Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Icelandic
Igbo
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Osmanlı, Viyana'yı kuşatmıştı.
Aylarca süren kuşatmaya rağmen, şehir hâlâ direniyordu.
Savaşın en yoğun günlerinde özel bir yeniçeri birliği surları aşmanın bir yolunu buldu.
Bu birlik, kapıları içeriden açıp, savaşın gidişatını değiştirecekti.
II. VİYANA KUŞATMASININ SON GÜNÜ, 1683
Olduğun yerde kal.
Kalmazsam ne olur?
Beni öldürür müsün?
Biz masum ve savunmasız insanları öldürmeyiz.
Tabii.
Siz masumları ve savunmasızları ailelerinden alır, sonra da onları
ateşe atarsınız.
Yüzünü göster. Kimsin sen?
Bizim kim olduğumuzu
söyleyeyim.
Biz aynı yatağı paylaşan iki çocuğuz.
Neredeyse kardeş gibi.
Kim?
Merhaba kardeşim.
Mete?
Mete sen hayattasın.
Gerçekten sen misin?
Mete.
Kardeşim?
Mete ne yapıyorsun?
Yaptığım şey
intikam almak,
kardeşim.
Mete.
Hepsini öldürün.
Hepsini öldürün!
Sana bir şey soracağım.
Şu adam, Derebeyi.
Sana tuzak kuran o mu?
Evet, o.
Burada onun için mi kaldın?
Burada olacağını bilmiyordum.
Senin için kaldım.
Kalmamalıydın.
Sana git dememin bir sebebi vardı.
Dinlememi mi bekliyordun?
Beni hiç tanımıyorsun.
Sen de beni tanımıyorsun. Ben diğer kadınlara benzemem.
-Hangi kadınlar? -Atın arkasına oturan,
kurtarılmayı bekleyen kadınlar.
Kendi kararlarımı kendim veririm. Hiçbir erkek nasıl yaşayacağımı söyleyemez.
Bekle.
Beklemeyeceğim. Bekleyemem.
Hiç kimseyi.
Çek ellerini üzerimden.
Neden bu kadar korkuyorsun?
Hiçbir şeyden korkmuyorum.
Çek elini.
Gözlerindeki korkuyu görüyorum.
Kimden korkuyorsun?
Benden mi?
Kardeşlerim nerede Hasan?
Amcalarım nerede?
Babam nerede?
Bir yerde olmaları lazım.
Onlarla hiç tanışmadım.
Babamın gidişini göremedim.
Ama bir gün gitti işte.
Bana son bir kez bakıp,
çekti gitti.
Senden korkmuyorum.
Senin de gideceğini biliyorum, o kadar.
Biri var.
Kımıldama.
Bırak ulan beni!
Bırak ulan beni!
Ne yapacağım şimdi ben bu hatunu?
Hasan!
Hasan.
Bırakacaksın.
-Senin ağzına... -Gloria dur.
-Dur, dur, dur. -Sevdim bu kızı.
Bunlar…
Benim kardeşlerim!
Decebal.
Guido.
Yedder.
Yani şimdi bunlar senin silah arkadaşların
ve seni bulmak için Osmanlı ordusundan firar ettiler, öyle mi?
Bir kardeşimizi bulduk,
geriye biri kaldı.
Balaban'ın gördüğü gerçekten oysa.
Kardeşlik bir tarafı kalmamış onun.
İki ay önce
siz şehir kapısında bekliyordunuz.
Ben tünelden geçecektim,
içeri girecektim, size kapıyı açacaktım.
Hesap buydu.
Diyor ki o hesap belli ki tutmadı.
Çünkü o gece ölüler dirilmeye karar verdi.
Mete.
Bizim Mete.
Artık bizim Mete değil demek.
Belki zorla yaptırmışlardır, istemeden.
Decebal.
Kimse zorla bir şey yaptırmadı.
Onca yıl nefret biriktirmiş bizimleyken.
Hiçbirimiz görememişiz.
