Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
-Manfredi, değil mi? -Beni tanıyorsun.
Şimdi o imalathaneyi tekrar kapatmamı ne engelleyecek?
Sana bir teklif yapacağım.
Tulsa King'in önceki bölümlerinde…
Dunmire ederinin üç katını ödemeye razıydı.
Bilmediğimiz bir şeyi biliyor olabilir misin?
Buralarda efsane oldu sayılır.
Elli yıllık içkilerimiz.
Dunmire varlığından şüpheleniyordu fakat nerede olduğunu bilmiyordu.
Elli yıllık burbon.
-Deli para. -Tam olarak 150 milyon dolar eder.
Dunmire mı? O herifin bağlantıları var.
Dixie mafyasının hiç şakası olmaz.
Seni aradığımda hazır olman gerek.
Nereye gideceğim?
Onu bilmen gerektiğinde öğreneceksin.
İzinsiz müdahalene karşılık şu hayatta sevdiğin herkesi yok etmek
benim boynumun borcu.
Buraya geldin çünkü korkuyorsun.
İmparatorluğun tehlike altında Dunmire.
Ben daha yeni başlıyorum.
Günaydın.
Günaydın.
-Herkes burada mı? -Evet.
-Cleo nerede? -Emlakçıyla görüşecek.
Ev yandığından beri kurtlar arazi için dört bir yandan üşüşmüş durumda.
Evet, işler kızışıyor. O kesin.
Ama hâlâ direksiyondayız.
Kendimizi savunmasız gösterecek hiçbir şey yapamayız.
Hiçbir şey.
Çünkü bu adamlar sadece bir hatamızı kolluyor.
Bir. Size tavsiyem şu. Birbirinizi kollayın. Yakın durun.
Düşmanın neler yapabileceğini bilmek için
düşmanı tanımak zorundayız.
Bu çok fena bir şey.
Dunmire bizi tek tek haklamak istiyor.
Montague'yü indirdi, Mitch'e saldırdı.
Armand da kayboldu.
Hayır. Armand yolda. Rocky Dağları'na gidiyor.
Onu bulursam dağlardan aşağı atacağım.
Dunmire ne olacak? Tehdidi cevapsız bırakamayız.
Önce kimle karşı karşıya olduğumuzu öğrenmemiz gerek.
O zamana dek, hayır.
Capisce?
Tamam, hadi elliliklerin şişelenmesine odaklanalım.
Tamam. Tyson, Grace. Benimle gelir misiniz?
-Evet? -Sana bir adres gönderdim.
Oraya git. Bir araba gelip seni alacak.
Beyaz ve dört kapılı. Görünce anlarsın.
-Uygun bir an değil Musso. -Ne?
Sevimli gangster tayfana dadı bulmaya vaktin yok mu?
Göreve hazır olmak budur Dwight. Sen de göreve hazır ol işte.
Ekibini kurtarmak istiyor musun? 5220 Hoyt Caddesi. Hemen.
Kocaayak.
Beni bir yere bırakman gerek.
Tabii patron.
-Nereye gidiyorsun? -Bir işim çıktı.
-Goodie'yi yollasana. -Benlik bir iş.
Burası.
-Bundan sonrası bende. -Emin misin? Beklerim.
Gerekirse ararım.
Pekâlâ.
Gazla.
Ne oluyor lan? Hey!
Bu ne lan?
-Keyifli yolculuklar. -Keyif mi?
Kim konuşuyor lan?
Aç şu lanet kapıyı! Bak…
Aç şu kapıyı! Hey!
Müzik dinlemek ister misiniz?
İstemem lan!
Nas seçildi.
Nas mı? Nas da kim lan? Gerçekten bak.
Yemin ederim şakam yok. Şu kapıyı…
Öyle mi? Lanet olsun!
Lanet olsun!
Kulağım! Hay böyle işin!
Lanet olsun!
Resmen işkence bu!
-Yolculuk nasıldı? -Seni komalık etmek gerek.
