Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Baba: Yarın şartlı tahliye görüşmesi var. Beni götürecek misin?
Evet.
Sıcak su yine bozuldu.
Jordan: Bu akşam seni ekeceğim, yine de para gönderir misin?
Kafanı telefondan kaldırıyor musun arada?
Evet.
Belki gerektiği kadar çok değil.
Merhaba. - Merhaba.
Biramı bitirirken bana eşlik eder misin?
Buluşacağın kişi daha önce gelirse, hiç tanışmıyor gibi yaparız.
Tanışıyor muyuz ki?
Duruma bağlı.
Buluşacağın kişinin gelmesini mi bekliyorsun?
Hayır, aslında kardeşimi bekliyorum.
Ama galiba gelmeyecek.
Senin Ace Otel'de süslü bir kokteyl içmen gerekmez mi?
Bunu iltifat olarak kabul ediyorum.
O niyetle söyledim.
Hayır, burayı bilerek seçtim.
İlk buluşma, adamı tanımıyorum. Etrafta bir sürü polis varken daha güvenli olur dedim.
- Çok akıllısın. - Teşekkürler.
Evet.
Peki nerede?
Kim bilir?
Buraya gelmediği kesin.
Umarım ölmemiştir.
Herhalde ölmemiştir.
Büyük ihtimalle salağın teki.
Uygulamalar böyle, değil mi?
Evet.
Kolaylığı zaten keyfini kaçırıyor.
Hiç tanımadığın biriyle gerçek zamanlı
anlık bir çekim gibi olmaz.
Onun yerini bununla dolduramazsın.
Görev mi?
Öyle bir şey.
Dinle, hiç istemezdim...
- Ama gitmen gerek. - Ama gitmem gerek.
Tamam.
Valeria.
Val'i tercih ederim, bana Val de.
Peki. Kevin.
Herkes bana Kev der ama...
Memnun oldum Kevin.
Bu arada eğer beni aramaya Ace Otel'e gidersen,
bulamazsın.
Orası aylar önce kapandı.
- Ne? - Evet. Daha sık dışarı çıkmalısın.
Anlaşıldı Val.
Kendine iyi bak.
Keşke o kadının numarasını alsaydım.
Tüm birimlerin dikkatine, silahlı saldırı.
Batı Briar Place 551 numara, Laurel İkinci El olası bir silahlı soygun.
Oraya yakın kimse var mı?
Evet, 50-21, David.
Birkaç sokak mesafedeyim.
Sivil olarak gidiyorum. Beni yazın.
Anlaşıldı. 50-21 David gidiyor.
Memur bey, bendim.
911'i arayan bendim.
Tamam. Silah sesleri buradan mı geldi?
Evet, bir sürü. İçeri giren veya çıkan kimseyi görmedim.
Tamam. Tekrar içeri gir.
Eğil. Sesini çıkarma.
50-21, David.
İhbar doğru çıktı. Şimdi içeri giriyorum. Duruma bakacağım.
Anlaşıldı 50-21, David. Sivillere bilgi vereceğiz...
Chicago Polisi!
50-21 David, kurşun yaraları, dört ölü var.
Ambulans gönderin.
Anlaşıldı 50-21, David. Destek geliyor.
Chicago Polisi. Ellerini kaldırarak çık.
Eller yukarı.
Ben polisim. Eller.
Hayır, hayır.
Geçti, geçti. Yaralı mısın?
Adın ne?
Ben Kevin.
Beni çok dikkatli dinle. Sana zarar vermeyeceğim.
Kimsenin sana zarar vermesine izin vermeyeceğim. Seni dışarı çıkaracağım.
Gel hadi. Bana güvenebilirsin, söz.
Buradan çıkmamız gerek. Hadi.
İşte oldu.
Hadi.
Evet, yanındayım.
İşte böyle.
Yanındayım. Yanındayım.
Tamam.
Gerisine siz bakın.
Hepsine bakamadım. - Anlaşıldı.
