Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
GECE MÜDÜRÜ'NÜN ÖNCEKİ BÖLÜMÜNDE
Resmî bir otopsi olmayacak, ölüm kaydı yok.
Kimse bilmeyecek, ailesi. Danny bile.
Baban onu esir alanlar tarafından infaz edildi.
Ama şefim sevkiyat listesini istiyor.
Şefin ne istediğini biliyor.
Bir ordu kuruyorum. Kiralık askerler.
Teddy, Richard Onslow Roper'ın oğlu.
Aile işini devam ettiriyor.
Limanda bir yükünün durduğunu biliyorum ama oynadığım oyunu biliyorum.
El koyduğun sevkiyatta kaçak İngiliz silahları bulunuyor.
Elim kolum bağlı.
Ne olduğunun kanıtını getirirsem
ellerin çözülür mü?
Sevkiyata dair kanıt lazım ve onu almama sen yardım edeceksin.
- Bu lazım değil miydi? - Evet.
- Beni tanımıyorsun. Hiç tanışmadık. - Tamam.
Bay Hanson, Dos Santos'a tam anlamıyla güveniyor musunuz?
Kesinlikle José, benim eski dostum.
Beni hiç üzmedi ve üzmeyecek de. Bu işi yapacak mıyız?
PAU. FRANSA
Anne, oynayabilir miyim?
Evet ama çok değil. Uzağa gitme.
Baban gelince yemek yiyeceğiz.
KAHİRE VARLIK İDARESİ'NDEN GÜVENLİ BİR MESAJINIZ VAR.
KAHİRE VARLIK İDARESİ GİRİŞ YAP
Siktir.
YENİ MESAJ
NEDEN BANA YALAN SÖYLEDİN? PINE
GECE MÜDÜRÜ
JOHN LE CARRÉ'IN ROMANINDAN UYARLANMIŞTIR
GIRARDOT. KOLOMBİYA
- Ne var? - Üzgünüm. Rahatsız etmek istememiştim.
Işığı geri aç lütfen.
RIVER HOUSE. LONDRA. İNGİLTERE
GİZLİ DOSYA LIMPET OPERASYONU - REX MAYHEW
ANDREW BIRCH UİT - İŞE ALINAN AJAN
Mayra, Kolombiya macerasında bir pürüz var mı diye aramıştım.
- Hiç pürüz yok. - Güzel. Öyle kalsın.
OLAĞAN DIŞI HAREKETLİLİK ALGILANDI İNCELE
Günaydın.
İlginç bir şey var mı?
Kedi videoları.
Yorgun gibisin.
İyi uyuyamadım. Çocuğum sağ olsun.
Hiç yaşamayacağım bir dert.
Lüksemburg hesabıyla ilgili bir isimden bahsetmiştin ya?
Andrew Birch'tü, değil mi?
Evet ama ben söylemedim. Sen söyledin.
Evet. Öyleydi.
Siktir.
MEDELLÍN. KOLOMBİYA
Ofisini kontrol ettim.
Bütün gün evden çalışıyor.
Arkadaşlarımızdan onay aldık, yerine geçecek kişi hazır.
Öğleden sonra geleceğim, gözden kaçırma.
Tüm çıkışlar kontrol altında.
Saçmalık istemiyorum, tamam mı?
Tabii ki Şef.
Güzel.
Hey, hey!
Sizi canavarlar.
Fatima yapardı.
Onu gönderdim.
Kahve ister misin?
Evet. Çok iyi olur.
- Tamam. - Teşekkürler.
Bir dakika.
Çok etkileyici.
- Nereden öğrendin? - Oaxaca'da yapardım.
Çocuklar için.
Şanslı çocuklarmış.
Tamam.
Güzel olmuş.
Değil mi?
Tüm bunlardan sonra ne olacağını
konuşmak istiyorum.
Burada olmaz.
Tamam.
Biraz gezmeye ne dersin?
- Emin misin? - Hatırlıyor musun?
Sanırım.
Yarışalım.
