Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
2025 Berlin Film Festivali Gümüş Ayı - En İyi Senaryo Ödülü
Hay sikeyim.
Kahretsin.
Ananı avradını...
Hayret bir olay ya!
Vatanıma Şeref ve Sadakatle Hizmet Edeceğim
Bir Sağlık Bileti Kap!
Süpermarket
Affedersiniz, benim için bir işiniz var mı?
Çalışmak istiyorum ama kimse işe almıyor.
Hiç olmazsa 5 ley borç verseniz?
Affedersiniz, benim için bir iş...
Eksik olmayın.
Geri ödeyeceğim.
Affedersiniz, benim için bir işiniz var mı?
Lütfen, çalışmak istiyorum.
Evinizdeki tamirat işlerini yapabilirim.
Hiç olmazsa 5 ley borç verseniz?
Affedersiniz, 5 ley borç verebilir misiniz? Geri öderim.
Kimse beni işe almıyor.
Gidiyorum.
Teşekkürler, hanımefendi.
Teşekkürler, hanımefendi.
Başka iş var mı? Tekrar gelebilirim!
Pazar günü sabah erkenden temizlik için gel.
Geleceğim, teşekkürler!
Siktir git!
Siktir git, aptal eşek arısı!
Bi' dur da yemeğimi yiyeyim amına koyayım!
Amına koyayım.
Bir sorun olursa, benden kaynaklıdır; kusuruma bakmayın!
Telâfi ederim...
10 leyi olan var mı?
Sâkin ol, dostum!
10 leyi olan var mı?
10 ley borç verebilir misiniz, lütfen?
Kapa çeneni, küçük yavşak!
Defol git buradan!
Hoşt!
Köpeğe vurup durma! Deli misin nesin?
Kahrolası deli!
Siktir git, bok çuvalı!
Kapıyı açın, lütfen!
Evde olduğunuzu biliyoruz!
Ben Orsolya Ionescu!
Bay Glanetaşu, bugün geleceğimizi biliyordunuz!
Size bir hafta daha süre tanımam karşılığında...
...iş birliği yapacağınız konusunda anlaşmıştık.
Beni zor durumda bırakıyorsunuz!
Zorla gireceğiz, yanımda jandarmalar ve çilingir var!
Ya içeride bomba varsa?
İçeri giriyoruz!
- Bu yaptığınız hiç hoş değil. - Sizi duymadım, hanımefendi.
Sizin için yeni bir izin kopardım.
Şu Avrupa İmparatorluk-Kraliyet bürosunu da yatıştırdım, aceleleri vardı.
Bunun için çok uğraştım!
Eşyalarınızı taşımak için bir kamyonet bile ayarladım.
- Nereye taşımak için, Bayan Ionescu? - Bilmiyorum. Burada bırakmak mı istersiniz?
Geçen sefer bir barınak arayacağınızı söylemiştiniz.
Barınaklarda hiç yer yok.
Ne yapabileceğimize bir bakarız.
Rahibim, Peder Şerban'ın bildiği birkaç barınak var.
Elimden gelen her türlü yardımı yapacağım.
Hafif eşyaları dışarı çıkarın, kamyonet geri kalanını alır.
Sizinle barınağa geleceğim.
Aynı şeyi bir yaşlı bayan için de yaptım.
Torunu, kadını kandırarak evini elinden almıştı.
Şimdi iyi, her Noel ve Paskalya'da onu ziyaret ediyorum.
- Ona büyük bir çanta dolusu... - Barınağa gitmeyeceğim.
Sizinle geleceğim, böylece nasıl bir yer olduğunu görebilirsiniz.
Çok çetin geçecek bir kışa girmek üzereyiz.
Lütfen, bayım...
Sizi evden jandarmaların çıkarmasını istemiyorum!
- Neden çekim yapıyorsunuz? - Kanıt olsun diye.
- Neyin kanıtı? - Kötü muamele etmediklerinin.
Bildirime bakın, ta ne zaman gönderilmiş!
Size elimden geldiğince zaman tanıdım; ama artık benim elimde değil.
Başımı belaya sokacaksınız!
Tamam, gideceğim.
Eşyaları toplamam için bana bir saat verin.
Veremem.
Her şeyi çıkarın, mobilyalarınızı bir kenara koyun...
...ben de bir envanter hazırlayayım.
- Her şeyi buraya getirdim. - Her şeyi mi?
Burası eskiden kazan dairesiymiş.
Bu, işleri kolaylaştırır.
Toparlanmanıza izin vereceğim.
Ama bizi yine kapıda bekletmeyeceğinize güvenebilir miyim?
Güvenebilirsiniz.
- Bir dakika. - Hop!
- Dokunma bana! - Yavaş!
Anahtarı alabilirsiniz.
Size güvenmeyi seçiyorum. 20 dakika sonra döneceğiz.
Siz de çıkın!
İnsanlara nazik davranmalısın.
Ne yaptı ki sana?
İcra Memuru Orsolya Ionescu'dan Ion Glanetaşu'ya Tahliye Emri
...mağaza değil, 5 yıldızlı bir otel olacak.
- “Butik” dememişler miydi? - “Butik otel” gibi.
Fransız butikleri gibi lüks bir otel.
- Altı katlı olmayacak mı? - Ama her katta sadece dört oda olacak.
En azından Avrupa İmparatorluk-Kraliyet öyle diyor.
Avrupa İncik-Boncuk!
Hayır, Kaiserlich und Koniglich. İmparatorluk ve Kraliyet.
“S-a Furat o Bomba” filmini izledin mi hiç?
Gopo'nun yönettiği bir film.
- Hanımefendi, Floreşti'de mi yaşıyorsunuz? - Evet.
O yeni apartmanlar iyi mi?
Hiç bilmiyorum, ben müstakil evde yaşıyorum.
Ama Çin tarzı, birbirine sıkışık bir şekilde deli gibi inşa ediyorlar.
Boğucu bir ortam. Param yetse taşınırdım.
- Gidelim, hadi. - Sigaramı bitirebilir miyim?
Sporcuydu demek?
Evet, Balkaniyat'ta altın madalya bile kazanmıştı.
Nasıl bu hâle geldi peki?
Bir kaza geçirdi, sporu bırakmak zorunda kaldı...
...kendini içkiye vurdu, evini kaybetti, sokakta yaşamaya başladı...
Ayyaş.
O bodrum, Avustralya'ya taşınan bir sporcuya aitti.
- Bir sporcu arkadaşına mı? - Emin değilim.
Avustralya'da antrenördü.
Kalp krizi geçirdi, oğlu da binayı İmparatorluk-Kraliyet bürosuna sattı.
Girin, Ninja Kaplumbağalarım!
- Ya içeride bomba varsa? - Yok canım.
Şuna bakın.
- Ambulans çağırın! - Ben çağırıyorum!
Ne yaptın böyle, dede?
Teli boğazından çıkarın!
Ona dokunmak zorunda kalırsınız.
- Ağzına bir ayna tutup nefesini kontrol et. - Ne aynası ya? Kapa çeneni!
Merhaba, Klein Caddesi'nde acil bir durum var...
...birisi intihara teşebbüs etmiş...
Özür dilerim! İntihar teşebbüsü...
Bunu çekmeliyiz.
- Adres: Micu Klein Caddesi, 2 numara. - Resüsitasyon yapmayı dene.
Sâkinim!
- Bastırıyorum; ama... - Hâlâ nefes alıyor mu?
- Almıyor gibi görünüyor. - Almıyor gibi görünüyor.
- Bedeni soğumuş mu? - Nefes almıyor!
- Daha sert bas. - Erkek.
...7, 8, 9, 10...
- İşe yaramaz, ölmüş. - Denemeye devam et.
- Hâlâ uyanabilir. - O zaman gel de kendin dene!
- Denemeye devam etmeyecek misin? - Neyi?
Staying Alive şarkısına göre zamanlamalısın.
