Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Kösteban!
Güzellik yarışması ne zaman başlayacak acaba?
Kesin bu sene de birinci olacağım.
Senden başka katılan yok zaten.
Kıskanma şekerim.
Sen tek başına katılsan kesin ikinci olursun.
Hıh.
Baba çabuk, havai fişeği ateşleyelim!
Cici dur, daha yönünü ayarlamadım.
Ama…
- Vay. - Ah, Cici!
Hayır!
Ah, ah.
Efso!
Ah, olamaz!
Hayır, hayır, hayır, olamaz, olamaz!
Ata tohumu yanacak!
Cici, sana ne dedim ben?
Daha hazır değil, yapma dedim.
Ne olmuş ya? Biraz eğlenmek bizim de hakkımız.
Ata tohumunu tehlikeye attın.
Orijinal tohumlar bütün dünyada kayboldu.
Tüm dünyanın gözü Türkiye'de sayın seyirciler.
Bilim dünyasından dışlanmış bir bilim adamının
laboratuvar ortamında yarattığı, tamamen yapay olan yiyecekler
dünyayı kaosa sürüklemek üzere.
Yapay gıdalarını satabilmek için
gerçek tohumları yok eden bu sözde bilim adamı yüzünden
tüm umutlar, bizim ekeceğimiz ata tohumuna bağlanmış durumda.
Dünyanın geleceği
bu ata tohumundan üretilecek yeni tohumlara bağlı
ve bu ata tohumu şimdi devlet töreniyle ekiliyor.
Biliyorsunuz, şu anda bir gıda krizinin içindeyiz.
Biraz sonra, siz değerli basın mensuplarıyla birlikte
son ata tohumunu ekeceğiz.
Umuyoruz ki bu son ata tohumu ile birlikte
dünyaya yaklaşmakta olan felakete de bir dur diyeceğiz.
Ah, ah!
Gitti, son ata tohumu gitti! Gitti!
Sayın seyirciler, haber merkezimize gelen bir habere göre
bir kuzgun, ata tohumunu çaldı.
Üçüncü ünitede temizlik.
Üçüncü ünitede temizlik.
Üçüncü ünitede temizlik.
Hmm…
Demek, domatese benzetmeye çalıştığımız
yeni yapay gıdalarımız bunlar.
- Öyle mi Asistoş? - Evet Profesör.
Yalnız, gözlüğe gerek yok sanki.
Çünkü domateslerimiz yeterince büyük.
Evet.
Buna bir isim bulmak lazım.
Dom, dom, domşır, domtiki, dom…
Dombili! Dombili domatiks.
Bunun yanına bir de biz hıyar yapalım.
- Profesör! - Hıyartoks, hıyar…
- Efendim. - Profesör, büyümeleri durmuyor.
Dallarından koparsak da büyümeleri durmuyor.
Profesör!
Geçti mi? Bitti mi?
Sen bak.
Galiba.
Patladıkları yetmiyor bir de nişan alıyor hınzırlar.
İyi ki Köstebek Dede burada değil.
- Yoksa mahvolmuştuk. - Sakın korkmayın.
Köstebek Dede eğer kızarsa karşısında beni bulur.
Görürsün sen şimdi Cici.
Bu ulu ağacın ata tohumunun ne kadar değerli olduğunu bilmiyor musunuz siz?
Köstebek Dede.
En sevdiğim efso dedem gelmiş!
Üçüzlerin en yaramazını niye getirdin tohum festivaline?
Ne yapayım? İki dakika boş kalsa
ortalığı birbirine katıyor.
Canım Köstebek Dedem, seni çok özledim!
Anlaşıldı.
Bu ata tohumu niye bu kadar önemli,
tekrar hatırlamanız gerekiyor.
Eğer ata tohumuna bir şey olursa
ya da bu köklerin içinden alınıp
başka yere götürülürse büyük felaket olur.
24 saat sonra Köstebekya'da hayat biter.
Olamaz!
Dünyadaki ata tohumlarının son şansı da tükenmiş olur.
Ve çocuklar,
dünyada ata tohumları maalesef tükenmek üzere.
Hmm…
İşte dünyadaki son ata tohumu.
Böylece dünyadaki bütün ata tohumlarını yok ettiniz.
Dünyanın da, yapay gıdaların da tek hâkimi yakında ben olacağım!
Önce gıdanın, sonra dünyanın hâkimi olacağım!
Profesör, Profesör! Profesör!
Kesme şu kahkahamı, kesme kahkahamı, kesme!
Size çok önemli bir şey göstermem lazım Profesör.
Ne var ne göstereceksin?
Yıllar önce Köstebekya'dan çalınan bu kitapta
bir bilgiye rastladım.
Bakın, burada.
Köstebekya'da bütün ata tohumlarını tekrar canlandırabilecek
reçine kaplı bir ata tohumu olduğu yazıyor.
Şimdi anladınız mı çocuklar?
Ata tohumu Köstebekya'nın kalbi.
Aaa!
Ona bir şey olursa Köstebekya yok olur.
Dünya için de felaket olur.
Ben bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum.
Özür dilerim herkesten.
Ama merak etmeyin.
Ben buradayken kimse zarar veremez ata tohumuna!
Kitaba göre yarın gerçekleşecek tam güneş tutulmasının ardından
tohum aktif olacak ve yaydığı enerjiyle
bütün ata tohumlarını tekrar canlandıracak.
Olmaz. Olmaz, olmaz. Ne alaka? Kim yazmış bu kitabı?
Nereden bulacağız bunları? Nerede bu Köstebekya?
Dur. Nereden çıktı canım? Kim yazmış bu kitabı?
Olur mu öyle şey? Yok mu bir adres bilgisi?
Yok mu? Bu dolaplara hiç koymamışlar mı?
- Yok mu? Aaa! - Durun Profesör! Durun! Durun, durun.
- O sayfayı atmayın. - Neden?
O sayfada harita var.
A, a, aa!
Kitaba bak!
Bize konum attı.
Çek şunu, buradan geçtik. Dereyi de geçtik.
Buralarda bir yerde olmalı.
Haritaya göre Köstebekya buralarda bir yerlerde, büyük bir ağacın altında.
- Ama nerede? - Profesör.
"Profesör" deyip benim konsantrasyonumu bozma burada.
Sakin, dur. Büyük ağacı arıyorum.
- Profesör. - Dur dedim!
Profesör!
Profesör.
