All language subtitles for -Ayakci.2025

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified) Download
zh-TW Chinese (Traditional) Download
co Corsican
hr Croatian Download
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian Download
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Nerede kaldın Hayri? Saat kaç, ha?

Öğretmen bekliyor seni.

Ay!

Bir öpeyim şöyle be.

Hayallerini gerçekleştirmek için hayatımı parçalıyordum güllerin gülü.

- Ne yapıyorsun kız? - Ee?

Elin boş, götün yaş gelmişsin yine?

Bir hayal öyle sihir yoluyla gerçekleşmez Erdal Hanım.

Kan, ter, kararlılık ve sıkı çalışma gerektirir.

- Bana sadece ter kokusu geliyor ama Hayri. - Aa, karıya bak.

Yalnız çok kalp kırıcı bir insansınız, eşim olarak bilmenizi isterim.

Milletin iadesi bitmiyor.

Daha alışveriş yapmadan iade eden var.

İade etmek için alışveriş yapan var.

İade-i ziyaretten evlere giremiyoruz ki anam.

Hep bahane.

Hayriciğim, bahane göt gibidir, herkes en güzeli kendinde zanneder.

Ben de kime dert anlatıyorum ki…

Aman, ne büyük dertleriniz var.

Dert de çük gibidir Erdal Hanım, bilmenizi istedim.

- Herkes en büyüğü kendinde sanır. - He, bilmem mi?

- Niye çağırıyormuş hoca? - Ne bileyim ben be.

Tebrik edecektir. Aslan oğullarım benim.

Gurur duyuyorum onlarla.

Sen neye bakıyorsun öyle aynaya, kafanda saç yok ki senin.

Allah Allah, bunlar ne, süpürge sapı mı? Ne gülüyorsun be.

Parayı bulayım, hemen ektireceğim.

Ektir ektir. Anca saç ektirirsin zaten.

Hı!

- Gel, azıcık kurcalayayım. - Ya.

Bir rahat dur, rahat dur.

- Ya ne yaptın ya! - Ya ama başlayacağım senin leğenine ya!

- Doldurdun evi dükkân açacağım diye Hayri! - Şu krediyi bir alayım, açacağım dükkânı.

- Yahu sana kim kredi verir? - Düşünsene. Hayri AVM.

Bir milyon! Bir milyon!

Yahu. Hayri AVM diye AVM mi olur?

Bari karıcığının adını koy.

Erdal diye AVM mi olur Allah'ını seversen?

Niye? Donna Caranina oluyor Coco Chanel oluyor da Erdal niye olmuyor?

Lan, Coco ile Erdal aynı mı Allah'ını seversen?

Seni kocam sanırlar. Taşlarlar bizi.

Hem Erdal'ı senin deden koydu diye bunu yaşatmamıza gerek yok gülüm.

İyi, tamam be.

Şu nur yüzlü evlatlarının adını koysaydın?

Sen istiyorsun ki dükkan açıldığı gibi kapansın.

Cenabet bunlar. Göster bakayım babana elini.

- Baba, benim adımı koysana. - Lan yürü Murtaza Allah'ını seversen.

Hadi gülüm benim. Siz beni arabada bekleyin.

İki dakikalık işim var oğlum, geliyorum.

- İki dakika şu arkaya gelsene bir… - Hayri bir rahat dur. Hayri bir rahat dur.

- Vallahi… - Tamam dur kız!

Hayri!

- Dersler nasıl gidiyor? - İyi gidiyor baba.

Aferin benim aslan oğullarım. Harçlığınız var mı bakayım?

- Var baba, annem verdi. - Aferin.

- Ne kadar verdi? - 50'şer lira.

- 50 mi? - Az değil mi baba?

Çok. Ne yapacaksınız oğlum siz 50 lirayla?

- Ver bakayım şu 50 lirayı bana. - Tamam baba, al.

Sen abinle beraber yersin o 50 lirayı, tamam mı oğlum?

Nereye gidiyoruz? Okul bu tarafta değil.

Bankaya uğrayacağız, iki dakika işimiz var, oradan gideriz.

- Yine mi baba ya? - Oğlum!

- Eksi 100. - Ne eksi 100?

- Sizin kredi puanınız. - Nasıl ya, oluyor mu öyle?

Normalde olmuyor ama sizinki aynen böyle işte.

Şimdi beyefendi, bir hayal sihir yoluyla gerçekleşmez.

- Kan, ter, kararlılık ve… - Sıkı çalışma gerektirir, değil mi?

Sizin bankanızın sayesinde inşallah.

Türkiye'nin ileri gelen sanayicilerinden olacağız Allah'ın izniyle.

Olmuyor efendim.

İnşallah başka bankayla olur, biz veremiyoruz.

- Yapma ya. - Bakın Hayri Bey. Biz kredi…

Şu çocukların yüzü suyu hürmetine, Allah rızası için, bakınız…

Açlıktan susuzluktan titremekteler.

- Hayri Bey lütfen… - Yeme oğlum ayakkabını.

Amcan krediyi versin, yenisini kemirirsin.

Hayri Bey lütfen ailenizi alıp gider misiniz rica etsem?

Onca yılın hatırı var. 10 kağıt ver bari amına koyayım.

Ne diyorsun Hayri ya? Yok işte, yok. Vermiyoruz, veremiyoruz.

İlkokulda seni çok dövdüm diye yapıyorsun değil mi?

Hayri bir çıkar mısın dışarı lütfen?

Lisede ayakkabılarını çaldım diye, değil mi?

- Bir siktir git adamı delirtme! - Vereceğin paranın

ta amına koyayım, yanlış anlama.

Top Tufan!

O bıyıkları niye bıraktığını biliyoruz, bal dudaklı Tufan.

- Hayri bir sikt…

Yok bir şey…

Hadi hadi…

Selamünaleyküm. Veysel ne yapıyorsun gülüm?

Suratsız pezevenk.

Bak oğlum, şimdi dikkatlice izle, tamam mı?

İstanbul, 1. gün, Pazartesi. 1. ayak, Karabuz.

- Ne oluyor oğlum be? - Baba ne Karabuz'u, Fairpool oyna.

- Fairpool ne oğlum, Karabuz. - Fairpool. Fairpool.

Sıçtığım bok, sen anlarsın lan at yarışından? Allah Allah.

Heyecan dorukta. Karabuz ve Fairpool jokeyleriyle son düzlük…

Karabuz.

Selamünaleyküm Haluk abim. Nasılsın? Yengem nasıl oldu?

- Çıktı mı ameliyattan? - Çıktı, iyi.

Çok geçmiş olsun abi.

- Şunu yatırabilecek misin? - Baba şunu da yatırsana be.

- Aa, para. - Ya baba ya.

Abi şunu da ekle be.

Konuşma lan!

50 liralık kupon yapacaksın, milyonluk atlara hükmedeceksin.

- Olur mu? - 100 liralık yaptın.

Ne değişecek?

Atlar, kime saygı duyacağını iyi bilirler oğlum.

Görüşürüz. Çık oğlum, çık.

Çık! Hadi.

Son düzlükte inanılmaz bir mücadele.

Fairpool'a hızla yaklaşıyor ve Karabuz ikinci sıraya düşüyor.

Ne büyük bir heyecan!

Yürü lan, yürü!

Hadi bakayım oğlum. Haydi sallanmayın bakayım.

- Sigara içmiyorsunuz değil mi? - Yok baba.

- Ne sigarası? - Aferin benim aslan oğluma.

Valla biz de hiç beklemiyorduk hoca hanım ne yalan söyleyeyim.

Gurur duyduk evlatlarımızla, çok sağ olun.

Tabii ben sizden dinlemek isterim açıkçası övgüleri.

Övgü? Benden?

Rezalet!

- Rezalet. - Nasıl?

Bunca yıllık eğitim hayatımda

sizin çocuklarınız kadar aykırı çocuklar görmedim ben.

Parmak kaldırmadan söze girmeler,

sınıftaki diğer çocuklarla atışmalar…

Beyefendi, çocuklarınız ödev yapmadan okula geliyorlar.

Çocuklarınızın arasında üç yaş fark olmasına rağmen aynı sınıfa gidiyorlar.

- Aynı sınıfa! - Maşallah.

Kaldıkları için diyorum. Çocuklar diyorum.

Üç yaş fark var aralarında aynı sınıfa gidiyorlar.

Öbürü de üç yaş üstte…

Gurur duydum evlatlarımla.

- Gurur duydunuz? - Evet.

Sadece tembellik yapmakla da kalmıyorlar, sigara satıyorlar.

- Aaa. Hangisi? - Murtaza!

Al hadi, uza.

Hocalar görmesin, hadi uza.

Nasıl? Bana içmiyorum demişti.

Ben içiyor demedim ki zaten, satıcı dedim.

- Güzel, ticari zekâ. - Anlamadım?

Hayır bak bir de görüyor musun, bana param yok diye ağlıyor yavşak.

- Beyefendi siz beni anlamıyorsunuz galiba. - Anlamaz olur muyum hocam?

Yani eve gideyim, ben onun kulaklarını çekiştireceğim.

Bir de okulda at yarışı oynuyor. At, at!

- Nasıl? - Nasıl mı?

Çocukları kafaya almış.

Götürmüş oraya, ganyan bayiine, yaşı 18 yaşından küçük ya…

- Buna yatır. - Oğlum, o at mı ya?

Birine haraç vermiş, işini halletmiş, orada…

- Bu az. - Bir dahakine hallederiz be abi.

- …at yarışı oynuyor. - Aslanım.

- Ne? - Bu kafa bir tek benim çocuklarda olur.

- Efendim? - Efendim? Ne demek efendim?

Her boku bizim çocuklara attınız da bu fişlerin hiç suçu yok mu?

Hep fişler yüzünden.

Mesela şimdi gidelim bakalım, Japonya'dakilerde ne yazıyor?

Geçmişini bilmeyen geleceğini tayin edemez.

Doğru muyum? Doğruyum.

İngilizler ne diyor? Yaşamak için üreteceksin.

Almanlar ne diyor? Yaşamak, bir disiplin işidir.

Bizimkine bak.

Ali ata bak.

Sonuç ne? Ali ganyan bayiinden çıkmıyor.

Pes! İnanılır gibi değil.

İnanamazsın tabii.

Amca! Amca! Topu atsana!

Al bakayım oğlum. Al.

Aaa! Ne yaptın?

Allah'ım, öldüm de cennete mi geldim?

Gayet iyisiniz. Ufak bir travma yaşadınız.

- Şimdi birkaç soru soracağım. İsminiz? - Vallahi bilmiyorum.

Daha yeni doğdum. Söylemediler.

Şimdi tansiyonunuzu ölçeceğim.

Cici kuş! Babacık, babacık, babacık, aşkım.

Tansiyonunuz gayet iyi.

Yalnız nabzınız biraz yüksek.

- Siz burada mı oturuyorsunuz? - Geçmiş olsun.

Kaça gidiyorsunuz?

Cici kuş, babacık, babacık.

Muhabbet kuşları tarlaya inmeden sevgi kelebekleri ayaklanmaz.

Anlamadım.

Can erikleri mevsiminde tuzlanırsa yemeğe doyum olmaz.

Can eriği mi?

Tamtamlar şarkımızı çalıyor Sıtkı, duymuyor musun?

- Ne şarkısı abi ya? - Şifre diyorum, kardeşim, şifre.

Ne şifresi ya?

Hain bir pusuya kurban gittim. Topuktan vurdular.

Yoksa kendim gidecektim.

Al bak emanetin adresi burada yazılı.

- Ne emaneti ya? - Ayakçı değil misin sen?

Al bak bunu.

Emaneti teslim edince daha fazlasını vereceğim sana.

Ananı sikeyim!

Allah'ım, şeytana uymak istemiyorum ama ibnenin fikirleri çok hoşuma gidiyor.