Peki önce kimi tutuklayayım? Mitch'i mi Margaret'ı mı?
Gidelim.
Nereye gidiyoruz?
En son ne zaman Teksas'a gittin?
Hiç gitmedim. Bu adam Teksaslı mı?
Taşınmış. İtin teki. Kuralı yok.
Parasını verirsen kadın ve çocuk bile öldürür.
-Kim yapar bunu? -Terörist.
-Sen ne düşünüyorsun? -Ne mi?
O küçük ellerin temiz kalsın diye pis işlerini bana yaptırmak istediğini.
Doğru değil ama komik.
Bak, bu yolculuk ekip ruhu için iyi olacak.
Biz ekip falan değiliz.
Göreceğiz. Ama Teksas'ı seveceksin.
Silahlar, çeteler… Tam senlik ortam.
Bu tam bir saçmalık.
Dunmire'ın adamlarına dalmalıyız.
Bu ne şimdi? Dwight nereye kayboldu?
Dediğini duydun, vaktini bekliyoruz.
-Mezar taşına yazdır. -Beklemek mezar taşından kurtarır.
Hep böyle bilgiçlik taslıyorsun. Gerçekten bak.
Bilgiç kısmı doğru ama.
Patron bize söz dinleyin emirlere uyun, dedi.
Biz de aynen öyle yapacağız.
Düşmanı tanı da dedi. Tanıyalım biraz.
Patron döndüğünde elimizde bilgi olsun.
Dwight satranç oynuyor sense dama oynuyorsun.
Sorgulama.
Bir yere gitmem gerek.
Bilgi toplayıp karşımızda ne var bilelim.
Zaman kaybı olmasın.
Gidelim.
Bu daha ne kadar sürecek?
160'la gidersem üç saat.
Evet, tabii. FBI'ın jet yakıtı falan mı bitti?
Bu seferki görev düşük bütçeli.
Armand ne yapıyormuş?
Durduk yere…
Armand hakkında ne biliyorsun?
Ekibinde olan herkesin dosyası bende var.
Bir şey diyeyim mi? Neden sadece benimle ilgilenmiyorsun?
-Ekibimi bu işe karıştırma. -Bir şey ilgini mi çekti?
Duyduğuma göre Armand'la ilgili bilgin yokmuş.
İlginç. General bir askerini kaybetmiş.
Bak, işin gerçeği Colorado'da ailesiyle birlikte.
-Emin misin? -Evet, bundan eminim.
Adam hayatta yeni bir sayfa açmaya çalışıyor işte.
Ama ben düşündükçe
ikinci bir şans diye bir şeyin olmadığını fark ediyor gibiyim.
-Kendine bak. -Hayır, sen kendine bak.
İkinci şans, ikinci perde, ikinci bahar, hepsi var.
Dünya avcunun içinde.
Tamam, mesele bu mu yani? Senin ikinci şansın?
İntikam peşindeki federal ajan külüstürüyle dolaşıp emirler veriyor.
Elde avuçta ne yedek güç var
ne de doğru düzgün bir plan.
Bu müzik de ne?
-Ben seviyordum. -Çok hızlısın, farkında mısın?
Sen dert etme.
Tamam, anlat şu adamı. Neyin nesi bu herif?
Dexter Deacon.
Gerçek adı değil. Ona Saatçi diyorlar.
En iyi teklifi verene takip edilemeyen cihazlar yapıp patlatıyor.
Sıradan biri gibi görünüyor.
-Fakat tam bir canavar. -Haklamamı mı istiyorsun?
Hayır.
Evet, istiyorsun ama ben girişimciyim, kiralık katil değil.
Hayır, ondan bir şey satın al. Tuzak kur, ayarla. Sonra da…
Ne? O pisliği tutuklayayım mı?
Bu kadar basit bir iş için bana ne gerek var? Çağır bir gizli ajan.
Olay şu, bu herif inanılmaz zeki.
Deli ama akıllı da. Adamlarım hemen deşifre olur.