Staying Alive, Staying Alive!
- Çekiyor musun? - Evet.
Daha sert, hanımefendi!
- Ölmüş, size söyledim. - Besbelli.
…döneminden kalma bu Roma harabeleri…
Üzgünüm.
Kalorifere kendini asması ne kadar da garip.
- Ne? - O şekilde intihar etmiş.
Evet, teli boynuna dolamış...
...kaloriferin önüne oturmuş...
...teli kalorifere bağlamış ve tüm gücüyle çekmiş.
- Özür dilerim. - Özür dilemene gerek yok.
Senin hatan değildi.
Sen ve jandarmalar her şeyi kurallara uygun yaptınız.
Hayır, bunun olacağını öngörmeliydim.
Ama geçen sefer çok sâkindi!
Her şeyin yolunda olduğunu söylemiştim.
Onun bir süre daha kalması için büronun adamlarıyla mücadele ettim.
Benim sayemde ona bir ay daha süre verdiler.
Mobilyalarını taşımak için nakliye aracı ayarladım.
Sâkin ol, Orsolya.
Senin suçun yok. Sen kusursuz davrandın.
- Senin suçun yok. - Yasal açıdan öyle, evet, biliyorum.
Mahkeme tahliye emri çıkardı. Sen fazlasıyla insancıl davrandın.
Ona daha fazla zaman kazandırmak için uğraştım.
Büro, kış gelmeden yıkım ve inşaatı başlatmak istiyordu.
- Orada ne inşa edeceklermiş? - Lüks bir otel.
Kontinental Butik Otel.
Ölen adamın sabıkası varmış.
- Polisten öğrendik. - Sabıkası mı varmış?
Mezar tahribatından.
- Hadi ya! - Isınmak için birkaç tahta haç yakmış.
Zavallı adam!
Ona daha fazla yardım etmeliydim, kalabileceği bir yer bulmalıydım.
Onu, ofisimde işe alabilirdim.
Duygusal olarak bu kadar kötü durumda olduğunu bilseydim...
Herkese yardım edemezsin ki.
Schindler'in Listesi'ndeki adam gibisin.
“Bu broşu satmış olsaydım, bir Yahudi çocuğu daha kurtarabilirdim!”
Ben de öyle hissediyorum.
Yanılmışım. Benim hatam!
Bak canım, sen ne kadar kendini suçlamak istesen de...
...benim seni tutuklamak için hiçbir gerekçem yok.
Hayat, öngörülemeyen şeylerle dolu.
Güney Koreli bir adamın...
...kendisini teneke kutu sanan bir gıda paketleme robotu tarafından...
...ezilerek öldürüldüğünü okudum.
- Nerede o kitap? - Burada.
Seni neşelendirecek bir şey.
- Şanssız Suçlular. - Rapora geçelim.
Hayır, iyiyim, sorduğun için teşekkürler.
Bay Hochhäusler ve avukat Enculescu ile konuştum.
Endişelenecek bir şey yok, her şey yasalara uygun.
Sadece, bu noktaya gelmesi trajik.
Medya mı...
O domuzları bilirsin; her şey hakkında spekülasyon yaparlar.
Kesinlikle deliydi; ama öyle görünmüyordu.
Alkolikti.
Dinle, eşyalarını toplaması için onu yalnız bıraktık...
...anladığını sanıyorduk; ama geri döndüğümüzde kendini kalorifere asmıştı.
Evet.
Kulağa garip geliyor, ama aslında çok basit.
Boynuna bir tel dolamış...
...ve teli boğulana kadar kendi ağırlığıyla çekmiş.
Evet, her şey yoluna girecek.
Teşekkürler.
Aradığın için çok teşekkür ederim ve tekrardan özür dilerim.
Görüşürüz.
Siktir git.
...ona, eşyalarını toplaması için 20 dakika süre verdik...
...ve jandarmalarla kahve içmeye gittik.
Kapıyı açık bulduğumuzda “kesin bir şey oldu” dedim içimden.
İçeri girdiğimizde onu kalorifere asılmış halde bulduk.
Evet, kalorifere...
...boynuna teli böyle dolamış… ...sonra oturup...
...boğulana kadar teli var gücüyle aşağıya çekmiş olmalı.
Gözleri dışarı fırlamıştı, salyası akıyor ve sidik kokuyordu.
Gözleri dışarı fırlamıştı...
Durmadan yardım etmeye çalıştım, kalp masajı yaptım.
İşe yaramadı.
O iğrenç kokunun içinde, gözleri dışarı fırlamış...
...ağzından köpükler saçılarak öylece asılı duran hâli gözümün önünden gitmiyor...
- Of! - Sen ve çocuklar olmasaydınız...
- ...ben de kendimi öldürürdüm. - Hadi ama, saçma sapan konuşma.
Ciddiyim!
Neden ki? Senin suçun değildi.
Hayır, benim suçumdu. Bunu öngörmeli...
- ...ve ona yardım etmeliydim. - Daha ne yapabilirdin ki?
Bu davayı almamalıydım.
Avrupa İmparatorluk-Kraliyet bürosundakiler eski Gizli Polis.
O yükseklikte bir binayı inşa etmek için gereken izinleri, bu sayede aldılar.
Ama mahkeme kararı vardı, değil mi?
Evet; ama daha önce de benzer davalar gördüm...
Öyle; ama mahkeme kararını değiştiremezsin.
- İnşaatta yaptıkları şeyleri... - Romanya'yı emlak müteahhitleri yönetiyor.
- Bir avuç dolandırıcı. - Ve gangsterler.
Tefeciler.
Benim boktan işim de bu pisliklere yardım etmek.
Avukat olmalıydım.
Yani en azından bu davayı almamış olsaydım!
Baban, avukat olmanın daha kötü olacağını söylememiş miydi?
İşin yalan söylemek olacağı için?
İnsanlara yardımcı olabileceğim davaları seçebilirdim.
- İhtiyacı olan insanlara. - Şu an da bunu yapıyorsun zaten.
Geçen hafta o kızı annesine kavuşturdun.
- Önemli bir iş yapıyorsun. - Bazen öyle...
...ama şimdi, bilmiyorum...
İçimde de kötü bir his vardı...
Ama “işim bu” diye düşündüm.
Aylık masraflarımız bir yanda...
...bir de şu konut kredisi taksiti var... kaç ay kaldı ki?
Adamı yalnız bırakmamalıydın.
- Bu sefer de sonra intihar ederdi. - Ama en azından onu öyle görmemiş olurdun.
Buyur buradan yak.
- N'oldu? - Gazeteler...
“Macar kökenli icra memuru Rumen sporcuyu intihara sürükledi”.
“Macar icra memuru, eski sporcu Ion Glanetaşu'yu...
...acımasızca evinden tahliye ederek korkunç bir intihara sürükledi.”
Soktuğumun şerefsiz basını!
Haber linkini, Irina gönderdi.
Geri zekâlıya bak, ne düşünüyordu ki?
Yorumlar çok komik!
Tipik Macar karşıtı şeyler, değil mi?
“Döverek pestilini çıkarırım senin, edepsiz Macar orospusu.”
“Macarlar, sikimi emin!” “Romanya'da Rumence konuşun!”
Bu adam geri zekâlı mı? Rumence konuşuyordun.
Bu yorumlar hiç de komik değil, gerçekten.
1919'da Rumen askerler...
...Budapeşte Parlamentosu'nun çatısına Romanya bayrağı dikti!
Tekrar işgâl etmeliyiz!”
“Her bir Macar'ı öldürmeliydik!
Şimdi onlar, biz saygın Rumen'leri boğuyor!”
“O bok suratlı savcı sürtük...
Duymak istemiyorum!
- Eskiden bunlara gülerdik! - Evet, “eskiden”.
O acınası sikikleri kafana takma.
Rahat ol.
Dinle...
Lütfen...
Bu tatile katılamayacağım.
