Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ
RAPORLAMA VE SUÇ KAYIT
Bir şey değil.
Günaydın. Neden öyle dedin? Bu ne?
Ted'i öldüren arabanın parçası.
Bulduğum somut delil.
Alıp tarayıcıdan geçirebilirsin.
-Ne tarayıcısı? -Öyle bir şey olmadığını söyledim.
Selam. Yine görüşmek güzel.
Kendi polisini getirme kısmını es geçip
nereden bulduğunu sorsam?
Ted'i bulan kız Shandy Addams'tan.
Ona mı gittin?
O bana geldi. Ne fark eder?
Fark eder çünkü bu işlerin bir prosedürü vardır.
Prosedür mü?
Seni hiçbir delile ya da şüpheliye götürmeyeninden mi?
Aylarca uğraştınız, elinizde bir şey yok.
Ben daha ilk gün bunu buldum.
Başka ne var merak ediyorum.
Elinizdekileri görmek istiyorum. Tümünü.
-Tüm dosyayı görmek istiyorum. -Bunu yapamam.
Google'dan baktım, yapabileceğini biliyorum.
Görmene izin var ama kanıtları merhumun sevdiklerine göstermeyişimizin
-bir nedeni var. -Görmek istiyorum.
Rahatsız edici. Altından kalkması güç olabilir.
Nelerin altından kalkabileceğimi bilemezsin.
Evet.
Aferin. söke söke.
-Sağ ol. -Bir şey değil.
Meraktan soruyorum. Suç mahallinden sonra ücretli yol var mı?
Bir tane PCH'de var. Bir de Yorba Linda'ya gidenler.
Kamera kaydı var mı?
Bir sürü. Ama plaka ve aracın modeli olmadan...
Santa Ana'da biz de böyle bir vakayla karşılaşmıştık.
Bayan Harding?
Efendim?
İyi misin?
İyiyim.
İçeri dalamazsın güzelim.
-Güzelim! -Nerede o?
-Judy. -Steve.
Selam.
Böldüğüm için affet.
Peki.
Güle güle. Takımın ne güzel. Cep mendiline bayıldım.
Oldu. Görüşmek üzere. Teşekkürler.
-Neden geldin? -Arabanın parçasını bulmuş!
-Anlamadım? -Jen'de arabamızın bir parçası var.
-Tarayıcıdan geçirecekmiş onu. -Sakin ol.
Bizi bulacak ve benim yaptığımı anlayacak.
-O yüzden arabanın yerini söyle. -Dur.
Azıcık sakinleş, tamam mı? O işi hallediyorum.
-Peki. -Araba sorun olmayacak.
Niye? Nerede ki?
Emin bir yerde.
Annenlerde mi?
-Evet, orada. -Muhteşem.
Harika! Eileen de buna bulaşsın diye sabırsızlanıyorum.
Annem aylardır göl evinde. Kafana takman lüzumsuz.
Son zamanlarda çok şey yaşadı. Anlayışlı ol.
-Nesi var? Deriye karşı alerji mi? -Evet.
Öyle bir şey yok.
Ama seni Ay'ın yönettiğine inanıyorsun.
-Sen Yunanlarına dön. -Nereye gidiyorsun?
-Annemin evine gitme. -Gidiyorum.
Judy!
Görüşürüz güzelim.
Judy!
Merhaba! Ben Judy. Mesaj Bırakın. Teşekkürler.
Judy, selam.
Benim.
Özür dilerim. Sadece...
Seninle konuşmam lazım.
Beni bir tek sen anlarsın. Şimdi...
...karakoldayım ve...
...şeyi gördüm...
Ted'in kaza sonrası fotoğraflarını gördüm. Kaldırabilirim sanmıştım ama...
Şimdi kaldıramıyorum. Beni lütfen arar mısın?
Galiba... Sana ihtiyacım var.
İğrenç.
Özür dilerim.
Peki. Görüşürüz.
Vay be.
Araba sorun olmaz demiştim sana.
Bunu ummuyordum.
Durup "Bu şeyden nasıl kurtulurum?" diye düşündüm.
İllaki bir yerde olacak.
Ya her yerde olursa?
Sök, parçalarına ayır,
sonra Meksika'da üç farklı çöplüğe at.