Ama sen kendin olabilirsin.
25 yıl ötmedin. Şimdi de paran bol.
Herkes böyle başarılı bir suç örgütü yürütemez.
Sen beni pisliğe bulaştırana kadar yasal işler yapıyordum Musso.
Yasalı tanımla.
Asıl mesele şu, düşmanın çok.
Seni öldürmek isteyen de çok.
Deacon'ın uzmanlığına ihtiyaç duyman gayet inandırıcı olur.
Yani herifin kafasına sıkıp erkenden akşam yemeğimi yiyemeyeceğim.
-Doğru mu anladım? -Kafan çalışıyormuş.
Bu arada Sessiz Ray nasıl?
Kim?
Tamam, şu her şeyi bilmeme şaşırıp
hiçbir şey bilmiyormuş numarasını kes artık.
Sessiz Ray, patronların patronu.
İçki işine girdiğini biliyor mu?
Patronların patronu.
Kimse bu ifadeyi kullanmıyor artık.
Eskilerde kaldı, tıpkı senin gibi.
Peki.
-Patronların patronu. -Senin derdin ne?
Neden devamlı arı kovanına çomak sokuyorsun?
Lanet olsun.
Günün en önemli öğünü.
Ne, kahve mi?
İrlanda usulüymüş.
Sabah öyle hızlı gittin ki imalathaneye gidiyorsun sandım.
Geçerken uğrayayım dedim.
-Öyle mi? Seni idare ettim. -İdareye ihtiyacım mı var?
Bak, artık seni kollayan insanlar var Cleo.
Tamam mı?
Joanne bu sabah seni sordu.
-Joanne endişelendi mi? -Hayır, ben endişelendim.
Kulübede olanı unuttun mu?
Artık beraber dolaşmalıyız.
Sabahın köründe evden kaçar gibi gidemezsin.
Dadıya ihtiyacım yok Mitch.
Peki, tamam.
İmalathanedeki çaylaklara dadılık etsen nasıl olur?
Uzmanlığına ihtiyacımız var.
İmalathaneyle ilgili her şeyi anlattım.
-Biraz temiz hava almam lazım. -Güzel. Biraz getirmiştim.
Bu beni baloya götürdüğün araba mı?
Eski galerici olmanın avantajlarını kullandım diyelim.
Yılı farklı ama hatırlamana şaşırdım.
Hatırlıyorum.
Hem de çeşitli sebeplerden.
-Sürebilir miyim? -Öyle düşünmüştüm.
Hadi.
Şimdi…
Söylemiş olayım. Gaza fazla abanma. Çok fena uçuyor.
Resmi görev.
Resmi durmuyorsun.
O bir danışman.
Aynı takımdayız, değil mi?
Hoş bir düşünce ama aynı takımda olsak da ceza yiyeceksin.
Memur Bey, konuşabilir miyiz?
Hayır, ama kimliğini gösterebilirsin.
Benim adım Dwight Manfredi, duymuşsunuzdur.
Belki.
İn aşağı.
Cole'un içeride olduğu ne malum?
Mitch çalıştığı spor salonu bu dedi.
Şu kamyonet de onun.
Rezalet bir özel plaka taktırmış bir de.
Harika.
Öğrendik işte. Beyinsiz, salona gidiyor ve bir kas yığını.
-Bilgiyi aldık, gidelim. -Hayır, izliyoruz.
İki numara benim. Emirleri ben veririm.
Hayır, Goodie iki numara.
Hayır. Dwight yokken Goodie bir numara, ben iki numarayım.
Geleneksel olarak mafyada hiyerarşi kazanca göre belirlenir.
Son baktığımda
kasayı benim ot dükkânım ve yetiştiriciliğim dolduruyordu.
Ezcümle iki numara benim.
Ezcümle ne lan? İki numaralar ezcümle falan demez.
Bir numara, iki numara… İkiniz de saçmalıyorsunuz.
-İki numara benim. -Hayır, benim.
