Kusuruma bakmayın lordum.
Sultanın gemisi...
Korsanlar tarafından saldırıya uğramış. Limana yeni girdi.
Ne yazık ki bacağı kesmek zorundayız, yara çoktan kangren olmuş.
Marianne, bence gitmelisin.
Yaralılar için yeterli hemşire yok.
Lordum...
Bu, Er Foster.
Korsanların kaptanıyla konuştuğunu söylüyor.
Onu teşhis edebilir misiniz acaba?
Emin değilim. Yüzünü kapatan bir şey takıyordu.
Yanında beyaz bir adam vardı.
Portekizli.
Yanez de Gomera.
O ikisi, bir yıldan uzun süredir
Çin Denizi'ndeki tüm kargo gemilerine saldırdı.
Artık hedeflerinin gemiler olduğunu sanmıyorum.
Labuan'a saldırmak istiyorlar.
Teşekkür ederim hanımım.
Faysal,
bir zamanlar köleydi.
Afik
bir isyancıydı.
Ve Ming sadece bir yetimdi.
Kaybolmuş, kırgın, başıboş gezginlerdi.
Bu gemiye bindiklerinde;
rütbelerini sorgulamayan, ciltlerinin rengini umursamayan,
hangi Tanrı'ya taptıklarını umursamayan,
yeni bir aileyle tanıştılar.
Çünkü bizim inandığımız tek şey
özgürlüğümüzdür.
Dua etmek ister misin?
Hiç dua hatırlamıyorum.
Güneybatı rüzgârı!
Dikkat edin!
Dua için teşekkürler.
Ya da her ne idiyse.
Sadece diğer tarafa geçmelerine yardımcı oldum.
Gerisini Tanrıların nefesi halletti.
Artık özgür olduğuna göre ne yapacağına karar verdin mi?
Halkım özgür olana kadar ben de özgür olmayacağım.
Sultanın gemilerini yağmalamamıza yardım ederek
kaderlerinin intikamı alabilirsin.
İntikam peşinde değilim.
Farklı bir görevim var.
Halkını özgürleştirmek mi? Bu bir görev değil.
- Bu intihar. - Hayır.
Bu, nasıl öleceğini seçmektir.
Daha somut bir şey için ölmeyi tercih ederim.
Seni dövüşürken izlerken ne görüyorum biliyor musun?
Kaplanın ruhunu taşıyan büyük bir Dayak savaşçısı.
Singapur'da büyüdüm.
Orada çok kaplan yok.
Kaplan, ormanın en güçlü hayvanıdır.
En vahşi
ve en yalnız olanı.
Kehanete göre, kaplan sürüyü yönettiğinde
ormanı zehirleyen kötülük yenilgiye uğrayacaktır.
Benim kendi sürüm var, dostum.
Kara göründü!
Ne dersiniz çocuklar?
Bir tüccar gibi görünüyor muyum?
Daha çok bir cariye gibi görünüyorsun, Kaptan!
Labuan'a ben gideceğim.
Her aranıyor posterinde çirkin suratın var.
Ama beni tanımıyorlar.
Kaptan...
Saygın hiçbir tüccar hizmetkârı olmadan seyahat etmez.
Cesaretini zaten kanıtladın dostum.
Ve bunun için
sana ödül.
Teşekkürler Kaptan.
Ama benim ödülüm hayatınızı kurtarmak.
- O zaman geri ver. - Hayır.
Geri ver!
Evet, geri ver!
Geri ver!
İyi bir yalancı! Ama haklı!
Bana iyi bir uşak lazım.
Ben gelirim.
Bu senin görevin değil.
- Neden bana katılmak istiyorsun? - Sen madeni istiyorsun.
Ben de onu çıkarmak için halkımı kimin öldürdüğünü bilmek istiyorum.
Peki tek başına ne yapmanın peşindesin?
Sultanı öldürmenin mi?
Onunla konuşmak istiyorum.
Ama yalnız olmayacağım.
Tanrılar benimle olacak.
Ya dinlemezlerse? Ne yapacaksın? Şarkı söylemeye mi başlayacaksın?
Amma tuhaf adam!
Gerçekten o kadar salak mı?
Hadi, millet. Toplanın.