- Onlar halleder. Etrafı sarın, tamam mı? - Tamam.
Onu al. Bir şey yok. İyisin.
Biliyorum, burada çok insan var, ama herkes sana yardım etmeye geldi, tamam mı?
- Küçük hanım, seni muayene edelim. - Muayene etsinler.
İyi olacaksın. - Adın ne?
Adın ne? - Tamam.
Nefes al. Nefes al.
İşte böyle. İşte böyle.
İyi olacaksın. - Adım Diane.
Ben müdürüm.
Diane, kim yaptı, gördün mü?
Üç adam.
Maskeleri vardı.
Silah sesleri duydum.
- Tamam. - Aman Tanrım.
Diane, Diane, Diane.
Otur. Otur.
Artık onlar için yapabileceğin bir şey yok.
Aman Tanrım.
Hepsi öldü mü?
Hepsi öldü. - Tamam.
- İçeride veya dışarıda hiç kamera yok. - Peki müdür de bir şey demedi mi?
Hayır, ambulansta panik atak geçirdi.
Şimdi hastaneye götürülüyor, ama bir süre onu konuşturamayabiliriz.
- Ama yaralanmamış mı? - Hayır, burnu bile kanamamış.
- Çok şanslı. - O kendini şanslı görmüyor.
Maktulleri görmek istediğini söyledi.
- Hey, döndün mü? - Döndüm. Bu sabah geldim.
Adli tabip hâlâ çalışıyor, ama çanta ve cüzdanlarda
bir ön arama yaptık. Kimlikler teyit edildi.
Dört maktul de yarı zamanlı çalışanmış. En büyüğü daha 22 yaşında.
En küçük ikisi reşit değil, 17.
Diane onların müdürüydü. Söylemem gerek, ilan panosuna ve mola odasındaki
fotoğraflara bakılırsa, yakın arkadaşlar.
Bugüne ait banka cüzdanı bulunduran bir banka çantası bulundu.
Görünüşe göre saldırganlar beş bin dolar almış.
- Zorla mı girilmiş? - Hayır.
Hayır, mağazadan çıkan çöp torbası sokağa atılmış.
Bence maktullerden biri onu dışarı çıkarırken silah zoruyla tekrar içeri girmiş.
Alarmlar devreye girmemiş, demek ki çalışanlar söyleneni yaptı.
Ama sonra bir terslik oldu, değil mi?
Saldırganların yüzünü gördüler, karşı koydular.
Saldırganlar geride tanık bırakmak istememiş.
Devriye bir şey buldu. İlerideki mağazanın sahibi, sen gelmeden dakikalar önce
patinaj çeken bir araba görmüş Kev. Gri bir Toyota Camry diyor.
- Plakasını almış mı? - Hayır, sadece bunu görmüş.
İçindeki kişiyi görmemiş.
Tamam, çalıntı araçlara bakılsın.
Çalınmış Camry var mı diye bakın.
- Tamam. - Kameradan takip etmeye çalışın.
Kev, hastane izin verince, Diane'i konuştur. Hadi.
Mesajlara cevap vermiyor.
- Hanımefendi... - Lütfen, lütfen, onu göreyim.
Ben hallederim Kev. Sorun değil.
Ne oluyor? Kızım nerede?
Lütfen oraya gireyim.
- Tamam, kızının kim olduğunu söyle. - Kristen.
Olanları anlatmaya çalış.
Bu gece izinliydim.
Muhasebe işini halletmek istedim.
Tamam, bu saat kaç gibi oldu?
Kapanışta.
Akşam sekiz gibi.
Arka taraftaydım ve sesler duydum.
Erkek sesi.
Dışarı baktım ve...
Onları gördüm.
Üç adam, kafatası maskesi takmışlardı.
Boy, kilo falan?
İkisi ortalamaydı galiba,
bir tanesi de zayıftı,
çok zayıf.
Tamam.
Neden?
Neden saklandım?
Diane.
Diane, mağazaya gelip sorun çıkaran bir müşteri var mıydı?
