Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
GECE HAYATI (1989)
Çeviri ve altyazı: ha46792...
Lütfen not alın.
gösterilen mumyaların hepsi manastırın arkasındaki tarlada bulundu.
Kutsanmamış toprağa gömülmüşler, muhtemelen
şehrin istenmeyenlerini temsil ediyorlar.
Köşedeki o kadının hiç şüphesiz
diri diri gömüldüğünü lütfen unutmayın.
Bunu ellerinden ve tabutun içindeki izlerden anlayabilirsiniz ki,
18. yüzyıldan kalmadır.
Lütfen beni takip edin.
Lütfen unutmayın.
El Carmen çevresindeki toprağın, kimyasalları ve
havadarlığıyla ölülerin kalıntılarını korumak
için oldukça eşsiz olduğunu lütfen unutmayın.
Hatta mumyaların çoğu 400 yıl kadar önce gömülmüş.
Daha bugün, 3 tabut daha bulundu.
Çıkarıldıktan sonra yüzyılın onlara ne kadar nazik davrandığını göreceğiz.
Eğer kalıntılar umduğumuz gibiyse,
yeni dostlarımızı en ünlü müzemize dahil edeceğiz.
Kutsal annemiz!
Vay be!
Karımdan daha iyi gözüküyor.
Şehre gelmekten memnun değil misin?
Hayır. Neyi gerçekten sevmediğimi biliyor musun?
Kanını, buranın kanını sevmiyorum.
Kanla ne sorun var?
Onun için tatlı olmalı.
- Tatlı. - Kötü tat gibi.
İyi bir nedeni olabilir.
Ama bütün bu yolu sıkıcı bir kadın için gidiyoruz.
Sıkıcı bir kadın, bilirsin, gerçekten çok sıkıcı.
O cidden çıldırmış.
Evet, öyle.
- Çıldırmış. - Evet çıldırmış.
Onu uyandıracaksın.
Lanet olsun, misafirimiz var.
- Polislerle İspanyolca konuşacağım. - Onu atlat.
Ne diyor?
Bagajda ne olduğunu öğrenmek istiyor.
Harika, bu harika.
Açmamı istiyor.
Açmanı istemiyor. Bekle.
Evet, sanırım istiyor.
Bagajın kirli olduğunu söyle.
Açmamı söylüyor.
Tamam.
Kesinlikle gündüz insanı değil.
Kesinlikle değil.
KAN BANKASI
Bunu doldurup geri getirin.
Kalemi görüyor musun? O da geri geliyor.
Parmaklarına yapışmasın.
Güncelleme.
25 Şubat 1839.
Değil.
Hiçbiri.
Af edersiniz?
Hepatit nedir?
Bunu dert etme, asla kontrol etmezler.
Böceklerden nefret ederim.
Kimseye zarar veremez.
Kimseye.
Hadi ama, neşelen.
Başka güneşli bir gün olacak.
- Sana yalvarıyorum, kanımı şimdi alayım. - Formunu doldurdun mu?
Yükselen güneşin sıcağını hissedebiliyorum. Lütfen kanımı verin.
Evet, burada bir deli daha var.
Dinle hanımefendi,
Burası bir kan bağış kliniği.
Kan vermiyoruz, alıyoruz.
Gelinim yeryüzünde tekrar yürüyor.
Daha iyi hissediyor musun?
Evet. Daha güçlü hissediyorum.
Bu oldukça iyi.
13 saatten fazla uyudun.
- Neredeyim? - Özür dilerim, görgü kurallarını unuttum.
Ben Dr. David Zuckerman, bu da Dr. Jose Guerra.
Anemik şoktan dolayı bayıldığın için şehir hastanesi'ndesin.
Geldiğinde ben baktım.
Hematokritin inanılmaz derecede düşüktü 9 du.
Ve 4 ünite kan verdim. Bu yüzden bir transfüzyon başlattım.
Nasıl hissediyorsun?
İyi hissediyorum.
Kesinlikle iyi görünüyorsun. Sana bakmamıza izin ver.
- Teşekkür ederim. - Öksür.
Mevcut durumunu açıklayabilecek tıbbi geçmişinde bir şey var mı?
Tamam.
Daha önce kana ihtiyacım olmuştu.
Kan ihtiyacının nedenini biliyor musun?
Hayır, pek değil. Hep bir muamma olmuştur.
Elbette.
Birkaç dakika içinde döneceğim.
- Bunu hemen bitireceğim. - Laboratuvarda görüşürüz.
- Amerikalısın. - Hastalık Kontrol Merkezi'nden geçici geldim.
Meksika Ulusal Kan Bankası'nı test etmeye Sağlık Bakanlığı'na yardım ediyorum.
Ulusal kan bankası mı demek istiyorsun?
Bir nevi, evet.
Birçok kişi benim gibi mi, tedavi gereken insanlar mı var?
