Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Czech
Danish
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
O sunucu odasını yakan kişi, bu felaketin sorumlusu.
Bildiğim kadarıyla o sunucu
belediyenin emekli ödemeleri için ayrılmıştı.
- Ne kadar para söz konusu? - 250 milyon dolar.
Tünel üstümüze çöktü. Bizi buradan kurtarmak için planınız var mı?
Üzerinde çalışıyoruz.
Buraya kadar kovaladığın adam silahlı ve tehlikeli.
Belki Platt'ı o vurdu.
Yanındayım bebeğim, dayan.
Saldırganlar belediye ulaşım tulumlarından giyiyordu.
Galiba kötü adamlardan birini bulmuş olabilirim.
Annen Margaret Simshaw, değil mi?
Yeni adresinizi hatırlıyor musun?
Onu görmeden size hiçbir bilgi vermem.
Hadi Hank. Yardım için elimden geleni yapacağımı biliyorsun, değil mi?
Ama çocuk... - Bana o adres lazım.
Zaten hayatının en kötü gününü yaşıyor. Çok daha kötü olmak üzere.
Eğer içerideki annesiyse, tercih hakkı onun olmalı.
Kendi başının çaresine bakabilir. - Bak, ya annesi değilse?
Ya annesini hiç bulamazsak?
Ya o yanan ceset, bugün hatırladığı son şey olursa,
annesine dair tek anısı olursa? Bunu yapmanın doğru bir yolu var.
Şu anda yerin altında mahsur kalan 30 küsur kişi var.
O suçlular, annesi de onlardan biri,
onları çıkarmanın tek yolu. - Daha iyi bir yolu olmalı.
Daha hızlısı yok!
Bak, onay istemiyorum. Yardım istiyorum.
Önce onunla biz konuşalım.
- O neydi öyle? - Sakin olun!
Herhalde zemin yerleşiyor.
Bir şey yok. - İyi misin?
Biz iyiyiz. İyiyiz.
- Sakin ol. - Orada biri var!
- Ne? - Bir şey gördüm.
Yemin ederim, galiba biri var. - Nerede?
- Orada. Birini gördüm. - Burada mı?
Evet, dışarıda. Gördüm.
- Emin misin? - Evet, gördüm.
Tamam. İkimiz gitmeyelim.
Hayır, hayır, hayır. Ben hallederim.
Merhaba, adın Duffy, değil mi? - Evet.
- Şu taş için yardım et. - Tamam.
Üç deyince. Bir, iki, üç.
Tamam, hey.
Yardım edebilirim. Gerçekten.
Tamam, önüne bak.
Hiçbir şey göremiyorum.
Hadi gel. Yavaş yavaş.
Hey! Dikkat et!
İmdat!
Lütfen! Alın şunu üzerimden!
Biz hallederiz. Yardıma geliyoruz.
Şunu üzerimden alın. Kaldıramıyorum.
Hareket etme. Şimdi hareket etme, tamam mı?
İyi misin? - Evet, iyiyim.
Dikkatli yürü.
Hemen geliyoruz. Biz ilgileniyoruz.
Birlikte çalışalım.
Diğerlerini oynatmamaya çalış, tamam mı?
Ben sayıyorum. Bir, iki, üç.
Böyle olmayacak.
Tamam, başka bir şey denememiz lazım.
Benimle konuşmaya devam et. Buraya nasıl geldin?
Boşlukta mahsur kaldım.
Oradan çıkıyordum, bir kayayı oynattım, üzerime düştü.
Kaldıramıyorum.
Tamam, bunu deneyelim.
Bunu deneyelim.
Sayıyorum. Bir, iki, üç.
İyi misin? Kolunu hissediyor musun? Çok hızlı hareket ettirme.
Başka acıyan yerin var mı? - Hayır, galiba iyiyim.
Şuna dikkat et. Dikkat et.
Hadi. Gel buraya. Sana bakayım.
Bu kötü. Buna baktırmamız lazım.
Ellerini yukarıda tut. - Ne? Ne?
- Ellerin göreceğim yerde olsun. - Neden?
Sakın kımıldama.
- Ne yapıyorsun sen? - Ne yapıyorsun?
Neden bana silah çektin? Ne?