- Ayakçınım abi. - Boynuma dolarım kardaş.

- Nasıl? - Boynuma dolarım diyorum.

Estağfurullah, kıymetli büyüğüm.

Ben sizinkini boynuma dolarım. Ne yapacağız emaneti?

Önce o adrese git. Emanet orada.

Koca Kafa'nın selamı var de.

- Emaneti al. - Tamam.

Arkadaşlar nereye götüreceğini söyleyecek.

Götürmem mi abi? Yeter ki sen iste.

Senin taşağını yerim.

Estağfurullah kıymetli büyüğüm. Ben sizin taşağınızı yerim.

Eyvallah, eyvallah kardeş.

Yaptığınız bu iyiliğin değeri benim için büyük.

- Hakkınızı helal edin. - Helal olsun.

- Hakkını helal et. - Helal olsun kardaş.

Alo, Selamünaleyküm müdürüm. Nasılsınız?

Allah razı olsun. Allah'ım… Biz de iyi diyelim, iyi olsun.

Yani çok da iyi değiliz açıkçası.

Müdürüm, dün akşam bizim kayınvalideyi, Allah rahmet eylesin kaybettik.

Çok üzüntülüyüz, onu gömmem lazım.

Eee, izin al…

Allah razı olsun. Acaba arabayla gidebilir miyim?

Tabii, tabii. Estağfurullah ne demek.

Hayır gözüm gibi, tabii.

Allah ondan aldığı ömrü size versin inşallah.

Ellerinizden öperim. Sağ olun.

Konuşma lan düdük!

Sen bana niye çarpıyorsun birader!

Ya ben sana çarpmadım. Ben seni almak için durdum.

Sen arabanın önüne atladın.

Beni neden alıyorsun? Neden arabanın önüne atlayayım?

Ne bileyim? Manyaksın demek ki!

Sen bana çarpacaksın ama manyak ben olacağım öyle mi?

- Senin kesin kafan falan güzel birader! - Yok biraderim, ben bıraktım.

Çoktandır kullanmıyorum. Yaramıyor biliyor musun?

Şimdi güneşin altında sen otostop çekiyordun,

biz de acıdık aldık, beynin erimesin dedik, bu.

Kimsin lan bana acıyorsun? Siktir git!

Allah Allah. Ben orada otostop falan çekmiyordum.

Otobüs bekliyordum.

Nankör, nankör. Nankör köpek seni!

Ulan var ya, yemin ediyorum, bu nankörlüğün olimpiyatları yapılsa

bütün madalyaları alırmışsın ha var ya…

Bu iş böyledir biliyor musun, acıma yetime, döner koyar götüne.

Al, bunun ekranı da kırılmış! Ne yapacağım şimdi telefonsuz?

- Ben mi yaptım? - Sen yaptın tabii!

- İndir beni! - Bağırma, boğazını…

Çabuk indir beni şurada! Buz kalıbıyla vururum sana!

İn lan!

- Siktir lan! - Sen siktir!

Ha siktir lan!

Siktir lan!

- Hadi oradan! Yürü git! - Siktir! Hadi!

Birader ne diyeceğim, benim çanta vardı ne oldu o?

- Var mı? - Yok muydu?

Vallahi ben çanta manta görmedim biraderim be.

Buyur kardaş.

Muhabbet kuşları tarlaya inmeden sevgi kelebekleri ayaklanmaz.

Can erikleri mevsiminde tuzlanırsa yemeğe doyum olmaz.

Kardaş ben, emanetin adresini arkadaşa verdim.

Ne arkadaşı amcacığım ya? He?

Biri geldi. Sizden biri. Ben de adresi ona verdim.

Bizi mi yiyorsun lan sen, ha? Bizi mi yiyorsun? Adam gibi konuş.

Estağfurullah, taşağını yediğim. Ne yemesi?

Sen benim taşaklarımı yiyemezsin.

- Estağfurullah kardaşım, sevgiden. - Ben seni sevmiyorum.

Şimdi söyle bana, bu emanet dediğini hangi arkadaşa verdin ve adres nerede?

- Adrese gitti. - Amcacığım, hangi gelen arkadaşa?

Adres nerede diyor Bülent abi.

Boynuma dolarım adresi.

Konuşma! Konuşma lan! Adamı da sinirlendiriyorsun!

Niye vurdun adamı? Daha taşaklarımı yiyecekti.

Bülent abi, sana haksızlık etti. Ben de cezasını kestim.

- Hata mı etmişim? - Hata ettin yavrum.

Ama sonuçta, sen de evrimini tamamlamış zekâ küpü bir dalyaraksın.

- Teşekkür ederim Bülent abi. - Al telefonu da, bak.

Cahil, şifre de yazmamış.

Bülent abi, adres burada.

Aferin sana.

Seni anan

kerahat vakti doğurmuş.

Kerahat vakti derken?

Babana sor yavrum.

Her şeyi ben sana anlatmam. Devam et.

Yok!

Kimliğim mimliğin her şey içindeydi! Ne yapacağım şimdi?

Ya biraderim bir sakin ol. Sen neden bu kadar stres yaptın ya?

- Ne demek bu kadar stres yaptım? - Ya bir dur…

Nereye gideceksin? Onu bana bir söyle.

- Bursa! - E tamam, ben de Bursa'ya gideceğim.

Götüreyim seni Bursa'ya.

Bakarsın orada bir hâl çaresine. Gel hadi gel ya, gel bin ya.

Ya dur be oğlum, çocuğun olmaz. Bu kadar stres yapma.

- Çok iş… - Ya sen bin!

Allah Allah, abi insanlık hâli. Tak kemerini.

Seni bir yerden tanıyor muydum?

Ne bileyim ben? Yok.

- Nereden tanıyacaksın? - Senin adın Altan mıydı?

- Yok birader, Serkan benim adım. - Serkan?

Sen hiç böyle zar mar işine girdin mi? Böyle şeş-beş, dü-beş.

Hayır yapmadım. Sen neyin peşindesin anlamıyorum ki.

Benzetiyorum demek. Yani…

Derler ya insanlar çift yaratılmıştır diye.

Bir arkadaşa benzedin de yani…

Ne yapacaksın Bursa'da sen?

- Kız istemeye gidiyorum. - Oha, bu yaşta?

Sünnet olmaya gitmiyorum, kız istemeye gidiyorum ne varmış benim yaşımda?

Hayır, bu yaşa kadar neyi anlamadın ki

bu yaştan sonra neyi anlayasın…

Hayri abinden bir tavsiye ister misin?

İsterim.

Evlenme.

Biz evlendik de ne oldu biraderim. Kafamda saç kalmadı be.

Vallahi billahi bak. Ama ektireceğim.

Gerçi çok da değil. Bir tek buraları ektirsem olur. Değil mi?

Şuraları dolduracağım. Azıcık buralara doğru.

Aaa, bak telefon.

Hayatımın anlamı.

Efendim Erdal'ım?

İyi be ne olsun, hastanedeyim.

Solunum cihazına bağladılar yatıyorum işte.

E niye olacak? Sensiz nefes alamıyorum da ondan.

Yok, yok. Bir arkadaşla yoldayım da şimdi, ben seni sonra arayım olur mu?

Müsait değilim. Tamam hadi öptüm, bye.

- Benim manita ya. - Erdal?

Benim manita işte.

Çok hastasıyım kendisinin.

- Çok yakışıklıyım değil mi lan? - Tabii canım yakışıklısın.

- Ha? - Yakışıklısın.

- Çok yakışıklısın abi desene. - Neden?

Ha?

Bana moral olur.

Çok yakışıklısın abi.

Bir daha de.

Abi, çok yakışıklısın.

Sağ ol gülüm. Sen de fena değilsin.

Eyvallah birader.

Şurada iki dakika dursak problem olmaz değil mi?

Yok. Olmaz da niye burada duruyoruz? Ne yapacağız burada?

- Ne oluyor, ne yapıyorsun? - Hiç.

Ne yapıyorsun sen?

- Bir dakika bir işim var da… - Ne işin var?

Bir dakika birader.

Ne yapıyorsun birader? Ne yapıyorsun?

Şunu…

Şu benim, iş pantolonum da…

- Ee? - Tamam, bir dakika.

Ne yapıyorsun? Ne oluyor?

- Şunu değiştireyim. - Niye ki?

- Değiştirebilir miyim? - Neden değiştiriyorsun onu?

- Çıkartabilir miyim? - Birader?

- Bir saniye. - Yapma be.

- İki dakika. - Ne yapıyorsun?

- Ne oluyor? - Şunu bir değiştir.

- Birader. - Bir saniye.

- Biraz öne gelebilir misin? - Ne oluyor?

- Şu tarafa doğru. Bu tarafa doğru. - Ne tarafa?

- Azıcık öne git. - Öne gideyim.

- Yavaş, bu tarafa. - Tamam.

- Ne tarafa? - Şunu şurada çıkarmıştım.

- Giyerken bu tarafa geçeyim. - Tamam.

- Ha? - Ha?

- Ne oldu ki? - Ne yapıyorsun?

Şimdi ne yapıyorsun sen burada?

- Şimdi dışarıdan in, bir dakika… - Hop!

Ne? Ne oldu ki?

Ne yapıyorsun birader? Hop!

- Giyemiyorum. - Hop!

Şurada bir işim var iki dakika, bir emaneti alıp geleceğim.

- Problem olmaz değil mi? - Yok yok olmaz.

Bir an evvel in aşağı da git.

Hayri ben!

Selam.

- Aleykümselam selam. - Yoksa aradığım canavar sen misin?

- Ne? - Canavar diyorum.

- Araba mı? - Canavar, canavar.

Anlamıyorum hiç, anlamıyorum.

Canavar diyorum. Canavar diyorum.

Canavar!

Anamur?

Ha, Anamur!

- Muz sever misin? Muz. - Muz mu?

Lan oğlum, sen akraba evliliği falan mısın? Nesin sen?

- Nasıl? - Necmi! Necmi!

Anlamıyorum, anlamıyorum.

Biraz içki içmez miyiz?

Alkol beni bozuyor.

Beni bozmuyor.

Afiyet olsun.

Ziyade olsun.

Nerede kaldı bu herif ya?

Ruh hastası.

Gel gülüm, gel.

Maşallah, at gibisin.

Ne güzel attın maşallah. Sen neredeydin, nerede?

Sen de güzelsin sen de. Hadi küsme.

Çok güzel titriyorsun. Ne yapıyorsun?

Başta bana yüz verseydin sana da takacaktım.

Çok affedersiniz. Kolay gelsin.

Ooo, biraderim!

- Serkan'ım benim, hoş geldin. - Hoş bulduk,

- hadi. - Kardeşim. Nasılsın?

Hadi bakalım, oyna!

- Sağ ol. - Oyna lan!

- Oynamam. - Tanıştın mı benim karımla?

- Karınla mı? - Adın neydi senin?

Kız, oyna!

Valla ben uyuyan adamdan nefret ederim.

Adam dediğin, sabah kalkar gider.

Hafta sonu gelir, eviyle ilgilenir. Değil mi ama…

- Güzel. - O zaman şerefe.

Yarasın. Güzel.

Hadi gidelim birader be.

Hadi siz biraderimle oynayın.

Hayırlı işler.

Gözüm süzüldü, götüm büzüldü.

Ilık ılık çişim geliyor.

- Ölüyor muyum ne? - Yok birader ne ölmesi, saçmalama.

Aaa Serkan. Biraderim sen burada mıydın ya?

Birader, emanetini aldıysan artık gidelim, ne olur.

- İçki bana yaramıyor demiştim. - Evet demiştin birader.

Hadi emanetini aldıysan artık hadi gidelim ne olur.

Emanet, emanet.

Emanetimi getirin ulan!

- O emanet buraya gelecek. - Necmi!