Daha fazlasını yapmalıydım.
Yapabileceğin hiçbir şey yoktu.
Mağazaya gelip sana sorun çıkaran biri var mıydı?
Yani, evet.
İki ay önce,
bir müşteri geldi,
çok tuhaf bir adamdı.
Mağazada saatlerce takıldı, hiçbir şey almadı.
Nasıl bir tipti?
Beyaz, ela gözlü.
Bir şeyler çaldı.
Kızlardan biri ona engel oldu.
Polis çağırdık.
Sonra tekrar geldi.
Bir hafta sonra gelip bizi tehdit etti. Yine polis çağırdık.
Çok kızdı.
Tanrım.
Bu çok iyiydi.
Çok iyi.
Adı Ignacio Fuentes.
- Mağazaya iki kere mi gelmiş? - Evet amirim.
Altı hafta önce devriye Laurel mağazasına çağırılmış.
Adamı tutuklamışlar, ama o gün çıkmış.
Bir hafta sonra tekrar gelmiş, personeli tehdit etmiş ve yine tutuklamışlar.
Bu iyi.
Olabilirdi, ama eşkali saldırganlara uymuyor.
Ignacio 130 kilonun üzerinde.
Evet, yardım etmiş olabilir.
Keşif yapmıştır.
Adli tabiplikten bir şey gelmedi. Parmak izi, DNA yok.
Kafatası maskelerinden de bir şey çıkmadı. Toplu üretim.
Peki kamera?
Şehir ve eyaletteki tüm çalıntı araçlara baktım. Eşleşme yok, kamerada bir şey yok.
Hey, Memur Jacobs'la konuştum, Ignacio'yu tutuklayan kişi.
Adamda bilek monitörü var.
Dün akşam Fairmont City'deymiş.
Sağlam bir delil. - Hey Kevin, Diane camı tıklattı, seni sordu.
Ignacio Fuentes'in yüzünde bir yara izi olduğunu hatırlamış.
- Yara izi mi? - Evet.
Yüzünün neresinde?
Sağ yanağının ortasında. Neden?
Çünkü Diane, Memur Jacobs'ı tarif ediyor.
Ne?
Memur Jacobs'ın sağ yanağının ortasında yara izi var.
Yüzünde yara izi mi?
Evet, yanağında.
Ignacio, mağazada gördüğün adam, onun mu yüzünde yara izi var?
Evet, sıska adam.
Tamam Diane, bazı şeyleri baştan konuşalım.
Ve şöyle bağırdılar: "Para nerede?"
Ve bugün para yatırma günümüz, o yüzden neredeyse 10 bin dolar para aldılar.
Bir dakika, bir dakika. Daha önce beş bin dedin.
Hayır.
Hayır, satışlar çok yüksek, 10 bin civarı olması lazım.
Bulduğumuz belgeye göre senin yazdığın rakam 5200 dolar.
Tamam.
Peki saldırganlar hangi renk giymişti?
Siyah. Siyah.
Siyah.
İki saldırgan da maskeliydi, evet.
Dur. Üç, üç.
Üç saldırgan mı? Üç saldırgan.
Ne giymişlerdi bilmiyorum.
Her şey olabilir. Bilmiyorum.
Bilmiyorum. İkisi de beyazdı galiba.
Dur, affedersin.
Üçü de. Üçü de. Üç. Üç kişiydiler.
Üç kişiydi, değil mi?
Ne oluyor, hiç anlamadım.
Kafası karışık. Bir dediği bir dediğini tutmuyor.
Bilerek mi yalan söylüyor?
Pek öyle de değil.
Ama bir terslik var.
Sanki kontrol onda değil.
Bu çok sık oluyor. İyi misin?
Evet. Evet, iyiyim. İyiyim.
Bak,
ya çok kötü durumda ya da vaktimizi boşa harcıyor.
Her halükarda, şu an elimizdeki tek ipucu o, bir adli psikolog çağır.
Onu değerlendirsin.
Anlaşıldı.