- Benden kaçan adam sen misin? - Ne?
- Komiserimi sen mi vurdun? - Hayır, hayır! Ben...
- Komiserimi mi vurdun? - Ben başından beri buradaydım!
Önümden yürü. Hadi. Yürü.
Bir şey yok Ellie. Bir şey yok.
Anne.
Anne.
Benim, Ellie. İyi olacaksın.
Anne, çok üzgünüm.
- Ne yapıyorsun sen? - Adın ne? Adın ne?
- Dur! Dokunma bana! Sakın... - Adın ne?
Yapma! Yapma!
- Adam, Adam, biraz yavaş olur musun? - Tamam Ray.
L için mi çalışıyorsun?
Kim olduğumu veya ne olduğunu sandığını bilmiyorum...
- Buraya nasıl geldin? - Ne?
Soruma cevap ver. Buraya nasıl geldin?
- Burada çalışıyordum. - Tamam.
Sana bir bakayım. Teşekkürler.
Kolundaki yanıklar nereden oldu?
Burada çalışıyordum. Ben kaynakçıyım.
Öyle mi?
Adını yukarıdakilere soracağım. Bence tıbbi malzemeleri onda heba etme.
- Nereye gidiyorsun? - Hey, dinle.
- Ellerimi aç hemen. - O şekilde olmuyor.
Biri yaralıysa, onu tedavi ederim.
Tulumunu gördün mü?
Buraya kadar takip ettiğim suçlunun her özelliği tutuyor. Platt'ı vurdu.
Sen gerekeni yap, ama bence ona malzeme harcama.
Hey Duffy. - Efendim patron.
- Yukarıya bir mesaj göndermeliyim. - Ben yapmadım.
Tamam, olur.
Tamam. İsim ve adres.
Norman, Raymond. Evet, evet, anladım, tamam.
Ne, Margaret mı? Margaret Simshaw mı?
Hayır, inanmam.
Onu iyi tanımam, ama hayır, imkânı yok.
Kızı teyit etti. Hırsızlığa karışmış.
Bitcoin'e ilk yatırım yaptığımızda o bilişim bölümünde çalışıyordu.
Margaret'ın kanser teşhisi için belediyeye dava açtığını biliyoruz, neden?
Geçenlerde boşalttığımız binada kanser olduğunu iddia etti.
Orası eskiydi. Asbest vardı.
- Davaya karşılık verdiniz mi? - Bunun ne alakası var?
Sebep sayılır.
Evet, karşılık verdim. Mecburdum.
Hayır, mecbur değildin, başka davalar da vardı,
bu dolandırıcılık değildi. - Dolandırıcılık demiyorum.
Bak, dava açılmadan önce birkaç durumda anlaşmaya vardık.
Ama bu duyuldu, başkaları da çıktı. Bu mali bir yük haline geldi.
Avukatlarımız da karşılık vermek zorunda kaldı.
Senin Bitcoin hard diskini geri vermek zorunda olduğun gibi.
Şimdi derdin bu mu?
Belediyenin emeklilik fonunun büyük bir kısmı orada.
Beni dinle, anlaşmaya vardığın herkesin ismini istiyorum,
diğer suçlular onların arasında olabilir.
- Hayır, onlar... - Rica etmiyorum.
Onlar suçlu değil, çünkü çoktan öldüler.
Onu demek istedi.
- Onu nereye götürüyorsun? - Şimdi yeniden ısıtmaya başlayacağız.
O bizimle aşağıda olacak. Uzun bir süreç ama seni en kısa zamanda bulacağım.
- İşe yarayacak mı? - En iyi seçenek bu.
- Bu bir cevap değil. - Cevap.
Elimizdeki en iyi seçeneği kullanıyoruz.
Bir şey bulduğunu söyle.
- Hayır, Margaret'ın evi temiz. - Bu nasıl olur?
En ufak bir delil yok.
Komplocuları, kazdıkları tüneli gösteren bir şey yok. Bunu başka bir yerde planlamışlar.
Tamam, peki erkek arkadaşı?
Erkek arkadaşın kimliğini tespit eden somut bir şey yok.
Adli tabipler şu anda elektronikleri inceliyor.
