Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Sanat önemli. Çünkü sonsuz olanla ilgilenir.
Ebedî olanı resmeder.
Sanat, her geçen gün beni daha da etkiliyor...
onun enginliği ve...
bizlerin buna olan ihtiyacı...
hikayelere olan...
ihtiyacımız.
Sanat olmasa...
boşluğu dinler dururduk.
İyi ki var. Kadrini bilmeliyiz.
İNSAN OLMAK
Roy Andersson insanlık hallerini yansıtan filmler çekiyor.
Stokholm merkezinde büyük bir binada hem yaşıyor hem çalışıyor.
Sahneler "Tableau Vivant" isimli teknikle stüdyosunda oluşturuluyor.
Çekim için her sahnenin yaratılması...
ortalama bir ay sürüyor...
Hayır! Dur, dur, dur!
ardından her şey demonte ediliyor.
Roy, İnsanları Seyreden Güvercin filmi ile önemli bir başarı elde etti.
Bu ödül diğer projelerimi gerçekleştirmek adına bana güç verdi.
Roy, 75 yaşında yeni filminin çekimlerine başladı.
Gözlüğüm... gözlüğüm...
Bu onun nihai filmi olacak gibi duruyor.
Ah! Unuttum.
Hep unutuyorum zaten!
Bir saniye, bir saniye...
Diğer odaya çıkıp bakacağım.
Evet!
Tabi ya!
"Sonsuzluk"
"Sonsuzluğa Dair"
Doğrusu şunu kabul etmeliyim ki mükemmel bir isim değil.
"Bitimsizlik" olsun isterdim ancak bu da...
fazla ağır kaçıyor.
Yani, eşanlamlılarından birini de kullabilirdik...
ama böyle fena değil.
Çok iyi sayılmaz, ama kötü de değil.
Film, insanoğlunun tüm yanlarını yansıtan varoluşa dair yazılmış...
kısa kısa şiirlerden bir derleme.
Trajik, komik...
ne isterseniz.
- Merhaba! - Merhabalar.
İstediğimiz gibi olmaya başladı.
Bir yudum al.
Bu sahne bana hapsi boylatabilir.
Zaman kimseyi beklemez.
...hayattasın.
Tam manasıyla absürd!
O harika cümleyi metne bakmadan söylediğini farz et.
- Son raddade. - Şüphesiz.
En mühimi, "Evet, işler şimdi rayına oturuyor" denilen o geçiş anını yakalamak.
Roy'a göre vasat ile kötü arasında...
fark yok.
İki durumda da derinlik ve özgünlükten uzaksınız.
Şurayı rötuşladın mı?
Evet, hallettim. Şimdi test edebiliriz.
Hadi ya... Artık kusur bulacak bir şey kalmadı yani.
Kıymetli ekibim...
bu, sinema camiasının takdir edeceği...
birlikte üstesinden geldiğimiz harikulade bir sahne.
Şu sıralar Roy'u en çok zorlayan şey üzerinde hissettiği baskı.
Sahneleri layıkıyla çekebilecek miyim, diye stres yapıyor.
Kendi kendini bu denli sıkmasının - faydası olacak mı gerçekten?
"Ellerimden çiviledir..."
"Ellerimden çivilediler." desen daha iyi olacak sanki.
Ardından sen de "Dur bir bakayım!" demek yerine...
"N'oldu?" demelisin. "Neyin var?" de.
Neyin var?
Benim için en mühimi...
insana özgül o şeyi göstermek:
Kırılganlık.
Hayat karşısındaki kırılganlığımız.
Üstesinden gelebildiğim için...
şaşkınım.
Çünkü başlarda yapabileceğimden şüpheliydim.
Zira iyi bir oyuncu olup olduğumdan emin değilim.
Asıl gailem, tüm filmlerimin de ana konusu...
özgüven ve...
özgüvensizlik.
İnsanları Seyreden Güvercin (2014)
Roy, sahneleri ve filmin bütününü etraflıca düşünmek için...
geniş zamana ihtiyaç duyan biri.
İnsanlara, olup bitenlere duyulan merak film yapmanın bir parçasıdır.
Sanırım her insan evladı bir restoranın verandasında oturup...
sokaktan gelip geçen insanları...
seyretmeyi sever.
İnsan olmak...
varolmanın tadını varmaktır.
- Roy, bazen pencereden öylece sokağı izliyorsun ya ondan bahsettik.
- Aynen öyle, ama dürbün kullanıyorum; menüye bakmak için.
Bu sayede aşağı inip karşı kaldırımdaki restorana gitmek zorunda kalmıyorum.
Menüyü buradan görebiliyorum.
- Zekice! - Tembelim biraz.
Bazen.
Sonbahar - 2017
Çarmıha gerin! Çarmıha gerin!
Ne günah işledim?
Söyledikten sonra vur.
Biraz gerilim yaratmış oluruz.
"Kalk!"
- Doğrusu çarmıha gerilmek hiç hoş olmasa gerek. - Hayır, kesinlikle değil.
- Dünya gözüyle bir efsanenin elini sıkabilir miyim?
- Teşekkür ederim.
- Sizin içinde uygunsa bir fotoğraf çekilebilir miyiz?
- Tabi, ne demek.
- Burada olmaktan onur duyduğumu söylemeliyim. - Teşekkür ederim.
-Şaşkınlık içindeyim... Hayal gibi.
- Teşekkürler sayın Roy. İnanılmaz!
- Ayağına sağlık. - Başarılarının devamını dilerim.
Bu stüdyo hepimiz için özel bir yer.
Ben ve Johan 90larda başladık burada çalışmaya.
O zamanlar henüz asistandım.
Çok uzun saatler çalışırdık.
Yoğun geçerdi günler ama bir o kadar da keyifliydi.
Uzun süredir ahenk içinde yek bir vücut gibiyiz.
Aşina olduğumuz bir ortam.
Çünkü... Roy stüdyoda yaşıyor...
aşağı inip kahvaltısını yapıyor.
Evi de burası: Stüdyo.
Ve bizler de buranın bir parçasıyız.
Kendine has kuralları ve mazisi olan bir dünya.
Filmdeki tüm sahneler kameranın açısına göre stüdyoda inşa edildi.
Ufkumu genişleten bu teknikle ilk kez burada karşılaştım.