Şu Marco, Mete, adı neyse…
Sizin grubunuzda mıydı?
Birlikte büyüdük.
Kendisini yıllar önce ölmüş gibi gösterdiğini söylemiştin.
Bunu buraya gelmek için mi yapmış?
Bunu neden yapsın ki?
Peşinden gidip
onu burada bulmuşsun.
Ama neden burada?
Ne istediğini bilmiyorum.
Tek bildiğim, her ne planladıysa, artık biz de bir parçasıyız.
Ne istiyorsa istiyor.
Bu dağların altını üstüne getirdik ama al.
Bulduk komutanı.
Turp gibi maşallah.
Gidelim.
Bu kalleş
adını yine değiştirmeden enseleyelim.
Keselim kafasını, Harputlu'nun önüne atalım.
Babam.
Babam iyi mi?
Benden bahsetti mi? Bir şey dedi mi?
Azletti bizi.
Bir şey demedi ama seni merak ettiği belli.
Guido haklı.
Mete'nin kellesini alalım, babanın önüne koyalım.
O zaman kendin sorarsın "Beni affettin mi?" diye.
Hayır, hayır, hayır...
İkiniz de şunu çok iyi anlayın.
Burası düşman bölgesi.
Burası düşman kasabası.
Bu güzel hanım, ki harikulade bir hanım olduğunuzu söylemeliyim,
-düşmanın ta kendisi. -Guido.
Osmanlı savaşçısıyız biz.
Biz yeniçeriyiz, Pençe'yiz.
Bu adam bizim komutanımız.
Adına leke çalındı. Ve bu lekeyi de hep birlikte çıkaracağız.
Bu işi halledince de eve döneceğiz.
Ordumuza katılacağız.
Anlıyorum. Benim de gittiğim her yerde küçük maceralarım oluyor.
Döndüğümüzde bana hep ne dersin kardeşim?
Dürüstçe söyle hadi.
Söylesene hadi.
Gurbette sevdiğin güzel…
…bir seraptır ancak.
Eve dönmek için rüyadan uyanmak gerek.
Rudolph.
Merhaba, Yargıç.
Peder.
Anlaşılan bütün heyet toplanmış.
Ben hariç.
Beni çağırmayı unutmuşsunuz.
Artık heyette değilsin Gunther.
Bunu ben istemedim.
Aramızda olman ve ne söylemen gerekiyorsa söylemen tercihimdir.
Ama çoğunluk bu yönde karar verdi.
Sen yoksun.
-Sakın bana… -Bir Türk'e yardım ettin, Gunther.
Ona silah verdin.
Koluna bunu yapanlara.
Gunther.
Gunther!
Gunther, yapma böyle.
Tam olarak neyi yapmayayım?
Görüş ayrılıklarımız olabilir. Hep oldu.
Ama bu kasabayı birlikte kurduk biz.
Sen benim en eski dostlarımdan birisin.
Diğer her şey gibi Rudolph,
dostluklar da biter.
Atları yedirdik.
Nallarını değiştirdik.
Yolda bir plan yaparız.
-İstersen biz biraz ileride bekleyelim. -Beklemeyin.
Ben sizinle gelemem.
Ne diyorsun usta?
Sen içeride dediğim hiçbir şeyi duymadın mı?
Hepsini duydum.
Hadi o zaman.
Ben bu çocuğu bırakamam.
Ben o kadını bırakamam.
Anlatamam size. Ben… Ben de anlamıyorum çünkü.
-Ama… -Ama'sı yok Guido.
Ben…
Ben buradan gidemiyorum.
Biz buraya gelene dek neler geçirdik, feda ettik, sen…
Sende bir kusur yok Hasan.
Kusur bize kalmayı öğretmeyende.
Biri geldi.
Gunther.
Eşyalarını topla. Köyü terk ediyoruz.
Ya da bırak kalsın.
İkimiz birlikte gideriz. Hiçbir şeye ihtiyacımız yok.
Sakin ol. Ne oluyor?