-Tanrı aşkına. -Benim işte, biliyorsun.
İşte beklenen adam teşrif etti.
Evet, o.
Takip için seçtiğimiz araçtan emin miyiz?
O yeşil çekirgeyle evin önüne geldiğin anda
tüm fikir belirtme hakkını kaybettin dostum.
Tamam, peki.
Sosisli arabası bile bundan az dikkat çeker diyorum.
Senin oyuncağından iyidir.
Hem elektrikli hem kurşun geçirmez. Gangsterler böyle gezer.
Bıçak Sırtı filminde.
Gerçekte buzdolabına binip dolaşmıyoruz.
Söylesene, bir suçluyla bir federal ajan neden birlikte dolaşıyor?
Böyle bir şey soracağını tahmin etmiştim.
Etmişsindir.
Karşılıklı bir alışveriş diyelim.
Ben ona bilgi veriyorum, o da bazı işlerimin yükünü hafifletiyor.
Yani bir muhbirsin.
Evet. Öyle diyebilirsin.
Gurur duymuyorum ama evet. Çıkar ilişkisi.
Bak, asıl önemli olan şu.
Sen yerel polissin. İşini yapıyorsun.
O ise federal. Bir süredir onunla takılıyorum.
Kafası çok dağınık. Boşanma aşamasında çünkü
artık kuşu ötmüyor.
Tabancası sorunlu, çalışmıyor.
Tutukluk yapmış silahla saldırıyor gibi. Anladın mı?
Ne anlatıyor lan bu?
Gaza basıyor, sonra bırakıyor.
Bilirsin ya, dengesi yok.
-Çocuğun var mı? -Evet, iki oğlum var.
-Öyle mi? -Evet.
Thunder'ı severler mi? Basketbol takımı.
-Tabii ki en sevdikleri takım. -Bana bir kıyak geç.
Bir arkadaşımın sezonluk kombinesi var.
Biraz merhamet gösterip bu adama anlayışlı yaklaşırsan
sana ve oğullarına birer bilet ayarlayabilirim. Saha kenarından.
Palavra olmasa iyi olur.
Palavralarım meşhurdur.
-Herkes atar. -Doğru.
Ama çocukları sevdiğim gerçek.
Ona ne söyledin?
Dedim ki
o, FBI üstün başarı ödülü ve cesaret madalyası almış bir adam.
-O da bundan etkilendi. -Hem de nasıl.
Orada dur. Mükemmel, tam bu nokta.
Evet, şimdi görünmez olduk.
Aferin Tyson.
Bu devasa, alüminyum çöp kutusunda kesin yakalanmayız.
Şimdi ne yapıyoruz?
Giriyoruz.
Ne? Ciddi olamazsın. İçeride ne var bilmiyoruz.
Uyuşturucu yuvası, cephanelik ya da dövüş kulübü olabilir.
Dırdır yapmaya devam edersen dövüş kulübünü buraya getireceğim!
-Bir sus de adam! -Yeter! Giriyoruz.
Görülecek bir şey varsa görürüz.
Dwight'a söyleriz. Yoksa şişelemeye devam.
Zaten yapmamız gereken de o.
Tamam.
Bu ne lan?
Şunu kılıfına koy oğlum.
Kimler para kazanmaya hazır?
Kimler para kazanmaya hazır?
Evet.
Kart alalım.
Kimler şanslı hissediyor? Sen, sen. Başka?
-Teşekkür ederim. -Hazır mısınız?
İşte böyle. Bugün çok eğleneceğiz bayanlar baylar.
Hepinize iyi şanslar.
Sence Dwight imalathaneyi sahipleniyor mu?
O ne demek?
Babana söylediklerini sen de duydun.
Usta bir satıcının konuşmasını duydum.
Avantajları anlattı Cleo. Hepimiz için.
Samimiyetle söyledi.
Bilmiyorum.
Neyi bilmiyorsun?
Ona güvenmek istiyorum. Senin gibi.