Margaret'ın mali kayıtlarında bir şey bulmuş olabilirim.
Bir kredi kartı ödemesi var, Kuzey Lawndale'de bir içki dükkânı.
Kategori kodu elektronik,
tutar da üç tek kullanımlık telefon ücretiyle eşleşiyor.
- Bu önemli, bunu takip edebiliriz. - Pansuman arabasını getir.
Kanaması yok, değil mi?
Hâlâ akış var.
200'e ayarla.
Eller. - Çektim.
Ray'in adını bir saat önce gönderdim, nerede kaldı?
Umarım bizi bulmaya çalıştıkları içindir.
Adam, sakin ol. Burası sinirlenmen için fazla küçük.
Ne kadar küçük olduğunun farkındayım, sağ ol.
Otur o zaman. Terliyorsun, nefes nefese kaldın.
Biraz mola ver. - Stella, ben iyiyim.
Sen nasılsın Cy? İyi misin?
Evet, iyiyim. Galiba burası gittikçe ısınıyor.
Nerede...
Herhalde...
- Hey, ne oluyor? Ne arıyorsun? - Herhalde şeye koydum...
Hey, ne oluyor?
Stella, benimle konuşur musun? Yardım edebilirim. Ne oluyor? Gaz sızıntısı mı var?
Hayır. Oksijen bitiyor.
- Peki ne yapacağız? - Ne mi yapacağız?
Hava bulacağız. Oksijen yetersizliğini tedavi edemem.
Ve kaybetme hızımıza bakılırsa pek de...
Tamam, yani buradan çıkmamız lazım. Zaten tavan da çok dayanmaz.
Ama kurtarmaya geliyorlar, değil mi? Buna inanıyoruz, değil mi?
Elimizdeki oksijeni korumalıyız.
- Dur. - Nasıl belirtiler olur?
Stella.
Hipoksemi. Kendini çok farklı şekillerde gösterir.
Rahatsızlık, nefes darlığı, baş ağrısı, yorgunluk, morarma.
İnsanların kafası karışır, kaygılanır.
Bizim de kafamız karışacak, kaygılanacağız.
Ama ne kadar az enerji harcarsak, o kadar az oksijen kullanırız.
Bunu yapabilirim.
Evet, tüpüm var, o yüzden... Çok değil, ama yine de bir şeydir.
Cy'ın da tüpü var. Yani iş kötüye giderse...
Bölüşürüz, evet.
Ben yukarı mesaj gönderirim, daha çabuk olmalarını söylerim.
Tamam. Evet. Herkese söyleyelim.
Zaten seni duyacaklar.
- Duffy. - Tamam, herkes dinlesin.
Ne oluyor?
Yukarıdaki ekip bizi kurtarmaya geliyor,
ama şu anda oksijenimiz azalıyor.
- Ne? - Ne?
Bir şey yok, tamam. Yani dikkatli olmalıyız.
- O ne? Ne görüyorum? - Piller bitiyor.
Ne kadar kullandığımıza dikkat etmeliyiz, tamam mı?
Ne kadar az hareket edersek o kadar iyi.
İyi bir yer bulun, eğilin, nefesinizi sakinleştirmeye çalışın.
Burası biraz daha rahatsız olacak, ama yine de iyiyiz.
Ne kadar? Ne kadar süre iyi olacağız?
Dört ila beş saat mi?
Evet, vagonda kalan oksijen miktarına göre
Şef Pascal'ın tahmini bu.
Komiserim, onları oradan çıkarmanın yolunu bulamazsak... - Kim, bulacağız.
Tünelin planını bulmamız lazım.
Şu anda çalışmaya devam et. Yapacağın şey bu.
Çalışmaya devam et. - Evet.
Hayır, bu saçmalık. Margaret asla böyle bir şey...
Ellie, Margaret'ın yeni sevgilisi var dedi. Doğru mu?
Ne? Evet, biriyle çıktığını söylemişti ama bunu ayrı tutması konusunda anlaşmıştık.
- Tamam. Erkek arkadaşı kim? - Bilmiyorum.
- Hiç isim söyledi mi? - Hayır, biz boşanıyorduk.
Kiminle çıktığını merak etmiyorum.
Hayır, kusura bakmayın, bu çok saçma.
