All language subtitles for I.Swear.2025.1080p.AMZN.WEB-DL.AC3.5.1.H.264-BITFLOW

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew Download
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish Download
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

2019 Edinburgh, İskoçya

Bayanlar ve baylar, sizi Büyük Salon'a davet ediyorum.

Harika görünüyorsun. Çok yakışıklı olmuşsun.

Yapamam, Dottie. Başka bir zaman alsak olmaz mı?

- Evime teslim edebilirler. - John, bu bir onur nişanı, pizza değil.

Bir insanın alabileceği en yüksek onurlardan biriyle ödüllendiriliyorsun.

Affedersin, dostum, çıkış nerede?

- Koridorun sonunda. - Tamam. Ben gidiyorum.

- John. - Kendimi rezil edeceğim, Dottie.

- Pişman olacağım şeyler söyleyeceğim. - Daha önce duymadığı bir şey söyleyemezsin.

O, dünyayı bilen bir kadın. Bir anne. Bir büyükanne.

O, Birleşik Krallık'ın kraliçesi.

Davidson, hemen şunu kes ve beni dinle, tamam mı?

Bugün buradasın; çünkü bunu hak ettin.

Bu şık saraydaki diğer herkes kadar bu unvanı hak ettin.

- Tören başlıyor. - Tamam, gidip yerlerimizi ayırın.

- Hayır. Yapamam, son sözüm bu. - Davidson!

- Lordlar, hanımlar... - Kıçını kaldırıp hemen içeri gir...

...ve bizi gururlandır.

Yürü.

- Olmadık bir şey söylersem, suçlusu sensin. - Tamam, suçlu hep benim zaten.

Sokayım Kraliçe'ye!

Gerçek Bir Hikâyeden Uyarlanmıştır...

Sorun yok.

Herkesten özür dilerim. Özür dilerim, hanımefendi.

1983 Galashiels, İskoçya

- Merhaba Kenny. - Günaydın John. Yine geç kaldın.

Klasik, yoğun trafik işte...

Trafik çok kötüydü. Bir paket Opal Fruits aldım.

Bir paket Opal Fruits, not aldım.

Günaydın.

Nasılsın?

- Merhaba John. - Merhaba.

- Belini inciteceksin, dikkat et. - Bir şey olmaz.

Büyük maç için ayakkabılarını parlattın mı, John?

He. Cilâyı bastım; her şey tamam.

John, maçtan sonra seni alışverişe götürmem lazım.

Vardiyam erken bitiyor.

Maç bittiğinde otobüs durağında buluşabiliriz.

- Gelmek zorunda mıyım? - Evet.

İki hafta sonra ortaokula başlayacaksın.

Bu sabah parkın yanındaki bir evde çalışıyorum.

- Sonra belki maçını izlerim. - Harika.

Hadi, hadi! Aynen, dikine oyna! Hadi, yürü.

Koş! İşte böyle.

- Yuh! - Hoca! Hoca!

Ceza sahasına sokma!

Dışarıda keseceksin ya! N'apıyorsun?

- Soytarı ya! - Her şey yolunda mı, Billie?

Napier yine penaltı yaptırdı.

Sıkıntı yok, John kurtarır.

Yaptığın iş mi ya!

Hadi, John!

- Hadi, Johnny. - Hadi, Johnny.

İşte bu be, John!

Harika kurtarış, evlat, harika!

Güzel, güzel. Evet. İşte böyle. Toparlanın, çocuklar.

Hâlâ vaktimiz var.

Hadi.

Billie, bunun hayatında gördüğü en iyi penaltı kurtarışı olduğunu söyledi.

Berwick Rangers'ta bir arkadaşı da varmış.

Gömleğini pantolonuna sok, John.

Hatta profesyonel kaleci seçmelerine bile katılabilirim.

Kravatını düzelt, John.

Babam da gördü. Kendinden geçti.

Havaya yumruk falan savurmaya başladı.

Acele et.

Nasıl oldu?

Biraz tuhaf. Biraz...

- ...büyük oldu gibi? - Biraz bol olsun, büyürsün.

Hareketsiz dur bir dakika.

Tamamdır.

- Giyinebilir miyim? - Tabii.

Şimdi de sana bir çift ayakkabı bulmamız gerekiyor, John.

- Sonra da balık tutmaya gidebilirim. - Güzel bir fikir.

Biraz rahatlarsın.

Ortaokula başlayacağın için nasıl hissediyorsun, John?

- Biraz gerginim. - Bir şey olmaz.

Etliye sütlüye bulaşma ve beladan uzak dur yeter.

Sıkı çalış, John.

Tabii ki çalışacağım; hep yaptığım gibi.

Galashiels Ortaokulu'ndaki ilk gününüze hoş geldiniz.

Bugün bir yıl dönümü.

Kim olduğunuzu belirleyecek bir yolculuğun başlangıcındasınız.

Hayatınızın geri kalanında neler başaracağınızı da bu yolculuk belirleyecek.

Benim asli görevimse, potansiyelinizi sonuna kadar açığa çıkararak sizi mezun etmek.

Davranışlarınız ve kişisel disiplininiz söz konusu olduğunda da...

...en üst düzey standartları şart koşarım.

- Anladınız mı? - Evet, efendim.

- Nasılsın, Murray? - İyiyim, sen, John?

- Ne var ne yok? - İyi işte, n'olsun.

- Fazladan patatesim var. - Ballı herif.

Bayanlar.

- Okuldaki ilk günün nasıl geçti? - İyiydi.

- Adın ne? - Neden sana söyleyeyim ki?

Neden söyleyesin... Şeyden...

Benimle sinemaya gelmek isteyebilirsin diye.

- Bilet parasını neyle ödeyeceksin peki? - Gazete dağıtımı yapıyorum. Param bol.

- Ya yürü git işine. - Doğru söylüyor. Parası bol.

Hadi ama William. Biraz çaba göster.

Öğle yemeğinde ne yedin, John?

Şey... patates kızartması.

- Sadece patates kızartması mı? - Aynen.

Günde iki öğün patates kızartması mı yiyorsun?

Günde iki öğün patates kızartması mı?

Dikkat etmeliyiz. Sivilce çıkarmanı istemem.

- John. Yüzüne sos bulaşmış. - Pardon, anne.

Bugün Billie'yle konuştum.

Berwick Rangers'tan arkadaşı, hani şu scout olan...

...kalede seni izlemeye gelecek.

Ciddi misin?

- O penaltı kurtarışı işe yaramış olmalı. - İnanılmazdı.

Sönen bir ateşin üzerine eğilmiş Leda'msı bir beden hayal ediyorum...

...anlattığı, sert bir azarlama...

...ya da önemsiz bir olayın...

...bir çocukluk gününü trajediye dönüştürdüğü bir hikâye.

Anlattı, ve öyle geldi ki...

- Anlattı, ve öyle geldi ki... - John, iyi misin?

...ya gençlikten gelen bir duygudaşlıkla iki doğamız...

...bir küre içinde...

- ...bir küre içinde... - John, n'oluyor?

- Biri sandalyesine elektrik vermiş sanki. - Şşş! John.

Müsaadenizle tuvalete gidebilir miyim hocam?

Tamam. Git ve kendine bir çeki düzen ver.

Hadi!

- Beni rahat bırak. - Yap şunu. Yap.

- Defolun! - Hadi, şu tikini bir daha yap.

- Hadi ama. Kes şunu dostum. - Hayır, hayır, ben hallederim.

Ben de yaparım.

John'a bakın.

Defolun!

- Hayır. - Ya uzayın şuradan!

Şuna bakın.

- Okul nasıl, Sharon? - İyi.

Hâlâ aynı arkadaşların ve sınıf arkadaşların var mı, yoksa...?

Yani, biraz farklı.

En çok beden eğitimi değişti. Ama hâlâ...

John.

- Ne yapıyorsun? - Şey...

Önemli değil. Endişelenme.

- Bu saçmalık da ne? - Bilmiyorum.

- Salağa yatma. - Bunun hakkında konuşmak istemiyorum.

- John. - Ben...

- John, nereye gidiyorsun? - John.

Yemeğin soğumasın.

Tamam, çocuklar, hadi. Yemeye devam edin.

Ne yapmaya çalışıyor bu?

John, neyin var?

- Bir şeyim yok. - Görünüşe göre var.

Masada aptalca hareketler yapıyorsun.

Yani...

Boynum ve gözlerimle bu şeyi yapmaya başladım.

Atıyor ve seğiriyor.

Şu anda yapmıyorsun.

Sadece kafanda kurguluyorsun, John.

Sıcak bir banyo yap ve erken yat.

Sabaha bir şeyin kalmaz.

- Nasılsın, Kerry? - İyiyim, sen, John?

- Bu annem. - Çok heveslisin, değil mi?

Yeni okulun ilk gününde kızıma çıkma teklif ediyorsun.

- Sadece film izleyeceğiz. - Uygun mu peki?

- Yaşınıza uygun mu? - Evet, sanırım.

Filmde küfür var mı?

- Şey... Sanmıyorum. - Sanmıyor musun?

Ne hakkında bu film peki?

Kadın gibi giyinen bir adam hakkında.

Bu pek iyi bir başlangıç sayılmaz, değil mi?

- Onu izlemeyeceksiniz. - Anne. Öf ya!

Düzgün konuş, Kerry.

Bana bak, sakın gevşeklik falan yapayım deme, tamam mı?

Bayanlar ve baylar, bu akşamki projeksiyon görevlimiz Eric.

Eric'in yeri çok sıcak, işi çok susatıcı; ama o bu işi hakkıyla yapıyor.

Üstelik sizlerin aksine...

...kendisinin gidip ferahlatıcı bir Kia Ora içmeye vakti yok. Teşekkürler.

♪ En çıtır... ♪

♪ ...ve ağızda en kolay dağılan... ♪

♪ Tadına doyamayacağınız, ♪ ♪ bambaşka bir çikolata deneyimi. ♪

♪ En çıtır... ♪

♪ ...ve ağızda en kolay dağılan... ♪

♪ Tadına doyamayacağınız, ♪ ♪ bambaşka bir çikolata deneyimi. ♪

Siktir git!

Özür dilerim. Kerry.

Özür dilerim, Kerry. Yaptığım şeyin farkında değildim.

Çek ellerini üzerimden! Bırak beni, sapık!

- Üzgünüm. - Sana gevşeklik yapma demiştim!

Böyle saçmalık mı olur?!

- Dışarı. - Üzgünüm.

Teşekkürler.

Sizinle oturabilir miyim?

Kalkmayın, oturun, oturun.

Hepinizin birinci sınıf öğrencisi olduğunu varsayıyorum, doğru mu?

Evet, efendim.

- Alışıyor musunuz? - Evet, efendim.

Okul yemeklerini nasıl buluyorsunuz?

Bok gibi!

Özür dilerim, efendim. Kasıtlı yapmadım.

Şey, ben...