Dwight bir suçlu mu? Evet.
Cezasını çekti mi? Evet.
Ama bunlar benim için de geçerli olan şeyler.
Dwight, babanın kurduğu işi en büyük düşmanından koruyor mu?
Evet.
O iyi bir adam Cleo.
Bu işte beraberiz.
Sen ve ben.
Tanrım.
-Hiç iyi bitmez, değil mi? -Tabii ki iyi bitmez.
İyi bitse hatırlayıp özlenecek bir şey olmaz.
Sürdüğü sürece de harika oluyor.
-Yolculuğa çıkıyoruz. -Kesinlikle.
-Benzin ve atıştırmalık lazım. -Emredersin Kaptan.
-Dwight nereye gitti? -Bilmiyorum.
-Bilmiyor musun, söylemiyor musun? -Söylemiyorum efendim.
-Bana efendim deme. -Peki efendim.
Merhaba.
Manfredi nerede? Dwight Manfredi'yle konuşmam gerek.
-Tamam. Siz kimsiniz? -Ben Armand'ın karısı Clara.
Ben Joanne. Dwight'ın kardeşi.
-Nerede o? -Bilmiyorum.
Dwight'a bir mesajın varsa ben iletirim.
Evet.
Mesajım şu, kocam bir süredir kayıp.
Çocukları görmeye gelecekti ama hiç gelmedi.
Arabası ortalarda yok. Telefonunu açmıyor.
Evi de bomboş. Dwight ne yaptı?
Dwight hiçbir şey yapmadı. Biz de onu arıyoruz.
Eminim öyledir.
Bir şey duyarsam haber veririm. Söz veriyorum.
Sizden medet ummayacağım.
Dwight.
Armand'ın karısı geldi, o da yerini bilmiyor.
Beni ara.
Şu göze göz meselesini düşünüyordum.
Belli durumlarda çok etkili oluyor.
Bir mesaj verdiği doğru.
-Açık ve net. -Evet, evet.
Ama Eski Ahit kafasında değiliz, medeni insanlarız.
Hadi lan oradan. Sen de mi bu masallara inanıyorsun?
Kurallar ve düzenlemeler. Bizi farklı kılan şey bu.
Neyden, hayvanlardan mı? Onların bile bir onuru var.
Yasa şu teröristlere ne yapmalı biliyor musun?
Bir el bombası alıp testislerinin altına koymalı
pimi de çekmeli.
Bom!
Sonra da sormalı. Nasıl oluyormuş?
-Caydırıcı bu işte. -Evet.
Yine de jüri kararıyla uygulanan yasal ölüm iğnesinden yanayım.
Tabii, sen öylesindir.
Ama benim yöntemim hem daha adil hem de daha eğlenceli.
N-44.
Merhaba.
-Ne oluyor? -Senin burada ne işin var dostum?
Ben çağırdım, kötü bir işe bulaşmak üzereyiz gibime geldi.
Bugün yaptığınız en mantıklı şey.
Cidden oynuyor musunuz? Bu ne salaklık.
Çalar saat kazanmaya çalışıyorlar.
Oynadığımız falan yok. Sadece izliyoruz, bilgi topluyoruz.
Bu işi Cole ve adamları yürütüyor.
Anlaşılan Küçük Dunmire bir üçkağıt çeviriyor.
Üçkağıt? Burada mı?
Katolikler neden bingo düzenliyor sandın?
Bu bir tezgâh.
Cole kapıdan yüzdesini alıyor.
Salona kendi adamını yerleştiriyor.
Ödül parasını da cukkalıyor.
Kötü olduklarını biliyorum da yaşlıları kandırmak nedir?
Bu pisliği ortadan kaldırmamız gerek.
Doğrusunu yapmak ister misin?
Tabii ki!
O zaman izleyin ve öğrenin çocuklar. İzleyin ve öğrenin.
Size nasıl yardımcı olabilirim?
Saatim.
Sürekli geri kalıyor.