Beni heyetten attılar.
Bunun ne demek olduğunu ikimiz de biliyoruz. Senin peşine düşecekler.
Defolup gidelim buradan.
Onunla bir ilgisi yok.
-Seni pezevenk. -Gitseniz de kalsanız da bir şey değişmeyecek.
Bu köye aç kurt gibi saldıracaklar.
Kafayı mı yedin sen?
Benimle gel.
Gloria'nın hayatını kurtardın. Hâlâ nefes alıyorsan o yüzden.
Bu bana ne kadar zaman kazandırdı?
Merak etme, Türk. Vaden dolduğunda anlarsın.
Seni daha önce hiç görmedim ihtiyar.
Benden bu denli nefret etmene sebep olacak ne yaptım?
Bu topraklarda hiç kimse demire benim gibi can veremez.
Ordudaki en iyi demirci bendim.
Kendini beğenmiş bir pisliğin tekiydim.
Bunu görüyor musun?
Töton Şövalyesi.
En iyisinin de iyisi. Ölümüne kibirli.
Bizi sıraya dizdiler. Önümdeki askere sordular.
Mesleğin ne?
Gençlerden biri yalvarmaya başladı.
"Yemin ederim ben bir şey yapmadım.
Silahım bile yok. Ben sadece gözcüyüm, o kadar."
Gözlerini çıkarttılar.
Sırada ben vardım.
"Mesleğin ne?"
"Demirciyim." dedim.
Demiri hangi elimle dövdüğümü sordular.
Kolumu kestikten sonra mikrop kapmasın diye de dağladılar.
Temizlediler.
Güzelce bir merhem sürdüler, sonra da evime döneyim diye
yolun kenarına bıraktılar.
Dövmemi görünce kolumu kesmeleri yetmedi.
Bir de bunu yaptılar.
Bir kolumu kesip sonra da beni yolun kenarına bıraktılar.
Eve varmak için günlerce yürüdüm.
Ama evine dönen adam…
o gururlu ve kibirli demirci değildi artık.
Senden nefret etmeme sebep olacak ne mi yaptın?
Sen bir Türk'sün.
Benim için yeterli.
O gururlu adamı yok ettiler.
Senden nefret etmiyorum.
Ama olur da
seni öldürürsem Tanrı'nın sizin benden aldığını geri vermesi için dua ediyorum.
Ne gördüğünü söyle demirci.
Hussar askerleri.
Mızraklar, okçular, mızraklılar.
Bir sürü savaş köpeği.
Kargılar, kalkanlar, koçbaşları.
Arbaletler, yaylar.
Kule ve çit yapıyorlar.
Belli ki buraya Gloria veya Türk'ün teki için gelmemişler.
-Niyetleri… -Savaşmak, evet.
Bu bir istila.
Ne oluyor öyle?
Rudolph! Aptal herif.
Bu işi konuşarak çözemeyiz.
Hepimizi öldürteceksin aptal.
Çabuk.
Güzel kılıç.
Siz de kimsiniz be?
Biz Pençe'yiz.
Osmanlı ordusunun subaylarıyız.
Osmanlı ordusunun subaylarının burada ne işi var?
Bilmiyorum.
Ne işimiz var?
Çünkü ait olduğumuz yer burası.
Kardeşimizin yanı.
Deli deli işler bunlar.
Tam bana göre.
Kal dersen kalırız.
Git dersen
yine kalırız.
Halkına gördüklerini söyle.
Nehrin kuzeyindeki uçurum kenarında kamp kuracağız.
Kalıp kalmayacağımıza siz karar verin.
Rudolph geliyor.
Geliyorlar.
Şükürler olsun.
Gunther bu.
Bir sorun mu var Angelo?
Hayal kırıklığına uğramış gibisin.
Rudolph şu derebeyiyle konuşmaya gitti.
İnsanlar iyi haberler bekliyor.
Konuşacak bir şey yok.
Askerler kamp kurmuş.
Herhangi bir kamp da değil.
Savaş kampı.