Senin gibi mi? Hayır, sen eşsiz görünüyorsun.
- O zaman biliyorsun. - Çok az.
Doktor Guerra kanına bir bakmamı istedi.
Yavaş bir virüs türü var gibi görünüyor.
Tanımadığım bir virüs.
Biraz... endişeliyiz.
Çocukken kızamık olup olmadığından, geçen yaz
hangi tropikal ülkeye gittiğine kadar uzanan,
aşırı sıkıcı ve son derece uzun bir liste soru soracağım.
Ya sonra?
Sonra seni bırakacağım.
Bana bir söz vermen gerek.
Geri geleceğine söz vermelisin.
Testler için.
Evet, söz veriyorum, doktor.
Nasıl gidiyor? Bütün bunlar globilin gizemleri.
Gördüğüm en tuhaf durum. Buradaki durum olağanüstü.
- Biraz Kuru'ya benziyor. - Kuru mu?
Kuru. Yeni Gine'deki bazı kabilelerde olduğu gibi.
Bazı kabileler arasında, pişmemiş insan beyni
yiyerek yayılıyor ve tuhaf dini bir ritüel.
- İnsan beyni mi? - Evet, pişmemiş.
Ama ham değil. Öyle görünüyor.
- Neredeydin? - Morg da.
Polis memuru bana kanla ilgili geldi.
Tıbbi bir görüş istediler.
Ne dediler?
Kanı tamamen çekildi mi diye sordular.?
Haklılardı.
Bu kan çok güzel.
Gerçekten güzel.
Kıvrılıyor ve dans ediyor,
renkli ve hareketli, biçimli ve şekilli.
Değişiyor ve hareket ediyor.
Bu karmaşık ve narin bir baleye benziyor.
David, kendini kaybediyorsun.
Evet, biliyorum.
Bu takılarınızı satmak istediğinizden emin misiniz?
Evet.
"Evet?"
Rosa Mercedes.
Neden herşeyi birden çalıştırıyorsun?
Bunda niyetli misin?
Birkaç sorunum var.
Daireme sen mi geldin?
Sadece ben.
Bana kalacaksınız dediler, önce ben geldim.
Neden biraz ekstra para ödüyorsunuz?
Durumun iyi gibi görünüyor.
- Para sorun değil. - İyi.
Yalnız mı yaşıyorsun?
İyi.
Burada neler var?
Odam ve küvetli banyom olmalı.
Haftada 2 kez temiz üniforma.
Evet, ama sizi uyarmalıyım, bazı alışılmadık alışkanlıklarım var.
Öyle mi nedir?
Geç uyanırım. Çok geç.
Sorun değil, ben de uyumayı severim.
Uyurken, asla rahatsız edilmemeliyim yoksa sonuçlarından sorumlu olamam.
Bana ölen kocamı hatırlatıyorsun.
Ve sadece sıvı diyet yapıyorum.
Sorun değil.
- Kendini iyi hissediyor musun? - Daha iyi hissediyorum, teşekkürler.
Kemik iliği sayımın henüz gelmedi,
ama CBC kan sayımınız hala biraz karışık.
Beyaz kan hücresi sayısı 5000, trombositler ise 5.0.
İkisi de normal ama hematokritiniz hala çok düşük.
- İyi hissediyorum. - Öyle düşünüyorum.
Sorunu anlayana kadar kan pompalamaya devam edeceğiz.
Ya sorun sizin yetki alanınızın dışındaysa?
David Arzuman, kapsamlı bir hematolog yetkisidir.
Olağanüstü bir adamdır.
Alanının dışında mı doktor?
Şaka yapıyorsunuz. Hayır, doktorunuza fazlasıyla güveniyorum.
Ayrıca, beni endişelendiren sadece tıbbi durumunuz
değil. değil. Sizi çevreleyen tüm bu vahşi ve gizem.
Şans eseri.
Örneğin işten çıktığınız anda son damla kanınızı almanız gibi.
Dünya gizemli yollarla döner.
Katılmamak elde değil.
"Evet?"
Ne istiyorsun?
"Angelique, orada mısın?"
"Seni görmeliyim."
- Evde değil. - Ne zaman eve gelecek?
"O biliyor."
O halde beklerim.
Ziyaretçi kabul etmediğini söyledi.
Bırak içeri gireyim.
Deli misin? İçeri gireceğimi düşünüyorsan delisin.
"Dur artık."
İçeri alacaksın. Sana emrediyorum.
Gitmezsen polisi ararım.
İçeri almazsan, boğazını yırtar ve
nefes borunu pipo olarak kullanırım!
Ukalık etmek istemem.
Evli misin?
Hayır.
Söyle bana.
Son aşkımdı sonra ondan vazgeçtim. Adı Vlad'dı.
Vlad. Adı Vlad mı? Böyle bir isim duyduğumu hatırlıyorum.
