All language subtitles for Blue.Bloods.S13E02

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Denice, buraya gel.

Bak, yatakta çarşaf yok.

Yatak neden ters duruyor?

Annem tıp fakültesine gitmemi istemişti.

Gitmedim, çünkü... -Dur tahmin edeyim.

Kan görmekten nefret ediyorsun.

Aynen öyle.

Sonra aptal gibi gidip polis olmaya karar verdim.

Mantıklı.

Önce benimle konuşacaksınız.

Ona söylediğiniz her şeyi anlatın.

Hey.

İyi misin? -Evet dedektif.

Peki ya siz? İyi misiniz hanımlar?

-Evet. -Evet.

-911'i sen mi aradın? -Ben aradım.

Belki biraz fazla meraklıydı.

Ben fazla meraklı olduklarını düşünmüyorum.

Bu Jack Woltz'un yatağına benziyor.

-Kim? -Jack Woltz.

Baba ona reddedemeyeceği bir teklif... Boş ver.

Sizinle sonra konuşacağım. Tamam mı?

Bu odada kalan

misafirin adını öğrenmem gerek.

Bu tesiste bir suç işlendiğine karar verdiniz mi?

Misafirin elini kağıtla kestiğini düşünmüyorum.

Kabul, ama

illa suç olacak diye bir şey yok, değil mi?

Burada kimse yok. Havlu yok.

Çarşaf yok. Bir kan gölü var.

Biri öldürülüp dışarı çıkarılmış olabilir.

Olabilir, olmayabilir de.

Bak, yardımcı olup adını söyleyebilirsin.

Veya işimi zorlaştırıp adını söylemeyebilirsin.

Özür dilerim, otel kuralları nedeniyle

misafirlerimin adını paylaşamam.

Hey, Komiserim.

Patron hemen seni çağırıyor.

Tayin oluyorsun.

Eddie. Hayır. Eddie!

Biz anlaşmıştık.

-Öyle mi? -Hastanede.

"Senin için yapabileceğim bir şey var mı?" dedin.

Ben de "Aynı karakolda kalmamıza izin ver" dedim.

-Evet. -Peki onu neden gönderiyorsun?

Sırf sen bir şey istedin diye

onu yapmak zorunda değilim.

Ben senin iyilik perin değilim.

Hayır, değilsin. Onu nereye gönderiyorsun?

İstihbarat Bürosu'na.

Bunu yaptığına inanamıyorum.

Gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum.

Sadece teşekkür et.

Eddie.

Ben burada kalıyorum. 2-9 için yeni

Saha İstihbarat Komiseri olmamı teklif etti.

Öyle mi?

Aman Tanrım.

Aman Tanrım.

Teşekkürler. -Hey, hayır.

Aklından bile geçirme. -Hayır.

Kesinlikle hayır.

Ne? Hayır. Yok bir şey. Tabii ki.

Bu asla olmaz.

-Başkomiser. -Netleştirmek istedim. Teşekkürler.

Güle güle. Git.

Ve onu kefaletsiz bıraktılar.

Benden bu kadar patron. -Başka bir şey yok amirim.

Garrett, biraz dur.

Teşekkürler.

O konuda kapını çalan oldu mu?

Daha değil, ama eli kulağındadır.

Sana gelen oldu mu?

Benden de bir ses çıkmadı.

Herhalde kapıyı çaldıklarında açacağız.

Evet, ama ondan önce ne diyeceğimizi

bilmemiz gerek.

Bir açıklama hazırlamamı ister misin?

-Ben hazırladım bile. -Harika.

Her zamanki gibi yapacağım...

Gerek yok. Sadece bir cümle.

Ama biraz ayrıntı gerekebilir.

Bir tek basit, açıklayıcı cümle.

Son derece net.

-Bu kadar mı? -Bu kadar.

Sonra tüm muhabirler hep bir ağızdan bağıracak.

Soru almayacağım.

Tamam, en azından ilgili kişileri

önceden uyaracak mıyız?

Normalde onları uyarır mıydık?

Hayır, ama bu normal değil.

Olmak zorunda.

Dilemekle geçmiyor.

Hayır, ama hareketle olur.

Şimdilik bu kadar.

Nedenini söyledi mi?

Maalesef hayır.

Ama eğer uğramak istersen şu anda ofisinde.

Plan bu mu, bombayı bırakıp

teselli için beni mi göndereceksin?

Haberi benim verdiğimi bilmiyor.

Resmen kendimi ateşe attım.

-Neden? -Çünkü yapmasam olmazdı.

Normalde tabii ki ben uğrayıp

bunu onunla konuşurdum,

ama "Emniyet Amiri Reagan, Manhattan Bölge Savcılığı

yarışında kimseyi desteklemeyecek."

Konuşulacak bir şey yok.

