Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Türkler dediğin kadar varmış.
Bütün köy savunmaya geçti.
Bizi uğraştıracaklar.
Hazır!
Bırak!
Bugün cemaatimizden olmayan birinin cenaze törenindeyiz.
Ama kalbimizdeki yeri hazır.
Vaktinden önce yaratıcısına kavuşan bu Tanrı'nın hizmetkârının
son anlarında ben de yanındaydım.
Gözlerine baktığımda bana şöyle diyordu.
"Benim için üzülmeyin.
Çünkü ben hep olmak istediğim yerdeyim.
Endişelenmeyin.
Tanrı'nın cennetindeyim."
Hatta son sözleri "Artık ben savaşmayacağım.
Şimdi siz benim için savaşacaksınız." oldu.
Hakkında bir şeyler söylemek ister misin?
Decebal'in de hoşuna giderdi.
Decebal'in neyi seveceğini nereden biliyorsun?
Suçu bana yükleme Hasan.
Ben hiçbir şey yapmadım.
Savaşta bir değil, dört canım var.
Dördünden de sorumluyum.
Bu adamlar benim için kendi hayatımdan daha değerli.
Kardeşimi unuttum.
Onu korumayı başaramadım.
Onu koruyamadım.
Çünkü korumak istediğim tek kişi
sendin.
Angelo.
Ne güzel konuştun.
Biz de biraz konuşsak mı?
Tabii ki çocuğum.
-Her zaman memnuniyetle dinlerim. -Burada değil.
Benim de günah çıkarma vaktim gelmiştir belki de.
En son ne zaman günah çıkarmıştın çocuğum?
Hiç.
İlk günahınla başlayalım.
Hepsi aynı Angelo.
15 yaşından beri insan öldürüyorum.
Çok fazla öldürdüm.
Neden öldürdün, çocuğum?
Çünkü sen öldürmemi söyledin.
-Ben… -Kendimi bildim bileli
Allah bana kafirleri öldürmemi emretti.
Sen emrettin, ben itaat ettim.
Öldürme emrinin Tanrı'dan geldiğini nereden biliyorsun?
Doğrusu…
Artık o kadar emin değilim.
O küçük çocuk.
Topo.
Benim çocuğum olabilirdi, Peder.
Şu sizin her zaman öfkeli gezen demirciniz.
Onun çırağı olabilirdim.
O kadın.
O cesur, çılgın, kendine has kadın.
Benim kadınım olabilirdi.
Ama öyle olmuyor, değil mi Peder?
Çünkü o sadece kimi öldüreceğimize değil
kimi seveceğimize de karar veriyor.
Peki sana…
Sana sevmeyi söyleyen sesin
Tanrı'nın sesi olabileceğini
ve sana öldürmeni emredenin de
Şeytan'ın sesi olabileceğini düşündün mü hiç?
Bu doğruysa…
Şeytan şu anda kulağıma fısıldıyor demektir.
"Öldür."
"Öldür" mü?
Kimi?
Decebal'i öldüren kafiri.
-Ama… -El Turco!
El Turco!
Seninle işimiz henüz bitmedi.
El Turco!
-Söyle, ne oldu? -Bunu görmen lazım.
Kamplarından çaldım.
Hasiktir.
Bu bir Alman topu.
Surları yıkar geçer bu.
Ne diyorsun yani?
O topu buraya getirirlerse
ayvayı yeriz.
Ne yapacağız Hasan?
Savaşı onlardan önce kazanmalıyız.
Pençe dediğin beştir, beş anasını satayım.
Bak bize Kaptan. Kaç kişi kaldık?
Birimizi gömdük, diğerimizin de canını almaya savaşa çıkıyoruz.
-Anlıyorum, ben de… -Siktir git Kaptan!
Sen de ne? Sen de ne?
Bir bok anlamıyorsun.
Şu siktiğimin köyünde, Allah'ın unuttuğu dağda dört nala savaşa gidiyoruz lan!
Hasan.
Artık Osmanlı subayı değiliz kardeşim.
Sen sürüldün, biz de azad edildik.
Arkamızda güvenebileceğimiz bir ordu yok!
Tek ailem sizsiniz.
Ben…
sizi de kaybedemem.
"Trento topraklarının mutlak hakimi
Prens Piskopos Francesco di Paullo'ya
Viyana Ejder'i ve Kutsal Roma İmparatorluğu şövalyesi,
naçiz kulunuz
Marco Benedetti di Vicenza'dan.
Buradaki otoriteniz sapasağlam duruyor.
Tebaanız da huzur içinde."
Anladım.
Her şey güllük gülistanlık.
Hayır, değil.
Kocam Rudolph.
Kocamı yaktılar.
Kocan...
Moena'nın yargıcıydı.
Askerlerimiz onu yakarak öldürmüş.
Neden bu kadar aşırıya kaçmışlar ki acaba?
Cadı. Rudolph onu teslim etmemizi söyledi.
Ama sonra Türkler…
Türkler ve cadılar.
Bu belayı çözmenin vakti geldi de geçiyor.
Atları hazırlayın.
