Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ
Gördün mü ne oldu?
Üç gün babaannenin yanına gittin,
kardeşin Hristiyan olup çıktı.
Amen.
Amen.
Judy nerede?
Judy gelmiyor.
Artık yaşamımızdan çıktı.
Kankan falan değil mi o?
Ne? Hayır.
Hem de hiç değil.
Onu hiç tanımamışım.
Niye evimize aldın o zaman?
Sohbeti sonraya bıraksanız olur mu? Henry, İsa'nın çocuklarına katılıyor.
Pardon, haham.
Söylemeliyim ki çok hoştu.
Duanızı sevdim.
Çok güzeldi.
Anlamı neydi?
Sevdiğimiz birini kaybetsek bile Tanrı'yı överiz.
Tanrı sevdiğimiz kişiyi alsa bile mi?
Tanrı'dan bağışlama istiyorsak biz de onu bağışlamalıyız.
Sevdim bunu.
Abe'i cennette, Tanrı'yla birlikte düşünmek güzel.
Hoş bir düşünce ama cennet diye bir şey yok.
Öyle mi?
Cehennem de yok.
Gerçekten mi?
Ne kadar kötülük yapsan da, kaç kişinin canını yaksan da yok mu?
Musevi inancına göre, birine zarar verdiysen
telafi etmeye çabalamalısın.
Yaptığın yanlışı düzeltmenin bir yolunu bulmalısın.
Teşekkürler.
Henry Teodor Harding, şimdi seni yıkayıp ilk günahtan arındırıyoruz.
İlk günah da ne?
Kısacası, hepimiz suçlu ve günahkâr doğarız.
Ama vaftiz edilince önümüzde yeni bir sayfa açılır.
Artık tek yapman gereken af dilemektir. Her şeye sıfırdan başlayabilirsin.
Güzel, değil mi?
Düpedüz palavra sıkıyor.
Vaftiz sayesinde hepimiz İsa Mesih'le birleşiriz.
Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına
seni vaftiz ediyorum.
Merhaba Bayan Harding.
Kocamı Judy Hale öldürdü.
Ee?
Ee mi? "Ee" ne demek?
Kısa süre önce, onun muhtemelen bu işe karıştığını öğrendim.
Hayır. Muhtemelen falan değil.
Kesin biçimde.
Bana kendisi itiraf etti.
Peki.
Biraz kayıtsız kaldığını hissediyorum.
Öyle yapmaya çalışmıyorum.
-O zaman git de onu tutukla. -Bu işler öyle yürümüyor.
İşin içinde çok daha önemli unsurlar var.
Ne unsuruymuş? Tanrım.
Konuşma tarzına feci gıcık oluyorum.
Üzgünüm ama yapamam.
Bir başka soruşturma daha var.
O bitene kadar Bayan Hale konusunda elim kolum bağlı.
O zaman bile, kendi itiraf etse de tutuklamaya yetmez.
Katil olduğu hâlde elini kolunu sallayarak dolaşıyor.
Bir şey yapmalısın.
Uzaklaştırma kararı çıkartabilirim. Yaklaşık 24 saat sürer.
Kocamı öldürdü, sonra evime yerleşti.
Uzaklaştırma kararı yetmez.
Yine hiçbir halt etmediğin için sağ ol.
Bayan Harding, dur.
Şimdilik, yanıt bulduğunu bilerek rahatlamaya çalış.
İstediğin bu değil miydi?
Herkesin gerçeği bildiği ama bedel ödemediği bir dünyada
yaşadığımı bilip avunayım mı yani?
Bedelini ödeyecek. Söz veriyorum.
Hayır. Ben söz veriyorum.
Bak, yine birlikte çalışıyoruz.
Bize bir bak.
Charlie'nin evimde olması âdeta bir lütuf.
Ted geri dönmüş gibi.
Ama bu geçici bir dönem.
Bana öfkesi dinince Charlie eve dönecek.
-Yardımım olduysa ne mutlu bana. -Peki.
İnsanların sığınabileceği biri ol. Aileler bu iş içindir.
Yorgun görünüyorsun.
O evlerden ikisini daha yeni peşin paraya sattım.
Buna son vermen için daha ne lazım?
Hiçbir şey satmadın.
Ne?
Steve Wood bu sabah kaporasını geri aldı.
Bildiğini sanıyordum.
-Niye ki? -Bilmem. Senin müşterin.
Siktir.
Durma öyle. Tepsileri dolaştır.
Banyoları bir daha paspasla. O sahte mermerde tek leke kalmasın.
Tabii ki.