Yine mi o saçmalığa döndük?
- O zaman iptal ediyoruz. - Hayır, çocuklar çok heyecanlı.
Biraz yalnız kalmak istiyorum.
Lütfen.
Sen ve çocuklar önden gidersiniz, sonra bir işim çıktığını...
- ...ve size katılamayacağımı söyleriz. - Sensiz gitmem.
Lütfen.
Kafamı boşaltmak, bir takım kararlar almak istiyorum.
Gelemem işte, anla!
Yapamam.
Dur.
Ben de seni seviyorum, ama...
O asılmış adam gözümün önünden gitmiyor.
Yunanistan’da yaşayacağımız o çılgın sevişmelerin hayalini kurup durdum.
Onu ben de istiyordum.
Ama şimdi yapamam, lütfen!
Kızma, aşkım.
Yunanistan'dan döndüğünde daha iyi olacağım.
İyi uçuşlar, kendinize iyi bakın, tamam mı?
Hoşça kal, anne.
- Ne zaman bize katılacaksın? - Mümkün olan en kısa zamanda, canım.
Kendinize iyi bakın.
Denizde fazla açılmalarına izin verme.
- Yemek yediklerinden emin ol. - Hayır, onları aç bırakacağım.
- Görüşürüz. - Emniyet kemerlerinizi takın!
Fotoğraf ve video gönderin bana!
Merhaba. N'oldu?
Macar Tiyatrosu'nun yanındaki Cosa Nostra restoranını kapatmaya gittim.
İşler çirkinleşti.
Sahibi olacak yavşak olay çıkardı.
Siktir git, siktiğimin orospusu!
Toz ol, fahişe!
Şerefsiz aynasızları yanına alıp gelmişsin!
Ben dürüst bir adamım, sikik!
Bayım, bu davranışınız kabul edilemez!
- Tahliye için mahkeme emrimiz var... - Ya bi' siktir git!
- İnsanlar burada gıda zehirlenmesi yaşadı! - Yalan!
Ve burada patron sen değilsin, sikik orospu!
Soktuğumun kaşarı!
Dolandırıcının tekisin!
- Orada olsaydım var ya... - Lütfen!
- Canımı acıtıyorsunuz! - Çık dışarı, dolandırıcı!
- O yavşak hakkında şikayetçi ol. - Oldum bile.
Polisler sadece izledi.
Sana hep söylüyorum, polise güvenme.
- Her zaman jandarmalarla git! - O kadar da kötü görünmüyordu.
Jandarmalara güvenebilirsin; ama Polise pek güven olmaz.
Hani şu adam silahını çektiğinde polislerin nasıl kaçtığını hatırlıyor musun?
Sağ sâlim vardığınıza sevindim!
Kalkan uçakların videolarını atın bana!
Kesinlikle 50 faktör güneş kremi kullanın!
Denizde de çok açılmayın.
Öptüm! Sizi seviyorum!
...böylece kaloriferi gizler.
- Böyle iyi mi? - İyi, sağ ol.
Kusura bakma, geciktim.
Tıpkı şu anda yaptığımız gibi...
...birer kahve aldık, kahvelerimizi içtik ve oraya geri döndük.
Kapıyı çaldık ve onun kalorifere asılı olduğunu gördük.
Yani, boynuna bir tel dolamış, oturmuş...
...ve kendi vücudunun ağırlığıyla kendini boğmuştu.
Kulağa garip geldiğini biliyorum; ama kendini kalorifere asmıştı.
Dili dışarı sarkmıştı ve her tarafı sidik içindeydi...
Korkunç!
Ambulansı çağırdık, 10 dakika içinde geldiler...
...ama adam çoktan ölmüştü.
Onu hayata döndürmeye çalıştılar; ama işe yaramadı.
Senin suçun değildi.
İnternette sana hakaret edenleri takma sen.
- Lanet milliyetçiler... - Mesele o değil.
- Ama evet, o da beni etkiliyor. - Etkilemez olur mu?
Sana söylemiş miydim bilmiyorum...
...ama her buluşmamızda kendimi suçlu hissediyorum.
- Niye? - Rumen olduğum için.
1918'de Transilvanya'ya çöktüğümüz çok açık.
- Savaş ganimeti olarak. - Bunun şimdi ne önemi var ki?
Önemli, çünkü insanlar...
“Transilvanya her zaman Rumen toprağıydı” moduna girince...
...ben de diyorum ki: “Git bir de tarihî binalara bak!”
Burası sana da Viyana veya Budapeşte'yi andırmıyor mu?
Burası, Romanya'nın güneyindeki şehirlerden herhangi birine benziyor mu?
Şu, “Türk Mihnea” heykeli değil, “Marton Aron” heykeli!
Bir önemi yok.
O adamın ölümünden dolayı kendimi çok suçlu hissediyorum.
Hissetmemelisin, ama seni anlıyorum.
Yasal olarak benim bir suçum yoktu; ama kendimi çok kötü hissediyorum!
Hâlâ karşımdaymış gibi geliyor...
Bütün gece uyuyamadım.
Seni anlıyorum.
Tanrı şahidimdir ki ona yardım etmek istedim.
Hâttâ belki onu ofisimde işe alabilirdim.
Bilemiyorum...
Mahallemizi biliyorsun.
Balkonumuzun altında, biraz ileride...
...ortak bir avlunun içinde eski bir garaj var.
- Hatırlıyorum. - Orada evsiz bir adam yaşıyordu.
50 yaşlarında, sakalı kir içindeydi.
Saşa'yı okula her götürdüğümde onu görürdüm.
Başlarda ona para veriyordum...
...ama daha fazlasını isteyip durduğu için vermeyi bıraktım.
Yolumu değiştirmeye başladım.
Önce yolun karşısına geçip, onu pas geçiyor...
...sonra da tüm o trafiğin içinden tekrar karşıya geçiyordum.
Senden para istemesin diye mi?
Artık koparamayacağını anlayınca para istemeyi bırakmıştı zaten.
Ama çok kötü kokuyordu.
Garajın duvarının dibinde tuvaletini yapıyordu...
...her yer pislik içindeydi!
Kışın o kadar kötü değildi...
...ama her yanından geçtiğimde kendimi çok kötü hissediyordum.
Özellikle kar yağdığında ve dışarısı -20 derece olduğunda.
Nasıl hayatta kaldığını bilmiyorum.
Bir sabah, kaldırımda oturmuş...
...battaniyenin altında kıvrılmış, titreyip inliyordu.
- Ee, sen de ona yardım etmedin mi? - Nasıl yardım edebilirdim ki?
Apartmanın koridorunda yatmasına izin verebilirdin.
Komşular kabul etmezdi. Ayrıca, kendisi de hiçbir talepte bulunmadı.
Anladım.
Bu yüzden bütün kış boyunca kendimi çok kötü hissettim.
Tasarruf etmek için kombiyi 18 dereceye ayarladığımızdan...
...yatakta tir tir titriyordum...
...bir yandan da dışarıda -18 derecede yatan o adamı düşünmeden edemiyordum.
- Dan ne dedi? - Bu konu hakkında konuşmadık.
O, erkenden işe gider, ben de Saşa'yı okula götürürüm.
Bir zaman sonra, “bari ölse de kurtulsa” diye düşünmeye başladım.
Nasıl böyle bir şey düşünebilirsin?
Yani, ölmesini istediğimden değil de...
...onu her gün o hâlde acı çekerken görmeye dayanamıyordum artık...
...“Acaba öldü mü?” diye düşünüp sürekli dışarı bakıp duruyordum.
Yağmur yağdığında, kendini bir çöp torbası...
...ve kırık bir şemsiyeyle örtüyordu...
Kışın bitmesine sevinmiştim...
...ama hava ısındığında, başka bir sorunumuz daha çıktı.
- Bok kokusu. - Anlıyorum.
Bence anlayamazsın.
Sidik kokusu da...