Evet, evet. Ben ona söylerim.
Tamam.
Hey, psikolog su almaya gitti.
Hemen dönecek. - Arkadaşlar Camry'yi bulmuş.
Yanıp kül olmuş.
Hiç delil bulunamadı.
İşte geldi. Memur Atwater, Memur Torres,
bu Doktor Valeria Soto, adli psikolog.
Lütfen bana Val deyin.
Kev.
Memnun oldum Kevin.
Memur Jacobs'ı hatırlıyor musun?
Evet.
Mağazadaki adamı tutuklayan polis.
Memur Jacobs nasıl bir tipti?
Uzun uzun düşünebilirsin.
Acelemiz yok.
Uzun boylu.
Koyu tenli, kilolu.
Üniformasında isim olarak ne yazıyor?
Ben...
Özür dilerim, ne oluyor bilmiyorum.
Beynim çok...
Bu yanlış geliyor.
Sanki ben...
Sanki cevabı biliyorsun, ama hatlar mı karışıyor?
Evet, evet.
Olsun.
Kısa bir süreliğine dışarı çıkacağım,
sonra hemen geleceğim Diane, tamam mı?
Zamana ihtiyacı var, ama paylaşmak istediğim bir teorim var komiserim.
Barda bana polisle çalıştığını söylemedin.
Görevde değildim.
Ayrıca konu oraya gelemeden sen gittin.
Bence Diane'de travma sonrası stres kaynaklı bildirimsel bellek bozukluğu var.
Teşekkürler.
Yani istenmeyen düşünceler oluyor ve kaçınma var.
İstenmeyen derken istemsiz mi?
Anlamı geniş.
Diane'in durumunda, bazı ayrıntıları doğru hatırlıyor,
ama hiç olmamış başka şeyleri de araya katıyor
veya gerçekten olan şeyleri biraz farklı hatırlıyor.
Peki kaçınma?
Bazen olayın kritik anlarını hatırlamıyor.
Yani özetle beyninin savunma mekanizması devreye giriyor.
Tamam, tamam. Yani kadın travmaya uğradı.
Onu nasıl düzeltiriz?
Şu anda düzeltemezsiniz.
En iyi cevap bu mu?
Onu olay yerine tekrar götürsek,
hatırlamasını sağlar mıyız?
Bunu daha önce yaptık. İşe yarayabilir.
Ama işe yaraması garanti değil.
Hatta Diane'in durumu daha da kötüye gidebilir.
Veya iyi olur.
Hiç tavsiye etmem.
Bu kararı Diane verecek ama, değil mi?
Ona soralım.
Bak, evet eğer derse, Kev'le birlikte oraya gidebilirsin,
kendini güvende hisseder.
Bence bu işe yaramayacak.
Olsun. Acelemiz yok.
Anda kal, tamam mı?
Düşünmeye devam et. Kendini orada düşün.
Biraz düşün.
Neredeydin?
Ben...
Buradaydım.
Sonra ben...
Bağırışlar duydum.
Ben de...
Koştum.
Diane, Diane, tamam.
Bir ara verelim.
Tamam, biz yanındayız Diane.
Hava alması gerek.
Nefes al. Nefes al Diane.
- Saklandım... - Tamam.
Tamam. Diane, beni dinle.
- Tamam. - Zor olduğunu biliyorum.
Ama söz veriyorum,
bunu yapanı yakalamamıza yardım etmek
uzun vadede sana da iyi gelecek.
Bunu yapabilirsin.
Tamam mı?
Saklanınca ne gördün?
Ne duydun?
Kuş.
Kuş mu?
Bir tanesi o ismi söyledi.
Adam... Adam bağırıyordu.
"Gitmemiz lazım Kuş" dedi.
Kuş. Kuş dedi.
Tamam.
Çok güzel.
Bunu kullanabiliriz.
Kuş'u bulabiliriz.
Şansımıza, bu ismi kullanan çok fazla insan yok.
Sabıkası olan sadece 14 kişi, beşi de çok yaşlandı.
