Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Galiba biri, Suffolk nüfus
müdürlüğüne bir doğum belgesi
hakkında soru sormuş.
Bu gece internete düşecek. Kim olduğunu biliyorlar.
Sır ortaya çıktı.
Anne, ben hâlâ bir Hill'im.
Evet. Tabii.
Bu klanın en yaşlı üyesi olarak,
sana her zaman kapımız açık,
ama aynı zamanda
mesafeli olmak istersen anlarız.
Ve bunu
sevgiyle söylüyorum.
Şu da var,
ama zor duruma düştüğünde işe yarayabiliyor.
Şöyle diyebilirsin:
"Bunu dedeme bir sorayım.
Kendisi emniyet amiri."
Bunu şimdiye kadar kaç kere yaptın?
Aslında önemli olan, kartın cüzdanında olduğunu bilmek gibi.
Bence bu da bir tür karma.
Bunu endişeyle çektim,
bencilce endişeyle.
Hey.
Bana sorarsan dünya öyle bir yer değil.
Evet. Böyle bir haberin
ne kadar çabuk unutulduğuna şaşarsın.
Haftaya pazar bu saatlerde, unutulup gitmiş olacak.
-Salı sabahı bile. -Evet, birkaç insan
birkaç saat bunu konuşacak,
sonra unutulacak.
Bir dakika konuyu kendime getirebilir miyim?
Jamie'yle evlendiğimde, soyadını aldım,
ve sonuçta
faydası olmadı, zararı olmadı.
Ayrıca onun ailesinde bir sürü suçlu var.
Bir suçlu.
-Bildiğimiz kadarıyla. -Sen de mi?
Aslında soyadımı alması biraz içimi rahatlattı.
-Zor bir aile. -Kesinlikle.
Hepinize...
Teşekkürler.
Sorun yok. Gerçekten.
Neyse o, o zaman.
Sorun yok.
Sana bir paket geldi, masana koydum.
-Tamam. Teşekkürler Annie. -Rica ederim.
Nicky'den Noel hediyesi mi?
O böyle paketlemez.
Hey,
üstünde isim veya kart var mı?
Gördüğüm kadarıyla yok.
Herhalde aşağıda kontrolden geçmiştir ama,
istersen emin olmak için ben açayım.
Evet.
-Hiç belli olmaz. -Evet. Evet.
Bu ne be?
Yoksa bu...
Dominic Reina.
Karşılıklı çıkarımız için
Galiba kumar çetesinin
hesap defterleri,
yurt dışı havale makbuzları.
Ne? Sence gerçek değil mi?
Bu adamı ne kadar zamandır yakalamaya çalışıyoruz?
Şimdi bu dava masamızda beliriveriyor,
hem de hediye paketiyle?
Belki biri yerine geçmeye çalışıyordur.
Veya rakibi ortadan kaldırmak.
Kim olabilir, biliyor musun?
Maalesef evet.
Donnie Hassett.
Dedim sana, sınırı ayağının ucuyla bile geçersen,
hiç tereddüt etmeden seni tekrar hapse atarım.
Temizim. Çıktığımdan beri sadece kendi işime bakıyorum.
Öyle mi? O zaman neden bize Dominic Reina'yı
gümüş tepside sunuyorsun?
Ne dediğini hiç anlamıyorum.
Hadi ama. Delillerin paketlenmesi,
o not... Her yerine senin kokun sinmiş.
Elinize her ne geçtiyse belli ki bir
hayırsever göndermiş, ben değil.
Bu adam hatırladığımdan daha komik.
Nasıl yaptın ve neyi amaçlıyorsun bilmiyorum,
ama Reina'yı indirmek için bizi kullanacağını sanıyorsan,
çok beklersin.
Dedektif Reagan?
Bu genç hanım seni tanıdığını söylüyor?
Adım Liz Diaz, ve teyzemin arkadaşı tanıyor dedim.
Neden hiç dinlemiyorsunuz?
İyi eğlenceler.
Teyzenin arkadaşı kim?
Molly Chavez.
Evet, Molly arkadaşım olur. Otur.
Nasıl yardımcı olabilirim?
Dedem öldürüldü.
Soyuldu, merdivenlerden itildi, kafasını çarptı ve öldü.
Başın sağ olsun.
Olayı gördün mü?
Sen de görmek ister misin?
Tanrım.
Bu ne zaman oldu?
Beş gün önce. Komadaydı.
Daha dün vefat etti.