Stüdyonun fiziksel sınırları sahneyi nasıl tasarlayacağımızı tayin ediyor.
'Optik Yanılsama' tekniğini kullanarak küçük ölçekli bir şeyi...
olduğundan daha büyük gösterebilirsiniz.
Ardından, hem kadrajı hem stüdyonun sınırlarını dikkate alarak...
malzemeleri konumlandırabilir ve bir bütünlük elde edebilirsiniz.
Her şeyin birer maket olduğunu muhtemelen fark edeceksiniz.
Eğer yeterince yakından incelerseniz hiçbir şeyin gerçek olmadığını anlayabilirsiniz.
Tıpkı bir ressam gibi resimdeki fırça darbelerini seçebilirsiniz. Ancak bu...
resmin gerçekliğini zedelemez.
Bilakis onu daha zengin kılar ve sizi yapım sürecine davet eder.
Bu kof sopa filmde kullanıldı.
Hz.İsa tiplemesinin dövüldüğü sahne için tasarlamıştık.
Bunlar da Roy'un diğer takıntılarından birkaçı:
Prizler ve...
radyatörler.
Borular, prizler veyahut radyatörlerle ilgili münakaşa yaşamadığımız tek bir sahnemiz yok.
Bunu anlıyorum.
İzleyicideki gerçeklik hissini artırıyor. Mekânda hayattan öğeler görüyoruz.
En iftihar ettiğim sahne 'Siz, Yaşayanlar' filmindeki...
durağan bir odayı hareketli hale getirdiğimiz tren sahnesidir.
İlk başlarda esasen basit bir ışık oyunuydu.
Farklı hızlarda hareket eden katmanlar halinde maketler vardı.
Epeyi kalabalık bir ekiple çalıştık.
Bir zamanlar burada çalışmış insanların...
aynı zamanda filmlerde de oynadığını görebilirsiniz.
Hepsi bir iz bırakıp gitmiştir.
Bütün bu stüdyo Roy'un hayal dünyasına hizmet ediyor.
Tahayyül ettiği her şey vücut bulabilir burada.
Ve zihnindeki görüntüye ulaşana kadar pes etmez.
1.Hafta
2.Hafta
3.Hafta
4.Hafta
5.Hafta
Bitmiş Hali
Roy tam manasıyla istifçidir.
Hiçbir eşyayı atmamıza müsaade etmez.
Neyi kaç kere kullandık hatırlamak mümkün değil...
bilhassa deneme çekimlerini hesaba katarsak.
İşe öncelikle kadrajı ayarlamak ve mekanı düzenlemekle başlarız.
Bir ressam olarak sürekli yeni eskizler yapıyorum.
Farklı bir fikir, farklı bir ölçek, farklı bir açı...
yeni bir renk paleti, diyalog...
farklı bir tipleme, farklı bir mizansen.
Nihai kararımıza kadar bir çok şey deniyoruz.
Temel pratiğim sahneleri bir imgeden yola çıkarak oluşturmaktır.
Zihnimde "Ben buradayım!" diye bağıran görüntüler var.
Uslübuma bellek ve hayal yön veriyor.
Bu yaklaşımla sahnenin yalın bir iskeletini...
oluşturabiliyorsunuz.
Tasvirleme çalışmasını seviyorum çünkü insanların vücut dilini...
ve statünün dışavurumu olarak isimlendirebileceğim olguyu yansıtıyor.
Herhangi bir açıklama ve konuşma yok.
Ancak bakar bakmaz onların nasıl ve kim olduklarını...
sosyal statülerini, zihin yapılarını anlarsınız.
Biraz kaybolmuş ve çevrelerinde olup bitenlere yabancılaşmış insanlar.
Kırılganlığımızı ve şu dünyadaki ahvalimizi...
insanın o basit ve sıradan halini...
resmetmeyi seviyorum.
O basit ve önemsiz gibi görünen anlarda bir şiirsellik buluyorum.
- Eylül ayı geldi bile.
OYUNCU SEÇMELERİ (isteyen herkes katılabilir) Oyuncularımızı tabiri caizse sokaktan buluyoruz.
Tüm bu karakterlerde benden bir şeyler var mı diye sorarsanız...
cevabım evet olur.
Hepsinde benden izler var.
Neden beni terkettin?
Onu terkeden Tanrı mı yoksa...
bir şişe şarap mı bilmiyoruz!
- Merhaba! - Hey!
- Ne var ne yok? Uzun zaman oldu görüşmeyeli.
Roy, hayatta geri planda kalmış insaları ele alıyor.
Doğrusu bu tür insanları filmlerde pek görmeyiz.
Bu insanlar hayatta çok da başarılı olamamış insanlar.
- Ne sence bunlar!..
...muhasebe kayıtları.
Her şey yandı kül oldu.
Bir servet be!
Monoton hayatlar, sıkıcı kocalar...
Tabi göze ilk çarpanlar bunlar.
Oysa bu insanlarda Roy'un dikkatini celbeden başka şeyler var.
Filmi izlediğinizde size biraz tuhaf gelebilir...
ancak Roy bu insanlara şefkatle yaklaşıyor ve hak ettikleri saygıyı gösteriyor.
Hadi deneyelim.
Yaptığımızın tam olarak...
oyunculuk olduğunu söyleyemem. Daha çok vitrin mankenleri gibiyiz.
- Harikulâde değil mi?
- Ne?
- Her şey.
- Tamam.
Bir oyuncu için en mühimi, inandırıcılıktır.
Hepimizin diz kapağı refleksimiz gibi...
istem dışı tepkilerimizi yöneten bir mekanızması vardır.
Oldukça hassastırlar, saliseler içinde reaksiyon gösterirler.
Beden dilimiz de böyledir: Anlık bir bakış, bir jest.
Yarım adım öne gelsene. Bir de böyle deneyelim.
Doktora bak şimdi.
Birisinin duyduklarına ve gördüklerine verdiği anlık tepkileri gözlemlemek...
oldukça ilginç ve bir o kadar da eğlencelidir aslında.
Bir örnek vereyim:
Diyelim biri gelip size...
"Duydun mu babam ölmüş." dese...
Siz de afallayıp "Nasıl olur?" diye sorsanız...
ve karşılığında şu cevabı alsanız neler geçer aklınızdan:
"Vişne ağacından düşmüş."