Pof. Araba kayboldu.
-Araba yoksa suç da yok. -Aynen öyle.
Ne bulurlarsa bulsunlar, kanıtları
veya olay mahallinde bizi gören yoksa elleri boş demektir.
Tek tanıkları Ted.
Evet. Ted de ölü. O yüzden sorun yok.
Bunları nereden öğrendin?
İnternetten. Birkaç video izledim.
Çabuk kavrarım, biliyorsun.
Bazı şeyler sandığından da kolay parçalanıyormuş.
İyi ki doğdun bebeğim.
-Ne? -Evet.
Yüce Tanrım.
Tanrım. Jen arayıp duruyor.
Aç. Benden selam söylersin.
-Olmaz. -Niye?
Ya biliyorsa? Ya parçayı tarayıcıdan geçirdilerse?
Tarayıcı konusundan korkmuyorum.
Azıcık rahatlar mısın?
Babam şerifle kanka. Golfe birlikte gidiyorlar.
Ayrıca Laguna polisleriyle büyüdüm. Onlar sahil kasabası polisi.
Bir tek dalga yakalamayı bilirler.
Teknolojileri var.
Küçücük bir parçadan yola çıkıp tüm bu parçaları Rosarito'daki bir çöplükte
bulabileceklerse o zaman saygı duyarım.
-Teslim olurum. -Kes şunu.
Bu mesele bende, tamam mı?
Her şeye tarafsız bakıyorum ve on hamle ilerideyim. Söz veriyorum.
Sana bir şey olmayacak.
Peki. Sağ ol. Ama bunu gerçekten bugün halletmeliyiz.
İşler ne kadar hızlı yürür bilemeyiz.
Tüm gün peş peşe toplantılarım var.
Sabahım zaten mahvoldu.
Tamam! Sen toplantına git, ben hepsini yaparım.
Aletleri kullanmasını göster yeter.
-Ciddi misin, Ponyboy? -Evet.
Bu meseleyi yarım hâliyle kabullenemem.
Bu kâbusun gerçekten bitmesine ihtiyacım var.
Peki.
Toplantıları iptal edeceğim. Bu işi bugün halledeceğiz.
Sağ ol.
Al bakalım.
Biriyle görüşüyorum.
Güzel. Senin için acayip sevindim.
Şu lambrilere bak, harika.
Bir kulübedeyim ve hayatı seviyorum.
Kolajlarını şu köşede yapabilirsin tatlım.
Ah, aşkım.
Şu bölgedeki ışık da öyle. İnsanın aklını alıyor, değil mi Jen?
Evet.
Sabahları güneş bu zemine vuruyor ve kendini
bağışlanmış hissediyorsun.
Mutfağa bayıldım!
Şu kayan cam kapıları o kadar sevmedim.
Haklısın. Ama şu verandaya bak.
Mangalın nerede duracağını göstereyim mi?
Modern ahşap işinden konuşalım.
Eskiden daha rustik görünüm taraftarıydım,
çiftlik tarzı yani. Ağıl kapısı, porselen kapı kulpları.
Ama bir de şimdi bak. Beni tanısan bunu benden beklemezdin.
Artık yalınlık seviyorum. Sadelik.
O yüzden de bu modern aksesuarlara meylediyorum.
Bu bambu füzyonu, değil mi?
Pek bilemiyorum.
Bambu füzyonu mu, ceviz kaplama mı?
Ceviz kaplama mı, bambu füzyon mu?
Bir dergide gördüm. Kesinlikle "bambu füzyonu" diyordu.
Hatta kupürü kesip böyle bir an için sakladım.
Her şeyi kaybedip duruyorum, değil mi?
Hiç beni konuşturma.
Dosyalama sistemi aldım, üstüne Earl Grey döktüm. Çay lekesi kaldı.
-Kalır. -Kalır.
-Biliyorum. -Üzücü, değil mi?
-Çok üzücü. -Hayır, üzücü değil.
-Tatlım, iyi misin? -Değilim. Biraz müsaade edin.
İyi misin?
Tanrım! Sence iyi mi görünüyorum, seni ruhsuz dangalak karı?
-O çılgın masaj? -Sedona'daydı.
Sedona'da değil Santa Fe'deydi.