- Herkes bakıyor. - Konuşma.

Çekerim adaleti sikerim emaneti ulan!

O laf öyle değildi ama…

Git bak bakayım. Şu lavuklar ne diyor?

Hemen bakayım abi.

Biz buraya racon kesmeye değil kelle kesmeye geldik.

Lan sen kimin kellesini kesiyorsun?

Ben bir şey demedim. Vallahi ben demedim.

- Bu dedi. - Ne?

Ne diyorsun lan sen? Efendim, benim alakam yok.

Nasıl alakan yok? Az önce bağırmadın mı böyle?

Efendim, ben çok özür dilerim arkadaşım adına

sizlerden…

Nasıl adi bir adamsın be.

Arabana bindir gezdir, götür yedir, içir…

Sen var ya çok sinsi bir yılansın birader ben sana açık söyleyeyim.

Ama biz yılanı, 3310'daki oyunda sevdik, yanımızda değil.

Efendim, çok özür dilerim arkadaşım adına sizden, kusura bakmayın.

Ayıp ulan sana ayıp, utan be!

- Ben mi? - Evet.

Ulan, seni sana anlatsam kim bu şerefsiz dersin. Ayıp be!

- Beni he? - Efendim, kusura bakmayın.

Biz emanetimizi alıp gidebilirsek çok mutlu olurum.

- Emanetimizi alabilir… - Ne ayaksınız ulan siz?

Bana bak ulan!

Sen kimsin de emaneti alıyorsun ulan? He?

Efendim bizi, Koca Kafa Bey gönderdi.

Emaneti alın gelin dedi.

- Ne diyorsun lan? Ne koca kafası? - Efendim, öyle dedi.

Emanet orada dedi. Size de selam söyledi, şeyinizden de öptü.

- Kim? - Koca Kafa dedi efendim.

Emanet!

Ne diyor lan bu yavşaklar? Nereden tanıyorsun bunları?

Nereden bileyim kardeşim!

Ulan oturduğumuz yerde millete dert oluyoruz be!

Ayağı kalksam ne olacak ulan amına koyduğum!

Nereden tanıyorsunuz lan beni?

Emanet siz misiniz?

Maşallah.

- At gibisiniz.

Oğlum siz akraba evliliği misiniz?

Durun!

Bir dakika dayı. Bir dakika dayı.

Bir yanlış anlaşılma oldu.

Çok doğru söylüyor arkadaş, biz efendim, akraba bile değiliz.

Şimdi Emanet Hanım'ının…

Senin amına…

Allah Allah…

Yavşak.

Birader, baştan niye söylemiyorsun emanet bende diye ya?

Adamlar bizi gazoz gibi açacaktı yemin ediyorum.

Bak arkadaşımın amel defteri kapandı.

Kardeşim, sen de baştan söylesene ben ayakçıyım diye.

Ne bileyim biraderim. Allah Allah.

- Al. - Hediye mi?

Teşekkür ederim zahmet etmişsiniz.

Lan ne hediyesi? Bana bak! Sakın açayım deme.

Yoksa tarlana tohum atarlar.

Aşk olsun, o nasıl laf abi?

Ben zaten ilgilenmem ki böyle bir şeyle.

Ben bakmam içine.

- Ben alacağım paraya bakarım. - Tamam, al bu da götüreceğin yer.

Çok teşekkür ederim. Sağ ol.

Boynuma dolarım.

- Eyvallah. - Yarağını yerim.

Şişt!

Teşekkür ediyorum.

- Koca Kafa'nın selamı var demiş miydim? - Evet.

Koca Kafa'nın selamı var.

- Aleykümselam. - Hadi bakayım birader, uyan!

Uyuma dayı, paranı çalarlar!

Ödevlerimi bitirdim anne. Biraz televizyon seyredeyim mi?

Bak HDMI 2'ye geçti gördün mü? Kötürüm oldu çocuk.

Geldik mi, iniyor muyuz? Valiz vardı, valizi rica etsem.

Geldik birader, geldik. Hadi bakayım.

- Bir kalk gel bakayım. Arkada mıyım? - Hemen gidiyorum.

Yemin ederim geri zekalı bu çocuk.

- Gel lan. - Tamam o zaman.

Garson, bakacak mısın abiciğim bir…

Hadi kapıyı getir gel de biz dışarı çıkacağız.

Nereye ya nereye?

Valla bir kadeh içmeden bir yere bırakmam.

Necmi! Oğlum, getir şunları. Ver.

Bizi şımartıyorsun biliyor musun?

Ne demek ya hadi bakalım, buraya kadar gelmişsiniz.

Ne vereyim? Sulu köftem çok güzel, yaprak sarma size gelmez.

Önde çorba içer miyiz?

Birader.

Hayri. Hayri.

Emanet Hanım, özür dilerim.

Beyim, sana bir çift sözüm var.

Ananı sikeyim.

- Ne diyorsun lan? - Abi kusura bakmayın.

Kaldırın lan şunu.

Kaldır!

Ah… Ah…

Ucuz atlattık vallahi.

Ucuz mu atlattık?

Sen benim hâlimi görmüyorsun galiba.

Şuna bak? Şuna bak!

Gerçekten insan topuklu ayakkabının topuğuyla da dövülmez biraderim yani.

Nasıl insanlardı gerçekten?

Yalnız var ya, Emanet Hanım gerçekten çok esaslı bir karıymış.

Beni pavyonda araya aldılar!

Kafamda şişe kırmaya doyamadılar!

Tokat manyağı yaptılar. Memelerimi yırttılar!

Bütün pavyon benim üstümden geçti.

Sen benim başıma nasıl belalar açtın lan?

Karılarla içki içerken, danslar ederken hiç böyle bir şey yoktu!

- Ben mi içtim lan karılarla içkileri? - İçtin.

- Sen içtin ya! - İftira atma!

- Sen oynadın ya! - Ben mi?

Beni zorla çektin, sahneye geldin ya!

Kardeşim dedin! Bu karım dedin ya!

- Allah belanı versin iftiracı pezevenk! - Senin versin!

Ben ne zaman içki içtim!

- Yalancı pezevenk! - Shot’ları götürdün ya!

- Allah senin belanı versin! - Senin belanı versin!

- Orospusun! - Terbiyesiz konuşma!

- İftiracı orospusun! - Önüne bak!

- Basit insansın. - Sensin.

Asil insan idare eder. Basit insan iftira eder.

Sen basit bir orospu çocuğusun!

- Terbiyesizlik yapma! - Basitsin!

- Amına… - Önüne bak!

İyi, bir şey olmadı.

Yengen.

- Efendim Erdal'ım? - Sen neredesin?

İş yerine annem öldü demişsin.

- Ne haltlar peşindesin? - Kapat kapat.

Şu an hiç müsait değilim. Ben seni sonra arayacağım.

kapatma hayır…

Sen nasıl bir adamsın? Sen insan mısın? Az daha geberiyordum senin yüzden.

- Allah Allah. - Ne hâlin varsa gör. Gidiyorum.

Deveye sormuşlar boynun neden eğri diye,

orası boynum değil dikkat et, demiş.

Siktir lan!

Arabayı parçaladın gidersin tabii.

Birader be,

ben sana basit dedim diye mi sen böyle kızdın?

Ya hadi bir git.

Pavyondan erken çıktık diye mi yapıyorsun? Söyleseydin dururduk.

Bak seni…

- Alo. - Efendim.

- Serkan'ım, ben… - Alo?

- Bu yine sapıttı, alo? - Alo?

Abi, ben biraz gecikiyorum da sen vardın mı? Bursa'da mısın?

Aslanım ben de onun için aradım seni be.

Şimdi yarın bizim evin orada bir kentsel dönüşüm için binayı yıkacaklar da.

Biz de Halil abinlerle beraber onu izleyeceğiz.

Abi sen şaka mı yapıyorsun? Ne kentsel dönüşümü? Ne bina izlemesi abi?

Allah'ını peygamberini seversen,

bu hayatımın en önemli anı. En önemli günü.

Sen olmazsan bana kızı filan vermezler abi.

Bu da 40 yılda bir olan bir şey, bir daha bekle ki olsun değil mi?

Serkan'ım sen başka bir amca bul ya.

- Kimi bulacağım bu saatten sonra? - Ne bileyim. Bana mı güvendin?

Sana güvendim sen söyledin ya. Ne istiyorsan ben her zaman arkandayım,

ne istersen yaparım demedin mi?

Ne bileyim, o gün onu gerektirdi, şekil yapalım dedik.

Sıçarım senin şekline! Kapat abi işe yaramıyorsun bari…

- Of. - Şşt.

Amca mı lazım?

Birader sen şimdi böyle gevşek gevşek ıslık çalışıyorsun da yapabilecek misin?

Kızın babası diyor ki, ben kimsesiz adama kız mız vermem diyor.

O kızın babası, bok yesin biraderim.

Bana lisedeyken Oscar Hayri derlerdi, biliyor musun?

- Evet. - Öyle oyunculuklar yap…

Tabii lan!

Keşanlı Ali Destanı'nda Keşan'ı oynamış adamım ben.

- Keşan'ı mı? - Keşan'ı ya, yapayım mı sana bir tane?

Görmemişsin konuş!

Almamışsın amirlerinden sıkı terbiye.

Konuşursun öyle cahil cahil.

Ben…

Almışım kurs,

görmüşüm amirlerimden sıkı terbiye!

Konuşmam senin gibi cahil cahil.

Nasıl? Alkışla!

- Çok güzel. - Alkışla!

Alkışla!

Yalancı göt.

Bismillahirrahmanirrahim.

Bülent abi. Ne olmuş abiciğim burada?

Anasını sikmişler ya buranın.

- Efendim? - Devam et.

Şurada bir beyefendi yaşıyor galiba.

Garson kardeş, iyi misin?

- Ne oldu oğlum burada? - Abi iki kişiydiler.

- Ortalığı çok fena dağıttılar abi. - Eee, nereye gittiler?

Oğlum, ümüğünü sıkarım lan senin.

- Nereye gittiler söylesene! - Sıkma yavrum. Elinde kalır.

- Ne yapayım Bülent abi? - Bırak kendi kendine ölsün.

Cesetler taze, fazla uzaklaşmış olamazlar.

İki kişi amına koymuş ortalığın.

Aradıklarımız galiba bunlar.

Bülent abi, görüntü dondu.

Farkındayım, zaten orada yazıyor. Hafıza dolu.

Kırıcı oluyorsun ama fark etmedim. Kusuruma bakma.

Seni tolere etmek artık benim için büyük bir yük yavrum.

Dışarıdaki kameranın kayıtlarına bak yavrum.

Tamam Bülent abi.

Elindekine bak yavrum.

Emaneti alanlar bunlar.

Bülent abi, ben bu tipleri daha önce görmedim.

Açık konuşacağım sana, bunlar İtalyanların işi olmasın?

O dalyarak İtalyan’sa benim babam da Danimarka dükü.

Bu pezevenkler içeride bir tane sağlam adam bırakmamışlar.

Dikkatli olmamız lazım yavrum.

- Ne demişler? - Ne demişler Bülent abi?

Ne şeytanı getir, ne de salavatı gör yavrum.

Bak bir gün bir tane… Bir tane karı var.

Ne oluyor?

- Ne oldu buna be? - Ne oldu biraderim?

Gitmiyor.

- Şarjı bitmiş! - Allah'ım, ne yapacağız şimdi?

Ne bileyim bir, konuş bakayım şöyle bir öp, okşa ikna et, belki gider.

Ne yapacağız? Allah Allah! Gözün nerede?

Çekici çağıracağız.

Ya ben nasıl yetişeceğim Bursa'ya ya?

Hadi ulan hadi!

Hadi be oğlum! Hadi!

Selamünaleyküm biraderim.