Beş gün önce.
Neden o zaman şikayetçi olmadın?
Oldum, ama dediğim gibi, siz dinlemiyorsunuz ki.
Tamam, bir dakika. Bir dakika. Sakin ol.
Ne demek "siz"? Seni kim dinlemedi?
Gittiğim karakoldaki komiser dedi ki,
herhalde kendi kendine düşmüştür.
Bu yüzden gidip videoyu buldum.
Tamam, bu komiser rapor yazdı mı?
Hayır.
Hangi karakoldu?
Ve hatırlayabiliyorsan, komiserin adı neydi?
Soyadı seninle aynıydı.
Reagan.
-Merhaba. -Merhaba.
Geçen akşam genç, Latin bir kadın geldi mi?
Liz Diaz diye biri?
Bilmem ki. Çok yoğunuz.
Dedesinden söz etmiştir.
Evet. Birinin onu merdivenden ittiğini söyledi.
Nereden bildiğini sordum, Tanrı söyledi dedi.
Öyle mi dedi? Tanrı mı söylemiş?
Evet, ben de aynen böyle tepki verdim.
Neden onu soruyorsun?
Onu soruyorum, çünkü dedesi öldü.
Birinin ittiğini mi düşünüyorsun?
Bitinin ittiğini biliyorum.
Görüntülü kanıt getirdi.
Rapor bile yazmadım.
Hayır, yazmadın.
Aklında kalan başka bir şey söyledi mi?
Hayır. Onu hemen gönderdim.
Şerefsiz. -Kendini yıpratma.
Tamam mı? Olur bazen.
Bu seferkinde elimden kaçırdım.
İlk 48 saat Danny. Bu bir cinayet.
Evet, tavşan deliğine girmenin faydası olmaz, tamam mı?
Adamı bulacağız. Söz veriyorum.
İşe alım yüzde 20 düştü,
erken emeklilik kaybı da aşağı yukarı aynı miktarda.
Bir de akademi kayıtları var.
Her yıl yüzde 15 düşüyor.
İyi bir haber var mı?
Umarım bilmediğimiz başka
Reagan'lar yoktur.
Şaka yaptım.
Çok mu erken oldu?
Sadece bu var.
Bize ne zaman söyleyecektin?
Joe'nun hazır olduğunda
açıklamasını bekliyordu.
Dur. Sen de mi biliyordun?
Yapmayın arkadaşlar. O kendi kendine anladı.
Şöyle diyeyim, bilseydim
zafer turunu farklı atardım.
Haklısın. Şimdi düşününce,
söylemem gerekirdi, ama olan oldu bir kere.
Nasıl karşıladı?
İyi görünüyordu.
Aslında torunumu ne hissettiğini bilecek kadar
iyi tanımıyorum.
Patron, dinle, neyse öyle diyelim.
Joe Hill zaten kahraman polisti,
şimdi o da bir Reagan.
Sid haklı, bu iyi olacak.
Bazı insanlar için.
Negatif yorumları kafana takma.
Bu benim işim.
Sadece dışarıda değil.
Sence polisler arasında da mı sorun yaşar?
Sence yaşamaz mı?
O ödüllü bir polis. Olmaz.
Yapma. Sen Danny'nin komiseriydin.
Tamam, Reagan olarak biraz disiplin gördü.
Benden bile.
Bu sene zaten bir kere dünyası altüst olan bir
genç için biraz fazla.
Sence buna hazır mı?
Benim için bunu bilmek zor.
Reagan, ofisime.
Ne oldu patron?
Ve eski patron?
Ne işin var burada?
Bir uğrayayım, Danny Reagan'la boğuşurken
Komiser Gee'ye yardım edeyim dedim.
Demek adımı lekelemeye geldin. Seni görmek de güzel.
Gördüğüne pişman olacaksın ama.
-Neden? -Çünkü Diaz davasından alındın.
Diaz davasından alındım mı?
Diaz davasına yeni başladım. Ne...
-Çıkar çatışması var. -O ne?
-Kardeşin. -Kardeşim bu davaya
bakmıyor bile, pek sayılmaz.
İlçe Soruşturma Birimi şikayetçiyle ilgilenme
tarzını sorguluyor.
Aziz kardeşimi mi sorguluyorlar?
Komiserine kendin şikayet etmiş.
Ne yapmış?
Şaka herhalde.
Elindeki her şeyi Byrne ve Kelly'ye ver.