Yarın Moena'ya gidiyoruz.
Moena.
Moena, Moena, Moena!
MOENA'NIN MENEKŞE CADISI, 1503'TE YAKILARAK ÖLDÜRÜLDÜ
Hanımefendi.
Arabamı arka tarafa hazırlat.
Sürpriz bir ziyaret yapacağız.
Sevgilim.
Bugün değil.
Bugün göklerden gelen yol gösterici meleğim.
Pekâlâ.
Yol gösterici melek, beni mi özledin?
Hem de nasıl.
Ama buraya onun için gelmedim.
Sevgili babama haber uçurdular.
Yarın buraya geliyor.
Hiç zaman yok. Her şeyi hızlandırmam lazım.
Adamlarına kılıçlarını daha hızlı sallamalarını,
daha fazla öldürüp, daha iyi ölmelerini söyleyebilirsin tabii.
Ama zafer kazanmanın başka yolları da var.
Aklından ne geçiyor?
Canının istediği gibi kes, yak
ve yok et, sevgilim.
Sen köyünü alırken
ben de Trento'nun kapılarının bize açılması için
o kadının kalbini deşeceğim.
Ve şu senin cadıyı yakalayacağım.
Çok dikkatli ol. Hayır, hayır. Bir.
İki.
Tanrım.
Fabricio!
-Elda, neredesin? -Buradayım.
Fabricio, alkol getir. Hâlâ nefes alıyor mu?
Gloria, lütfen kalp atışına bak.
Kalp atışına bak.
Burası.
Gloria! Gloria!
Bu adam resmen canına susamış.
Hattımıza tek başına girdi.
Delik deşik oldu. Adını sayıklayıp duruyor.
Tanrı'nın hizmetkarı ve elçisi…
Prenses Diana'dan.
Çıkarın dışarı.
Bu son vedaysa kardeşlerim.
Dönemezsek geriye
herkesin iyiliği için
yapılacak bir tek şey kaldı elimde.
Siz burada ne dümenler çeviriyorsunuz?
Bilmem gereken bir şey var mı?
Marco'nun karşısına çıkmayı düşündüğümü söylüyordum.
Kampına gidip onu düelloya davet edeceğim.
Beni adamlarının önünde reddedemez.
Kendini öldürtmeye mi gidiyorsun?
Marco'nun adamlarına seni öldürme emri vermeyeceğini nereden biliyorsun?
-Sana tuzak kuracak. -Evet. Ben de o tuzağın tam içine düşeceğim.
Hasan.
Al şunları.
Hasan.
Ne yapıyorsun?
Bana yalan mı söyledin?
Biz aşık değil miydik?
Bugün…
Sana aşık olamam.
Hasan.
Hasan, hadi.
İKİMİZ BU SAVAŞA BİR SON VEREBİLİRİZ.
SENİ ATALARININ YANDIĞI AĞACIN ALTINDA BEKLİYORUM
DIANA
Dur! Dur dedim!
Ben Hasan Balaban!
Harputlu Sancak Beyi…
İkinci Yeniçeri Bölüğü'nün komutanı…
Yeşil Kuşaklı Berzan Bey'in…
tek oğluyum!
Buraya şerefimi kazanmaya geldim.
Bana şereften bahsetme Hasan.
Seni kardeş katili.
Kardeşliğinin canı cehenneme.
Öldürdüğüm o kardeş, beni senden kurtarmıştı.
Gitmeme izin verdi, sonra da sana yıllarca yalan söyledi.
Bir türlü anlamadığım şey şu, Hasan.
Bu hikâyedeki asıl kötü adam sensin.
Bunu nasıl söyleyebilirsin?
Aynı adama baba dedik biz.
Benim babam vardı zaten.
Senin baba dediğin adam
beni kaçırdı.
Birlikte savaştık.
Ama asıl düşman hep sendin.
Babam bana vatan hain dedi, Mete.
Adamlarım yüzüme tükürdü.
Beni kuduz köpek gibi tekmelediler.
Biliyorum.
Düşmanlarınla yaşamak zorunda kaldın.
Yurdun, evin, ailen, şerefin olmadan. Korkunç bir şey gerçekten.
Şimdi anlıyor musun Harput Beyi'nin kahraman oğlu Hasan Balaban,
ben olmanın nasıl bir şey olduğunu nihayet anlıyor musun?
Biz Pençe'yiz.
Haklı davamızdan asla kaçmayız.
Ben…
Osmanlı Yeniçerisi Hasan Balaban…
Trento Şövalyesi Marco Benedetti di Vicenza'yı düelloya davet ediyorum.
Şerefimiz için ölümüne dövüşeceğiz.
Dediğin gibi şerefli bir şövalye misin?
Yoksa hâlâ o küçük, ürkek, iki yüzlü, şerefsiz çocuk musun?
Gün batımında.
Bataklıkta,
teke tek,
ölümüne.
Güneş batmadan onun kellesini getireceğim, Küçük Kurt.
Daha da iyisi…
Göğsündeki o dövmeyi söküp getir.
