All language subtitles for Panopticon (2025)

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali Download
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional) Download
co Corsican
hr Croatian
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German Download
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian Download
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin Download
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish Download
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian Download
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese Download
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Geçebilir miyim?

- Çok yaşayın. - Teşekkürler.

Yarın antrenman var mı?

- Bırak da gireyim! - Bekle, dostum!

Hadi, çıkın dışarı!

Yarın antrenman yok!

En son duşu hep bu alıyor!

Çık da ben de gireyim!

Tüm bunların sorumlusu neo-liberalizm ve çok kültürlülük...

Doğum günü

Vay canına! Bu harika! Gerçekten çok güzel, anne!

- Beğendin mi? - Evet, harika!

- Neredesin? - Mutfaktayım.

Kalitesi harika!

- Fotoğraf mı çekiyorsun? - Hayır, video çekiyorum.

Tamam, bekle o zaman.

Mutlu yıllar sana...

- Üfle. Her şey gönlünce olsun. - Teşekkürler, anne!

Beyler, bu sizin mi?

Hop! Bunu kaybeden var mı?

Ben de böyle bir ipe bağlı olan USB belleğimi kaybetmiştim.

- Sandro, bu senin değil mi? - Hayır.

- Senin mi dostum? - Hayır.

- Niye, haç takmıyor musun? - Yo, takıyorum.

- Göster o zaman. - Şu an üzerimde değil.

- Bu senin haçın değil mi? - Benimki değil.

- Üzerine yemin et. - Haç üzerine nasıl yemin edebilirim?

Kim bu dallama. Dostum! Benimle taşak mı geçiyorsun?

Hayır. Benim haçım değil.

Tamam. Kim saklıyorsa anasını sikeyim onun.

Tamam mı?!

Sandro!

- Sen Sandro'sun, değil mi? - Evet.

İçeride sana yüklendiğim için kusura bakma.

Sadece, USB'mi kaybettiğim için çok sinirliyim.

Önemli değil.

- Ee, kulübümüzü beğendin mi? - Evet.

Barça genç takımındaydın, değil mi?

Evet, sakatlanmadan önce birkaç yıl oynadım.

Evet, berbat bir şey...

Ama hoca, yakında seni kadroya alacaktır.

Alsa iyi olur, yoksa arkadaşlarımla ona çökeriz!

- Nerede yaşıyorsun? - Varketili'de.

Oraya yeni taşındım, ama geçici, anlarsın işte...

Hadi ama dostum, utanıyor musun?

Önemli olan insanın özünde kim olduğudur.

İnan bana, nerede yaşadığın önemli değil.

- PlayStation oynamayı sever misin? - Hiç oynamadım.

Anne!

Anne, eve geldim.

Kapıyı aç, lütfen.

Bugün çalışmayacağını sanıyordum.

Tamam. Geç mi döneceksin?

Sana yiyecek bir şeyler hazırlayayım mı?

Tamam.

Gel.

Çantanı buraya koy, ben bir sigara alacağım.

Sigara mı içiyorsun?

- Bazen, niye, sen de ister misin? - Hayır.

- Kaç yaşındasın? - 18.

Doğru, daha bebeksin. Büyüyünce sigara da içeceksin.

Kim büyük bir futbolcu ve sigara tiryakisiydi biliyor musun?

Kaplan.

Bilmiyor musun? Stefan Effenberg.

Şurada posteri var. Git bir bak.

Kahretsin, yine iki paketi de almış.

Sen oynamaya başla, ben sigara alıp geleceğim.

Daha önce hiç oynamadım.

Çok kolay. Hareket eden her şeyi vur.

Hemen dönerim.

Güzellik Salonu

- Merhaba. - Merhaba.

Nasıl yardımcı olabilirim?

Size tıraş olsam olur mu?

Olur. Otur. Çantanı şuraya bırak.

Hemen geliyorum.

Saçların ne kadar güzel.

- Nasıl olsun istersin? - Biraz...

Müziği kısar mısın, bir gün burada sağır olacağım.

Evet, nasıl demiştin?

- Ne çok kısa ne de çok uzun, yani, işte... - Tamam.

Önce yanları kesip sonra uçlara geleceğim, tamam mı?

Önce yıkayalım mı?

- Mümkün mü bu? - Elbette.

Her şey mümkün.

Gel.

Otur.

Dur, şu havluyu koyayım.

Biraz alçal da başını buraya yasla.