Ağacın vişne ağacı olduğunu söylediğinizde...
yani sadece "Ağaçtan düşmüş" demek yerine...
ağacın türünü belirttiğinizde, bunu duyan herkes...
olayı zihninde canlandırmaya...
ve kavramaya çalışır:
Böyle bir şey nasıl olmuş olabilir, diye.
Adamın vişne ağacından düşmesini...
idrak etmeye çalışan birilerini...
izlemek...
çok eğlenceli olmaz mı?
İlkbahar - 2018
Roy, ekibinden birinin oyunculuk yapmasını pek tercih etmez.
Fakat eski stajyerimiz Tatiana ile deneme çekimi yaptık...
ve sonuçtan memnun kaldı gibi. Şimdi ben de bir rol üstleneceğim.
- Şunlar biraz daha aralanmaz mı?
- Hiç zannetmiyorum.
- Stüdyo-B tarafından dolanıp gelmen gerekecek.
- Buradan nasıl döneceğim?
- Burada kaç hafta çalıştın?
- Sanırım dört. - Dört mü?
- Aşağı yukarı.
- Marangoz olarak mı çalıştın? - Evet.
- Tatiana neden burada, öğrenebilir miyim?
Filmlerini sevdiğimden. Neden gelmeyecekmişim ki.
- Diyorsun? - Elbette, kesinlikle.
İstasyon Sahnesi Deneme Çekimleri
Roy geldiğinde deneme çekimi yapacağız. Çoktan burada olmalıydı oysa.
İnşallah bir an önce gelir.
Roy'un gelmesini bekliyoruz.
Dün bitirdiğimiz şeyler var.
Onları test edeceğiz.
- Hadi başlıyoruz.
- Nerede kalmıştık?
- İstasyon Sahnesi'ni test ediyorduk.
- Anladım ama...? - Sahnenin kendisi mi?
- Şu an boş mu? - Evet.
Roy bazen sadece başımızda durur...
ve işlerin yolunda gidip gitmediğini...
kontrol eder.
- Güzel.
Eskimişliği belli oluyor.
Normalde çekimde bir pürüz yoksa...
bunu Roy'un yüzünden şıp diye anlarsınız.
Ancak son zamanlarda çok kararsızlık yaşıyor. Yapımda belirsizlik hakim.
Berbat!
Bana kalırsa başka bir şey denemeliyiz.
Mesele tamamıyla içine sinmesiyle ilgili.
Roy'un en büyük iki silahı, 'işte bu!' diye fısıldayan sezgileri ve nüanslara düşkünlüğü.
Lakin problem şu ki dün beğendiğini bugün beğenmiyor.
Üzerindeki intibâ değişince önceki kararından dönüyor.
Bu zihinsel ve analitik bir yaklaşım değil. Tüm mesele içine sinmesiyle ilgili.
Faydasını çok görüyoruz...
ancak her daim bu metoda güvenemeyiz.
Yaz - 2018 Prodüksiyon planlanandan yavaş ilerliyor.
Plana sadık kalıp 2019'da prömiyer yapacağız.
Evet. Çok iyi anlıyorum.
Evet. Aşama kaydediyoruz, her şey yolunda.
Ancak daha önce söylediğim gibi yapılması gereken epeyi işimiz var hala.
Mutlu yıllar sana! Mutlu yıllar sana!
Mutlu yıllar sevgili Amalia!
Mutlu yıllar sana!
- Amalia.
- Ne gerek vardı!..
- Al bakalım.
- Aa, Bruegel!
- Sever misin? - Evet.
- Lütfen önce siz!
- İyi misin?
- İyiyim iyiyim.
Bir yandan...
belli etmemeye çalışıyor.
Öte yandan her şey gözümüzün önünde cereyan ediyor.
Şarap içmeler vesaire...
Ancak artık kontrolden çıkmış durumda ve yapım sürecini aksatıyor.
- Her şey yolunda mı?
- Biraz... soğuk su içeyim dedim.
Teşekkürler.
Ekip arkadaşlarımla konuştuk.
Alkol alıp durmam onları endişelendirmiş.
Tenkitlerinde haksız değiller.
Son iki yıldır giderek daha çok alkol tüketiyorum.
Birçoğumuz kendine şunu soruyor: "Son bir yıldır n'apıyoruz biz?"
Roy'un istediğinin bu olduğunu hiç sanmıyorum.
Halihazırdakilerle uyuşmuyor.
Biz de o kısmı şimdilik rafa kaldırdık.
- Neden?
- Roy'a danışmak için. - Yani öyle umuyoruz.
- Anladım.
Galiba bu husus kaygılandırıyor:
Ne zaman kaç tane sahnemiz kaldığı konusu açılsa...
Roy sanki filmi hiç bitirmek istemiyormuş gibi davranıyor.
Yani...Ee...
Hiç bitmeyecekmiş gibi davranmak belki zekice bir tutum olabilir.
Roy'un toparlanmasını canı gönülden...
istiyorum.
30 yıl boyunca muntazaman alkol kullanan birinin...
bir iki ay içinde tamamen...
düzelmesini beklemek...
çok iyimser bir yaklaşım olur.
Filme başladığımızdan beri böyle sıkıntıları hep oldu.
Son birkaç aydır ise işler iyice çığrından çıktı.
Bu durum filme de sirayet ediyor.
Şimdiye kadar çektiklerimize bakıyorum da...
kaygıdan, ölümden, nostaljiden başka bir şey yok.
Ayrıca oldukça suskun bir film.
Öncekilerle kıyaslayacak olursak...
onlar da içe dönük tasalı filmlerdi ama bir o kadar da nüktedanlardı.
Şimdikinde ise bundan eser yok.
Daha soluk...
ve kasvetli.
Filmi tamamlamak tamamen Roy'un gidişatına bağlı.
Yine de filmi özel kılanın ne olduğunu unutmamak gerekir.
Nitekim Roy'un önemsediği meselelerdir eseri dikkate değer kılan.
Filmleri ziyadesiyle otobiyografiktir.
- Ürünlerimizden birkaçını zat-ı alinize sunmaktan memnuniyet duyarız.
- Tamam.
- İnsanları Seyreden Güvercin'deki şaka malzemeleri satan adamların...
çıkış noktası bana kalırsa kesinlikle Roy'un kendisidir.