Tanrım, keşke şunu yapmasan.
Pis bir alışkanlık.
Bu tepelere...
...ilk bakan İspanyol olmayı
hayal edebiliyor musun?
Nasıl da özgür hissetmiştir.
Sonsuz olasılık.
Şimdi ise hapishanem oldular.
Günde bir kez çıksam şanslıyım.
Aynı lanet lokantada buluşma, biraz sohbet, çok pişmiş et,
sonra da hırsız gibi geri dönüş.
Bu değişecek.
Hiçbir şeye kesin gözle bakmayalım.
Artık nakit sıkıntımız kalmadı.
Hong Kong'lu yatırımcı.
Para aklaması gerekiyordu.
İşi bitti. Bu sabah onu Paris uçağına bindireceğim.
Ona ne anlattın?
Hiçbir şey.
Savcı bugün ölecek.
Yenisi hesap blokelerimizi kaldırıp yükü salacak.
José Cabrera'ya teslim edeceğiz.
Suriyeli alacaklıların parasını alır
ve üç güne özgürlüğüne kavuşursun.
Ama...
Sonra ne olacak?
Ne demek "ne olacak"?
Hayatın boyunca Gilberto Hanson olamazsın.
Hayır, olamam.
Yani?
Ne olsun istiyorsun?
Hatırlıyor musun?
Altı yıl önce Kolombiya'ya dönmüştün.
Tabii. Üstümdeki tişörtten başka bir şeyim yoktu.
Ben de geldim.
Herkes beni terk etmişken o güzel siyah arabanla
senin her yıl
manastıra geldiğin gibi.
Sen benim evladımsın.
Öyle miyim?
Her şey bittiğinde
dünyanın beni tanımasını istiyorum.
Tamam. Bu işi bitireceğiz ve birlikte yeni bir plan yapacağız.
Bu kıtaya hükmedebiliriz.
Yeni fatihler.
Amerika'nın Kralları.
Ama bu olana dek Teddy, yükü José Cabrera'ya sağ salim teslim et.
Gecikme ve hata istemiyorum.
Bay Whistler. Uçuşunuz nasıldı?
Sizi almak için bir araba bekliyor.
Konuşulacak çok şey var.
Martín, gitmeliyim. Sen kal. İzlemeye devam et.
O evdeki adamın niyetini öğrenmem lazım.
Tamam.
Sağ ol.
MAYFAIR KULÜBÜ. LONDRA
Sağ ol. Burası iyi.
İyi akşamlar Bay Holywell.
Misafiriniz salonda bekliyor.
Ne misafiri?
Adam, nasılsın?
Teknik Birim Şefi Basil Karapetian. Mayra'larda karşılaşmıştık.
- Kokteyl partisinde. - Evet. Hatırladım.
Dün geceyle ilgili. Holland Park'taki buluşma.
Ne buluşması?
Sandy Langbourne ile.
Anlaşılan evde telefonun açıkmış,
yani konumun o bölgeye izlenebiliyor.
- Kaçınmak istediğimiz şey de tam bu. - Ama ben... Hayır.
Yemin ederim ki kapattım.
Mayra bu tip konularda çok hassastır.
Kolombiyalı Şef gevşekliği hoş görmez,
Jaco Brouwer'ın da öğrendiği gibi.
Mayra biliyor mu?
Henüz bir şey demedim.
- Bir şeyler içelim mi? - Olur.
Pekâlâ Alejandro.
Gösteri zamanı.
Galiba kayboldum. Teleferik nerede, biliyor musunuz?
Teleferiği biliyor musunuz?
Şey...
Tren gibi ama havada.
- Ben... - Üzgünüm, bilmiyorum.
- Acaba... - Hayır. Git artık.
- Yürü. - Acaba...
Rehberime göre Kolombiyalılar sıcakkanlı insanlarmış.
Bundan sonra yeniden yazmalarını isteyeceğim.
- Evet? - Merhaba bay Ellis.
Havaalanı ulaşım. Neredesiniz?