- Çok mu sıcak? - Hayır.

- Her şey yolunda mı? - Evet, evet.

- Hasta mısın? - Hayır.

Acele eder misin o zaman? Sırada başka bir müşterim bekliyor.

Tamam, hemen çıkıyorum.

Anneanne!

Babam ne zaman döndü?

Birkaç saat önce geldi.

Neden beni aramadın? Ya da üzerine bir battaniye örtmedin?

Anneannemin yemeklerini mi özledin?

Önce dua edelim.

- Futbolda ne var ne yok? - Pek bir şey yok, hep aynı şeyler.

Evde kendi başına antrenman yapıyor musun?

Evet, bazen.

Eline n'oldu?

Önemsiz bir şey, rahiplere yardım ediyordum ve yanlışlıkla bir tırnağımı kırdım.

Orası güzel miydi?

Şimdi daha iyi misin?

Önce sen söyle, nasılsın?

İyiyim, sanırım.

- İyi misin, yoksa sanıyor musun? - İyiyim.

- Dua ediyor musun? - Evet, yani...

Ediyor musun etmiyor musun?

Tanrı'dan saklanamazsın.

O, her şeyi görür.

Niye haçını takmıyorsun?

Kaybettim.

Haç kaybetmeyi nasıl başarabildin acaba?

Hadi ama...

Sana bir şey söylemek istiyordum...

- ...ama şimdi emin olamıyorum. - Anlatsana. N'oldu?

Yarın, manastıra geri döneceğim.

Bu kadar çabuk mu? Niye?

Bir şey mi oldu?

Peder Grigol'la konuştum ve dönmemem gerektiğini söyledi.

Herkes dönmemem gerektiğini söylüyor.

Ama ben hazır olduğumu hissediyorum.

Rahip olmak istiyorum.

Manastıra son gittiğimde...

...Tanrı'nın benim için istediği şeyin bu olduğunu hissettim.

Ama dönersem, senin iyi olacağından emin olmak istiyorum.

Evet, evet.

Bu harika.

Kesinlikle dönmelisin.

Kendime ve anneanneme bakabilirim.

- Emin misin? - Eminim, eminim.

Dua etmelisin.

Kiliseye gidemezsen evde dua edebilirsin, ikonlarımız var.

Burun kanamaların yine mi başladı?

Uzun zamandır olmuyordu.

Al şunu.

Ne olacaktı başka?! Dua etmiyorsun.

Kiliseye gitmiyorsun, haçını da kaybettin.

Şeytan seni ele geçirmiş, evlat.

Zahmet etmeseydin, evlat.

Düzgün olsun dedim.

Pekâlâ...

- Ver bana, ver. - Gömlek kırışmış.

Lütfen.

- Onları da ütülemem lazım. - Gerek yok, evlat.

Teşekkür ederim.

Gitmeliyim.

- Ben de seninle geleceğim. - Hayır, evlat. Çok uzak.

Uzak değil.

Seninle gelip geri dönerim.

- Neden bana tekrarlatıyorsun? - Ben de o tarafa gideceğim zaten.

Olmaz dedim.

Önce bir yerleşeyim...

- Sonra gelebilirsin. - Ne zaman?

Bilmiyorum...

Elli pahalı değil ki.

- İçki için de paraya ihtiyacımız var. - O evin neyini seviyorsun?

Çok şirin bir ev.

Her neyse, bu ikisi için de ayrı bir odaya ihtiyacımız var, değil mi Sandro?

Sen ve Tina için ayrı bir oda.

Şu an senin şakalarını kaldıracak havada değilim, Beka.

- Şaka yapmıyorum ki. - Bunda ne sorun var ki?

Bir telefon etmem gerekiyor.

- Sandro. - Efendim?

- N'apıyorsun canım? - Burada uyuyacağım.

- Yatağın nesi var? - Bir şeyi yok.

Baban gittikten sonra çarşafları yıkamadım daha...

Sorun değil.

Şu karakterleri duvardan ne zaman indireceksin?

Sana daha kaç kez ikonlara “karakter” dememeni söylemem gerekiyor?!

Hiçbirini indirmeyeceğim! Burada dua edeceğim!

Sana da bana katılmanı öneririm.

Keyfin bilir!

Son

- Gidelim mi? - Jeneriği izlemeyecek miyiz?

Şaka mı yapıyorsun?

Tamam, izleyelim bâri.

Güzel bir portre miydi?

Portre değildi. Yunan heykeli gibiydin.