Evet, ama yedi tanesi de kadın.
Geriye iki kişi kalıyor.
Onlar zayıf mı?
Biri 1,77 boyunda, 64 kilo.
Diğeri 125 kilo.
O zaman birinci seçeneğe bakacağım.
Mike Livingston, Kuş adıyla biliniyor.
Evet.
Soygun, silahlı soygun, küçük hırsızlık sabıkaları var.
İyi görünüyor. - Telsizle duyuralım. Bilinen son adresine bakalım. Hadi.
Kiracı Roberta: Hâlâ gelmedi. Neredesin?
Tamam, içeri girelim. Sessizce.
Dur, dur. Bir şey gördüm.
Evet, şu anda aracın plakasını sorguluyorum.
Araç çalıntı çıktı.
Bu sabah Humboldt Park'tan çalınmış. Ne yapmak istersin komiserim?
Onu yakalayabiliriz. - Hayır, takip edelim.
Belki bizi ekibin geri kalanına götürür.
Uzakta durun ve beklemede kalın.
Birden fazla dönüş yapmayın.
Tamam Ruzek, sen devral.
Kev, geri çekil.
Sen uzakta kal. Paralelinden git.
Anlaşıldı.
Tamam. Onu bulduk.
Boş boş oturuyor.
Çelik yelekleri giyin.
Neden orada oturuyor?
Bir şey bekliyor.
İşte onlar.
İki maskeli suçlu var. Kaçacaklar. Hadi.
Geri çekil! Yoldan çekil!
Silahı var!
Eğil! Eğil!
- Kim! Kim, iyi misin? - İyiyim. Hadi.
Chicago Polisi!
Arkasındayım!
Yardım geliyor!
10-1, 10-1, polise ateş edildi!
Onu vurdum.
50-21 Ida, Güney Addison'da yaya olarak takipteyiz.
Siyah kapüşon, siyah pantolon, kafatası maskesi.
Sakın öleyim deme.
50-21, ambulans gönderin.
Addison 3680 numara.
Araba lazım.
Hayır, ölme. Hayır, ölme.
Kahretsin!
- Adam, Kim, bir şey var mı? - Hayır, onu kaçırdık.
Toplu Taşıma'ya bildirdim. Ekipleri arttırdılar.
- Tamam, peki çatışmaya girmeyen suçlu? - Maskesini atıp fark ettirmeden kaçmış.
Anons yaptırdım.
Tamam, geri gelin, güvenlik kameralarını bulun.
Mağazalar, trafik kamerası, onu bulmaya çalışın.
Yakalayabildiğimiz tek suçlu da öldü.
Seni mecbur bıraktı.
Kuş'un telefonu mu o? - Evet, kilidi açıktı.
Oradan bir numara bulduk.
Son 24 saatte Kuş'u birkaç defa arayan
bir numara var.
Son görüşme 42 dakika önceydi.
- Tamam. - Numara Zeke Roth'a ait. 41 yaşında.
Silahlı soygun, ağırlaştırılmış darp, cinayet teşebbüsü, bir yıl önce
Danville'den şartlı tahliye edilmiş. Ve ikinci saldırganın tarifine uygun.
Tamam, fotoğrafını dağıtın. Belki onu gören olur.
Kev, Zeke'in fotoğrafını Diane'e göster.
Mağazaya keşif için gelmiş olabilir. İşe yarar bir şey bul.
Bu adam sana tanıdık geldi mi?
Hayır.
Kuş bu mu?
Sadece o ismi duydum.
Söyledim ya, maskeleri vardı.
Onu anlıyoruz, ama belki onu soygundan önce
mağazada görmüşsündür?
Zannetmiyorum.
Tamam. Tamam. Peki bu adam?
Onu tanıdın mı?
Hayır.
- Emin misin? - Evet.
Evet, eminim.
Peki bir kere daha bakar mısın? Bazen biraz zaman alabiliyor.
Zamana ihtiyacım yok.
Onu tanımıyorum.