Mükemmel, teşekkürler.

Mahkeme celbini aldım.

İnsanlar ne zaman öğrenecek?

biz seninkini daha da

Müdür de herhalde sadece

Otel odasında kimin

işinden olabilirdi.

Tamam, ama şimdi mahkeme

yani misafirin adını

Ve bir de üstüne,

görüntülerine de ulaşabileceğiz.

Bu kim?

-Bu Doktor Nigh Nigh.

Gerçek adı "K"yle Dr. Knight,

ama herkes ona

Herkes kim?

Instagram, talk şovlar, Page Six.

Ünlü mü? Ne yaptı ki,

çocuk kitabı falan mı yazmış?

Adı Doktor Nigh Nigh,

Uyku doktoru da ne?

Sağlığın için yapabileceğin

iyi bir gece uykusu olduğunu

Hayır. Bir ay önce karbonhidratı

Hayır. Bilimsel olarak kanıtlandı.

Uyku, diyet ve egzersizden

Birinci kaide bu.

Sanki tarikattaymışsın gibi oldu.

Bir milyonu aşkın takipçisi var.

Çok büyük bir tarikatmış.

Söylesene, bu takipçilerden kaçına

onunla yatarlarsa

vaat ediyor?

O gerçekten iyi bir adam,

ve mutlu bir evliliği var.

savunma avukatı Perlmutter'la

Dedektif Reagan.

Seni görmek ne güzel.

Bu da partnerim Dedektif Baez.

-Sizi tanıştırayım...

Kitabın hayatımı değiştirdi.

Bu harika. Teşekkürler.

Uykunu Değiştir, Hayatını Değiştir.

-Aynen öyle.

neye borçluyuz avukat?

En başından hiçbir sorun

Hiçbir suç işlenmedi.

İyi niyetli bir jest yapıyoruz.

Tamam, peki müvekkilin

Dün gece Greenwich'te kalan kişiyi

aradığınızı biliyorum.

Bunu açıklamak istiyoruz.

Yani o muydu?

Evet, bendim.

Uykunu değiştir, hayatını değiştir.

Öncelikle,

vakit ayırdığınız ve bu konuda

içtenlikle teşekkür ederim.

Ketum mu?

Şimdi size anlatacağım şey...

Bakın, ben evli bir adamım.

Duyduğuma göre çok da mutluymuşsun.

Evet. Hem de çok.

O zaman otelde birlikte

Hayır.

Karım bu hafta şehir dışında.

-Anladım.

-Bir arkadaş.

Bilmiyorum.

Yani yakın bir arkadaş.

Dedektif, yorum yapmadan

Müvekkilim kendi ayağıyla geldi.

Tamam, hapisten kurtulma kartı ve

ketumluk istiyoruz.

Hapisten kurtulma mı?

Ben bir suç işlemedim.

-Dedektif, lütfen.

O zaman sadede gelelim.

Otel odasındaki o kanlar

Beni bıçakla yardılar.

Bana bandaj gibi geldi.

Tamam. Hangi hastaneye gittin?

Yarayı kendim diktim.

Evet. Çünkü ketumluk.

-Adı olmayan arkadaşın mı kesti?

Kapıya biri geldi,

ve kapıyı çok sert vurdu.

Kapıyı açtığımda bir adam

bir anda içeri girdi.

-Kim?

Galiba pezevengi.

Her şey bir anda oldu.

Sonra bir baktım, beni kesti

-Peki ya kız?

Galiba onunla çıktı.

Tamam. Bu adamı tarif

Sonra beni aradı.

O cevap verse daha iyi olur avukat.

Herhalde 1,82 boylarında,

Beyzbol şapkası takmıştı.

Bak, yüzünü göremedim.

Herhalde arkadaşının

Otelin barında buluştular.

Maalesef, yok.

Ben de öyle düşünmüştüm.

Komiser Reagan. Hoş geldin.

Ben İstihbarat sorumlusu, başkomiser yardımcısı Flemming.

Memnun oldum patron.

Burası ne?

Siyah oda.

Tüm çok gizli veya özel

konuşmaların olacağı yer.

Yani seninle aramızdaki tüm konuşmalar.

Lütfen otur.

Kafan çalışıyor. Bu iyi.

Maalesef elini gösteriyorsun.

Anlamadım, ne?

Sen artık istihbarat subayısın, yüzün senin masken.

Tamam. Evet.

Yani bu oda izlenemiyor mu?

Bu seni şaşırttı.

Biz emniyet amirliğinde diğer polislerle birlikteyiz.

Polis, istihbarat subayı değil.

Aksi söylenmezse,

bilgilerin hiçbirini diğer polislerle

konuşmaz ve paylaşmayız.

Bu sorun olur mu?

Ama benim de kişiliğim belli.