Oteldeyim. Bavulumla hazırım.
Orada kal.
Geliyorum.
Beyefendi, lütfen hızlı gidebilir miyiz?
Bir saniye.
Selam.
Hazırım demiştin.
Hazırım. Duş aldım da.
- Çok sıcak. - Her şey tamam mı?
Her şey tamam.
Tüm gece burada mıydın?
Elbette. Oda servisinden çizburger söyledim.
Biraz ılıktı ama ölmedim.
Teddy,
ne yapıyorsun?
Toplan hadi. Gidiyoruz.
Tamam.
Lort Langbourne.
Gözlerime inanamıyorum!
Selam Dicky.
Epey yol geldin.
Görev aşkı.
Umarım birinci sınıfla geldin.
Eski mahkûmlara özel tarife.
Çalışanlar senden şarap aldığımı sanıyor.
Şili Cabernet. Eski bağlardan. Şimdilik kucaklaşma yok.
Buyur.
Geldiğimi kim biliyor?
Sadece birkaç kişi.
Öyle kalsın, olur mu?
Söylesene, böyle bir işe nasıl bulaştın?
Doğru.
- Üniversitede. - Öyle mi?
Yakışıklı bir öğretmen işe aldı.
Tanrım.
Hiç mi durup düşünmedin?
Bir saniye bile.
Terapistim, eğer ona dişçi olduğumu söylememiş olsaydım,
muhtemelen bana göçmen bir ailenin çocuğu olduğumdan
yerlileri etkileme takıntısıyla lanetlenmiş olduğumu söylerdi.
Buna içilir.
Ya sen?
Mayra iletişime geçti. Singapur'dan dostuz.
Adres defterim lazımmış. Kolombiya'da bir iş çeviriyormuş.
Maliyetli bir iş.
Sen ciddi misin?
Yatırımcılarımın birkaç yüz milyon karşılığında
ellerine bir ülke geçecek.
Bakır, petrol, lityum.
Tam bir altın yumurtlayan tavuk, değil mi?
İlk kez yapıyorum.
Rüşvet vermişliğim,
çıkarım için leke sürmüşlüğüm var.
Ama rejim değişikliği...
...finanse etmek mi?
Alacakaranlık dünyasına hoş geldin.
Kes şunu.
- Bir tane daha? - Maalesef gitmem lazım Adam.
- İçki için teşekkürler. - Sahi mi?
Harikaydı.
Telefonunun temiz olduğundan emin olmalıyım.
Resepsiyona bırakacağım ve Mayra'ya tek kelime etmeyeceğiz.
Tamam.
- Hadi. - Memnun oldum.
- Ben de. - Memnun oldum.
- Kes şunu. - Kes şunu.
Sağ ol Teddy.
Kendim giderim.
Ne yapıyorsun?
Teddy?
Dün Cartagena'da
çok şey söyledim.
Bu senin sorunun, benim değil.
Ben sana bir tehdit değilim.
Dostunum.
Kapılara kadar geleceğim.
Dört numaralı kapı. İyi uçuşlar.
Teşekkürler.
Fransa'ya git Matthew.
Kızına kavuş
ve benimle tanıştığını unut.
Bu pek kolay olmayacak.
Senin için dua edeceğim Eduardo.
Teşekkürler.
Beni? Savcıya doğru git, ben de yoldayım. Görüşürüz.
Acil bir durumum var.
Affedersiniz.
Lanet olsun, bir yüzmek isterdim.
Timsahlar da isterdi.
Anlamadım, ne?
Sahil şu kadarcık.
50 metreyi daha hızlı yüzersin.
Bir şey içer misin?
Buradaki brendi fena değil.
Halkın sevdiği anasonlu bir içki var ya da rom içebilirsin.
Hayır, brendi iyi.
Fats, tatlım. Bay Whistler için brendi ve soda getirir misin?
Ben çay alırım.
Evet.
Demek seni saldılar.
Sanırım kabul gören terim "şartlı tahliye".