Sürekli yanlış şeyler söylediğimin farkındayım,
ve beynim darmadağın, ama ben...
- Ama bir kere daha denemekten zarar gelmez. - Onu tanımıyorum.
Özür dilerim, ama aynı şeyleri sorup duruyor.
Biliyorum Diane, çünkü bakmanı istiyorum.
Tamam, bir mola verelim mi?
Dışarıda biraz konuşabilir miyiz?
Diane, su falan ister misin?
- Hayır. - Tamam.
Eve gitmesi gerek.
Ne yapması gerek?
Hayır, biz görüşmeleri böyle yapmayız.
Cümlemin ortasında lafımı kesemezsin. Gitmek istiyorsa, gitmek istediğini kendi söyler.
Hayır, söylemez, çünkü yardım etmek istiyor.
Eve gidip dinlenmesi, yatağına yatması, Banjo'nun yanında olması gerek.
- Banjo da kim? - Kedisi.
Bak, insanlar strese bu kadar uzun süre dayanamaz,
özellikle de travmatik olay yaşamış bir insan.
Evine gidip dinlenmesi, kendini normal hissetmesi gerek.
O senin hastan değil. Bence bu kararı sen veremezsin.
Kevin, bildiği her şeyi sana anlattı.
Zannetmiyorum. Tam olmak üzereydi.
Bence zorlamaya devam edersek, daha fazlasını anlatır.
Beni dinlemiyorsun.
Birimin onu değerlendirmem için beni çağırdı, ve değerlendirmem şu,
bir mola vermek Diane'e iyi gelecek.
Ayrıca onu burada tutmaya hakkın yok.
Onu evine gitmeye sen teşvik etmezsen, ben ederim.
Acele etme.
Herhangi bir şey hatırlarsan, ne olursa, numaram sende var.
Tamam mı? - Tamam.
Hey, Jordan.
Sana haber verecektim. Ne oldu?
Dur, ne?
Söyledim ya, vereceğim.
Bu gece. Söz veriyorum.
Dur Jordan, bekle.
Ben de bütün gün şu anki surat ifadeni takındım.
Termosifon bozuldu,
yani binada sıcak su yok.
Mesajlarımı almıyor musun?
Bayan Roberta, çok özür dilerim.
Bütün gün beni oyalayıp
şimdi kibar adam numarası yapma.
Tesisatçı gelmeliydi.
Kiracılar işe gitmek üzere hazırlanacak...
Burada polis misiniz?
Laurel mağazası davasına siz mi bakıyorsunuz? Ben Kristen'in annesiyim.
Bir haber var mı?
- Hanımefendi, yardım edebilirim. - Jordan, bu akşam geleceğim,
kapatmam gerek. - Ne olursa.
- Anlıyorum. - Son durumu öğrenmeliyim.
Hanımefendi, siz biraz şurada Komiser Platt'ın
yanında durur musunuz? Tabii ki sizinle konuşabilirim.
Bayan Roberta, sizinle anlaşalım, şurada.
Bir saat içinde binaya bir tesisatçı gelecek.
Bir saat içinde gelmezse, önümüzdeki ay kira vermez,
ve beni belediyeye şikayet edersiniz. Nasıl olur? Bence olur.
Hanımefendi, içeri girin. Şimdiye kadar dava hakkında tüm bildiklerimizi anlatacağım.
Teşekkürler komiserim. Şöyle buyurun.
- Lütfen bir şey bulduk deyin. - Evet, belki.
Amirim, üçüncü saldırganı bulmuş olabiliriz.
- Gerçekten mi? - Evet.
Tamam. Ne buldunuz?
Jackson Moore, 37 yaşında,
çocukken Zeke'in komşusuymuş.
Jackson ayrıca Zeke'in Danville'deki tek ziyaretçisi.
Jackson'ın sabıkası var mı?
İki alkollü araç kullanma, ama şiddet yok. Evinden atılmış ve
ödenmemiş kira yüzünden iki duruşması olacak.