Nereden biliyorsun?
O Türk gösterdi.
Her yerde Hussar askerleri vardı.
Kule yapmışlar.
Her türlü silah havada uçuşuyordu.
Kendi topraklarını istila etmeye gelmişler.
Türk'ün yanında mıydın?
Türklerin.
-Yanında arkadaşları da vardı. -Türkler burada! Hepimiz öleceğiz!
Yeter dedim.
Karşınızdaki Gunther.
Onun da hepimiz gibi biraz kafası karışık.
Rudolph'un dönmesini bekleyelim.
Onları bu barbarlarla bir alakamız olmadığına ikna edecektir.
Kafam karışık falan değil.
Gözlerini aç!
-O askerler… -Onlar bizim askerlerimiz, Demirci.
Yangın var!
Tarlalar! Tarlaları yaktılar!
Yangın!
Durun.
Hâlâ oradalar.
Moena halkı!
Bir seçim yaptınız.
Cadıları ve Türkleri derebeyinize tercih ettiniz.
Size anlatmaya çalıştım!
İlk seferinde anlamadınız.
Madem gelip bizden merhamet dilendin,
onlara sen söyle Yargıç.
Belki o zaman anlarlar.
-Rudolph! -Baba!
Sophie!
Baba!
Sophie!
Sophie!
Baba!
Gidelim.
Neden?
Onlarla kavgaya girmen şart mıydı?
Kocamı sen öldürdün!
Bunu sen yaptın, Gunther.
Aşkımı sen öldürdün.
Yeter!
Gunther, hayır.
Yalvarırım.
Aklından bile geçirme.
Yapmayacağız.
Herkes kiliseye gitsin.
Kapıları kapatın.
-Hayır. -Beni bekleyin.
Gunther!
Komutan, bize kuyruklarını kıstırarak gelecekler.
Bu gece Moena'ya korkunun ne demek olduğunu öğrettim.
Şimdi de saygı ne demek, onu öğretmemiz lazım.
Bunlar çiftçi, savaşçı değil.
Bizi en fazla bir iki gün oyalarlar.
O kadar.
Ama başlarında Türk var.
O adamı kurtarmaya çalıştı mı?
Orada değildi.
Komutanım. Köyden bir elçi geldi.
Sadece sizinle konuşurmuş, komutanım.
Öyle mi dedi bok kafalı?
Tam olarak şöyle dedi:
"Sakın o kireç suratlı gelmesin. Patronla konuşacağım.
Uşağıyla değil."
Bu yürekli arkadaşın adı neymiş?
Söylemedi komutanım.
Ama bir kolu yoktu.
Susamış gibisin.
Su ister misin?
Köyü ve Gloria'yı rahat bırak.
Ben de size Türkleri vereyim.
Suratını dağıtsam nasıl olur?
"Türkler" dedin.
Çoğul.
Dört kişi. Bayağı sert tipler.
Devam et.
Gloria ve köye karşılık Türkler.
Kabul.
Türkler köyden ayrıldı.
Nehrin kuzeyindeki uçurum kenarında kamp kurdular.
Gerisi sana kalmış.
Seni hatırlıyorum.
Bataklıkta sen de vardın.
Ne değişti ki?
Hatırladım.
Neyi hatırladın?
Güçlü ve haklı olmanın savaşta zafer getirmediğini hatırladım.
En zalim kimse o kazanır.
Sen de bizden daha zalimsin, şövalye.
Ne oldu demirci?
Küçük bir çekiç kazası mı?
Biz haklıydık.
Onlardan daha güçlüydük.
Ama kaybettik.
Kime karşı?
Pis Türk'lere.
Hazırlanın. Şafakta yola çıkıyoruz.
Kardeşimize bir çadır bulun.
Biz dönene kadar…
…rahat etsin.
Kamp yaptığınız bu vadi var ya.
Buraya avlanmaya gelirdik.
O zamanlar geyikler vardı.
O sırada daha çocuktu.
Bacak kadar bir şeydi.