İngiltere'den ayrılıp ondan kurtulmak için
Meksika'ya gelmemin sebebi oydu. O kötü ve tehlikeli.
Ne demek istediğini anlıyorum. Bir sonraki düşüncem doğunun kötü cadısıydı.
Cadı olduğumu mu sanıyorsun?
Çok gerçekçi.
- Özür dilerim. - Hayır, hayır...
Hoşuma gitti.
Senden hoşlandım.
Beni kandıramazsın. Hoşlandığın benim kanım.
Gizemli turist.
Kanımı ilginç buluyorsun.
Kanını büyüleyici bulduğumu kabul ediyorum, ama kadının kendisiyle boy ölçüşemez.
Biyoloji.
Başkalarının kanına olan ihtiyacımı buldun mu?
Canavar mıyım?
Hiç de değil.
Virüs ahlaki bir yaratık değil.
Bu ülkeyi seviyorum.
Bu ne büyük bir anlayış.
Bu neredeyse bir yalan olabilir
Neredeyse.
Açıklayamayacağın hiçbir şey yok mu?
Evet.
Sen.
Bedenin ve ruhun.
Ne? Ne söyledim ben?
- Bak! - Sadece bir su böceği zararsızdır.
Sakin ol. Hadi. Sakin ol.
Çok utanıyorum.
Sırf böcek yüzünden mi?
- Böceklerle ilgili sorunum var. - Belli oluyor.
Uzun zaman önce yaşadığım bir deneyimden.
Cehennem gibi bir deneyim olmalı.
Toprağa gömüldüm ve sonsuz bir süre orada bırakıldım.
Bu işe yarayabilir.
Hareket edemiyordum,
ve kaçamıyordum.
Başlangıçta umursamadım. Toprak serindi ve karanlık rahatlatıcıydı.
Ama sonra bir şeyler hissettim. Tırtıl gibi şeyler.
Tüylü bacaklı şeyler, vücudumun her yerindeydi.
Kovmak için ellerimi bile oynatamıyordum, yüzümden uzaklaştıramıyordum.
Yardım için bağırdım,
ama kimse gelmedi.
Sonsuzluktan sonra bayıldım.
Bu korkunç.
Evet.
Ne yaparsan yap, asla kendini diri diri gömdürme.
Bunu dikkate alacağım.
Sana yardım edeyim.
Lanet olsun.
Kadınlar.
Sanırım bu senin.
Burada ne yapıyorsun?
Gelinimi talep ediyorum.
Senin pis dünyanda hiç payım olsun istemiyorum.
Benim dünyam mı?
Bizim dünyamız.
Sen karanlığa aitsin ve sen bana aitsin.
Neden direniyorsun?
Senden kurtulmak için kendimi 100 yıl boyunca gömdüm.
İşaretini alamıyor musun?
O uzun, soğuk yüzyılı seni uyanık bekleyerek geçirdim.
Seni her gün rüyamda gördüm.
Ve her gece seni aradım.
Beni neden önemsiyorsun?
Benim gibilerden yüzlerce olabilir.
Oldu.
Yüzlerce.
Ve her birini seçtim çünkü.
Bir şey.
Bir şey.
Sesini.
Sevgini.
Saçını.
Bana hatırlattı.
Sonunda, sen olmadığın için boğazlarını kulaktan kulağa kırmızıya boyadım.
Keşke beni bu hale getirmek yerine beni öldürseydin.
Daha önce hiç böyle hissetmezdin.
Katil bir canavar olmaktan zevk aldığın zamanlar vardı.
Ben hiç zevk için öldürmedim.
Kurbanlar için önemli olduğundan şüpheliyim.
Benim bir seçeneğim yoktu. Virüsün ahlakı yoktur.
Virüsün neyi yoktur?
Kan.
Ne kadar arkaik olduğun için memnunum.
Artık katil olmamıza gerek yok.
Artık kan için öldürmeme gerek yok.
Bu yeni ve harika bir yüzyıl.
Artık canavar değiliz. Sadece hastayız.
Evet.
Doktor arkadaşın.
Bay Tıp sana kan veriyor, değil mi?
Ve seni öleceğine ikna etti.
Evet.
Öldürmek bizim doğamızda var.
Yaratılışımızın doğası budur!
Açıklanamaz.
Akıl sınırlarının ötesindeyiz.
Yaşayabileceğini mi sanıyorsun?
Sen nesin?
Ama yanılıyorsun.
Sadece bana huzur ver.
Çünkü bana ihtiyacın var.
Yakında yanılsaman parçalanacak ve kendinle yüzleşmek zorunda kalacaksın.
- Yanılıyorsun. - Yanılmıyorum.
Ne kadar biliyorsun?
Kan nakilleri seni ayakta tutmayacak.
Bir iki günlüğüne isteğini kesse de, yakında açlık acıya dönüşecek.
Zayıf hissetmeye başlayacaksın.
Ve bayılacaksın.