Artık kızımı görebilir miyim?
Margaret'ın hayatında yeni biri aklına geliyor mu?
Ben... Bilmiyorum.
O neydi? Justin, bir şey hatırlamış gibisin.
Tamam, bunalımdaydı, tamam mı? Dava düştükten sonra.
Kim olsa bunalıma girerdi.
Ama sonra aniden, keyfi yerine geldi.
Erkek arkadaşı yüzünden sandım,
ama Ellie için de durumun düzeleceğini söyledi.
İçeriden birinin de sonunda adım attığını söyledi.
- İçeriden kim? - Ben... Bilmiyorum.
Aslında kemoterapi yüzünden öyle diyor sandım.
Ellie! Ellie, bebeğim. Bebeğim.
- Merhaba. - Merhaba. Üzgünüm.
- Pardon. - Çok üzgünüm.
İyi misin? İyi misin?
Margaret eski kocasına içeriden yardım aldığını söylemiş.
- Kim? - Henüz bilmiyoruz. Bak, tüm çalışanları inceledik, kimse çıkmadı.
Milken veya başka biri olabilir. - Dalga mı geçiyorsun?
Sence Milken Bitcoin hard diskini oraya bilerek mi koydu?
Çalmaları için mi? - Bilmiyorum Severide. Olabilir.
Kim, bence Adam doğru kişiyi bulamadı.
- Ne? - Ne demek istiyorsun?
Gönderdiği isim, Ray Gorman. Onu araştırdım.
Resmi bir CCT çalışanı.
Amiri bütün gün Ray'le birlikte olduğunu söyledi.
Yapısal hasara bakarken ayrılmışlar.
Amiri doğru söylüyor gibi mi?
Evet, telefon hareketlerini kaydetmiş.
İkisi de tüneldeydi. Bence o değil.
Komiserim? Kim?
Adam'a ulaşın. Saldırganın Ray olmadığını söyleyin.
Ve saldırgan hâlâ trende.
Evet Kev, buradayım. Ne buldun?
Margaret'ın Kuzey Lawndale'de üç tane tek kullanımlık telefon aldığını teyit ettik.
Üçünün de sinyallerini aldık.
İkisi açık değil, ama üçüncüsü açık.
Herhalde Bates'ten kaçan saldırgan. Hemen geliyorum.
Telefon nereden sinyal veriyor?
Batı tarafında, Harrington Caddesi'nde otobüs durağının yanında.
- Ne kadarlık mesafedesin? - On dakika.
Orada buluşalım.
Hey. Mesaj gönderiyorlar.
Ne diyor?
Bu... Tanrım.
Ne diyor?
Jacob'ın işlem sonrası durumunu sormak istemişler.
Tamam.
Şimdilik iyi olduğunu söyle.
Telefon doksan metre içerisinde üç sinyal vermiş.
Hata eşiği düşük.
Saldırgan yakında. Çok yakında.
Tamam, Kim orada dur. Dante, sen güneye.
Kev, sen benimle kuzey tarafına bak.
Tamam. Dante, hadi ara.
Bir erkek var, beyaz, siyah ceket, siyah şapkalı, otobüs girişinin orada.
İlerleyin.
Tamam, telefonu attı. Bizi fark etti.
Kaçıyor! Güneye kaçıyor!
5021, Ocean, saldırganı yaya olarak takipteyiz,
erkek, beyaz, siyah ceket, siyah şapka.
5021 David, Harrington otobüs istasyonunda polise ateş edildi.
Hadi!
Komiserim, saldırgan tünelin batı kapısından girdi.
- Anlaşıldı, takip edin. - Hazır mısın?
- Dur! Polis! - Hey!
Dur!
Dur!
Hayır, hayır!
Hey, geldim! Tuttum!
Konuşursan seni çekerim.
Kazdığın tünelden CCT hattına nasıl girerim?
Çek beni! Lütfen!
Kazdığın tünelden CCT hattına nasıl girerim?
Anlatacağım! Anlatacağım!
Hadi. Ayaklarını kullan. Hadi. Hadi!
Tamam, cüzdanındaki kimliğe göre adı David Mossberg.
Küçük hırsızlıktan iki sabıkası var,
Fairview Kanser Merkezi'nde teknisyenlik yapıyor.