Zembereği aşınmış ya da kalibrasyonu bozulmuş olabilir.
En iyi saatlerin bile zaman zaman bir ayara ihtiyacı olur.
Çok hoş.
Kaliteli antika mücevherler.
Hepsi öyle.
Şu bayrağı sevdim.
Gerçek bir vatansever tarzı.
Öyledir.
Onu istiyorum. Ne kadar?
2.000 dolar.
Üstü kalsın.
Sen saatimi geri ver.
Uğraşmana bile değmez, evde bir tane daha var.
Çok akıllıca.
Affedersin?
Saatçiyi para aklamak için kullanıyorsun.
Mülk satışlarında ve açık arttırmalarda nakit ödüyorsun.
Üst düzey müşterilerin paralarını da
yurtdışı hesaplara yolluyorsun.
Çok akıllıca.
Bitti mi?
Hayır Deacon.
Bu ismi sadece bir şekilde bilebilirsin.
Ya üst düzeyde tanıdıkların var
ya da federallere çalışıyorsun.
Deacon.
Üçüncü yüzyılda Vincent the Deacon adına bir adam varmış.
Onu paramparça etmişler. Şehit olmuş.
İspanyolmuş.
Beni lanet bir federal mi sandın?
Buraya yüklü bir alışveriş için geldim.
Anladın mı?
Tanımadığım insanlarla iş yapmam.
Zekice.
Ama beni tanıyacaksın.
Dersine çalış.
Kim olduğumu öğren.
Dwight Manfredi kim iyice araştır.
Buralardayım.
Tamam.
Benzin alayım, içeride buluşalım.
Tamam.
Mitch, Mitch, Mitch.
B-7.
B-7.
O-61.
Bu akşamın şanslı hanımefendisi sen olacaksın sanırım.
Şu kartlara bakar mısın!
Birazını benimle paylaş. Hadi ama. Şuna bak!
Hadi, cidden bu akşam şans senden yana.
B-14.
N-44.
N-44.
Lanet olsun, herif bir tane bile G çekmiyor!
Bu nasıl iş? G olmadan kazanamam ki. Görüyor musun?
Özür dilerim, affedersin.
N-39.
N-39.
Bingo!
Bingo! Bingo!
Baksanıza Tanrı bugün bana ışığını tuttu.
İşte bu kadar.
Burada ne işiniz var?
Neye benziyor? Kazanıyoruz.
Kazanmıyorsunuz. Aslına bakarsan size ödetmem gerek.
Sen bilmezsin ama arkadaşım dürüstçe kazandı.
Yani lafı dolandırmayalım. Yaylan da paramızı getir.
Size para falan yok.
Hilecilere para vermiyoruz.
Dinle, dostum. Çakala çakallık yapılmaz.
Kazanana parasını bu kadar insanın önünde vermemek iyi bir fikir mi?
Akıllıca olmaz, değil mi?
Ödeyin.
Senle görüşeceğiz.
Bingo, şerefsiz.
20 dolarlık. Teşekkür ederim.
Cips?
Yok, sen tatlı seviyordun değil mi?
Cleo.
Onu aldığın yere koy, mezuniyet gecesinde değiliz.
Aklımı dağıtmam gerektiğini sen söyledin.
Öyle yapıyorum.
Cleo, hayır. Aman tanrım.
Sakin olsana.
Dışarıda görüşürüz şekerim.
İşte geri döndün.
Gerçekten zor oldu.
Ne zordu?
O herifin
kafasını koparmamak.
İyi bir şey yapıyorsun.
Başka şansım yok.
Bu yaptığın birçok insan için adalet sağlayacak.
Tamam mı?
Adam tam şeytan. Yanında aziz kalırsın.
Bu adam senin için neden bu kadar önemli?
Orası özel.
Özel mi?
Sana bir şey sorayım Musso.
Bu operasyon gerçekten resmi mi?
Yani, bu adam dediğin kadar kötüyse
neden bir tim gönderip indirmiyorsun?