Şu an hissettiğin gibi.
Ve yakında.
Bir döküntü.
Etinin üzerine yayılacak.
Örümcek şeklinde.
Ve sonunda.
Açlık zihnini ele geçirecek.
Ve sonra boğazını yırtıp annenin bile kanını içeceksin.
Sevgilinin. Arkadaşının.
Evet.
Hatta doktorunun bile.
Çünkü ilk susadığın kan değil.
Ama içinde akan korku,
öldürdüğümüzde ilham verdiğimiz korku.
Benimle gel.
İhtiyacını anlıyorum.
Seni seviyorum.
Nefes aldığım hava kadar sana ihtiyacım var.
O zaman daha iyi hava çekmen gerekecek.
100 yıl içinde bile beni hiç hayal etmedin mi?
Hayallerimde.
Kabuslarımda.
Biliyordum.
Kelimeyi söyle ve onu cehenneme göndereyim.
- Sen iyi misin? - İçsem iyi olacak.
O gitti Rosa.
Bayan Angelique, iyi misiniz?
Evet, sanırım.
Doktoru çağırmamı ister misiniz?
Doktor mu?
Hayır. David, onu uyarmalıyım.
Teşekkür ederim.
Merhaba.
Hemşire! Hemşire!
Bir hemşire gelsin! Bir hemşire gelsin hemen!
"Her şeye rağmen iyi görünüyor."
"Evet, 3 ünite tam kan sonrası."
"Yine de şaşırtıcı."
- Çabucak toparlanıyor. - Ama ihtiyacı hızlanıyor.
Ona verdiğimiz kan onu ayakta tutmuyor.
Bir şeyi kaçırıyoruz. Virüs hala kontrolsüz.
Bununla yüzleşmelisin dostum. Kontrol edilemez olabilir.
Çok fazla dahil oldum ama,
ne sıklıkla böyle seksi bir kadınla tanışırsın?
Ne kadar kötü?
Bilmiyorum. Sandaldan düşürdükten sonra geceyi bitirmeye hazırdım,
qama sonra parmağımı emmeye başladı,
ve aramızda elektrik şoku gibi bir şey geçti.
Neyi emmeye başladı?
- Parmağımı dedim. - Parmağını, tabii ki. Elbette.
- İşte bunu. - Başka ne olabilir ki?
Neyse, sonra ne oldu?
Ne demek sonra ne oldu?
Bu durumda. Rakamlarınla ne yapacağını senin bileceğin iş.
DC'den gelecek laboratuvar sonuçları için 6 saat daha var.
O zamana kadar yapacak bir şey var mı?
Evet.
Eve yürümek.
İyi misin?
Evet.
Ne arıyorsun?
Kendimle ilgili sana anlatmadığım çok şey var.
Buna inanabilirim.
- Eski sevgilim. - Evet, bu olası.
- Evet. O burada. - Nerede?
Şehirde. Çok korkuyorum. Çok tehlikeli.
Onu kafana takma. Onunla başa çıkabilirim.
Tanımıyorsun, o çılgının teki.
Onu tanımadan önce çılgın mıydı, yoksa seni tanıyınca mı böyle oldu?
Lütfen, ciddi olur musun?
- Olanı bilmeye hakkın var. - Nerede?
Tamam, kulağıma gizlice fısılda.
Sağımızda bir şişman birde zayıf bir adam var.
Turistlerin takip ettiklerini mi sanıyorsun?
- Onları hissedebiliyorum. - Takipteler mi?
Bu onun varlığı.
- Ne yapıyorsun? - Kilisenin içine. Bizi takip edip etmediklerini öğreneceğiz.
- Yapamam. - Hadi ama, eminim yapabilirsin.
Yapma. Katolik değilim!
Ben Yahudiyim. Yanmayız.
En azından ben öyle düşünüyorum.
Harika.
Bunların hepsi Tanrı'nın mı?
Bu daha çok şehirde bir gece geçirmek gibi.
Bu ahlaki bir ders.
Nasıl?
Kanamak kutsallık mı?
Hayır. İnançlarından dolayı acı çekmek kutsallıktır.
Uzun zamandır kilisede bulunmadım.
Sanırım aynı şeyi takip etmiyorum.
Hayır, yapmazlardı. Benim gibiler.
Nasıl yani?
Benim hastalığım var.
Bunun kiliselere girmekle ilgisi var.
Anlatması biraz zor.
Dene.
Küçük bir grup insan hayal et.
Hayatta kalmak için kana ihtiyaçları var.
Bu karşılıklı açlığın onları birbirine
bağladığını ve birlikte kuralları ,
ritüelleri olan bir tarikat oluşturduklarını hayal et.
- Kiliseye gitmemek gibi. - Evet.
Tarikatı terk etmek isteyen bir üye hayal et.
Ama tarikat, özellikle de onun aşık olduğu
lider, onun ayrılmasını istemiyor.