- Karın kaslarımla. - Evet, karın kaslarınla.

Diğer yerlerin de kaslıydı.

- Sadece... Henüz bitiremedim. - Niye?

- Bir ayrıntı kaldı. - Hangi ayrıntı?

Anlarsın işte, bir “ayrıntı...”

Tamamen çıplaktın.

- Bütün bunları bana neden anlatıyorsun? - Bunda ne sorun var ki?

Bu tür sapıkça şeylerden hoşlanmıyorum...

Neden bu tür rüyalar görüyorsun ki?

- Hoşuna gider sanmıştım. - Hayır, gitmez!

Ben sana rüyalarımı anlatmıyorum, değil mi? Sen neden bana seninkileri anlatıyorsun?

Bir daha sana hiçbir şey anlatmayacağım.

Senin bana hiçbir şey anlatmaman çok kötü.

Bana anlatmayacaksın da kime anlatacaksın?

Beni bir kere bile yeni evine davet etmedin.

Bir dahaki sefere oynamama izin vermezse, onu evinin dışında feci şekilde döveceğim.

Bir de bana vurmak istedi, yavşak!

Baban mı gelecek yoksa annen mi?

Babam öldü...

Yani, benim için öldü. Yani, hayır...

Bu arada, senin babanı da burada hiç görmedim.

Benimkinin durum biraz karışık...

- Futbolu sevmiyor mu? - Seviyor.

- Sadece... - Ne?

- Kimseye söylemeyeceksin değil mi? - Kime söyleyeceğim ki, dostum?

- Hapiste falan mı? - Hayır, hapiste değil.

Nerede o zaman?

Bir manastırda... Rahip olmak için.

Dalga mı geçiyorsun?

Baban rahip mi?

Neden bana söylemedin? Neden sakladın, dostum?

Dostum... bunun ne kadar harika olduğunu biliyor musun? Baban bir kahraman!

- Evet, ama henüz bir rahip değil. - Olacak, dostum, olacak!

Bu büyük bir lütuf dostum!

Sandro...

Sana bir şey getirdim.

En sevdiğin.

Götür şunu buradan!

Ekmek ve suyla zar zor yaşıyorum. Kalkmış bunu getiriyorsun! Biraz düşün...

Artık günaha girmek istemiyorum.

Söyle bakalım, anneannen nasıl? Hâlâ benden nefret ediyor mu?

Hayır.

- Peki ya sen ne âlemdesin? - İyiyim.

O açıdan sormadım.

Peder Grigol'u ziyaret ettin mi?

- Evet, ettim ve çok iyiydi. - İyiydi demek?

Niye yalan söylüyorsun?

Bu tavır da ne böyle?

Sandro...

Beni iyi dinle.

Bir daha buraya gelme...

Bu yolu sonuna kadar takip edebilmem için...

...yalnız kalmaya ve senin desteğine ihtiyacım var.

Duydun mu beni?

Gelme derken, ne kadar süre?

Git ve Peder Grigol'u gör. Git!

Ölmeden önce, anneni görebilmeyi isterdim...

Yakında evraklarını alıp buraya dönecek ve seni de yanında götürecek, tamam mı?

Kırmızı şapkanla Manhattan'da yürüyene kadar ölemezsin.

Baban olacak adam... kızımı mahvetti...

Ne güzel bir kızdı.

Ne kariyerdi ama... Ne sopranoydu!

Neden şimdi uyumuyorsun?

Yarın daha iyi hissedeceksin.

N'olur...

Bu gece burada uyur musun?

- Tamam, burada uyuyacağım. - Teşekkür ederim, canım.

Artık sokaklarımızda Gürcüce konuşulduğunu duyamazsınız.

Topraklarımızı Türk'lere ve İranlılara satıyorlar, şu yabancılara.

Dualarımızla birlikte bu sapkınlıkla mücadele etmek için harekete geçmeliyiz.

Bayrak sallayıp bağırmak, işe yaramaz.

Gençler savunmayacaksa dinimizi, geleneklerimizi kim savunacak?

Asıl mücadele sokaklarda!

Gençleri kaybediyoruz.

Liberal ideolojilerle beyinleri yıkanıyor.

Asıl mücadele sokaklarda!

- Sandro? - Merhaba, anne.

Nasılsın?

Çevrim içi olduğunu gördüm. Neden uyumuyorsun?

Ödev yapıyordum.

Kamerayı aç, seni görmek istiyorum.