Garaj duvarının her tarafında bok vardı!
Pencereyi açtığımda ve biraz rüzgâr estiğinde, kusacak gibi oluyordum!
Bir keresinde bakmıştım; ama genelde başımı çevirip geçiyordum.
Çin kadar büyük sulu bir bok vardı!
- Keşke ona söyleseydin... - Komşular söyledi. İşe yaramadı.
Bununla ilgili şakalar yapıyorduk.
Dan, Hirayama'yı aramamız gerektiğini söyledi.
Kimi?
- Perfect Days'i izlemedin mi? - Hayır.
Led Zeppelin ve Rod Stewart dinleyen, umumî tuvalet temizliği yapan...
...Hirayama isimli yaşlı bir adamı anlatan bir Japon filmi.
Adam o işi inanılmaz bir sükûnetle, hiç sinirlenmeden “zen” bir tavırla yapıyor.
Öyle işte.
Bir gün gerçekten kustum.
O kadar midem bulanıyordu ki...
...tüm o bokları önümde görüyormuşum gibi hissettim.
Sonra kustum.
Polisi aradım ve onu götürdüler.
Zavallı adam.
Düşünmek bile midemi bulandırıyor.
Sonra da kendimi çok kötü hissettim.
Ama iki hafta önce geri geldi.
Buna sevinsem mi, sevinmesem mi bilemedim.
Hayatta olduğunu bilmek iyi oldu...
...ama bok kokusu da geri geldi!
Evde sürekli oda parfümü sıkıyorum; ama koku gitmiyor.
Umudumu kışa bağladım.
Ama sonra yine soğuktan dolayı suçluluk duyacağım.
Anlıyorum seni.
Kasım ve Mart arasında tahliye celbi kabul etmiyorum.
Dışarıda ölebilirler; vicdanımda bu yükü taşımak istemiyorum.
- Ölmesini istemem! - Tabii ki istemezsin.
Şehrin varoşlarında yaşayan Roman ailelere yardım eden STK'ya kaydolunca...
...kendimi daha iyi hissettim.
Bir şeylerden bahsetmiştin.
Bu yüzden aileleri destekliyor bağış yapıyor elimden geldiğince yardım ediyorum.
Bu da videosu.
Roman'lar çöplüklerde yaşamak zorunda bırakılıyor ve biz buna seyirci kalıyoruz!
Oralarda yaşamalarına göz yumuyoruz.
Benimle gel de...
...oğullarının ilacını bile alamayan o zavallı aileyi bir gör.
Ebeveynleri tedaviyi karşılayamadığı için...
...bir çocuğun ölmesi nasıl adil olabilir?
Tabii ki adil değil.
Ne yazık ki, durum bu.
STK çalışanları geçen gün bana...
...bir Roman kadının yardım istemek için geldiğini söyledi.
Dört çocuğu var.
Kocası evsiz, şehirde geçici işler yapıyor.
Hep beraber çöplükte yaşıyorlar.
Ve oğlunun tedavisi çok pahalı.
Bir çocuğun hayatı...
...ailesinin ilacı alabilecek paraları olup olmamasına nasıl bağlı olabilir ki?
Burada, Cluj'da, milyonlarca euroluk yerde!
- Akıllı şehirler, bilişim, hepsi bu işte! - Haklısın.
Tabii ki seninle gelirim.
Nasıl yaşadıklarını gördüğünde, sen de bu işe dahil olmak isteyeceksin.
Elbette.
Belki daha fazla insanın ilgisini çeker.
Evet.
İçime bir kurt düştü.
Fotoğrafımı haberlerde, Twitter'da paylaştılar...
Benim için “yoksulluk turuna çıkmış” demelerini istemiyorum.
Kimse bir şey demeyecek!
Ayrıca, o çocuğu göremem, yapamam işte!
Sadece STK'ya para havalesi yapamaz mıyım?
Olur, ama ben bu aileye doğrudan destek veriyorum.
O zaman...
...sana göndereyim parayı; Revolut hesabını ver!
Kendi adıma: Dorina Tăuşan.
Dorina. Buldum.
Tamamdır.
Sana 500€ gönderdim.
- Ama bu çok fazla para! - Kabul et, sorun değil.
- Bekle... - Tatilimi iptal ettim zaten.
- Neden? - Yapamam.
Zaten, hayır için birkaç yere bağış yapıyorum...
...Vodafone'un aylık 2€ SMS kampanyası...
...UNICEF için aylık 2€, Ukraynalı mülteciler için 2€...
...Bread for Tomorrow için, Books in Villages için...
...yeni hastane için, Woman Life Freedom için...
...Gazze için...
- Toplamda aylık yaklaşık 40€. - Ne kadar güzel.
Bu STK'ya da ayda 2€ bağış yapmak istiyorum.
Orange veya Vodafone ile...
...bunun için bir anlaşmaları olup olmadığından emin değilim; ama soracağım.
Ya da parayı doğrudan havale edebilirsin.
Tamam!
Bu 2€ olayı daha kolay...
...unutma riskim olmuyor.
Vodafone faturama yansıtılıyor.
Bunun için endişelenmene gerek yok.
Senin suçun değildi.
İntiharı engelleyemezdin.
Biliyor musun, bazen...
Bertolt Brecht hakkında bir şey okumuştum.
Moskova tasfiyeleri sırasında ABD’deymiş.
Brecht, hâlâ solcu; ama koyu anti-Stalinist bir adamı ziyaret etmiş.
Adam Brecht’e, Gulag’da masum insanların nasıl idam edildiğini anlatmış.
Brecht'in cevabıysa şu olmuş...
“Ne kadar masumlarsa, ölmeyi o kadar hak ediyorlar.”
Geri zekâlı.
Brecht’in demek istediği...
...onların, Stalin’e karşı komplo kurmakla suçlandıklarıydı.
Tam da komplo kurmamış oldukları için; yani “masum” oldukları için...
...o adaletsizliğin içinde bir parça adalet olduğunu söylüyordu.
Stalin azılı bir katil olduğundan...
...onu devirmek için komplo kurmak onların göreviydi.
Dinleyeceğim.
Ama ağzınızı açmadan önce bana ne söyleyeceğinizi biliyorum.
Bana, Haskell'in nasıl öldüğüne dair hikâyeme inanmadığınızı söyleyecek...
...ve o kendini beğenmiş yüzünüzle “geç bunları” ifadesini takınacaksınız.
Onun öldüğünü anında anladım.
Başım büyük beladaydı.
Arabadan düştüğüne kim inanırdı ki?
Haskell, ki tabii ki yapamazdı, gözlerini açıp kendine gelse...
...parası için kafasına vurduğuma yemin bile ederdi.
Evet, başım büyük beladaydı.
İçgüdülerim bana kaçmamı söylüyordu; ama sonra bunun faydasız olduğunu fark ettim.
Yolun aşağısında beni tanıyabilecek bir sürü insan vardı.
Benzin istasyonundaki adam ve garson kız.
O zaman, kaçma sebebimi açıklamaya çalışırken...
...durumum daha da kötüleşirdi.
Sonraki seçenek, olduğum yerde beklemek ve polisler geldiğinde gerçeği anlatmaktı.
Ama bu delilik olurdu.
Gerçek onlara gülünç gelirdi ve yağlı urganı boynumda bulurdum.
Göklerdeki Babamız... Adın kutsal kılınsın.
Egemenliğin gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin istediğin olsun.
Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.
Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de bizim suçlarımızı bağışla.
Ayartılmamıza izin verme. Bizi kötüden kurtar.
Çünkü egemenlik, güç ve yücelik sonsuza dek senindir. Amin.
Mahkeme kararını gerçekten garip buldum.
Orada bir baskı, hâttâ rüşvet olayı dönmüş bile olabilir.
Adamın, eşyalarını toplamasını bekledim...
...iş birliği yapıyormuş gibiydi; bu yüzden kahve içmeye gittik.