Peki neden bu kadın ayrılmak istiyor?
Çünkü tarikatın kan elde etme yöntemleri,
kendi yöntemleri,
titiz veya ahlaki değil.
Bu da demektir ki?
Öldürüyorlar.
Rosa,
bu Doktor David Zuckerman.
David, bu benim hizmetçim Rosa Mercedes.
Merhaba nasılsınız?
Rosa, bırak şunu!
David benim arkadaşım.
Ondan hemen özür dilemelisin.
Af edersiniz.
Tamam.
Hepsi bu kadar, Rosa.
Bu da neydi?
Rosa bu akşam Vlad'ı gördü. Anlaşamadılar.
- Otur. - O burada mıydı?
Evet. Zorla girdi.
Bir içki alır mıydın?
Evet. Herhangi bir şey.
Seni ve Rosa'yı böyle bir tehlikeye attığım için üzgünüm.
Lafı dolandırmayı bırakıp dürüst olalım.
Vampirlerden bahsediyoruz, değil mi?
Bütün bu tarikat işi, vampirler.
Geceyi takip edip kurbanlarının kanıyla beslenen kana susamış kötü vampirler.
- Evet, sanırım öyle söylenebilir. - Peki sen, Angelique?
Kendini vampir olarak görüyor musun?
- Adım bu mu? - Ona yüklediğin.
Beni kötü düşünmeni istemiyorum.
Angelique.
Vampirlere inanmıyorum.
- İnanmıyor musun? - Hayır.
- Bana inanmıyor musun? - Sana inanıyorum.
Durumunun bulaşıcı olduğuna inanıyorum.
Kendilerini vampir sanan bir grup tarikat olduğuna inanıyorum.
Etrafındaki batıl inançlı din hastalığının
fizyolojisinin yanı sıra psikolojisine de inanıyorum.
Ve kesinlikle cinayeti tasavvur edebilirim.
- Ama insan kanı? - Ne olmuş?
Şiddetli anemiye neden olan 100 durumu listeleyebilirim.
- Gün ışığı, gün ışığı. - Büyük mesele değil.
Güneş ışığına karşı akut cilt hassasiyetine
neden olan onlarca hastalık olmalı.
Ölümsüzlük
Üzerinde çalışacağım.
David, her şeyi açıklayamazsın.
Elbette hayır, Ama bu, mistisizm bulutunun
arkasına saklanmak için bir neden değil.
Peki tüm o ince mantığın ve biliminle bile,
hala ölecek miyim?
David, inanıyor musun?
Öleceğime inanıyor musun?
Angelique.
Ölümü kabul ediyorum.
Ama şifalara inanıyorum.
Buna kötü mü diyorsun!
Laboratuvara gitmeliyim.
- Gitmek zorunda mısın? - Evet.
Dikkat ol.
Arkadaşıyım, yemin ederim ki arkadaşıyım.
İşler tuhaflaşıyor. Emin olmam gerek.
- Bana mı söylüyorsun? - Yaşayacak mı?
- Evet. - Onu koruma altında olsan iyi olur.
- Ben iyiyim. - Gerçekten korunmalısın.
Anlıyorum.
Sarımsak.
- Bu işe yaramaz. Ben Yahudiyim. - Fark etmez.
Gerçekten sarımsak ve haç gerekli mi?
Al işte, patlamayan hiçbir şeye güvenmiyorum.
Onları etkile, onları şaşırt, onları alt et.
Tamam, çok teşekkürler. Birinin
endişe ettiği için minnettarım. Hoşça kal.
Bu oyundan sıkılmadın mı?
Kim olduğunu biliyorum.
Kim olduğumu biliyor musun?
Ne olduğumu biliyor musun?
Ne olduğunu sandığını biliyorum.
Unuttum. Artık bir canavar değilim
Ben...
Neydi o?
Evet!
Hasta.
Belki de öyleyim.
Pek bir önemi yok.
Bu kültürde hasta olmak canavar olmaktır.
Ben muhteşem bir kanserim!
Kafayı yemişsin. Tamamen delirmişsin!
Bu yüzyılın tamamı geçmiştekinden daha fazla ne üretti?
Kibir.
Bilimi aldınız ve onu bir dine dönüştürdünüz.
Ya da yaratık çatışmalarında bilimsel
sapkınlık olarak damgaladınız.
Senin gerçekliğinin küçük kutusuna sıkıştırılamam.
Ben âlemin ötesine varım.
Hayal gücünün.
İstersen cehennemde var ol, ama Angelique'den uzak dur.
Ne dediğimi anlıyor musun?
Ne dediğimi anlıyor musun?
Dur!
Tam orada dur!
Dur dedim!
Hayır.
Şimdi seni öldürmeyeceğim.
Angelique'in açlığı onu çıldırtana kadar bekleyeceğim.
Sonra seni bulacağım.