Gece vakti diş fırçası ve düğümlü çarşaflarla kaçma yok mu yani?
Beni üzdün.
Caro nasıl?
Hiçbir fikrim yok.
Sadık bir eş gibi beni ziyaret etmedi.
Eaton Square'deki evi de üstüne aldı.
Aferin ona.
Yürekli kadındı.
Öyle de denebilir.
Battersea'de daire tutmam gerekti.
Bir kalbim olsaydı parçalanırdı.
Nasıl başardın Dicky?
Açıkçası sandım ki...
Ne sandın?
Anladın işte.
Yas tuttun mu?
Evet, tuttum.
Broşürü göstersene.
Cesedini teşhis ettin.
Gözümün içine baktın.
- Ne yaptığımı biliyorum. - Neden?
Niye yalan söyledin?
Teşhisten önceki geceydi.
Boktan bir otel vardı ya?
Terasta oturuyorduk.
Geç olmuştu ve yatacaktım.
Odama girdi.
Merhaba Angela.
Konuşacak zamanın var mı?
Rehincileriyle pazarlık yapmıştı.
Nasıl kurtulacağı, borcunu nasıl ödeyeceği falan.
300 milyon dolar.
Onu ölü ilan edip River'dan emekli olmam gerekti.
Onu geri çevirirsem
ikimizi de orada öldüreceğini
ve Londra'daki çocuğumu öldürteceğini söyledi.
Dediğini yaptım.
Çöldeki tiyatrosunda yerimi aldım.
Siktir git.
Londra'ya dönüp Rex Mayhew'e söyledim.
Rex... Biliyordu.
Roper'ı ve tüm o şerefsiz ortaklarını çökertmek için fırsatımızdı bu.
Londralı yatırımcılar, yozlaşmış River,
siyasetçiler, tüm çürümüş pislikler.
Ama sonra Roper yer yarıldı içine girdi.
Nerede olduğunu bilmiyorduk,
ta ki Mayra Cavendish, River'ın başına geçene dek.
Hükûmet tarafından tam bir cadı gibi başımıza geçirildi.
Peki ya Kolombiya bağlantısı? Miami'li o kız?
Roper'ın kokusunu alabiliyordum.
Neden bana söylemedin? Yardım edebilirdim.
Kafaya taktığı kişi sendin.
- Öldüğüne inanmalıydın. - Bana güvenmeliydin.
Gerçeği söyleseydim hayatta kalamazdın.
- Bana ne... - Hışımla saldırırdın.
Şimdiki gibi.
- Her şeyi tehlikeye atardın. - Senin için iki adam öldürdüm.
- Sevdiğim bir kadını riske attım. - Yapmanı istemedim.
Roper, Jed'e işkence yaptı mı?
- Kızım var. - Yıllardır uyuyamıyorum.
- Anladın mı? - Beni İsviçre'de otelde buldun.
Beni sen böyle yaptın ve yalan söyledin.
Seçeneğim yoktu.
İkimiz de ölürdük.
Tüm bunların
sensiz ne kadar zor olduğunu biliyor musun?
Roper, Kolombiya'da darbe planlıyor.
Başarırsa
Suriyeli rehincilerine borcunu ödeyip özgür kalacak.
Sonra Mısır'da yaptıklarımızın bir anlamı kalmayacak.
- Gitmem lazım. - Mesele Roper'dan daha büyük.
İstihbarat kurumumuzda iç savaş var.
Bana daha çok zaman tanı.
Bunu yapamam.
Hey!
Oxford'ın 40 km dışında.
16 yatak odası, 200 dönümlük arazi, tenis kortu,
açık ve kapalı yüzme havuzları.
Evet, bir padel kortu için imar izni de var.
O her ne boksa artık.
Mayra hepsini ödeyecek miymiş?
"Küçük bir teşekkür hediyesi." dedi.
Dün akşam hükûmet onayladı.
Sözleşme, Zürih üzerinden Bahamalar'daki bir holding şirketinde.
Mülkiyet zincirini takip etmek imkânsız.
