Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Sandman, tıpkı sizin ve benim gibi gerçek.
O, görmeyi bile hak etmeyen zorbalara kâbuslar gördüren bir rüya canavarı.
Sadece, isimlerinin onun ağacına kazınması yeterli!
Zorbalar dikkat edin! Kum saatindeki kum boşalırken fikrinizi değiştirmezseniz...
Sandman, gözlerinizi çıkaracak ve siz çığlıklar içinde ağlarken onları yiyecek!
Florida'nın Mims şehrinden gelen...
...Mims Lisesi amigo takımı Yellow Jackets'i alkışlayalım!
Bastır Yellow Jackets!
Günümüz
Buyurun?
- Merhaba, May Roberts? - Buyurun, benim?
Ben, Anna.
Anna?
İnanamıyorum, içeri gelsene kızım! Gir canım.
Bana çok benziyorsun.
Torunumla nihayet tanıştığım için çok mutluyum...
...ama bu üzücü koşullar altında olduğu için de diğer yandan üzgünüm.
Bu arada, başın sağ olsun.
Babanı hiç tanımadım...
...ama anneni tanıdığım kadarıyla, iyi birini seçtiğine eminim.
Gel, sana evi gezdireyim.
Burası mutfak.
Çok güzel geyik pastırması yaparım...
...ye, çekinme.
Her zaman buradadır. Tv şu anda birkaç yerel kanalı gösteriyor...
...ama istersen...
...bu antenleri hareket ettirerek daha fazla kanal izleyebilirsin.
Buradaki fotoğrafın... baloda mı çekilmişti?
O duvarda ne olduğunu bile hatırlamıyorum...
...ama düşündüğüm şeyse, evet, o benim...
...ama o mezuniyet balosuydu.
Ve ben o baloya hiç gitmedim.
Hadi. Gel. Sana odanı göstereyim.
Pekâlâ.
Şimdi, bu oda benim odam.
Görülecek bir şey yok.
Mahremiyetime önem veririm. Eminim bunu anlıyorsundur.
Her neyse...
...kolayca temizleyebilirsin sanırım. İhtiyacın olan her şey dolapta.
Ben biraz ayaklarımı dinlendireceğim.
Annen, kızının benimle yaşadığını bilse mezarında ters dönerdi.
Cidden komik.
Sizi özledim.
Sen, Anna olmalısın.
Ben, Patti teyzenim.
- Nihayet tanıştığımıza çok sevindim. - Evet. Ben de öyle.
Anne ve babanın ölümüne çok üzüldüm.
Çok gençlerdi. Çok yazık.
Annene çok benziyorsun...
...gözlerini ondan almışsın.
- Bunları götürebilir misin? - Evet. Tabii ki. Hâllederim.
Teşekkür ederim.
Baksana, yiyecek olarak ne istersin? Listeye ekleyeyim.
Benim için fark etmez; pizza, meyve, atıştırmalıklar...
Tamamdır.
Acil gitmek zorundayım, üzgünüm. Görüşürüz.
Görüşürüz.
Az önce duyduğum kardeşim Patti'nin sesi miydi?
Evet. Az önce alışveriş poşetlerini bıraktı. Şu anda onları yerleştiriyorum.
Canım, konservelere mıknatısları yerleştirir misin?
Domates sosu için: D...
...fasulye için: F, gibi.
- Tabii, hâllederim. - Teşekkürler, kuzucuğum.
“Kuzucuğum.”
Bu orman bir yere çıkıyor mu?
Evet... Suya...
...kurbağalara ve timsahlara.
Yerinde olsam ormana girmezdim.
Kumu farklı. Resmen insanın üzerine yapışıyor.
- Ne demek istediğimi anlıyor musun? - Anlıyorum.
Merhaba.
Buraya gel.
- Burada ne yapıyorsun? - Şey...
- Yıllardır bu iskelede kimseyi görmemiştim. - Buraya yeni taşındım.
- Yeni taşındın demek. Adın ne? - Anna.
Anna demek. Ben, Julie. Bu da Shawn.
- Merhaba. - Merhaba.
Bira ister misin? Soğuk biramız var.
Hayır, teşekkürler. Geri dönsem iyi olacak.