Bak, baban emniyet amiri olabilir,

ama onun bile burada ne yaptığımıza karışma yetkisi yok.

Ben onu kastetmedim.

İnan bana, babam ilk heceyi söyleyemeden beni susturur.

-Peki sorun ne? -Bir polisle evliyim.

Memur Edit Janko.

Yani onunla iş hakkında konuşabilir miyim?

İstisna yok.

Güvenlik izinlerin, yeni kimlik kartın.

Bununla bu kata girebileceksin.

Güvenlik izni için imza at.

Gizli mesajlarla haberleşeceğiz,

ama zaman zaman buraya gelip bizzat bana

bilgi vermeni isteyeceğim.

Tamam. Ne sıklıkla görüşeceğiz?

Ben ne kadar sık istersem.

Aklına bir şey mi takıldı? Lütfen paylaş.

Tüm kariyerim, tüm deneyimim

polislerin birbiriyle yardımlaşmasına dayalı.

Bırakmak istiyorsan şimdi tam zamanı.

Hayır, ondan değil.

Ben bırakmak istemiyorum patron.

Komiser Reagan,

gizli dünyaya ilk

bebek adımlarını atıyorsun.

Bu dünyada herkes göründüğü gibi değildir.

Bazen büfede tezgahın arkasında duran adam

sadece tezgahın arkasındaki adamdır.

Ama bazen çok daha fazlasıdır.

Yani böyle bir bilgi edinirsem,

bunu karakolumdaki diğer polislerle

paylaşmam daha doğru olmaz mı?

Hep birlikte çalışmıyor muyuz?

Ya bu kişi komiserin olursa?

Komiserim mi?

Değil, ama belki odur.

Demek istediğim, birinin tehlikeli olduğunu bilmek

ve bu bilgiyi kendi çıkarımıza kullanmak,

genelde onu tutuklamaktan daha iyidir.

Onu devriye polislerine bırak.

Biz daha üst düzeyde çalışıyoruz.

Karım tehlikeli değil.

Eminim öyledir.

Ama senin için böyle bir risk almak istemiyoruz.

-Amirim, babanız geldi. -Abigail.

Çok yüzsüzsün Francis.

Teşekkürler Baker.

Toplantıda olabilirdim baba.

Başlarım senin toplantına.

Tahmin edeyim, konu Erin.

Bana gizli olarak geldi, sana tek kelime

etmeyeceğime söz verdim.

Baştan söylüyorum,

sözümü bozarsan, burnunu kırarım.

Ve bunu yapabilecek bir tek ben kaldım.

Çok iyi anladım.

Peki bu saçmalık da ne?

Bu doğru karar baba.

Tek kızını ortada bırakmak doğru karar mı?

Zirvede çok uzun süre kaldın.

Bak, neden kızdığını anlıyorum.

Endişelenmen gereken ben değilim.

Eminim Erin de bozulmuştur,

ama bunu aşacaktır.

Belki zamanla bunu anlamayı da başarabilir.

Ona bizzat söylemeye bile

tenezzül etmemişsin. -Bunu yapamam.

Nedenmiş?!

Çünkü eğer başkası için yapmıyorsam,

onun için de yapamam.

Yüce Tanrım.

Onca yıl o koltukta oturduktan sonra

bir şeyler

öğrenirsin sanmıştım.

İşi farklı yapıyoruz.

Orası kesin.

Yemin ederim,

senin Erin'e yaptığın gibi

ben senden asla vazgeçmezdim.

Ben ondan vazgeçmiyorum.

İstediğin kadar etik ve iyi idare diye süsle,

ama kahretsin, aynen öyle yapıyorsun.

Aynı fikirde değiliz.

Onu üzdün Francis.

Biliyorum.

Bunu düzeltecek misin?

Düzgün zaten.

Kıza bak.

Hayran olduğun adamın tarif ettiği gibi sokak serserisi

bir pezevenkle takılacak bir tip değil.

-Ben ona hayran değilim. -Tamam.

Bir fikrim var.

Nereye gidiyorsun?

Eski bir arkadaşımla görüşeceğim. Gelmek ister misin?

Ne tuhaf, değil mi?

Bugünlerde her şey indirimde,

ve her şey kapına kadar teslim edilebiliyor.

Şu anda bir torba esrar getirtebilirsin, ama hâlâ

Tanrı'nın en büyük lütfunu cezalandırabiliyoruz, sevişmek.

Karşılığında ödeme yapıyorsan

ona yine de aşk denir mi, bilemiyorum.

Bazıları için eğlencesi burada.

Bak, bu senin kızlarından biri mi, öğrenmemiz lazım.

Tanıdık geldi.

-Tamam. -Adını biliyor musun?

-Sana veremem. -Adı ne?

Keklikotu.