Mayra'yı sevdim.
Burma'daki elçilik partisini hatırlıyor musun?
İçkide hepimize taş çıkardı.
Siktir lan. Sadece sana.
Çetin ceviz bir kadın.
Kafa bulandıran idealleri yok. İyi bir teklifi görünce anlıyor.
Beni kontrol etmeni mi istedi?
İhtiyar hâlâ işe yarar mı, bir bak diye.
Mayra benden bir şey istemedi. Sen istediğin için buradayım.
Emin misin? Anneni bilgilendirmeyecek misin?
Siktir git Dicky, ben gammaz değilim.
O zaman ikramiyemi ver bari.
İşte.
ROPER - RICHARD, ONSLOW İNGİLİZ VATANDAŞI
"Yeryüzünde bundan daha güzeli yok."
Bunu bizzat kendisi söyledi
- Bir İngiliz olmasının - Bir İngiliz olmasının
Bir övünç kaynağı olduğunu
- Bir - Bir
- İngiliz olmasının - İngiliz olmasının
Evinde yok.
Tüm binayı aradım. Nereye gitti, bilmiyorum.
Buna nasıl izin verdin? Sen aptal mısın?
Onu hemen bulacaksın!
Lanet olsun!
Ben Max.
İyi misin?
İyiyim. Ya sen?
Evet, sayılır.
Ben Alejandro.
- José Cabrera'yı tanıyor musun? - Tabii ki.
O piç bu ülkede inşa ettiğimiz her şeyi yok etmek istiyor.
İngilizler adamı destekliyor.
Hükûmetimiz burada rejim değişikliğini finanse ediyor
ve bunu durdurmalıyız.
- İhtiyacın olan listeydi, değil mi? - Evet.
Yüksek Mahkeme Başsavcısı'nı arıyorum.
Sevkiyatı açma yetkisi onda.
- Güvenilir mi? - Herkesten çok.
Consuelo Arbenz'in ofisi. Ben Arturo.
Arturo, ben Alejandro Gualteros. Consuelo ile konuşmam gerekiyor.
Şu anda müsait değil.
Ona acil olduğunu söyle.
Üzgünüm Alejo, bu imkânsız.
Beni dinle.
Şu anda Cartagena limanında gizli bir İngiliz silah sevkiyatı bekliyor.
Cabrera ailesine teslim edilecek.
- Aman tanrım. - Elimde kanıt var.
Ama bugün Consuelo'yla bizzat görüşmem gerekiyor.
Seni geri ararım.
Tamam.
Teşekkür ederim.
Ne dedi?
Geri arayacağını söyledi.
Ne zaman?
Bilmiyorum. Umarım yakında.
Döndüler.
Gelin buraya canlarım. Hadi! Gelin!
Evet!
Bu Chloe. Şu ikisi de Ronnie ve Reggie.
Mayorka'dakilere ne oldu?
İspanyol polisi gazla öldürdü. Bir şey kanıtlamak ister gibi.
Bunlar benimle gelecekler, değil mi?
Evet.
Evet. Bir köpeğe güvenebilirsin.
İmparatorluğu yeniden kurma fikri ne zaman aklına düştü?
Suriye'de, çöldeki kodesimde.
Yerin yaklaşık iki metre altında, kumda bir çukurda kalıyordum
Ahşap merdivenler, boyunun yarısı kadar kapı vardı.
Cehennem gibi sıcaktı.
İlk başta Burr'e, Pine'a,
hepsine karşı intikam hayali kurdum.
Sonra boşa enerji harcadığımı fark ettim.
Beni esir alanları tanımaya başladım,
metanetim ve mizah anlayışımla onları büyüledim.
Kurtuluş yolun bu muydu?
Bir miktar rüşvet ya da rüşvet vaadi.
Teklifi üstlerine ilettim.
Bay Barghati ve dostlarının kaybının
telafi edilmesi.
300 milyon dolar.
Mavi gözlü çocuğun ellerinden aldığı her bir kuruş.