Ya biraderim bizim araba yolda kaldı da sana zahmet bir çekici mekici…

Hadi be oğlum be… Yok çekici falan. Hadi be, kurban olduğum.

Ulan dış kulvardan at kendini hadi lan! Hadi!

Hadi be! Hadi be oğlum be!

- Kime oynadın? - Hadi! Kara Hormut'a.

- Kara Hormut burada gelir mi be? - Birader sen ne biliyorsun?

- Çimci o. Çimci, çimci, gelir mi? - Bir saniye. Hadi be oğlum.

- Hadi lan! Hadi oğlum! Hadi lan! - Yürümez, yürümez, yürümez.

- Allah seni… - Osurdu, osurdu gördün mü bak?

- Belanı versin lan! Püh! - Yatar dedik sana.

Biraderim, at muhabbetiniz bittiyse artık şu çekici işine dönebilir miyiz?

- Bir dakika birader Allah Allah. - Bir dakikası yok birader.

- Araba kaldı, arabamız kaldı. - Tamam, bir dakika diyorum.

- Gideceğiz ya. - Ya bizim araba yolda kaldı.

- Bize bir çekici lazım. - Ortak kupona var mıyız?

16 senedir oynuyorum bir kere gelmedi, biliyor musun?

Allah Allah. Allah Allah.

Oralarda mı?

Zorlama çocuğum.

Emanet orada mı yavrum?

Bülent abi, açık konuşacağım.

Burada bir şey yok. Kanımca, araba da bozulmuş gibi.

Zorlama.

- Hadi oğlum be! Hadi! - Evet! Evet!

Geldi lan, geldi! İlk defa geldi!

Gerçekten anlıyormuşsun ama gerçekten.

Eee, birader sen bizi bahçede gördün bahçıvan mı sandın yani.

Çok güzel, tebrik ediyorum sizi.

Atınız da geldiğine göre artık şu çekici işini konuşabilir miyiz?

Ha, çekici çok zor, imkânsız yani.

- Niye? - Ama bizim bir Mahmut Abi var.

Bak onun bir traktörü var ha.

- E tamam, olur, olur, olur, tamam. - Olur, olur.

Yalnız şimdi olmaz, bu saatte olmaz.

- Ohoo… - Eee, ne yapacağız şimdi?

- Başka birini bulamaz mıyız? - Yani, yapacak bir şey yok ya.

Bu saatte olmaz.

Ama ne yapalım, Mahmut Abi sabah gelsin,

biz de sabaha kadar sizi misafir edelim, nasıl?

- Ne diyorsun biraderim, olur mu? - Yapacak bir şey yok, mecbur.

- Kaldık dağ başında. - Öyle mi diyorsun?

- Öyle diyorum. - E tamam.

- Güzel, 5000 lira. - Ne 5000 lira?

- Karavan kirası. - E ben sana o kadar para kazandırdım.

- Almayıversen olmuyor mu? - Birader ya…

Hanım var içeride, dostluk başka, ticaret başka.

Tamam, bütün…

Efendim?

Efendim mi?

O nasıl bir telefon açış ya Serkan?

Al bakalım birader.

Hayır aşkım, telefonun ekranı kırıldı.

- O yüzden arayanı göremiyorum. - Nasıl kırıldı?

Düştü.

- Ne yaptın, geldin mi? - Alo?

Alo?

Yok aşkım, ben bugün mesaiye kaldım da ama yarın kesin sizdeyim yani.

Aman diyeyim aşkım bak, sakın gecikme.

Sakın gecikmeyin. Babam çok kızar.

Yok gecikmem Zeynep'im, gecikir miyim hiç?

Ayarladığın adam da geliyor değil mi, bir sıkıntı yok?

Yok bir sıkıntı, geliyor aşkım. Geliyor.

- Kumda koşar mı? - Koşar amına…

Özledin mi beni?

- Saçmalama, o nasıl laf. Tabii ki özledim. - Ay ben sormasam hiç söyleyeceğin yok.

- Odun mu olacaksın acaba sen? - Saçmalama sevgilim.

Hep aklımdasın da, çok yoğun bir gündü bugün, o yüzden böyle oldu.

Evlenince de böyle mi olacak? İki gün sonra yüzüme bile bakmayacaksın değil mi?

Aşk olsun, olur mu öyle şey sevgilim?

Ben seni hep böyle ilk günkü gibi seveceğim.

Nasıl ya? Şimdi ilk günkü gibi sevmiyorum mu diyorsun yani?

Azala azala bitecek mi bu yani?

Eskiden ne güzel şeyler söylerdin.

Zeynep'im gene söylüyorum ben sana hep güzel şeyler, ne zaman söylemedim ki?

Hadi bana güzel bir şeyler söyle aşkım.

- Söyleyeyim sevgim. - Evet?

- Hiç ter kokmuyorsun. - Ne?

- Anlamadım. - Ben de, eee…

Zeyno, pavyonda çalışmıyorsun ya çok hoşuma gidiyor bu.

Ne diyorsun ya aşkım, o ne biçim bir laf?

Hat… Çek… So… Ev…

- Tünel. - Alo?

Alo?

Pavyon mavyon bir şey dedin, alo?

Pavyonda mısın sen ya yoksa?

Se…Ti… Çekmi… Hat…

Neyse kötü düşünmeyeyim, çekmedi herhâlde.

- Bülent abi. - Hı?

Abi oradalar. Diyorum ki gidip şu emaneti alalım artık.

- Çok yorulduk ya! - Takipte kalalım yavrum.

Vur hadi! Daha çok vur! Daha çok vur!

Sen ne güzel dövüyorsun ya! Sen ne güzel dövüyorsun.

Arada seni bulayım da sen beni döv ya!

- Çok güzel dövüyor. - Manyak herhâlde?

Hayır ben kapatamam senin yüzüne, sen kapat. Aynı anda kapatalım.

İyi geceler.

Allah Allah, kafası güzel herhâlde.

- Efendim Erdal'ım. - Neredesin sen be, saat kaç oldu?

Aşkım benim, yollardayım vallahi, çok uzaklardayım.

Ben bu gece gelemeyeceğim, kusuruma bakma olur mu?

Anlatacağım, an…

Ö… Yollardayım.

A.. Ay…

Hayri?

- Seni çok sevi… - Hayri, dondun dondun.

Hayri?

Ne oldu birader be?

- Manitayla mı atıştın? - Yok birader be, ne manitayla atışması.

Öyle bir şey değil ya.

- Sen şimdi yalandan amca olacaksın ya. - He.

- Ya ona kafan takılıyor işte. - Neye takılıyor?

- Ya, becerebilecek misin? Olacak mı? - Neyi beceremeyeceğiz be?

Neye takıyorsun sen? Takılma biraderim sen Hayri abine güven be.

Ya, inşallah inşallah da işte, ne bileyim…

Çünkü birader, kızın babası var ya, nasıl nemrut nasıl ketum bir adam.

Tutturmuş bir ben öyle, kimsesiz adama kız vermem diyor.

- E ben de vermem biraderim. - Allah Allah.

- Ama sana vereceğim. - Hı?

Sağ ol.

Çok tatlı bir çocuksun.

Hadi yat uyu biraderim.

- Kapa gözlerini, çok yoruldun bugün. - Olur, olur. Uyurum ama sen de uyu.

- Uyurum. - Aynı anda yatalım, vuralım kafaları.

- Uyuyalım. - Uzat ayaklarını şöyle güzelce, dinlen.

- Ya içim şey yaptı, sen gel böyle buraya. - Hayır.

- Hayır. - Allah'ın adını verdim.

Hayır ben böyle iyiyim. Hayır. Sikeceğim ama ha!

Sen bilirsin biraderim.

Şşt. Çok mu seviyorsun?

Çok.

Ben gözümü onunla açtım birader.

Zeynep'ten başka kimse olmadı ki benim hayatımda.

Bir de yani,

bana kimsesizliğimi unutturdu.

Hani böyle şey derler ya,

bir gülüyor dünyalar benim oluyor falan derler ya…

Ne dünyası ya, cennet benim oluyor.

Zeynep benim öyle sadece sevgilim falan değil ki.

Anam, babam…

Her şeyim.

Hani onu kaybedersem ben her şeyimi kaybederim.

O yüzden bu kadar takıyorum kafaya.

- Pompa var mı? - Ne?

Aşk işte biraderim…

Misal benim Erdal.

Ah…

O sertlik, kaos ortamı.

Mesela durur böyle, sade somurtur böyle, anladın mı?

Böyle durur, durur, durur, semsert.

Ama işte o sertlik

bizim aşkımızın dinamiği biraderim.

İşte o aşkın da iki tane meyvesi var, ellerinden öper.

Aaa, helal olsun birader be!

- Evlat edindiniz ha? - Yo.

- Öz. - Nasıl öz? Yani o, eee…

- Öyle oluyor mu? - Oluyor birader, niye olmasın.

- Biz sağlıklı bireyleriz sonuçta yani. - Allah Allah.

- Şu Erdal'ın resmi var mı sende? - Var tabii biraderim, ayıp ediyorsun.

Göstereyim kardeşime.

- Erdal. - Ulan Allah seni ne yapsın ya…

- E kadınmış bu. - Ne demek kadınmış erkek mi olacaktı?

- Erdal diyorsun? Erdal. - Bir dakika birader.

- Bizi ne sandın? - Ne sanacağım?

Leğenci miyiz? Düğmeci miyiz?

- Ne alakası var? - Köşebentçi miyiz lan biz?

- Tamam birader. - Bir koyarım, seni ortadan ikiye yararım.

- Tamam birader. - Canımı sıkma.

Oğlum özür dilerim de Erdal deyip duruyorsun. Erdal!

Tamam affettim, kabul ettim özrünü.

- Ne diyorduk biraderim? - Çocukları anlatıyordun.

Aaa, benim çocuklar.

Murtaza ile Dalga.

- Dalga mı? - Dalga.

Şu dükkanı bir açayım, koyacağım onları da başına.

Hele benim Dalga bir büyüsün, 18 olsun,

yapacağım onun da dükkanı üzerine.

Öyle bir de zekâsı var ki biraderim, şaşarsın ha.

Ticari zekâ mükemmel.

Birader siz ailecek bu isim konusunu bir daha mı düşünseniz?

- Niye biraderim? - Ne bileyim?

İşte, karının adı Erdal, oğlunun adı Dalga.

Ulan sik kırığı.

- Serkan normal mi? - Normal. Serkan.

- Serkan'ın nesi normal? - Bayağı normal.

Bizimkilerin nesi değişik?

Lan böyle ninja gibi iki parmağımı

bir sokuveririm, alırım gözlerini!

Tamam birader. Üçüncü çocuğun olursa da adını Fındık koyarsın bana ne.

Sen ikidir dükkan diyordun. Ne bu dükkan?

Bir milyoncu.

- Bir milyoncu mu? - Ha.

- Bir milyoncu kaldı birader be? - Niye be biraderim? Bir milyoncu.

Hayri AVM, bütün züccaciye malzemeleri.

O plastiklerin kokusunu düşündükçe var ya birader içim kıpır kıpır ediyor var ya…

- Ne var acaba içinde? - Ne var acaba?

- Ne var? - Bok var.

- Baktın mı? - He, yer misin?

- Baktın mı? - Allah Allah.

Sen ne meraklı çıktın biraderim be.

Ben merak etmiyorum, sen de etme.

- Oha, oha. Ne yaptın be birader be!

- Ya ne yaptın ya, öf! - Ben pis şeyleri içimde tutmam biraderim.

Hadi şu ışığı kapat da yatalım biraderim. Sağ ol, Allah rahatlık versin.

Aha, geliyor bak.

Bu abi.

- Bunlar mı? - Bunlar.

- Mahmut.

Hayri.

- Mahmut. - Serkan.

Araba nerede?