Anneannen yattı mı, o nasıl?

Yattı.

Çok iyi, evet.

Durumlar nasıl?

Babamı görmeye gittim, anneannem sana söyledi, değil mi?

- Evet, söyledi. - Durumu iyi.

Bizim...

- Sandro? - ...ve senin için dua ettiğini söyledi.

Fazla vaktim yok, yeni uyandım ve çalışmam lazım.

Birkaç ay sonra görüşmem var.

Düşüneceğine söz vermiştin, düşündün mü?

- Artık işler değişti. - Tina ne olacak?

Önce babanı bahane ettin, şimdi de Tina'yı mı ediyorsun?

Onu da yanımıza alacağız, endişelenme.

Bu sadece bir ilk aşk, Sandro, daha çok aşkın olacak.

Sen “ilk aşkınla” evlenmedin mi?

Evet ve bu benim için çok iyi oldu...

Sadece Tina değil, babam da hâlâ burada.

Ve henüz ölmedi.

Evet, ama artık yanında değil, değil mi?

Evet, ama onu bırakamam.

- Seni terk eden o'ydu. - Tıpkı senin gibi, değil mi?

Doğru, sanki başka seçeneğim varmış gibi.

Tamam, benim ihtiyar uyandı. Seni sonra ararım.

- Tamam, anne. Hoşça kal. - Öptüm...

- Geliyorum. - Üzg...

Üzgünüm...

Neden bu kadar geciktin?

Şunu asabilir misin lütfen?

- Bir şey yedin mi? - Hayır, açlıktan ölüyoruz.

- Kim geldi? - Küçük kankam. Seni tanıştırayım.

Sandro!

Gel de annemle tanış.

Bu Natalia, annem. Bu da Sandro. Takım arkadaşım.

Sen benim salonuma gelmemiş miydin?

- Ben mi? - Evet, sen.

Hatırlamıyorum.

Annemin yanına mı gittin?

Konuşsana!

Neyin var senin?! Bağırma.

Belki de yanılıyorum.

- Gittin mi gitmedin mi? - Gitmedim.

Pekâlâ, takılın siz, ben yiyecek bir şeyler hazırlayacağım.

Tamam, ama elini çabuk tut lütfen, acıktık.

Ayrıca acelemiz var.

Nereye gidiyorsunuz?

İşlerimiz var.

- Ne tür bir iş? - Ne önemi var?!

- Ne zaman geleceksin? - Bilmiyorum.

Çekinmeden ye, lütfen.

Söylesene, Lasha'nın antrenmanları nasıl gidiyor?

Maçlarını izlemeye hiç vaktim olmuyor.

Lasha, takımımızdaki en iyi oyunculardan biri.

Bunu, oğlunuz olduğu için söylemiyorum.

Ne zaman para kazanmaya başlayacaksın?

N'oldu? Futbolun maliyetini biliyor musun?

- Tamam, yine başlama. - Başlamıyorum.

Aslında, Sandro da çok iyi.

- Geleceği çok parlak. - Gerçekten mi?

İyi bâri, okulu tamamen boşladın çünkü!

8x7?

56.

Şükürler olsun.

Saçını kestirmek için buraya gelebilirsin.

- Salonda ücretsiz kesemem ama. - Teşekkür ederim.

Dostum, aslında bu gerçekten iyi bir fikir.

Benimki gibi kestir.

- Şunları yolmama ne zaman izin vereceksin? - Hadi ama anne, yemek yiyorum burada.

Sen de annenle böyle mi konuşuyorsun?

Bu tarafa yatırmayı denedin mi?

Yakışır sana.

- Kesmemi ister misin? - Şimdi mi?

Bu yüzden aradım. Bu gece burada kalmak istiyorum.

Video oyunları oynayarak eğleniyoruz.

N'olacak ki? Buzdolabına koy, yarın yerim.

Yarın duş alırım. Gelip sana yardım edeceğim.

Okumaya ve daha sonra da sinemaya sığındı.

- Kızdı mı? - Yo, yo.

Gel, otur.

İlginç bir film başlıyor.

...hem filmde hem de yönetmenin hayatında yankı uyandıran bir ifadedir.

Kahraman, tıpkı yönetmen gibi, kendi babasını hiç tanımamıştı.

Ve o da sinemada kendine alternatif bir yuva bulmuştur.

Kafanı eğ.

Filmi izleyelim ve tartışmamıza daha sonra dönelim.