İşini, arabasını kaybetmiş.
Herhalde para lazım. - Arkadaşlar.
Onu Diane'in evinde gördüm.
Ne?
Jackson'ın sosyal medyasına baktım. Bunu buldum.
- Erkek arkadaşı mı? - Hayır, kuzene benziyor, soyadları farklı.
Sosyal medyaya göre Diane hep onun yanında olmuş,
yardım etmiş, kanepesinde uyumasına izin vermiş, böyle şeyler.
Jackson'ın boy ve kilosu da üçüncü saldırgana uygun.
Kadını evine yeni gönderdik.
Jackson şu anda orada olabilir. - Gidelim.
Tamam. Kapı açık.
Chicago Polisi!
Diane?
- Kan var. - Tamam.
- Ben sağa gidiyorum. - Hadi, hadi.
- Odaya bakıyorum. - Boş.
Biri var.
Diane.
50-21, Güney Mackenzie 850 numaraya bir ambulans.
Bir kadın yaralı, birkaç yarası var.
Dayan biraz Diane. Dayan.
Yardım geliyor. İyileşeceksin.
İyileşeceksin, tamam mı?
Ben yanındayım. Ben yanındayım.
Yaraya bastırmaya devam et.
Bana Zeke'i gösterdin.
Fark ettim de...
Jackson mağazaya mı gelmişti?
Bunu o mu yaptı?
Hayır, Zeke yaptı.
Jackson ona engel oldu.
Gittiler.
- Nereye gittiler? - Bilmiyorum. Bir yere.
Tamam. Onu bulacağız.
Lütfen.
Jackson'a zarar vermeyin.
O akrabam. Kötü bir insan değil.
Ona yardım etmeliyim.
Lütfen.
Memur bey, onu hastaneye götürmeliyiz.
O Diane miydi?
Hastaneye mi gidiyor?
Ne işin var burada?
Diane aramış, duymadım,
sonra onu aradım ama açmadı.
Ne oldu?
Artık yapabileceğin bir şey yok.
Kevin, lütfen ne olduğunu anlat.
Ne olacak, seni dinledim.
Onu evine gönderdik, ama göndermemeliydik.
Benim gözümün önünde olsaydı, kararı ben verseydim,
24 saat içerisinde ikinci defa onu ambulansa bindirmemiz gerekmezdi.
Anladın mı? - Doğru olduğuna inandığım kararı verdim.
Ve yanlış çıktı.
- Hey. Kev. - Tamam mı?
Bunu artık anlıyor musun?
Olay yerini incelemeliyiz. Hadi.
- Bu doğru değildi. - Tamam.
Hadi.
Kiracı Roberta: Sıcak su geldi. - Bir tane buldum.
Diane'in evi yakınlarında, araba çalınmış, gri Honda Civic.
- Ne zaman? - Dört saat önce.
Biz de o zaman oraya gittik.
Bu iyi olabilir. Ve 911 çağrısına göre,
fiziksel tarifleri Jackson ve Zeke'e uygun.
İyi, araştır. Hey, telefon hâlâ kapalı mı?
Telefonlar, kredi kartları. Ulaşımdan da bir şey çıkmadı.
Tamam, Civic I-55 otoyolunda, Güney California'da bir saat önce
trafik kamerasına takılmış. Başka yerde görülmemiş.
Otoyolda bir şey yok.
Hayır, sonrasında bir şey yok.
Belki bir yerde durdular ve oraya sığındılar.
Zeke'in yakınlarda tanıdığı bir arkadaşı var. Eski hücre arkadaşı Neil Stanton,
cinayete teşebbüsten hapse girdi. İki ay önce çıktı.
Neil Güney California I-55'te kamyon mola yerinde çalışıyor.
Oraya gidelim.
Evet, burada.
Gri Honda Civic, otoparkın kuzey tarafında.
Evet, görüyorum. Dikkatli yaklaşın.
Anlaşıldı komiserim.
Araç boş.
Tamam, dağılın.
Ruzek, Torres, siz batı tarafına.