Tahmin edeyim.
Evet, Margaret orada tedavi gördü.
Herhalde erkek arkadaşı da o.
Ama mali kayıtlarına baktım, isim ücreti ödenmiş.
O ne demek?
Galiba Capone tünelleri hakkında bir kitap yazmış.
Teknik ekip kitabı araştırıyor, ama konum belirtilmemiş.
Şaka mı bu? Yani Capone tünellerini mi kullandı?
- Evet. - Tamam, adresi var mı?
- Des Moines. - Des Moines.
Yerel polis evini arasın. - Tamam.
Hayır, hayır, hayır.
Ama bu ikisi çıkıyorsa, Margaret Des Moines'a gidemez,
burada planlamış olmaları lazım. Ve kızının önünde planlamazlar,
o zaman ev veya otel odası mı tutmuşlar?
Peki adamın telefonu?
Telefon kilitli, teknik ekip şimdi açıyor.
Randall.
- Durumu stabil dediler. - Evet.
Ama fenalaştı. Başka bilgi gelmedi.
Hemşireler doktor birazdan çıkar dedi,
ama başka bir şey demiyorlar.
Neden? Neden bir şey demiyorlar?
Hemen anlam çıkarmayalım.
Öldü dediler Hank. Birkaç defa.
Ne oldu?
Prosedür işe yaradı. Başarılı geçti.
- Ne? - Kötü bir başlangıç yaptık,
ama onu yeniden ısıtıp düzeltmeyi başardık.
Durumu stabil, hayati belirtileri güçlü.
- Gerçekten mi? O iyi mi? - Evet, yanına girebilirsiniz.
- Onu görebilir miyim? - Evet.
Hayatım? Merhaba, beni duyuyor musun?
Buradasın.
Çok şükür, buradasın.
Merhaba. Burada olmana çok sevindim.
Tamam, tamam.
Ameliyattan çıktın. Çok iyisin, çok iyisin.
Seni düzelttiler, iyileşeceksin.
- Voi... - Tamam, konuşmana gerek yok.
Voight.
İki saldırgan...
Tamam. Tamam, o da burada.
- Voight. - Tamam, burada. Sen iyisin.
İyi görünüyorsun.
İki.
İki saldırgan dedi.
- Vurulduğun zaman mı? - Erkek, mas...
Maske. - Tamam.
Üzerini aradım.
Silahı yok. Otel anahtarı.
Seni gözaltına aldığın saldırgan vurmadı mı?
Saldırganı gördün mü? Tamam, bu yardımcı olur. Bu iyi.
Trudy, otel anahtarında isim var mıydı?
Ma... Maroon
Crescent. - Tamam.
Teşekkürler.
Diğer herkes iyi mi?
Daha tam değil. Ama hepimiz oradayız.
Hepimiz işimizi yapıyoruz.
Git. Git.
Şef.
Mossberg 211 numarada kalıyordu. Nakit ödemiş.
- Tek başına mı? - Evet.
Ama Margaret sık sık geliyormuş, başkaları da gelmiş.
Müdür tarif edemedi, ama buraya ağır aletler
getirip götürdüklerini söyledi. - Güvenlik kamerası?
Ortam karanlık.
Boş!
Güvenlik Notları
Hey!
Komiserim?
Justin içeriden birinden söz etti. Bunlar korumalar.
KZ'yi o gün konuşun.
Komuta zinciri mi? Asker. - Veya polis.
Hey, planı buldum.
Bu bir tünel. - İşte bu.
Galiba Capone tünellerine ulaşmak için sadece
iki metrelik kazı yapmışlar.
Bu bizi trene götürür mü?
Tamam, fotoğraf çekin, hemen merkeze bildirin. Onlar karşılaştırsın.
Bu iyi. Kilometre işaretleri uyuyor.
Bence bu bölgenin yanından geçiyor.
Evet, ama tünelin iki tarafı da çöktü. Nasıl gireceğiz?
Nasıl gireceğiz?
Girmeyeceğiz.
Saldırganlar Capone tüneline CCT kanalizasyonundan girdi.
Ama en kolay giriş olduğu için değil, diğer giriş, yandaki binada.