15 dakika sonra geri döndüğümüzde, onu kalorifere asılmış hâlde bulduk.
Boynuna bir tel bağlamış...
...ve kendi ağırlığını kullanarak kendini boğmuştu.
Kulağa garip geliyor; ama kendini kalorifere asmıştı.
Tanrı'm, çok korkunç.
Yasal olarak suçlu değilim; ama kendimi iyi hissetmiyorum.
- Kendimi çok suçlu hissediyorum. - Böyle hissetmen normal.
- İşte böyle. - Anlıyorum.
Ama yine de her aptalın ne yapacağını öngörmen mümkün değil.
Tabii ki mümkün değil.
Aptal değildi, sadece talihsiz bir adamdı.
Şansı yaver gitmemiş biriydi.
Devlet tarafından unutulmuş, hiçbir yerden yardım alamamıştı.
Oh olsun!
Sırf mahvetmek için Transilvanya'yı bizden aldılar.
Rumen'lerin sahip olduklarını mahvetmekten başka yaptığı bir şey yok ki zaten.
Sadece onlar da değil ki.
Transilvanya'yı bizden çaldılar...
...ve güzelliğini koruyamadılar bile.
- Aptal köylüler. - Bunun konuyla bir ilgisi yok.
Demiştim sana, Macaristan'a taşınmalıydın...
...buradaki köylülerle uğraşacağına Budapeşte'de güzel bir kariyer yapmalıydın.
Gerzek köleler.
Gerzek köle dediğin millet...
...artık Macaristan’dan daha yüksek GSYİH’ye sahip bir ülkede yaşıyor.
Medeniyet sadece GSYİH ile ölçülmez.
Belediye başkanı...
...şehrin her bankına, her çöp kutusuna Rumen bayrağı çizerken...
...neden sesini çıkarmadın peki?
Bunun yerine, bu gülünç milliyetçilikle Cluj'da kaldın.
Senin yaşında değildim. Sen gençtin.
Sanki Macaristan da kollarını açmış bizi bekliyor!
Tabii, anca bahane üret.
Ayrıca, Orban'ın Macaristan'ı faşist bir devlet!
Madem faşist, halk niye ona oy veriyor?
Bu, faşist olduğu gerçeğini değiştirmez; Avrupa'nın yüz karası!
Orban ve Macaristan'ın çoğu Putin'i destekliyor!
Ukraynalıların katliamını desteklemek...
...tek kelimeyle utanç verici...
...sanki Macar'lar 1956'da Sovyet'lere hiç isyan etmemiş gibi!
Orban'ın Macaristan'ı midemi bulandırıyor!
Gerçek bu.
Azınlıkların haklarını kısıtlayan pisliğin teki.
Peki canım, burada kalmaya devam et...
...bu Çingeneler'in sana “pis Macar orospu” demesini sineye çek.
- Kalacağım. - O zaman şikayet edip durma.
En azından onurlu davran...
...yoksa Rumen'lerin “Sürekli Şikayet Etme” virüsünü mü kaptın?
Ve bir daha asla geri dönme!
Orospu!
Anne, kavga ettiğimiz için özür dilemek istedim.
Seni çok sevdiğimi bilmeni istiyorum.
Hassas bir durumdayım ve...
Tekrar özür dilerim. Anne! Hoşça kal.
Merhaba, meleklerim.
Videonu çok beğendim, Benedek.
Size kötü bir haberim var.
Anneniz Skiathos'a gelemeyecek.
Yapacak çok fazla işim var.
Gerçekten çok.
Ama söz veriyorum, döndüğünüzde...
...hafta sonu tatiline Venedik'e gideceğiz.
Yani, bir mini tatil daha; böylece ikisinin de tadını çıkarabilirsiniz.
Sizi kocaman kucaklıyorum.
Sizi çok seviyorum. Sizi özleyeceğim, hoşça kalın!
Merhaba!
Ben Orsolya Ionescu, icra memuruyum.
3 Ekim'de Cluj'da 62 yaşında ölen...
...Ion Glanetaşu için arıyorum.
Defnedildi mi?
Morgda birkaç gün bekletildiklerini sanıyordum.
Kimsesizler Mezarlığı'na mı?
O vadide bir mezarlık mı var?
Demek defnedildi...
Teşekkürler. İyi günler.
İyi günler, Bayan Ionescu!
- Merhaba. - Ben Fred. Fred Vasilescu.
Hatırlayamadım seni ama?
“Honeste bibere, alterum non laedere, suum cuique tribuere!”
“Dürüstçe yaşa, başkasına zarar verme, herkese hakkını ver.”
Anladım.
- Roma Hukuku dersinde öğrencinizdim. - Tahmin etmiştim.
12 ya da 13 yıl önce.
Çok zeki bir öğrenci değildim; ama bazı şeyler aklımda kaldı.
“Res inter alios acta aliis neque nocere...”
“İki kişi arasında yapılmış bir işin...”
- “...necque prodesse potest.” - Aynen.
“...üçüncü kişilere bir etkisi yoktur.”
Zor hatırlıyorum, 10 yıldır ders vermiyorum.
- Kurye mi oldun? - Evet...
Üniversite diplomasını aldım...
...ama Justinianus'un Institutes'u...
...ve Bartolus'un Digest'inin dünyası beni reddetti.
- Niye ki? - Şey...
Mumonkan adında bir Zen kitabı var.
Orada şöyle bir bölüm var...
...Büyük Üstat Seijo'ya keşişin biri şöyle sormuş...
“Merhaba Üstat Seijo!”
“Duyduğuma göre büyük bir Zen keşişi on bin yıl meditasyon yapmış...”
“...ama yine de aydınlanmaya ulaşamamış!”
“Doğru mu bu?” ‘Evet,’ demiş Seijo.
“Peki neden aydınlanmaya ulaşamamış?”
Üstat şöyle cevap vermiş: ‘Ulaşamadığı için.’
Benim için de aynı şey geçerli. Olmadı işte.
Bisiklet sürerken dikkatli ol, tehlikeli. Trafik mal dolu.
- Şuna bakın! - “Ben Rumen'im”. Ne ki bu böyle?
Çünkü birçok kurye Bangladeşli veya Sri Lankalı.
Rumen şoförler onlara trafikte ızdırap oluyor.
Yurttaşlarına iyi davranmalarını umuyorum.
O kadar mı kötü?
Sizin hep dediğiniz gibi, burası Ahmaklık Hocaları'yla dolu, hocam.
- Sizi görmek çok güzeldi. - Seni de öyle.
İşkembe çorbası veya paprikalı tavuk sipariş ederseniz tekrar görüşebiliriz.
- Ya da sosis... - Tamam, Fred.
Sizi görmek güzeldi. Hiç değişmemişsiniz!
Ya da daha da iyisi! Ama burada kesiyorum; çünkü bugünlerde bu taciz sayılıyor!
Evet, kes şunu.
Hoşça kal!
...işini bitirdin mi? Hâlâ Cluj'da mısın?
Hayır, Floreşti'de yaşıyorum.
Anlamadım?
Güzel Floreşti'de, boktan kısmında değil.
Üç çocuğumun bir evi, bir bahçesi, temiz havası olmasını istedim.
Hayır, birkaç günlüğüne yalnızım.
Teşekkürler, ama aç değilim.
Bu aralar pek sosyalleşmek istemiyorum.
Ama bir bira iyi olurdu. Tabii, istersen.
Hayır, Floreşti'de olmaz!
O zaman şehir merkezinde görüşürüz
- Geciktiğim için özür dilerim, hocam. - Hayır, ben erken geldim.
- Che Guevara'ya girelim mi? - Biraz kalabalık görünüyor.
- Sinema'nın lobisinde bir bar var. - Tamam.
En büyük kızım, Katalin...
...lise tiyatrosunda Martı Jonathan Livingston oyununda.
- Harika! - Sağ ol.