Ağaç tam karşınızda Profesör.
İşte buldum seni Köstebekya.
Deniz.
- Deniz, Deniz! - Efendim?
Yine hayallere daldın, değil mi? Ne yapıyordun?
Binlerce seyircinin önünde şarkı mı söylüyordun?
Ne alakası var canım, gözüm dalmış sadece.
Ayrıca benim sahne adım Deni, sakın bana Deniz deme.
Tamam da şu an sahnede şarkı söylemiyorsun ki.
Anca hayalinde söylersin zaten.
Abla, festivale gitmek için para falan kazanamazsın sen.
İnsanların önünde şarkı söyleyemiyorsun ya, utanıyorsun.
Tamam ya, tamam. Evet utanıyorum. Oldu mu?
Çekiniyorum insanların önünde şarkı söylemeye.
Daha demin gittiğimiz parkta sadece bir kişi vardı, ona rağmen söyleyemedim.
Heykeldi o abla, heykel.
Heykelin önünde bile söyleyemedin ya.
Heykel meykel, gözünü dikmiş bana bakıyor muydu? Evet bakıyordu.
- Ablam. - Hı?
- Annemden istesek parayı? - Ya yok.
Niye annemden festival için para isteyelim?
Hem kendim kazansam birazcık, yeter o bana.
Abla, bak biri geliyor.
Hadi, hadi kalk.
Hadi, yaparsın, hadi.
Hadi, abla hadi. Geç böyle, geç, evet.
Hadi, hadi ablam.
Geliyor bak.
- Şey, merhaba. - Merhaba.
Şey ablam, yani Deni, şarkı söyleyecek de…
- Yani? - Yanisi, dinler misin?
E şahane, tabii ki de dinlerim.
Buyurun.
Abla, bak seyirci bile buldum sana, hadi.
Ben…
Şey yani seni de oyaladık, özür dileriz.
- Sorun değil, size de bol şans. - İyi dersler sana da.
Of abla ya, yine yapamadın.
- Yapmak zorundayım. - Abla bir kişi değil.
En az 10 kişi karşısında söylemen lazım. 10, 10.
Of Arda. Tamam darlama beni, bulacağım bir yolunu.
He bulursun…
- Abla. - Hı?
Aklıma bir fikir geldi.
Hop, hop!
Müttefik güçleri hazır mı?
Ay.
Tohum muhafızları, vazife başına!
Hücum!
Ne?
- Ata tohumunu aldı. - Neyi?
Eyvah, Köstebekya'nın enerjisi bitiyor.
24 saat içinde tohumu yerine koyamazsak
Köstebekya'nın da dünyanın da sonu olur.
Ah, ah, ah.
Kösteban, Boyo, Süslü.
Hemen Köstebüs'ü alıp peşlerine düşün.
- Ben de gidiyorum! - Süre başladı. Çok hızlı olmanız lazım.
Niye kimse beni dinlemiyor ya?
Hadi, hadi. Zaman azalıyor, çabuk olun.
Bir makyajımı tazeleseydim.
- Süslü! - Aman tamam, yolda yaparım.
Hazırız kaptan!
Kabin içi basınç göstergesi normal.
Proton sensörleri açık, turbo ateşleme aktif.
Jet motorlarını da devreye sokalım mı kaptan?
- Ne diyorsun Boyo? - E böyle daha havalı oluyor.
Hem de maceranın havasına giriyorum.
Süslücüğüm, sen ne yapıyorsun? Radar ekranı okumayı biliyor musun?
Yok, saçlarım çok dağılmış, onları düzeltiyorum yansımamdan.
- Ah şu kızlar! - İnşallah çok geç kalmamışızdır.
Gözünüzü dört açın.
Çok yaşa.
- Çok yaşa. - E hapşıran sensin.
Niye çok yaşa diyorsun Süslü?
- Ben hapşırmadım ki? - Ben de hapşırmadım.
E ben de hapşırmadım.
- Ben hapşırdım! - Cici?
- Cici? - Bu arada, siz de görün.
- Cici. - Baba.
Çantadaki malzemelerin tozunu alman lazım.
- Çok fena hapşırtıyor. - Çok yaşa.
Çok yaşa dedim ama çok da kızgınım.
- Okay boomer. - Baban çok haklı Cici.
Tehlikeli bir görev bu, sen daha çok küçüksün.
Arkadaşlar, kemeriniz bağlı mı?
Cici, hemen koltuğuna otur ve kemerini bağla.
Cici gel kemerini takalım.
Arayı açmasınlar, hızlanalım.
Şu güzelliğe bak.
Enerjisini buradan bile hissedebiliyorum.
Güneş tutulması sırasında köklerin arasında olmazsa enerjisi ölecek.
Demek ki 24 saat sonra bütün ata tohumları ölecek.
- Profesör. Profesör! - Ne var! Ne var!
Arkamızdan tanımlanamayan bir cisim geliyor.
Sanırım köstebekler bizi takip ediyor şu anda.
Bakın!
Aaa!
Bunlar bu teknolojiyi ne ara geliştirdi?
Bas gaza, bas!
- Bizi fark ettiler galiba, hızlandılar. - Bas gaza baba, bas!
Öyle demeyeceksin Cici, kamyon mu bu?
"Turbo ateşleme gücünü aktif hâle getir" diyeceksin.
İkiniz de susun ya da çenenizin kilitleme gücünü aktif hâle getirin.
Tamam mı?
Lütfen kaptan, biraz daha dikkat eder misin?
Ben size yapacağımı biliyorum.
Ay saçlarım, dağıldı.
- Kamyon! - Alın bakalım.
Vohoo!
Çok keyifli ya!
Baba, önüne bak! Çarpacağız, çarpacağız!
- Bunlar uçuyor. - Abartma canım sen de.
- Profesör, gerçekten uçuyorlar, bakın. - Nasıl yani?
A! Sizi pis köstebekler! Sizi hiç sevmiyorum!
Ben biliyorum bunlara yapacağımı.
Profesör, tabanca çok iyi fikir.
Hemen ateşleyin de belki polisler bize yardıma gelir.
Yavrum sen bu bizim ürettiğimiz sebze meyvelerden çok mu yedin?
Evet, hepsini bana denetiyorsunuz ya.
Belli, zekân pırıl pırıl maşallah.
Ben bu tabancayla onları yok edeceğim.
- Ne var onun elinde öyle? - Silaha benziyor.
Ateş ediyor!