Merhaba. Alır mıydınız?
-Hayır. -Peki. Tamam.
-Rulolardan alır mısınız? -Yok.
Merhaba. Bundan ister miydiniz?
-Hayır. -Peki.
Merhaba.
İyi günler. Bir rulo alır mıydınız?
-Hayır. -Peki. Tamam.
Merhaba.
Defol git buradan.
-Rezalete gerek yok. -Siktir git.
Başını ağrıtmak istemiyorum. Yardım edeyim.
Yardım mardım etme.
-Sşt. -Asıl sana şşt.
Peki.
-Çok güzel olmuşsun. -Sus.
-Peki. -Ne halt ediyorsun burada?
Hangi cüretle karşıma çıktın?
Çocuklarımın başını sokacak bir yeri olsun diye Lorna'yla çalışıyorum.
Hayatımı bir arada tutmak için.
Senin mahvettiğin hayatı.
Biliyorum.
O yüzden teslim olacağım.
Bilmeni istedim. En büyük cezayı talep edeceğim.
Eğer hâlâ varsa elektrikli iskemleye de razıyım.
Ama cezaların en büyüğü seni yitirmek.
Ben seni çoktan ihbar ettim.
Sorun değil. Doğru karar vermişsin.
-Doğru olan buydu. -Aferin.
-Kapa çeneni. -Tamam.
Fark etmez çünkü itirafın yeterli değil.
O yüzden serbestçe dolaşıp istediğin gibi kafamı ütüleyebilirsin.
Amacım kafanı ütülemek değil.
-O zaman ne istiyorsun, Judy? -Sadece kendimi affettirmek.
İyi olmanı istiyorum.
İyi olmamı mı istiyorsun?
Evet.
Kocama çarptın, onu ölüme terk ettin.
Sonra peşime takıldın, evime taşındın,
çocuklarımın güvenini kazandın.
Sosyopatın tekisin.
-Seni seviyorum. -Senden nefret ediyorum.
Peki.
Benden uzak dur.
Yapabileceğim bir şey varsa...
Ne yapabilirsin biliyor musun? Ortadan kaybolabilirsin.
Peki.
Ted'in tabancası çantamda.
Bir daha benim ya da ailemin karşısına çıkarsan
alnının ortasından vururum seni.
Anladın mı beni?
Tamam, anladım.
Şimdi siktir git, bir daha da gözüm görmesin seni.
Defol git buradan, Judy.
Git dedim. Hemen!
Evet, Howard. Ben salak değilim. Biliyorum...
Belli ki birisi ötmüş...
Kim yaptı bilmiyorum.
Merak etme, ben ilgileniyorum.
Bankadaki parayı biraz hareket ettirdim.
Dur bir saniye. Bekler misin?
Siktir. Seni sonra ararım.
Stavros.
Stavros.
İngilizce konuşabildiğini biliyorum. Ama Yunancam iyi, değil mi?
Ya.
ORANGE COAST SERVET YÖNETİMİ
Ortak hesabınızdan ne kadar çekeceksiniz?
Hepsini, lütfen.
Banka çeki olarak.
Hesabı kapatacak mısınız yani?
Evet.
Sizi kaybettiğimiz için üzüldük.
Neden Orange Coast'tan ayrılma kararı aldığınızı sorsam?
Buralardan gidiyorum.
Merhaba, Karen.
Geri getirmekte geciktiğim için kusura bakma.
İçindeki her ne idiyse nefisti.
Benim Meksika lazanyamdı.
Doğru ya.
Teşekkürler.
Üzümü aşırı mıydı?
Hiç değildi.
Peki. Sağ ol.
Acaba...
Çocuklar uyuduktan sonra falan
havuz başında bir kadeh şarap içmeye gelir miydin?
Yani sosyalleşmek için mi?
Evet.
-Olur. -Tamam.
Harika.
-Orada görüşürüz o hâlde? -Tamam.
-Havuz başında. -Evet.
-Peki. -Senin havuzunda...
Ne?
Senin evinde mi?
-Evet. -Tamam.
-Bir şey getireyim mi? -Yok.
Bir şeyler yapabilirim. Çalışmıyorum.
Lütfen zahmet etme.
-Yapma. -Tamam.
Sağ ol. Görüşürüz.
-Görüşürüz. -Güle güle.
Üzgünüm. Hesap kapatıldı.
-Pardon, anlayamadım? -Evet.
Hesabın diğer ortağı Bayan Hale var ya?
Sizden önce o geldi.
Gelip ne yaptı peki?
-O... -Hesabı kapattı.