- Son zamanlarda en çok satan malzemelerimizden birisi...
şu görmüş olduğunuz...
ekstra uzun...
vampir dişleridir.
Gençliğimde, benzer röportajlar vermek...
canımı çok sıkmıyordu.
Aslında yazar olmak istemiştim. Arzum buydu.
Lakin son festivallerde, hele ki Venedik Film Festivali'nde...
günde aşağı yukarı yirmi tane röportaj veriyordum.
Ve tabi işimizin bir parçası bu.
Bununla birlikte, festivalin tadını biraz daha çıkarmak...
ve diri kalmak için...
içmek istiyorsun.
Alkol yaratım sürecinizin bir parçası mı oldu?
Kısa...
Kısaca ifade etmem gerekirse: mesele insanın enerjisini sömüren ve...
bitap...
bitap düşüren...
olumsuz duygulardan kurtulmak istemesi.
O bıkkınlık hali.
Biraz bu yüzden içiyorum.
Kendimi o ruh halinden kurtarmak için.
İlk filmim 'Swedish Love Story'yi çekerken...
bir damla alkol almadım.
Kabarcıkları sevdiğimdem sadece gazlı mineral suyu içtim.
Zihnim berrak olsun istedim.
Sizlere genç ve müstesna bir beyfendiyi takdim etmek isterim:
Karşınızda Roy Andersson.
Kendileri İsveç'te büyük ses getiren Swedish Love Story filminin yönetmenidir.
Film, Uluslararası Berlin Film Festivali'nden dört ödülle döndü.
Bu genç beyfendi şu an kaç yaşında acaba?
Birkaç gün önce 28 yaşıma girdim.
Giderek yetişkin biri oluyorsun yani?
O başarı beni çok rahatsız etti.
Nefret ettim, iğrendim...
tüm o övgülerden, alkışlardan.
Düşman başına! Hiç hoş zamanlar değildi.
'Gerçekleşen Arzunun Depresyonu' denilen o boşluk hissi vuku buldu.
Uğrunda mücadele ettiğin, özlemini çektiğin şeye kavuştuğun an...
içine düştüğün o boşluk.
Yıllanmış bir hakikat:
Başarı her zaman mutluluk getirmez.
Dahası sizden bir şeyler alıp götürür.
Roy Andersson'ın sıradaki projesi nedir, merak ediyoruz.
Telefonla görüştüğümüzde bana...
film yapmayı bir noktada hepten bırakacağını söyledin.
Ciddi miydin?
Hayat keyif alarak yapabileceğiniz başka şeylerle dolu.
- Mesela?
Film yapımı meşakkatli ve...
ve yoğun bir uğraş.
Stresinden bahsetmiyorum bile.
Büyük fedakârlıklar gerektiriyor.
Ve bir an geliyor kendinize şunu soruyorsunuz: "Gayem bu mu, yıllarımı bu şekilde mi geçirmeliyim?"
İsveç'in kırsal kesiminde Dalarna'da yaşıyorum...
ve otelcilik sektörünü yakından takip ediyorum.
- Ya?
Nasıl devam edeceğimi bilemedim.
Aynı sinematik üslupla birbirine benzer filmler çekmek hiç doğru gelmedi bana.
Madem öyle hodri meydan dedim ve 'Giliap' filmimi geniş planlarla çektim.
'Giliap' aslında bir haykırıştı.
Her açıdan fiyasko oldu. Film battı, eleştirmenler yerden yere vurdu...
gündemden düştüm, dışlandım.
O vakit karar aldım: Bundan böyle kimse işime burnunu sokamayacaktı.
Roy 1981 yılında Stokholm merkezinden bitişik nizam harabe bir bina satın aldı.
Binaya Studio 24 ismini verdi.
Zaman beni farklı bir yöne doğru itti.
Teçhizatı toplamak, bir ekip kurmak ve stüdyoyu işler hale getirmek yıllarımı aldı.
Evet, bittiğinde şahane olacak!
Stüdyo'ya paha biçemem.
Burası olmasaydı özgün bir sinema dili yaratamazdım.
Yapımcılığı kendim üstleniyorum artık.
Kimseye hesap vermeden çalışabiliyorum.
Tek yapmam gereken tedaviye ihtiyacımın olduğunu...
kabullenmek.
Tedaviye nasıl yanıt veririm hiç bilmiyorum. Belki iyi gelir.
- Güzel geçti mi? - Sanırım evet.
Ancak hastaneye yatmamı istiyorlar.
- Anladım.
- Ne zaman? - Bir an önce, dediler.
Tanrım.
- Pernilla, endişelenme. Yarın gideceğim rehabilitasyona.
- Galiba epeyi pahalı. - Hayır, hiç de değil.
- Ne kadar, 10 bin dolar var mı? - Olabilir. Belki 15'tir.
- Kaç?
- 15 bin. - Hadi canım!
- Belki de 13'tür.
- Of! Buna değer mi? - Neden değmesin?
- Tan-rım.
- Çok büyük bir meblağ. - Evet öyle.
- Eğer netice alamazsak, evet büyük para.
Ama üstesinden gelirsen, değil.
Meblağ bu kadarken uslu durmaktan başka çare yok.
Bir filmini çekerken aynı zamanda bir sonrakini tasarlardı.
Ancak bu sefer, bir daha asla film çekemeyecekmiş gibi hissediyor.
Etrafınız 7/24 aynı amaca hizmet eden bir ekiple çevrelenmişken...
yeni bir projenizin olmaması, birden yapayalnız kalacağınız anlamına gelir.
Yarın inşallah bu mesele hallolacak. Hallolacak.
Hoşuma gitse de gitmese de... Yapmak zorundayım.
Offf!
Hiç hazır değilim oysa ki.
Şöyle...
anıl...
'Bağımlı' olarak anılmak...
istemem.
Ya da 'Zayıf'
'Zavallı adam'
'Alkolün kölesi'
O hale düşmek istemem.
Kararlılıkla başlayıp sonunu getirememek facia olur.
Kafasını toparladığında eskisinden iyi olacak.
Studio 24'teki en kötü zamanlarımız.
Bu akıntı bizi nereye doğru sürüklüyor kestiremiyoruz.
Önümüzdeki dört haftanın nasıl geçeceği...
hayatî öneme sahip.
10 gün sonra
Hey Johan, bir taksi ayarladın mı?