Heyt be, kimin babası bu!
Kaptan, artık bizim de saldırıya geçmemiz gerekmiyor mu?
Kesinlikle, aynı düşünüyorum.
Evet baba, saldır!
- Biraz öne geçelim o zaman. - Şu an tam üstündeyiz kaptan.
Vurulduk! Mayday, mayday! Saldırı ateşi altındayız.
Çalışmıyor! İzlerini kaybetmememiz lazım.
Bitti bu iş.
İrtifa kaybediyoruz!
Yüksel kaptan, yüksel.
Kariyer yapıp yükselmekten daha zor bu!
Fırlatma koltuğu var mı bunun?
Bulutların üstündeyiz.
Bütün İstanbul görünüyor buradan.
- Herkes iyi mi? - Değilim.
- Cici, iyi misin kızım? - Ben iyiyim baba!
Baba?
Şimdi ne yapacağız? Köstebüs bozuldu!
Merak etme, tamir ederim.
23 saat kaldı baba, tamir etmelisin, kas biraz ya!
Boyo nerede?
Çok güzel.
Boyo!
Bizim derdimiz ne, senin aklın nerede.
- Aynen ya. - Çok güzel söylüyor, değil mi?
Bu kızın sesi şaka mı ya?
Abla, bir sürü para topladık be.
Hepsi senin sayende akıllım, maskeyi çok iyi akıl ettin.
Teşekkür ederim.
- Allah bereket versin. - Abla, adam paramızı çaldı.
Hırsız var, yardım edin!
Parasını çaldı kızın, bir şey yapmalıyız.
Boyo, sen fıskiyeleri aç.
Ben Köstebüs'ün kurtarma halatını getiriyorum.
- Özel elastik kauçuk bir halat bu. - Hadi Kösteban, hadi.
Nasıl? Yakalamak için de tasarladım.
- Düştü, düştü. - Şimdi işimize yarayacak işte.
Yatay bungee jumping yaptığını düşün.
Hadi, kolum koptu.
- Boyo, fırla! - Harika!
Her gidişin bir dönüşü vardır.
Frikocuğum!
Geliyor, geliyor, geliyor.
Tamam abla ya, üzülme. Şarkı söyleyip yine kazanırsın.
Bu paralar sizin sanırım.
Ay, ay bu ne?
Ya, korkarlar demiştim.
- Lütfen korkmayın, biz dostuz. - Abla, ne bunlar?
- Bilmiyorum, köstebek gibiler. - Evet, evet, köstebeğiz, sakin olun.
Konuşuyor bunlar.
Pişt, pişt, kışt, kışt, git, git buradan.
İşimiz çok zor.
Biz oyuncak köstebekleriz.
Ben robot köstebek.
Vallahi aklıma gelmişti. Oyuncakmış bunlar abla.
Vallahi süper oyuncak yapmışlar abla, konuşuyorlar.
Hırsızlardan paramızı kurtarıyorlar,
bir de işleri güçleri yokmuş gibi de bize geri veriyorlar.
İşe bak be!
Nesiniz siz?
Biz… Biz köstebeğiz ve konuşabiliyoruz.
Evet, hatta şarkı bile söyleyebiliyoruz.
Benim şarkımı söyleyebiliyorsun, öyle mi?
Evet, az önce sen söylerken duydum.
- Çok beğendim. - Ya ama…
Siz nasıl oluyor da konuşabiliyorsunuz?
Papağan konuştuğunda şaşırmıyorsunuz da bize niye şaşırdınız?
- Doğru. - Her neyse.
Ben Kösteban.
Ben de Süslü.
- Ay saçların çok güzel! - Teşekkür ederim.
- Ben gerçekten Cici. - Bendeniz de Boyo.
- Ben Deniz ama sahne adım Deni. - Tabii çıkabilirse.
Bu da kardeşim Arda.
Konuşan köstebekler, çok saçma ama
- çok da havalı be. - Yani tamam.
Hadi diyelim siz köstebeksiniz, bir de konuşuyorsunuz.
Siz ne yapıyorsunuz burada?
En iyisi her şeyi baştan anlatmak.
- E… - Buna vaktimiz yok.
Aracımızı tamir edecek bir yer bulmamız lazım, hemen.
E şey bizim evde tamir edebilirsiniz. Bize gidelim, değil mi abla?
Vallahi aslında çok iyi olur.
Hadi, hadi it şunu. Düzgün it, düzgün.
- Hadi it, it, it, it. - Ah, üstüm başım battı.
- Geldik, girelim. - Pat diye giremeyiz.
Annem evde ve alerjisi var annemin, hayvan istemez yani.
Ha, hayvan mı?
- Bize mi dedi o? - Deniz…
Yani şey, hayvan derken hani, konuşuyor olabilirsiniz evet ama
köstebek de bir hayvan ya hani.
Hani o manada demek istedim.
Hem ayrıca bu koca şeyi anneme göstermeden sokmak biraz zor olacak.
Görünmezlik özelliği bozulmasaydı sokardık.
- İlk onu onarmam gerekecek. - A, şey, arka bahçeden girelim.
Arka bahçe mi?
Bir de oraya mı ittireceğiz?
- A, ne güzel! - Ay!
Ne güzel odan varmış, tıpkı benim gibi süslü.
Teşekkür ederim.
Ay, Sefo mu o?
- Çok severim. - Ben de çok severim.
A, Doğa'nın Ritmi Festivali mi o?
Hı hı, o da festivalde şarkı söyleyecekmiş.
Keşke ben de katılabilsem.
Ay, keşke ben de.
Of, zamanımız daralıyor, Köstebüs'ü hemen tamir etmem lazım.
- Lazım olur mu? - Teşekkür ederim ama gerek yok.
Alet çantam yanımda.
Keşke daha iyi şartlarda tanışabilseydik.
Köstebekya'nın tehlikede olmadığı bir zamanda.
Tehlikede olan sadece Köstebekya değil ki.
- Tüm dünya tehlike altında. - Nasıl yani?
O adamın bizden çaldığı tohum
dünyadaki tüm tohumları tekrar canlandırabilecek tohum.
O tohumu 22 saat içinde yerine koyamazsak
çok kısa süre içinde tüm dünya gıda kriziyle karşı karşıya kalacak.
Bu çok büyük bir sorun o zaman.
Ay benim alerjim niye böyle azdı ya?
Deniz, Arda!
Annem.