Geldiğin için sağ ol Bay Reina.
Beni bir şeyle suçlayabileceğini duydum.
İstersen meraklı de.
Seni kara para aklama ve haraçtan
tutuklayacak yeterli delilimiz var.
Kalan cezana biraz daha ekler.
Yine de şansımı deneyeceğim.
Serbest kalacağından çok eminsin.
Çünkü müvekkilim masum.
Hayır. Korunuyor.
Ne bildiğini sanıyorsun?
FBI için muhbirsin.
Bu yüzden bu ofis sana dokunamadı.
Göründüğünüzden daha akıllısınız, ha?
Ne olmuş?
Yaşlısın.
Ailede senden sonra kimin başa geçeceğini söyle.
-Hâlâ lider benim. -Sadece ismen.
Resmen emeklisin.
Aileyi yönetmek üzere kimi yetiştirdiğini söyle,
yoksa yemin ederim, bir daha hapisten çıkamazsın.
-Boş bir tehdit. -Öyle mi?
Dediğin gibi, müvekkilim korunuyor.
Onu yine de hapse attırırız.
Federaller olsa da olmasa da, bu suçlar kanıtlanacak.
Johnny Deangelo.
Ama bunu söylüyorum, çünkü
aileyi meşrulaştırdı.
Tahmin edeyim Dominic, zeytinyağı ihracatı mı?
Başka bir şey söylemem.
Daha fazlasına ihtiyacımız var.
Neden hep bu kadar doğrucu olmak zorundasın?
-Ne diyorsun sen? -Kendini mi şikayet ettin?
Evet, mecburdum, protokol böyle Danny.
İşimiz suçları çözmek, kendi elimizi arkadan bağlatmak değil.
Ne yaptığımdan sana ne ki?
Kendimi şikayet edersem, bunun seninle alakası yok.
Olmaz olur mu? Sen kendini şikayet ettin diye
patronum bu davayı benden aldı. Şimdi benim için çıkar çatışması var.
Kim bakıyor peki?
-Byrne ve Kelly. -İyi midir peki?
Hayır, olsa olsa vasat.
Neyse ki bana iyilik borçları var.
Hayır, bak, buna dahil olmak istemiyorum.
Sadece cezamı çekeceğim, tamam mı? -Tek yapmamız gereken,
Komiser Gee hâlâ davaya baktığımızı öğrenmeden
bu işi çözmek.
Ne düşünüyorsun?
Liz, cinayetten Tanrı sayesinde haberdar olduğunu söyledi.
-Evet. -Tabii ki bu bir yalan,
ama bir şey oldu... Ne olduğunu öğrenmeliyiz.
-Veya kim. -Aynen öyle.
Ama madem katili koruyacaktı,
güvenlik kamerası görüntülerini
bulmak için niye o kadar zahmete girmiş?
İşte bunu anlamamız lazım.
Tabii, buna başlamadan önce kendini kovdurmazsan.
Bu konuşma hiç olmadı.
Gee bizi yakalarsa ne yapar, hiç düşündün mü?
Komiser Gee bizi yakalarsa, suçu ben üstlenirim.
Bu benim fikrimdi. Ne yapacaksın?
Hiç de bile. Ben de durumu Jamie için düzeltmek istiyorum.
O zaman suçu birlikte üstleniriz.
Bayan Diaz? -Evet?
Dedektif Reagan, partnerim Dedektif Baez.
Liz'le konuşmak istiyoruz.
Evde mi?
Girin.
Dedektifler, ne işiniz var burada?
Sadece kontrol ediyoruz.
Pardon.
O iyi mi?
Kardeşim Andy mi?
Onun için çok zor oldu.
Tekrar başın sağ olsun.
Ailen dindar mıdır?
-Evet. -Benim ailem de.
Gerçi Tanrı bizimle doğrudan konuşmaz.
Pardon, anlamadım.
Komisere bunu söyledin, değil mi?
Tanrı'nın seninle konuştuğunu ve dedenin
öldürüldüğünü söylediğini.
Tanrı benimle doğrudan konuşmadı.
Bunun için dua ettim ve bu düşünce aklıma geldi.
Şanslısın. Keşke biz de suçları böyle çözebilsek.
Belki de onu işe almalıyız.
Doğruyu söylüyorum.
Hayır, söylemiyorsun. Ve her kimi koruyorsan,
korumamalısın,
çünkü dedeni öldürdü.
Öldürmedi!
M.G. kim?