400 Darbe

- Merhaba! - Merhaba! Nasılsın?

İyiyim.

Size bahsettiğim eleman bu.

- Dostlarımla tanış. - Dachi, kanka.

Rati, kanka.

- Nukri. - Memnun oldum.

- Babası bir rahip. - Vay canına, gerçekten mi?

Evet, muhteşem bir adam.

- Anne, az mı kaldı işin? - Evet.

Lütfen, elini çabuk tut, acelemiz var.

Birer bardak kahve içelim.

- Baban gerçekten rahip mi? - Henüz değil, ama olacak.

- İngilizce biliyorsun, değil mi? - Evet, biraz biliyor. Değil mi?

Tamam o zaman. Yabancı gibi içeri girin.

Orada kesin uyuşturucu satıyorlar. O yüzden gözünüzü dört açın.

- Tamam, dostum. - Dikkatli olun.

- Hiç Arap kulübüne gittin mi? - Hayır.

Girerken sorun yaşar mıyız?

Yok canım.

Her şeyi aynı benim yaptığım gibi yap yeter.

Tamam, git tuvaletleri kontrol et, bakalım ne bulacaksın.

Ben de bize içki alacağım.

- Sandro! - Tamam, tuvalete gidiyorum...

- Ee? - Bilmiyorum... Orada bir sürü insan var.

Sanırım uyuşturucu kullanıyorlar. Ya satıyorlar ya da kullanıyorlar.

- Başka ne var? - Pek bir şey yok.

Ne demek istediğimi anladın mı? Burada hep karanlık bir şeyler dönüyor.

- Hassiktir. - N'oldu?

Şu dans eden kız... Sınıf arkadaşım.

- Şaka yapıyorsun? - Ciddiyim!

Sevgilimin en yakın arkadaşı.

Gidelim, lütfen.

İyi, tamam.

Affedersin.

Sandro?

Sen misin?

- Gel kahvaltı yapalım. - Teşekkür ederim, ama eve dönmeliyim.

Bu kadar erken saatte mi?

Bir bardak çay iç, sonra gidersin.

Çok isterdim ama anneannem kahvaltı için ekmek ve yumurta istemişti de.

- Gitmeliyim. - Tamam, bunlardan al o zaman.

Kendim pişirdim.

Çok teşekkür ederim!

Bir tane daha al.

Sen kapıyı kapat, ben sonra kilitlerim.

Selam.

- Bir dakikan var mı? - Ne istiyorsun?

Lütfen, gördüklerini kimseye anlatma.

- O Arap'larla nasıl çalışabilirsin? - Şu anda daha iyi bir seçeneğim yok.

Paraya ihtiyacım var! Ve bu işi sevdim. N'olmuş yani?

Herkes bana iyi davranıyor.

Peki ya sen orada ne yapıyordun?

Tina biliyor mu oraya gittiğini?

İş için gitmiştim.

Bu sapıklığı sona erdirmelisin.

Kendine olan saygını mı kaybettin yoksa zaten hiç yok muydu?

Yatalak babama baktıkça kendime olan saygımı pek düşünmüyorum.

Ayrıca, bilip bilmeden de konuşma...

Tamam, ama en azından işi sevdiğini söyleme.

Niye söylemeyeyim ki? Kendi bedenimi beğenemez miyim?

Evet, kendi bedenini beğenebilirsin...

...ama başkaları için dans etmek fahişeliktir.

Pekâlâ.

Sen nasıl adlandırırsan adlandır.

Ne istersen düşün. Umurumda değil.

İstersen şimdi içeri gir ve herkese duyur.

Neler oluyor?

Geç.

- Antrenman havasında mısın? - Evet, aşağı yukarı.

Sen peki?

- Kurt gibiyim. - Çakmağı bana ver.

Sandro!

Baba?

Kutsa beni, peder.

Nasılsın?

Seninle konuşmalıyım.

Seni burada bekleyeceğim.

Burada ne arıyorsun?

Sigaraya mı başladın?

Peder Grigol'a gitmemişsin.

Neler oluyor, Sandro?

Çok yoğundum, gitmeyi planlıyordum.

- Asıl sen nasılsın? - Evlat...

Bir saniye beni dinle.

Şimdi sana bir şey soracağım.

Bana dürüstçe cevap ver, tamam mı?

Her şey yolunda mı? İyi görünmüyorsun.

Evlat...

Peder Grigol bana zamanın geldiğini söyledi.

Ama sana baktığımda...