Müstacel bir durum.
Ölüm kalım meselesi.
Taksiyi ayarladın mı?
Ne yapacağımı bilmiyorum, Lund'a kadar yürüsem mi?
Görünür şekilde anayolun kenarındayım.
Roy rehabilitasyon merkezinden ayrılmaya karar verir...
İnşallah beni oyalamıyorsunuz.
Bir taksi ayarlamak bu kadar zor olmamalı.
Allah aşkına! Şaka yapmıyorum bakın. Çok acil.
Bir an evvel elinizden geleni yapın.
İki katı daha hızlı!
Hiç kimse...
düzeleceğime ihtimal vermedi.
Ah be Anders.
En zor zamanlarımdan biriydi.
Çünkü Roy durumun ciddiyetinin ne kadar farkında bilmiyorsun.
Telafisi oldukça güç bir durum. Roy şu an ne kadar bilincinde...
emin değilim.
- Şunun ilk taslağını hazırlayabilir misin acaba?
- Camları mı diyorsun?
- En az iki camekân.
- Bence çok hoş duracak.
Söylememe gerek yok; hayal kırıklığı içerisindeyim.
Bir yandan da şaşırmadım ama.
Ne bileyim... Yani...
Rehabilitasyon merkezine gitmesi düzeleceğine dair beklenti yarattı bizde.
Fakat Roy'a ağır geldiği aşikar.
Şu an oldukça zinde görünen Roy dışında...
hepimizin acilen dinlenmeye ihtiyacı var.
Roy'un onayladığı tamamlanmış sahneler:
Tamamladığımız ancak Roy'un revize edeceği sahneler:
Bugünkü çekim listesi: (Hiç başlamadığımız ve Roy'un beğenmedikleri dahil)
Bu benim son eserim.
Elimden gelenin en iyisini yapmak ve şöyle demek isterim:
"Potansiyelimin mümkün olan nihai sınırına ulaştım."
- Şu bölge detaylandırılmalı.
Böylece sahne zenginlik kesbedecek.
Canlılığı artacak.
Hem zihnen hem bedenen uzun metraj film çekmek zahmetli. Hele ki metodunuz benimki gibiyse.
Bazen bir bardak viskinin size iyi geleceği gibi bir yanılgıya düşüyorsunuz...
rahatlamaya gereksinim duyduğunuzdan.
Sağlıklı bir bakış açısıyla değerlendirdiğimde harika işler çıkardığımızı görüyorum.
Yaptıklarımızı önemsiyorum.
- Merhaba baba!
- Çok ama çok faydalı.
- Mmmm... şimdiden etkisini gösterdi.
-(Kızı)-
- Gidişat hiç iç açıcı değildi.
Şu an bahsini açmak istemiyorum.
Bildiğimiz tipik babalardan değildi.
Babam, -kendi ailesinin de geldiği yeri hesaba katarsak-
...kaymak tabaka tarafından hakir görülen alt tabakanın...
içinde bulunduğu hâletirûhiyeyi çok iyi anlıyor.
Çocuklarının farklı bir hayat sürmesi onu gururlandırıyor.
Biz küçükken Danderyd'de kiralık küçük bir dairede yaşayanlara pek sık rastlanmazdı.
Birçok okul arkadaşımız büyük yalılarda otururdu.
Babamda huzursuzluk yaratan bu hayatlar...
onu daha mütevazı bir yaşam sürmeye itti.
Babam bir aile-insanı olmaktan ziyade...
müstakil bir hayat süren işine düşkün biri.
Bu sebeple onunla uzun süreli ilişki kurmak oldukça zor.
Alkolü bırakmak gibi bir düşüncesi hiç olmadı.
Hatta hayatının sonuna kadar içmeye devam edeceğini söyledi.
Çünkü ona göre karabasanlarından kurtulmanın çözümü bu.
Sadece kendi hayatından sorumlu, özerk ve özgür olduğunu düşünüyor.
Ancak etrafındakilere ne denli zarar verdiğini fark etmiyor.
Mezarına iyi bakıyoruz, Tommy.
Mezarını...
hiç ihmal etmiyoruz.
Hârikulâde!
- Ayaklarına sağlık. - Ne demek, sağ ol.
- Ne zaman vizyona girecek? - Bir yıl içinde.
- Galada sen de olacaksın. - İnşallah olurum!
Ben de öyle düşünmüştüm.
Bu arada imzalı kitabını almadan gitmem!
- Bengt, şu sıralar ne yapıyorsun, çalışıyor musun?
- Emekliyim. Ama yine de işim başımdan aşkın.
- Hadi ya, nedir seni bu kadar uğraştıran?
- Bugün Liljeholmen'deki aşevindeydim.
- Aşevi?
- "Food for Change" sloganıyla biliniyorlar.
- Kulağa hoş geliyor.
- Kesinlikle!
- Teşekkürler bayım!
- Kalemimi geri alabilir miyim acaba?
- Versem mi bilemedim.
- Bu tür şeyleri öylece cepleyemezsin.
- Şimdiye kadar iyi yol katettiniz. - Evet, öyle.
- Sağ ol. - Sen sağ ol.
- Sonra görüşürüz. - Hayhay.
- Pekala, kal sağlıcakla.
Yaz - 2018
- Karar ver ama artık. - Karar ver ama artık.
- Uyuşturucu iğne istiyor musun istemiyor musun? - Uyuşturucu iğne istiyor musun istemiyor musun?
- Uyuşturucu iğne istiyor musun istemiyor musun?
- Lennart, şimdi gelebilirsin.
- Güzel!
Bir tekrar daha, sonra ara veriyoruz!
Doğrusu oldukça zorlayıcı...
bu görünüşte basit sahne.
Zaman...lama kusursuz olmalı.
- Ne yaptığımı tam olarak bilmiyorum. - Deneye yanıla oturacak ama!
- Kahve alır mısın bu arada? - Olur.
Hepsini birden hatırında tutmak çok zor.
Uzun bir repliğim yok ama yine de...
sandalyeyi tekmeleme, diğer şeyler falan derken...
Geçenlerde şu İnsanları Seyreden Güvercin filmini seyrediyordum ve...
- siz ilediniz mi bilmiyorum -
...büyük bir kısmını anlamadım.
- Beğendiniz mi?
- Ne bileyim...