Düşüyorum, ya ver şunu ne oynuyorsun iki saat!
Anneciğim, canım annem.
Siz böyle bir kedi yavrusu falan mı aldınız?
- Benim yine alerjim tuttu. - Yok valla anneciğim, ne kedisi?
- Ne köstebeği… - Köpek.
Anne köpek, ben parktan gelirken köpek besledim de.
Aman besledim demişim, sevdim de…
E, onun tüyü falan kalmıştır.
Olabilir, keşke ben de sevebilsem ama işte alerjim…
Asla göremez bizi burada.
Siz bir açılın bakayım, açılın.
- Ah ah. - Açılın, açılın, açılın.
- Ha! - Hişt, sus, sus, sus.
Bu odanın dağınıklığı ne, ha?
Belki de benim alerjimi bunlar tetikledi.
- Ben şimdi toplarım anneciğim. - Hayır şimdi toplama, okula geç kalırsın.
E, ay…
Ay anne, ben bugün gitmeyeyim okula, olur mu?
Ben kendimi gerçekten o kadar hâlsiz hissediyorum ki bak.
Ne oldu, yani bir şeyin yoktu?
Ateşin de yok, ne oldu böyle birdenbire?
- Hâlsiz hissediyorum biraz. - Hmm.
- Sözlü varmış anne. - Hişt, sus bakayım.
Karşı çıktığım hâlde
sokaklarda şarkı söylemesini biliyorsun ama…
Ya anne, o da bu korkumu yenebilmek için zaten.
Söz, yazılıda toparlayacağım.
Hangi ders bu?
Biyoloji.
Ata tohumu ile ilgili bir sunum yapacağız da.
- Dersin konusu ata tohumu mu? - Sen artık susacak mısın?
- O derse gidilecek. - Anne bari yazarak versem arkadaşlarıma.
- Olmaz! - Of anne ya, of!
Anneye puf denmez.
Hadi!
Muhafızlar. Hadi muhafızlar, zaman daralıyor.
Güzel…
Bunu böyle kaşıkçı elması gibi
kırılmaz, özel camdan bir kapağın içinde tutmamız iyi oldu.
Bunu kaldırdım, alarm falan çalmadı?
Alarm! Alarm!
Viu… Viu… Viu…
Tamam sus kes! Al bakayım şunu.
E kırıldı ya bu!
Şey Profesör, bu aslında kurabiye saklama kapağıydı da…
- Biz de… - Tamam yeter!
Hemen kırılmaz camdan bir kapak bulup bunun üstüne koyun.
24 saat boyunca kapıda bir güvenlik bekleyecek.
Dua edin de o köstebekler burayı bulamasın.
Bu ne kalabalık ya, herkes gelmiş.
Ben nasıl anlatacağım bu kadar insanın önünde?
Sen tohum festivalinde benim için toplanan kalabalığı görseydin…
O kalabalık senin için değildi canım.
Festival güzeli seçilmemi görmek için toplanmışlardı.
- Siz de mi buradaydınız? - Yalnız bırakmak istemedik.
Merak etme, biz yanındayız.
Teşekkür ederim.
Şimdiden kendimi daha iyi hissettim ama…
Çantadan çıkmayın. Kimseye de görünmeyin, olur mu?
O! Utangaç arkadaşımız da gelmiş.
- Bugün korkup gelmezsin diyorduk. - Vay be, ne cesur bir hareket.
Rezil olacağını bile bile derse gelmek.
Ama ne yalan söyleyeyim, seni rezil olurken izlemek
bir şeyler anlatmaya çalışırken çırpındığını görmek aşırı zevkli.
Hadi çocuklar ders başlıyor. Hadi içeriye.
Boş ver, sen onlara aldırma.
Kızdırmaya çalışıyorlar.
Niye aldırmasın canım. Ver şunların ağzının payını.
Sakın öyle bir şey yapma. Onlar zorba.
- Sen onlara uyma. - Sen beni dinle.
Zorbaya hak ettiği karşılığı vermelisin.
O zaman sen de onlar gibi olursun.
Evet çocuklar, dersi neden burada işlediğimizi biliyorsunuz değil mi?
- Öğretmenim, öğretmenim. - Söyle Elif.
Ata tohumlarının önemini öğrenmek için.
Çok güzel. Hepiniz hazırlandınız mı?
Hazırlandık öğretmenim.
Hadi o zaman başlayalım. Kim anlatmak ister?
Kim anlatmak ister?
Deniz, sen anlatmak ister misin?
Ben, şey…
E, öğretmenim…
Şey…
Ne oldu? Neden yüzün asıldı?
- Hazırlanmadın mı yoksa? - Hazırlandım ama…
- Şey… - Ben neden olduğunu biliyorum.
Ama bence başarabilirsin. Hadi gel anlat.
E, bu fide…
Gördüğümüz bu…
"E", "ı"… Robot gibi sesler çıkartana kadar konuyu anlat artık.
Belki robottur.
Ben robot değilim seçeneğini işaretlemeye ne dersin yapay Deniz?
Kızlar, çocuklar, sessiz!
- Ne gıcık bir çocuk. - Evet, hatta senden bile.
Arkadaşınız bazen
kalabalık önünde konuşmakta zorlanıyor.
Sen bu sunumu gözü kapalı yaparsın Deniz.
Tıpkı parkta yaptığın gibi.
- Hadi. - Evet.
Öğretmenim, ben bu sunumu kendi yöntemlerimle anlatabilir miyim?
Tabii, nasıl rahat edeceksen.
Şahaneydi.
Son zamanlarda izlediğim en değişik ve en güzel sunumdu.
- Harikaydın! - Teşekkür ederim öğretmenim.
Vay be!
Harikaydın. Sana başaracağını söylemiştim.
Teşekkür ederim. Hepsi senin sayende.
Efendim, bir şey mi dedin?
Öğretmenim sözlü.
Sözlüm mükemmel geçti, çok, çok teşekkür ederim.
Deniz'i görmeniz lazımdı. Harika bir sunum yaptı.
- E süper! - Hele o rap şarkıyı
anında uydurdu ve söyledi.
Sınıfta herkesi kendine hayran bıraktı.
- Abartma Boyo. - Ne abartması.
Yani şey, sen çok büyük bir yıldız olacaksın.
Arkadaşlar acelemiz var.
Ata tohumumuzu alıp Köstebekya'ya geri götürmemiz lazım.