Bilemiyorum...

Düşünüyorum da...

Belki de...

Eve dönmeme ne dersin?

Ne? Hayır. Orada kalmalısın.

Ben iyiyim ve kendi başımın çaresine bakabiliyorum.

Anneanneme de bakabiliyorum.

Orada kalmalısın ve bunu başaracaksın.

Buna inanıyorum.

Üstesinden geleceğim.

Ayrıca annemle konuştum ve seni sordu.

Dayanman gerektiğini söyledi.

- Gerçekten mi? Öyle mi dedi? - Evet!

Baba! Baba!

Lasha!

2023 Mezunları

Gitmeliyim, Sandro'yu arıyorum.

Benimle gel.

- Nereye gidiyoruz? - Sana bir şey göstermek istiyorum.

- Çok tatlısın, biliyorsun değil mi. - Neden?

Nedeni yok.

Seni seviyorum.

Ben de seni seviyorum.

Hem de çok...

- N'oldu? - Yok bir şey.

Seni okşamamı istemiyor musun?

- Böyle değil. - Niye ki? Bunun nesi yanlış?

Hadi ama, Tina!

Bunu sana açıklamak zorunda mıyım?

- Tamam, sâkin ol. Boş ver... - Hayır, boş veremem!

Her şeyin bir yeri ve zamanı vardır. Bunu biliyorsun.

Sandro, sırf seninle seks yapmak için 18 yaşında evlenemem.

Neyin var senin? Ne biçim konuşuyorsun?

Güldürme beni.

Hangi çağda yaşıyorsun sen?

Kendine gel!

“18 yaşında evlenemem...” N'apacaksın peki?

Kulüplerdeki hatunlar gibi olup önüne gelenle mi yatacaksın?

Bu da ne demek oluyor?

Bunu seninle yapmak istedim, aptal, çünkü seni seviyorum.

- Tamam, Tina, ama... - Dokunma bana, lütfen.

- Beklemeliyiz. - Niye?

Baban seni cezalandırır mı?

- Anlamadım? - Dediğimi duydun!

Keşke baban sana adam gibi terbiye verseydi!

Lana denen o orospuyla arkadaş olmana şaşmamalı!

Bu manastıra hangi niyetle geldiniz kardeşlerim?

Dünyevî bağlarınızı terk edip Tanrı'ya hizmet etmeye hazır mısınız?

Evet, muhterem peder.

- Rab'be özgür iradenizle mi geldiniz? - Evet, muhterem peder.

Herhangi bir zorunluluktan ya da zorbalıktan değil mi?

Hayır, muhterem peder.

Kendinizi bâkir, iffetli ve dindar olarak koruyacak mısınız?

Evet, muhterem peder.

Başrahibinize...

...ve manastırınızdaki tüm kardeşlerinize...

...sonsuza kadar...

...itaat edecek misiniz?

Evet, muhterem peder.

Al ve geri ver.

Al ve geri ver.

Al ve geri ver.

Benim müşterim.

Saçını yeni kesmemiş miydim?

Belki biraz kırpılabilir diye düşünmüştüm.

Bunun nesi var ki?

Gayet güzel görünüyor.

Sesine ne oldu?

Yüzüme bak.

İyi görünmüyorsun.

Her şey yolunda mı?

Sadece saçımı yıkasan olur mu?

Ulusal bilincimizin yeniden tesis edilmesini talep ediyoruz.

Kaçak göçmenlerin ülkemize girmesine izin verilmemesini talep ediyoruz.

Anavatanımız herkesten önce biz Gürcü'lere aittir!

Alın, bunları takın.

Bu kollukları takmayı herkes hak etmiyor. Aileye hoş geldiniz.

Dur, öldüreceksin!

Bunları buraya atalım.

Vay be, her tarafın kan içinde. Acıyor mu?

Hiçbir şey hissetmiyorum.

Onları nasıl haşat ettiğimizi gördün mü?

Keşke birini daha indirebilseydim!

Bu şerefsizler, Arap'ları nasıl savunabiliyor?

Rati'nin şişeyi kafasında nasıl kırdığını gördün mü?

Eve gidelim, beni dinle bak.

Evde ne yapacağım ki?

Polisi arayacaklar, başımız belâya girecek.

Polis bir bok yapmaz.

Kulübe girip her şeyi yok etmeliydik.

Lana'nın önünde her şeyi yok etmeliydik.

Yaşasın Gürcistan!

Şunlara bak...