Tamam, bak,

ahlak masasını aramamızı istemezsin, değil mi?

Tanıdık geldi.

Elimden gelen bu kadar.

Tamam.

Hey, biraz düşündüm.

Neden öyle yaptın?

Ne zaman ne düşündüğünü değil,

düşündüğünü söylesen

hep kötü şeyler oluyor.

Bu doğru değil.

Neyse, boş ver.

Belli ki destek olmayacaksın.

Hadi, sadece takıldım. Söyle.

Yeni işin için endişeliyim.

Biliyorum. Ben de.

Bence McNichols'la konuşmalıyız.

-Kesinlikle olmaz. -Ne var ki bunda?

Sadece durumu açıklayıp

fikrini değiştirir mi diye soracağım.

Başkomiserle aranın iyi olduğunu mu sanıyorsun?

Sen öyle sorunca,

belki de değil. -Kesinlikle değil.

Peki biz ne olacağız?

İlişkimizde sessiz kalmana

neden olacak bu işi kabul edeceksin,

ve bunun aramızda bir uçurum

yaratmamasını umut edeceğiz.

Daha karar vermedim.

Tamam mı? -Evet.

Şimdi gerçekten burada olmamalısın.

Çocuklarım her an gelebilir.

O zaman arkadaşının iletişim bilgilerini ver,

biz de gidelim.

-Baba? -Merhaba canım.

Her şey yolunda mı?

Bir şey yok. Sigorta talebi.

Gerçekten gitmeniz gerek.

Bunu otelin güvenlik kamerasından aldık.

Şimdilik sadece biz gördük.

Müvekkilimi tehdit mi ediyorsun?

Bu davayı çözmek için bu kadının kimliğini teşhis etmeliyiz.

Size kendi isteğimizle geldik.

Gizli kalmasını istediğiniz için geldiniz.

Mahkeme celbi olacağını biliyordun, bu durumda

güvenlik kameralarına erişebilirdik,

ve o görünürdü.

Aslında müvekkilinin adını gazetelerden saklamak istedin.

-Bu doğru değil. -Tabii ki doğru.

Eğer magazin basınına düşerse,

doktor uyku imparatorluğuna iyi geceler der.

-Belki kızın pezevengi... -Pezevenk yok.

Bu, 80'lerde 42. Cadde'de bulduğun kızlardan değil.

Geceliği 2000 dolarlık bir telekız,

Arianna'dan sipariş ettin.

-Ne istiyorsun? -Gerçeği.

Ancak bu şekilde gazetelere düşmesine engel oluruz.

Bu gece müvekkilimle konuşabilir miyim?

Olur.

Bir düşünün.

Garrett gelmek istiyor.

Bunu yarına kadar

ertelememizin bir yolu var mı?

Acil değil ama önemli dedi.

O ne demek hiç bilmiyorum.

Gelsin bakalım.

1988 başkanlık münazarasını hatırlıyor musun?

Tamam, şimdi kafam karıştı.

Bu acil mi, önemli mi?

Dukakis'in kaderi ilk soruyla belirlenmişti.

Tüm kampanyası daha başlamadan sona ermişti.

Evet, cevabı kötüydü. Ona karısı

tecavüze uğrar veya öldürülürse

idamı destekler mi diye soruldu. -Aynen öyle.

Hayır dedi, sonra da

neden her zaman idam cezasına karşı olduğuna dair

uzun, soğuk ve durgun bir konuşma yaptı.

Evet, aynen öyle. Ama bu öyle değil.

Karısından hiç söz etmedi bile.

Sanki dünyadaki herhangi bir

insandan söz ediyordu. -Garrett,

duygusuz görünmemden endişe etmen

büyük bir incelik.

Bu duygusuzluk.

O senin kızın.

Biliyorum, aileni buraya sokmak istemiyorsun

ve tanıştığımız günden beri böyle ama...

-Ama'sı yok. -Evet, ama'sı var.

Çünkü yapmak üzere olduğun şey

bir halkla ilişkiler kâbusu ve buna tahammül...

Erin'e söylemeden duramadığın gibi mi?

Ve işte oldu.

Ve evet. Aynen öyle.

Havaalanındaki tabelalar gibi.

Bir şey görürsen, söylersin.

Maalesef başka seçeneğin yok Garrett.

Yanılıyorsun. Var.

Fikrimi söyleyebilirim,

ve sana bunu yapmamanı söylüyorum.

Seni çarmıha gererler.

Kızıma diğer adaylardan

farklı davranmadığım için mi?

Ama o diğer adaylardan farklı.

O senin kızın.

Ve tüm medya ve bu şehrin vatandaşları

bunu bu şekilde görecek.

O zaman görsünler, çünkü şimdi bunu kullanmaya başlayamam.

Bu kullanmak değil.