Sonuna kadar izleyemedim ki. Çünkü epeyi tuhaf geldi.
Deli işi.
- Fakat dünyaca meşhur biri Roy. - Evet, dünyaca.
Roy ile şu yandaki The Indian isimli restoranda tanıştık.
- Kahve? - Oh tabi, lütfen.
Ben dedim ki "Bu masada oyunculuk yapacak kimse yok."
O ise "Sen varsın ya!" dedi.
Muziplik yapıyor, diye düşündüm kendi kendime.
Meğer yapmıyormuş!
Hay sandalye gibi senin... Ne rahatsız şey.
- Buraya bırakabilir miyim?
- Tek istediğim normal bir sandalye!
Kendim ayarlarım.
Alt tarafı sırtı olan uzun bir sandalye, o kadar.
Bir bakalım.
Kamera akıyor!
Oyun!
İçkiyi azalttı.
Gerçekten mücadele ediyor.
Fakat buna mukabil, bazı huyları da değişti.
Çabuk sinirleniyor.
Neden çözemiyoruz anlamıyorum!
- Oraya kadar iyiydi...
Önceleri yılda en fazla 1-2 kere gerginlik olurdu.
Şimdi günde 3 kere bunu yaşıyoruz.
Bir şey dediğimde hemen hiddetleniyor.
Hiddetlenmesi, gerçeklerden daha az kaçtığından tabi.
"Merhaba dedeciğim! Seni özledim."
Harikulade! İnsanı duygulandırıyor.
Daha beş yaşında.
Çocuk halinizle bile yaşamın kısa olduğunu...
çoğunlukla boşa harcandığını ve elinizden kayıp gittiğini...
görmeye başlıyorsunuz.
Yetişrilme tarzınız kritik öneme sahip. Hayatınızın geri kalanını şekillendiriyor.
İlk on beş yıl yaşadıklarınızın etkisi ilelebet sürüyor.
- Bu dünyada bana yer yok.
Yalnızlara göre değil burası.
Babam sinir hastalığından muzdaripti.
Göteborg'ta bir süre sinir hastalıkları hastanesinde yattı.
Gördüğünüz sahneler anılarımdan oluşuyor.
Babam iri yarıydı, izbandut gibiydi.
Boksördü, ancak görünüşünün aksine...
çok duygusal biriydi.
Ağır alkol problemleri yaşadı.
Problemler, 12-13 yaşlarıma kadar devam etti.
Fakat bir gün tak diye bıraktı.
Bıraktı çünkü ciddi bir bunalımın ortasındaydı.
Babamın kararlılığına bugün bile hayranım.
Zira çok kuvvetli bir iradeye sahip olmanız gerekiyor.
Hadi bakalım, son siparişleri alalım!
Çıkmamış candan ümit kesilmez.
İsterseniz bir ay boyunca bir sahne üzerinde çalışın...
Roy OLUR vermediği sürece pek bir önemi olmaz.
Ancak sizden nihai bir karar bekleniyor olması kendinizi bazen yalnız hissetmenize yol açıyor.
Sanırım Roy hep bu hisle boğuşuyor.
Mütemadiyen zihnimi meşgul eden bir husus var:
Geçmişten bugüne akıl almaz şeyler yapıldı...
insanlara, insanlığa.
Neler hissetti o insanlar?
Kapı kapandığında ve içeriye gaz verildiğinde?
Zihinlerinden neler geçti insanlığa dair, dünyaya dair?
Bunu idrak eden biri olacak mı ileride?
Bize bakıyor çünkü ortak belleğin bir parçasıyız.
Geride tanık bıraktı mı ona bakıyor.
Yediği haltların herhangi bir şahidi omasın istiyor.
Dönüp dolaşıp hep aynı temayı işlerken buluyorum kendimi.
Sebebi ise bir tür suçluluk duygusu ile büyümüş olmam.
Çocukluğum II.Dünya Savaşı'na denk geldi.
Savaşın sıfır noktasında değildim belki ama...
yine de utanç ve suçluluk duydum. Zira II. Dünya Savaşı sırasında yapılanlar...
bize ne kadar zalimleşebildiğimizi gösterdi.
Martin Buber, ekosistemin veya insalığın gördüğü zülum bağlamında oluşan...
suçluluk duygusu kavramına sade bir şekilde açıklık getirir.
Yıkıma yol açtığınızda bir suçluluk duygusu ortaya çıkar.
Öyle ki kendinizi kirlenmiş ve huzursuz hissedersiniz.
Buber, bu hislerin anormal olmadığını dahası telafisinin mümkün olduğunu söyler.
Telafi için illa suç mahalline dönmeniz şart değildir.
O gün yapılanları, hayatın sunduğu diğer fırsatlarla telafi edebilirsiniz.
Bunun çok iyimser bir yaklaşım olduğunun farkındayım.
Ama onarmak imkansız değil.
Tek yapmamız gereken: İyilik.
Callot'un bu gravürü sizi ajite etmeye çalışmaz.
O kadar yalın ki...
ve o kadar güçlü ki.
Nesnel ve mesafeli duruşudur onu böyle yapan.
Harikulade.
Bu eşsiz ressam karşısında kendimi...
bir amatör gibi hissediyorum.
Bu kadar şaheseri yapacak zamanı nasıl bulabildi, aklım almıyor.
Ama sonunda yorgun düştü.
Prodüksiyonda sona doğru gelinirken...
Roy yaşamboyu başarı ödülü verilmek üzere İspanya'ya davet ediliyor.
Roy son birkaç senedir hiç seyahat etmedi.
Yapım telaşesi içindeydik.
Epey zamandan sonra ilk uzun yolculuğumuz...
olacak.
- Bizimle olduğunuz için çok müteşekkiriz. - Teşekkürler.
- Bir yudum alabilir miyim, Pernilla?
Tadımlık sadece.
Roy'u kanlı canlı karşılarında görmeleri, onunla fimleri üzerine sohbet edip...
tartışmaları insanlar için heyecan verici.
Stüdyo'dan ve yapım sürecinden uzaklaşmak büyük risk.
Fakat tebdil-i mekanın Roy'a dinçlik getireceğine inanıyorum.
Ona bir şeyler göstermek için bekleyen insanların yanına mutlaka gider.