- Adın ne, delikanlı? - Davidson, efendim. Şey...

John Davidson, efendim.

Hangi elinle yazdığını sorabilir miyim, Bay Davidson?

Senden sadece...

...bunun bir daha asla olmayacağına dair güvence vermeni istiyorum, Bay Davidson.

Evet, efendim. Bir daha olmayacak, efendim.

İlk haftanda ailenle iletişime geçme mahcubiyetini sana yaşatmayacağım.

Ama seni bir daha buraya çağırmam gerekirse...

- Evet, efendim. Teşekkür ederim, efendim. - Çık dışarı.

John. Buraya gel.

- Boynuna n'oldu? - Bir şey olmadı. Sadece tutuldu.

“Sadece tutuldu” mu? Eline ne oldu peki?

- Hangisi? - “Hangisi” mi?

Topun fileye çarpmasını engellemek için kullanmadığın elin.

- Bir şey olmadı, Billie. - “Bir şey olmadı, Billie” he?

- He. - Dinle.

Bir arkadaşım maçı izlemeye gelecek. En iyi oyununu oynaman gerekiyor.

- Tamam mı? - Tamam, Billie. Sıkıntı yok.

Tamam, buraya gel. Buraya gel. Neyin var burada?

İki elini de kullan, tamam mı?

İki elini de. İkisini de kullanman lazım.

- Tamam mı? Hadi, göreyim seni. - Merak etme.

Archie Gemmill tarzı. Hadi.

- Hadi, John, odaklan. - İki elini de kullan.

John, kendine gel, hadi!

- İki elini de kullan. - Ne yapıyorsun?

İkisini de kullan.

- Billie. - Gerry, nasılsın?

- Çocuk bu mu? - O. Johnny Davidson.

- Engelli mi? - Yok ya. Sadece biraz gergin, o kadar.

Hadi, John. Gözünü toptan ayırma.

- Hadi. Ceza sahasına gir. - Yürü, yürü, yürü.

Beni buraya bunun için mi getirdin?

Gerry, genelde harikadır; ne sorunu var bilmiyorum.

Gerry, çocuğa bir şans ver.

John, kendine gel! Bu büyük fırsatı kaçırıyorsun, evlat.

Hayatının fırsatını elinin tersiyle itti!

- David, kes şunu. - Soytarılık yaptı.

Kes şunu.

O scout, Berwick Rangers'tan buraya kadar geldi.

- Seni duyacak. - Duymasını istiyorum zaten!

Bugün beni çok utandırdı!

Ondan da, senden de, hepinizden de bıktım.

Yani iyi oynamaması benim suçum mu?

- Neden böyle davranıyor? - Önce kendine soracaksın onu.

Böyle bağırıp çağırıyorsun; senden çekinmesi normal değil mi?

Hafta sonu okul tavşanını biz alsak olur mu?

O kafesi temizlemek çok büyük bir sorumluluk.

- Üzgünüm. - John, dur.

- John. - Üzgünüm.

Lütfen, dur.

Tavşan kakası toplamak benim için sorun değil. Tıpkı kuş üzümü gibi.

- Siktiğimin tavşan boku! - John!

Üzgünüm. Özür dilerim.

- Bunu söylemesen olmaz mıydı? - İstemeden oldu.

Daha önce sana söylediğim, futbol maçında olan şey buydu işte.

Bu saçmalık da ne böyle?

John! N'apıyorsun be?

Tabağını al ve masadan kalk. Dayanamıyorum artık.

Küfür ediyor, tükürüyor... İğrenç...

Sen mi dayanamıyorsun? Asıl ben dayanamıyorum!

- Git o zaman. - Gidiyorum.

Her zamanki gibi pub'a git.

Tam da sana ihtiyaç duyulduğu anda git...

Şöminenin yanına otur. Bundan sonra orada yemek yiyeceksin.

Bu evde bir daha böyle konuşma, tamam mı?

Ve bir daha bana tükürme. Yere çök.

Yere çök, John!

- Anne, yeter. - Bağırmana gerek yok.

Şömineye dön.

Şömineye dön.

Tükürmek istiyorsan, şömineye tükür.

Bana, babana, kardeşlerine tükürme.

Otur. Anladın mı?

Vur, vur, vur...!

Vur, vur, vur...!

Bırak!

Derhâl ayrılın!

- Müdür odasına. - Bana küfretti!

- Elimde değil! - Yeter.

Elimde değil!

Üzgünüm, hocam. Benim de elimde değil.

Herif tam bir ucube. O başlattı. Bana küfretti.

Beni hayal kırıklığına uğrattın. Anladın mı?

- Anladım, efendim. - Çık dışarı.

Davidson.

Otur, Davidson.

Benim fikrim, tabii ilgilenirsen...

Başka bir okula gitmen herkesin yararına olacak.

- Benim suçum değildi, efendim. - Senin suçundu.

Senin suçundu ve bu şekilde davranmaya devam ettiğin sürece...

...her zaman da senin suçun olacak.

Sana şu anda, burada...

...bunların hepsinin hayal ürünü ve uydurma olduğunu...

...sırf ilgi çekmek için yaptığını itiraf etme fırsatı veriyorum.

Öyle değil, efendim.

Çok dikkatli düşün, Bay Davidson.

Bu son şansın.

Elimde değil.

O zaman, senin için yapabileceğimiz bir şey yok.

Bu bir numara değilse, bir akıl hastanesine yatırılmalısın.

- Senin sıkıntın ne, evlat? - Bilmiyorum, efendim.

Böyle davranmayı bırakmazsan, sonun cezaevi olacak.

Cezaevi olmasa bile çok daha kötüsüne hazır olmalısın.

Gerçek dünya, Bay Davidson, bu okulun dışındaki gerçek dünya...

...sana, bizim gösterdiğimiz sabrı göstermeyecek.

- Anlıyor musun? - Evet, efendim.

Kısa süre içinde ailenle iletişime geçeceğim. Çık dışarı!

Amcık!

Bay Davidson...

Gitmeden önce...

Şimdi, yemeğe başlamadan önce...

...size söylemem gereken bir şey var.

Babanız gidiyor.

Bir daha dönmemek üzere evden ayrılıyor.

Geri dönmeyecek.

- Şimdi yemeğinizi yiyin. - Neden?

Benim yüzümden.

Benim yüzümden, değil mi anne?

Neyse ne işte.

Ama benim yüzümden, değil mi?

Anne.

Cevap ver!

Siktir git.

Diazepam reçete ettim; her üç saatte bir beş miligram.

Anlamıyorum, o daha 13 yaşında.

- Sadece nehre düştü. - Düştüğüne inanmıyorum, Bayan Davidson.

- Deliriyorum. - Hayır. Saçmalama.

- Babamın evi terk etmesine sebep oldum. - Hayır, John. Hayır.

Artık dayanamıyorum.

- Kendimi öldürmek istiyorum. - Hayır, böyle şeyler söyleme.

Her şey yoluna girecek.

Seni kısa sürede iyileştireceğiz.

Sorun yok, John.

Her şey yolunda.

Evet. Uyu hadi.

Uyu, John.

Uyu.

13 Yıl Sonra

Ne diye bağırdığını merak ediyorlar.

Şşş, John. Sessiz ol.

60 watt'lık ampul yeterli olacaktır.

Akşam yemeği için patates almam lazım.

- Ne yapacaksın? - Haşlayacağım.

- İki tane yeter. - Her ihtimale karşı dört tane alayım.

- Başka? - Siktir.

Başka ne lazım, John?

- Yeni diş macunu lazım, anne. - Eskisi bitti mi?

- Bitti sayılır. - Tamamen bittiğinde alırız.

- Olur. - Unutturma da et bulyon alalım.

Güveç mi yapacaksın? Güveç!

- Kes şunu. - Pardon.

Johnny D. Gözlerime inanamıyorum!

- Nasılsın dostum? - Sesini duydum sandım.

- İyi misin? - İyiyim.

Merhaba Bayan Davidson. Ben Murray, John'un okul arkadaşıyım.

Murray, nasılsın? Seni tanıyamadım. Büyümüşsün.

- İyi görünüyorsun. - Teşekkürler.

Avustralya'daydım. Bir işim ve kurulu düzenim vardı...

...ama annem pek iyi değil; bu yüzden eve dönmek zorunda kaldım.

Bunu duyduğuma üzüldüm, Murray.

Sağ olun. Bir şeyler içmeye ne dersin?, John? Dertleşelim biraz?

Yok, o içki içemez, Murray. İlaç alıyor da.

Anladım.

- Yürüyüşe çıksak nasıl olur? - Otuzbir! İyi olur.

Murray ile yürüyüşe çıkmak ister misin John?

Bu bana biraz nefes aldırır. Evde görüşürüz.

- Seni görmek güzel. - Ön tarafta görüşürüz o zaman?

- Tamam. - Görüşürüz.

Kahve almalıyım.

Açıklaması zor. Sanki...

...beynimde bir dürtü var ve bu dürtü...

...yapmamam ya da söylememem gereken şeyleri yapmamı ya da söylememi sağlıyor.

Buna, Tourette Sendromu deniyormuş.

O zaman iyi; ne olduğunu biliyorlar yani.

Evet. İlk birkaç gün her şey yolundaydı...

...ta ki tedavisi olmadığını söylemelerine kadar.

Hadi ya, John, çok üzüldüm.

Ee, şimdi ne olacak peki?

- İş arıyor musun? - Evet, çok isterim, ama ne yapabilirim ki?

Neyi yapmama izin verirler ki?

Neyse, Avustralya'dan bahsetsene.

- Manyak bir yerdi. - Öyle mi?

Her yeri gezdim.

Büyük Set Resifi'ni gördüm, bir koyun çiftliğinde çalıştım.

- Vay canına. - Erken dönmek zorunda kaldım çünkü...

Annemle daha önce tanışmış mıydın?

Kanser oldu.

- Karaciğer kanseri. - Hadi ya, Murray.

Altı ay ömrü kaldı.

Çok üzüldüm, dostum.

İçeri gelip bir şeyler yemek ister misin?

- Hayır, sağ ol, gerek yok. - Hadi ama.

Geri dönmem lazım. Yorgunum.

- İlaçlarımı almam lazım. Hitler! - Tamam. Sorun değil.

- Yine takılmak istersen, haber ver. - Tamam.

- Görüşürüz Murray. - Görüşürüz.

Spagetti bolonez kokuyor. Emin misin, istemiyor musun?

Hayır, teşekkürler. Hitler!

Hop!

Spagetti bolonezimin nesi varmış?

Eminim harikadır. Ama eve gitmem lazım işte...

- Adın ne? - John.

John, hemen buraya geliyorsun. İki dakika içinde seni masada göreceğim.

Yok, gerçekten...

Asıl sen siktir git. Siktir git, asıl sen siktir git.

Of be, John.

Hadi, John, yapabilirsin.

Buyur, canım. Ben Dottie.

Kanserden öleceksin. Ha-ha!