Bu minerali nerede sakladıklarını bulduğumda...
...Labuan depolarını boşaltacağız.
- Ve... - Ve?
Ne olacağız?
- Zengin mi? - Zengin!
- Ne olacağız? - Zengin olacağız!
- Filikayı hazırlayın hemen! - Hadi!
Günaydın.
Üzgünüm, kahvaltıya katılamayacağım.
Klinikte beni bekliyorlar.
Yapacak çok iş var.
Hiçbir yere gitmiyorsun tatlım. Valizlerini topla.
Londra'ya geri dönüyorsun.
- Ama... - Konu kapandı!
Karar verildi.
Burası çok tehlikeli.
Doğum gününden sonra ayrılacaksın.
- Marianne! - Bırak gitsin.
Alışacaktır.
Lordum?
James Brooke'dan.
Royalist, Labuan'a doğru yola çıktı.
Umalım da bu korsan avcısı ününü hak eden biri olsun.
Bize oldukça pahalıya mal oluyor.
Hadi!
Topları doldurun!
Hadi, çabuk!
Korsanların gemisi menzil içinde, Kaptan.
Önce filikayı hedef alın yoksa onu elimizden kaçırırız.
- Gemiyle sonra ilgileniriz. - Emredersiniz Kaptan!
Ateş etmeye hazır olun! Filikayı hedef alın!
Kımıldayın! Bütün gün bekleyemeyiz! Acele edin! Topları yükleyin!
Emredersiniz efendim!
İskele tarafı! Yelkenli!
- Ne? - Tam orada!
Bir savaş gemisi!
Durum kötü mü?
Ateş!
- Siper alın! - Herkes yere çömelsin!
Hayır!
Ne yapacağız?
Yapabileceğimiz hiçbir şey yok!
Lanet olsun!
Buradan gidelim! Çabuk!
Neredeyim?
Labuan kliniğinde.
Buraya nasıl geldim?
Seni sahilde buldum.
Bilincin kapalıydı, hipotermi geçiriyordun.
Sen kimsin?
Marianne Guillonk.
Konsolosun kızı.
Nasıl hissediyorsunuz Bay...?
İsmail. Ben bir tüccarım.
Ne olduğunu hatırlıyor musun? Geminiz nerede?
Korsanlar tarafından
saldırıya uğradı.
Lanet olsun o korsanlara.
Muhtemelen adamlarımızı katleden korsanlarla aynı korsanlardır.
İsabet eden bir gülle beni gemiden dışarı fırlattı.
Mücevherlerinizi almadıkları için şanslısınız.
Fırsat bulamadılar.
- Ama... - Bana kalırsa durum çok açık, doktor.
Bay İsmail, korsanlar tarafından saldırıya uğramış bir tüccar.
Nasıl diyorsanız hanımım.
Bu saldırı hakkında detaylı bilgi edinmek için
babam sizinle konuşmak isteyecektir.
Sabah olunca hizmetkârım sizi kalacağınız yere götürecek.
Selam dur!
Beni tam olarak nasıl koruyorsunuz acaba?
Askerlerim her gün
hayatlarını tehlikeye atarak ticari gemilerinizi koruyorlar.
Askerleriniz yetmez.
Majestelerinin filosu nerede?
Britanya filosu şu anda Çin'de,
afyon savaşlarında görev alıyor.
Kraliçe'm Majestelerinin
öncelikleri var.
Sözleşmemizi hatırlatayım.
Madenlerimden çıkan antimon karşılığında sizin sağlayacağınız koruma.
Siz yapamayacaksanız
Hollandalılardan isteyebilirim,
Konsolos!
Hanımım...
Sizi görmek devlet işlerimin yükünü hafifletiyor.
Majesteleri...
Sizi Bay İsmail ile tanıştırabilir miyim?
Kendisi de korsanların kurbanlarından.
Saygıdeğer Sultan hazretleri...
"Majesteleri" demenizi tercih ederim.
Sizinle tanışmak bir zevk Bay İsmail.
Görüyorum ki çok daha iyisiniz.
Kızınızın ilgisi sayesinde.
Evet, kızımın gayreti takdire şayan.
Size saldıran şu korsanlar...
Kaç kişi olduklarını söyleyebilir misiniz?