Madrid Prado Müzesi - Francisco Goya Sergisi
İnsan iyisiyle kötüsüyle muhtelif yanları olan bir varlık.
Goya onca yıl yaşama enerjisini nasıl korudu aklım almıyor.
Durdurak bilmedi.
Biliyorum depresif zamanları da oldu.
Nasıl hissettiğini tahayyül edebiliyorum.
Günbegün değişen bir ruh haliyle yaşamak insanı yıpratıyor.
Şu ifade zenginliğine bakın... Hepsini ona borçluyuz.
Sanat, insan haysiyetinin muhafızıdır.
Yardım edin, yardım edin. Göremiyorum!
Yardım edin! Kör oldum, hiçbir şey göremiyorum.
- Kes kes kes...
Sadece kafanı çevir, bak ve içinden yediye kadar say.
Hazır, bir kere daha alıyoruz.
Kamera! Akıyor!
Eğer şu anki mesleğimi yapmasaydım...
öyle sanıyorum ki son derece karam... karamsar olurdum.
Sonbahar - 2018
Filminiz görücüye çıktığında içinize bir korku gelir: 'İnsanlar ya beğenmezse?'
Mümkün mertebe güzel karşılanmasını temenni edersiniz.
Fiyasko ile sonuçlanmasıdır sizi asıl endişelendiren.
Berlin Film Festivali Seçiçi Kurulu'nun ziyareti
- Merhabalar, sizi görmek ne güzel. Nasılsınız? - İyiyim.
- Sarıp sarmalanmışsınız. - Evet, hava biraz soğuk.
Prömiyerin Berlinale'de yapılması Roy için çok önemli.
- Tanıştığımıza memnun oldum.
- Doğrusu İspanya'da iyi vakit geçirdik.
Bu ödülü aldık.
- Öyle mi! Ne güzel, ne güzel.
- Yeteri kadar boş yer var değil mi?
- Sonra görüşürüz. - Görüşürüz, Pernilla.
- Şahaneydi.
- Ah... o kadar insanî ki!
- Efendim? - O kadar insanî ki!
- Bunu duymak güzel.
- Aynı zamanda çok komik. Biz, hepimiz, bayağı güldük.
Epeyi komikti.
- Hiç yoktan biraz gülümsetti yani.
- Evet.. Hayır hayır, bir hayli güldük cidden.
- Birkaç gün önce izlediğimde "Of, ne kadar karamsar bir film" diye düşündüm.
- Çok hüzünlü geldi bana. - Ciddi olamazsın...
- Ve şu an komik olduğunu söylüyorsunuz.
İçimden şöyle geçmişti: İnsanlar bu bedbath hikayeleri izlemeye dayanabilecek mi?
Ama sizler bir nebze komik olduğunu düşünüyorsunuz?
- Kesinlikle, kesinlikle.
Roy, bu film çok insanî. Bir çeşit insanlık komedyası.
Bütün yönleriyle insanoğlunun ikilemini yansıtıyor.
- Pekala, Roy. Çok teşekkür ederiz.
Beni hakikaten çok duygulandırdın.
Tadını çıkar, irtibat halinde olacağız.
- Evet.
- Güle güle.
- Hayli istekliler...
- Beni zaman endişelendiriyor. Festival yaklaşıyor.
- Yetiştirememekten mi endişeleniyorsun? - Evet.
- Yetiştireceğiz ama. - Fazla zamanımız kalmadı.
Fakat güzel yanı şu ki devam etmeye değer buldular.
Tamamlamamız gereken yalnızca iki sahnemiz kaldı.
Üstesinden gelinemeyecek gibi değil. Neler yapacağımız aşama aşama belli.
Ne kadar nazikler, elleri boş gelmemişler.
Mola verme zamanı.
En verimli olduğumuz zaman dilimleri:
Bu hafta, önümüzde hafta ve yılbaşından hemen önce.
Yani çok vaktimiz yok.
Son üç yıldır bu filmle uğraşıyoruz...
ve şu an bir saniye bile bizim için çok kıymetli.
Tabi unutmamak gerekir, bir de bütçe meselesi var.
Mevcut olan ticari kredimizi tükettik.
Zorlu bir süreç bizi bekliyor.
İnancımı kaybettim, ne yapacağım şimdi ben?
İnancımı kaybettim, ne yapacağım şimdi ben?
Bu filmle yatıp bu filmle kalkıyorum.
Günün her saati...
Gece gündüz fark etmeksizin...
Burada dönüp duruyor.
Küçük ayrıntılara takılıp kalmak...
sizi intihara sürükleyebilir.
Ne sorumluluklarından kaçabilirsin...
ne de kendinden.
Deyim yerindeyse...
bir hapishane.
Hiçbir şekilde...
kaçamadığınız.
Bazen çıldıracakmış gibi oluyorsunuz.
Böyle zorlu dönemlerden geçmek...
bir hayli yıpratıcı olabiliyor.
O sıkışmışlık hissi yok mu...
Kendi düşüncelerinize prangalısınızdır artık.
Berlin Film Festivali ekibi tarafından arandık...
ve organizasyona davet edildik.
Ve...
Netleşti ki Roy bir sahneyi tekrar çekmek istiyor.
Bu ne demek oluyor: Festivale yetişemeyeceğiz.
Doğrusu ona şunları söyledim:
"Bu ekibin lokomotifi sensin.
Kendini toparlamak, güçlü olmak...
ve ağırdan almayı bırakmak zorundasın."
Böyle yaparak bir yere varamaz. Gerçekçi, adamakıllı bir program yapmalı.
Roy kendi zaafları söz konusu olduğunda itirafçıdır.
Ama konu dış dünya gerçeklerine geldiğinde onları örtmekte ustadır.
Sizi çok iyi idare eder. Yeri gelir kendini bile kandırır.
Gerçekten kendine gelmeli, ancak o zaman film biter.
Böyle bir yere varamayacağını kabullenmeli.
Kabullenir mi, soru işareti.
3 Ay Sonra İlkbahar - 2019
Kalan sahnelerin çekimlerine devam ediliyor.
Bu filmden sonrasını düşünmüyor.
Oysa önceki filmini çekerken şimdikinden -ki bu da bitmek üzere- bahsediyordu.
Peki bu filmden sonrası?
Yolun sonuna mı geldik, yoksa devam edecek miyiz?
- Gergely, yarın Macaristan'a mı dönüyorsun? - Evet.