Kimse.
Ben lisedeyken,
Theo diye bir çocuğa âşık oldum.
Ve onu korumak için her şeyi yapardım.
Polise yalan söylemek dahil.
Eğer soygunla bir alakası yoksa,
başı dertte olmaz.
Yemin ederim, o kimseye zarar vermez.
O zaman endişelenecek bir şey yok.
Adı Marcus.
Marcus'un olayı ne?
Bir süre önce bir çeteye girdi.
Ölü İkizler.
Dedemin saldırıya uğradığı gece,
çeteye kabul gecesiydi.
Peki kabul şartı neydi?
İnsanları soyup birkaç cüzdan çalmak mı?
Skor ne kadar büyük olursa, itibar o kadar büyük oluyordu.
Ve...
Dedemin hep taktığı eski bir Rolex'i vardı.
Tesadüf olmadığını anladım.
Marcus'un bu işle alakasının olmadığından emin misin?
Olmadığından eminim.
Dedenin güzel bir saati olduğunu biliyordu.
Yani evet...
Şu Marcus'la konuşmamız lazım.
-Lütfen, o iyi bir çocuk. -İyi bir çocuksa,
endişelenecek bir şey yok, değil mi?
Onu nerede bulabileceğimizi söylemen lazım.
Hemen.
Bu kadar kısa sürede görüştüğün için sağ ol.
Ne istiyorsun?
Sana daha fazla bilgi getirdim.
Şimdi o delil kutusunu bize verdiğini kabul ediyor mu?
Sessiz ol, sırtıma hedef tahtası çizdirmek istemiyorum.
Evet, senden daha fazla bir şeye ihtiyacımız yok.
Size yardım etmeye çalışıyorum.
Yardımına ihtiyacımız yok.
Öyle mi?
Bu sefer Reina hakkında olmasa bile mi?
Ne diyorsun sen?
Tüm aileyi çökertmek istiyorsun, değil mi?
Sadece emekli ettikleri ihtiyarı değil?
Ne bildiğini sanıyorsun?
Ne değil. Daha ziyade kim.
Johnny Deangelo.
Esas babaların babası.
Hadi ama, buna şaşırmış olamazsınız.
Ve istediğimi aldım.
Ne oldu öyle?
Galiba ona Deangelo'yu söyledik.
Liz'le ne kadar zamandır çıkıyorsunuz?
-Yaklaşık bir yıl. -Yaklaşık bir yıl.
Dedesiyle çok yakın olduğunu söyledi.
Bizi Mets maçlarına götürürdü.
Mets maçı, ha? Mets'i severim.
Herhalde başına gelenleri görmek
senin için zor olmuştur, ha?
Bana çeteye kabul olayından söz etti,
soygunlardan.
Ne, beni hapse mi atacaksın?
Bu işle bağlantın yoksa atmam.
Yok, yemin ederim.
Ama Ölü İkizlerden biri yaptı, değil mi?
-Bilmiyorum. -Hadi ama.
Kız arkadaşına yardım etmeye çalışıyorum.
Tamam mı? O gece ne olduğunu anlat.
Yeni üyelerden cüzdan, bisiklet gibi ufak tefek şeyler
çalması istenir.
Ve üyeler onları izler, hepsi bu.
Bay Diaz'ın saatinden kimseye söz ettin mi?
-Hayır. -Kimseye mi?
-Hayır. -Kimseye tüyo vermedin mi?
Yanlışlıkla bile olsa?
Hayır, asla yapmam. Çok iyiydi.
Onu çok severdim.
Hepimiz severdik.
Üyeler olanları izledi dedin.
Buna sen de dahil misin?
Evet.
Peki ne gördün?
Özel olarak.
-Hiçbir şey. -Hiçbir şey mi?
Yani ona olanları
gördüğün için üzüldün,
ama hiçbir şey görmedin mi?
Belki bunu Bay Diaz'a yapan sendin, ha?
Galiba avukat istiyorum.
Her şey yolunda mı?
Ne var? Kızımla güzel bir öğle yemeği yiyemez miyim?
Yiyebilirsin,
seni rahatsız eden şeyi söyledikten sonra.
Aile olarak, sorunlarımızla kendi başımıza boğuşuruz.
İçgüdümüz böyle. Yük olmamak.
Boğuştuğunu kapıdan gördüm.
Beni uzun zamandır tanıyorsun.
Saklasam da anlarsın. Ben de anlarım.