Güzel.
Teşekkürler.
Yaktım seni Judy! Seni geberteceğim.
Savur, tekme. Savur. Tekme. Güzel.
Aldığın her nefeste
Yaptığın her harekette
Evet, Henry.
Kopardığın her bağda Attığın her adımda
O, seni izleyecek
Çok güzel, Owen.
Evet.
Her geçen gün
Söylediğin her sözcükte
Oynadığın her oyunda
Kaldığın her gecede
O, seni izleyecek
Devam edin.
Görmüyor musun
Merhaba, Judy.
Üzgünüm. Seyircisiz prova.
Tamam. Üzgünüm.
Henry'ye vaftiz için küçük bir hediye almıştım. Düşündüm ki...
Belki benim yerime ona verebilirsin.
Elbette.
Ne de olsa vaftiz babasıyım.
Öyle olduğun için çok şanslı.
Evet.
Jen'le aranızda ne geçti? Niye taşındın?
Sana söylemedi mi?
Hayır, ağzını bıçak açmıyor bu konuda.
Demek ki şiddetli bir patlama yakın?
Ona karşı anlayışlı ol, lütfen.
Şu anda gerçekten bir dosta ihtiyacı var.
Tamam.
Gitmen gerek.
Çocuklar seyirciye hazır değil.
Deneyip duruyorum, bebeğim Lütfen
-Neden yatmıyorsun, tatlım? -Tamam.
Seninle son bir şeyi konuşmamız gerekiyor.
-Tamam. -Peki. Şunu görüyor musun?
Şu beyaz şey var ya?
-Evet. -O bir sensör.
Yani baban olduğunu düşündüğün kuş cama gelirse
ben alarmı kapatmadan onunla konuşamazsın.
Sorun yok. Judy içeride tutabileceğim bir kuş aldı bana.
-Ne? -Görmek ister misin? Vaftiz hediyesi.
Judy'yi ne zaman gördün, Henry?
Kutsal Armoni provasına geldi ama Christopher onu dışarı attı.
İnsanların bizi hazırlıksız görmesini istemiyor.
Peki.
Judy'yi bir daha görürsen bana söyle, tamam mı?
Hemen söyle.
Umarım onu tekrar görebilirim.
-Özledim onu. -Biliyorum.
-Onu sevdiğini biliyorum. -Sen de seviyorsun.
Başka dostlar da edinebiliriz.
Tamam mı?
İyi geceler.
İyi geceler.
Bunu iyi ki yaptık.
Bence de.
Çok komik. Sekiz yıldır komşuyuz. Hiç size gelmemiştim.
Ya? Gerçekten komikmiş.
Bahçen çok güzel.
Güvenlikte kesenin ağzını iyi açmışsın.
Evet. Sağ ol.
Eşeği sağlam kazığa bağlamak lazım, değil mi?
Haklısın.
ADT paketine mobil uygulamayla alarm açıp kapama dâhil mi?
Evet.
-Nasıl bu kadar çok şey... -Kafayı ev güvenliğiyle bozdum da.
İyiymiş.
Güzel.
Silahın nerede peki?
Şey ben...
Pek silah sever biri değilim.
Anlıyorum.
Ben de öyleyim sanıyordum.
Sonra Jeff bana Noel'de çok şirin bir tabanca aldı. O günden beri de
tutkunu oldum.
İyiymiş.
Eğlenceli bilgi.
Biliyor musun? Birine evinden gitmesini söylersen
ama gitmezse onu vurabilirsin.
-Bu doğru olamaz. -Ama doğru.
Eğlenceliymiş.
Peki.
Daha şarap ister misin?
Eve gitsem iyi olacak.
Çok içince kurdeşen döküyorum.
Aslında, dur.
Bunu nasıl kullanacağımı gösterir misin?
Senin bildiğini varsayıyorum.
Alarm devrede.
Siktir.
Ne olıuyor?
Bir şey yok, tatlım. Odanda kal. Kapını kilitle.
-Kapıyı kilitle. -Ne?
Charlie?
Anne aç şu kapıyı.
Ödüm bokuma karıştı be Charlie.
Ödümü patlattın. Bu ışıklar acayip agresif.
Tamam. Dur da şu şeyi kapatayım.
Alarm devre dışı.
Eve dönmüşsün.
Evet. Babaannem bana Teddy deyip yüzümü okşuyordu...
Çok acayipmiş.
Öyle.
Hap problemi var.
Dökül hapları.
Satmayacaktım.
Babaannemi kendisinden kurtarıyordum.
Gerçekten mi?