Başlarında kim vardı?
Fazla hatırlamıyorum.
İyi silahlanmış bir korsan gemisi tarafından ani bir saldırıya uğradık.
Ben gemiden düştüm.
Evet, evet. Sizin geminiz ne taşıyordu?
İpek.
Çin Denizi'nin en iyi ipeği.
Korsanların sadece altınla ilgilendiğini sanıyordum.
Korkarım Borneo madenlerinde fazla altın kalmadı.
Geriye çalacak ne kaldı?
Antimon mu?
Ne işe yarar ki?
İleri teknoloji.
Yüksek sıcaklıklarda erimez.
Endüstriyel makinelerin hassas parçalarında kullanılabilir.
- Motorlar, mermiler... - Ders bitti mi?
Evet, tabii ki, evet.
Kızımı Londra'ya götürecek
gemi gelene kadar misafirimiz olarak kalacaksınız.
Yol üzerinde Singapur'da duracak.
Babanız Londra'dan bahsettiğinde
yüzünüz asıldı.
Gözünüzden hiçbir şey kaçmıyor.
Londra'nın nesi var?
Londra ile ilgili güzel anılarımın hepsi...
...annemin hayatta olduğu döneme ait.
Bu hissi anlayabiliyorum.
Babamı hiç tanımadım.
Belki bana adayı gezdirebilirsin?
Buradan ayrılmak istememenizi anlıyorum. Burası çok güzel.
Labuan'ın en sevdiğim yeri burası.
Vahşi.
Kirlenmemiş.
İlk geldiğimiz zamanki gibi.
Londra'da ayrıcalıklı bir hayat sürerdin.
Hayatını başkaları yönetiyorsa ayrıcalığın ne anlamı var ki?
Üzgünüm.
- Nankör olduğumu düşünüyorsunuzdur. - Hayır, hiç de değil.
Özgürlüğün bedeli olduğunun farkındasınız.
"Özgürlük arzusu neden kederle cezalandırılır?"
Shakespeare biliyor musun?
Bir yerlinin Shakespeare biliyor olması seni şaşırttı mı?
Özür dilerim, öyle demek istemedim...
Singapur'da büyüdüm. Orada da okullar var.
- Senin adamlarından biri mi? - Hizmetkârım.
Hâlâ hayatta.
Onu kliniğe götürelim.
İyileşmesi mucizelere kalmış.
Korsanlar...
İnsan çalarak ve öldürerek nasıl yaşayabilir?
Bu, özgür olmak için ödedikleri bir bedel.
Benim asla ödemeyeceğim bir bedel.
Ayrıcalıklar sana bunu sağlar.
Sakin ol dostum.
Her şey yoluna girecek.
Bize yardım et...
Onlarla savaşmamıza.
Seni anlamıyorum.
- Beni mi çağırdınız hanımım? - Bu, Bay İsmail'in hizmetkârı.
Senin dövmene benzer bir dövmesi var.
Belki onun neler dediğini anlayabilirsin.
Sen bir Murut musun?
Evet...
Sen de öylesin.
Yapmamız
gereken...
Ne dedi?
Benim kabilemdenmiş.
Bu gece yanında kalacağım.
Tutun!
Filikaları indirin.
İki tane tutsaklar, bir tane de Hita ve benim için.
Bagajım hazır mı?
Evet, Sahip. Almalarını söyleyeceğim.
Pekâlâ, üç filika.
İki tane tutsaklar, bir tane de Kaptan ve Hita için!
- Anlaşıldı mı? - Evet, efendim.
Güzel.
Portekizli işimi çok zorlaştırdı.
Onu iki gün boyunca kovaladım.
Peki ya liderleri?
Kovalamaca başlamadan önce bir filika batırdım.
Eğer o filikadaysa şimdiye kadar balık yemi olmuştur.
Bu, Sultanı biraz olsun memnun edecektir.
Hollandalılar şanslarına küssünler.
Şerefe.
Şerefe.
Kaptan...
Sizinle tanışıp teşekkürlerimi sunmak istedim.
O haydutları yakalamanız hepimizi daha güvende hissettirdi.
Öyle değil mi baba?
Tatlım, senin için en güvenli yer Londra.