Ama,
Joe'yu tanımıyoruz.
Burada ne tehlikesi var?
Bilmiyorum.
Ve galiba beni en çok rahatsız eden bu.
Onunla konuştun mu?
Yemekten beri hayır.
Hiç haber olmaması bazen iyi haberdir.
Ama sonra değişir.
Bunu sır olarak saklamak istedi.
Bunu sana söyledi mi?
Evet.
Her zaman istediğini alamazsın, şarkıda da söylüyor.
Kahraman olmayı seviyordu.
İlgiden çabuk sıkıldığını sanıyordum.
Bu pek doğru değil.
Bu ilginin sonucunda bu olanların
olacağını hissetti.
Lafı nereye getiriyorsun?
O gördüğü ilgiden hoşlandı,
minibüsün üzerine atlayınca.
O heyecan, o övgü.
Birçok polis hoşlanır.
Birçok polisin onun gibi kanıtlayacak
çok fazla şeyi yok.
Peki ne düşünüyorsun?
Kahraman olmak için başka fırsatlar arayacağını mı?
Bunu bilemeyiz.
Ama bunun tehlikeli bir oyun olduğunu biliyorum.
Akıllı bir adam demişti ki...
Umarım ben değilimdir.
Sen olduğunu kim söyledi?
Akıllı bir adam demişti ki...
Trajedi için prova yapmanın bir anlamı yok.
Kendi tavsiyeni dinlemek çok abartılıyor.
Ne oldu?
Johnny Deangelo dışarıda köpeğini gezdiriyordu.
Başının arkasından kurşun yedi.
Kamera veya tanık var mı?
Hâlâ araştırıyorlar. İyi görünmüyor.
Bu bizim suçumuz Anthony.
Hayır, bu Hassett'in suçu.
Hayır. Deangelo'yu ona teyit ettik.
Bir adamı teşhis etmenin altın standardıdır.
Bölge savcılığı öyle diyor.
Ölü bir mafya babası.
Aslına bakarsan bu bir
toplum hizmeti.
Peki ne yapmak istiyorsun?
Kendi toplum hizmetimizi.
Merhaba Danny.
Nasılsın Eddie?
-Bölüyor muyum? -Hayır, hayır, gelsene.
Kek ister misin?
Hayır, hayır. Aslında kardeşimle konuşmak istiyorum.
Ben sizi yalnız bırakayım.
Sağ ol.
Davan hakkında bir şey duydun mu?
Daha değil.
Katilin Ölü İkizler diye bir çete üyesi olduğunu sanıyoruz.
Ne yapıyorsun?
Davan hakkında bilgi veriyorum.
Benim davam değil.
Hadi ama, bunu nasıl yapabileceğimizi
anlattığımda gözlerin parladı.
Evet, yardımına ihtiyacım yok,
ve birlikte iyi çalışamıyoruz zaten.
Buna katılıyorum.
Bak, biliyorsun, soruşturma altındayım.
Ben buna karışamam Danny.
Biliyorsun Baez ve ben
senin için kendimizi tehlikeye atıyoruz.
Evet, bunu yapmanızı ben istemedim.
Bir teşekkür fena olmazdı.
Hey. Danny.
Danny.
New York Polisi Dava Dosyası
-Elinde ne var? -Üç papaz, as.
Hadi ama.
-Evet. -Tamam, tamam.
Çabuk ol, çabuk.
Oyun saat onda biter, tamam mı?
Bazılarımızın sabah işe gitmesi gerekiyor.
-Bana uyar. -Bazılarımız mı? O ne demek?
Duymadınız mı? Altın çocuk
bir ceza daha aldı.
Poker masasında iş konuşulmaz.
Adam yeni bir dünya rekoru kırmaya çalışıyor gibi.
-Ateşkes, tamam mı? -Bu gecelik.
Hey.
-Hey! -Buradayız!
Geç kaldın.
Vay.
Ne oldu?
Yok bir şey.
Pek öyle görünmüyor. İyi misin?
Evet.
Gelmemeyi düşündüm, ama eninde sonunda
zaten öğrenecektiniz.
Karakolda bir kavgaya karıştım.
Ceza mı aldın?
Bana üç gün teklif ettiler.
Reagan'lar telef oluyor, değil mi?
-Evet. -Teşekkürler.
Peki bunun olmasına
yol açan neydi?
Adamlardan bazıları emniyet amiriyle olan
bağlantımı sakladığıma kızdı.