Yuh amına koyayım ama, John... Özür dilerim.

Peki.

Ben de seninle tanıştığıma memnun oldum.

Çok ama çok üzgünüm.

Sorun değil.

Aslına bakarsan, son aylarda kimse bana bu kadar dürüst davranmamıştı.

Hadi, gir. Geç otur.

- Emin misin? - Sorun yok, ısırmam.

- Ayakkabılarımı çıkarayım mı? - Gerek yok. O kadar sosyetik değiliz.

John? Yemek soğuyor.

Tamam, siz başlayın. Sıkıntı yok.

Tamam. Yiyelim o zaman.

Amcık.

O da neydi öyle?

Murray?

Bilmiyorum ki.

Anne, o pek iyi değil. İlaç kullanıyor.

Ben de öyle düşünmüştüm.

İyi olup olmadığını kontrol eder misin?

Önce yemeğimi yeseydim...?

Tamam, ona biraz zaman verelim, olur mu?

John?

John...

Nefes al...

- Siktir git. - John.

Merhaba.

- İyi misin? - Evet, iyiyim, teşekkürler.

Ya şey diyecektim...

- ...banyoda... - Biliyorum, gördüm.

Tamam, şey...

Bunun için özür dilemek istedim de...

Sorun değil. Hangi ilacı kullanıyorsun?

İlaç kullanmıyorum.

Yıllardır ruh sağlığı hemşiresiyim.

O yüzden...

- Haloperidol diye bir ilaç. - Of.

Almazsam durumum çok daha kötü oluyor.

Bugün bir dozunu almadım, muhtemelen bu yüzden böyle oldu.

Uzun vadede ilacı bırakmayı düşündün mü hiç?

Düşünmedim açıkçası.

Bence iyi değilsin.

Evde durumlar nasıl?

Hadi gel. Yemeğini ısıtayım.

Siktiğimin amcığı.

Başına dikkat et.

Sikeceğim ama, John!

♪ Fairy ile elleriniz yumuşacık... ♪

- Yemek çok lezzetliydi. - Teşekkürler, John.

Dottie kanserden ölüyor! Üzgünüm, Dottie.

Siktir! Siktir git, orospu!

- Üzgünüm, millet. - Pekâlâ, John.

Bizi daha sık ziyaret edeceksen - ki umarım edersin -...

...ağzından çıkanlarla ilgili küçük bir konuşma yapmamız şart.

Tamamdır.

Bu evde bir kuralımız var.

Ve o da, elinde olmayan bir şey yaparsan...

...bunun için asla özür dilemek zorunda değilsin.

Seni anlamayan insanlarla sokaktaysan, tamam, özür dile, neyse...

...ama bu evde...

...kötü niyetli olmadığını ve...

...kasıtlı yapmadığını bildiğimiz bu evde...

...bunların hiçbir önemi yok.

Özür dilemen beni çileden çıkarıyor.

Özür dilemene gerek yok.

Tamam mı?

Tamam.

Anladın mı, emin misin?

Eminim, anladım.

- Teşekkürler. - Harika. Teşekkürler.

John, bırak şunu artık. Başlıyoruz.

Tamam, hemen geliyorum.

John'a burada kalabileceğini söyledim.

Bu gece mi?

Evet, bu gece, ya da isterse sonsuza kadar.

- Anne. - Ne?

Aklını mı kaçırdın?

Başında onca dert varken?

Ben olaya şöyle bakıyorum: Altı aylık ömrüm kaldı.

Yani, burada oturup kendime acıyarak Pringles yiyip Neighbours izleyebilirim...

...ya da bu çocuğa yardım edebilirim.

- Peki nerede uyuyacak? - Pembeyi sorun etmezse, küçük odada.

John, blackjack bilir misin?

- 21 mi? - Aynen.

Tabii, oynarım.

İki asım var!

- Herkesten özür dilerim. - Özür yok.

Aynen.

Bunu duymamış gibi davranalım, olur mu Murray?

Olur.

Chris?

Olur.

Harika, hepimiz hemfikiriz o zaman.

Kart alayım.

Bir kart daha alayım.

Antrenmanda söylediğimiz gibi, çok hızlı...

Murray nasılmış, John?

Macerasından bir sürü hikâye anlatmıştır herhalde.

John?

Macerasından bir sürü hikâye anlattı, değil mi?

- Taşınıyorum. - Ne dedin?

Taşınıyorum.

Murray'lerde yaşayacağım.

Seni iyi tanımıyor olsam “bu da o anlamsız tiklerinden biri” der geçerdim.

Annesi Dottie, önce seninle konuşmam gerektiğini söyledi ama...

...ben yine de taşınacağım.

Murray'nin, annesinin hasta olduğunu söylediğini sanıyordum.

Öyle. Kanser hastası.

Bence çok safsın, John.

Ona bakacak birini arıyorlar.

Mesele bu mu? Bu fikir Dottie'den mi çıktı?

Hayır, bunu ben istiyorum.

Ama burada sana ihtiyacımız var, John.

Kardeşlerin gitti, baban da gitti ve ben de yaşlanıyorum artık.

İlaçları da bırakıyorum.

Tamam, pes ediyorum! Bu da mı Murray'nin annesinin fikri?

- O anlıyor, bir hemşire. - Öyle mi?

Peki bu ne?

Ben de hemşireyim John. On beş yıldır.

Aynı zamanda senin annenim.

İlaçlarını almadığında, yumruk atıyor, küfür ediyor, tükürüyor...

...ve insanları üzüyorsun. Unuttun mu John?

Hâlâ hepsini yapıyorum anne.

İlaçlarını aldığında daha az yapıyorsun, John!

Murray'nin annesi seninle başa çıkmanın ne kadar zor olduğunu bilmiyor.

Bir ara vermeye ihtiyacım var.

Senin de bir ara vermeye ihtiyacın var.

- Üzgünüm. - John.

Siyahı seviyorum, ne diyebilirim ki?

Eh, bu harika.

Sen taşındığın için artık bulaşık yıkamak zorunda kalmayacağım.

He oldu; siktir git Murray. Ayrıca, o bir tik değildi.

Yani hiç Gala taraflarında takılmadın mı?

- Hayır. - Bizz'e hiç gitmedin mi?

- Sağır mısın nesin amına koyayım? - Golden Lion'a? Harrows'a peki?

Hiç yaşamamışsın dostum.

Babamla bir kez Golden Lion'a bir bira içmeye gitmiştim...

- ...ama bu yıllar önceydi. - Eh, o sayılmaz.

O hapları bıraktığın gün, sen ve ben, felekten bir gece çalacağız.

Dostum, sabırsızlanıyorum.

- Bu bir tik miydi? - E herhalde yani.

Buysa sadece benim mallığımdı.

- Şimdi gelelim sana...! - Yapma! Yapma! Yapma!

Yapma!

- Hâlime bak! - Harika görünüyorsun.

Aman...!

- Pardon, Dottie. - Sorun değil.

- Tiklerim coştu. - Hiç şaşırmadım.

İlaçları neredeyse tamamen bıraktın.

- Nasıl hissediyorsun? - Daha iyi hissediyorum. Daha iyi uyuyorum.

- Baş ağrılarım azaldı. - Güzel.

Duymak istediğimiz de buydu. Tamam, bana birkaç salkım üzüm getir.

- Üzüm. - Tanrı'm.

- Kırmızı mı yeşil mi istersin? - Yeşil, lütfen.

John, içinde mercimek var mı, yok mu?

- Yok, senin için uygun, Dot. - Harika. Ondan iki tane daha alalım.

Temizlik ekibi, 5. koridora, lütfen.

İyi misin Suzy? Bugün nasılsın?

- İyiyim John. Sen nasılsın? - İyiyim. Seni çekici buluyorum.

- Nasılsın Dottie? - İyiyim canım. Sen nasılsın?

- İyiyim. Sağlığın iyi mi? - Umurumda değil.

- Annen nasıl? - Orospunun teki.

- Ona sevgilerimi iletir misin? - Siktir git.

Göğüslerini göster bana. Siktir git.

Pekâlâ, John. Tamam, şimdi tavuk suyu alacağız.

Tavuk siki.

Kahretsin.

- Üzgünüm, Dottie. - Önemli değil.

Sağ tarafımda duramazsın, bunu biliyorsun.

- Tamam. - Sana söylemiştim.

Suçlu ben miyim şimdi?

Dudağımı şirirdin, şapşal.

Üzgünüm, Dot.

Hayatının sonuna kadar ilaçla, her şeyi içine atarak yaşayamazsın.

- Öyle hayat mı olur? - Her zamanki gibi her şeyi mahvettim.

Hayır, mahvetmedin.

- Dudağın nasıl? - İyi.

Benim hatam, yanlış tarafında durdum.

Anne!

John.

Nasılsın? Dottie, bu benim annem.

Tanıştığımıza memnun oldum Bayan Davidson.

- Ben Murray'nin annesiyim. - Amcık.

- Üzgünüm, anne. - Nasılsın, John?

Uzun zamandır ziyarete gelmiyorsun.

Farkındayım. Belki bu hafta sonu uğrarım.

John.

Postaneye gidip bana pul alabilir misin?

Bu para yeterli olacaktır.

Görüşürüz anne. Hafta sonu görüşürüz.

Görüşürüz, John.

İlaçlarını almadığını görebiliyorum.

Yavaş yavaş bıraktı.

Bu şekilde kendini daha iyi hissediyor.

İyice yerleşti. Onunla birlikte olmaktan çok mutluyuz.

- John, senin hemşire olduğunu söyledi. - Hemşireyim, doğru.

- Azize sabrı gerektiren bir iş. - Tüm sabrımı yıllar önce tükettim.

Evet...

...ben de beş yıl Dingleton Hastanesinde ruh sağlığı hemşiresi olarak çalıştım.

- Yani, tedavisi olmadığını biliyorsun? - Evet.

Senin de sağlığın iyi değil ki.

Benim için sıkıntı yok.

Yumruklar, tükürmeler, küfürler...

Senin durumunda bunlarla başa çıkmak zor olmalı.

Birbirimize destek oluyoruz.

John'dan eve daha sık gelmesini rica edersen çok sevinirim.

Ederim, tabii.

Bu ne? Top of the Pops mı?

İlaçları bıraktım. Murray beni kulübe götürecek.

Yani dans hareketlerini mükemmelleştiriyorsun?

- Evet. Nasıl buldun? - Harika.

Seni yalnız bırakayım.

Bekle.

- Ne yapıyorsun? - Üstümü başımı düzeltiyorum.

Hayır, dışarı çıkar.

Bu kotun kasık kısmı bir garip, Murray.

John, içeri girince rahat davran da, garip hareketler yapma, olur mu?

- Yapmayacağım. - Öyle mi?

- Evet. - Aferin.

Hadi bakalım.

- Bunu buraya koyayım mı? - Kaldır onu, John.

Tamam, sıra bize geldi. Hadi. Teşekkürler.