- Abi araba şu, ee, beş altı… - 5-6 kilometre geride bozuldu.

İyi atlayın bakalım.

Başımıza bir şey gelmesin.

Yok canım başınıza ne gelecek.

Tertemiz adam, içeriden yeni çıktı yani hiç…

Bakıyor, buraya bakıyor.

O zaman şöyle yapalım birader.

Sen git, ben seni burada bekleyeyim.

- Yok, yok, yok. O öyle… - Öyle yapalım, öyle yapalım.

Ne olur ne olmaz burada…

- Öyle olmaz! - Tamam, tamam.

Hadi yürü o zaman.

- [Geçmiş… Şey, kolay gelsin. - Sağ ol.

Kampçı abiciğim, selamlar.

Az önce traktöre binip giden arkadaşlar şehre mi gitti?

Çünkü bizim de bazı ihtiyaçlarımız var.

- Sipariş verebilmemiz mümkün mü? - Yok, onların arabaları bozulmuş.

Onu alıp gelecekler, sizin siparişi sonra halledelim olur mu?

Bülent abi, takip edelim mi?

Hayır yavrum, bekleyelim.

Bakalım büllük kafalılar ne yapacaklar.

Evet, araba bu.

Arabanın anasını bellemişsiniz.

- Küçük bir kaza diyelim abi. - Kaç basıyor bu?

Vallahi ne bileyim, 50-55 yapıyordur herhâlde.

- Elektrikli mi? - Elektrikli abi.

- Kaça veriyorsun? - Satılık değil, şirket aracı zaten abi.

- 500 veririm. - Satılık değil abi.

- 510. - Yok abi, satılık değil, şirketin zaten.

520 son.

Abiciğim, çok işimiz var bizim ama, satmıyor işte.

Birader, adama hadımım diyorum, kaç çocuğun var diyor.

Oğlum, sus yavaş. Duymasın vallahi, üzerimize tükürür.

- Bu ne kadar duracak böyle? - Bir altı saat durur.

Altı saat mi? Çok birader, bizim Bursa'ya gitmemiz lazım.

Bursa'ya gidecek kadar dolsa yeter, hadi yürü.

Of.

Aa, şunlar ne be?

Ha, onlar mı?

Onlar var ya, şu ileride çiftlik var, oraya gidiyorlar.

Şampiyon atlar. Bir atlar geliyor, kafayı yersin.

- Vallahi mi? Biraderim, gidelim mi? - Ne yapacağız at çiftliğinde?

Zaten şarj olacak, iki dakika.

- Vallahi ölümü gör. - Susmayacaksın değil mi?

- Hadi, gidelim. - Gidelim, Allah'ını seversen.

- Çok severim ben çünkü atları. - Ama bak, bakacağız çıkacağız.

Çocukluğumdan beri hastalığım, biliyor musun?

Bana ne birader ya.

- Çok seviyorum yani. - İyi tamam.

- Selamünaleyküm, hayırlı işler abim. - Aleykümselam.

- Buyur. - Ya içeride şampiyon atlar varmış da.

- Ona bakacaktık. - Bakamazsınız.

- Niye? - Yol geçen hanı mı burası?

Sahipleriyle misafirleri hariç kimseyi almıyoruz.

Sucuk fabrikasından geliyoruz da, sakatat var mı ona bakacaktık.

Giremezsiniz kardeşim.

Bir dakika bekler misin? Bir dakika bekler misin?

Biraderim, sen bana 200 lira versene borç, ben sana vereceğim söz.

Al, al!

Sen şunu al, bizi görmedin, tamam mı?

Ya istesem de alamam, içeride ilaçlama var.

- Öyle mi?

Evet.

Hadi lan.

- 200 lira. - Almadı adam oğlum.

- Tamam, ondan diyorum almadı, versene. - Alabilirdi de.

- Ne "bekle"si, hadi kampa gidelim. - Gel, gel.

- Hadi belki araba şarj olmuştur. - Öyle olmaz hemen.

- Oğlum, ne yapıyorsun? - Allah'ını seversen.

- Ne yapıyorsun, ne? Ne? - Elini aç, elini aç.

- Bismillahi… Lan, ananı, ananı… - Oğlum, oğlum!

- Ne yapıyorsun? - Dikkatli ol, şöyle sağlam dur.

- Sağlam dur, sağlam dur, sıkı dur! - Duruyorum!

Sıkı dur, öyle dur, öyle dur.

Biraderim, sıkı dur! Sen hiç mi ekmek yemedin be! Hadi bakayım!

- Allah belanı versin. - Gel.

- Geleyim. - Amına koyayım şurada…

- Gel şöyle. - Tamam geldim.

Ver, ver, ver, ver. Gel geri. Çok iyi, öyle dur. Gel geri, gel geri.

- At bakayım ayağını. - Attım.

Tamam şimdi öyle dur, sen beni aşağıdan tut tamam mı?

Bülent abi, açık konuşmak istiyorum abi.

Sence bunlar şu anda burada ne iş çeviriyorlar abi?

Birbirilerini sikiyorlar.

Arkadaşını siken, bize neler yapmaz.

Bülent abi, senin de böyle yüksek yüksek çıkışların var ama ya.

- Atletikler de. - Arkamda durma yavrum.

Pardon abi.

Sarkıtacağım kendimi.

- Oğlum beni Erdal yaptın. - Bir dakika dur.

- Ayağım. Bir dakika. - Buldurayım bir şey,

- Tamam mı? - Dur bir şey buldum, bekle.

- O zaman biz girelim. - Buyur abi.

Alo? Tamam geliyorum.

Karabuz.

Birader, bu var ya, bu efsanedir. Benim en sevdiğim attır, biliyor musun?

Çok ekmeğini yedim, sen burada mıydın gülüm?

Şununla bizim bir fotoğrafımızı çeksene, bir fotoğrafımızı çek.

- Al. - Gel bir de seninle selfie yapalım.

- Hayri Allah'ını… - Gel Allah'ını seversen.

Karabuz da çıksın.

- İnternete koyacağım bunu. - Ya…

En yakın arkadaşım Serkan'la…

Aaa, şeker. Atlar şekere bayılır.

Al benim gülüm.

Tamam yedi, Allah'ını seversen, yola gideceğiz daha ya.

Hakkını helal et senden çok para kazandım.

- Benden de çok para kazandın. - Ne oldu, gözleri büyüdü bunun.

Hadi hadi.

Bülent abi. At ölmüş.

- Olsun, sen işine bak. - Siz kimsiniz lan?

- Ne yaptınız ata? - At ölmüş.

Doğru söylüyor. At ölmüş.

Ya Bülent abi, vallahi de billahi de sinirleniyorum ya.

İnsan hayvana kıyar mı ya?

Ne istediniz be attan amına koyayım ya?

Burada bize bir mesaj var.

Çözmemiz lazım. Yürü yavrum.

- Tamam mı, olmuş mu? - Tamam biraderim, olmuş.

Hadi o zaman acele edelim.

- Çok geç kaldık. - Halledeceğiz.

- Selamünaleyküm. - Aleykümselam selam.

Aleykümselam selam.

Abiler, benim aracım bozuldu da, acilen bir Bursa'ya gitmem lazım.

Sizin de yolunuz hani oradan geçiyorsa,

beni bir atsanız ya, he?

Birader ben seni bir yerden tanıyor muyum be?

Yani zannetmem, beni bir yerden tanımıyorsundur.

Yani açık konuşayım. Ben ikinizi de ilk defa görüyorum.

Hem ne demişler? İnsan insana benzermiş ya.

Biz Bursa'ya gideceğiz. Geleceksen gel atalım seni de yani.

- Olur da… - Eee?

Yani yanınızda falan yer yok mu?

Valla yanımda bir kişilik yer var ama o kişilik sende yok.

Acele et ama, çok işimiz var.

- Nasıl koydun lafı oğlum. - Sıkı tutun ha.

Haydi!

Hadi biraderim, birazcık morallen be!

Böyle koydun kafayı hareket etmiyorsun ya. Oğlum birazcık morallen ya.

- Halledeceğiz senin işini. - Harbiden mi, halledecek miyiz?

Kardeşim, bir hayal öyle sihir yoluyla gerçekleşmez.

Kan, ter, kararlılık ve sıkı çalışma gerektirir.

O yüzden, senin işini halledeceğiz diyorum.

- Azıcık oyna be, oyna ulan! - Oynayayım mı?

Ay, ay, ay…

- Hadi biraderim, sen de oyna. - Kardeşim, ben almayayım, siz devam edin.

Yıka, yıka, yıka, yıka. Çamaşır, çamaşır, hadi be!

Güzel kardeşim, devam edin. Ben almayayım dedim ya.

Allah'ım var ya yemin ediyorum hiç anlamıyorsun.

Ben seni bir yerden çıkaracağım yalnız diyeyim mi?

Yok.

Konuştuk ya, dedim ki, insan dedim, insana benzer dedim, uzatma.

Allah Allah.

Dur birader, şunu da alalım be.

Ama yavaş biraz.

- Selamünaleyküm. - Aleykümselam selam.

- Nereye gidiyorsun? - İleride sürüm var da, ona.

- İyi atla madem. - Allah razı olsun.

Senden de.

- Ya yeğenim gel. - Hadi oğlum yardımcı ol bakayım abine.

- Tamam. - Senin yaptığın da iş yani.

Bu Bursa'ya nişanlıma yetişmeye çalışıyorum.

Sen yoldan yok çoban alıyorsun, yok koyun alıyorsun.

Ne yaptığın belli değil.

Kasap et derdinde koyun can derdinde.

Nereye gidiyoruz? Kız istemeye gitmiyor muyuz biz?

- Hadi birader. - Geç. Tamam beyler, yürüyün.

Otur.

Amca senin sürü şu mu?

Hani nerede?

- Şu ileride bak. - Ben görmüyorum.

Göremiyor musun? Göremiyorsan bize nasıl el ettin?

Sizi de görmedim.

Öylesine el attım dedim belki biri durur da bizi görür.

He, bende katarakt var.

Amcacığım, ameliyat olsana, katarakt kolay bir şey.

- Niye olmuyorsun ameliyat? - Ameliyat olmam, çip takarlar.

Ah benim canım Kuzuların Sessizliği amcam kim sana neden çip taksın?

- Ne yapacaklar? - Ya öyle deme yeğenim.

Dünyayı yönetenlerin sağı solu belli olmaz ha.

He dayı he, dünyayı yönetenlerin çok da sikindesin.

Allah Allah ya Rabbim.

Nasıl yapacağız? Şurada dursam sen tanır mısın sürünü?

Yok ben nereden tanıyacağım, görmüyorum dedim ya.

- E nasıl yapacağız o zaman? - Benim köpeğim var, o tanır beni.

E tamam ben şöyle duruyorum o zaman.

Amca nerede senin bu köpek?

- Çoban, alsana üzerimden!

Gel oğlum. Köpeğinize bir sahip çıkamıyorsunuz!

Gel oğlum gel. Gel, gel.

Bunun bir adı yok mu ya?

- Dur oğlum, gel.

Ama yani çoban amcacığım ya, alsana şunu üzerimden.

Duymuyormuş ki bu ya? Şu girdiğim hâllere bakın ama ya!

Amcayı tanımadı köpek.

Vallahi iyi yırttın biraderim ha.

- İyi misin? - İyiyim iyiyim, çok iyiyim.

- Hatırladım be. - Neyi hatırladın birader?

Bu biraderi nereden tanıdığımı.

Dün gece ben senin hayatını kurtardım ya be.

Nasıl kurtardın?

Sen dün gece bizim karavanın orada

elektriğe tutuldun da ben seni kürekle ayırdım ya.

- O sen miydin ya? - E bendim tabii ya.

- Ulan ben olmasam geberip gidiyordun be. - Aaa, tabii. Yanımdan koştu ya.