- Demek Floreşti'de yaşıyorsunuz? - Evet.
Ama onu şehirdeki daha iyi bir liseye kaydettirdim.
Apáczai.
Floreşti'nin gidişatı felâket.
Oraya ilk taşındığımızda, orada sadece birkaç bin kişi yaşıyordu.
Şimdiyse 70 bin kişi var, delilik.
- Her yerde yeni evler, Çin gibi. - Fiyatları da neredeyse bir o kadar!
Size bir şey göstereceğim.
Şuna bakın.
“Nordis Planı.”
“En güçlü siyasî ve emlak klanının düzenlediği bir aldatmaca.”
Hiç duymadım, bir araştırayım.
Söylesenize...
Neden ailenizle tatilde değilsiniz?
Ciddi bir sorunum vardı, onunla ilgilenmek için kaldım.
Sorun mu? Benim elimden bir şey gelir mi?
- İşle ilgili. Bahsetmek istemiyorum. - Sorun değil.
Ya şu...
...Zen anektodları? Anekdotları severim.
Büyük hayranıyım.
Hayata yeni bir bakış açısıyla bakmamı sağlıyorlar.
Onlar olmasaydı, intihar ederdim.
Bir düşüneyim. Evet!
Gutei, kendisine ne zaman hayatın anlamı sorulsa...
...sadece bir parmağını kaldırıyor.
İşaret parmağını, yani... neyse, anladınız siz onu.
Çırakları da aynısını yapmaya...
...sadece parmak kaldırmaya başlıyor.
Bir gün, bir yabancının bir çırağa Budizm'in ne olduğunu sorduğunu görüyor.
Çırak, patronluk taslarcasına, sadece parmağını kaldırıyor.
Ertesi gün, Gutei eline bir bıçak saklayıp o çırağa soruyor...
“Baksana, Budizm'in özünü tamamen çözdüğünü mü iddia ediyorsun sen?”
Çocuk da “Evet” diyor.
Gutei de: “Peki, Budizm'in özü nedir?” diye soruyor.
Çocuk da parmağını kaldırıyor.
Gutei - vişşşt! - parmağını koparıyor.
Çocuk çığlık çığlığa, parmağından kanlar fışkırarak kaçarken...
...Gutei ona “Hop, buraya gel!” diye sesleniyor.
Çocuk dönüp bakıyor ve Gutei tekrar soruyor: “Budizm'in özü nedir?”
Çocuk, alışkanlıkla parmağını kaldırmaya çalışıyor.
Ama parmağını orada göremiyor, sadece parmağının kanlı kökünü görüyor.
Ve o an, âniden aydınlanıyor!
Çok aptalca! Yine de eğlenceli.
Bir de şu var: Genç bir keşiş, Üstat Seppo'nun önünde eğiliyor.
Üstat Seppo - bam, bam! - onun kafasına beş kez vuruyor.
Zavallı keşiş: “Ah, ne yanlış yaptım, Üstat?” diye soruyor.
Sonra Seppo ona beş kez daha vuruyor.
- Aydınlanmış mı? - Yazmıyordu.
Bir keşiş, Üstat Daiten'e şöyle soruyor...
“Istırap okyanusunun dalgaları çok büyük!”
“Istırap okyanusunu nasıl geçebiliriz?”
Daiten'in ne cevap verdiğini biliyor musun?
“Tahta bir kayıkla.”
- Bu daha zayıf. - Hiç sanmıyorum!
Doğu Salonu keşişleri, Batı Salonu keşişleriyle tartışıyor.
Bir keşiş olan Nansen, bir kediyi kapıp şöyle haykırıyor...
“Dinleyin beyler! Zen'le ilgili bir tek kelime söyleyin, kediyi kurtarayım...
...yoksa onu öldüreceğim.”
Herkes donakalıp, sessizliğe gömülüyor.
Böylece Nansen kediyi ikiye bölüyor.
Akşam, keşiş Joshu, bir yerlerden dönüyor.
Nansen, ona hikâyeyi anlatıyor.
Joshu, sandaletini çıkarıp başının üstüne koyuyor ve çıkıp gidiyor.
Nansen de şöyle diyor...
“Vay canına, keşke orada olsaydın, kediyi kurtarırdım!”
Bu çok çocukça!
Keşiş Tokusho, 54 Zen ustasını ziyaret ediyor...
...ama yine de satori'ye, aydınlanmaya ulaşamıyor.
Sonunda, Üstat Hogen'in yanına geliyor.
Derken bir gün gidip Usta Hogen'e soruyor...
“So kaynağından bir damla su nedir?”
Üstat Hogen şöyle yanıt veriyor...
“So kaynağından bir damla sudur.”
Tokusho, bunu duyar duymaz aydınlanıyor!
Mumonkan'a göre, hayatındaki tüm sorunlar böylece çözülüyor.
Doldurun, lütfen.
Keşke o kadar kolay olsaydı.
- Ben hiç de Zen değilim. - Bu doğru değil!
Zen, dedikleri gibi sâkin olmak değil...
...herhangi bir tercih yapmadan akışına bırakmaktır.
“Her gün güzel bir gündür,” der Ummon.
Neyse, n'oldu? Bana anlatabilirsiniz, Bayan...
...Labeo.
- Küstah! - Bayan Gaius, o zaman.
- İkisi de harika yasa koyucular. - Böyle daha iyi.
Ama Labeo önemsiz biriydi.
Pekâlâ, anlatayım bâri.
Ben icra memuruyum, biliyorsun değil mi?
Özetle...
Bir bodrum katında izinsiz oturan birinin tahliyesine katıldım.
Biz, eşyalarını toplamasını beklerken, adam kendini astı.
Vah vah.
- Öldü mü? - Evet, öldü.
- Ve kendimi aşırı suçlu hissediyorum. - Anlıyorum.
Her ne kadar yasal olarak suçlu olmasam da.
O zaman, bu harika.
Ama tabii...
- Korkunç bir olay. - Bu yüzden tatile çıkamadım.
Anladım.
Tsurezuregusa'da şöyle bir hikâye var.
Ertesi gün bir öküz satacak bir adam var.
Ama tam o gece öküz ölüyor.
Satıcı için bu büyük bir kayıp gibi görünüyor.
“Öyle değil,” diyor yüksek bir Zen keşişi.
“Şeylerin geçici doğasının bir ifadesi olarak görüldüğünde...”
“...öküzün ölümü sahibi için oldukça kârlıydı.”
- Ama insan, öküz değildir. - “İnsan insandır,” demişti Brecht.
Doğru.
Bu, matematikteki bir aksiyom gibi geliyor.
Matematikteki aksiyomlar, Zen gibidir.
Çok komik.
Özellikle de onları kanıtlayamadığın için.
Paralellik aksiyomu, biliyorum.
Ya da aritmetikteki aksiyomlar!
Örneğin: Sıfır bir sayıdır.
Bunu kanıtlayamazsınız, sıfırın bir sayı olduğuna inanmak zorundasınız.
Veya herhangi bir doğal sayı n'den sonra bir başkasının, n+1'in geldiği gibi.
Bence bu kanıtlanabilir.
Gerçekten mi? Anlatın da dinleyelim.
Bilmiyorum!
Kanıtlanamaz!
Tıpkı, Gödel'in birinci eksiklik teoremi gibi.
Biz neden bahsediyoruz, hocam?
Aynı şey yaşam hakkı için de geçerli.
Aksiyom bunun evrensel olduğunu söylüyor; ama bunu kanıtlayamıyorum.
Bir arkadaşımla konuşuyordum ve o...
...Afgan'ların zina yapan kadınları recm etmesinin sorun olmadığını iddia etti.
“Onların kültürü böyle, işte!” diyordu.
Sanki, evrensel yaşam hakkı...
...“bazı nedenlerden dolayı” onlar için geçerli değilmiş gibi.
Tam geri zekâlıymış.