- Buyur. - Teşekkürler.

- Nasıl buldun? - Bayıldım, dostum.

Bası göğsümde hissedebiliyorum.

Dur, gidip içecek bir şeyler alayım. Sen de bize bir masa bul.

Tamam.

İki büyük Tennent's, lütfen.

Adın ne?

- Ne? - Adın ne?

- Marie. - Sana bir içki ısmarlayabilir miyim?

- He? - Sana bir içki ısmarlayabilir miyim?

Olur.

Frenk Üzümlü Pernod, lütfen; arkadaşlarıma da aynısından.

John.

Çok hızlısın.

- Etkilendin mi? - Evet.

İyi, üç Frenk Üzümlü Pernod istiyorlar.

Tamam, ben getiririm, olur mu? Üç Frenk Üzümlü Pernod, lütfen.

Hemen getiriyorum.

Çok üzgünüm, dostum. Özür dilerim.

- Sikik! - Hop!

Bırak lan onu! Bırak!

John!

Siktir git!

- Defol buradan! - Siktiğimin otuzbircisi!

Siktir git!

- O başlatmadı! - Siktiğimin otuzbircisi!

John, iyi misin dostum?

Bize bir öpücük ver, otuzbirci.

Onu gözaltına alamazsınız, bu onun suçu değil.

Orada bir kıza tecavüz ettim. Etmedim. Kimseye tecavüz etmedim.

- Bana bak, siktir git! - Baksana, onu nereye götüreceksiniz dostum?

John, sorun yok. John.

- Çekil, çekil! - Tamam ya.

John, oraya vardığında bizi ara. Annem halleder.

John, oraya vardığında annemi ara, lütfen.

John? Annemi ara.

Hay sikeyim ya.

Soktuğumun aynasızı!

Kelini gördüm yavşak!

Siktir git! Otuzbirci!

Canına mı susadın, Johnny?

- N'oldu beline? - Sadece tik.

Seni çok iyi tanıyorum. Göster bakayım.

Yüzün çökmüş.

Bunların hepsi kulüpte mi oldu?

Aynen.

Murray uyandığında, seni bu hâle getirdiği için ona bir güzel fırça çekeceğim.

Sakın yapma, Dottie. Onu bunaltma.

Hayatımın en güzel gecesiydi. Çok keyif aldım.

- Kahvaltın. - Sağ ol.

Marie adında bir kızla dans ettim.

Umarım buna değmiştir; çünkü diğer çocuğun babası avukat.

Olayı mahkemeye taşıyorlar.

Birkaç ay içinde karar verilecekmiş.

John, böyle başını belaya sokmana izin veremeyiz.

- İlaçları tekrar kullanmayacağım. - Kullanman gerektiğini söylemiyorum.

Ama dikkatini bir şeye vermen lazım...

Bir şeyle meşgul olduğunda daha iyisin.

Bir işe ihtiyacın var.

Dottie.

- Çalışmak ister misin? - Evet, çok isterim.

Harika.

Halkevindeki Tommy, bir asistan arıyor.

Haftaya mülakatlar var. Senin adını da kaydettireceğim.

- Kabul edilmeyeceğim. - Eh, biri kabul edilecek.

Benim gibi biri değil.

Bak, yine her şeyi mahvedeceğim.

Mahvedeceğimi biliyorum.

Mahvetmeyeceksin. Yeterince bekledik, John.

İçeri girmelisin.

Bak, bu işi istiyorsun, değil mi?

- Evet. - Mülakatta harika bir iş çıkaracaksın.

- Gerginim. - Biliyorum, canım. Biliyorum. Hadi...

Hadi biraz nefes alalım. Tamam mı?

Gözlerini kapatmanı ve tüm nefesini vermeni istiyorum.

Hadi.

Hadi bakalım. Şimdi, bir plajda olduğunu hayal etmeni istiyorum.

Evet, tenha bir plajda.

Ve sadece...

...dalgaların kıyıya çarpma sesini duyuyorsun.

Kum yumuşak, beyaz ve sıcak.

Ayaklarım yanıyor.

Evet.

- Nasılsın Irene? - İyiyim, teşekkürler.

- Tommy geldi mi? - Salonda.

Tamam, biraz gergin; bu yüzden biraz aşırı davranabilir.

- Merhaba! - Ama alışırsın.

- Anladım. - Nasılsın? Ne var ne yok?

- Memnun oldum. - Ben de memnun oldum.

Bunun için çok ama çok üzgünüm.

Önemli değil, John.

Bu Tommy, hadememiz.

Oops, pardon.

Sana yardım edeyim.

- Vay, çocuk hevesli. - Tommy, bu John.

Boş pozisyonla ilgili görüşmeye geldi.

- Nasılsın, John? - Memnun oldum.

- Nasılsın? - İyiyim.

- Dottie bana senden çok bahsetti. - İyi.

Sizi baş başa bırakalım.

Evet. Irene, mavi kağıt havlularla ilgili mesajı gördün mü?

- Evet. Merak etme. - Tamam. Sağ ol.

- Her şey yolunda mı, John? - Yolunda.

Tamam, peki, masana geç sen.

- Her şey yolunda mı, John? - Evet, iyi.

- John. - Memnun oldum.

Ben de. Tamam, sana burayı kısaca anlatayım.

Sikini elime ver. Hay sokayım.

- Burası ana salon. - Tamam.

Ve, şey, dürüst olmak gerekirse, yaptığım işlerin çoğu sağlık ve güvenlikle ilgili.

Bilirsin işte, yangın merdivenleri, yangın söndürücüler, duman alarmları falan.

- Evet, çocuk oyuncağı. - O tür şeyler işte.

Şey, “şayet” işi alırsan...

...çünkü birkaç gençle daha görüşeceğim...

- Biliyorum. - Tamam. Bilgin olsun diye söylüyorum.

Yavşak moruk.

Farklı etkinlikler için farklı şeyler gerekiyor.

Örneğin, küçük bir konsey toplantısı için sadece birkaç masa yeterli olabiliyor.

Ama bir pandomim gösterisi için 200 sandalye yerleştirmek gerekebiliyor.

- Ya da bir okul piyesi için. - Pedofilim ben.

- Pardon, bir tikti. - Önemli değil, sorun yok.

- Dışarıyı göstereyim mi? - Olur.

Tamam.

Bunu halletmem lazım. İşte açıldı.

Tamam, her bahar bunları ekiyoruz...

...bu yüzden sulanmaları, yabani otların temizlenmesi...

...ve beslenmeleri gerekiyor. Bitkilerden anlar mısın?

Evet. Bitkileri severim. Bahçemde iki tane var.

Tamam, güzel. Bu alan başımın belası.

Bi' susar mısın artık amına koyayım?

Bunun yüzünden başımın belası...

Bu, sigara içenlere korunak sağlıyor.

Sigara içenler, buraya gelip sigara içiyor.

Peki sonra ne yapıyorlar? O iğrenç izmaritleri yere atıyorlar.

İğrenç izmaritler! İğrenç ibneler!

İğrenç ibneler! Geyim ben! Hayır, değilim. Evet, geyim.

İğrenç ibneler!

- Orası oldukça eko yapıyor, değil mi? - Evet, oldukça... eko yapıyor.

Kapıyı arkandan kapat. Köpeklerle aran iyi mi?

- Evet, köpekleri severim. - Bu Rosie.

Merhaba Rosie. Nasılsın?

Oturman için orası uygun mu?

- İyi misin? - İyiyim.

- Tamam. Dolaplara vurma. - Pardon, pardon.

Tamam, otur.

Pekâlâ.

Şimdi, mülakatın en önemli kısmına geldik, John...

Götünden gireceğim.

...ve o da... güzel bir fincan çay yapabilir misin?

Evet. Çok güzel çay yaparım.

Demli severim, bol süt, üç şeker.

Sıkıntı yok, Tommy.

Ve unutma; önce suyu, sonra sütü koyacaksın.

Tamamdır. Ben de öyle yapacaktım zaten.

Tamam, birazdan sana geleceğiz, John.

Peki, sana benim hakkımda ne söylediler?

Şey, sadece son zamanlarda sağlığının pek iyi olmadığını söylediler.

Doğru. Plan şu: Senin gibi genç birini alacağız...

...işi öğrenecek, böylece benim hastane randevum falan olduğunda...

- He... - ...o kişi devreye girip...

- ...işleri yürütecek. - Anladım.

İş, çalışma saatleri ve diğer şeyler hakkında az çok bilgi edindim.

- Denemek istiyorum. - Tamam.

- Güvenilir misin? - Evet.

Her zaman erken gelirim, her zaman. Öyle de olmak zorundayım.

Çünkü zamanında gelip, kapıyı açacak...

...ve ben yokken kilitleyecek birine ihtiyacım var.

- Evet, her zaman. Her zaman. - Tamam.

- Becerikli misindir? - Okulda iyiydim.

Ağaç işleri, metal işlerinde falan... Öğrenmeye de hevesliyim ve...

Ellerimi kirletmekten çekinmem, anlarsın ya?

- Tamam. - Tembel herifin tekiyim.

- Yani, zor işlerden kaçmazsın? - Kaçmam.

Aslında, bir işe veya projeye odaklandığımda...

...bunun bana epey yardımı olduğunu düşünüyorum.

Evet.

- Sıcakmış. - Evet.

Buyur, Tommy.

- Çok üzgünüm. Onu ben alayım. - Aynen, iyi fikir.

Bu pozisyon için bir sürü gençle görüştüm.

- He. - Ve açık konuşayım...

...şimdiye kadar içtiklerimin arasında...

...en iyi çay seninkisi.

Harika.

Peki...

Süt yerine sperm kullandım.

Peki, bana sormak istediğin bir şey var mı?

Evet, var. Şey...

Birkaç ay sonra mahkeme duruşmam olduğu için...

...birkaç gün işten izin almam gerekebilir.

- Sadece bu var. - Yani henüz işe bile alınmadın...

...ama şimdiden izin mi istiyorsun?

Hayır, hayır. Sadece şunu söylüyorum... Yine her şeyi mahvediyorsun John.

Sadece şunu söylüyorum, şayet işi alırsam...

...duruşma için izin almak zorunda kalacağım. Sadece dürüst olmak istedim.

Peki.

- Başın belaya girdi, değil mi? - Evet.

Son zamanlarda birkaç talihsizlik yaşadım.

- Senin hatan mıydı? - Hayır.

Tamam. Bu benim için yeterli.

Başka sorun var mı?

Yani, bu işi yapabilirim...

Yapabilirim.

Ama şu açık soruyu sormam lazım...

Tiklerim ve ağzımdan çıkacak küfürler senin için problem olur mu?

Hangi tikler? Hangi küfürler?

Sadece küçük bir uyarı, John...

Bir daha köpeğime bunu yaparsan, kalbini söküp çıkarırım. Anladın mı?

Evet, o zaman...