- Hayır, şaka yapıyorsun. - Evet.
- Ne zaman birlikte çalışmaya başladık? - Üç yıl oluyor.
- Hangi filmde?
- Bunda! - Olamaz, ciddi misin?
Yeterince sabırlı iseniz sorunlar çözülecektir.
Süreç alışageldiğimizden kısmen farklı gelişti. Kötü manada.
Fakat Roy'un problemlerle başa çıkma yöntemi bu şekilde.
Disiplinden yoksunuz zira Roy'a göre pozisyon alıyoruz.
Filme onun düşünceleri yön veriyor.
Ne yaparsak yapalım Roy'a riayet etmek zorundayız.
Bir Roy Andersson filmi yapacaksanız tek çıkar yol bu.
- Çalıştığımız repliği söyler misin?
- "Termodinamiğin ilk yasasına göre..."
- Bence "Enerji sonsuzdur" cümlesini eklemeliyiz.
- "Enerji sonsuzdur"?
- "Enerji sonsuzdur." Peki geri kalanı aynı mı? - Evet, doğru.
Şimdi tam oturacak işte.
- Stüdyoda ne ağır konular işleniyor! - Kesinlikle...
Roy'un çocukluğunu geçirdiği...
Göterborg'daki daireden yola çıktık.
Balkonda gördüğünüz ahşap lambrilerle daha önce hiçbir evde karşılaşmadım.
Lakin Roy ahşap lambri olmasını bilhassa istedi.
Sahneyi, büyüdüğüm mütevazı evde çekilmiş fotoğraflara bakarak inşa ettiler.
İlk gördüğümde gözlerime inanamadım.
O evdeydim işte!
SON SAHNE Yaz - 2019
Nihayet sona geldik. Sevinçliyim.
Çünkü "Bu film hiç bitmeyebilir" diye düşünmüştüm bir ara.
- Son sahnenin son çekimi.
- Evet...
son...
çekim.
Bu filmlik.
Etkileyici bir sahne.
Çok garip.
Hiç alışkın değilim.
Bu duruma hiç alışkın değilim.
Garip geliyor.
Doğrusu, ne yapacağımı bilmez durumdayım şu an biraz.
- Gösterimden sonrasını düşünelim biraz.
İlk olarak Venedik'e gideceğiz, peki akabinde?
Burada oturup telefonları mı cevaplayacaksınız?
Planınız nedir?
- Gösterimden sonra burada biri bulunacak mı?
- Hayır. - Stüdyo'da...
hiç kimse mi olmayacak?
- Hayır.
Önceki gün Roy'a "Bundan sonrası için temennin nedir?" diye sordum.
Temennisinin Stüdyo'yu ayakta tutmak olduğunu söyledi.
Sırf bu maksatla yeni bir film çekmeyi düşündüğünü dile getirdi.
Ona göre, tamamlanmayacak olsa dahi, film hep olduğu gibi her şeyin rabıtası olacak.
Filmi insanlarla birlikte seyretmek için sabırsızlanıyorum.
Yarattığımız her bir kareden büyük mutluluk duyuyorum.
VENEDİK FİLM FESTİVALİ Ağustos - 2019
Seyirciyle bir araya gelme konusunda...
her zaman istekli ve girişken olmuştur. Roy için film çekmeyi anlamlı kılan şeylerden biridir bu.
Bunca yıl beraber çalıştık, onu hiç bu kadar kötü görmemiştim.
- Kolum ağrıyor.
İnsanlar imza almak için yanına geliyor ama o imzalayamıyor.
İnsanları geri çeviren burnu havada biriymiş gibi algılanmak da istemiyor.
Bu durum ağrına gidiyor, sezebiliyorum.
Sonsuzluğa Dair Gala Gecesi
- Kendim çıkabilirim.
- Emin misiniz? - Evet, evet.
Sevgili... dostlar...
İnsanlar ortak bir amaç vesilesiyle bir araya geldiklerinde...
tıpkı bizler gibi tanışırlar, dostluk kurarlar.
Şayet bizleri bir araya getiren bu film olmasaydı belki de hiç karşılaşmayacaktık.
Öyle sanıyorum ki hayatımızın geri kalanında birbirimizi hep hatırlayacağız.
İleride bugünleri düşünüp sizleri hatırlayacak olmam, sizlerin birbirinizi hatırlaması...
- tabi arada beni de unutmayın -
...çok hoş olur.
Ümitsizliğe kapıldığımızda bugünleri aklımıza getirelim.
Burada tattığımız arkadaşlık duygusu...
hayatımızın hiç bir evresinde bizi terketmeyecektir.
- Yani teorik olarak düşünürsek...
ikimizin de enerjisi milyonlarca yıl sonra...
tekrar bir araya gelecek.
Ve o zamana kadar belki de bir patatese dönüşmüş olacaksın.
Ya da bir domatese.
- Domates olmayı yeğlerim.
Bir gün bu binanın yanından geçiyordum, atıl durumdaydı.
İçeri girip "Neden boş" diye sordum.
Sahibinin öldüğünü ve binanın iki oğluna miras kaldığını söylediler.
-Vav.
"Telefon numaralarını rica edebilir miyim?"
Ne mutlu ki onları ikna edebildim...
binayı bana satmalarına.
Benim için asıl dönüm noktası o gündü.
- Büyük ihtimalle ayn başarıyı tekrar yakalayamamaktan korkuyorsunuz, değil mi?
- Hayır, katılmıyorum. Hatta bilakis.
- Genç, kendine güvenen bir adam... - Daha iyi olur, daha iyi olur...
Bunca çabanın karşılığında...
bazı şeyleri geri alırsınız.
Dünyada birtakım insana...
çok değil...
hatta oldukça az...
fakat yeterince insana...
dokunduğunuzu hissedebilirsiniz.
Topluma. Hayata.
Hülâsa, demek istediğim...
sanata inanıyorum.
Latince söylersek:
"Ars longa, vita brevis."
"Hayat kısa, sanat sonsuzdur."
Roy Andersson 76. Venedik Film Festivali'nde En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazandı.
Ödül, Roy'un gözde pizzacısında sergilendi.
Roy yeni bir proje üzerinde çalışmaya başladı.
Türkçesi: Sefer ÖZEL ikinciburak@gmail.com
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.