- O bayrakları götünüze sokun! - Neden, onlar bizden.

Bizden mi? Onlar korkak ve ezikler.

- Beni burada bekle. - Nereye gidiyorsun?

Hop, sik kafalılar! Asıl savaş sokaklarda.

- Ne dedin sen? - Beni duydunuz, ananızı sikeyim sizin!

Özenti, çakma vatanseverler!

Korkaklar! Asıl mücadele sokaklarda!

- Kime küfrediyorsun sen? - Bırakın onu! Kesin şunu!

Yumruklarınızı kullanın, bayraklarınızı değil, korkaklar.

İbne!

Hadi bakalım, görelim delikanlılığını!

Bırakın onu!

Anneannen nerede?

Sandro, su hazır.

Konuşamayacağını söylediler.

Kavga ettim.

Şimdi iyiyim.

Hastanedeydim.

Ben hastanedeyken...

...anneannem öldü.

Baba.

Belki şimdi eve dönebilirsin, ha?

Tek başıma kaldım.

Lütfen, eve geri dön.

Lütfen, beni bir daha bırakma.

Geri dönsen ne olur ki?

Bunu sana şimdi sormamam gerektiğini biliyorum...

...ama ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum.

Lütfen gitme.

Nasılsın? Herkes gitti mi?

Evet, az önce gittiler.

Yarın da geçince, her şey bitecek.

Lütfen, kamerayı aç ve annemi bir kez daha göster.

Anne, beni sonra arayabilir misin? Arkadaşım geldi de şimdi.

Anne?

Sonra ara.

Tamam, sonra ararım.

Üzgünüm, daha erken gelemedim.

Yani, buraya gelmesine izin yok mu?

Gelse ne fark eder ki?

Niye?

Çünkü...

Babamın beni sevmediğini düşünüyorum.

Senin babanın neyi var?

Savaşta yaralanmıştı.

Sırtına bir şeyler isabet etmiş.

Bacaklarını hareket ettiremiyor.

Özür dilerim...

Sana çok kötü şeyler söyledim.

Ne istiyorsan onu yapmalısın.

Sorun değil.

Nasıl başladın?

- Dans etmeye mi? - Evet.

Yani, Tina bana bir keresinde çizim grubunda çıplak modeller aradıklarını söylemişti...

Ben de biraz para kazanmak için “Neden olmasın?” dedim.

Çizim grubunda bir adamla tanıştım.

Yakınlaştık ve bana kulüpten bahsetti.

Yani, gerçekten sevdin mi?

Bedenimi ve insanların ona bakmasını seviyorum.

- Açıklaması zor, ama... - Yo, anlıyorum, anlıyorum.

O zaman...

...ben müsaade isteyeyim.

- Geç oldu. - Lana.

Kalabilir misin?

- Merhaba. - Girsene, Sandro.

- Nasılsın? - İyiyim.

- Sen nasılsın? - Hiçbir fikrim yok.

Kahve içmek ister misin?

Gel.

Anneannen için üzgünüm.

- Bir şeye ihtiyacın var mı? - Yok, sağ ol.

Senin var mı?

Lasha'dan haber var mı?

Hiçbir şey öğrenemedim.

Avukat tam bir aptal.

Çocuğu bir kez bile göremedim.

- Kendisiyle telefonda konuştun mu? - İki kez konuştum.

Çok korkuyorum.

O da çok korkuyor.

Ağlıyordu.

Annen Amerika'dan geldi mi?

Yoksa oraya mı gidiyorsun?

Hayır. Evraklar yüzünden gelemedi.

Annesinin cenazesine katılamaması korkunç olmalı.

Saçını kestirmeye mi geldin?

Hayır, sadece Lasha'ya ait bir şeyi bırakmak istedim.

Otursana, niye ayakta duruyorsun?

Teşekkürler.

- Ee, nedir o? - Bir USB bellek.

İçinde birkaç film var.

İyi filmler mi? Sevebileceğim türdeler mi?

Hiç sanmıyorum.

Porno filmler mi?

Sıkıntı yok. Reşitsin artık.

Evet, ama ben izlemiyorum.

Niye?

Çünkü...

Her şey sevgisiz yapılıyor.

Gerçek hayatta da öyle oluyor.

Peki, onun yerine neyi seviyorsun?

Filmlerdeki hâlini seviyorum.

İyi filmlerdekileri.

- Orada daha mı çok sevgi var? - Evet, muhtemelen.