Niye ya, hadi ama. Yani, ısırmayız...
Evet, hava da güzel. Çok sıcak değil.
- Evet, yaz geldi. Bira zamanı. - “Bira zamanı.”
- Denesene. - Peki. Neden olmasın?
Aynen. İç bakalım.
Bu kadar komik olan ne?
Su, bilirsin. Çok derin işte.
Su aşırı korkutucu...
...sanki kendi zihni var gibi. Deniz de, göl de, havuz da...
...hepsi de insan canına kıyıyor işte.
Yani, boğulmak, ne boktan bir ölüm şekli, değil mi?
Baksana, Julie...
Hiç bahsettim mi bilmiyorum...
- Çok derin birisin. - Aynen. Durgun su derinden akar, değil mi?
- Bunu biliyorsun, değil mi? - Ben mi?
- Evet. Nereliydin, tekrar sorayım? - Brooklyn'denim.
- New Yorkluymuş... - Sanırım ne demek istediğini anlamadı.
- Oha, şehirden gelmişsin. - Evet.
Uzun yol gelmişsin. Neden buradasın ki?
Artık, anneannemle yaşıyorum.
- Niye? - Annemle babam, bir trafik kazasında öldü.
Sarhoş bir sürücü bize çarptı. Sadece ben kurtuldum.
Hadi ya, çok kötü, Shawn da Ölü Ebeveynler Kulübü'nün bir üyesi...
...onun da babası ölmüştü.
- Başın sağ olsun. - Sağ ol.
- Annen hâlâ hayatta mı? - Hayır, annemi hiç tanımadım.
Vay, bakın, travma bağı kurdunuz.
Peki ya sizler? Hâlâ lisede misiniz? Üniversitede misiniz?
- Hayır, dostum. - Artık okula gitmiyoruz.
Ben lise sondayım.
Harika. Mims Lisesi'ne siktirip gitmesini söyleyebilirsin.
- Tamam. - Şerefe. - Şerefe.
Hoşça kal Anna. Sana mesaj atarım.
- Tamamdır. Bira vs. için teşekkürler. - Ne demek.
May Roberts
O ormana girdin, değil mi?
Bir şey buldun mu bari?
İskelede birkaç genç vardı sadece.
Yerel nehir kopukları, ha?
Evet. Sanırım öyle.
İyi bakalım.
Bir şeyler atıştıracaktım. Sen de ister misin?
“Bunu okuyamayacaksın bile, ayrıca neden bu yıllıktasın ki...
...yılı bile tamamlamadın? Artık, bu okulda bile değilsin.
Kendin ettin kendin buldun. Artık, gerçek yüzün ortaya çıktı.
Umarım bunu sen de “görebiliyorsundur.”
Öptüm. Kardeşin, Patti.”
- Patti? - Kızım, ödümü kopardın ya.
- Kusura bakma. - Burada ne arıyorsun?
Öyle dolaşıyordum.
- Güneş çarpmasın, dikkat et. - Merak etme.
- Çay içer misin? - Evet, lütfen.
Gel.
Manzaran harikaymış.
Burası, benim huzur bulduğum...
- ...kişisel cennetim. - Öyle görünüyor.
May, genç bir kızken herkesi parmağında oynatıyordu.
Güzel bir ponpon kızdı...
...ve yetenekli, yakışıklı bir futbolcu olan büyükbabanla çıkıyordu.
Kendini koyduğu o yüksek kaideyi seviyordu...
...ama derinlerde, aslında...
...May, kötü kalpliydi...
...duygusuzdu...
...her şeyin kendi istediği gibi olmasını istiyordu...
...arkadaşları ve ailesi, umurunda değildi.
Gözlerine ne oldu?
Hayatının çoğunu büyük bir şehirde geçirdin.
Bunun gibi küçük kasabalarda...
...fısıltılar, söylentiler...
...efsaneler vardır.
- Bizimki de Sandman. - Sandman mi?
Sandman, anneannene olanların sebebi...
...kötü şeyler yapanları cezalandırır, hesabı kapatmanın yolunu bir şekilde bulur.
May, kâbuslar görmeye başladı, kötü kâbuslar.
İlk başta kimseye söylemedi...