Gerçekten.
Peki.
Dönmene çok sevindim.
Böyle boktan bir anne olduğum için özür dilerim.
-Sorun yok. -Hayır.
Hayır, bu doğru değil.
Bazen öfkeden küplere bindiğim için özür dilerim.
Özellikle de o gece beni babanla kavga ederken gördüğün için.
Tamam.
Ciddiyim. Beni affetmen lazım, Charlie.
Seninle temiz bir sayfa açmak istiyorum.
Götlük etmeyi bıraksan yeter.
Benden çok şey istiyorsun ama.
Gel, bir tanem.
Tanrım, seni çok seviyorum.
Ben de seni seviyorum.
Ne?
Doğru mu duydum?
Siktir git demedin, değil mi?
-Demedim. -"Ben de seni seviyorum" mu dedin?
Evet.
Hayatımın en güzel günü.
En güzel günüm.
Peki.
Biraz daha ihtiyacım var.
Hadi, gel.
BANKA ÇEKİ JENNIFER HARDING
Judy?
Judy?
Judy nerede? Hemen onunla konuşmam gerekiyor.
Burada değil.
-Nerede peki? -Bilmiyorum.
Teklifi geri çekeceğini bana söylemeliydin.
Ağzıma sıçıldı, biliyor musun?
Judy de benim ağzıma sıçtı.
Hayatımı mahvetti.
Yalnız değilsin.
Demiştim sana. Judy'nin gittiği yerde kıyamet kopar.
Evet.
Söylemiştin.
Seni korumaya çalışıyordum.
İçecek bir şeyler ister misin? Kadeh getirebilirim.
Kadehe gerek yok.
Beni mahvetti, Jen.
Tüm hayatım, ailem, uğrunda çabaladığım her şey.
Hepsi yok olacak.
Ne oldu?
Söyleyemem.
Ne o? Başkasını da mı ezdi?
Anlattı mı sana?
Evet.
Siktir.
Ne kadar üzgün olduğumu söylesem...
...bir şey değişir mi?
Direksiyondaki ben değildim.
Sen de arabadaydın.
Jen, o olay...
...kesinlikle tüm hayatımın en berbat anlarındandı.
Başın sağ olsun.
Teşekkürler.
Sana söyleyememek beni mahvediyordu,
özellikle de...
...seni tanıdıktan sonra.
Birçok bakımdan, bu işte birlikte olduğumuzu...
...hissediyorum.
-Sen de biliyorsun. -Öyle miyiz?
Evet.
O yüzden bana yardım etmelisin.
Judy'yi bulmalıyım.
Bana yardım edebilir misin?
Niye durmadınız?
Ne?
O gece.
Şey.
Durmak istedim.
Judy geri dönmek istediğini söyledi ama dönemedi.
Neden peki?
Bilmiyorum.
Bilmiyorum. Dönmedi işte.
Sen de dönmedin.
-Sakın yapma bunu. -Neyi yapmayayım?
Faturayı erkeğe kesenlerden olma.
Saçmalık bu. Yapma.
Judy'nin yapabileceklerini biliyoruz.
Senin yapabileceklerini de biliyorum.
Hiçbir şey bilmiyorsun.
Direksiyonu tutan onun eliydi. Gaza basan da onun ayağı.
O yüzden bana öyle bakma.
Canın cehenneme.
Asıl seninki. Arabayı o sürüyordu. O yaptı.
-Sen ne dedin peki? -Şey.
Judy ona çarpınca ne dedin?
Hatırlamıyorum.
Hasiktir. Bas gaza, kaçalım.
Sür şu arabayı, salak!
Çok üzgünüm.
Çok üzgünüm.
Hayatının en berbat anlarından biriydi ama hatırlamıyorsun.
Hatırlamıyorum.
Çok üzgünüm.
Judy olsa dururdu.
İlk söylediğimde duymadın mı? Hatırlamıyorum.
Evimden şu dakika çıkmanı istiyorum.
Siktir.
-Ben iyi biriyim, Jen. -Hayır, değilsin.
Onu savunup bir de bana silah mı çekiyorsun?
Evimden çıkmanı istiyorum.
Silahı bana ver, Jen.
-Ne yaptığını bilmiyorsun. -Yaklaşma.
Judy'nin ne cehennemde olduğunu söyleyene kadar hiçbir yere gitmiyorum.
TED
Ne yapıyorsun sen be?
Çekil yolun ortasından.
İsa aşkına.
Alo?
Judy, eve gelmen gerekiyor.
Alt yazı çevirmeni: Barış Emre Alkım
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.