Onlara kazık atmaya çalışıyormuşum gibi gösterdiler.
Sonra size saldırmaya başladılar ve
kendimi kaybettim.
Kazandın mı?
Hayatta kaldım.
Bizim adımıza savaşmak zorunda değilsin Joe.
Bu benim savaşım.
Beni kümesteki tilki gibi gösterdiler.
Bunun olmasına üzüldüm.
Senin suçun değildi.
Bu adamlarla önceden bir anlaşmazlığın var mıydı?
Hayır. Lütfen kimliklerini falan sorma, tamam mı?
Sormam.
Hiç aklıma gelmemişti.
O da yapmaz.
Bu sefer.
Ben yapabilirim.
Ne var? Birimize dalaşırsan, hepimize dalaşmış olursun.
O da yapmaz.
Bunlar hep olacak, ama daha kolaylaşacak.
Evet.
Sonunda.
Siz nasıl başa çıktınız?
Jamie mesela, ağabeyi Danny'yi
onu kurtarması için arardı.
Evet, ve ulaşamazdı.
Yapabileceğin tek şeyi yapacaksın:
Bu saçmalığı yok saymak.
Evet, babam emniyet amiriyken bana da oldu.
Hepimize oldu.
Babana da.
Hepimiz doğuştan
polis olmadığımızı kanıtlamak zorunda kaldık.
Fazla dikkat çekme.
Çok çalış, o zaman susarlar.
Hep gözden uzaktaydım. Hep.
Ve şimdi sanki her yerden, sürekli
tüm gözler üstümde.
Kickbox'a mı başlasan?
Evet, biber gazı al.
Haftada bir kez içki ısmarla.
Bugünlerde polis olmak zaten yeterince zor.
Polislerin Kennedy'si gibi olmak,
işi kolaylaştırmıyor.
Evet,
kendimize acımaya devam edebilir,
veya oynayabiliriz.
Bilgine, çok fazla kazandığım için Atlantic City'de
üç kumarhanede poker masasına oturmam yasak.
-Olsun. -Gerçekten mi?
Çünkü burada oyunun adı
Go Fish.
Eminim Johnny Deangelo'nun dün öldürüldüğünü
biliyorsundur.
Ruhu şad olsun.
Sadece bu kadar mı?
Bu mesleğin riski.
Girerken bunu bilirsin.
Sırada sen olabileceğinden korkmuyor musun?
Ben de olabilirim, başka biri de, evet, evet.
Söylesene,
Hassett, Deangelo'nun yeni patron olduğunu nasıl öğrendi?
Seni kandırdı, değil mi?
Bence burada önemli olan,
Hassett'ı cinayetten yakalamamız,
senin de bize yardım etmen. -Tabii ki.
Senin de yöntemlerin var, benim de.
Göze göz saçmalığına hiç girme Dominic.
Kendi pisliğini temizlemen için bir teklif bu.
Bay Reina burada
lafın gelişi söylüyor.
Evet. Lafın gelişi, tabii.
Eğer bu işi kendi elinle çözmeye kalkarsan
seni hapse atarım.
Çok sert.
Müvekkilim
şimdiye kadar hep yardımcı oldu.
Ve kendi iyiliğin düşünüyorsa,
yardım etmeye devam edecek.
Yoksa ne olur?
Yoksa diğer suçların üstüne komployu da eklerim.
Adamlarımı iptal ederim.
Ve?
Newman Caddesi'ndeki
Manzarelli'nin çöp kutusuna bakın, tamam mı?
Aradığın şeyi orada bulacaksın.
Bunu poker gecesinde sana getirmeyi unuttum.
Doğru yoldaydın.
İyi. Ama başka bir yerde konuşalım.
Hadi.
Bu liseli çocuklar, hayatının yarısını
sosyal medyada geçiriyor, değil mi?
Evet, biliyorum, ama Ölü İkizler'in
sosyal medya hesaplarına baktım. Orada bir şey yok.
Evet, ben de öyle düşünmüştüm,
sonra Marcus'un oyun rumuzuna baktım,
ve farklı bir sosyal medya hesabı buldum.
Tüm Ölü İkizler'in
farklı isimlerde farklı sayfaları var.
İçlerinde ilginç bir şey buldun mu?
Bence bu sayfaları işledikleri suçlarla
böbürlenmek için kullanıyorlar.
Tamam, yaşlı bir adamın Rolex'ini çalmakla böbürlenen olmuş mu?