...ama sonra kâbuslar daha da kötüleşti; daha da sinsi hale geldi.
Bu, onu çılgına çevirdi.
Bir gece uyandığında Sandman'i odasında gördü...
...gözlerini almadan önce gördüğü son şey Sandman'di...
...en azından, May'in söylediği bu. Herkes, bunu kendisinin yaptığını düşündü.
Mims Lisesinin Ponpon Kızı Tuhaf Bir Kazada Kör Oldu
Acil serviste, hamile olduğunu öğrendi.
Anneni, esasında bizim aile büyüttü..
Huzur içinde yatsınlar.
Kâbusların olayı neydi ki?
Çünkü, uykudayken kimse kurtulamaz ondan.
- Anna, selam kızım. - Selam.
Atla hadi.
- Selam. - Selam.
- İyi misin? - İyiyim, sadece...
- İyiyim. İyiyim. - Bira ister misin?
Sağ ol.
- Shawn harika bir şofördür. Değil mi Shawn? - Aynen öyle, hanımefendi.
- İşte tam burada. - Ne kadar yakın, sence?
- Tamam. Gidelim. - Boyun eğ!
Yardımın için çok teşekkürler.
Al. Tamam.
İç, iç, iç. Hayır!
Merhaba, Bayan Cross. Hayır. Sadece merhaba demek istedim.
- Bugün ne giydiniz? - Yeter. Buraya gel. Ver şunu bana.
Hayır. Üzgünüm anne. Onun işi bitti. Hoşça kal.
Şu bir. İki geliyor. Ve işte üç!
Oha! N'oluyor ya! Shawn, n'oluyor amına koyayım?
- “Merhaba, Shawn.” - N'apıyorsun?!
“Julie'yle takıldığınızı görmek çok güzel, çocuklar.”
İğrençsin, ondan uzak dur. Korkutup kaçıracaksın kızı.
Gördün mü? Ne yaptığını biliyorsun işte.
Nefret ettiğim şeyi biliyor musun? Ailemin taktığı şu Ring kameralar işte.
Manyak gibi, sürekli beni takip ediyorlar.
Galiba eski parti hayatımdan travmatize oldular; anlıyorum ama yine de...
Instagram'ın var mı?
- Var. - Kullanıcı adın ne?
- Çok orijinal. Hazır mısın? - Hazırım; ama dur önce bi' foto çekeyim.
- Shawn. - Ne? - Kadraja gir.
- Ciddi misin? - Evet, ciddiyim.
- Çok tatlı çıktık. - Kullanıcı adım: AnnaReevesArt.
- Süpermiş lan! - “Süpermiş lan!”
- Beni o sikik şeye etiketleme. - Çoktan etiketledim bile!
İlgi peşinde koşan beyinsiz sürüsü.
- Çekil. - Tamam.
Fazlasıyla alan var.
Bunun sıkıntısı ne?
Bakma sen ona. İçtiğinde, pisliğin tekine dönüşüyor.
Her zaman pislik gibi sanki.
Yani, evet, biraz pislik; ama baba sorunları işte...
Selam, evlat.
- Shawn, nasılsın? - Sana ne? Bana bak.
O çocuğu tanıyor mu?
Hadi ama dostum. Nereye gidiyorsun?
Sana diyorum. Baksana, dostum.
Al bakalım!
Siktir. Dur. Gel.
O patenlerle çok havalı olmuşsun, kardeşim!
Gel, sana yardım edeyim.
Dur sâkin ol, iyi misin diye bakmak istedim.
Sadece takılıyorum dostum. Gel. Hadi.
- Yapma. - Oha.
Vay canına, çok güzellermiş lan. Pahalı olmalılar. Kendin aldın, değil mi?
Çalacak biri değilsin.
- Değilim. - Yoksa çaldın mı?
- Çalmadım. - İyi bâri. Kendisi satın almış.
- Baksana, hızlı mı kayarsın genelde? - Pek sayılmaz.
Bence kayarsın. Sadece, alçakgönüllü davranıyorsun.
Ayaklarını böyle yere vurmayı bırak. Hadi hızlı gidelim, olur mu?
Aynen öyle. Buraya gel. Hadi, hızlan.