Atwater, doğuya. Kim, sen arka tarafa bak.
Ben arabada bekleyeceğim.
- Anlaşıldı. - Anlaşıldı.
Dikkat komiserim. Burada bir sürü sivil var.
Evet, sana doğru geliyorum.
Jackson.
Chicago Polisi! Eller yukarı!
Jackson'ı buldum.
İkinci kat, gri kapüşonlu, kuzeye gidiyor.
- Chicago'nun en iyileri misiniz? - Ne dedin?
- Siz Chicago'nun en iyileri misiniz? - Hayır.
Sen... - Eğil! Eğil!
10-1, Güney California'da polise ateş açıldı.
Hey! Hey! Ruzek, iyi misin?
Eğil! Evet, iyiyim. Yere yatın.
- Yere yatın! - Çekilin yoldan!
- Eğil! - Sakın kımıldama.
Hey, nerede o?
Sakın kımıldamayın. Herkes yerde kalsın.
50-21 Ida, bir saldırganı gözaltına aldım.
Partnerim diğer saldırganı binanın doğusunda kovalıyor.
Bir adım daha atarsan ölürsün.
Hemen silahı bana ver.
Götür onu.
Jackson'ı görmüş olabilirim.
Kuzey duvarında park halindeki beşinci araç, yataklı kabinde saklanıyor.
Hey Jackson, Oradasın, biliyorum.
Artık dışarı çık.
Ellerini yavaşça yukarı kaldır ve araçtan in.
Jackson, ellerini kaldır...
Ellerini göreyim.
Jackson, silahı bırak.
Silahı bırak.
Jackson, beni dinle.
Diane'i tanıyorum.
Onu sadece bir gündür tanıyorum,
ama şu anda bu konuda çok zorlanıyor.
Ve her zaman mantıklı konuşmuyor,
ama seni gerçekten çok sevdiği belli.
Hep yanında olmadı mı?
Ne olursa olsun seni desteklemedi mi?
Bu kadına seni vurduğumu söyletme bana.
O bunu hak etmiyor.
Şu anda düşünmen gereken tek şey,
Diane'e yardım etmek.
Bırak silahı!
Ben...
O çocukları ben öldürmedim.
Zeke yaptı.
Neden yaptığını bilmiyorum.
Özür dilerim.
O...
Diane'e özür dilediğimi söyle.
Hadi.
Merhaba.
Ne işin var burada?
Jackson ve Zeke gözaltında.
Diane konusunda gelişme,
onu iki gün daha hastanede tutacaklar.
O zamana kadar tehlike geçer.
Tek kötü haber şu, Banjo'yu gözden kaybettik.
Diane'in iyi olmasına sevindim.
Buraya bunu söylemeye mi geldin?
Arayabilirdin.
Ayrıca senden özür dilemeliyim.
Daha önce seninle konuşma tarzımla,
haddimi çok aştım.
Senin suçun değildi.
Benim suçumdu.
Biliyorum.
Yani özür dilemeye mi geldin?
Yapılacak işler listende miydim?
Galiba mesleğim yüzünden, ama telefon olayın var ya?
Gözden kaçmıyor.
Sürekli etrafındaki insanlara yardım etmen,
stresini arttırıyor.
Listene beni de eklemene gerek yok. Ben iyiyim.
Daha olay sırasında seni affettim.
Tamam.
Teşekkürler.
Evet.
Bunun insanları tükettiğinin farkındasın, değil mi?
Evet.
Gayet farkındayım.
Bunu ilk kez duymuyorum.
Kapatma düğmen var mı?
Hayır.
Hayır, o kısmı daha tam çözemedim.
Bir teklifim var.
Mesela şu önümüzdeki
bir saat,
içeri gelsen, beynini kapatsan,
telefonunu kapatsan ve benimle eğlensen?
Ben seni kınamam.
Sen beni kınamazsın.
Ve
sadece kendimiz için bir şeyler yaparız,
her şeyden uzaklaşmak için.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.