Haklısınız, ben bir anneme dışarı çıkacağımızı haber vereyim.
- Anne! - Efendim!
- Ben Arda'yla dışarı çıkabilir miyim? - Hayır, çıkamazsın.
- Niye? - E çünkü cezalısın.
Çünkü ben sana sokaklarda şarkı söyleme diyorum
ama sen beni dinlemeyip söylüyorsun.
- Ya anne, yarın çeksem cezamı? - Hayır efendim, olmaz öyle şey.
Bugünün cezası bugün çekilecek, odana.
- Babana söylerim Deniz. - Puf…
Puf yok!
Arda!
- Yine mi anneme söyledin? - Vallahi ağzımın içinden aldı…
Yine anneme mi söyledin?
Bak…
Anne!
Hişt, çocuklar hop, hüyt. Valla kızarım ha!
- Ne yapıyorsunuz? - Şunlara bak!
Anlaşılan ata tohumumuzu kendi başımıza alacağız.
Yok, sizi yalnız bırakmayacağım. Ben de geliyorum.
Ben de. Biz de ablamla beraber geleceğiz.
E iyi de evden nasıl çıkacaksınız?
Geldiğimiz gibi ama birinin evde kalıp
biz sanki evdeymişiz gibi davranması gerekiyor.
İşte Cici. Bu önemli görev seni bekliyor.
- Hadi kızım yaparsın. - Başüstüne!
Anladın mı Cici? Anneleri seslenirse kaydettiğimiz seslerle cevap vereceksin.
Annem zaten müzik sesini duyarsa eğer
dokunmaz, hiç rahatsız etmez, ders çalışıyorum zanneder müzik dinleyerek.
Şimdi sıra geldi sizin hırsızı bulmaya.
Peşindeyken aracına bir takip cihazı fırlatmıştım.
- Onun sayesinde bulabiliriz. - Vay be, teknolojiye bak ya!
Her şey tamamsa gidebiliriz.
Durun, durun. Çok önemli bir eksiğimiz var.
Nedir o?
- Küpem yok. - Ah şu kızlar!
- Al, Köstebüs'te düşürmüşsün. - Hah, işte şimdi oldu.
Dünyayı ve Köstebekya'yı kurtarmaya hazır mıyız?
Hazırız!
Ay, ay, ay, yo!
Ya, of Boyo!
Durun, durun, bir tane daha yapalım.
Aman be Boyo.
- Anın büyüsü kaçtı. - Bir tanecik daha yapalım.
Takip cihazı yukarıyı gösteriyor.
O zaman bundan sonrasını yürüyeceğiz.
Dikkat edelim, tuzak olabilir.
Korkmayın beni takip edin. Çünkü ben korkusuzum.
- Boyo! - Boyo!
- Boyo. - Anne!
- Korkuyorum! - Korkma, korkusuz Boyo.
Hemen kurtaracağız seni. Burnun bile kanamayacak.
Dur ben seni çözeceğim şimdi.
- Hah, buldum. - Hah, çöz.
Hah!
- Hani burnum bile kanamayacaktı? - Bakayım, bakayım, kanamamış ki.
Arkadaşlar, daha dikkatli olmalıyız.
Ne oldu canım? Hani korkmuyordun?
- Arkama saklandın. - Korktuğumdan değil.
Seni arkadan gelebilecek tehlikelere karşı korumak için.
Tabii canım, kesin öyledir.
- Dikkat, yere yatın! - Çök!
Of, ucuz atlattık.
Erken konuşmuşum!
- Boyo! - Boyo!
Oh, ucuz atlattık.
Bastığımız yerlere dikkat edelim arkadaşlar.
Ederiz.
E, içeri nasıl gireceğiz?
- Tel örgülere tırmanabiliriz. - Dur, sakın tırmanma.
Tellerde elektrik olabilir.
Haklısın, o zaman Süslü tırmansın. Hem elektrik varsa tüylerin afro olur,
kuaföre gitmene gerek kalmaz.
- Aman ne komik! - Sorumu tekrar soruyorum.
İçeri nasıl gireceğiz? İçeri, içeri.
Sanırım ben bir yolunu buldum.
- Gittiler. - Temiz, hadi gidelim.
E, ne kapı kolu var, ne çalacak bir zil.
Olsaydı zili çalıp girmeyi mi planlıyordun Boyocuğum?
Girince ne diyecektin?
"Merhaba biz tohumumuzu geri almaya geldik." mi?
Burada sadece bir ekran var, bir de…
Kaydı oynat yazıyor.
Hoş geldiniz.
Gelen her ziyaretçi bilmeceyi bilmeli.
A, bu adamı hatırladınız mı?
İşte bu adam. Ata tohumunu bu adam çaldı.
İçeriye girebilmek için bilmeceyi bilmemiz lazım.
Öyle görünüyor tatlım.
- Yaşasın, bilmece! - Arda, bağırma.
Bilmek için bilmeceyi, tek hakkını iyi değerlendirmeli.
Yoksa güvenlik güçleri buraya gelmeli.
Yakalanırsak hiç şansımız kalmaz.
Zafer'in babasının beş çocuğu varmış.
Zaza, Zeze, Zizi, Zuzu.
Beşinci çocuğunun adı ne?
A, ne olabilir ki?
Bilmek için tek şansımız var. İyi düşünün, ne olabilir?
Zözö, Zizu…
- Zezö… - Şey, zebra?
Şıklarda yok ki.
Joker hakkımı kullansam?
Kaydı oynatır mısın?
Z'den sonra kullanmadıkları başka bir sesli harf olmalı.
Ya da daha ilgisiz bir şey.
Cemil olabilir mi, Cemil?
- Suat? - Zezu…
Eğer bilemezsen bilmeceyi
güvenlik güçleri buraya gelmeli.
Zafer'in babası…
Arkadaşlar bu soru şaşırtmacalı.
Zaten Zafer'in babası diyor. Cevap Zafer.
Nasıl ya?
- Doğru cevap. - Evet, evet işte bu!
Ne akıllı ya!
Hadi girelim.
İki grup hâlinde arayalım.
Şansımız daha fazla olur.
Süslü, Arda, Kösteban. Siz bu taraftan gidin.
Ben, Deniz'le şuradan giderim. Merak etmeyin.
Hayır Boyo, sen bizimle geliyorsun.
Boyocuğum, Arda'nın benimle gelmesi daha doğru olur.
Her yerde kamera vardır. Süper dikkatli olun, bakın.