Hadi ama dostum, hızlan!
- Hassiktir... - Kahretsin.
- İyyyy! - Kaydettin mi? Silmeliyiz.
- Dostum, iyi misin? - İyi değil. Koluna baksana.
Evet, kör değilim herhalde, Julie! Ne bok yiyeceğim şimdi onunla?
Onu almalısın. Onu sen zorladın, Shawn.
- Hayır. O gayet iyi. Bırakalım gitsin. - Ben öyle düşünmüyorum.
Sikeyim. Baksana, dostum, sen sessiz ol, ben aşağı inip seni alacağım, tamam mı?
Sana yardım etmeye gelecek. Sorun yok. Hemen aşağı iniyorum.
Git. Shawn, koş.
Pekâlâ, dostum.
Yani, ayağın takıldı ve düştün...
- Tamam. - Bundan farklı bir şey söylersen de...
...bir dahaki sefere olanlar kaza olmayacak.
Tamam. İn arabadan.
- Hiç olmazsa, biraz daha yaklaşamaz mısın? - Yaklaşamam.
Julie?
Bu saçmalıklar için kafam fazla iyi.
- Hadi, dostum. Yürü. - Gel. Gidelim.
Dallama!
Acil Servis
- Şey... izliyordum. - Tamam...
Yatma vaktim geçti.
İyi geceler.
Yeterince çaba göstermediğinizi düşündüğünüz için utanç mı duyuyorsunuz?
Gözlerinizi yumun...
...ve öteki tarafta huzur bulmuş o kişileri zihninizde canlandırın.
Acı çekmenizi mi isterlerdi...
...yoksa, huzur içinde yaşamanızı mı?
Gözlerinizi kapatın ve derin bir nefes alın...
...ve verin.
Nefes alıp verirken, şimdi hafif tıklatmalara başlayalım.
Alnınızdan başlayalım.
Şimdi bir yanağı hafifçe tıklatıyoruz...
...sonra diğerine geçiyoruz.
Ben, Patti.
Conner?
Tanrı'm, n'oldu?
Büyükbabanı aradın mı?
Peki, tamam.
Tamam. Geliyorum. Hemen geliyorum.
N'oldu? Doğruyu söyle.
- Bunu sana kim yaptı? - Kendim yaptım. Düştüm.
Canım, yalan söylüyorsun.
Kendini savunmaya başlamalısın.
Çocukken yaşadıklarımı senin de yaşamanı istemiyorum.
Önemli değil. Zaten bu konuda yapabileceğin bir şey yok.
Dinle beni.
Kendini savunmazsan...
...insanlar, seni tamamen yok edene kadar sana saldırmaya devam eder.
Sana bir sır vereceğim; ama bu sır ikimizin arasında kalmalı.
Söz verir misin?
Yapabileceğin bir şey var...
...ama bunu yaparsan, sonuçlarına da hazırlıklı olmalısın.
İntikamın tatlı bir yanı yoktur.
Ormanın içinde...
...eski iskeleden çok uzak olmayan bir yerde bir ağaç var.
Gördüğünde anlarsın.
Sanki yıldırım çarpmış gibi...
...gövdesine isimler kazınmış.
O ağacı bul.
Sana zarar veren, kötülük yapan kişilerin isimlerini...
...ağaca kazı...
...ve adalet yerini bulacaktır.
Ne işe yarayacak? Onlara ne olacak?
Bu, onun kararı.
Yazdığın kişilerin kaderini, o belirler.
O dediğin kim?
Sandman...
...rüyaların efendisi...
...yoksa kâbusların mı demeliydim?
Hayır. Hayır...
Ben neden hayattayım?
Tamam, peki. Tamam.
Hadi bakalım.
Bağlandı.
Geliyorum. Evet, efendim.
Geliyorum.
İşte oldu.
Geri döneceğini biliyordum.
Tamam. Yaklaştığını hissedebiliyorum.
Evet. Hesaplaşma günü geldi çattı.
Göze göz.
Hop, n'oluyor?
Dur. Ne yapıyorsun?
Bir arkadaş olarak sana yardım ediyorum, seni götürüyorum.
Beni götürmene ihtiyacım yok.