Vakit ayırdığın için teşekkürler.

Tamam, ben gidiyorum o zaman.

İyi misin, Rosie?

Bakkal

- Merhaba, John. - Merhaba, dostum. Nasılsın?

İyiyim, iyiyim.

- Gazete ve Opal Fruits lütfen. - Ee, nasıl gidiyor?

Fena değil. Bugün bir iş görüşmem vardı, Kenny.

- Öyle mi? Nasıl gitti? - Patronun köpeğine vurdum.

Hadi ya, neyse, boş ver.

Her zaman önceki gazete dağıtım işine geri dönebilirsin.

Bu sözünü tutmanı isteyebilirim, Kenny. Sonra görüşürüz.

Kendine iyi bak. Buyur, canım?

Kaşar!

Ne dedin sen?

Özür dilerim bayan. Tourette Sendromu'm var.

- Az önce bana ne dedin sen? - Gerçekten çok üzgünüm.

Kötü bir niyetim yok. Söylediklerimi kontrol edemiyorum.

- Özür dilerim. - Siktir git!

Evde kimse yok mu? Dot?

Ne yapıyorsunuz?

Bir dakika bekle, John.

Başardın!

- Tommy aradı. İşi kaptın. - İşi kaptım mı?

- Pazartesi başlıyorsun. - Aman Tanrı'm!

Aferin, John.

- Ciddi misiniz? - Evet.

- Bunu hak ettin. - Aferin, Davidson.

İnanamıyorum. Her şey çok kötü gitmişti.

Bunu hak ettin.

- Ve şimdi... - Tanrı'm, bir işim var.

- Heyecanını bozmak istemem... - Evet, ama bozacaksın.

Chris'le bugün hastaneye gittik.

Kanserden ölüyorsun, pis moruk.

Ölmüyorum, John. Bir hata yapmışlar.

Kanser değilmiş.

Şeymiş... Heman...

- Heman... jiyom. - Hemen çekiyom, amcık!

Neydi adı, aşkım?

Hemanjiyom. Yani, bir tümör. Ama sonuçta, kanser değil.

Kanser gibi görünüyor; ama değil.

Gel buraya.

- Seni seviyorum, anne. - Hepinizi seviyorum!

- Buna inanamıyorum. - Tamam John, al...

Çin restoranına git ve kim ne isterse al.

Ziyafet çekelim. Ben ısmarlıyorum, çifte kutlama yapacağız.

- Teşekkürler. Görüşürüz. - Görüşürüz, güle güle.

Gel buraya, gel...

Gebert onu! Gebert!

- Gebert! - Geberteceğim! Orospu çocuğu!

- Kim...? - O, siktiğimin...

Çekil, çekil, çekil!

Çekil, çekil!

Kimin kaşar olduğunu gördün mü şimdi, ha?

Siktir git!

Siktir git, defol buradan!

Kendini kabadayı sanıyorsun, ha?

Uyarımızı dikkate al.

Seni uyardık.

John, her şey yolunda.

Sorun yok.

Dottie burada. Yanındayım.

Canım.

Anneni aramam gerekiyor.

- Olmaz. - John.

- Arama. - John, aramalıyım.

Onu endişelendireceksin. Önemli bir şey yok.

Pazartesi işe başlamam lazım.

Tommy, istediğin kadar dinlenebileceğini söyledi, tamam mı?

İş senin zaten.

- Bir yere kaçmıyor. - Bu iyi.

Canım, Canım. Bir şey yok, bir şey yok.

Hadi, tatlım, sakin ol.

Her şey yolunda.

Biliyorum.

Biliyorum.

Sorun yok.

İyisin, tamam mı?

Hadi, sakin ol.

Hadi.

Biliyorum. Tamam mı?

Bıktım artık, Dottie.

Çok yorgunum.

Biliyorum, canım. Biliyorum.

Langlee Halkevi

- Sandalyeleri halledebiliyor musun, oğlum? - Evet, sorun yok Tommy.

Vay be...

- Benden daha düzgün dizmişsin. - Düzgün olmalı, Tom.

Açıkçası, Tom... Onları saymam da gerekiyor.

On sandalye olmalı, dört sıra. Çift sayı olmalı, yoksa olmaz.

Seni etkileyen sayılar mı, yoksa şekil mi?

Hepsi. Doğru değilse, kötü şeyler olacağını düşünüyorum.

Ne gibi?

Şey, mesela bazen elimi kaynar suyun altına sokuyorum...

...ve bunu dört kere yapmam gerekiyor; yapmazsam sen ölürsün.

- Pardon? - Biliyorum.

Ama yaptığım başka bir şey var...

...ve bu gerçekten çok garip; sokakta yürürken bir aydınlatma direği görüyorum...

...diyelim ki düz durmuyor ya da yanlış bir açıda...

...ya da farklı bir renkte falan; onu öpmem gerekiyor.

- Aydınlatma direğini mi öpmek zorundasın? - Evet.

Mülakatta bana bundan hiç bahsetmemiştin.

- Sormadın ki. - Doğru.

Peki problem her zaman tiklerden mi kaynaklanıyor?

Evet, her zaman tiklerden...

Ne düşünüyordum biliyor musun? Söyleyeyim.

İç dünyanı bana açtığın gibi, başkalarına da açsan nasıl olur sence?

- Yok, bunu yapamam. - Hayır, dinle.

Çünkü bence sorun Tourette değil.

Bence asıl sorun, Tourette hakkında yeterince bilgi sahibi olmamamız.

Yani, eğer polisi, doktorları, öğretmenleri bu konuda eğitmezsen...

- ...hiçbir şey değişmeyecek. - Peki, ne yapmamı istiyorsun?

Karakola gidip polislere “aynasızlar” diye bağırayım mı...

...ya da bir okula gidip “pedofilim” mi diyeyim?

Aynen öyle diyeceksin amına koyayım! Bak, gördün mü?

Gördün mü? Küfür edebilen tek kişi sen değilsin.

Bir şeye karşı güçlü hislerim olduğunda, bir şeye tutkuyla bağlı olduğumda, küfrederim...

...ve bu konuda hislerim çok güçlü.

İnsanların senin hakkında ne düşündüğünü sikine takmayı bırakıp...

...onları eğitmeye ne dersin?

Amcık seni.

Ne yaptığımı gördün mü? Vurguladım.

- Gördüm. - Amcık.

- Yürü. - Amcık.

Bacak hareketiyle şöyle bir çektim.

- Evet, bir emniyet kilidine sahip oldun. - Siktiğimin amcığı.

Duruşma günü için o izni almam lazım, Tom.

- Biliyorum, gördüm. Bu konuda rahat mısın? - Korkuyorum.

N'apıyorsun amına koyayım, John!

- Özür dilerim. - John.

Noel geldi ya!

Cidden. Tanrı aşkına...

Pekâlâ.

- Sırada ne var? - Taşaklarımı korumak var.

Müvekkilim şimdi ifade verecek.

Bay Davidson, lütfen tanık kürsüsüne geçer misiniz?

- Bay Davidson, yemini edecek misiniz? - Edeceğim.

Lütfen sağ elinizi kaldırın ve söylediklerimi tekrar edin...

Yüce Tanrı'nın huzurunda yemin ederim ki...

Yüce Tanrı'nın huzurunda yemin ederim ki...

- ...gerçeği... - ...gerçeği...

- ...tüm gerçeği söyleyeceğim. - Hayır, söylemeyeceğim!

Lütfen, biri bu saygısızlığın nedenini açıklayabilir mi?

Sayın Yargıç, izin verirseniz açıklayayım...

...Bay Davidson, zaman zaman bazı şeyleri kontrol edilemez biçimde haykırır.

Kastetmediği ve kontrol edemediği dürtüsel yorumlar yapar.

Cinsiyetçi, homofobik, kadın düşmanı...

- “Irkçı”yı da unutma, otuzbirci. - ...ve ırkçı yorumlar...

Kişisel deneyimime dayanarak...

...her türlü ırkçı yoruma hakim olduğunu size garanti edebilirim...

...bunların pek çoğunu ben bile duymadım; ama hepsi tamamen onun kontrolü dışında.

Tourette sendromu adı verilen bir durumu...

...ayrıntılarıyla anlatan 71 numaralı belgeyi mahkemeye sunmuştuk.

Evet, belgeyi okudum, ama aynı zamanda...

...Tourette sendromunun bilinen bir hastalık olmadığını iddia eden...

- ...Bay Barrowman'ın... - Siktir, amcık.

...107 numaralı belgesini de inceledim.

Tourette sendromunun teşhis edilemeyeceğini...

...ve dolayısıyla bu davada dikkate alınamayacağını belirtiyor.

Teşekkür ederim, Sayın Yargıç.

Bay Davidson, yemini bir kez daha, lütfen, tam olarak benim söylediğim gibi tekrar edin.

Tamam.

Lütfen sağ elinizi kaldırın ve söylediklerimi tekrar edin...

Yüce Tanrı'nın huzurunda yemin ederim ki...

Yüce Tanrı'nın huzurunda yemin ederim ki...

...gerçeği...

...gerçeği... Amcık!

Bay Davidson, lütfen mahkeme salonunu terk edin.

- ...gerçeği... - Bay Davidson...

...lütfen mahkememi terk edin.

Bay Davidson, mahkememi terk etmezseniz...

...sizi zorla dışarı çıkarttıracağım. Bay Davidson...

- ...lütfen mahkememi terk edin. - Yüce Tanrı'nın huzurunda yemin ederim ki...

Yüce Tanrı'nın huzurunda yemin ederim ki gerçeği söyleyeceğim.

- Bay Davidson! - Amcık!

- Amcık, siktiğimin amcığı! - Salonu terk edin!

John. Gel, canım. Sorun yok.

Geri zekâlının tekiyim. Mankafayım.

Her şeyi mahvettin. Her şeyi mahvettin, John.

Tommy.

İşler yolunda gitmiyor, Tommy. Yargıca “amcık” dedi.

- Bu hiç iyi değil. - Aynen.

John, şüphesiz, şimdiye kadar çalıştığım en iyi personel.

Bağırır mı? Bağırır. Küfür eder mi? Eder.

Kötü niyetli mi? Kesinlikle değil.

Tiklerini kontrol edemiyor.

Günde iki üç defa, sağ eli, tam şöyle...

...yumruk sıkarak savruluyor.

Yüzümden yaklaşık 3 milim uzaklıkta duruyor.

O kadar iyi ki. Bunu tam bir sanata dönüştürmüş.

Günde 2-3 kez gelip, ikizlerime bir girişir…

Şey. İkizlerim dememde sakınca var mı?

Daha önce duyduklarımızdan daha kötü olmadığına eminim.

Tamam, diyebilir miyim o zaman?

İkizlerle neyi kastettiğimi anlıyor musunuz? Taşaklarımı diyorum?

Nasıl diyeyim… hani şu aşağıdakiler...