Ve sen yeni bir çağın ilk kurbanı olacaksın.
Kanındaki korku tadı onu bana geri getirecek.
Ve seni kana kana emdikten sonra.
Seni El Carmen'in arazisine gömeceğim.
1 yıl içinde cesedin mumya gibi olacak.
Ve eğer sevgili Angelique
doğasından bir kez daha şüphe ederse.
Onu deri gibi buruşuk küçük yüzüne bakmak için geri getireceğim.
Ona hatırlatmak için.
Doktor Zuckerman'ı gördün mü?
Evet, karanlık oda da.
David, içeride misin?
- "Lanet olsun, neredeydin?" - Morgta.
2 cinayet daha, Kan yok.
- "Yeni mi?" - Evet.
"Daha eski bir zamandan, buradalar."
- Bunu nereden çıkardın? - "Onlar öldürüyor."
Kim?
Vampirler.
Sana ne oldu? Sen... Berbat görünüyorsun.
Kişisel karşılaşmam oldu, kesinlikle büyüleyiciydi.
Aynı virüse doğal olarak sahip, damar
sistemine çok daha fazla entegre olmuş.
Kanı bütün gece ve gündüz inceledim.
Bu vampir seni dövdü ve incelemen için kan örneği mi verdi?
Onu vurduktan sonra kurşunu kolundan çıkardı ve bana verdi.
Sanırım onu tuhaf bir şey olarak düşündü.
Neyse, mermiden kan örneği almayı başardım.
Oturmamda sakınca var mı?
Bu virüs çılgınca simbiyotik.
Sonunda, simbiyotik, mutlak, tamamen lizojenik.
Yan etki olarak bir tür endorfin salınımı olmalı
çünkü bu adamın ne kadar güçlü olduğuna inanamazsın.
Saat kaç? Aman Tanrım.
Asıl kafamı karıştıran şey, ne
zaman bir kan örneği veya slayt alsam ışık
kutusuna veya hava davlumbazına götürsem,
hemen önümde patlıyordu. Sonra anladım.
Vampirler ve gün ışığı.
Ne görmüyorsun?
Ultraviyole ışık kendimizi sterilize
etmek için kullandığımız şey,
tüm kan örneklerimi uçuruyordu.
Ne zaman bir ultraviyole lamba açsam,
kan örneklerimi tamamen mahvediyordu.
Bir plana ihtiyacımız var.
- Plan mı? Ne planı? - Plan. Plan.
Sen polise gidip vampirler hakkında her şeyi anlat,
ben de Angelique'i almaya gideyim.
Vay canına, kaçırdım Bir tabutta seviştiğimizi söyledim mi?
Şimdi onu bu şehirden, Baltimore'a götürmem lazım.
Bu korkunç kelimeler gerçekten tehlikeli!
Arabanın anahtarları lazım.
- Arabamın anahtarları mı? - Evet, arabanın anahtarları.
Tekrar üzerinden geçer misiniz?
Bunlar dışarı.
Şunu izle.
Bu bir vampirin kanı.
Neye bakıyorum?
Kana, kana!
Hazır.
Pekala?
Bayan Angelique, uyanık mısın?
Bayan Angelique, uyanık mısın?
"Bayan Angelique, iyi misiniz?"
Evet, iyiyim.
"İyi. Dr. Zuckerman aradı. Seni bir yere götürmeye geleceğini söyledi."
- Kahvaltını hazırladım. - Teşekkür ederim.
Rosa.
Ben gidiyorum.
Evet. Doktorla biliyorum.
Doktorla gitmeyeceğim. Yalnız gidiyorum.
O ne düşünecek?
Onun ne benim hakkımda düşündüğü önemli değil.
Yalnız gitmeliyim.
Siz kavga ettiniz.
Hayır, temel olarak uyumsuzuz.
Bana çok nazik davrandın.
Uzun bir süre ortalıkta olmayacağım ama
istediğin kadar burada kalmanı istiyorum.
- Ne kadar zaman olmayacaksın? - Bilmiyorum.
- 100 yıl kadar. - 100 yıl mı?
Sen delisin.
Dr. Zuckerman'a sevgilerimi ilet.
Onunla yüzleşmek istemiyorum.
Bayan Angelique. Lütfen!
100 yıl uzun bir zaman.
Doktoru beklersen ne yapacağını bilirsin.
100 yıl içinde senden hiçbir şey kalmamış olur.
Kurtlar için bile!
Asla! Asla bana solucanlardan bahsetme!
Işığa gel!
Efendim bu gece zarar görmeni istemiyor.
Ama yarın gece, ana yemek olarak onunla
birlikte acı çekmeye en içten şekilde davetlisin.
Elbette, yarın akşam bize katılabilir misiniz?
Evet. Evet. Evet!
Güzel.
Kanındaki korkuyu neredeyse
tadabiliyorum. Belki akşam yemeğinden
önce bir tadım. Sadece küçük
bir yudum, küçük bir yudum.