O kadar adamına ne oldu John?
Bu iş için tek bir adam lazım, o da sensin.
Cleo.
Böyle giderse en iyi ihtimalle kafayı bulursun.
En kötü ihtimal. Bizi öldürürsün.
Cleo?
Nereye gidiyorsun?
Hey, hayır. Sakın bunu yapma.
Tek düşündüğüm bu Mitch. Aklımdaki tek şey.
Tutun!
Cleo?
Cleo arabayı durdur.
Lanet olsun Cleo, yeter artık. Hemen kalk şu koltuktan.
-Yetmez. -Hayır, yapma.
Lanet olsun. Cleo!
Sakın yapayım deme.
Tanrı aşkına!
Cleo!
Lanet olsun Cleo!
Mesaj veriyorum, bebeğim.
Adam evimi yaktı Mitch. O zaman göze göz.
Sana dur diyorum!
Sakın ona dokunma!
Güzeller güzeli Cleo Montague.
Bu onuru neye borçluyum?
Dikkatimi çektin.
Babama yaptığını sana yapacağım Dunmire.
Bunu sineye çekeceğimi mi sandın?
Yanılıyorsun ve göreceksin!
Hayatta her zaman kazalar olur.
Sana gönderilen işaretleri kabul et.
Ve teslim ol.
Yoksa ne olacağını biliyorsun.
Cleo hadi gidelim.
Bu aşırı duygusal genç hanımı alıp evine götür.
Verdiği zararı görmezden geleceğim.
İlk ve son kez.
Delikanlı, arkadaş seçimine dikkat etsen çok iyi olur.
Şimdi gerçekten defolup gidin mülkümden.
Gidiyoruz.
Hadi Cleo.
Arabaya.
Hadi.
Dokunma bana.
Hadi.
Cole'un suratını gördünüz mü çocuklar?
Eline geçirse bizi bir kaşık suda boğardı resmen.
Boğar Tyson. Abartmıyorsun. Bildiğin boğar.
Artık Dwight'a bildirecek bir şeyimiz var.
Dunmire'ın oğlu bir pislik. Ama organize bir pislik.
İşi sırf içki değil.
Bir dakika. Striptiz kulübüne ilk gelişin mi?
Hayır, değil. Dişçim bir işlemden sonra beni getirmişti.
Ama bayağı uyuşturulmuştum. Bir şey hatırlamıyorum.
Bu nasıl peki? Bunu hatırlıyor musun?
Bunu hatırlarsın.
Dwight'ın zarfını unutma. Kazandığının payını ver.
Tabii. Onu zaten kenara ayırdım.
Güzel.
Teşekkür ederim.
Merhaba.
Ben Serenity.
Ne kadar hoş bir isim. Ben Tyson.
-Nasıl gidiyor? -Hayır. Hadi, kalkıyoruz.
-Tyson çoktan kalktı zaten. -Çoktan kalktı.
Hadi.
Şu oyunbozanlardan uzaklaşalım.
Gidelim o zaman.
Dwight geri dönecek. Gitsek iyi olur.
Hemen arkandayım.
Plan değişikliği oldu. Başka plan yaptık.
Rahatına bak.
Öyle mi dersin?
Bu tuhaf, beyin çürüten müzik de ne böyle?
Peki, senin hikâyen ne?
Ne zamandır
dans ediyorsun?
Striptizci diyebilirsin. Ağlayacak halim yok.
Daha yeni. Birkaç aydır.
Dur, dur, dur.
Senin planın ne?
Planın ne? Hani, buranın dışında?
Gerçekten mi?
Evet.
Tulsa'nın dışında bir hayat olmalı.
Bir yerlerde vardır, değil mi?
Kimse özel odadan emekli olmak istemez.
Evet.
Dilini mi yuttun?
Üzgünüm dedim ya Mitch.
İlişkimiz neden asla iyi bitmiyor biliyor musun Cleo?
Çünkü az önceki gibi fevri şeyler yapıyorsun.