Temel insan doğası.

Bir baba kızını sonuna kadar

sever ve destekler, ne pahasına olursa olsun.

-Destekliyorum Garrett. -O zaman çık ve bunu söyle.

Söylüyorum. Kendimce.

Önem verdiğin için sağ ol.

Biliyor musun, Doktor Nigh Nigh'a göre,

yaz saati uygulamasının ertesi günü,

ülke genelinde kalp krizlerinde yüzde 14

artış görünüyormuş, ama saatleri geri aldıktan sonra

ve bir saat fazla uyuduğumuzda,

kalp krizleri yüzde 20 azalıyormuş.

Dedim sana. Uyku, sağlığın en önemli kaidesi.

-Kim bilebilirdi? -Artık onu seviyor musun?

Hiç sevmiyorum.

-Saat bir. -Ne var saat birde?

Saat bir. Bana göre saat bir.

Arianna, bu sürprizi neye borçluyuz?

Bu kadar şaşırma.

Başka seçeneğim yoktu.

Sana istediğini vermezsem işimi bozacaksın.

Geceyi Doktor Nigh Nigh'la

geçiren genç kadın mı?

Hiçbir şey olmadı.

Hiçbir şey mi?

Yani o oldu, ama başka bir şey yok.

Yani o gece alışılmışın dışında

hiçbir şey olmadı mı?

Hayır. Bir şeyler içtik, birlikte vakit geçirdik,

sonra ben yoluma gittim. -Yani bıçak savuran bir pezevenk

kapınıza dayanmadı mı?

-Pezevenk mi? -Evet.

Hayır. Bak, yaptığım iş

sıra dışı olabilir, ama öyle bir şey olmadı.

Doktor Knight'ın göğsünde çok ciddi bir

kesik var.

O kadar ciddi ki, kendine dikiş atmış.

O konuda bir bilgim yok.

Herhalde ben gittikten sonra oldu.

Yani onu kesen, ona saldıran

kimseyi görmedin mi? -Dediğim gibi,

işimize baktık, sonra ben çıktım.

Tamam.

Yolculuk daha yeni başladı.

İstihbarat'a geçmek, bir basamak daha yükselmen demek.

Ben de onu konuşmak istiyordum dede.

Ben sadece...

Bundan pek emin değilim.

Uygun olduğumu pek sanmıyorum.

Çok uygunsun.

Değilim.

Sorun ne?

Bunu anlatamazsın.

Ağızlık takmayı sevmiyorsun.

İşimi seviyorum, ama evliliğimi de seviyorum.

Modern çağ evliliği,

bir sürü hassas zorlukları var.

Bu yeni işte

ona hiçbir şey anlatamam.

Onunla konuşamayacağım şeyleri

seninle bile konuşamam.

Yeterince sır sakladım, inan.

Peki evde nasıl idare ettin?

Ben dinozorlar çağında yaşadım Jamie.

Babaannen bana işin nasıl geçtiğini

sormazdı, ben de ona

nasıl çorap yamadığını sormazdım.

Eski güzel günler.

İkisi de doğru değil, sadece farklılar.

İnsan çağına göre yaşamalı.

Ve ondan bir şey saklamak istemiyorum,

ama bu işi kabul edersem, bunu yapmak zorundayım.

İşi sevdin mi?

Bence çok ilginç olabilir.

Gerçek amacına kulak vermezsen

kendini asla affetmezsin.

Yani kalmalısın diyorsun.

Görevin neyse

ona tutunmalısın diyorum.

Burada olmamam gerek.

Garrett, ben iyiyim, gerçekten.

Bir şey söylemek zorunda değilsin.

Bunu biliyorum, inan bana.

Peki o zaman.

Görüşürüz. -Yaptığı şey yanlıştı

ve ona bunu söyledim. -Garrett...

Ama bana mısın demedi.

Gitmelisin.

Ve...

Buraya hiç gelmedin.

Beni sabahtan beri bekletiyorsun Perlmutter.

Senden umudu kesmediğime dua et.

Pardon. Acil işim çıktı.

Müvekkilinin adını gazetelerden uzak tutmaktan

daha acil bir iş mi?

Müvekkilim sana söz konusu olayları

doğru bir şekilde anlattı.

Ekleme veya çıkarmak yapmak gerçek dışı olur.

Çok ilginç, çünkü buraya bir eskort gelip

tam tersini anlattı.

Herkesin fikri kendine.

-Bu seni endişelendirmiyor mu? -Hepsi laf.

-Ne dediğini bilmek ister misin? -Pek istemem.

Müvekkilin suçlu duruma düşecek olsa bile mi?

Eğer öyle olsaydı dedektif, müvekkilim

çoktan kelepçelenmişti.

Ama onun yerine Carlyle'da öğle yemeği yiyor.