Biliyorum, biliyorum ama ne zararı
var ki, küçük bir ısırık, küçük bir ısırık.
Hayır, biliyorum ama bunu Vlad'a söylemek
zorunda değiliz, aramızda bir sır olsun.
Bu küçük bir sır. Bir yudum!
Üzgünüm.
Ama yalnız uyumak istemiyorum.
Sonsuza dek birbirimize sıkıca sarılacağız.
Hayır, aşkım.
Senin için uyku olmayacak.
Bu sefer ölümsüzlerin açlığını hissedeceksin.
Bana bir ışık ver.
Bir ışık alacağım.
Kan ışığı.
Vampirler, ne yapabiliriz?
Bu nasıl kolay olacak?
Belki polis?
Hayır, bu şaka. Polis coplarını nereye sokabileceklerini biliyorum.
Lanet olsun!
- David! - Sorun yok. Sorun yok. İyiyim.
- Isılmışsın! - Bir şey değil. Sadece aşk ısırığı.
- Biri seni ısırdı mı? - Bir şey fark ettim.
Bir şey fark ettim, büyük bir şey.
Adamın dişleri boynuma yaklaşıyordu. Sence ne yaptım?
- Panikledim! - Bu anlaşılır..
Tam bir dehşet. Panikledim!
Muazzam bir adrenalin patlaması yaşadım.
Adrenalin görmüyor musun? Epinefrin.
Vampirler öldürdüklerinde, kurbanlarını o kadar
çok korkuturlar ki emdikleri kan epinefrinle dolar.
Sadece kanı içmezler, kanın içindeki korkuyu içerler.
Korku, epinefrin. Basit kaç ya da savaş tepkisi.
Bu yüzden Angelique'e plazma nakilleri tutmadı.
Votkasız bir Bloody Mary gibi.
Korku yok, epinefrin yok.
Etki yok!
Bahse girerim, eğer Angelique'e epinefrinle
karıştırılmış bir nakil verirsek,
sınırdaki en mutlu vampirin olur.
Çok ilginç ama sana bir soru sorabilir miyim?
Ve lütfen kızma.
Sor.
Vampir misin?
Sadece şaka yapıyordum. Şu anda
değilim, hiçbir zaman da vampir olmadım.
Ayrıca,
evet, bu hastalığın gerçekten zor olduğunu düşünüyorum.
Eminim ki küçük bir ısırık yetmeyecektir.
- Emin misin? - Eminim, eminim.
Şimdi meşgul olmamız gerek.
Geri dönmelerine birkaç saat kaldı.
- Kim geliyor? - Vampirler tabii ki.
Angelique'i nereye götürdüklerini anlatmasını sağlayacağız.
Neden buraya geliyorlar?
Ana yemek olmadan yemeğe başlayamazlar, değil mi?
Angelique sen...
harikasın.
Kanında öldürme isteği duyuyor musun?
Evet, yakında doyacaksın.
Doktor için bir adam gönderdim.
Ama gelene kadar, düşündüm ki...
Belki başlangıç yapmak istersin.
Küçük bir atıştırmalık, belki?
İyi niyetimin bir göstergesi olarak.
Rosa.
Angelique, seni görmek güzel.
Bu akşam iyi hissediyor musun?
Bunu duyduğuma üzüldüm.
Hayır.
Pekala, açlığınla baş başa kal.
Açlıktan ölüyorum.
Açlıktan yarı delirmiş olabilirim.
Seni sevecek kadar asla deli olmayacağım.
Seni sevmek mi?
Bundan hoşlandım.
Seni sevmiyor bile.
Sadece zaman meselesi.
Morötesi ışık.
Gün ışığının bileşeni.
Yukarı bak.
- UV lambalar mı? - Güneş kremini getirdin mi?
Hayır mı, bu sorun olabilir.
Dikkatli olmazsan o ışıklar fena halde güneş yanığı yapabilir.
Bak...
- Bunu konuşabilir miyiz? - Tam da aklımızdan geçen buydu.
Küçük bir sohbet.
Birkaç mil daha.
İyi misin?
Arka camı kırarken parmağımı kestim.
Torpido gözünde birkaç yara bandı var.
Hayır teşekkürler.
Af edersiniz?
- Beni korkuttunuz. - Üzgünüm.
Bana bir iyilik yapar mısın?
Oradaki düğmeyi kapatır mısın?
O ışık düğmesini, kapatır mısın, anladın mı?
Hayır hayır.
Hayır hayır, yanlış.
Hayır hayır hayır!
Ben burayı temizlemem.
Bu da neydi böyle?
Bilmiyorum.
Bunun akıllıca olduğundan emin misin?
Bekle!
Bekle, silah kontrolü gerekiyor.
Sarımsak kontrolü, Kutsal Haç kontrolü.