...cevizler, torba, testis... artık adına ne diyorsanız…

- Taşaklar! - Teşekkürler, Bay Trotter.

- Sanırım anladık. - Tamam, sadece emin olmak istedim.

Peki. Bu tıbbî bir durum. Tamam mı?

Var olan bir şey. Her gün görüyorum.

Bazılarının onun numara yaptığını söylediğini biliyorum.

O zaman soruyorum, bir insan neden...

...levyeyle dövülmesine neden olacak bir rahatsızlık numarası yapsın?

Neden, hayatını iyileştirebilecek üst düzey sınavlara kabul edilmeyip...

...okulda aşağılanmasına, dalga geçilmesine neden olan bir şeyi taklit etsin?

Neden, bir ilişki kurmasına engel olan bir hastalık numarası yapsın?

Kim böyle bir rahatsızlığı varmış gibi davranır ki?

Ben.

John'un gururlu bir genç olduğunu biliyorum...

...ve “engelli” kelimesini kullanmamdan hoşlanmayacaktır...

...ama şunu sormak istiyorum...

...Kör bir adam bir bara girip başka bir adama çarparsa...

...bu olay mahkemeye taşınır mı?

Ha?

İşte, oradaki delikanlı bir sineğe bile zarar vermez.

O, tanıdığım en nazik, en kibar...

...ve en saygılı delikanlıdır.

Ve çok da güzel çay yapar.

Süt yerine sperm.

Süt yerine sperm.

Özür dilerim. Özür dilerim, Sayın Yargıç.

Teşekkürler, Bay Trotter.

John, bu karar seni şaşırttı mı?

Hayır. Şerif, bunun mahkemeye gitmemesi gerektiğini söylemişti.

Dottie, senin için en önemli an neydi?

Şey, polisin bu deneyimden ders alması gerektiğini söylediği an.

Tommy Trotter, ailenin bir dostuyum.

O çocuğun içeride yaptıklarının olağanüstü olduğunu söylemek istedim.

- Sözlerimi alıntılayabilirsiniz. - John'la gurur duyuyor musun?

Ben mi? Ben John'la her zaman gurur duyarım.

- Peki John, bundan sonra ne yapacaksın? - Ne yapacağını ben söyleyeyim.

Benimle birlikte halkevine geri dönecek ve kanalizasyonlu temizlememe yardım edecek.

Yapacağı şey bu.

Hadi eve!

Evet, benim.

Bugün Tommy'yi görmeye gidiyorum, Irene. Hastane randevusu vardı.

Ona, perşembe günkü tombala'nın iptal olduğunu söyler misin?

- Tabii ki söylerim. Görüşürüz, Irene. - Görüşürüz, John.

Tommy?

Tommy!

Tommy?

Merhaba, Rosie.

İyi misin, kızım?

Tommy?

Tanrı'm.

Polis.

Merhaba? Kimse var mı?

Işığı açar mısın?

İyi misin evlat? N'oldu?

İçeri girdim ve...

Ona birkaç bira getirmiştim.

Onu öldürdüm.

Hay sikeyim.

- Onu öldürdüm. - Kimi öldürdün, evlat?

İçeride.

Tamam.

Olduğun yerde kalman gerekiyor, tamam mı?

Tamam. Merak etme.

Onu öldürdüm.

Ve şimdi...

...İskoç Anglikan rahibi Henry Francis Lyte'ın...

...“Benimle Kal” adlı ilahisini dinleyelim.

♪ Benimle kal ♪

♪ Hızla çöker akşam ♪

♪ Koyulaşır karanlık ♪

♪ Rab, benimle kal ♪

♪ - Yardım eden kalmayıp... ♪ - Siktir git, John!

♪ ...teselli de tükendiğinde ♪

♪ Çaresizlerin yardımcısı ♪

♪ Benimle kal ♪

Siktir git, John! Ha-ha.

John?

- Hop, Davidson! - Ne?

Seni yemeğe götürüyorum.

- Ne? - Hadi, yemeğe!

Seni duyamıyorum.

Bu domatesleri nereden aldın?

Marketten. Neden?

- Biraz yumuşaklar. - Evet, haklısın.

Burada yaşadığını hayal edebiliyor musun, John?

- Ne, burada mı? - Evet.

- Apartman dairesinde mi? - Aynen.

Biliyor musun? Seni çok seviyoruz, ama...

...beş yıldır o küçük odada yaşıyorsun ve bence...

Bence bu senin gelişimini engelliyor.

Bağımsızlığa ihtiyacın var.

O apartmanda bir sosyal konut boşaldı.

Eğer ilgilenirsen, on dakika sonra randevumuz var. Mecbur değilsin tabii.

Evet, burada yaşayabilirim.

Neden olmasın?

Harika.

Başvuru kabul edilirse, belediye, evdeki rutubeti ölçer.

- Oh, John... - Ne yapılması gerekiyorsa, onu yapar.

- Şuna bak. - Evde şömine yok, Dottie.

Evet, apartman dairesinde olmaz, canım.

Gerçi, bir kova işimi görecektir.

Ve tabii ki küçük bir balkon da var.

Vay canına, şuna bak. Harika.

Atlayacağım.

Belediye, güvenlik parmaklıkları ekleyebilir. Bunu sık sık yapıyoruz.

Evet, güzel bir fikir.

Ee, ne diyorsun John?

Burası bir bok çukuru!

- Hoşuma gitti. - Öyle mi?

Tamam, hadi bakalım.

Sağ ol.

- Sana göstermek için sabırsızlanıyorum. - Öyle mi?

Evet, bu son kutuydu.

- Bir ihtiyacın olmadığına emin misin, John? - Merak etme.

Ben asansöre gidiyorum, anne. Görüşürüz, dostum.

- Sağ ol, dostum. - Pekâlâ. O zaman...

- İdare edebileceksin, değil mi? - Aynen.

Evet, iyi olacağım Dot. Hadi.

- Sensiz ev çok sessiz olacak. - Biliyorum.

Ve, şey, pazar günü öğle yemeğine gelirsin, değil mi?

- Tabii ki gelirim. - Harika.

Bir de, unutma...

...küfür etmek yok.

Görüşürüz, Dot.

Bir otuzbir patlatayım.

Siktir git, John.

Siktir git!

- Kime bağırıyor? - Kimseye.

Amcık!

İyi misin, dostum?

- Evet, sorun yok. - Kime küfrediyorsun peki?

Kimseye, sadece böyle bir huyum var. Tıbbî bir durum.

- Ne? - Nerede yaşıyorsun?

Siktir git, dedikoducu.

Bu bir tik. Onları görmezden gelmelisin.

Zamanla bana alışırsınız.

Neyse, ben gitsem iyi olacak. Elimde çözülmekte olan donmuş lazanya var.

Hangi dairede oturuyorsun?

N'aber millet, her şey yolunda mı? İçki servisi tıkırında mı?

Söyle ona amına koyım. Hadi, söyle lan.

- İyi misin, dostum? - İyiyim.

- Sana bira getirdim. - Sağ ol.

Parmaklıklar ne iş?

Beni engellemek için...

...aşağı atlamamam için.

Yuh.

Güzel bir daire.

Ama biraz para harcaman gerekebilir.

Nasıl yani?

Büyük bir televizyon falan al.

- Yeni bir kanepe. - Onlara param yetmez, dostum.

- Gel, benim için çalış. - Bir işim var zaten.

Boş zamanlarında gel, benim için çalış.

- Gerçi... - Ne?

Bilemiyorum, belki...

- Ne? - Yani...

- Engelin bir engel olabilir. - Bu, engel değil ki amına koyayım.

İstediğin her şeyi yapabilirim. Sana ne lazım?

İç şunu.

Nasılsın?

- Çantada. - Ne?

- Çantada işte, lan. - Ha, tamam.

Benim de böyle bir çantam var. İş için kullanıyorum.

Cepleri çok iyi.

Bu, düşündüğüm şey mi?

Bu, Danny için mi?

Şuna bak.

Eroinde %50 indirim! Siktir git!

Uyuşturucu satıyorum!

Aynasızlar! Aynasızlar!

Aynasızlar!

Her şey yolunda mı, dostum?

- Buraya gel bakayım. - N'aber, çocuklar?

- Nasılsınız memur beyler? - Olduğun yerde kal. Buraya gel!

Buraya gel.

Yasa dışı maddeler mi kullanıyorsun?

Hayır, hayır, öyle bir şey değil. Benim, şey...

Üstümde uyuşturucu var. Tourette sendromum var.

- Söylediklerime engel olamıyorum. - Öyle mi?

Ellerini göster bakalım.

Ellerini cebinden çıkar!

Diğerini de. Hemen!

Nedir o?

- Nedir o? - Taş kokain işte, amcık.

- Eroinde %50 indirim! - Tamam, bu kadar yeter.

Hayır, ne olduğunu bile bilmiyorum.

- Uyuşturucu satmak suçundan seni... - Siktir git!

- Amcık! Amcık! Amcık! - Sessiz ol!

John, ne yaptın sen?

Bugün uyuşturucu satıyorum. Siktir git!

İşte, az önce söylediği şey...

Onu bu yüzden gözaltına aldık.

Peki, tam olarak ne yaptı?

Taş kokain olduğunu iddia ettiği bir paket taşıyordu.

- Peki, taş kokain miydi taşıdığı şey? - Hayır.

Şekerdi.

Ama bir dahaki sefere, sana gerçek malı emanet ederler.

Bir dahaki sefere olabilecekler için onu tutuklayamazsınız.

Bakın, onu içeri atmamalısınız.

Söylediklerine engel olamıyor. Tourette sendromu var.

Onun sorunu, davranış bozukluğu.

Dottie, amında uyuşturucu taşıyor.

Tamam, serbest mi?

- Evet. - Tamam. Davidson, gel.

Seni eve götürelim, orada sana göz kulak olabilirim.

Ha-ha! Üzgünüm.

Bazen seni gebertmek istiyorum.

Buyur, Dot. Çayın hazır.

“Dottie, amında uyuşturucu taşıyor.”

He ya, onun için özür dilerim.

Ben özür dilerim asıl.

O siteye taşınman kötü bir fikirdi.

Evet.

- Ne okuyorsun? - Tourette sendromu hakkında bir kitap.

Bence sen de okumalısın. Aslında, ikimiz de bulabildiğimiz her şeyi okumalıyız.

Mümkün olduğunca çok şey öğrenmeliyiz.

Ne dersin?

Aynen, aynen.

İyi fikir.

Bugün işten kovulacağım.

Gir.

- İyi misin dostum? - Evet, John. Evet. Otur.

Burası saunaya dönmüş lan amcık.

- Pencereyi açmamı ister misin? - Hayır, hayır... Sadece bir tikti.

Amcık falan olduğunu düşünmüyorum.

John, tam zamanlı çalışacak birini aradığımızı çok iyi biliyorsun...

- Üzgünüm. - Sorun değil.

Tam zamanlı bir hademe, evet. Birini mi buldunuz?