- Ben de uyandım şimdi. - Tam lala bu be.

Tam. Hadi birader hadi.

Sayın dinleyiciler, bir son dakika haberinizle karşınızdayız.

Gazi koşusu da dahil olmak üzere yüzlerce koşu kazanan şampiyon at Karabuz

kabininde ölü bulundu.

- Yapma be! - Birader bu bugün gördüğümüz at değil mi?

- Bir dakika ya.

- Kimin yaptığını bilmiyor musunuz? - Nereden bilelim birader, Allah Allah.

Ah be gülüm, daha bugün ellerimle besledim be.

Şeker yedirdim ona şeker.

- Alo, Bülent abi. - Durumlar nasıl yavrum.

Abiciğim, bak durum hiç bildiğimiz gibi değilmiş

ama merak etme, ben şimdi hallediyorum bu işi.

Ben arkada kalıyorum Osman, arkanı toparlıyorum.

Tamam, kapatıyorum.

Hayvan oğlu hayvanlar.

- Ne yapıyorsun oğlum? - Yol bozuk.

- Yavaş! - Kafam bozuk zaten. Karışma bana be.

Allah'ın belaları.

Ulan bunu yapanlar var ya namussuz şerefsiz yemin ediyorum ha!

- Ah be Karabuz. - Birader tamam anlıyorum üzgünsün de

arada bir de yola bak. Bak kaza yapacağız yine.

Bunu yapanlar var ya, anası doğurmamış sıçmış şerefsizim.

- Şunun güzelliğine bak. - Tamam birader.

Ne oluyor be?

- Bu ne lan? - Ne olmuş buna?

Ne bileyim ne olmuş? Görmüyor musun? Tampon çıkmış.

- Ne yaptın? Niye böyle oldu? - Kasise girdin, dan diye!

Senin yüzünden.

- Kullanmayı bilmiyorsun. - Ben mi şey yapıyorum? Tut şunu.

- Aaa? Herif inmiş. - Bayağı inmiş herif.

- İnsan bir teşekkür eder. - Nerede? Nerede inmiş?

Ne kadar nankör insanlar var, seni Allah kahretsin be.

Gerçi bunun hayatını kurtardık,

gelip teşekkür etmedi, araba sürdüğümüze mi edecek?

Beni de hep böyleleri bulur.

Seni tenzih ediyorum biraderim, yanlış anlama.

- Tenzih ettiğin falan yok… - Ama nankörün teki bunu yapan.

- Tamam anladım, hadi. - Tamam koy bakalım.

- Böyle de gider değil mi? - Gider gider.

Oğlum geç kalıyoruz, Allah'ım ya!

- Şşt. - Tamam.

- Efendim müdürüm? - Hayri ne yaptınız defnettiniz mi?

- Defnettik. - Arabaya iyi bakıyorsun değil mi?

Tabii tabii, on numara, her şey yolunda, gözüm gibi bakıyorum müdürüm.

İyi, bak çizik bile istemem. Hadi tutmayayım seni, başın kalabalıktır.

Sağ olun, tabii, tabii efendim tabii. Saygılar.

Allah'ım çalışır inşallah.

Osman?

Sen

yıldırım gibi

her şeye koşan

çetin bir insandın.

Lanet olsun

benim içimdeki bu Osman sevgisine.

Ortalık karıştı, düzen bozuldu.

Benden haber bekleyin.

Ne oldu, niye durdun?

Şurada Katakalli dansçılar derneğini ziyaret edip çay içmeyelim mi?

- Oğlum kafayı mı yedin? - Oğlum avel misin Allah'ını seversen?

Şu tipimize baksana.

Saçlarımızı bir düzeltelim, gel.

Tek eksik saçlarımız değil mi? Her şeyimiz tamam.

- Çok konuşuyorsun Serkan, in aşağı. - Konuşma lan!

- Selamünaleyküm. - Abi hoş geldiniz.

Hoş bulduk.

Selamünaleyküm çocuk, amcan yok mu?

- Ustan nerede koçum? - Ben kendisiyim, buyurun?

- Biraderimle façamızı düzelteceğiz de. - Tabii, nasıl yapalım?

Yanlar sıcak ve kurak, üstler ılık ve yağışlı.

Boyatacağım çünkü benim saçlar az biliyor musun?

Az ama gür duruyor yani.

Yalaka berber, hiç sevmem.

Benim kırıkları al.

Yanlış anlamıyorsun değil mi abi, boydan yani.

Yok, anlamıyorum biraderim.

Pek de kısa durmuyorsun yalnız biraderim.

Ya birader anladık tamam, sizin mesleğin olmazsa olmazı sürtünmek ama…

- Kollarım üçüncü derece yanık oldu ya. - Boydan abi, boydan ya.

Güzel oldu biraderim be.

- Oldu, bayağı yakıştı. - Değil mi? Usta? Güzel oldu değil mi?

- Efendim.

- Sen kimsin be? - Benim be!

Ne yaptın kendine Hayri?

Ne bu hâlin? Ne haltlar karıştırıyorsun sen yine?

Nasıl? Yakışmış mı? Sen seversin. Olgun erkek.

İnsta'ya resim koymuşsun. Yanındaki kim? Atlara mı gittin sen yine?

Kapat, seni sonra arayacağım. Şu an hiç müsait değilim.

Kapatma!

Kışlıkların cebindeki 100 lira gibisin, hep yüzümü güldürüyorsun.

Hayri kapatma.

Başıma çok değişik şeyler geldi, ben sana anlatacağım, kapat.

- Hayri. - Ne? Ne? Arayacağım!

Hayri!

- Biraderim be sen bana… - Şşt, konuşma. Biliyorum, borç.

Aslansın sen var ya…

- Kaç para tutar ki? - Ver be oğlum.

Hadi bakayım ustam, eline sağlık. Hadi, hadi bakayım. Al.

Çok paragöz bir herif çıktı be. Tutuver bakayım. Hadi bakayım.

- Oğlum. - Hadi bakayım.

- Ne yapıyorsun lan. - Hadi, hadi. Hadi bakayım.

Benim paramı niye veriyorsun bahşiş diye?

- Biraderim hadi konuşma, hadi. - Kendi paran olsa verecek misin?

Çok şüpheli bir durum. Bu saçlarını niye boyattı ki? Öğreniriz.

Hadi hayırlı işler.

- Sağ ol birader. - Eyvallah.

Yalnız çok güzel çiçek oldu biraderim.

Öyle mi diyorsun ya? Beğenir mi yani bunu, he?

Mis gibi oldu baksana oğlum, bunu da beğenmiyorsa ne yapalım yani.

Yalnız tipimiz biraz şey oldu. Şuna falan baksana. Biraz şunları…

Gidelim, üzerimize başımıza adam gibi kıyafet alalım.

Bunlarla olmaz böyle.

Valla ben son paramı çiçekle çikolataya verdim.

Yapma ya, hiç mi yok?

- Ha buraya biraz var. - Ulan neyse ki Hayri abin yanında.

Senin işini yine ben çözeceğim.

- Yürü bakayım. - Ne var ya?

- Hadi. - Ben girmem buraya, sen delirdin mi?

Nasıl ben girmem? Ben mi gireyim buraya?

Sen gir, senin fikrindi.

Nasıl gireyim bu götle buraya. Daracık adamsın, girersin.

Daracıklıkla bunun ne ilgisi var?

Hayri abinin yanında başın belaya girmez.

Tabii baksana, hiç başım belaya girmedi.

- Hayır, öyle değil. - Valla, çok güzel.

- Kız isteme olmasa… - Hadi be oğlum.

- Sok kafayı, sok kafayı, hadi bakayım. - Yavaş, hayvan oğlu hayvan.

Nasıl var mı bir şeyler?

- Ne bileyim, çıkacak gibi ama… - Şurada bir şey kırmızı ne o?

Yok be bu naylon, bu bize yapışır.

Terleyip pis pis kokarız, olmaz.

Al, bunu giyersin, kız istemeye öyle gideriz.

- Halasıyım dersin. - Senin yapacağın işe.

Bak işte şurada be.

Buldum!

Bak çok güzel bir şey bulmuşsun ha.

Tamam, bu olur bana işte. Sana bir şey çıkmadı mı?

Çıktı. Çok güzel bir tane takım elbise buldum bak.

- Tamamsın değil mi? - Tamamım.

Dur bakayım.

- Ya yapma artık. - Dur bir dakika biraderim.

- Hoş geldiniz. - Hoş bulduk.

Ne kadar da güzel.

Ay hoş geldiniz, hoş geldiniz.

Merhaba, hoş geldiniz.

- Amcam Hayri. - Memnun oldum.

Buyurun.

- Buyurun, buyurun. - Sağ olun.

Çok teşekkürler.

Öf!

Kız gözün gör olmasın.

Senden kısa ya bu oğlan, cücük gibi bir şey.

Kapat kapıyı.

Efendim, ne zahmet ettiniz…

Aslında çok şimdi… Yemesem de olur.

Şu daha…

Bana dokunuyor da. Şey yapmayayım ben, sağ olun.

- Çok şeker yemeyeyim. - Babacığım.

Sağ ol kızım. Teşekkür ederim.

Yine ben, şöyle bir…

En azından…

Şunlardan alayım.

Tamam mı?

Afiyet olsun.

Yemesem, emmeyi seviyorum da…

Mundar etti…

Bayat gibi be!

Baba, sırası mı şimdi televizyon seyretmenin ha?

Misafirimiz var.

- Kapat şu televizyonu. - Kapatmıyorum!

- Ajansı dinliyorum. - Yok, yok estağfurullah.

- Hayri Bey? - Buyurun efendim.

- Neyle iştigal ediyorsunuz? - Efendim, benim AVM'm var.

- Hayri avm.

Her türlü tencere tava mefruşat…

- İstanbul'da mı? - Yok.

Finlandiya'da.

Aaa?

- Finlandiya ha? - Finlandiya mı?

- Finlandiya. - Tesadüfe bak.

Benim kardeşim de Finlandiya'da dönercilik yapıyor.

- Aaa? - Ya…

Tesadüfe bak.

Nasipse yarın gelecek.

Yani Zeynep'in mutlu gününü görmek istiyor.

- Ya. - Anca yarına bilet bulmuşlar.

Benim Zeynep'im de biraz da onların elinde büyüdü sayılır yani.

Çok güzel tesadüf olmuş gelmesi.

Ben olmazsam olmaz dedi, biz de evet dedik.

- Hayırlısı olsun inşallah. - Kızım!

Şu elektriği kapatın be!

Kaç kere söyledim!

- Milli israf. - Milli israf, efendim.

Biz de de aynı. Bizde de evde hep

kızarım buna, milli israf. Bu da aynı.

- Hep evde kızarım… - Milli zarar.

Kapatın ışıkları derim hep.

Kahveler de geldi. Sağ ol.

Maşallah kızımız da pek hünerli.

Sağ ol kızım. Teşekkür ederim.

Sağ ol kızım. Ellerine sağlık.

- Çok da güzel yaparmış. - Hangisi alıyorum?

- Bu mu? - Şu.

Eee, siz mühendismişsiniz herhâlde öyle mi? Galiba?

Evet efendim, mühendisim ben.

- İnşaat mühendisiyim. - Sen mühendis miydin?

- Evet, amca. - Evet efendim mühendis.

Hem de baş mühendis.

- Bizim AVM'yi de o yaptı. - Aferin.

Tabii.

Efendim bizim, kentsel dönüşüm fabrikalarımız da var.

- Değil mi biraderim? - Evet, var.

Bir sürü şirketimiz var bizim böyle.

Yetkililer bu durumu iklim değişikliği…

Yani adettendir, damat için sorulur. Yani…

İçkisi, sigarası, kumarı var mı diye, değil mi?

Var efendim var, hepsi var.