Eh, bisikletini geri istiyorsan, lanet kamyonete bin.
- Lanet kamyonete binmeyeceğim, Shawn. - Hadi ama dostum. Sorunun ne lan senin?
Shawn, şu anda bunu yapmak istemiyorum. Ne istiyorsun?
Seninle biraz konuşmamızın zamanı geldi.
Ne hakkında konuşacağız? Şimdi konuş işte.
Hadi ama dostum, lütfen. Sana zarar vermeyeceğim.
Önemli bir konu. Lütfen?
Tamam. Bu bir oyun olmasa iyi olur. Beni eve götürsen iyi edersin.
Söz.
Yavaş be!
- Bira ister misin? - Hayır, bira istemiyorum amına koyayım.
- Ne konuşacaksan konuş. - Her zaman bu kadar kaba mısın?
Shawn, lütfen biraz yavaşlar mısın?
Aramızın iyi olup olmadığını bilmek istiyorum.
Yavaşlasana, Shawn!
Aramızın iyi olup olmadığını bilmek istiyorum, dedim.
Sırrımız güvende mi bilmek istiyorum.
Aramız iyi mi?
Cevap ver bana, Anna. Cevap ver dedim lan!
Evet. Aramız iyi. Sıkıntı yok. Aramız iyi, amına koyayım!
Baksana...
...direksiyonu tutmuyorum.
Ne yapıyorsun?!
Bırak! Bırak direksiyonu!
Delirdin mi lan? Ne bok yiyorsun amına koyayım?
Dönmeye çalışıyorum amına koyayım!
Manyak karı. Ne yapıyorsun amına koyayım?
- Ölebilirdik lan! - Hızını azaltmadın.
Siktir git in kamyonetimden.
- 5 dolara bırakamaz mısın? - Bırakamam. 20 dolar fiyatı.
Tamam. Onları benim için tezgahın arkasına ayırabilir misin?
Onu da yapamam.
Bekle. Al.
Al bakalım. Artık seninler, dostum.
Bekle. Adın Conner, değil mi?
Bak, ben... sadece şunu söylemek istedim... Sana yardım etmediğim için çok üzgünüm.
Biliyorum, biliyorum...
Hadi ama, lütfen beni affet.
Niye yardım etmedin çocuğa?
Niye bir şey söylemedin?
Sadece orada dikildin...
...yoktan yere yer kaplıyorsun...
...bir işe yaradığın yok.
Hayır.
Madem konuşmayacaksın...
Bir şey söylemeliydin.
Buradayım.
Güvendeyim...
...ve güvende olduğum için de minnettârım.
Gel.
Sikeyim.
Hayır!
Burada olacağını düşünmemiştim.
Hep buradayım.
Sana posta gelmiş.
Bak? Bu evle ilgilenen birisi daha çıktı.
O pislikler beni rahat bırakmalı.
Ya, tabii. Paraya ihtiyacımız yok ya.
İlaçlarını aldım.
Teşekkür etmene gerek yok.
- Selam. - Selam.
- Sana yiyecek bir şeyler aldım. - Harika. Teşekkürler. Çok naziksin.
Mims Lisesi... May'le benim okulumuz işte. May mezun olamadı; ama ben oldum.
Okulu hiç sevmezdim, en azından başlangıçta.
New York'tan mı gelmiştin? Hiç gitmedim, sadece filmlerde gördüm.
Çok pahalı bir şehir olmalı.
Sen iyi misin?
- Anna. - İyiyim, iyiyim...
Sadece... hâlâ uyuyormuş gibi hissediyorum. Bir an önce uyanmam gerekiyor.
Öyle günlerden biri ha? Dolapta granül kahve var.
- Sağ ol. - Gitsem iyi olacak.
İyyy!
N'oluyor be!
Shawn Heard / Julie Cross / Anna Reeves
Olamaz!
Hayır, hayır!
Hazır.
İşte buradasın.
Sonunda... ...geleceğini biliyorum.
Bekliyordum.
Evet, ve bu da ağaçtaki isminin fotoğrafı.
- Aynı ağaç mı? - Neler olduğunu tam olarak bilmiyorum...
...ama, bence May'e ne olduysa, şimdi aynısı bize oluyor.