Kimse benim kadar iyi olamaz.

Bir tikti.

- Hayır, tik değildi John. - Yo, tikti. Tikti.

Bir önseziydi.

John, senin kadar iyi kimse yok; bu bir gerçek.

Ve bu yüzden sana kadrolu hademe pozisyonunu teklif etmek istiyoruz.

Bunu düşün. Kabul edersen...

...ki bunu içtenlikle umuyoruz, bu pozisyonun lojman imkanı da olduğunu biliyorsun.

Saray sayılmaz; ama rahattır.

- Tamam, olur... - Tebrikler.

Evet. Teşekkürler. Teşekkürler. Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağım.

Uğratmayacağına eminiz. Bunu hak ettin.

Tamam o zaman... Bana müsaade.

Yerleştirmem gereken sandalyeler ve yapacak işlerim var.

Harika. Teşekkürler, John.

Dinle şunu.

Ne kadar da sessiz.

- Eh, artık değil... - Pardon.

Ne şirin bir ev, John.

- Değil mi? - Evet.

- Tommy burayı çok seviyordu. - Aynen.

Tam da ihtiyacın olan şey.

Belki Rosie gibi küçük bir köpek alabilirim.

Şuna bak. Şuradaki kargaya, o Tommy.

- Saçmalama. - Bu, bir işaret, dostum.

- Ne? Gayet de öyle. - Bu bir işaret değil.

Ruh hayvanı gibi, anlıyor musun?

- Nasılsın, Tommy? - İyi misin, Tom?

Gördün mü? Hareket etmiyor.

Siktir git! Buyurun?

- Sen John musun? - Evet. Kusura bakmayın

Bilgilerini hastaneden aldık.

Yardımcı olabileceğini söylediler.

Doktorlar ve uzmanlar Tourette sendromundan bahsediyorlar...

...ama bununla ilgili deneyimleri yok.

Lucy de bu hastalığa sahip başka biriyle hiç tanışmadı.

- Lucy, arabadan inebilir misin, lütfen? - Siktir git!

John da bizimle birlikte.

Tamam, açın.

Siktir git pedofil. Ben reşit değilim.

- O ne için? - Yüzüne tokat atmamı engelliyor.

- Seninle konuşmuyorum. - Sorun değil.

Dürüst olmak gerekirse, işten birkaç dakikalığına uzaklaşmak güzel.

Yarı zamanlı pezevenk!

- Bugün bir denizanasına boşaldım. - Otuzbirci.

- Roddy'nin siki küçük. - Siktir git.

- Benim sikimse kocaman. - Anana çaktım.

Siktir git, orospu!

- Baban spermini boşa tüketmiş. - Baban amcığın teki.

- Babam bir pedofil. - Pedofilim.

- Pedofillerin lideriyim. - Bir kıza tecavüz ettim.

Cinsel suçtan sabıkalısın.

- İyi bir sikiciyim. - Babam, babanı sikti.

Babam sikik bir denizanası.

- Annem bakire. - Müdahale etsem mi ki?

- Etmesen daha iyi sanki. - Folloş bir kaşarsın.

- Annem rahip. - Sen de rahipsin, amcık.

Şerefsizin tekisin.

- İyi misin dostum? - İyiyim.

- Adı ne? - Tilly.

Ya da bizim deyimimizle Tilly-Lilly.

- Köpekleri sever misin? - Severim.

Ben de istiyorum; ama babam, bakımının çok zahmetli olduğunu söylüyor.

Kesinlikle öyle.

Ama sanırım, onun sayesinde kafamdaki karışıklıkları çözebiliyorum...

Doğrudur.

Merhaba.

Siktir git!

İyi misin?

Evet, sanırım az önce arabada içimi dökmem gerekiyordu.

- Her şey birikince işte... - Evet.

Tiklerini bastırmada oldukça iyisin o zaman?

Bazen, günün nasıl geçtiğine bağlı, anlarsın ya?

Hastane ara sıra bana birilerini gönderiyor.

Ama dürüst olmak gerekirse, onlara ne kadar yardımcı olduğumu bilmiyorum.

Babamın konuşmalarından, senin bir uzman olduğunu sanmıştım.

- Yo, yo. Uzman değilim, ama biraz okudum. - Anladım.

Sen, tanıştığım Tourette sendromu olan ilk kişisin.

- Yardımı oluyor mu? - Zerre kadar olmuyor, otuzbirci!

Oluyor diyebilirim.

Yani, sen bunu daha iyi anlıyorsun...

İyi bari.

Zorbalığa falan maruz kaldın mı?

Evet, okuldayken kaldım...

...ama şimdi daha çok insanların gülmesi, alay etmesi...

...veya fotoğrafımı çekmesi gibi şeyler oluyor.

Anladım.

Bazı sabahlar uyanıyorum ve kendimi harika hissediyorum...

- ...sonra birden ağlamaya başlıyorum. - Öyle mi?

“Bunu hak etmek için ne yaptım,” diye düşünüyorum.

Sonra birine yakınlaşmaya çalıştığımda...

...“kim hayatının geri kalanını küfür eden...

...ve yüzüne tüküren biriyle geçirmek ister ki?” diye düşünüyorum.

Evet, endişelendiğim şey bu. Çünkü bu incitici olur, bilirsin.

Bak, mesela bazen, annem yemek falan yaparken...

...ocağı yaktığında, kaynar derecede sıcakken, işte...

Yani, elimi onun üstüne koymam gerekiyor. Aynen, aynen.

Hatta... Sanki oraya vurmam gerekiyor.

Bu bir dürtü. Ben de öyle yapıyorum.

- Gerçekten mi? - Evet. Sana bir kitap ödünç verebilirim.

Evet. Bilmiyorum, işte, ben... Anlar mısın bilmiyorum...

...onu yapmak zorundasındır, kaçışın yoktur...

Ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. Ben de aydınlatma direğini öpmek zorundayım.

Ben onu yapmıyorum.

Posta kutularını sikiyorum.

Onu da yapmıyorum tabii.

Pekâlâ, ben işime dönsem iyi olacak.

- Bunun yardımı oldu mu? - Çok yardımı oldu.

Yani, bunu, uzmanlardan daha iyi anlıyorsun.

Güzel. O zaman, sohbet etmek istersen Facebook'tan beni ekleyebilirsin.

İsterim. Bu konuda çok iyisin.

Baban faturamı görene kadar bekle.

Boynundaki o mavi ısırma parçasını beğendim.

Ha, o şey gibi...

İşte, bir tik geleceğini hissettiğinde onu ısırıyorsun.

- Bende de var. - Öyle mi? Ama bu daha iyi.

Hadi, git.

Tommy'yi görmeye git. Hadi, git. Git de gör onu.

İyi misin, Trotter?

Ne anlatsam...

Bugün halkevine gittim, tahmin et ne oldu.

Tuvalet bloğundaki o kurşun kaplama tekrar sızdırmaya başladı.

Onlara geri gelip ücretsiz tamir etmelerini ve ödeme yapmayacağımızı söyledim.

Geçen gün bir çiftle tanıştım.

Kızlarını beni görmeye getirdiler.

24 yaşında, genç bir bayan.

Tik sorunu var.

Ve ben, Tourette sendromu olan ilk tanıdığı kişiyim.

İnanabiliyor musun?

Her zaman benim gibi insanlara, çocuklara...

...ve diğerlerine daha fazla yardım etmem gerektiğini söylerdin.

Ben de bunu düşünüyorum, Trotter.

Düşünüyorum.

Hadi bakalım, Tilly.

Gidelim, kızım.

İçeriye geçin. Hadi, millet.

Seni görmek güzel, Lucy. İyi misin?

- Seni görmek güzel. - Seni görmek de güzel.

Tourette Farkındalık Hafta Sonu! Galashiels

Buraya çek.

-Alison. John sen misin? -Alison. Evet.

Birmingham'dan beri bağırıp duruyor.

- Siktir git, otuzbirci! - Onu içeri alıp yerleştirelim.

Bana aldırma.

Pop!

- Hepinize hoş geldiniz demek istiyorum. - Sen benim gerçek babam mısın?

Bu ilk Tourette etkinliğimiz.

Çoğunuz, Tourette'li biriyle ilk kez karşılaşıyor olabilirsiniz; önemli değil.

- Siktir git! - Merhaba dostum, iyi misin?

- Siktir git. - John.

Bunun iyi bir fikir olduğunu sana düşündüren şeyin ne olduğunu sorabilir miyim?

- Sadece şunu söylemek istiyorum... - Penisine dokunabilir miyim?

Bugün çoğunluksunuz, azınlık değilsiniz.

Adım Greg ve sizin gibi ben de Tourette sendromu hastasıyım.

Size tiklerinizi azaltmanıza yardımcı olacak birkaç ipucu ve püf noktası vermek için...

...davul çalarken yaptığım birkaç şeyi göstermek istiyorum.

Bu etkinlik, Tourette sendromlular için bir etkinlik olarak lanse ediliyor...

...ama bu etkinlik hem siz hem de çocuklarınız için.

Bakın, süper insan değilsiniz.

Bu durumla yaşamak gerçekten zor...

...ve büyük olasılıkla benim de ailemi; yani annemi ve babamı ayırdı.

Bu yüzden... birbirinize göz kulak olmalısınız.

Gruplara ayrılabilir misiniz?

Her gruba bir kamera vereceğim...

Davul çubuğunun üstünden üçte bir aşağıya parmaklarınızı yerleştirin.

Sınıftan siktir git!

Amını yumruklayacağım.

Hepimiz yaratıcı olmaya başlayabilir ve bu yönümüzü ortaya çıkarabiliriz.

Evde eşcinsel bir adam var.

- İlişkilerle nasıl başa çıkıyorsun? - Kişisel olarak mı?

Benim için bu oldukça zorlu bir mücadele oldu, ama...

...ebeveynler olarak...

...çocuklarınızın bir eş bulup bir yuva kurmasını istemeniz çok doğal.

Ama her şey yine eğitimde bitiyor. Sorun, Tourette değil...

...sorun, insanların Tourette hakkında yeterince bilgi sahibi olmaması.

Bu çocuklar ne kadar çabuk kabul görüp anlaşılırlarsa...

...o kadar çabuk ilerleyip tamamen normal bir hayat sürebilirler.

- Yere yat! - Ceplerini boşalt!

- İyi iş çıkardın, Davidson. - Evet, iyi işti, Dottie.

Oha, gördün mü?

Koş! Dur.

Koş! Dur.

Gel, Tilly.

- Gel, Tilly. - Olduğun yerde kal.

Ellerini başının üzerine koy.

Yanlış bir şey yapmadım, dostum.

Olduğun yerde kal, Davidson.

Hay sikeyim. Ne var?

- Beni hatırlamıyor musun? - Hayır.

Yanlış bir şey yapmadın.

- Ben, MacCullen. - He tamam, MacCullen.

- Nasılsın? - İyiyim.