İşte o zaman aklıma o fikir geldi.
İngiltere'nin denizlere
hükmettiği dönemde
bir yurttaş uzak bir sahile ayak basardı.
İhtiyaç anında hazine, altın,
gümüş, elmas bulurdu.
Sonra orduyu getirip
birkaç yerliyi vurur, ticaret yollarını güvenceye alırdı.
Çocuk oyuncağıydı.
Şimdi ellerinde panflütlerle kendi kaderlerini tayin ediyorlar.
Hizmetkâr, efendisinin elinden kayıp gidiyor.
Peki ya bir ülkeyi farklı bir şekilde
ele geçirebilseydin?
Yerel milisi satın alıp silahlandırırsın
ve bir devrim başlatırsın.
Tüm işi çıkarı olan kimse onun cebinden karşılarsın.
Madenler, metaller, petrol...
Üstüne silah tacirlerinden gelen paylar.
İki tarafın da kaymağını alıp
hasadı toplarsın.
Kaosun ticarileştirilmesi.
Başlamak için Kolombiya bariz seçenekti. Burada dostum çok.
Toprak sahibi insanlar.
Şu yeni siyasi oluşum,
José Cabrera'nın yıllardır süren düzenini sarsıyor.
Kendilerini mağdurları yüzünden
mahkemede hesap verirken bulabilirler.
Bunu kimse istemez.
O yüzden de buradayız, değil mi?
Ben José Cabrera'nın devrimi için silah getiriyorum.
Masrafları da Mayra ve yatırımcıları karşılıyor.
Ve burada yapabiliyorsam
her yerde yapabilirim.
Sadece tek bir sevkiyat kaldı Sandy.
Bir tane.
Sonra
evime bununla dönebileceğim.
İşte o zaman gerçekten birlikte iş yapabiliriz.
- Ne oldu? - Savcı elimizden kaçtı.
- Olan bu. - Ne?
Kimsenin yapacağı işe güvenemiyorum.
Teddy. Carrascal üst katta.
Lanet olsun.
Merhaba anne.
Hala çıkmadın mı?
Hayır. Öğleden sonra binip gece Miami'ye ineceğim.
Uzun zamandır yoksun.
Beklediğimden daha uzun sürdü.
Max, Londra'dan bir şey göstermem lazım.
Basil'de Adam Holywell'in altı aylık e-postası var.
Son sevkiyatla ilgili.
PAKETİM NEREDE? EMP 742 SİSTEMİ
40 KM'LİK ALANDA TÜM DEVRELERİ YOK EDER
ÇOK DİKKAT!
Bir şehri komple yok edip savaş çıkarır.
ÇALIŞTIRILINCA 40 KM'LİK ALANDA TÜM DEVRELERİ YOK EDER
Tamam ama beni bekletme lütfen.
Tamam anne.
Tamam. Gitmem gerek. Öptüm.
Patron çağırıyor. Telefonunu ver.
Neden?
Telefonu ver.
- Ne oluyor lan? - Yürü. Hemen!
Hadi yürü. Hadi.
Ne oluyor be?
Gualteros hâlâ hayatta.
Gilberto'nun bunu bilmesi önemli.
Beni dinle Juan.
Gilberto'nun neyi bileceğine ben karar veririm. Tamam mı?
- Ne oluyor? - Ne mi oluyor?
Ne oluyor?
Ben de bunu bilmek istiyorum. Ne oluyor?
Neden bahsettiğini bilmiyorum.
Öyle mi? Emin misin?
Eminim.
Sevkiyat listesi Savcı'nın elinde.
Ne?
Nasıl?
- Bu imkânsız. - İmkânsız mı?
- İmkânsız! - Söyle o zaman,
neden Yüksek Mahkeme Başsavcısı'yla görüşmek istiyor?
- Bu da imkânsız geliyor mu? - Nereden biliyorsun?
Roxana, her yerde dostlarım var.
Ne yapacağız peki?
Sen mi? Hiçbir şey.