Tohumun yerini bulan haber versin.
Hadi.
Oha! Dev gibi şeyler.
Sahi, bunlar ne be?
Meyve, sebzeye benzemeye çalışan birtakım nesneler.
Burada ürettikleri bunlar demek ki.
İyi misin? Tükür, tükür, tükür!
Tükür, tükür. Arda tükür!
Su!
Al su iç. Yani suysa tabii.
İyi misin?
Tadı nasıldı?
- Sabun olarak kullanılabilir bence. - Neden çalmak istediği anlaşıldı.
Bütün ata tohumlarını yok edip
bütün rafları kendi yapay gıdalarıyla dolduracak.
Buna mutlaka engel olmamız lazım.
İleride bir kamera var.
Belli ki şu anda bu koridor izleniyor.
Ay, ay, ay! O zaman hemen üzerime çeki düzen vereyim.
Saçımı düzelteyim. Kameraların beni böyle çekmesini istemem.
Zaten ekran, beş yaş, beş kilo ekliyor.
Of kızlar…
Koridoru nasıl geçeceğimizi düşünmek yerine…
Yürüyerek geçeceğiz.
- Daha doğrusu o yürüyerek geçecek. - Anneciğim.
Yalnız, onun pek yürüyecek hâli yok.
Evet, o yüzden onu biz yürüteceğiz.
Tabii, önce giydirmemiz lazım.
Ay, kıyafeti çok kırışık. Bir ütülese miydik?
Süslü, olaya odaklanır mısın?
Ayaklarına tutunup yürüteceğiz onu.
Süslü, sen de gövdenin dik durmasını sağlayacaksın.
- E, yüzü açıkta kaldı. - Şimdi hallediyorum.
Bu ne ya? Bu ne bu?
Şuna bak.
Ben galiba gerçekten bu çalışanlara az maaş veriyormuşum.
Bak, bir deri bir kemik kalmış.
Yok, yok, iyi. Olsun.
Yaşıyor en azından, devam.
Köstebek Dede, muhafızlar başarabilecek mi?
Ben muhafızlara güveniyorum. Zamanında ata tohumunu getirecekler.
Deniz, bir baksana!
Ay, ne yapacaktım? Ay, hangi tuştu?
Anne odamı temizliyorum şimdi.
Ya, tamam. Arda ne yapıyor?
Bana yardım ediyor.
Ay, aferin size. E o zaman ben de ödül olarak size kek yapayım.
- Öf, tamam anne! - Yanlış tuşa bastım!
Anneye püf denmez. Kek istiyor musunuz?
- Ay, yanlış tuşa bastım. - Bana yardım ediyor.
Kızım onu anladım. Kek istiyor musunuz?
Evet, teşekkürler.
Tamam.
İleride güvenlik var.
İşte şimdi bittik.
- Göremedi gidiyor. - Hişt, sus!
Sürekli başımıza iş açıyorsun Boyo.
Of, nereye sakladılar bu tohumu acaba?
Laboratuvara çocuk girmiş. Alın bunları buradan!
Ben size çocuk sevmiyorum demedim mi? Al bunları, git, çabuk, çabuk!
Alın, ilaç sıkın üstüne, bir şey yapın, hadi canım! A!
Sizi gidi…
İşte seni yakaladım. Yakaladım seni.
Profesör, yakaladım! Yakaladım seni!
- Yakaladım… - Asistoş!
Arda kaç!
İşte yakaladım seni!
- Bırakmam seni! - Bıraksana beni.
Bir çocuğa dokunduğuma inanamıyorum.
Niye insanların üstüne öyle şeyler atıyorsunuz?
- Çok sağlıksız! - Siz bunları üretirken
insan sağlığıyla oynuyorsunuz.
- Ya bırak beni! - Bırakmayacağım seni!
Bırakmayacağım! Asistoş, gel beni kurtar!
Ya bırak beni!
- Bırakmam! - Ya bırak!
- Bırak! - Ay, bu ne? Bu ne?
Ay, ay…
Bu ne, fare mi bu? Bu ne, fare mi bu? Nasıl fare bu? Ay!
Girdi! Her yerlere girdi! Asistoş, neredesin!
Yakalayın şunları! Yakalayın şu çocukları!
Eyvah, alarm çalıyor!
Deniz'le Arda yakalandı mı yoksa?
Yakalanmamışlar. Heyo!
- Olamaz Boyo, ne yaptın? - Benim suçum değil.
Vidaları gevşek takmışlar. İnsanlar işini düzgün yapmıyor ki.
Bunlar ne böyle ya, he?
Köstebekgiller.
Latince adı telepedia olan, toprak altında yaşayan…
Ya, tamam kes. Onu mu sordum?
Kışt kışt, yakala, koş, gel buraya!
He?
Vuramaz ki!
- Yakalayamaz ki! - Vuramadı.
Vuramadı ki!
- Buradayım! - Vuramaz ki!
Buradayım, buradayım!
Nanik, nanik! Hop, yavaş şampiyon!
Buradayım.
Buradayım.
Buradayım, Profesör.
Ne oldu Profesör?
Ne oldu Profesör?
Ben size göstereceğim!
Ben size göstereceğim!
Kaç!
Oh!
Peşimizdekileri atlattık.
Gidip o tohumu bulup arkadaşlarımızı bulmamız lazım.
Tek tek odalara mı bakacağız abla ya?
Vay!
35-35 konuşuyor, anlaşıldı efendim. Anlaşıldı efendim.
Aklıma çok süper bir fikir geldi.
33-37, 43-47 konuşuyor. Tamam.
Kaçaklar ata tohumunun olduğu odanın kapısını zorlamışlar. Tamam.
Derhâl olay yerine intikal edelim. Tamam.
Demek tohum o odada.
Güvenliği oradan nasıl uzaklaştıracağız?
İzle.
43-47 konuşuyor. Tamam.
Kaçaklar B bloğun ana girişinde görüldüler. Tamam.
Derhâl onları yakalayın. Tamam.
- Yürü, şimdi gidip o tohumu alalım. - Hadi gidelim abla.
Hoppa!
Hop!
Hop!
Hadi, hadi. Acele etmeliyiz.
Hadi çabuk, çabuk!
Vay!
Demek dünyada tekrar tarımı başlatacak olan ata tohumu bu ha?
Dünyada gördüğüm en güzel şey.
Çok güzel.
Hadi yavaşça alalım.