Şimdi ne yapacağımı biliyorsun.

O mesele...

Resmi tebligat.

Eğer bize gösterdiğin fotoğraf basına düşerse,

sana ve New York polisine 10 milyon dolarlık

tazminat davası açarız.

Bana dava mı açacaksın?

Sadece bir aptallık yaparsan. Ve bunun bir kopyası

emniyet amirliğine de gönderildi.

-Bu beni korkutur mu sandın? -Bence bu seni durdurur.

O neydi?

Bunu kapattık sanıyordum.

-Ben de. -Ne oldu?

Doktor Nigh Nigh'ın avukatı beni köşeye sıkıştırdı.

Hey. Beklettim, özür dilerim.

Yok, yok, sorun değil.

Otur.

Tamam.

Bir sorun mu var?

Hayır.

Evet, ama...

Seninle konuşmak hiç kolay değil, değil mi?

-Hayır, değil. -Ama benimle görüşmek istedin.

Değil mi? Tamam.

Şimdi pişman mı oldun?

Tamam. Yine sen ve Komiser Reagan hakkında mı?

Ne? Sorununa bulduğum mükemmel çözüm

mükemmel çıkmadı mı? -Hayır.

Hem de hiç.

Sen de benimle konuşmak istedin, ama burada beni

beklerken bunun ne kadar kötü geçebileceği

aklından geçmeye mi başladı?

-Bu konuda çok iyisin. -Pek değil.

Sadece içgüdülerime güvenip kendi yöntemimle kurtuluyorum.

İyi bir tavsiye.

Bir dakika. Bana bunu yapmamı söylüyorsun,

değil mi?

Anladım.

Harika. Teşekkürler.

Hey, Janko?

Sen ve Komiser Reagan... Biliyorum, ikinizin artık

burada olması söz konusu değil,

ama onun kadar iyi,

hatta belki daha iyi çözümler de olabilir.

Hey. Vaktin var mı?

Nasılsın?

İşte, Garrett Moore beni görmeye geldi.

Öyle mi? Hediye mi getirmiş?

Beni desteklediğini söylemeye geldi ama

bu ve metro jetonu... -Bak,

baban kimseye boyun eğmiyor. -Evet.

Biricik kızına bile.

Burada şunu söylemem gerekiyor,

"Kendine acımaya kalkma."

-Ama demeyecek misin? -Hayır.

Benim canıma okursun diye korkuyorum.

Neden şaşırdım bilmem.

Yani, kişiliğiyle tamamen tutarlı.

Ama bir yanın sana farklı davranacağını düşündü. Anlıyorum.

Evet, ve aynı şeyi

erkek kardeşlerime de yapacağını biliyorum.

-Ona şüphe yok. -Sadece

bir kez olsun

emniyet amirliğini bırakıp babam olmasını istemiştim.

Sen de Charlie Brown gibisin,

bir gün Lucy'nin topa vurmasına izin vereceğini düşünüyor.

Harika. Yani bir ömür boyu yere kapaklanmayı mı beklemeliyim?

Bak, baban aslında hiç de çetin ceviz değil.

Ama sizler onu

pembe gözlüklerle görüyorsunuz.

O ne demek?

Adam her seferinde kitabına uygun mu davranıyor?

Kesinlikle.

Ama hep bir amacı var mı?

Yine kesinlikle.

Peki neymiş bu amaç?

Bana ne bakıyorsun? O senin baban.

Korkma. Buraya resmi görevle gelmedim.

Müşteri olarak mı?

Hep bugünün gelmesini bekliyordum.

Müşteri olarak da değil.

Çok yazık, çünkü seninle bizzat ben ilgilenecektim.

Aslında teşekkür etmeye geldim.

İçeri gel.

İçki?

Hayır, teşekkürler.

Galiba Milan'ı getirmemin davana faydası oldu, ha?

Aslında olmadı, ama önemli olan düşünmek.

Evet, ben çok

düşünceliyimdir. Herkes benim için böyle der.

Doğru. Onu getirmek zorunda değildin, ama yaptın.

Beni tanıyorsun, Süper Vatandaş.

Söz veriyorum, getirmezsem

ahlak masasını çağırmakla tehdit ettiğin için yapmadım.

Evet, onun için üzgünüm. Boş bir tehditti.

Şimdi mi söylüyorsun?

Sana küçük bir hediyem var.

-Gerçekten mi? -Evet.

Minnetimi göstermek için.

-Bu ne? -Baksana.

Bugün hesabına yapılan 20 bin dolarlık

havalenin bir kopyası.

Bu bir yatırımdan.

Hayır, bu Doktor Knight'tan, avukatı Perlmutter vasıtasıyla

yurt dışı paravan bir şirketten.

-Hayır. -Evet.