Juan dedi ki
Cartagena'daki ofiste seni yalnız bırakmış. Değil mi Juan?
Yani?
Bana yalan söyleme. Lütfen.
Sevkiyat listesini çaldın mı?
Delirdin mi sen?
Sana Rex Mayhew'u verdim.
Londra'da işini çökertecek ekibi sana ben teslim ettim.
Şimdi beni mi sorguluyorsun?
Soruma cevap ver!
Otur ve kıpırdama!
- Benden nasıl şüphe edersin? - Kapa çeneni!
Sakın kıpırdama.
Selam.
Hayvan söz verdiğin gibi ortadan kaldırıldı mı?
Öldü. Programa göre ilerliyoruz.
Güzel. Öğleden sonra irtibat dışıyım.
Mülk işleri.
Sorun değil.
Her şey kontrolüm altında.
- Emin misin? - Eminim.
Tam bir işin ortasındaydım. Sonra arasam?
- Tamam. - Sağ ol.
Chico'yu ara.
Ne yapacağımı biliyorum.
Alo, Arturo?
Harika. Orada olacağım.
Consuelo benimle 15.00'te görüşecek. Parlamento binasında.
Alejandro, beni dinle.
İngiliz bir silah satıcısı var.
Adı Richard Onslow Roper.
Consuelo ile görüştüğünde işin arkasında onun olduğunu söyle.
Onu indirirsen gerisi de gelir.
Tamam.
Kardeşim, baksana!
- Ne var? - Araba kullanabiliyor musun?
- Evet. - Bay Dos Santos'un sana özel bir işi var.
Atla.
Burada iki milyon peso var. Bin.
Sen sür.
Ne oluyor Beni? Ne planlıyor?
Benimle konuşma. Kes sesini.
Gilberto?
Bir sorun var.
Teddy yalan söyledi. Nedenini bilmek istiyorum.
Tamam.
Savcı hâlâ hayatta.
Sevkiyat listesi de elinde. Ama sorun yok.
Nasıl sorun yok?
Bu nasıl oldu?
Bolaños'un kızı olabilir.
Belki birileri ona ulaştı.
Kim? Kim biliyordu?
Sorun yok.
Eduardo'nun planı var.
Bu işi bitireceğiz, tamam mı?
Juan, sorun ortadan kalkmadan bana sorun yok deme.
Çünkü dersen seni çığlıklar içinde lime lime köpeklerime yem ederim.
Gidelim.
Acil durumlar için.
Sorun mu var?
Sadece...
Operasyonla ilgili bazı aksaklıklar.
Düzgün adam bulmak zor.
Yerel taşeronlarla sorun. Kimi çalıştırıyorsun?
Eduardo Dos Santos diye birini.
Onu nereden buldun?
Geçerken denk geldim.
Çılgın bir geçmişi var
ama sadık.
Bunlar gibi.
Planı biliyor mu?
Bilmesi gerektiği kadarını.
Her şey bitince ne yapacağız? Onu yanında getirecek misin?
Athenaeum'da Teddy.
Düşünmesi bile korkunç.
Hayır, Teddy çok özgür ruhlu.
Ama ata binerken görmelisin.
Hayranlık verici.
Ama medeni ortama uygun biri değil.
Ondan kurtulabiliriz.
Kolayca hallolur mu?
O işe zamanı gelince bakarız.
Tamam.
Bol şans.
Telefonum nerede?
Annemi arayıp uçağımı
- kaçıracağımı söyleyeceğim. - Olmaz.
Beni, annemi tanıyorsun.
Ne olduğunu anlatmazsam polisi, Florida Eyalet valisini,
hatta Beyaz Saray'ı arayacaktır.
Haksız mıyım?
Eduardo bu konuda ne düşünecek?
Çabuk ol. İzliyor olacağım. Tamam mı?
Teşekkür ederim.
- Evet. - Selam anne. Benim.
Sana bir mesaj bırakıyorum.
Bugün uçağımı kaçıracağım, bil istedim.