Onu avlanmaya götürürdüm.
Ama bir şey vuramazdı.
Kötü nişancı olduğundan değil.
Çok yumuşak kalpliydi.
Attan inin.
Bölgeyi arayın.
Onu son gördüğümde…
…aramız pek de iyi ayrılmadık.
Arkadaşlığımızın yok yere bozulmasına göz yumamamıştı.
Beni üzmek isteyeceği son şeydi.
Her ne yaptıysa, doğru ya da yanlış…
…köyümüz için yaptı.
Ama ben öfkeliydim.
Onu üzmek istedim.
O adama söylediğim son şey…
…artık dost olmadığımızdı.
Benden duyduğu son şey bu oldu.
Öldürdüğünüz o adam.
Rudolph.
Merhamet etmenizi istemişti.
Yalvardı.
Çığlık attı.
Ama merhamet etmedin.
Çünkü tıpkı benim gibi
senin de merhametin yok.
Neredeler komutan?
Burada değiller.
Geri dönüyoruz.
Yeter!
Yeter!
Yeter!
Yeter!
Yeter! Yeter! Yeter!
Bana bakın cahil maymunlar!
Yeter! Yeter!
7 SAAT ÖNCE
Gunther, hayır. Yalvarırım.
Aklından bile geçirme.
Yapmayacağız.
Herkes kiliseye gitsin.
Kapıları kapatın.
-Hayır. -Beni bekleyin.
Gunther!
Göklerdeki babamız.
Adın kutsansın.
Krallığın gelsin. İraden gerçekleşsin.
Göklerde ve yerde olduğu gibi.
Bize bugün günlük ekmeğimizi ver.
Bizi zora sokanları unuttuğumuz gibi, sen de bizim borçlarımızı unut.
Kötülüğe kapılmamıza izin verme.
Bizi kötülüğe karşı koru.
-Amin. -Amin.
4 SAAT ÖNCE
Buraya giremezsiniz.
Benden korkuyorsunuz.
Benden nefret ediyorsunuz.
Hakkınız da var.
Sizin gibilerin yüzlercesini öldürdüm.
Kutsal kitabınızda yazdığı gibi.
Şeytan yalan söylediğinde
kendinden söyler.
Çünkü o yalancıdır. Yalanın babasıdır.
Orada bir şeytan var.
Bu gece onun gerçek yüzünü gördünüz.
Evet, doğru.
Gördünüz mü?
Gördünüz mü?
Yıllar boyunca
bize birbirimizi öldürmeyi öğrettiler.
Artık onlar için ölmeyeceğiz.
Birlikte
gerçek düşmanı öldürelim.
Bu kadarı yetmedi mi?
Bizden yeterince almadılar mı?
-Evet. -Evet.
Daha neyi bekliyorsunuz?
-Evet. -Onlara elinizdeki her şeyi verdiniz.
Ve hâlâ burada saklanıyorsunuz.
Sizi kullandılar.
Sizi unuttular.
Sizi öldürdüler.
Daha hâlâ neden korkuyorsunuz?
Yaptıkları yetmedi mi?
-Yeter. -Yeter.
O zaman uyanalım, ses çıkaralım,
ve krallara, derebeylerine,
kurtlara, çakallara karşı direnelim.
Her yerdeki zalimlere karşı.
Yeter!
Yeter!
-Yeter! Yeter! -Yeter! Yeter!
2 SAAT ÖNCE
Bu kadar mı?
Hepsi bu mu?
Şimdi işkenceci...
-Merhamet dile. -Acı bana.
Merhamet dile.
Acı bana!
Kusura bakma. Seni dinlemiyorum.
Sebebini çok iyi biliyorsun.
Yeter! Yeter!
Yeter!
Yeter!
Yeter!
Yeter!
Uyanıyoruz.
Direniyoruz.
Ayaklanıyoruz!
Yeter artık!
Yeter!
Orhan Yeniaras'ın El Turco adlı romanından esinlenilmiştir.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.