- Yani oradan girebilir miyiz? - Aynen öyle.
Saldırganlar kullanmadı, çok fazla gelen giden oluyordur,
risk almak istememişlerdir, ama biz alabiliriz.
Tamam, sizinle geliyorum.
Arama kurtarma bizim işimiz. Siz triyaj için burada kalın.
Aşağıda ağır yaralılar var, şimdi trendeki tüm insanlar hipoksik olabilir.
Yanında doktor olmalı. Ben gönüllüyüm.
- Hiç depolu solunum cihazı kullandın mı? - Hayır, ama dalış yaptım, onu taşıyabilirim.
Capone tünelleri yüz yıl önce yapıldı.
Destek yok, yani yer kayarsa tamamen üzerimize çökebiliriz.
Yani çok dikkatli olmalıyız. Ben, sen, Archer ve iki kişi daha.
Bize iki gönüllü lazım.
El kaldırmadan önce şunu bilin. Zemin hâlâ istikrarsız.
En iyi senaryoda, tünel hâlâ sağlamdır, içine girebiliriz.
Eğer öyleyse, telsizle bildiririz, gelmeye hazır olun.
Tamam.
Adamlarıma benim yapmayacağım bir şeyi asla yaptırmam. Ben varım.
Döndüm amirim. Ben de geliyorum.
Gidelim.
Tamam, o da iyi.
Sakin olun!
Zemin sürekli altımızda oynuyor. Biz iyiyiz, sakin olun.
Unutmayın, küçük nefes alıp... - İyi misin?
Küçük nefesler verin. Tüm oksijeni bitirmeyelim.
- İyi misin? - Evet.
İyi misin?
Gitmemiz lazım! Hemen gitmeliyiz!
Herkes dışarı! Herkes dışarı!
Vaktimiz daralıyor. Gitmemiz gerek!
Yürüyün, yürüyün!
Devam edin!
Hanımefendi, trenden iniyoruz. Bir sonraki vagona geçeceğiz.
Beni dinle, ayağa kalkmanı istiyorum, tamam mı?
Hadi. Kalk ayağa.
Hadi. Hadi.
Hadi. Onu da götür.
Hadi. Tamam, gitmemiz gerek.
Arkadaşlar, hadi kalkın. Gitmemiz lazım.
Hayır, hayır, dinle. Hareket etme.
Seni çözeceğim.
Gidelim. Gitmemiz lazım.
Ruzek!
O neydi öyle?
Hey, iyi misin?
Ben iyiyim.
Devam et, neredeyse geldik.
25'ten merkeze. Tünelin ilk 15 metresi güvenli.
Personel 6. metreye gelsin. Sepet ve bel desteklerini hazırlayın.
Ve ambulanslar beklemede kalsın.
- Anlaşıldı. - Mouch, oksijen seviyesi?
Yüzde 19.
Kahretsin.
Oksijen seviyesi yüzde 19'a indi.
Dumanı tahliye edip bize hemen hava gönderin.
Anlaşıldı 25. Ekipman ve personel gönderiliyor.
Tamam, burası. Burayı kazmaya başlayın.
Yaralı varsa seslensin! Yaralı var mı? Ona bak.
- İyi misin? - Yerden kalkma, eller yerde.
Hey, yaralı mısın?
Dikkat et. - Bir şey yok, hey, hey.
Ne oluyor? Anlat. - Nefes alamıyorum.
- Nefes alamıyor musun? - Hayır.
- Bir şey yok. Nefes alabilirsin. - İhtiyacı var. Bunu al.
Teşekkürler Cy. Teşekkürler. Tamam.
Hey, beni dinle. Nefes alabilirsin, tamam mı?
Biraz oksijen. Oksijen var.
Sana iyi gelecek. Kalp hızını biraz düşürmeye çalış, tamam mı?
Tamam, bana bak. Kalp hızını düşürmeye çalış. Dört saniyede nefes al, altı saniyede ver.
- Yaralı mısınız? - Bunu yapmaya devam et.
Dört saniye al, altı saniye ver. İşte böyle.
İşte böyle. Güzel. Güzel, devam edebilir misin?
Daha iyi misin?
- O adam, Duffy... - Evet, ne olmuş ona?