Milan'a da aynı ödeme yapıldı.

Bence gitmelisin dedektif.

Bence Doktor Knight sana ve Milan'a susmanız için para veriyor.

O odaya kimin girdiğini ve adamı kimin kestiğini

ikiniz de biliyorsunuz.

Ve bir pezevenk olmadığını hepimiz biliyoruz.

O yüzden oyunu bırakıp kim olduğunu söyler misin?

Kendimi kaybettim.

Ancak bu şekilde tarif edebiliyorum.

Yani o benim babam. Milan da benim arkadaşımdı.

Bunu kim yapar ki?

Bence yerinde kim olsa kendini kaybederdi.

Milan'la ne kadar zamandır arkadaşsınız?

Birlikte üniversiteye gittik.

Aynı arkadaş çevresindeydik.

Eskort olduğunu biliyor muydun?

Söylentiler duymuştum.

-Peki ya baban? -Bak,

o harika bir baba, gerçekten, ama bir şey var...

Ne bileyim, bastırılamaz bir ego?

Yani annene ihanet ettiğini biliyor muydun?

İhanet başka bir şey.

Düzenli olarak arkadaşlarımla

yatmak çok farklı.

Babanla Milan'ı nasıl öğrendin?

Dalga mı geçiyorsun? İnsanlar harika ünlü babamın

göründüğü gibi olmadığını bana söylemek için can atıyor.

O gece otelde ne olduğunu anlatır mısın?

Onu takip ettim.

İçki içmelerini izledim.

Odaya gidişlerini izledim.

Kız çıkana kadar dışarıda bekledim.

Sonra kapıyı çaldım.

Ve babanı mı kestin?

Dediğim gibi,

doğru düzgün düşünemedim. Ben

ona bağırdım,

herhalde saçma sapan şeyler söyledim.

Ve bilmiyorum.

Oda servisi tepsisinde bıçak gördüm.

Hey, dur, dur.

Her şeyi açıklayabilirim.

Hayır. Tek kelime daha etme.

Emin misin? Açıklamasını duymak istiyorum.

-Kesinlikle. -Aslında

en büyük ironi de şu, bir sürü açıdan

yanlış bir şey yapsan da, suç işlemedin.

Ve aksine, kızının yaptığı şey

birçok açıdan doğru,

ama bir suç.

Ve hapse girecek.

Ne? Dur, bir saniye.

Seni öldürmeye çalıştı.

Evet, kabul, annemi aldatsaydın

ben de aynı şeyi yapardım.

Ama saldırı bir suç.

Herhalde beş yıl ceza alır.

-Ciddi olamazsın. -Aşırı ciddiyim.

Neyin var senin?

-Benim mi? -Evet, ne biçim insansın sen?

Çok komik,

bunu diyen adam karısını

kızının arkadaşıyla aldatıyor.

Yeri gelmişken...

-Audrey! -Hayır.

Audrey!

Tek kelime daha etme!

Tek kelime!

Kesin bu gece bebek gibi uyursun, ha doktor?

Evet, farklı bir karakol.

Ama 2-0 çok yakında.

Yani pek taşınmış gibi olmayacağım.

Dur, McNichols'la mı konuştun?

İlişkimiz daha iyi.

-Öğrendiğim iyi oldu. -Demek istediğim,

kabul ediyor. Ben tamam dersem olacak.

Peki İstihbarat'taki işi gerçekten

çok sevmen ne olacak?

-Seviyorum. -Benim için vazgeçecek misin?

Bizim için.

İtiraf edeyim,

büyük bir fedakarlık.

Değil mi?

Ama ben de düşündüm, ve

iş hikayelerin

o kadar da ilginç değil.

-Öyle mi? -Evet.

Aslında pek iyi hikaye anlatamıyorsun.

Anladım.

Ben ciddiyim.

O zaman herhalde dün gece doğurttuğum

bebeği anlatmamı da istemezsin.

Dün gece bebek mi doğurttun?

Üçüz. Triboro'da hatta. Ama ilgini çekmez.

Haklısın. Çekmedi.

Hiç. -Harika.

Çünkü bunu anlatmam yasak.

Çok gizli, unuttun mu? -Unutmadım.

Ve sorun etmiyorum. -Eddie, sana işimi anlatmamanı

mutlaka sorun edeceksin.

Hayır. Sorun etmemekle kalmıyorum,

yeni versiyonumuzu iple çekiyorum.

Yeni versiyonumuz mu?

Hani bebeği olan bir çifte

bir şey olur ve

yıllar sonra uyanırlar, ebeveyn olmaya öyle odaklanmışlardır ki,

sadece çocuklarını konuşurlar ya?

Yani konuşacak başka bir şeyimiz

olsun diye bebek istediğini mi söylüyorsun?