Burada her şey karmakarışık. Sandığından da fazla.
O yüzden tüm planları iptal etsen iyi olur.
Bay Alejandro Gualteros?
Evet. Consuelo Arbenz ile toplantım vardı.
Toplantı odası yedide. Beni takip edin.
Sizi bekliyor.
Binadaki bir savcıyla konuşmam lazım.
Adı Alejandro Gualteros.
- Giriş kartın var mı? - Hayır ama ona mesaj ulaştırmam lazım.
- Acil bir durum. - İmkânsız. Giremezsiniz.
Binayı hemen terk etmesi gerekiyor. Ona söyleyebilir misiniz?
- Hangi ofiste, biliyor musun? - Hayır. Dinle...
Vaktimizi boşa harcama.
- Lütfen... - Çekil!
Sizi bekliyorlar.
Ne oluyor burada?
Consuelo nerede?
Sakin olun Bay Gualteros.
Lütfen oturun.
Burası Yüksek Adalet Mahkemesi. Hangi devirde olduğumuzu sanıyorsun?
Lütfen otur ve bana çantada ne olduğunu göster.
Sally, bir sorun var. Adam içeride. İzleniyorum.
Ona ulaşmam lazım.
- Hayır. - Roxana'nın telefonunu takibe al.
- Kapatmam lazım. - Hayır, bekle.
Sikeyim.
DENİZ NAKLİYE MANİFESTOSU
Bunu nereden bulduğunu bilmem gerek.
İsmini hatırlamıyorum.
Belgenin aslı nerede?
Kıçında.
Alın bunu.
Hemen arabaya bin!
- Ne oluyor? - Hemen arabaya bin!
Hadi!
Hey!
Bir dahaki buluşmamız İngiliz topraklarında olacak.
Şömine karşısında, ne bir sivrisinek ne de bir Kolombiyalı.
- Tek malt viskim seni bekliyor olacak. - Speyside, lütfen.
Elbette.
Sandy, döndüğünde yapmanı istediğim bir şey var.
Tabii. Elimden ne gelirse.
Mesele Danny.
Oxfordshire'daki evde yanımda istiyorum.
Annesi ne olacak?
Ona bir teklif yap.
Nasıl yapacağını bilmiyorum, anlamasını sağla.
Evladımın on yılını kaçırdım.
Yatılı bir okulda okuyor.
Çıkar o zaman!
Danny benim ailem.
O benim tek oğlum ve vârisim.
O benim.
Elbette.
Hepsini kandırdın Dicky.
Her birini.
Jonathan Pine...
O saygıdeğer bir rakip ama bir tane hata yaptı.
Ejderhayı öldürünce nefes alıp almadığına bakmalısın.
Gelin hadi. Gelin.
- Sağa dön. - Nereye gidiyoruz?
Sağa dön! Ne diyorsam onu yap!
Çıksana. Hadi!
- Patron, istediğin şeyi getirdim. - Burada ne yapıyoruz?
Hey, hey. Sessiz ol.
Neden teklifimi kabul etmedin?
İşlerimizi çok kolaylaştırırdı.
Neye inanıyorsun?
Ben adalete inanıyorum.
Sen daha çocuksun.
Adam olmana daha çok var.
Biliyor musun?
Cehennemde yanacaksın pislik herif.
Bu piçi de öldür. İşe yaradı ama çok şey gördü.
Orospu çocuğu, beni öldürmek için getirdin.
Hadi! Öldür onu patron!
Siper alın!
Gidelim!
Gidelim! Çabuk!
Onu Şef'e götür, olur mu?
Tamam.
Aç mısın Dicky?
Hayır, sağ ol Fats.
- Evet. - Benim.
Her şey ters gitti.
Hong Kong'lu yatırımcı.
Oymuş. Chico'yu öldürdü.
Kaçtı.
Derhâl fotoğrafını istiyorum.
İyi misin?
Hadi gel!
Alt yazı çevirmeni: Kaan Kasım
Proje Kontrol Sorumlusu Verda Tuna
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.