Hayır, ama yenilerden birinin
maktulle soyadı aynı.
Diaz?
Andy Diaz, Liz'in kardeşi olmasın?
Acaba Liz'in erkek arkadaşı onu da mı ekledi?
Bilmiyorum. -Şerefsiz.
Evlerine gittiğimde neden o kadar
perişan olduğunu açıklar.
Sence sadece yasta değil miydi?
Yasta da olabilir, ama
ihtiyara tuzak kurduğu için vicdan azabı çekiyor da olabilir.
Her halükarda öğrenmemiz lazım.
Patron.
Kardeşim Jamie'yi hatırlarsın. -Komiserim.
Dünkü çocuk olmadığımı biliyorsun, değil mi?
Nasıl yani?
Hâlâ Diaz davasında çalıştığını biliyorum.
Sana 24 saat veriyorum.
Onu duydun.
24 saatim var, partnerim mahkemede.
Gelmek ister misin?
Hadi ama, bunu düzeltebilirsin.
Hadi, nerede olduğunu söyle.
Bilmiyorum. Onu sabahtan beri görmedim.
Nerede olabilir bilmiyor musun?
Hayır. Ne işi var onun burada?
Daha önce seni dinlemediğim için özür dilerim Liz,
ama kardeşini bulmalıyız.
Ondan ne istiyorsunuz ki?
Sadece konuşacağız, tamam mı? Hepsi bu.
Sizce dedemin cinayetiyle alakası var mı?
-Hayır. -Delirdin mi sen?
Bir şeye karıştı demiyoruz,
sadece konuşacağız. -O zaman ne diyorsunuz?
Güvende olduğundan emin olmalıyız Liz. O kadar.
Lütfen.
Annem bize konum paylaştırıyor.
-Ne oldu? -Çok tuhaf.
-Nedir tuhaf olan? -Buradaymış.
Evin içinde mi?
-Hayır. -Odalara baktın mı?
Evin tamamına.
Peki ya çatı?
Sen çatıya bak, ben aşağıya bakarım.
Sen burada otur.
Andy!
Andy.
-Polis misin? -Evet.
Kazayla oldu.
Sana inanıyorum.
Katılmak istemedim bile.
Gerçekten istemedim.
Ona da inanıyorum.
Dur! Dur!
Dur! -Hey.
Hey, hey. Hey, hey. Dur, dur, dur, dur.
Andy, dur.
Dedemin saatini almak
tanımadığım birini soymaktan
daha kolay olur dedim, ben...
Karşı koyacağını düşünmedim.
İstersen oradan in, bunu
konuşalım. -Ama onu öldürdüm. Ben öldürdüm.
Anlamıyor musun? Ben öldürdüm!
Kazayla oldu.
Bunu kendin de söyledin.
Bununla yaşayamam.
Andy.
Andy, ailen seni seviyor.
Deden seni seviyordu.
Bu onun isteyeceği son şey.
Yine de onu gururlandıracak bir hayat yaşayabilirsin.
Bana elini ver.
Lütfen.
Geçti, geçti.
Geçti.
Doğru olanı yaptın.
Söylemem lazım, ihtiyar haklı çıktı.
Bana iyi bir haber ver.
Çöp kutusunda silah vardı.
Üstünde Hassett'in parmak izleri vardı,
ve balistik raporuna göre Deangelo'yu öldüren silah.
-Reina nereden bildi? -Tahminime göre,
Hassett ona karşı hareket ettiğinden beri
onu takip ettiriyordu.
Ve Hassett yine de patronuna gidebildi mi?
Hey.
Adam işinde iyi.
Biz de öyleyiz.
Peki ne yapacağız?
Hassett'in başından beri ana hedefi ne?
Rakibini ortadan kaldırmak.
Doğru. Ve bir tane kaldı.
Ve Reina buraya geliyor.
Onu koruma altına alacaksın.
Ama düşündüğün şekilde değil.
Hey patron.
Beklememi ister misin?
Hayır, bu akşamlık bu kadar çocuk.
Yarın görüşürüz.
Neye sinir oluyorum biliyor musun?
Bir adama arkadan saldırmaya.
Kimin vurduğunu bilmiyor.
Tatmin edici değil.
Hadi oradan.
Adımı söyle.
Donnie.
Donnie ne?
Donnie...
Dangalak.
Kımıldama! Silahını at!
Silahını at!
Hadi, hadi, hadi!
Hemen at!