- Yalancı. - Yalancı mı?
- Evet. - Nasıl yani? Hangi konuda?
O son mesaj. Bize izciyken Mors alfabesi öğrettiler.
Ben iyi bilmiyorum, ama Jacob'ı sormadıklarını bilecek kadar anladım.
- Bir dakika, emin misin? - Evet. Evet.
- Ne dediler? - Bilmiyorum. Ama yalan söyledi.
Ruzek! Ruzek! Vakit geldi.
Vur! Vur!
Oksijeni dağıtmaya başlayalım.
- Hey, Ray hakkında yanıldım. - Ne?
Yanıldım! Yanlış anladım!
Hayır, hayır, dur!
Hareket etme!
Biraz açalım!
Dur!
Yavaş, yavaş!
Hayır, dur. Arkadaşlar, bunlar onlar!
Girmeye çalışıyorlar! Durun, bekleyin!
Durun, durun, yavaş olun. Yavaş olun. Yavaş olun.
Hey, yavaş ol. Dur!
Tamam, herkes sakin olsun. Giriyorlar.
Yavaş hareket edin. Kapı bende.
Tamam.
- Bize yer açın. - Herkes dursun!
Ne kadar gerekiyorsa kullan.
Sonra diğer insanlara da yardım et, tamam mı?
İhtiyacı olanlara oksijen ver, tamam mı?
Yardımına ihtiyacım var.
Güvenli mi diye bakacağım. Sonra hepimiz çıkacağız.
İmdat!
İyi misin? Hey, iyi misin?
Çek şunu üstümden.
Hey, Duffy!
Buraya gelip herkesi trenden indirmeme yardım eder misin?
Hey!
Aman Tanrım! Silahı var!
Sus.
At silahı!
- Ne yapıyorsun sen onunla... - Geri çekil! Geri çekil!
- Herkesi trene bindir. - Tamam, geri dönün!
- Geri gidin! - At silahı! At silahı!
Buradan gidiyorum.
Gideceksin.
Beni o tünele sok,
yoksa onu vururum.
Tamam, başla!
Bir daha söylemeyeceğim. İndir şu silahı!
İyi. Şimdi bana ayağınla gönder.
Hemen trene tekrar bin.
Chicago itfaiyesi! Ses ver!
Tek kelime eden olursa ölürsünüz.
Önce ben gideceğim, tamam mı?
Gideceksin Duffy, önce sen gideceksin. Ama onu bırak.
- İtfaiye, bizi duyuyor musun? - Onu vururum.
- İtfaiye, ses ver! - Ses ver!
- Tekrar trene bin. - Tamam, tamam.
Vurulan var mı?
İyi misin? - Kelly!
Trende yaralı var mı?
Adam! Gitmemiz gerek!
Yürüyün, yürüyün!
Tamam, gidelim. Bu tarafa. Tamam arkadaşlar.
Yavaş yavaş, tuttum seni.
Teker teker. Tamam mı?
- İyi misin? - Yanındayım. Hadi.
Bir dakika. Durun.
Durun.
Onları indir. Gidelim.
Dikkat et.
- Yavaş! - Yardım lazım mı? Elimi tut.
Eğil! Hadi!
Dikkat et. İşte oldu.
Vaktimiz daralıyor! Devam!
Başına dikkat et.
Devam et, devam et. Hadi!
Tamam, hadi çocuklar.
Hey Ray. Kişisel algılama.
Ben şey sandım...
Adam! Adam, gitmemiz lazım!
- Şerefsiz. - İyi misin?
Aldım seni, aldım. Hadi, gidelim. Hadi.
- Bates. - Merhaba. Duydun mu? Geliyorlar.
Seninle konuşmam gerek. Çok uzun sürmez. Hadi.
Neden? - Ne? Ne neden?
Neden yaptın?
Dördüncü suçlu, Margaret'ın sözünü ettiği içerideki kişi,
Trudy'yi vuran kişi. - Dur. Sence ben...
Sen ve Trudy. Birlikte yükseldiniz.
Birlikte çalıştınız. - Sen aklını mı kaçırdın?
- Bates. - Beni bu işin içinde mi sandın?
Notlarını buldum. Mossberg'ün otel odasında parmak izlerin var.