Bir tek karı eksik. İnşallah onu da alıp gideceğiz.

- Ne? Anlamadım. - Çok özür diliyorum ben.

Amcam biraz böyle şakacıdır da, ne dediğini bilmez bazen.

Böyle gergin ortamlarda yersiz şakalar yapmaya da bayılır.

Şaka diye. Ortam yumuşasın diye.

Ha, ondan yani…

Bak, güldük vallahi yumuşacık olduk, pamuk gibi.

Gülme kızım salak salak sen de.

- Baba. - Ne var be?

Baba, baba, baba, baba, ne var?

Kusura bakmayın biraz rahatsız da.

Ulan asıl sen rahatsızsın, sıçtığım bok!

Arada bir salıyorsun ya…

- Şimdi milletin içinde konuşturma beni. - Konuşsan ne olur lan?

Amelimanda seni.

İki tane sünepeyi görünce kendinden geçiyorsun.

Babayım ulan ben.

- Baba! - Estağfurullah baba!

Önemli değil amcacığım, problem değil. Osursanız da bizim için sorun yok.

Konuşma lan göt! Ne dediğin belli değil.

İki saattir bir öyle bir böyle, bir öyle bir böyle…

Siktirin gidin! Vermiyorum ulan kızı.

- Ne? - O zaman birader…

Yok, lütfen oturun canım. Kusura bakmayın.

Çok yaşlandı, onun için yapıyor.

O zaman acaba şeye mi gelsek, bir an evvel sadede mi gelsek?

Gelelim, sadede gelelim.

Efendim, iki insan birbirilerini sevmişler görmüşler, zaman geçirmişler.

Birbirini seven insanları…

Çarpışma manasında değil, yani cinsel olarak değil de…

Aşkla bağlılıkları çocuk yaparlar, geceleri…

Lafı niye uzatıyorsun oğlum?

İşte bu oğlan, bu kızı öpmek istiyor.

Aynı yatağa yatmak istiyor. Sevişmek istiyor.

Ne biçim laflar bunlar babacığım. Allah aşkına, söylenecek şeyler mi?

Ne demekmiş o?

Aynı yatakta yatmak, öpmek, sevişmek falan…

- Aynı yatakta yatmak… - Ne oldu?

- …sevişmek çok güzel. - Yavaş.

Çok özür diliyorum. Benim telefonum bozuk da.

- Evet, telefonu bozuk gerçekten. - Telefonu kırıldı, ben şahidim.

Kusura bakmayın.

Efendim, Allah'ın emri peygamberin kavliyle…

Ananı sikeyim!

Sen ne diyorsun lan?

Ne demek lan bu?

Sıçtı sıvadı mal değneği.

- Tik o benim, arkamdan… - Başlarım tikine lan!

Lan bana bakın!

İsteyecekseniz kızı bir an evvel isteyin!

Çok haklısınız efendim!

Allah'ın emri peygamber efendimizin kavliyle

kızınız Zeynep'i oğlumuz bendenize istiyorum!

Verdim gitti, helal olsun!

Babam!

Babacığım!

Yine benim dediğim oldu. Yine benim dediğim olacak.

Anacığım, anam! Anaların anası!

Nerede benim karım? Karım! Karım!

Yeter, yeter sırnaşma lan!

Hadi o zaman takalım yüzükleri Serkan'ım ver bakalım yüzükleri.

- Hemen! - Yarın takarız.

Niye?

- Kardeşim gelecek dedim. - Öyle mi dedin?

Bak onunla da tanışırsınız. Hem Finlandiya'da ahbaplık yaparsınız.

Şimdi bu gece sizi burada misafir edelim, ha?

- Yarın da yüzükleri takarız. - Öyle mi diyorsunuz?

Ha biraderim?

Olur amcacığım.

İyi madem, kalalım biz bu gece.

Hadi birader altıma yapacağım. Ne olur, hadi.

Altıma yapacağım.

Yalnız nasıl var ya, acayip rahatladım birader.

Çok güzel.

- Hayri abin nasıl çözdü işleri? - Çok güzel çözdü.

Gerçekten acayip hallettin.

İçine ediyordun az daha.

Tavşan taşa çükünü sürtmüş, dağı taşı siktim demiş.

Nankör, pis herifsin…

Tamam, çok teşekkür ediyorum birader. Sağ ol. Altıma işeyeceğim.

- Allah rahatlık versin. - Kütük gibi uyuyacağım vallahi.

Ya…

Kaç kere söyledim

şu ışıkları kapatın diye.

Kayınbabacığım, lavaboda ben varım.

Kayınbabacığım?

Lavabodayım ama…

Kayınbabacığım.

Ya benim bu kayınbabacığım var ya aşırı tasarruflu adam ya.

Ya lavabodayım, ya mıy mıy mıy konuştu.

Hiç duymadı, laps diye kapattı ışığı, döndü…

Hayri?

Uyumuş.

Lan! Ne oluyor?

- Anam ne oluyor? - Ne oluyor ya?

Birader böyle nasıl diyeyim sana… Tokat yemişim gibi uyandım.

Kabus gördün herhâlde normal.

Bütün gün yoldaydık yoruldun.

- Yat uyu yarın büyük gün birader. - Doğru söylüyorsun.

Ben de bir su içeyim.

Bu ne lan?

Hani senin paran yoktu lan?

- Benim değil o para. - Kimin lan bu para?

Sürekli benden borç ver, borç ver, borç ver…

- Al işte varmış ya paran? - O paranın yeri var.

Ne yeri var?

- O paranın yeri var. - Allah belanı versin.

Serkan? Serkan!

- İşi gücü var mı bunun? - Var merak etme.

- Sigortalı mı? - O da var.

Güzel.

Şöyle geçeyim.

Ee, madem öyle yüzükleri takalım ha?

Takalım.

Hanımın nerede?

Çocukların okulu vardı babacığım, gelemediler, kusura bakmayın.

İsabet olmuş.

Sevmem o kadını.

- Bet suratlı kadın. - Ne bet, hem de ne bet…

Kızım, Finlandiya'dan likör getirmiştim.

Bir bardak doldur da ağzımız tatlansın. Hadi.

Tamam amca.

Hayri Bey de Finlandiya'da yaşıyor.

- Öyle mi? - Evet.

Ben de Finlandiya'da yaşıyorum. Finlandiya'nın neresinden?

- Başkentteyiz efendim biz. - Ben de Helsinki'deyim.

Helsinki'deki bütün Türkleri tanıdım ama sizi hiç göremedim ya.

Amca benim, Almanya'daydı, amca bey.

Almanya'dan yeni taşındı daha Helsinki'ye o yüzden.

- Almanya'dan Helsinki'ye. - Ha, o yüzden.

- Yeni taşınmış ondan. - Evet.

Almanya'dan yeni taşınınca tanıyamayabilirim.

Sen ne iş yapıyorsun gülüm Helsinki'de?

AVM'miz var efendim bizim. Tabii. Hayri AVM.

Her türlü kap kacak, züccaciye.

Efendim teflon tavalar…

Helsinki'nin neresinde bu?

Şeyde… İçindeniz efendim biz. Eee, içinden…

- Merkezde. - Merkezdeymiş.

Merkez. Merkez güzel.

Merkez çok canlı normalde ama bir dakika…

Orada hiç Hayri AVM diye bir şey görmedim.

Eli kulağında. Açılacaktı. Yeni açıldı.

- İki hafta oldu. Allah uğurlu etsin. - Bu kadar. Taş çatla…

Yeni açılmış, ondan…

- Yeni açıldık. - O yüzden demek.

Hadi bakalım.

Hadi bakalım Hayri Bey. Sizin şerefinize, buyurun!

Efendim içmeyeyim. Beni bozuyor.

Sağ olun, var olun.

Hayatta olmaz. Hayatta bak, bırakmıyoruz.

Bugün bizim en mutlu günümüz ya.

Finlandiya'dan likör geldi diyorum. Buyurun lütfen.

- İç. - Buyurun.

- Sağ olun. - Afiyet olsun.

Salak salak sırıtmasana kızım.

- Finlandiya'da bidonda basıyorlar. - Öyle mi?

- Bidonla? - Çok sağ ol.

Hadi bakalım arkadaşlar. Bu güzel günün şerefine.

Hayri Bey, başta siz olmak üzere…

Hadi hep birlikte bir anda hop…

Benim bir lafım var.

Ben diyorum ki, bir hayal öyle sihir yoluyla gerçekleşmez.

Kan, ter, gerekirse de…

Bir su mu bir şey var mıydı ya?

Kan, ter, sıkı çalışma ve gözyaşı gerektirir.

- Colin Powell değil mi? - Akrabam benim.

- Ben akrabamı severim. - Ben de seni sevdim.

- Amca! - Akrabam benim.

Hayırlı uğurlu olsun. Allah bir yastıkta kocatsın inşallah.

- Akrabam… - Tamam…

Gel bakayım.

- Tamam, tamam. - Babam benim.

- Tamam. - Hay, maşallah.

- Hadi bakalım. - Bakın…

Çok sağ ol.

Erzurum Hançer'i oynamadan kimseyi bir yere yollamıyorum!

Hadi kızım git, hançerleri getir.

- Hançer? - Hadi oğlum.

Hadi geç, önce şu müziği açayım.

- Hadi geç. - Hançerli mi oluyor?

Geç karşıma.

- Sen mi yapsan? - Hayri bey!

Hiç şey yapmasak…

Haydi dadaş!

Bak, şimdi bu hareket.

Bak görüyor musun?

İçinden nasıl… Elips şeklinde.

Hadi koçum sen de bu kumaş var. Hisset!

- Anladım bende. - Evet.

Üç, iki, bir deyince sıra sende. Hadi hop.

Güzel.

Aferin.

Hisset! İçindeki Erzurumluyu çıkar!

Çıkar o dadaşı!

Çıkar istiyorum onu!

Yap! Yap!

Yap ulan!

Daha iyisini!

Baba!

Abi!

Kocama bıçak soktu!

Abime ne yaptın?

Ay, ne oldu böyle ya?

Panik yok!

Ben hastaneye girip çıkmış adamım.

İlk yardım bilirim!

- Abi! - Baba!

Sakin! Sakin!

Sökmemek lazım.

Abi!

Lan ne yapıyorsun oğlum?

Baba?

- Dede! - Baba!

- Baba, iyi misin? - Baba!

- Baba! - Baba, iyi misin?

Durun.

Ölmüş.

Bir dakika, ben ilk yardım biliyorum.

Bilmiyorsun!

- Öldü! - Pisler!

- Suni teneffüs biliyorum! - Bilmiyorsun!

Baba!

Ambulans!

Ambulans!

Ambulans yok mu ulan! Ambulans!

Ambulans!

Çok şüpheli bir cenaze.

Kimin acaba?

Defolun lan! Defolun!

Size verecek kızım falan yok.

- Kaza efendim. - Hâlâ konuşuyor!

Babam öldü lan, babam!

Hanımıma inme indi.

Defolun! Siktirin gidin!

Anneciğim, ne oldu böyle ya?

Yavaş, yavaş.

Başımız sağ olsun. Ölenle ölünmüyor.

Çok stres yapmayın ama bir tarafınıza bir şey olur.

Allah korusun.

- Zeynep! Zeynep'im! - Ya yürü git be!

Tamam sakin ol, gel.

Bu böyle olmayacak.

En iyisi yakınlarımı arayayım.

Hayır, bu kız da çok büyütüyor yani.

Senin yüzünden! Her şeyi mahvettin! Her şeyi!

Ne yapacağız?

Kaçıracağız.

Gel sevgilim, hadi.

- Ne yaptın lan avel karı?

- Ay ne yaptım? - Doğru konuş lan!

Oğlum, sen bu karıdan emin misin?

- Kaldır be! - Yavaş!

Ne biçim konuşuyorsun lan?