Bence harika bir randevuydu.
Hayır, bu beni hapse geri göndermenin harika bir yoluydu.
İstediğin bu mu?
Tabii ki hayır.
O zaman geride duracaksın ve çeneni tutacaksın.
Lanet olsun Cleo. İyi gidiyoruz.
Güvende olman gerek.
Öyle oturup bekleyemem.
Evet ama başka çaren yok.
Yardımı mı istiyorsun? Dwight'ınkini de?
O zaman oyunları bırak.
Durum çok ciddi Cleo. Ölüm kalım meselesi.
Biz radara yakalanmadan gideriz, dikkat çekmeyiz.
Beni anlıyor musun?
Derdin Dunmire ise hallederiz.
Biri başlatır. Dwight ve biz bitiririz.
Daha önce de yaptık.
Ama bir daha az önceki gibi bir halt yersen
herkesi, her şeyi riske atarsan
sen ve ben…
İki yabancı oluruz.
Bunu istemem.
Görüyorsun, limondan limonata yapıyorum.
-Ne istiyorsun lan? -Nereye sakladınız?
-Paran bende değil. -Konu para değil.
50 yıllık Montague'leri istiyorum.
Nerede?
Hiçbir yerde. 50'likler efsane.
Demek efsane.
Gerçek olsa bile
sana hiçbir şey söylemezdim.
Pestilini çıkarın.
Bunu yapmak istemiyorum dostum.
Gerçekten. Artık söyler misin?
Rica ediyorum.
Hayır mı?
Beni öldürmen gerekecek! Ben asla ötmem lan!
Öyle mi?
Evet.
Öldürmem mi gerekecek?
Bunu yapmak istemiyorum.
Ama onlar istiyor.
Sen bana yardım et, ben de sana edeyim.
Olur mu?
Defol git.
Beni zor duruma sokuyorsun.
Üzgünüm.
-Onun bir ilgisi yok. Bırakın onu! -Çok konuştuk.
-Bu son geri sayım. -Ne?
On, dokuz,
sekiz, yedi…
Lanet olsun.
…altı, beş,
dört,
üç…
Bingo!
Bize el arabası lazım.
Bir kamyon yollarım.
Babama iyi haberi vermeliyim.
-O herife ne yapalım? -Umurumda değil.
Hayır! Lanet olsun!
Kurşun geçirmez. Kurşun geçirmez.
-Mermin kaldı mı? -Hayır, bitti.
Hadi, gidelim buradan.
Sana bir şey danışmak istiyorum.
-Tamam, söyle. -Pekâlâ.
Thresher'ın şu kampanyasını düşünüyordum.
Vali olmaya çalışmasını falan.
Evet, gerçekten sürpriz oldu. Kimse onu sevmez.
Doğru ama bir milyar dolarla birine kendini sevdirip
fikirlerini hızlıca değiştirebilirsin.
Bilemiyorum.
Böyle bir bekarın Oklahoma'da seçim kazanabileceğini sanmıyorum.
Eşi yok, çocuğu yok.
Kovboylar böyle şeyleri pek sevmez.
Bir planım var.
Uzun vadeli.
İlerisi için büyük bir şey. Fakat önümde bir engel var.
Dunmire. Herkes emrinde. Polisler, politikacılar…
Hatta görevdeki vali bile avucunun içinde.
Bazıları da benim avucumda olmalı.
-Tamam, anladım. -Neyi?
Rüzgâr nereden esiyor öğren diyorsun.
Evet, doğru. Güzel dedin.
Thresher'a doğru esmiyorsa
havayı değiştirmen gerekecek.
Etrafı yoklarım.
-Anketler ne durumda bakarım. -Tamam.
-Yap bakalım. -Tabii.
Şerefe.
Affedersin.
-Evet Goodie? -Bir sorunumuz var.
Tamam. Gitmem gerek.
Durumun ne Tyson?
Yaşayacağım.
Dunmire yaşamayacak.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.