Yani, o zaman bütün kasaba yalan mı söylüyor?
Ben pisliğin teki olabilirim; ama burada benden daha pislik olanlar da var.
Ağaç ya da rüya canavarıyla ilgili bir şehir efsanesi duydun mu hiç?
Hayır.
Yani... bilmiyorum... belki, çocukken falan duymuş olabilirim.
Kâbuslar görüyor musun?
Evet. Şimdiye kadar gördüğüm en korkunç rüyalardı.
Bir çocuk var mıydı rüyanda?
- Evet, gözleri... - Yoktu?
Televizyon izleme zamanı.
May Roberts
Bu ne ya...
Kim var orada?
“Bir zamanlar, Vincent adında bir çocuk vardı.”
“O, iki takma gözü olan kör bir çocuktu.”
“Bir gün okuldan sonra, Vincent, iki sınıf arkadaşı tarafından ormana götürüldü.”
“Şöyle öldü...”
“Çocuklar Vincent'ın takma gözlerini çalıp sapanlarına koyarak...
...kafasını hedef tahtası olarak kullandılar.”
“Belki Vincent'ın ölümü bir kazaydı, belki zorbalar onun öleceğini bilmiyordu...
...ama zorbalığın gerekçesi olamaz!”
“Zorbalar, birçok hayatı mahvetti.
“Zaman geçti ve Vincent'ın bedeni kuma...
“...toprağa...
...bir ağaca dönüştü.”
“Ağacın kökleri Vincent'ın ruhunu canlandırdı...
...ve bu da onun görmesini sağladı.”
“Vincent öldü...
...ama Sandman hâlâ hayatta.”
Artık her şey “netleşti.”
Artık her şey “netleşti.”
Çok aptalca.
Belki de doğaüstü bir şeyler oluyor, Shawn. Sen de en korkunç rüyaları görmüyor musun?
Conner'a yaptıklarımız için cezalandırılıyoruz.
Ama biz Conner'a hiçbir şey yapmadık. Unuttun mu?
Of, ne kadar inatçısın amına koyayım ya!
Julie?
Sikeyim. Buraya nasıl geldim ben?
Sanırım uykunda yürüyordun.
Sıkıntı yok.
Onun yanında olmak istemiyorum.
Öf be ya!
Bak ne diyeceğim? Bir içkiye ne dersin?
- Buraya gel. Buraya gel lan! - Shawn, yapma.
Ne yapıyorsun?
Hay sikeyim!
Sikeyim! Kaşar!
Eyvah! Anna! Ne oluyor sana lan? Anna, buraya gel.
Elini ver bana. Anna, buraya gel.
O lanet bir kaltak.
- Of. Buraya gel. - Bir şey yok amına koyayım, şovu kesin.
Of. Al, al...
- Onun için ağlayacak mısın, Julie? - Siktiğimin psikopatı.
Orada kal lan.
- Dur. Dur, hayır. - Sikeyim, bırak beni, Shawn!
O sikik ağacı görmek istiyorum ve size bunun gerçek olmadığını kanıtlayacağım.
- Tamam. Dur. - Gidelim.
- Ne yapıyorsun? - Hayır. Bakmak yok.
Shawn, bırak da bakayım lan.
- Olmaz. - Hadi. Çekil. Bırak da bakayım.
Tam bir psikopatsın amına koyayım! Nasıl annemi bu işe karıştırırsın?
- Artık Cindy de... - Dokunma bana.
- Geri bas, Julie. Geri bas. - Dokunma lan bana!
Millet, şuna bakın.
- Tanrı'm, şükürler olsun. - Bu ne lan...
Herkesin peşine düşmüyor.
Hadi Anna. Gidelim.
- Beni terk mi edeceksin lan? - Evet.
Öyle mi, Julie? Şimdi o benden daha mı iyi oldu?
Siktir git, Julie.
Tamam. Bak ne diyeceğim? Sen de siktir git dostum.
Dikkat et!
Sakıncası yoksa... bir su dökeceğim.
- Arka bahçen çok korkutucu lan. - Sorma.
- Anneannen, kalmamı sorun etmez mi? - Etmez, merak etme.