Sedona'ya yeni sevgilinle gitmişsindir.
Hayır. Sedona'ya birlikte gittik. Unuttun mu?
Şöminesi ve fıskiyesi olan odayı hatırladın mı?
"Girdaplar umurumda değil." demiştin de adın Girdap Adam kalmıştı.
Peki. O konuda...
İki saniye falan konuşmana izin verdim.
-Bu beni Girdap Adam yapmaz. -Tabii, tabii.
Ama gittiğimiz doğa yürüyüşü güzeldi.
Gerçi aletim yanmıştı.
Aman Tanrım.
Neredeyse unutmuştum.
Benim için "asla unutma" etiketi.
Eh, bol şortun altına külot giymeyip bir de güneşte
uyuyakalırsan öyle olur.
Sperm sayım artsın diye sen giydirmemiştin, unuttun mu?
O yolculukla ilgili başka bir şey soracaktım.
Nedir o?
Petrified Forest Parkı'na gitmiştik ya?
Evet.
Bu taşlardan alırsanız ömür boyu uğursuzluk peşinizi bırakmaz
yazılı levhayı hatırlıyor musun?
Belli belirsiz hatırlıyorum.
Sana hiç söylemedim ama bir radyo programında duydum.
O taşlardan alanlar yıllar sonra mektup yazıp taşları geri yolluyorlarmış.
"Hayatım mahvoldu," "Karım beni terk etti,"
ya da "İşimi kaybettim." yazıyorlarmış.
Hepsini de oradan taş çalmalarına bağlıyorlar.
O taşlardan çaldın mı?
Öff, yapma! Saçma sapan bir şey bu. Ciddi misin?
Boktan yaşamlarının faturasını başka şeye kesiyorlar.
Perspektif çok önemli, Judy.
-Perspektif ve zihniyet. -İyi. Tamam.
Aldın mı peki?
Almak istediğimi hatırlıyorum. Ama almadım.
-Yemin eder misin? -Ederim.
İşte o şifacının kartı.
Avucunda civciv tutturuyor.
Civciv tutarsan iyi gelir.
Çok teşekkürler. Tekrar özür dilerim.
Peki.
Sen ağzını açmadan peşinen söyleyeyim.
Bu iş yürümüyor.
O kadar da kötü değildi.
O kadar kötüydü.
Saygın ve profesyonel bir atmosfer yakalayamadık diyelim.
Bak ne diyeceğim,
sana söz veriyorum. Bir daha asla olmayacak.
Olmayacak. Çünkü artık yapamıyorum.
Neyi yapamıyorsun?
-Bunu. Hepsini. -Neymiş o? Neyi gösteriyorsun öyle?
İsa bana sabır ver.
Bir çuval inciri ilk defa bombok edişin değil bu, tatlım.
Müşterileri kaçırıp duruyorsun. İnsanları korkutuyorsun. Beni de.
Ne oluyor şimdi? Ayrılıyor muyuz yani?
Sadece mesleki olarak.
Bunu istememiştim ama olanaksız hâle getirdin.
Peki.
Son aylarda performansımın zirvesinde değilim, biliyorum
ama kocam öldürüldü. Duydun mu bilmem.
O yüzden çok iyi durumda değilim.
Sen ve oğlanlar için her gün dua ediyorum.
Seninle iyi dost olmaya çabaladım.
Ama sorunların Ted öldüğü gün başlamadı ki.
Ben bu konuşmayı yapmayı yıllardır düşünüyordum.
Shorewood devre mülklerinde o incir ağacını mahvettiğinden beri.
Tanrım. Sen de yanımdaydın. İkimiz de o ağaçtan nefret etmiştik.
Oraya ait değildi.
Crystal Cove'da o tatlı çifte, Walsh'lara bağırmana ne buyrulur?
Tamam ama... Kadın ırkçıydı.
Kadın 80 yaşındaydı.
Öfken dinmek bilmiyor, Jen.
Bu konuda nasıl yardım edebilirim bilmiyorum.
Tek bildiğim, artık bunu sürdüremeyeceğim.
Üzgünüm.
Pardon. Judy Hale'i nerede bulabilirim acaba?
Adını bile duymadım.
Peki.
Judy'nin arkadaşı mısın?
Evet.