Kel götveren. Hay sikeyim. Kusura bakma.

John'la ilk kez, Galashiels'te genç bir polis memuruyken tanıştım.

O genç bir adamdı, 90'ların başlarıydı...

...ve çok az kişi Tourette'in ne olduğunu biliyordu.

O zamanlar polis teşkilatı ona iyi davranmıyordu.

Ben de ona iyi davranmadım.

İşte bu yüzden, terfi ettiğimde ilk yaptığım şeylerden biri, John'u bulup...

...bugün sizle konuşup konuşamayacağını sormak oldu. John.

Tamam. Bugün beni buraya davet ettiğin için teşekkürler.

Tabii ki bu benim için çok stresli bir olay.

Polislerin amına koyayım!

John.

Bazen söylediklerim komik oluyor; ben bile kendime gülüyorum...

...ama bu, aktif olarak alay etmek, dalga geçmek...

...veya insanları küfür etmeye teşvik etmekten çok farklı.

Tourette sendromuyla yaşayan herkes farklıdır.

Hepimizin kendi semptomları, tikleri ve davranışları var.

Bir tik her şey olabilir. Sözel bir tik de olabilir, motor bir tik de.

İşte böyle bir sözel tik. Veya göz kırpma olabilir...

...bazen gözlerini şöyle devirebilir insanlar.

Tourette'le ilgili konuşmadığımız şeylerden biri de kaygı...

...ya da obsesif kompulsif bozukluk...

...hiçbir şey yokmuş gibi davranmaktan...

...tikleri bastırmaya çalışmaktan kaynaklanan bitkinlik.

Binlerce büyük hapşırığı tutmaya çalıştığınızı hayal edin.

Bir süreliğine bunu yapabilirsiniz; ama sonra ne olur?

- Patlarsınız. - Patlarsınız. Güzel cevap.

Örneğin, kütüphaneye gitmen gerekiyorsa, bununla nasıl başa çıkıyorsun?

Bu benim için bir kâbus. Kütüphaneye gidemem.

Gitmeyi çok isterdim; ama çok sessiz bir yer.

Tiklerle diyaloğa girmeyin; sadece onları görmezden gelin.

Sizi aşağılayan kişinin hiçbir suçu yok.

Onların desteğe ve anlayışa ihtiyacı var.

Bugün beni dinlediğiniz için teşekkürler.

Umarım Tourette sendromu hakkında bir şeyler öğrenmişsinizdir.

İşte böyle; teşekkürler.

Teşekkürler.

İyiydi.

Buckingham Sarayı

Posta! Soktuğumun postası geldi!

- Günaydın, Davidson. - Dottie. Dottie.

N'oldu?

John Davidson, Tourette sendromlu kişilere sunduğu hizmetler için.

Tebrikler.

Teşekkürler, hanımefendi. Teşekkürler.

- Gelmişsin, haberim yoktu. - Seninle gurur duyuyorum, John.

Önce, trafiğe takıldık, sonra da güvenliğe...

- Ama oradaydım. Seni gördüm. - İyi, iyi.

Dottie ve Chris'le tanış. Bu benim kardeşim, Caroline.

Geldiğine çok sevindim, canım.

- Memnun oldum. - Memnun oldum.

- Annem nasıl? - Ha, o... iyi...

- Ve çok sevindi. - İyi.

- Ziyaretine gitmelisin. - Gideceğim, gideceğim.

- Seni görmek çok güzel. - Seni görmek de öyle.

Çay hazır, John.

- Hâlâ şeker kullanıyor musun? - Evet, tabii.

İyi, çünkü ben zaten bir tane atmıştım.

Hadi, göster bakalım.

Pekâlâ.

İşte burada.

Çok güzel, John.

Parlatman gerekecek.

Uygun bir gümüş parlatıcı, temiz bir bez...

...ve tüy bırakmayan bir şeyle oradaki tüm kısımları temizleyeceğim.

Peki... Dikkat et de kaybetme.

Kaybetmem.

Demek Kraliçe'yle güzel bir gün geçirdin?

He, aynen... Ona siktirip gitmesini söyledikten sonra...

- Aman, John, yapmadın değil mi? - Biliyorum. Ama sorun olmadı.

Sadece üç biletim vardı anne, ve...

- ...Caroline daha yakın oturduğu için... - Anlıyorum, John.

Hayır, hayır, öyle değil.

Sadece... öyle denk geldi, işte.

Hepsini gazetede okudum, John.

Görünüşe göre, senin yaşadıklarını kimsenin yaşamasını istemediğini söylemişsin.

Şömineye dön.

Hay sikeyim.

Yeterince iyi olamadığım için üzgünüm. Elimden gelenin en iyisini yaptım, gerçekten.

Biliyorum anne, biliyorum.

Senin ya da babamın yerinde olsaydım ne yapacağımı bilemezdim.

Bununla başa çıkamazdım.

Biliyorum.

Yani, tünelin sonunda bir ışık varmış, değil mi John Davidson?

Evet.

Varmış... Keşke...

...o zamanlar bunu bilseydik...

Buraya gel.

Sorun yok, John.

Sorun yok.

Özür dilerim, John.

Özre gerek yok.

Sayın Bay Davidson, uygun olduğunuz bir tarih ve saatte...

...sizi Nottingham Üniversitesi'nde ağırlamak istiyoruz.

Üzerimde bomba var! Üzgünüm. Bana aldırmayın siz.

Tourette'le yaşayan insanlara yardım etme konusundaki hedefinizi destekliyoruz.

Kısaca, median sinir stimülasyonunun...

...sizin durumunuzdaki kişiler üzerindeki etkilerini...

...belirlemek amacıyla yapılacak bilimsel bir araştırmaya katılırsanız çok memnun oluruz.

Hey!

Bu bir tedavi olmasa da, ilk bulgular bunun...

...Tourette'lilere durumlarını yönetmede yardımcı olabileceğini göstermektedir.

- Barbara Morera'yı... - Saygılarımızla...

- Barbara Morera. - ...görmeye geldim.

O göte bülbül öte be! Hay sikeyim!

- John? - Sen Barbara mısın?

- Barbara'yım. - Memnun oldum.

- Ben de John. - Memnun oldum.

Bu taraftan.

Endişelenecek bir şey yok, John.

- Bu bir nöromodülasyon bandı. - Ha, tamam.

Tamamız.

Tamam, sana uygun parametreleri sağlamak için cihazı ayarlayayım.

- Güzel. Peki, bir dene bakalım. - Tamam. Ne kadar sürede etki eder?

Göreceğiz. Kampüste bir tur at...

...bir fark olup olmadığını gör. Danışmada buluşuruz.

- Tamam. - Tamam.

- Buradan mı gideyim? - Şuradan.

- Nasılsın? İyi misin? - İyiyim, teşekkürler.

Kütüphane

John. Otursana.

Ee, nasıldı?

Geri bildirimlerine ihtiyacım var.

14 yaşımdan beri böyle hissetmemiştim.

Sakin, dikkatli ve rahat hissediyorum.

Anksiyete ve tiklerim yok.

Hiç tiklerin oldu mu?

Bir kez, koridorda; ama çok daha az agresif bir şekilde.

135 kişilik bir grupla çalışıyoruz.

Yaklaşık %59'u seninle benzer şekilde tepki veriyor.

Vay be...

Kusura bakma, sadece...

Gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum.

- Bende kalabilir mi? - Henüz kalamaz, üzgünüm.

Ama iyi haber şu ki, birkaç günlüğüne eve götürebilirsin.

Bazı notlar almanı istiyoruz.

Nasıl hissettiğini, nasıl uyuduğunu, herhangi bir tik olup olmadığını...

Tedavisi var mı diye sormayı bırakalı...

...30 yıl oldu...

...çünkü, cevap hep aynıydı.

Bu... bir tedavi değil.

Ama taktığında biraz rahatlama sağlar.

- Affedersiniz. - Evet?

- Böldüğüm için özür dilerim. - Önemli değil.

- Bu, Sheffield treni mi? - Umarım öyledir...

- Nereye gidiyorsunuz? - Edinburgh'a.

Oradan da Galashiels'a; yani, uzun bir yolculuk olacak.

Edinburgh'u çok severim. Orada yaşayan bir arkadaşım var.

Evet, kesinlikle görülmeye değer bir yer.

Burası çok sessiz.

Az önce bir adam horluyordu ve hiç de sessiz değildi.

- Hadi ya? - Aynen.

Gidip burnunu tıkayacaktım. Çok ses çıkarıyordu.

Kulaklığımı taktım ve “Oh be...” dedim.

Ne dinliyorsun?

- Eleştirme ama. - Yok, yok.

- Söz mü? - Eleştirmem.

- Eleştirmesen iyi edersin. - Klişe pop. Hadi bakalım.

- Tamam, eleştirme. - Eleştirmeyeceğim.

- Biliyor musun? Bilmiyor musun? - Hayır.

Tamam, şimdi utandım. Geri ver.

- Utanıyorum. - Utanma.

Hayır, utanıyorum. Aptal gibi hissediyorum.

- Kimi seviyorsun? - Bir sürü müzisyeni.

Arabada Pavarotti dinleyeceğim.

John, tıbbi cihazı test etmek için Nottingham'a gitmeye devam etti.

Yeni teknolojiler, ilaçlar ve terapiler Tourette'li birçok kişiye yardımcı olabilir.

Ancak en güçlü destek, eğitim, anlayış ve kabullenmedir.

John hâlâ Galashiels'te, yeni siyah Labrador'u Suki'yle yaşıyor.

Bekle.

Çeviri: dikistutmaz X: iapetos Letterboxd: moandor

Bekle. Bekle. Gel.

Koş. Tilly, hayır.

Bekle.

Bekle.

Bekle.

Koş. Tilly, hayır.

Söyleyeceğimi hissettiğimde, kendimi durdurmaya çalışıyorum...

...ama sanki söylemek zorundaymışım gibi hissediyorum.

Sanki biri beni zorluyormuş gibi.

Siktir git!

Of.

İnsanlar alay ettiği için okula gitmeyi hiç sevmezdim...

Amcık. Siktir.

Hep şunu düşünüyorum: Neden ben?

Neden suçlular ya da bunu hak edenler değil?

John'un ilk tepkisi “Ha-ha! Öleceksin!” oldu.

Siktir git!

Kes şunu.

Gruptaki diğer insanların partnerleri var.

Ama ben, durumumu anlayacak...

...ve bana gerçekten güven verecek birini bulmakta hep çok zorlandım.

Ah, Dottie.

İyi misin?

Yaşamaya devam edeceksin işte... Sadece...

...dağıldıkça toparlanman gerekiyor.

Pis ibneler!

Ve şimdi öğretmenlere ders verecek konumdayım.

Uzun zamandır kim olduğumu bilmiyordum.

Hayattaki amacımın ne olduğunu bilmiyordum.

Sonunda bir şekilde anladım.

İnsanlara yardım etmek istiyorum.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.