Biraz hava almaya ihtiyacım var galiba.
Şükür ki gece oldu da gün batımına hayran kalmak zorunda kalmadık!
Vay canına, “Sağlık Bileti”!
Bir saniye.
Liseye geri dönmüşüm gibi.
- Kötü mü? - Hiç de değil!
Gençlerle birlikteyken, sanki ben de gençleşiyorum!
Larry Flint onaylıyor!
- Neden sadece erkekler olsun ki? - Kesinlikle! Madam Macron!
- Yaş ayrımcılığı mı yapıyorsun? - Hiç de değil, hocam!
Ice T'nin sözleriyle...
“Meksikalı, siyah ya da Asyalı fark etmez hepsini severim.”
“Mars'tan gelmiş olsan da kadınsan ve bir amın varsa, siker geçerim!”
- N'apıyorsun?! - Ayrım yapmam, herkese açığım.
Üzülmeyin.
Tüm bu felaketlere... Gazze'ye, Ukrayna'ya bakın.
Ukrayna cephesinden bir şey gördüm, aklımı başımdan aldı!
Putinci değilsin, değil mi?
Hayır, değilim! Sadece Facebook grubundaki şeyler.
İnsanlar cepheden videolar yüklüyor.
Ukraynalılar, savunma için Rus'ların siperlerinin üzerinde drone uçuruyor.
Dronlar, çarpışma ânına kadar çekim yapıyor.
Çok acayip bir şey oluyor.
Askerler üstlerindeki drone'u duyuyorlar, saldırıya uğradıklarını biliyorlar...
...ama kaçamıyorlar çünkü drone onları takip ediyor.
Peki, Rus'lar ne yapıyor?
İki el bombası alıp başlarının yanına koyuyorlar.
- Neden? - Birçoğu sakat kalıyor da ondan.
Drone onlara çarparsa, başlarının yanındaki el bombaları patlayarak...
...hızlı bir şekilde ölmelerini sağlıyor.
- Korkunç! - Size göstereyim.
İşte orada, siperde.
Şu anda hazırlanıyor.
El bombalarını görüyor musunuz?
Şimdi kafası uçacak.
Tanrı'm!
- Zavallı adam. - Siktir edin onu! Rus pisliği.
O orklara acımayın. Hak ettiklerini buluyor yavşaklar.
Belki bir annesi, bir kız arkadaşı, bir çocuğu vardı.
Putin onlara bir çamaşır makinesi ve Kahraman Aile madalyası veriyor.
Siktir edin onları!
Hiçbir hayvan bu seviyeye düşmez. Zaten hayvandan aşağısı da yoktur.
N'oldu?
O arabada tanıdığım biri vardı.
Ama biz yanlış bir şey yapmıyoruz.
Bilirsin ki insanlar, olayları kendi yorumlarına göre değerlendirirler.
- Hocam? - Efendim?
Şuna bakın.
Beni Gulaş'a gönderiyorsun, Yoldaş Stalin!
Bu konuyla dalga geçmemelisin; Komünist'ler milyonlarca insanı öldürdü.
Sadece sizinle ve bu sapık işi kelepçelerle dalga geçiyorum.
Tarihle dalga geçmiyorum, hocam.
Ne yoğun bu sis, ne yoğun bu sis, Eve dönüş yolumuzu saklar içinde
Öylesine hafifiz ki, duman gibi süzülürüz, Ah nerede, nerede saklı yolumuz?
Ne yoğun bu sis, ne yüce kubbesi, Lütfen Öğretmen, göster bize eve giden yolu!
Üniversiteden beri buralarda içki içmemiştim.
Ve Transilvanya bir ilahidir!
Gaudeamus igitur,
Juvenes dum sumus!
Post jucundam juventutem,
Post molestam senectutem,
Nos habebit humus!
Vita nostra brevis est,
Brevi finietur.
Venit mors velociter,
Rapit nos atrociter,
Nos habe-Nemini parcetur!
- Yıldızlı pekiyi! - Teşekkürler, hocam.
Ama şimdi...
Küçük bir öpücüğü hak etmedim mi?
Hayır.
O zaman ben size bir tane vereceğim.
Ben Rumen'im
Affedersiniz!
Freddy, aşk dolu mesajlar falan göndermek yok, tamam mı?
Ben mi? Asla, Hocam! Ben öyle biri değilim.
Ailevi sorumluluklarım var...
...daha fazla skandalla uğraşacak... vaktim yok.
Sadece seks köleniz olurum, merak etmeyin.
Marquis de Sade işi yani.
Esaretle cesaret yer yer birbirine karışır.
- Kafiyeli oldu! - Hem de iki kez!
Macar bir kadın, iyi sevişen bir Rumen'e ne der biliyor musunuz?
Ne der?
“Acıtıyorsun ama iyi dehliyorsun; dimdik bir Rumen siki ne am dinler ne gam.”
Şovenizm.
Ben sadece edebî Macarca konuşurum...
“Lofasz a seggedbe!” (Kol gibi yarağı götten al!)
Neden hiçbir Rumen Star Wars'ta rol almak istemiyor?
Neden?
Çünkü, gelecekte bile çalışmak istemiyorlar!
Aptal köylüler!
Üzgünüm, dün gece kustum, çok hastaydım.
Alarmı ve telefonunuzu duyamadım.
Özür dilerim, mezarlığa gelemeyeceğim.
Sonra konuşuruz.
Demek eskiden kendi evi varmış.
Nasıl kaybetmiş?
Kumar makineleri, içki... İkisine de bağımlıymış.
Anladım.
Kumar makineleri başa bela.
Bir buçuk yıl önce, cemaatimden biri kendini bir binadan aşağı attı.
Kes şunu, velet!
Yeter artık!
Tefecilere borcu vardı.
Parayı kumarda kaybetti.
Ölmedi bile, ömür boyu sakat kaldı.
Yakalarsam bacaklarını kırarım senin bak!
Kapa çeneni, peder!
Sâkin ol, lütfen.
- Sen kendi işine bak! - Asıl sen bak!
Hayvan.
- Kendi işine bak! - Asıl sen bak!
- Büro, onun kalmasına izin veremez miydi? - Zaten onun için uzatma almıştım.
Normalden daha uzun süre kaldı.
Ama büro, yeni bir bina inşa etmek istedi.
Sonbahar ve kış aylarında nadiren tahliye yapılır.
Daha karmaşıktır.
Onları önlemeye çalışırım; zavallı insanlara acıyorum.
Biliyorum Orsolya, iyi kalplisin.
Vlad'la evlenmek için Ortodoks oldun.
Çocuklarını bizim inancımıza göre vaftiz ettirdin.
Tanrı olmadan, insan...
...hiçbir yerden gelmeyen, hiçbir yere gitmeyen...
...zavallı, düşünen, konuşan bir hayvandır.
Dünyada hiçbir amacı yoktur.
İnsan türünün yolculuğu mezarlıkta zirveye ulaşır.
Mezarlıkların metafiziksel rahatsızlığını veya dar ahlâk anlayışını...
...ancak din aracılığıyla önleyebiliriz.
Benim teolojik anlayışıma göre, yalnızca sen değil...
...ayakları çamura bulanmış yaşlı bir kadın da...
...Meryem Ana’nın ikonası önünde dua ettiğinde...
...Nobel ödüllü bir ateistle kıyaslandığında insandır.
Peki ya o Nobel ödüllü ateist?
O sadece, Nobelli bir rezildir.
Ve inançsız olduğu için de rezil olarak geberip gidecektir.
Kiliseye sık sık gelmediğimi...
...ve günahkâr olduğumu biliyorum, ama... ...kalbimde inanç var!
Biliyorum, biliyorum.
Biliyorum.
Şanslısın, kilise tadilatta, bu yüzden affedildin.
Ama şunu anlamadım...
- Günahkâr kendini nasıl astı? - Kalorifere astı.
Kalorifere bir tel bağlamış...