Merhaba.
Adım Jen.
Ah, onun birlikte kaldığı şu hoş hanım sen misin?
Sen de Abe olmalısın.
Doğduğumdan beri.
-Oturmaz mısın? -Sağ ol.
Judy...
-...hastaymış, gelmeyecek. -Cidden mi?
Hasta olduğunu sanmıyorum.
Muhtemelen o piç kurusu Steve'le birliktedir.
Haklı olabilirsin.
İyi misin, tatlım?
İyiyim.
Çok boktan bir gün geçirdim.
Aslında boktan birkaç yıl.
Üzüldüm.
Sorun değil.
Belki de hak etmişimdir.
Yerinde olsam bundan çok emin olmazdım. Hak etmeye inanmam.
Auschwitz'deki çocuk başına geleni hak etmiş miydi sence?
Tanrım. Elbette hayır.
Sadece... Sanırım bir tek bu günü hak ettim.
Kendine karşı bu kadar sert olma.
Sağ ol, Abe.
Judy'nin seni niye bu kadar sevdiğini anlıyorum.
Ben de.
Halimize bak.
Cuervo Tradicional paylaşıyoruz.
Tradicional diye mi okunuyor?
Öyle telaffuz ediliyor.
R harfini yuvarlaman falan gerekmiyor mu?
Şu şeyden kurtulmayı iple çekiyorum.
Keşke sana onu hiç almasaydım.
Bilmiyordun ki.
İşin aslı şu ki, bizimle ilgili birçok şeyi keşke
farklı yapsaymışım.
Evet, ben de.
Birlikte iyiydik.
Zor zamanlar geçirdik ama harika zamanlarımız da oldu.
Umarım bu yeni adam...
...sana nasıl davranacağını...
...biliyordur.
-Yapma bunu. -Neyi?
"Umarım bu yeni kişi sana nasıl davranacağını biliyordur." muhabbetini.
Şu anda gözünle yapmakta olduğun o şey var bir de.
Ne o? Bakamaz mıyım?
Bana öyle bakmayı bırak.
Sana insan gözüyle bakıyorum.
Bence anneannene öyle bakmıyorsundur.
Ona nasıl baktığımı bilemezsin. Anneannem...
...şahane bir kadındı.
Öyleydi.
-Ne var? -Bu işte.
-Bak. Dediğim buydu.
-Yok öyle bir şey. -Var işte.
Yok. Var diyerek kendin yaratıyorsun.
Ben bir şey yaratmıyorum. Zaten var olan bir şey bu,
ben sadece işaret ediyorum. Görmek için mikroskoba gerek yok.
-Ne o, şimdi de fen dersinde miyim? -Evet.
Öylesin.
-Kapa çeneni. -Ne?
Bilerek yaptığını biliyorum.
Küçük bir teste var mısın?
-Gözlerimi kapatacağım. -Peki.
Açtığımda
bir şey var mı söyle.
-Hazır mısın? -Tabii. Hazırım.
Judy?
Ah.
-Selam. -Merhaba.
Geçerken iyi misin diye bir bakayım dedim.
Karşıma bu turta çıktı.
Çok naziksin.
Girsene.
Bira ya da bir kadeh şarap alır mısın?
-Bira. Bira çok iyi olur. -Tamamdır.
-Al bakalım. -Sağ ol.
Ne durumdasın? Bu sabah yaşadıkların kolay şeyler değildi.
Haklısın.
Günün nasıl geçti?
İnanılmaz berbattı.
Hayatımın en rezil günü.
Tabii kocamın koşuya çıkıp asla gelmediği o günden beter değil.
Çünkü o... Harbiden berbattı.
Haklısın.
Hatırımı sormaya gelmen büyük incelik.
Eminim buraya Judy'yi görmeye gelmemişsindir.
Hiç olur mu?
Aslında ondan kaçıyorum, biliyorsun.
-O yüzden mi oturduğu yere geldin? -Evet.
Aynen öyle. Hangi unlu mamulleri sevdiğini öğrenmeye.
Havuçlu kek, bu arada.
Havuçlu kek.
Judy burada değil.
Ted koşuya mı çıkmıştı?
Ted o gece koşuya çıktı demiştin.
Evet.
Dosyada gördüm. Vans ayakkabı giymişti.