Ne? Hayır. İş de bizim bebeğimiz diyorum.

Tek konuştuğumuz bu.

Bunu konuşamayacak olmamız

belki de bir lütuf olabilir.

Yani her gün bana bir milyon soru sormayacak mısın?

Hayır, hayır. Her gün sana bir milyon soru soracağım.

Ama iş hakkında değil.

O zaman ne hakkında?

Bilmem.

Belki duyguların?

Şu anda ne hissettiğimi anlatmamı ister misin?

Jamie ve Eddie 2.0 versiyonuna hoş geldiniz!

Bir şey olmuş.

Erin seni bekliyor.

Ruh hali?

Belirsiz.

Merhaba.

Suratımı dağıtmayacak mısın?

Hiç de bile.

Peki bu

sürprizi neye borçluyum?

Sana teşekkür etmek istedim.

Ne için?

Bunu

anlamam biraz zaman aldı.

Bozuldum.

Şunu söyleyebilirim,

çok kırıldım.

Bunun için üzgünüm.

Ama sonra seni anladım.

Birkaç hafta içinde duyuracağım.

Bunu en baştan yapmayacağım ama

yakında bunu bekleyebilirsin ve

birkaç meselede

New York Polisi ve

emniyet amiri olarak sana bazı yapıcı eleştirilerim olacak.

Ama bunu zaten biliyordun.

Bu yüzden beni desteklemiyorsun.

Yani sana ve teşkilata istediğim gibi laf edebilirim.

Peki bunu neden isteyeyim?

Çünkü eğer yapmazsam kazanmak için

hiçbir şansım yok.

Ve sen önce davranmasaydın, bunu yapmayacağımı biliyordun.

Bence hazırsın çocuk.

Babamın o güzel

öğretici anlarından biri.

Evet,

bana sorarsan ucuz kurtuldun.

Beni desteklememesi ucuz kurtulmak mı?

Çünkü kazanırsan, ki kazanacaksın, tüm övgüyü sen alacaksın.

Başka kimse değil. Gördün mü?

Buna içerim.

Ve ayrıca, babamın hiçbir

dersi beni saçımda akçaağaç şurubuyla

okula göndermesinden kötü olamaz.

İkisini kıyaslıyor olamazsın.

-Tabii kıyaslarım. -Dur, dur, pardon,

saçında akçaağaç şurubu mu?

-Evet! -Danny bir sabah kahvaltıda

soytarılık yaparken, pankek şurubunu

saç jölesi yapmaya karar verdi.

Evet, şaka olarak.

Babam ona yüz defa

"Kes şunu" dedi. -Tabii ki

Danny onu dinlemedi,

o yüzden onu okula öyle gönderdi.

Evet. Saçımın arkası böyle kazık gibi duruyordu.

Bir daha asla akçaağaç şurubuyla oynamadın.

Hayır, oynamadım.

Ve arkadaşlarımın dilinden de düşmedim.

Cezasını çekemeyeceksen, suçu işleme.

-Evet, evet, evet. -Çok doğru.

Affedersin. Bu kötü,

ama benimkiyle kıyaslanamaz bile.

-Bu daha kötü. -İkinizi de geçerim.

-Dinliyoruz. -Evet, anlat.

Beşinci sınıftayım.

Anthony Spoda okul bahçesinde bana yumruk attı.

Onu hatırlıyorum.

Eve çürük bir meyve gibi gelmiştin.

Aynen öyle.

Babama gittim, morluğumu gösterdim,

peki o ne yaptı?

Buz mu koydun?

Hayır.

O çocukla yüzleşmesi için onu evden gönderdi.

-Hayır! -Ama tırsmasın diye

Jamie'yle birlikte çocuğun evine ben de yürüdüm.

-Ne yaptın? -O berbat çocuğun

kapısını çalıp dedi ki:

"Kavga mı istiyorsun?

Tamam, kavga edelim. Ama bu defa,

adil olsun."

Sesim bu kadar gür mü çıktı, emin değilim.

-Değildi. -Ama

özetle böyle. -Ne oldu?

Jamie iki kere itip sağ kroşeyi çaktı.

Bunu da benden öğrendi.

Çocuk anında düştü.

Bir dakika, hikayeyi sen nereden biliyorsun?

Ne zaman bu adam beni kum torbasına vurmak için

garaja sürüklese bunu dinliyorum.

Bu arada,

baban o hareketi benden öğrendi.

Evet, öğrendim. Güzel bir dersti. Teşekkürler.

Peki sen o hareketi nereden öğrendin Francis?

Deniz piyadesiyken öğrendiğimden eminim baba.

Saçmalıyorsun

ve bunu biliyorsun.

"Saçmalık."

Zafere.

Zafere!

-Zafere. -Zafere.

-Şerefe. -Zafere.

Zafere.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.