Bitti. - Hayır, bu olamaz.
Hayır. Bak, ne olduğunu bilmiyorum, ama bizim...
Sen, ben ve Trudy. Bu şehir için yemin ettik.
Polis olarak. Onu sırtından vurdun.
Neden?
Evet, bu şehir için yemin ettim.
Ve bu şehir Margaret ve benim gibi insanlara kazık attı.
Margaret, kansere yakalanan tek kişi değil.
Bir ay önce bana da teşhis koyuldu.
O avukatların ona nasıl davrandığını görmedim mi sanıyorsun?
Bu şehrin? Sence bana nasıl davranacaklarını
bilmiyor muyum?
Bize borçları var. Hepimize borçlular.
Bunu hak ettik.
Beni silahımla yalnız bırak.
Hank... Hank, zaten ölüyorum.
Hayır, o şekilde olmaz. Ve hiçbir şeyi hak etmedik.
Bu iş asla böyle olmadı.
Bu şehri korumak için yemin ettik.
Ve bugün yaptığın şeye bak. Bunun tam tersi.
Yeminini bozdun.
Artık seni koruyamam. Gidelim.
- Adam! - Kim!
- Ne oldu? - Ben...
- Hayır. O kesiği temizleyelim. - O ne?
- Sinir hasarı olabilir diye hastaneye götürmeliyiz. Hadi. - Bir şey yok.
- Sen doktor musun? - Ya sen?
Adamı duydun, git. Hastanede görüşürüz.
- Evet. - Yavaş.
Hayati belirtilerine dikkat et. Yaptıklarıma da bak.
Anlaşıldı.
Gidelim buradan. Bu akşam.
- Uzun hafta sonumuz? - Evet.
Dells veya Cancun'a gidelim. Sen seç.
Acıyor mu?
Yok, iyi. Her şey bunun içindi.
Kahrolası bir hard disk, değil mi? - Evet.
- Onu geri almam lazım. - Bu delil.
Burada 250 milyon var, ona el koyamazsın.
Evet, koyarız ve koyacağız.
Bu haksızlık.
Burada olan her şey raporlarımızda halka duyurulacak,
avukatlarının tedavi için engellediği tüm kanser hastaları,
neredeyse kaybettiğin tüm emeklilik fonları, hepsi.
Sence belediye bunu ne kadar haklı bulacak?
Çekil.
Ne zaman çıkabilirim?
Ona kabalığı için verebileceğiniz ilaç var mı?
Hayır, devamı da gelecek gibi.
En az bir hafta buradasın. Sonra aylarca fizik tedavi olacak.
Hayır, sakın aylarca deme. İkinci bir doktora görünür.
Buna hakkı var.
Hey. İkinize de teşekkürler. Çok teşekkürler.
- Dinlen. - Teşekkürler.
Gel buraya.
Şimdi yaralıları bulup onlara yardım edelim.
Onu Travma 2'ye götür. Bu delikanlıyı da 3'e.
- Doktorlar. Çok meşguller. - Travma 4'e alalım.
Yer altında mahsur kalan herkes kurtarıldı,
şimdi hepsi buraya geliyor.
Polisler annemle bu yüzden konuşmak istedi, değil mi?
Olanlara karıştığı için mi? - Travma 5, onu ikiye götür.
Evet, bu yüzden Ellie.
Ama bence annen her şeyi iyi niyetle yaptı.
- Ben iyi olacak mıyım? - Evet. Evet, tabii ki olacaksın.
Ellie, hey, bana bak. Benim işim çocuklarla çalışmak.
Birçok çocuğu tedavi ettim, tamam mı?
Çoğu da çok kötü durumdaydı.
Bu yüzden ayırt edebiliyorum. - Neyi?
Dayanıklılık.
Bazı insanların bunun için çok çalışması gerekir.
Diğerlerinde doğuştan vardır. Sende var.
Bu yüzden iyileşeceğini biliyorum.
- Sonunda sessizlik. - Evet.
- Çok sürmez. - Hayır.
Ama yine de güzel.
- Eline sağlık Komiser. - Senin de.
Bu hikâye kurgudur. Gerçek insan, varlık veya olaylar anlatılmamaktadır.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.