Bayağı antika falan bir şey.

Pahalı bir şeye benziyor.

Aynen öyle değil mi?

Çok mu susadın? Diyorum ki bu antika mı? Çok pahalı bir şey mi bu?

Yok be, ne para, hiç… Ne antikası, o…

Bit pazarından alınma, basit boktan… Teneke be.

- Aldın mı yapıştırıcıyı? - Aldım.

Al.

Tutacak mı o?

Bu Japon, bu bunun a…

Tuttu mu bırakmaz. Tut bakayım.

Dikkatli dök bak. Parmağıma falan dökme benim.

Şunu güzel şey et… Kızın yanında şey ettirme…

- Heh, getir bakayım. Yapıştır. - Yapıştırayım mı?

- Yapıştır. - Tamam, üfleme elime.

Bir bana bırak bakayım. Bak şimdi bırakacağım tutacak. Hop!

Nasıl? Kaya gibi, bak. Nasıl? Tamam işte. Taş gibi oldu.

Evet gençler!

Bana ayrılan sürenin sonuna geldik.

Allah sizi mutlu mesut etsin.

Bir yastıkta kocayın inşallah.

Şu para mevzuunda, artık hakkını helal et be biraderim.

Onun gideceği yer vardı. Biliyorsun işte, Hayri AVM'yi açacağım.

- Hakkımı helal ettim de. - Helal olsun.

- Gönülden de. Hakkımı helal ettim de. - Helal olsun dedik, hadi git.

Hadi bakayım biraderim.

Hadi bakalım.

- Hakkını helal et. - Tamam Hayri, tamam.

- Hadi bakayım. Allah mutlu mesut etsin. - Sağ ol.

- Yavaş. - Hadi bakalım.

Çok mutlu olun, tamam mı?

- Tamam. - Hadi bakayım biraderim.

- Afiyet olsun. - Hadi, sağ olun.

Afiyet olsun.

Yani önemsiz dedi ama ben pek inanmadım. Tarihî bir şeye benziyor.

Ben de inanmadım. Kesin bir şeyler çeviriyor bu Hayri bak sana söyleyeyim.

Selamünaleyküm. Araba böyle dursa problem olmaz değil mi?

- Yok, kalsın, sıkıntı yok. - Eyvallah.

Ya beni Koca Kafa Bey gönderdi de. Bende bir emanetiniz vardı.

- Onu getirdim. - Beni takip et.

Hayırlı işler.

Selamünaleyküm.

Selamünaleyküm.

Selamünaleyküm. Hayırlı işler efendim. Hayırlı vazifeler.

Neredesin lan sen?

İki gündür seni bekliyoruz.

Efendim yolda ufak tefek aksilikler oldu.

- Kusura bakmayın ondan geciktim. - Uzatma. Ver.

Lan! Bas lan geri!

- Ver şunu. - Buyurun.

Tövbe tövbe.

Samimi bir ortam olsun diye şey yaptım ama yanlış oldu herhâlde.

Efendim beni seçmiş olmanız benim için çok onur verici.

Şeref duydum yeminle.

Evladım, geri zekalı mısın sen?

Yok, değilim efendim.

Geçen IQ testi yaptırdım. Çok şükür bir şey çıkmadı.

- Siktir. - Nasıl dediniz amirim?

Evladım, akraba evliliği misin?

Yok, değilim diye biliyorum. Niye ki?

Bu ara herkes de bunu soruyor.

Amına koyayım, akıllısı bizi bulmaz, delisi de götümüzden ayrılmaz.

Ver.

Çok teşekkür ederim, çok sağ olun.

Saymama herhâlde gerek yoktur diye düşünüyorum.

Siktir lan.

- Ne selamı? - Siktir lan!

- Ha git manasında mı? - Siktir git!

Saygılar efendim, çok sağ olun teşekkür ederim.

Hayırlı işler.

Lan!

Avradını sikeyim!

Hayri?

Hayri, kim o adam?

Kapat. Ben seni sonra arayayım.

- Sen içmeye mi başladın yoksa Hayri? - Kapat, kapat arayacağım.

- Hayri, neredesin sen? Ne bu sesler? - Arayacağım.

- Bay bay. - Hayri kapatma.

Kaçmış yavşak.

Kaldır ellerini kıpırdama.

Birader, bir şey diyeceğim.

Ömrünün sonuna kadar yetecek kadar para veririm.

Gözünü seveyim, affet.

Seni göt oğlanı! Amın düdüğü! Yavşak!

Biraderim! Hadi yürü.

Çık, çık, çık bas.

- Çık! - Sağlam dur!

Hadi.

- Gel. - Hadi. Hadi.

Hadi bakalım.

Hadi Hayri, yapabilirsin birader.

- Tut şunu. - Ver.

Şunu tut. Çek!

- Hadi, Hayri. - Bırak!

Yapamayacağım biraderim.

Yapamayacağım sen git.

- Hayatta gitmem seni burada bırakmam. - Sen kendini kurtar.

Sen daha evleneceksin.

Boy boy çocukların olacak.

Git biraderim, git.

Elveda.

- Dur! - Ne oldu?

Hanımla çocuklar sana emanet.

Murtaza'yı öp benim için.

- Dalga'nın başını okşa.

- O öpülmeyi sevmez. - Biliyorum.

- Hadi git. - Elveda birader.

Hadi git!

Birader?

- Biraderim? - Biraderim?

Biraderin amına koyayım. Bıraktın ya beni.

- Ne yapacaktım? Çıkamadın yukarı. - Bıraktın ya, göt oğlanı.

Koş, koş!

Yavaş!

- Birader! - Olmaz!

Allah'ını seversen.

- Şuraya iki dakika elimi sokar alırım. - Olmaz, bırakmam!

Ya benim iki tane çocuğum var. Gözünü seveyim ya.

Zaten o yüzden yapma diyorum, iki tane çocuğun var.

Param yanıyor ya!

Niye kaçıyorsunuz lan yavşaklar?

Abi.

Şey oldu da…

İki saniye bize verirsen şu işi bir çözebilir miyiz abi?

Abi, abi öyle şey olmaz.

- Sikerim senin abini. - Şeytan doldurur.

Abiciğim benim bir alakam yok.

- Öyle desene oğlum. - Sen dedin ya.

Oğlum para işi senin değil miydi? Ben bunu kahveden arkadaşıyım abi.

- Hepsi yalan dolan. - Efendim haberim bile yok.

Nasıl haberin yok oğlum? Gel dedin, paraları alalım dedin.

Benim parayla bir alakam var mı?

Hayatımda ilk kez görüyorum parayı pulu abi.

Gözünü seveyim. Ben çıkabiliyor muyum abi?

- Çanta nerede? - Abi tam onu çözecektik işte.

Ateşin içine düştü çanta.

Sizin yapacağınız işin amına koyayım.

Tövbe estağfurullah. Öyle deme abi.

O zaman son duanızı edin.

Aaa, nasıl yani öyle düz vuracak mısınız? Böyle beylik laf falan olmayacak mı?

İstersen dön arkanı iki tane de götüne patlatayım.

- Tövbe estağfurullah. - Film mi lan bu?

Kaldırın ellerinizi.

Abi rica ediyorum bak, benim hiçbir alakam yok.

- Boynuma dolarım. - Boğazına takılır yavrum.

Amınıza koyduklarım.

Ananı sike…

Ananı sikeyim. Ne yaptın birader?

Ne yapacağım birader? Hayatımızı kurtardım.

Yürü, yürü.

Olmasaydın şu ana kadar geberip gitmiştim, biliyorsun değil mi?

- Sana çok teşekkür ederim biraderim. - Esas ben teşekkür ederim birader.

Sen olmasan Zeynep'ime kavuşamazdım ki be Hayri.

Gözlerinden öperim.

- Hayri. - Yanaklarından öperim.

Zeynep beni bu kadar öpmedi.

Başın sıkışırsa beni ara, tamam mı?

Tamam, tabii ki.

Hayri abin telefonun ucunda.

- Çat diye gelirim. - Tamam.

- Hakkını helal et. - Helal olsun birader.

- Hadi git. - Sen git birader.

- Arabayla gideceğim. - Ben de otobüs beklerim.

- Tamam. - Hadi.

Hadi. Hadi geç.

- Tamam. - Sen de bana yap.

Hadi git.

- Ara beni. - Arayacağım.

Hadi git.

Bu ne lan?

Haydi bir milyon! Bir milyon! Bir milyon!

Çek söndür don lastiği 500 bin liraya!

Her bele, bedene, göte göre lastik!

Hadi Hayri abiniz geldi!

Bir milyon! Bir milyon! Haydi!

Leğenci!

Baba!

- Ne yaptınız oğlum? Verdiniz mi? - Verdik baba leğenleri.

Aslan oğullarım benim.

İki, üç, dört, beş…

- Tırtıklamadınız değil mi? - Yok baba ne tırtıklaması…

Vay koçum benim be!

Akıllı oğlum benim.

Baba, kaçak sigara mı satsak? Hem öyle daha çok para kazanırız.

Akıl küpüm benim!

Ulan sen ne akıllı bir çocuksun be ha?

Bundan sonra öyle laflar yok tamam mı?

Okul başladığı zaman sadece ders.

Tamam mı benim aslanım?

- Tamam baba. - Tamam mı benim aslanım?

Akıllı oğullarım benim.

- Anam. - Anan arıyor.

- Efendim, hayatımın anlamı? - Hayri'm.

He, benim gülüm?

Eve gelirken iki ekmek alır mısın?

Alayım hayatım. Ne yemek yaptın?

- Lözlik yaptım, sen seversin. - Sen yaparsın da sevmem mi be?

Hadi sen de karıcığına güzel bir şeyler söyle.

- Şiir söyleyeyim sana. - Söyle.

Gül açılır oymak oymak

Hiç olur mu yare doymak?

Ne bal verir ne de kaymak

Benim derdim sana kaymak

Hayri!

Hadi.

Hadi gidelim baba.

Leğenci!

Haydi! Çek şimdi don lastiği 500 lira! Al oğlum.

Her bele, bedene, göte göre lastik!

Biraderim, ne ha…

Çok özür dilerim.

- Araba geliyor. - Keselim mi?

Keselim.

- Tamam, geldim. - Ver, gel geri.

Çok iyi, öyle dur. Gel geri. Gel.

Sinirim bozuldu ya! Bu nedir ya?

Gel geri.

Gel geri. Geri gel.

Neyini beğenmedin lan?

Hayvanın çocuğu. Hayvanın oğlu.

Neyini beğen…

Bu sefer cuk oturdu.

Gel, gel tamam gel.

Neyini beğenmedin lan hırt?

Senin adın ne?

- Serkan. - Nesi normal bunun?

Allah belanı vermesin.

Hayvan oğlu hayvan.

Hayvan oğlu hayvan. Az önce burada ne diyordun?

- Onun yakını olacaktı.

Gidiyor musunuz?

Yok.

Allah belanı versin.

Yeter lan.

Lütfen bir dur.

Finali yapmasan ne güzel alıştırırdım.

- Bana yaptığın… - Tövbe ya…

Ya burnumu tut çek. Bıyıkla oyna kurban olayım sana.

Ya çek git.

Hakkını helal et.

Yapma!

- Dur, tamam, tamam. - Bilerek mi yapıyorsun?

Helal olsun.

Hadi, hadi bir daha.

- Hakkını helal et. - Helal olsun birader.

Kulaklarım çınlıyor. Hadi.

Başlıyor!

- Hakkın helal et. - Gülüyorsun.

- Ama ya… - Hadi hadi…

- Şöyle bir tut, hadi bitsin. - Tamam.

Hakkını helal et.

Helal olsun.

- Yapma biraderim. - Özür dilerim.

Kusura bakmayın.

- Bitecek şimdi. - Hadi.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.