Kaptan Brooke, sizi kızımla tanıştırayım.
Marianne.
Neden size Labuan'ın İncisi dediklerini şimdi anladım.
O korsanlara ne olacak?
Baban, ibret olması için onları asacak.
Doğum gününden sonra, tatlım.
Partinden önce korsan asacak değiliz.
Bana hapishaneye kadar eşlik eder misiniz?
O korsanları yakından görmek istiyorum.
Korsanların gözlerinde ne görmeyi bekliyorsunuz?
Yaptıkları şeyleri neden yaptıklarını görmeyi.
Sol, sağ, sol, sağ, sol, sağ...
Ölmüş.
Solunum yetmezliği gibi görünüyor.
Tuhaf.
Dün durumu iyiye gidiyordu.
Ben Çavuş Murray.
Lütfen kapıyı açın.
Beni takip edin.
- Nereye gidiyoruz? - Hapishaneye.
Neden?
Lort Brooke sizinle görüşmek istiyor.
- Korsan avcısı James Brooke mu? - Aynen öyle.
Ateş et!
Seni öldürmeye çalışan korsanları
yakından görmek istersin diye düşündüm.
Tabii. Teşekkürler.
Bu adamları tanıyor musun?
Onlara iyice bak.
Ayağa kalk!
Sen! Yaklaş, ışığa doğru.
Onlar.
Boğazını kesmeliyim.
Bunu yüzüme söyle.
Korkak.
Bu kadar yeter!
Onları asmamız gerekiyor, tercihen canlı olarak.
Gelin.
Neye bakıyorsun?
Yarın ölmüş olacağım.
Gelin!
Aferin!
Bu gerekli miydi?
Sol, sağ, sol, sağ, sol...
Özür dilerim. Öfkeme yenik düştüm.
Sizinle ilgisi yok.
O çocuk yüzünden.
Benim yaşlarımda olmalı.
Ve asılacak.
Babanızdan onu affetmesini isteyebilirsiniz.
Merhamet, kazananların ayrıcalığıdır.
İçeride pek merhametli davranmadınız.
Tepkinizi anlıyorum.
Bir tüccarın hayatı risklerle dolu, değil mi?
Korsanlar işinizi çok zorlaştırıyor.
Kargonuzun değeri ne kadardı?
Yüz rulo ipek.
Java'da en az 500 altın pound ederdi.
Tuhaf...
Korsanların gemisinde hiç ipek bulamadık.
Muhtemelen benim gemimi saklandıkları yere göndermişlerdir.
Belki gemini bulabiliriz.
Adı neydi?
İbis.
Sol, sağ, sol, sağ, sol...
Uyuyamıyorum!
Durumu nasıl?
İyi değil.
Ağrıya dayanamıyorum!
Hizmetkârınızı önemsiyorsunuz.
O, iyi insanlardan biri.
Kabilemiz ormanda yaşıyor.
Nasıl oldu da sizin geminize geldi?
Denizin nasıl bir şey olduğunu görmek istedi.
Yine ahırları temizlemeye mi gittin?
Ben de resmî yemeklerden nefret ederim.
Sizin onurunuza verilenlerden bile mi?
Özellikle benim onuruma verilenlerden.
Yalancının tekisin.
En azından seni gülümsetebildim.
Hepinize bir sorum var.
Britanya'nın dünyanın en büyük,
en güçlü imparatorluğunu kurmasını sağlayan neydi?
Bilim.
Ahlaki üstünlük.
Tabii ki donanma.
- Hepsi doğru cevaplar, evet ama... - Serbest ticaret.
Aynen öyle.
Ve şimdi korsanlar bunu tehdit ediyor.
Pazarın kanunları doğanın güçleri gibidir.
İlahi emirler vardır.
Bu nedenle, bu korsanların ölümleri
benim elimden olmayacak.
Hayır. Görünmez bir elden olacak.
Özgürlüğün ruhunun eli.
İlahi adaleti tecelli ettiren,
bizi, Çin Denizi'nin
en tehlikeli korsanlarından koruyan isim, Lord Brooke!
- Lord Brooke! - Brooke!
Lord Brooke.
Ve yarın, sizin onurunuza
adamıza kâbus yaşatan kaplanı avlayacağız.