Buradaki hayat sana erkek gibi dövüşmeyi öğretmiş
ama hayatım savaşı çıkaranlar da erkekler zaten.
Barış sağlamak da bize kalıyor.
Ciddi misin sen?
Biz burada konuşurken siz katiller köye saldırıyorsunuz.
Önce şu düşmanlığı bir kenara bırakalım, değil mi?
Önce bahçedeki zehirli yılandan bir kurtulalım.
Burası senin bahçen olabilir ama bütün ülke bana ait.
Bu şekilde bir yere varamayız.
İkimiz kan dökülmesine engel olabiliriz.
Nasıl?
Türkler, cadılar, hatta bu köy, hiçbiri umurumuzda değil.
Tek derdimiz Trento'ya bir zaferle dönmek.
Bunu bize sen verebilirsin.
Nasıl? Senin için savaşarak mı?
Ne kadar da komiksin.
Ama benim daha iyi bir fikrim var.
Seni Trento'ya götürüp, cadıyı yakaladığımızı söyleyeceğiz.
Sonra seni yargılayacağız.
Mahkemede elini tutacağıma söz veriyorum.
Birlikte sana cadı diyenlere güleriz.
Sonra?
Sonra, Prens
ve onun sevgili kızı köyünüze gerçek bir kahraman gibi girecek.
Savaş olmayacak, köy kurtulacak, herkes mutlu mesut yaşayacak.
Tek yapman gereken benimle gelmek, Gloria.
Karar senin.
Ama acele etmeni öneririm.
Orada sevdiklerin varmış gibi geldi bana.
Hazırlık mı yapıyorsun?
Senin için son bir kere daha avlanacağım Küçük Kurt.
Yakışanı o.
Komutanım, leydimiz geldi, sizi bekliyor.
Şu sesi duyuyor musun Küçük Kurt?
Orman canavarı çağırıyor.
Essamü aleyküm ve rahmetullah.
Essamü aleyküm ve rahmetullah.
Amin.
Ne oluyor?
Siktir.
Siktir, siktir!
Kocaman ulan bu top.
-Ben gidiyorum. -Buraya kadarmış.
Çanı çalın!
Kiliseye!
Hadi çabuk!
Dövmeni söküp Marco'ya götüreceğim.
Çabuk, hadi.
-Marco, gitmemiz lazım. -Skeletwolf'u bekliyorum.
Koca adam, kendi başının çaresine bakar.
Daha acil bir meselemiz var.
Babam gelirse her şey biter.
Senin yerine onun ölmesine sevindim.
Şimdi git. Git ve ödülümü al.
Kardeşim.
Gittiğin yerde
sonunda huzur
bulursun
inşallah.
Asker!
Kılıç çek!
Gidelim.
Peder, isteyenleri kiliseye götür.
Buraya kadar!
Kiliseye gidin!
Sen ne yapacaksın?
Bugün Moena'nın cadısı olacağım,
barbar Türk olacağım.
O şeytanlar kimin için geldiyse o olup, karşılarına çıkacağım.
Artık geri dönemem.
Kızım.
Gloria mı?
Gitmiş midir sence?
Ona bir şey olmaz, değil mi?
Hazır ol!
Ateş!
Elda! Elda!
Elda! Elda!
Duyuyor musun Skeletwolf?
Orman seni çağırıyor.
Çok geç kaldın.
Kazanmak için çok iyi savaşçılara ihtiyacım var.
Benimle misiniz?
Yetişmeye çalış!
Hücum Moena!
Eviniz için savaşın.
Bu onların zaferi kardeşim.
Zafer onların.
Gloria!
Bugün köyün eteklerinde
bir menekşe açtı. Kışa meydan okuyan tek bir çiçek.
Ben de seni o çiçek gibi sevmeye karar verdim.
Senin için koca bir şehre meydan okuyacağım.
Gloria, hayır.
Merak etme,
Bana söylediklerinin tek kelimesine inanmadım.
Ben de kendi planımı yaptım.
Mektubumda hepsini anlatacağım.
Ama önce sebebini söylemem lazım.
Erkeklerin savaşmayı, kazanmayı, kahraman olmayı sevdiğini biliyorum.
Ama tek bir çarpışmayı kazanmak bu savaşın sonu olmayacak.
Kurtlar gelmeye devam edecek.
Mete'ler, Marco'lara dönüşmeye devam edecek.
Ve sizin gibi büyük kahramanların hepsinin isimsiz mezar taşları olacak.
Siz savaşmaya devam ettikçe Topo'lar ölmeye devam edecek.
Savaşın bitmesini istiyorsan
bunu bir kadının yapması gerek.
Yıllar önce kendini ateşe atmaktan korkmayan o kadın gibi.
Senden tek istediğim bana gelmen aşkım.
Gel ve beni kurtar.
Gel, benimle ol.
Seni ateşlerin içinde bekleyeceğim.
Çünkü bugün ve ömrüm boyunca aşkım,
bu hayatta ve tüm diğerlerinde seni sonsuza dek seveceğim.
Orhan Yeniaras'ın El Turco adlı romanından esinlenilmiştir.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.