...sonra teli boynuna dolamış...
...oturmuş ve tamamen boğulana kadar teli sertçe çekmiş.
- Çok sert çekmiş. - Epey kararlıymış anlaşılan!
Midemi bulandırdı, neredeyse bayılacaktım.
Ortalık çok kötü kokuyordu, yerde idrar vardı.
Korkunçtu.
Ve bunun için kendimi aşırı suçlu hissediyorum!
Anlıyorum, ama böyle hissetmeni gerektirecek bir neden yok.
Onun boynuna ilmiği sen mi taktın?
Hepimiz günahkârız, aramızdan kim ilk taşı atabilir?
Philip Neri nasıl dua ederdi biliyor musun?
Hayır.
“Tanrım, kulaklarımı sıkı tut; yoksa Yahuda gibi satarım seni!”
“Yahuda gibi satarım seni!”
Bilmiyorum, Peder, hissettiğim...
Tabii ki, yasal olarak suçlu değilim, bu kesin...
...ama bilirsin işte, insanlar piyanisti vurur.
Senin başka bir vakan daha vardı.
Evet, internette bana küfreden aktivistler.
Onları attığımı söylüyorlar; oysa onlar kanunsuz işgalcilerdi.
Ama doğru...
...devletin evsizlere yönelik politikaları korkunç.
Bunu sürekli dile getirdim, The Law'da makaleler yazdım.
En savunmasız olanlar, en fazla risk altında olanlardır.
Kimlikleri olmadığı için ceza yiyen insanlar tanıyorum...
...ama ikametgâhları olmadan kimlik alamıyorlar!
Sezar'ın hakkını Sezar'a veririz...
...ama onun da üzerine düşeni yapması gerek!
Peder...
...kendimi çok...
Yine de, bir insan biraz da benim yüzümden öldü!
O “ölmedi”.
İntihar etti.
En kutsal şey olan kendi canını aldı.
Bu başka bir şey.
İntihar edenler, insan olduklarının farkında değildi.
Ne kendilerini tanıdılar, ne de Tanrı’ın onlara emanet ettiği hayatı sürdüler.
İnsanın intihar etmesi yasaklanmıştır!
Hiçbir koşulda, sağlıklı ya da hasta olsun. İnsanı insan yapan kendisi değildir.
İnsan, kendi isteğiyle var olmadı...
...kendi isteğiyle bu dünyadan ayrılmamalı.
Bu, varlığımızın temelidir.
Ve bir şey daha...
Kendi suçluluğunu abartmaya da iznin yoktur.
Bu, kibir ve çaresizlik günahıdır.
Umutsuzluk günahıdır.
Suçlu olsan bile. Olsan bile!
Kendine daha fazla günah yüklememelisin.
- Ne demek istediğimi anlıyor musun? - Anlamaya çalışıyorum.
Tanrı şahidimdir ki ona yardım etmek istedim.
Ona bir barınak önerdim, biraz para verdim.
Ona bir kamyonet ayarladım.
“Günahların bağışlandığına inanmak yetmez...
...kendi günahlarımızın bağışlandığına da yürekten inanmalıyız.”
Martin Luther Ortodoks değildi; ama bazen doğru şeyler de söylerdi.
Evet.
“Günahların bağışlandığına inanmak yetmez...
...kendi günahlarımızın bağışlandığına da yürekten inanmalıyız.”
Eve gidip İncil'i okumanı istiyorum.
Orada her şey var.
Shakespeare, İncil'le kıyaslandığında - bunu Sorbonne'da bile ispatlayabilirim -
...taşralı bir yazardır.
Yuhanna İncili’ni oku ve şu sözlerde teselli bul...
“Yüreğiniz sıkılmasın; Tanrı’ya da bana da îman edin.
“Babam’ın evinde çok mesken vardır; öyle olmasaydı size söylerdim.
“Sizin için yer hazırlamaya gidiyorum.
“Ve gidip size yer hazırlarsam, yine geleceğim ve sizi yanıma alacağım...
“...ben neredeysem siz de orada olasınız diye.”
Tamam mı?
Tamam.
Peder? Bazen merak ediyorum...
Tanrı neden bu kadar adaletsizliğe ve acıya izin veriyor?
“Kimde varsa, ona daha çok verilecek” ve “Kimde yoksa, elindeki de alınacak”...
...sözlerinin nedenini hep merak etmişimdir.
İncil gerçekten de sert olabilir.
Ama yanlış anlayan bizleriz.
Bahsi geçen kişilerde ne yok?
İnanç, iyi ameller, umut, amaç.
O zaman, sahip oldukları ve kullanmadıkları az şey de ellerinden alınacaktır.
Yani aslında mesele inanç ve iyi ameller miydi?
Rab o kadar cömerttir ki, Kutsal Ruh ölçüsüzce verir!
“Sahip olanlara”.
İnançları ve iyi amelleri varsa, daha fazlası verilecektir.
Bolca ve ölçüsüzce!
İstediklerinden daha fazlası verilecektir.
Ama inançları ve iyi amelleri olmayanlardan...
...sahip olduklarını sandıkları az şey bile alınacaktır.
Ama yine de acı çeken çok sayıda masum insan var.
Gazze veya Ukrayna'da bombalamalarda ölen çocuklar var.
Ya da Yemen'de açlıktan ölenler.
Yine, Yuhanna İncili 9:1-12'de...
...İsa'nın doğuştan kör bir adamı nasıl iyileştirdiği anlatılır.
“İsa yolda giderken, doğuştan kör olan bir adam görmüş.
“Öğrencileri O'na şunu sormuş: 'Rabbî, kim günah işledi de bu adam kör doğdu?
“Kendisi mi, yoksa annesi babası mı?
“İsa, şu karşılığı vermiş...
“Ne bu adam günah işledi, ne de annesi babası.
“Tanrı'nın işleri onun yaşamında görülsün diye böyle oldu.”
- Yani, bu bir gizem. - Bir bakıma.
Tanrı bize kudretini gösterir.
“Ben kime lütfedeceğimi de kime merhamet edeceğimi de bilirim.”
- Çok sık unuttuğumuz ayetler. - Doğru.
Bir şair, Constantin Acosmei, Tanrı'nın...
...karmaşık sayılardaki “i” gibi olduğunu söylüyor.
“i” derken “irrasyonel” gibi mi?
Kesinlikle hayır!
Aklımızın ötesinde mi? Evet, kesinlikle.
Artık sâkinleş.
“Her günün derdi kendine yeter.”
Benimle birlikte Rab'bin Duası'nı oku.
- Yardımı olacaktır, göreceksin. - Olacağına inanıyorum.
Göklerdeki Babamız... Adın kutsal kılınsın.
Egemenliğin gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin istediğin olsun.
Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.
Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de bizim suçlarımızı bağışla.
Ayartılmamıza izin verme. Bizi kötüden kurtar.
Çünkü egemenlik, güç ve yücelik...
...sonsuza dek senindir. Amin.
Korkunç bir gece geçirdim, hastaydım.
Şimdi iyiyim, Peder Şerban'ı görmeye gittim.
Sonuçta geliyorum, belki yarın gelirim.
“Belki de gitmeliyim” diye düşündüm.
Evet, arabayla geleceğim. Belki daha uzun kalabiliriz.
Hayır, henüz atlatamadım. Hiç de bile.
Bugün onun Kimsesizler Mezarlığı'ndaki mezarına çiçek koyacağım.
Gelecekle ilgili bazı kararları ciddi olarak düşünmek istiyorum.
Öğretmenliğe geri dönebilir, bazı değişiklikler yapabilirim.
Merak etme, hızlı sürmeyeceğim.
Selanik'te bir gece kalıp Volos'tan feribota bineceğim.
Sorun değil, uzun yolculukları sevdiğimi biliyorsun ve...
Satılık Daireler
Çeviri: dikistutmaz X: iapetos Letterboxd: moandor
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.