Tavşan ayağı kontrolu. Tahta kazık...
kontrolü ve UV ışığı...
- Şu şeye dikkat et. - Neden?
Kaleden görebilirler.
Kontrol. Ya sen?
Kan ve epinefrin.
- Silah yok mu? - Sendekiler yeter.
Şu kazığı al.
Bu efsane. İşe yaradığını sanmıyorum.
O zaman onu sopa olarak kullan.
Ne çılgınlık, çılgın bir hafta.
Hadi. Hadi gidelim.
Tango sever misin?
Hayır. Salsa.
Tango korkaklara göredir.
Cesur bir kadınsın.
Harika bir canavar olurdun.
Angelique, yeni hayatında cesur bir hizmetkara ihtiyaç duyacaktır.
Öldükten sonra mı?
Buna ölmek denmiyor.
Kan emici!
Evet.
O aşağıda.
- Ama o korunuyor. - Nereden biliyorsun?
- Açıklayamam. - Şaka yapma.
Bana güven, bu yöne gideceğim. Burada kal dikkat dağıt.
- Yo, yo... Nasıl yani? - Bilmiyorum, bağır çağır falan.
Hayır, hayır. David. David. David.
Dikkat dağıt.
Dikkat dağıt.
Gel ve beni al, gecenin şeytanı.
Gel ve beni al, gecenin şeytanı.
Angelique?
Seni görmek gerçekten çok güzel.
Benim, David.
Şu anda pek iyi hissetmediğini biliyorum,
ama seni çok daha iyi hissettirecek bir şeyim var.
İşte.
Bu kan ve bu epinefrin.
Adrenalinin gibi bir şey, sanırım, sıvı korku gibi.
Bu seni biraz huysuz, hatta panik yapmış hissettirecek,
ama dert etme çünkü bu sadece ilaç, rahatla.
Lanet olsun.
Gel ve beni al, gecenin şeytanı.
Gel ve beni al, gecenin şeytanı.
Gel ve beni al, gecenin şeytanı!
Tamam, iyi versiyon.
Hadi rahatlayalım, tamam mı? Hadi,
Şey, rahatlayacağımızı biliyorum, tamam mı?
Hazırlanalım ve bence şimdi rahatlamalıyız,
her anın tadını çıkarmalıyız.
8, 7, 6... Zorlaştırıyorsun.
Gel ve beni al, gecenin şeytanı!
Gel ve beni al!
Gel ve beni al, gecenin şeytanı!
Karanlığın kaygan sümüksü sürüngeni!
Buraya gelin ve ecelinizle tanışın!
Tamam, tamam, buradayım.
Bağırmana gerek yok.
Sen... Sen onlardan biri misin?
Karanlığın kaygan
sümüksü sürüngeni mi?
Umarım kişisel algılamamışsındır.
Kişisel algılamam.
Eğer...
sende bunu kişisel algılamazsan.
Ne?
Kafanı koparacağım,
kanını içeceğim.
Defol git, gecenin şeytanı!
Bağırman için bir sebep yok.
Beni çıldırtmaya mı çalışıyorsun?
Hayır. Hayır!
Hadi, unuttun mu? Ben David,
hani şu arkadaşın olan adam!
Kötü, kötü çok kötüsün!
Şimdi senin karmaşık siistemine epinefrin enjekte edeceğim.
Hemde hemen.
Lanet olsun!
Bırak beni. Seni...
İşte bu kadar.
Rosa Mercedes.
Seninle tanışmak bir zevk.
O zevk bana ait.
Sen beni çok istiyorsun dostum.
1 dakika. Sert adam mı olmak istiyorsun?
Senden hoşlandım.
Ona ne verdin, doktor?
Katkı maddesi.
Uyuşturucular onun deliliğini yatıştıramaz.
Ona yardım edebilecek tek bir şey sunabilirsin.
Hayatını.
- Seninkini. - Benim mi?
Bensiz yaşayamaz.
Biz bir ve aynıyız.
Eğer onu seviyorsan, beni de seversin.
Aynı canavarın farklı uzuvlarıyız.
Nasıl da huzurla uyuyor.
Seni yavaş yavaş öldürmekten zevk alacağım.
Canavarlığa hoş geldin.
Ne oluyor be?
Angelique.
Gel, aç olanım.
Küçük canavarım.
Hayır!
Angelique?
Sen kalbimi kırdın.
Ne düşündüğümü biliyorsun.
Sen topluluk adamısın. Evet, öyle.
- Doktor! - Evet, doktor!
Annem çok sevinirdi.
Sanırım bu, bazı değişiklikleri gerektirecek.
Bir takım küçük değişiklikler.
Diyet gibi.
Başka fikrin var mı?
- Ve yaşam tarzın. - Gece takılmalar.
Ve sonra sen varsın.
Biz muhteşem canavar çiftiz.
Çeviri ve altyazı: ha46792...
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.