Ve karakterleri daha iyi tanıyorsun.

Başka ne var?

Hadi, bu kadar utangaç olma. Bana dürüstçe söyle.

Her zaman arkadaşının annesi olmak zorunda değilim, biliyorsun.

Bazen hayatta anne kimliğiminin dışında var olmuyormuş gibi hissediyorum.

Saçını kesmemi ister misin?

Şimdi mi?

Ya da belki başka bir şey yapabiliriz.

- O USB'de hiç film yok mu? - Yok.

Ama içinde senin olduğun bir video var.

Benim mi? Ne videosu?

Lasha'nın doğum günü videosu.

Of, ne aptal bir çocuk.

O pornoların yanına doğum günü videosunu mu koymuş?

Annem o zamanlar hâlâ hayattaydı.

O da dans etmeyi severdi.

Hadi izleyelim.

Ellerimi yıkayabilir miyim?

- Güzel mi? - Evet, hem de çok.

Hadi, tak sokete.

- Of, bunlar da ne? - Bu.

Annem...

Akıllı bir kadındı.

Bana sürekli, hayallerimi bir kenara atmamamı söylerdi.

Ama ben dinledim mi...

Şimdi ünlü bir dansçı yerine...

...vasat bir kuaförüm.

- Anneannem de anneme aynı şeyi söylermiş. - Neyi?

Hayallerinin peşinden gitmesini ve evlenmemesini.

- Annem, bir opera sanatçısıydı. - Hadi ya?

- Ama o zaman da ben var olmazdım. - Bu iyi olmazdı.

- Anneannen hasta mıydı? - Hayır.

Benim için endişelenip durduğundan dolayı ölmüş gibi hissediyorum.

- Ama ben onu düşünmedim bile. - Hadi ama, böyle konuşma.

Bazen, Tanrı'nın beni cezalandırdığını düşünüyorum.

Niye?

Çünkü, çok kötü şeyler yaptım.

Tanrı gerçekten varsa, cezalandırmaz.

Sadece, kurgusal Tanrı cezalandırır.

Bak işte, dans ediyor.

Hadi, biz de dans edelim.

- Dans etmeyi bilmiyorum. - Hadi, kalk. Çok kolay.

Hadi, kalk.

Şimdi, sana bir şey öğreteceğim.

Bunu kızlarla da yapabilirsin.

Buna, sigara öpücüğü denir. Sanki az önce öpüşmüşüz gibi.

Çok özür dilerim...

- İstersen gidebilirim. - Yo, yo.

Benim hatam, gerçekten.

Sanırım deliriyorum.

Hiçbir şey olmadı, tamam mı?

Sana sarılabilir miyim?

N'oldu? Gel.

Buraya gel, uzan.

Al şunu.

Fazla kanamamış.

- Çok özür dilerim. - Saçmalama.

Çarmıha gerildiği Klasik Antik Çağ'da...

...insanlar, Tanrı'ları ve kahramanları çıplak resmetmişlerdir.

Ancak, ölümlü insanları çıplak resmetmek kabûl edilmiyordu.

Çünkü çıplaklık, en utanç verici şeydi.

Çarmıha gerilmiş bir insan düşünün.

Herkes onu izliyor.

Kendi annesi bile onu izliyor.

İncil de dahil olmak üzere tarihi kaynaklara göre...

...İsa'nın da bir istisna olmadığını...

...onun da çıplak olarak çarmıha gerildiğini varsayabiliriz.

Peki, o zaman ne hissediyordu?

- Beden, çıplaklığı nasıl ifade eder? - Çok özür dilerim, trafikte sıkışıp kaldım.

Ve bu çıplaklığın yol açtığı utanç...

Geçen hafta Michel Foucault'dan bahsetmiştik.

Görünmeden gözetim'den.

Size Foucault'nun ünlü sözünü hatırlatmak istiyorum.

“Görünürlük bir tuzaktır.”

Peki, bu ne anlama geliyor?

Bugün burada güzel bir modelimiz var.

Onu resmedeceğiz.

Hazır mısın?

Buraya çık.

Aynı konu üzerinden devam edeceğiz.

Yapacağımız şu...

Utanç duygusunu yansıtan...

...çıplak bir beden resmedeceğiz.

Herhangi bir sorunuz olursa...

...burada olacağım.

Hazır olduğunda, üstündekini çıkarabilirsin.

Çeviri: dikistutmaz X: iapetos Letterboxd: moandor

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.