- Senin burada olduğunu bile bilmiyor. - Harika.
- Bu gece yalnız kalmak istemiyorum. - Ben de.
- Conner'ın işi bu. Onun yaptığına eminim. - Belki geri çevirebilir.
Hayır. Bunun için zaman yok. Direkt kaynağına gitmeliyiz.
Belki şey yapabiliriz... hani, rüyada olduğunu bilmek denir ya...
- Ne, kontrol edilebilir rüya mı? - Evet. O şeyi deneyelim.
Tamam, şöyle yazıyor...
...“Yatmadan önce şu mantrayı tekrar et: “Unutma, rüya görüyorsun.”
Peki. Deneyelim bakalım...
Tamam. Sadece rüya gördüğümüzü unutmayacağız...
- Evet. - Tamam. Hadi bakalım...
Bir rüya olduğunu hatırlıyorum.
Unutma, rüya görüyorsun.
Vincent.
Bir şey söylemeliydim.
Bir şey söylemeliydim.
Zaman.
Hâlâ zaman var.
Yumurta haşlıyorum.
Selam, yumurta haşlıyorum...
...kremalı ve şekerli...
...kahve de yaptım.
Afiyet olsun.
Anna, şu balıkların güzelliğine bak!
Ah! Kesin şunu! Acıyor! Isırıyorlar!
Vincent?
Merhaba, Vincent.
Yıllardır ortalarda görünmüyordun.
Gittiğini sanmıştım.
Seni öldürdüklerini...
...sonra da iskeletini bulup gömdüklerini sanmıştım.
Yani, beni unuttuğunu düşünmeye başlamıştım.
Unutmamana sevindim.
Bana geri döndün ve bu beni mutlu ediyor.
50 yıl önce cezamı çektim...
...ve şimdi kefaret zamanım geldi.
Bu karanlık zindandan kurtulacağım.
Gözlerimi açacağım...
...ve sonunda güneşi görebileceğim.
Kutsal İncil
“Kim komşusunu yaralarsa...
...kendisine de aynı şey yapılacaktır.
Kırığa karşılık kırık...
...göze göz...
...dişe diş.
Ona ne yaptıysa kendisine de aynı şey yapılacaktır.”
İşleri yoluna koymalıyım.
- Sorun yok, kuzucuğum. - Ne yapıyorsun?
Gözlerimi geri alacağım.
Anna, o zamanlar beni görmeliydin.
Okulun en güzel kızıydım.
Her şeyim vardı...
...senin gözlerin de çok güzel...
...sonra o geldi… ve her şeyi elimden aldı.
O, yıllar önce ne demişti?
...“Göze göz”...
...öyleyse, hadi bakalım...
Anna, ben senin anneannenim. Sana zarar vermem.
Bunların hepsi Vincent'ın planının bir parçası.
Vincent, senin için burada değil. Aklını kaçırıyorsun...
- Bu, onun istediğinin tam tersi. - Neden bahsediyorsun, kızım?
Adım o ağaca kazınmıştı, tamam mı?
Kâbuslar görüyorum. Sandman benim için burada.
Hayır, beni kandırmaya çalışıyorsun.
Anla, onun bir işaretini bekliyordum. Sen benim işaretimsin, canım.
- Hayır. - Uslu dur, kızım.
Sen kafayı yemişsin lan!
“Şimdi uyumak üzereyim; ruhumu korusun...
...ve uyanmadan önce ölürsem ruhumu yanına alsın diye Tanrı'ya dua ediyorum.”
Merhaba?
Merhaba?
Tanrı'm!
May?
N'oldu sana böyle?
May?
Karıncayı bile incitmeyen, tatlı, Patti.
O yüzündeki yara izi benim eserim...
...çünkü, benden daha iyi değilsin.
Bütün bu ızdırap da senin eserin.
Bunların arkasında senin olduğunu biliyorum.
Hayır! May!
May, May! Ben...
Kıskanç orospu!
Shawn Heard / Julie Cross / Anna Reeves
Shawn Heard / Julie Cross
Çeviri: dikistutmaz X: iapetos Letterboxd: moandor
Elisa Victoria'nın “Mr. Sandman” kitabından uyarlanmıştır.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.