Evet Vans giyerdi.
Spor ayakkabı sevmezdi.
Hiç öyle ayakkabısı yoktu.
Ayak tabanının sertleşmesiyle ilgili.
Evet.
Peki.
Bu IPA birası güzelmiş.
Şerbetçiotu fazla. Hem de çok.
Bak ne diyeceğim.
Kusuruma bakma. Benim yatmam lazım. Çok...
-Ah, tabii. -Yarın büyük gün.
Yaşamıma yön vereceğim.
Anladım.
Uğradığını Judy'ye söylerim. Ama onu görmeye değil.
-Onu görmeye değil. -Tabii değil.
-Sağ ol. -Görüşürüz, Nick.
-Tabii. -Sağ ol.
-İyi geceler. -İyi geceler.
Peki.
O arabayı çok sevmiştim.
Sevdiğini biliyorum.
-Tamam. -Dikkatli ol.
Sana karşı dürüst olacağım.
Ben...
Aldım.
Neyi aldın?
Petrified Forest Parkı'ndaki taşlardan.
Sen almadın mı?
-Hayır. -Hadi.
Hayır, Steve. Almadım.
Neden peki?
Ne demek neden? Çünkü onlar kutsal taşlardı.
Çünkü sana almamanı söylediler.
Çünkü üstünde "Kötü şans getirir" yazılı bir işaret vardı.
Yapma. Bir taş çaldım diye mi hayatım mahvoldu?
Adi olduğum için değil yani?
Sana söz veriyorum. Fark etmez.
Her şey yoluna girecek.
Tamam mı?
Seni ararım.
Hey.
-Neler oluyor ya? -Merhaba.
Ne diyeceğimi bilemiyorum.
-Jen... -Hayır. Bu iğrenç bir şey.
Çok üzgünüm, Jen.
Steve'le birlikteydin, değil mi?
Evet.
En azından mesajıma yanıt verebilirdin, Judy. İsa aşkına.
En son sevdiğim biri geri aramadığında ölmüştü.
Ah, aman Tanrım.
Haklısın.
-Özür dilerim. Eşeklik ettim. -Bugün sana ihtiyacım vardı.
Çok ihtiyacım vardı.
Bunu kabullenmek benim için çok zor.
Özür dilerim.
Bu sabah polis işi nasıl gitti?
Bu konuda konuşmak istemiyorum. Yatacağım.
Peki.
Steve ha?
Aklın başında mı?
Niye bu adamın etkisindesin, Judy?
Ah bir bilsem.
İyi geceler.
ALBÜMDEN ÇIKAR / SİL / İPTAL
Peki. Tamam.
Sağ ol. Çok teşekkürler.
Görüşürüz.
Yepyeni bir gün, Judy.
-Öyle mi? -Evet.
Ted'i öldüren arabanın marka ve modelini bulmuşlar.
Ne?
Arayan Nick'ti. Orange County'de adına o tür bir araba kayıtlı olan herkesin
listesini çıkaracak.
-Vay canına! -Evet. Aman Tanrım.
1966 model Mustang.
Tuhaf değil mi?
Bunu şimdi bilmek çok tuhaf.
-Ürpertici, değil mi? -Biraz.
Ama evet. Olanlar gerçek.
Bu oldu. Bu yapan kişi,
bu da kullandığı araba.
Harika, değil mi?
-Acayip harika. -Evet.
-Ama aklıma bir şey takıldı. -Nedir o?
Ona çarpan kişi olsan arabadan kurtulmaz mıydın?
Yapacağın ilk iş bu olmaz mıydı?
Belki.
Belki de değil.
Aslında düşününce çok şüpheli gözükürdü.
-Sence de öyle değil mi? -Değil.
Ben olsam arabadan kurtulmazdım
çünkü beni şüpheli durumuna düşürürdü.
Hatta muhtemelen yapabileceğin en kötü hata bu.
Ben yaptım diye ilan etmek gibi.
Evet ama fark etmez.
O kişi arabadan kurtulsa bile arabanın sahibi olduğunu öğreneceğiz.
Evet.
Tamam. Gidip duş alacağım.
Yeni bir gün, Judy.
Alt yazı çevirmeni: Barış Emre Alkım
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.