Tüccarı da davet edelim mi?
Bunun iyi bir fikir olduğundan emin değilim.
Şey...
Ateş etmeyi bilmiyor olabilir.
Göreceğiz. Avcılık çoğunlukla insanların gerçek doğasını ortaya çıkarır.
Doğru.
Evet.
Bu nazik jestin için teşekkürler, Brooke.
- Brunswick, değil mi? - En son model.
Yivli namlu, tek atış. Basit ve ölümcül.
Bir meydan okuma öneriyorum.
Eğer kaplanı ben yakalarsam
partinde ilk dansı bana lütfedeceksin.
Ne bahis severim ne de avlanmayı.
En iyisi tüccara meydan okuyayım.
Seninle dans etmek isteyeceğini sanmıyorum.
Ona ben götürürüm.
Demek kabul ettin.
Avlanmayı sevmediğini sanıyordum.
Sevmiyorum.
Baban ısrar etti.
Kaptan Brooke da öyle.
Reddetmek kabalık olurdu.
Kendine iyi bak.
Toparlanın!
Hadi bakalım beyler, gitme zamanı.
Gözlerim...
Göremiyorum!
Şunu iç.
Kimsin sen?
Sani.
Tali Aran ve Gadma Nursi'nin kızı.
Sani...
Gerçekten sen misin?
Seni götürdüklerinde daha çocuktun.
Avlanmaktan haz etmemene rağmen
ormana hiç de yabancı değilsin.
Ben burada büyüdüm.
Kaptan...
Meydan okumanı kabul ediyorum.
Bu kaplan mutlaka ölecekse
bari bir amaç uğruna olsun.
Eğer kazanırsam
babamdan en genç korsanı affetmesini isteyeceksin.
Bir tür güç ve merhamet
gösterisi olarak.
Eğer öldürmek zorundaysam bunu savaşta yapmayı tercih ederim
ama babanın başka sorumlulukları var.
Merhametin övgüye değer olsa da
politika tamamen farklı bir konudur.
Erkek işi.
Hiçbiri de bana nutuk atma fırsatını kaçırmaz.
Ebeveynlerime ne oldu?
Öldüler.
Peki ya kardeşim?
Köle...
Madenlerde.
Yani...
Afan yaşıyor.
Onları kurtarmaya çalıştım. Başaramadım.
Ama Murut halkı
hâlâ orada.
Ormanın koruması altında.
Sabang Nehri'nin yakınında.
Kobra dişi.
Bunu sadece savaşçılar takar.
Artık sen de bir savaşçısın.
O yüzden beni dinle.
O adam hayatımı kurtardı.
Tüccar mı?
O tüccar değil.
O bir korsan.
Korsan mı?
O güçlü bir savaşçı.
İçinde kaplanın ruhunu taşıdığı
kocaman bir yüreği var.
Bu savaşçı, halkımızı özgürleştirmemize yardım edebilir.
Ama nasıl?
Kaplana...
...güven.
Lamai?
Lamai?
Yolun açık olsun.
İyi misin?
İyiyim...
Görünüşe göre ilk dansı bana borçlandın.
Çok cesursun, tüccar.
İzninle...
Kullanılan karakterler ve sembolizmalar hayal ürünüdür.
Hiçbir yerel halkın kabile teamüllerini temsil etmek
ya da benzetmek gibi bir amaç söz konusu değildir.
Bu tür sembolizmaların ve ait oldukları toplumların
kültürel, ruhani ve tarihi önemini biliyor ve saygı duyuyoruz.
Bu bölüm; profesyonellerin gözetiminde,
güvenlik önlemleri altında çekilmiş olan
potansiyel olarak tehlikeli sahneler içermektedir.
İzlediğiniz eylemleri taklit etmeye veya yeniden canlandırmaya çalışmayın.
Bu dizi kurgusal bir eserdir.
Anlatılan olaylar ve karakterler tamamen yazarların hayal gücünün ürünüdür.
Yaşayan veya ölmüş gerçek kişilerle
veya gerçek olaylarla herhangi bir benzerlik tamamen tesadüfidir.
Bu bölümün çekimleri sırasında hiçbir hayvana zarar verilmemiştir.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.