- E, sen kaldır ben de alayım, tamam mı? - Tamam.
Arda! Hadi.
Şu peşimizdekinden kurtulmamız lazım.
Aklıma bir fikir geldi.
Şunu it, it.
Gel!
Oh olsun sana!
Bak elimi uzatıyorum, yakalasana!
Bizimle uğraşanın sonu böyle olur!
Bu da ne böyle?
Bu ne ya böyle?
Neyin içindeyiz biz? Hareket edemiyorum.
Çok istedin, ben de yakaladım.
"Yakalasana!" demeseydin başımıza bunlar gelmeyecekti Boyo.
Şey, ben şaka olarak şey etmiştim aslında.
Bilirsin, mizah sağlığa iyi geliyormuş.
Size iyi gelmeyeceği kesin, ha!
Çıkarın bizi buradan.
Hişt sakallı, bana bak! Hemen bizi bırak tamam mı?
- Lütfen çıkartın bizi buradan. - Ne olur bırakın bizi.
Lütfen çıkartsanıza bizi buradan.
Hayrola çocuklar? Nereye gidiyorsunuz?
Daha karpuz kesecektik.
O ne demek abla?
Yaşlı esprisi ablacığım. İnternette görmüştüm.
Biz senin yapay, berbat karpuzlarını ne yapalım?
A, öyle demeyin alınıyorum ama.
Köstebekleri yakaladık.
Eğer o ata tohumunu geri getirmezseniz arkadaşlarınızı unutun.
- Olamaz. - Ne yapacağız şimdi?
Ne yapacağız?
Tabii ki de tohumu geri verip arkadaşlarımızı kurtaracağız.
Ama dünyanın geleceği bu tohuma bağlı demiştin.
Biliyorum.
Biliyorum, çok zor bir karar ama…
Annem, böyle zor kararlar alırken ne yapmamızı isterdi?
"Eğer karar vermekte zorlanırsanız
- kalbinizin sesini dinleyin." - Aynen öyle.
Senin kalbinin sesi sana ne diyor?
Arda'yla Deniz…
…herhâlde bizi böylece burada bırakmazlar.
Bizi yalnız bırakmadınız.
Biz sizi nasıl yalnız bırakabiliriz ki?
Birbirinizi çok özlemişsinizdir diye düşündüm.
Biraz hasret giderirsiniz, ha!
Oy, ay çok dramatik.
Ben buna bakamayacağım galiba.
Sen gül, gül. Sonra da biz sana güleceğiz.
Anlayamadım, nasıl yani?
O ata tohumunu sana yok ettirmeyeceğiz.
A, çok korktum!
Çok korktum bak. Bütün tüylerim diken diken oldu.
Ha!
Size mi kaldı ya, he?
Ben dünyadaki bütün ata tohumlarını yok edip
dünyanın gıda imparatoru olacağım.
Hem de kendi ürettiğim yapay gıdalarla.
Çocuklar ben nöbete gidiyorum. Siz de geç yatmayın.
Ay, hangi tuştu acaba? Hah, buydu.
- İyi çalışmalar anne! - Teşekkürler tatlım.
Ama bizim hani birbirimize sürekli söylediğimiz
anahtar cümlemiz neydi? Onu duyamadım.
Anahtar cümle mi? Anahtar cümle mi varmış?
Niye bana söylemediler? Şu mu acaba?
Akşam yemeği için dışarıdan pizza söyleriz anne!
Bu mu bizim anahtar cümlemiz?
Hani o cümle için kalplerimizin anahtarı derdik…
Kalplerimizin anahtarı mı? Bilmece gibi.
Bu mu acaba?
Arda bilgisayarda oyun oynuyor anne!
- Deniz! - Ay, hangi tuştu acaba?
Seni çok seviyoruz anneciğim.
Ben de sizi! Geç yatmayın.
Oh ya! Sonunda.
Niye hâlâ dönmediler?
Ya ben çok üşüyorum. Çok üşüyorum!
- Tüylerime bakın, diken diken. - Ben de çok üşüdüm.
Ben, çok üşümedim de
- birazcık korktum. - Gelin, gelin.
Arkadaşlar.
Benim çok süper bir fikrim var ve artık buradan çıkmamız lazım.
Nasıl kaçacağız buradan?
Ne yapıyor bu?
Buradayız.
Fırlayın!
Abi, uyanınca bize kızma olur mu?
Planım tıkır tıkır işliyor Asistoş.
Birkaç saat sonra güneş tutulması gerçekleştiğinde
tüm ata tohumları ölecek
ve bütün dünya benim yapay sebze ve meyvelerime mahkûm kalacak.
Mükemmelsiniz Profesör.
Mükemmelim tabii.
Buna ne oluyor?
Ne yapıyor?
A, buldum! Sessiz sinema oynuyorlar.
A! Sessiz film! Ben çok severim, evet.
Tamam. E, iki kelime. Evet.
- Yabancı, tamam yabancı, evet. - E, şey…
Birinci kelime…
A, kaçmak. Kaçmak! Evet, kaçmak.
Kaçmak. E, son kaçış, e…
Yok yok, tamam, öbür kelimeyi ver.
İkinci kelime. Yeri gösteriyor.
- Yer, yere kaçış. - Kazmak.
Kazmak, kazmak, kazma…
Kazmak, kazma.
A! Eskilerden.
Dünya'nın Merkezine Yolculuk.
O Jules Verne'nin çocuk kitabı değil miydi?
Sonradan onun filmi de yapıldı Asistoş. Bilmeden konuşma.
Dur, bu devam ediyor, dur. O da mı değil? Evet. Ne?
Yazı mı yazıyor?
Ya olmaz ama hile yapıyor yani şu anda. Bozulmaz, oyunun kurallarına aykırı.
Ne yazdı bu? Mahkûmlar…
Mahkûmlar… Kaçtı.
Yok ben izlemedim. Ben izlemedim, yok bilmiyorum.
- Mahkûmlar Kaçtı. Öyle bir film yok ki. - Ben izlemedim, yok.
Alarm! Alarm!
Mahkûmlarımız kaçmış. Koş Asistoş koş. Bana burada oyun oynattırıyorsun, koş!
Başardık, yaşasın!
Şu şom ağzını ne zaman açsan başımıza bir iş geliyor Boyo.
Bir planın var mı Deniz?
Var. Arkadaşlar.
Topuk! Koş!
Boş, boş dolanmayın! Hadi yakalayın şunları!