Ellerini başının arkasına koy!
Hiç acele etmeseydiniz.
Donnie Dangalak.
Bunu sevdim.
Sadece onu biraz korkutacaktım, o kadar.
Beni korkutmaktan daha fazlasıyla suçlayamazsın.
Senden hiç korkmadık bile.
Seni kasıtlı cinayetten tutukluyoruz.
Dost mu, düşman mı?
Torun.
Gel.
Umarım korumam seni rahatsız etmedi.
Geleceğini söyledim.
Onu görmedim bile.
Görmemen gerekiyor.
Umarım buzdolabında yer vardır.
Ne getirdin?
Reagan tarihinde aile yemeğine
katkıda bulunmayan
ilk kişi olmak istemedim.
Glen Cove'daki Razzano's'a gittim.
Tatlı salam,
acılı salam,
Parma prosciuttos'u,
patlıcanlı börek.
Gerçek mortadella.
Vay.
Şunlara bak.
Taze mozzarella.
Hâlâ ılık.
Bugün cumartesi.
Yemek pazar günü.
Evet. Biliyorum.
Neden önceden geldin?
Şöyle...
Yarın gelebileceğimden emin değilim.
Peki ya pazartesi işe?
İyi görünmüyor.
Biraz zamana ihtiyacım var.
Bunları iyice düşünmem gerek.
Yani,
bu yiyecekleri almak, haftalardır
çok zorlanmadan yapabildiğim
ilk tercihti.
İzin mi aldın?
Dün geç saatte, evet.
Nicky ve Jack'le tanışmak için can atıyordum.
Buradalar mı?
Yarın gelecekler.
Tüh.
İşte, yemek için havaalanından
doğruca buraya gelecekler, eğer sen...
Denerim, evet.
Sana da uyarsa.
Bazı şeyleri değiştirmem gerekecek.
Onları kaçırmayı hiç istemem.
Gelmeye çalışırım.
Buna çok sevinirler.
Tamam.
Yemekler için teşekkürler.
Benim için zevk.
Dede, bunları sen mi yaptın?
Hayır, Joe almış.
Razzano's diye bir yerden, Long Island'da.
Öyle güzel görünüyor ki, nereden başlayacağımı bilemedim.
-Evet. -Biliyorum.
Köfteler benimdir.
Noel için eve dönmeyi seviyorum.
Yeniden çocuk olmak gibi.
Tabii bu sene yeni bir kuzenimiz de var.
Tanışmak için sabırsızlanıyorum.
Ona bayılacaksınız.
Süper biri.
Biri gitti, biri kaldı.
Ee?
Joe nerede?
Gelebileceğinden emin değilim.
Ne, gelmeyecek mi?
Şehir dışına çıkması gerekti.
Şehir dışında, nereye?
Söylediğini hatırlamıyorum.
Şimdi mi aradı baba?
Hayır, dün yiyecekleri
getirirken önceden bilgi verdi,
bir sorun çıkabilirmiş.
Peki bu sorunun ne kadar sürebileceğini söyledi mi?
Tamam.
Şey,
izin başvurusu yapmış.
Yani galiba ona verdiğimiz moral konuşması işi batırdı.
Sence geri dönecek mi?
Bilmiyorum.
Çok fazla düşünmesi gerektiğini biliyorum.
Neden yemeğe kalmadı peki?
Bence bir yanı istiyordu.
Herhalde bu hafta yeterince ilgi gördü.
Onunla tanışmak için gerçekten can atıyordum.
-Ben de. -Biliyorum.
Sizce bizden kaçmaya
çalışmıyordur, değil mi?
Hayır tabii ki.
Temelli gitmiş de değil.
Belki biraz uzaklaşması gerekiyordur.
Evet, bir ara ailesinden uzak kalmak istememiş
bir tek kişi söyle.
-Tanıdık geldi mi? -Ne?
Burasıyla San Francisco arasında
epey mesafe var.
Danny amcanız Felluce'ye kadar gitti.
Evet, o biraz daha farklı bir durumdu ama,
anladım.
Bakın, buna ihtiyacı varsa,
öyle olsun.
Belki sen ve Jack, hazır buradayken,
arabaya biner,
veya bir trene atlar tanışırsınız.
Nerede olduğunu biliyor musun?
Bilmiyorum.
Ama içimden bir ses
bizi arayacağını söylüyor.
Neredeyse Noel geldi,
ve biz akrabalarıyız.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.