Dikkat et.
Tamam abla, sen asıl dikkatli ol.
Ay.
Bunlar ne?
Profesör'ün ürettiği yapay gıdalar.
- Iy… - Iy…
- Boyo'dan bile kötü kokuyor burası. - Ne?
He, bir de ben bakayım.
Iy…
Size göstereceğim!
- Aklıma fikir geldi! - Göstereceğim.
Hemen gidip bulun şunları!
Pis kemirgenler!
Süslü, benden daha pis kokanı da var.
Tuzak.
Ürettiğimiz yapay gıdaların içine düştük.
Ağzıma da girdi. Bunların tadının bu kadar kötü olduğunu niye söylemedin?
Ne oldu Profesör?
Ben demedim mi, son gülen iyi güler diye.
İnsanların son sözü söyleme huyundan nefret ediyorum!
Acele etmeliyiz arkadaşlar. Vaktimiz daralıyor.
- Hadi gidelim. - Hadi o zaman.
Acele edelim.
Of, sabah oldu, nerede bunlar?
Hadi çabuk, çabuk!
Hadi, hadi! Acele etmeliyiz. Hadi, çabuk çabuk!
Çocuklar!
Çocuklar!
Tohumunun ödevi, aman önemi.
- Anneciğim. - Neydi o müzik sesi?
Ödevim vardı, yaparken hep müzik dinliyorum ya.
- Yine müzik dinliyordum. - Senin ev ödevin mi vardı?
Hem ev ödevim,
- hem de insanlık ödevim. - Ablama yardım ettim anneciğim.
- Ödevini yaparken mi? - İnsanlık ödevini anneciğim.
Laflara bak.
- Bir şey istiyor musunuz? - Yok, teşekkürler.
- Ben aşağıdayım. - Tamam anne, görüşürüz.
Dünyayı bile kurtarsak bir daha anneme yalan söylemiyoruz.
- Ya hadi baba, acele et biraz. - Acele edelim.
Şu birkaç vidayı da sıktım mı tamamdır.
Benim bir işim daha var.
Alo, polis mi?
Şey, merhaba. Ben bir ihbarda bulunacaktım.
- Ah! - Olmadı mı?
Bakın!
Oldu bu iş!
Yaşasın! Ata tohumunu kurtardık!
- Bırakın dedim, bırakın! - Sus, sahtekâr!
Yürümüyorum, yürümüyorum. Götür, götür.
Ben… Ben dünyanın en büyük bilim insanıyım!
Bana bunu yapamazsınız!
Bazı kaynaklar bu mucizenin gerçekleşmesinde
köstebeklerin rolü olduğunu belirtiyorlar.
Sevgili müzik severler. Şimdi de sahneye oldukça genç bir şarkıcımız gelecek.
Karşınızda Deni!
Ama ben… Benim adımı söyledi.
- Harika! - Senin adını mı söyledi o?
- Süper. - Ama ben başvuru yapmadım ki.
Biri senin adına başvurmuş olabilir.
Ya, Boyo…
Çok teşekkür ederim ama ben yapamam.
Ben bu kadar kalabalık önünde şarkı söyleyemem.
- Yaparsın Deni. - Biz sana inanıyoruz.
Yapmayın arkadaşlar.
Ben parkta bile iki üç kişi beni izleyince söyleyemiyorum heyecandan.
Panikliyorum hemen, utanıyorum.
Sen neleri başardığını bir hatırlasana Deniz.
Evet, sen hem ata tohumunu kurtardın,
- hem de Köstebekya'yı. - Dünyayı da gıda krizinden kurtardın.
İki dünyayı kurtarmış biri şarkı mı söyleyemeyecek?
Hadi ablam, hadi.
İşte bu!
Evet, böyle devam.
Deni, Deni, Deni, Deni!
Hareketlere bak!
- Şuna bakın. - Bazı insanlar sahne için doğmuş.
Benim gibi.
- Başaracağını biliyordum! - Harikaydın Deni!
Seninle gurur duyuyorum!
O! Her şeyi gibi dansı da çok güzel.
Çok başarılıydı, çok.
Bu kız ileride çok büyük şarkıcı olur.
Ne oluyor?
Bir sürpriz mi var yoksa?
- Bu şarkı… - Sefo!
Canım benim.
Bir adam çıktı.
Tanınıyor belli.
Sahneye çıkmam lazım, çıkmam lazım, sahne beni çağırıyor.
Dur, dur, Süslü!
Geliyorum Sefo, geliyorum. Canım benim.
Bu kadar da abartma, sadece Sefo işte.
Sefo! Kalp! Tut! Attım!
İyi ikili oldular ha?
Sadece Sefo, değil bir Boyo.
Aferin Deni!
Haydi Sefo! Şimdi bir de ben yıkılacağım!
Ay, çok güzeldi. Hayatımın konseri!
Sefo Bey, Sefo Bey! Bir selfie çekebilir miyiz?
Tabii ki çekebiliriz Süslü.
Ne güzel, artık bir sürü tohumumuz oldu.
E iyi de bu kadar çok ata tohumunu ne yapacağız ki?
- E bankaya yatırırız. - Çok şakacısın Deniz.
- Şaka değil ki. - Şaka değil mi? Nasıl yani?
Şöyle anlatayım.
Tohumların öyküsü, Anadolu'nun bereketli topraklarında başlar.
Bu topraklar, buğday ve arpa gibi temel tahılların gen kaynağıdır.
Böyle bir şeyi Köstebek Dede de anlatmıştı.
İşte bu yüzden Göbeklitepe gibi tarihî yerleşimlerde
atalarımız buğdayın gen merkezini özenle koruyup
gelecek nesillere miras olarak aktarmıştır.
- Vay be! - Biz de gelecekte zorluk çekmeyelim diye
millî servetimiz olan ata tohumları özenle korunuyor şimdi.
He, şimdi anladım. O yüzden tohum gen bankaları var.
Evet, ülkemizde iki tane tohum gen bankası var.
Ankara'da bulunan Türkiye Tohum Gen Bankası
ve İzmir'de bulunan Ulusal Tohum Gen Bankası.
Orada çalışan abilerimiz, ablalarımız
ülkemizin dört bir yanından ata tohumlarını topluyor
- ve bizler için saklıyorlar. - Vay be.
Şey, gitsek bize de tohum kumbarası verirler mi acaba?
Biz de tohum biriktirelim.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.