Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Durun!
- Kıpırdama! - Burada ne işin var?
İzin verin, her şeyi açıklayabilirim.
- Valizi açalım mı? - Evet.
Fransızcan çok kötü.
Üzgünüm. Işığınızı görünce inmeye mecbur kaldık.
Uçak yakıt kaybediyordu.
128 km daha öteye düşmeliydim.
- Söyler misiniz ben neredeyim? - Poitiers'ye bağlı Saint-Benoit adlı...
...bir köyün yakınına indin. Tamam mı? - Sanırım adını duymuştum.
Nasıl görünüyorum?
O kadar dikkatli bakmamayı tercih ederim, bu riske girmek istemezsin.
Deneyimlerime göre en iyisi emirlere uymaktır.
Seni köye götüreceğim, oradan başının çaresine bakarsın.
- Ne zamandır buradasın? - Yaklaşık bir yıl.
- Evdekiler nasıl? - İyiler.
- Patron? - O da iyi.
Havaalanında bir içki içtik. Bana şansın yaklaşık...
- Yarı yarıya mı dedi? - Evet.
Dünyadan haberi yok.
- Peki durum nedir? - Almanlar hala burada.
Amaç onları burada, meşgul ve sınırdan uzak tutmak.
Bu işin en kötü tarafı ne kadar başarılıysan o kadar sürer.
Bir arkadaşım...
...burada bir arkadaşım asla bir Almanı öldürmediklerini söyledi.
Bacağından vurup hastaneye gitmesini sağlayıp orada onunla ilgilenirlermiş.
Onu kaynak olarak kullanıyorlarmış.
Ama ölünce unutup yerine yenisini koyuyorlar.
Kafeler kötü buluşma noktalarıdır. Göründüklerinden daha az güvenlidir.
Sınırın yakınına gitme bizim için kötü olur.
Diş macunu tüpünde bir şey taşıma, orası ilk baktıkları yer.
Fazla gülme, İngilizler çok güler.
Tuvaletlerde bir şey saklıyor musun?
- Evet. - Yapma. Çok demode.
Gestapo iki aydır bütün tuvaletleri arıyor.
Poitiers'ye giderken ana yolu kullanma sana yan yolu gösteririm.
Hepsi bu kadar sanırım.
Gerisini öğrenirsin.
- Tamam yanındayım. - Çok üzgünüm.
- Çok korktum. - Kalk hadi, çabuk.
Ben ajan değilim sadece kuryeyim. Mesaj taşırım.
Ben kimseyi tanımam.
Poitiers'en mesaj taşırım. Sana bahsettiğim arkadaşım...
...bugün Buchenvalda götürüldü.
Kendisi radyo operatörü. Adı Tony.
Konuşmaya ihtiyacım var. Kurallara uymanın ne anlamı var?
Ölmek istemiyorum. Ölmek istemiyorum.
Benekli gökyüzü.
- Siz ne diyorsunuz? - Makro gökyüzü.
Gitmeme gerek yok. İstersen kalırım.
- Kod adın var mı? - Evet. Lazar.
- Çay ister misin? - Evet.
Haklı mıyım? Bu ilk seyahatin mi?
- Günaydın Susan. - Günaydın.
- Günaydın Susan. - Günaydın.
Ben de kuryeyi hazırlıyordum.
Acil Toulouse'a git.
- Dünkü yükleme geldi mi? - Evet.
- Ölmüş! - Yardım çağırın!
Evet, ölmüş.
Brock.
- Günaydın. - Günaydın.
Bakanın emri ne yazık ki.
Radley adında biri, lobide düşüp öldü. İngilizdi.
- Sizin için sakıncası var mı? - Elbette yok.
Harika. Bu arada, bir de dul var.
Gerçekten mi?
İngiliz elçiliğindenim.
- Dul eşi nerede? - Şurada.
Bayan Radley?
Maalesef kocanız alp krizi geçirmiş.
- Sanırım öyle. - Konsolosluk elinden geleni yapacak.
Polis onu götürmek istiyor.
Ben de onlarla gitmeliyim. Dilerseniz siz de...
...benimle morga gelebilirsiniz.
Eminim siz üstesinden gelirsiniz.
Sizi tekrar görecek miyim Bay Brock? Elçiliğe gelecek misiniz?
Evet, elbette. Fazla uzun sürmez.
- Brock bize katılsana, hoş geldin. - Büyükelçim.
Bayan Radley'e devletimizin taziyelerini sunuyordum.
- Çok üzücü bir deneyim. - Oldukça.
- Ama en azından acı çekmemiş. - Umarım. Arabayı hazırlıyordu.
Bu sabah yola çıkmayı planlıyorduk. İki haftamız vardı.
Sonunda baş başa seyahat edecektik.
- Savaştan beri ilk seyahatimizdi. - Brock, mendil.
Gerek yok.
Ben farklı bir şeye inandırıldım.
İlave masraflarla karşı karşıya kalabilirsiniz.
- Afedersiniz ama amacınızı açıklamalısınız. - Efendim?
Masraflarla ilgili.
Özellikle yazın, cesedin kötü bir zamanda çürümesini önler.
Elbette her an kötüdür ama uçak için konuşuyorum.
- Anlıyorum. - Normalde ceset yıkanır.
Ne kadar ayrıntıya girmemi istiyorsunuz bilmiyorum.
- Bence en iyisi... - Hayır, bilmek istiyorum.
Tony doktordu. Bilmemi isterdi.
Ama yapacak çok az şey olmasına şaşırdım.
Bir küçük şişe renksiz ispirto ile vücut yıkanır.
Bir de mide var. Son yediği yemek duruyorsa...
- Toni'nin son yemeği... - Kahvaltıydı sanırım.
Vücudun mide bölümüne gazı çıkartmak için bir boru takılır.
Takmışlar ve tuhaf bir iç çekme olmuş.
- Acaba bir... - Neredeyse hiç iz yok.
Bazen çıkan gaz üstünde şakalar yaparlar, inanılmaz komik olur!
Birer içki alalım mı?
Ama bu sefer öyle olmadığına eminim.
- Cin ve tonik var. Olur mu? - Teşekkürler.
Bence yapılması gerekenleri tartışmalıyız. Konu yeterince stresli.
Bedenin uçakla götürülmesini istiyorsunuz sanırım.
Arabanın bagajına sığdırmakta zorlanabilirim.
Ama bakan yabancı topraklara gömülmesin dedi.
- Hayır. - Doğru.
Şimdilik masrafları hükümet karşılayacak ama...
...sonra kalan mallarından düşülür.
Tabi varsa.
Üzgünüm karışmak istemedim.
Sanırım ne istediğini anladık.
Sizin için uygunsa acentayla görüşüp yarın sabahki uçakta size yer ayarlayacağız.
- Tabi, olur. - Cenazeyi de götüreceksiniz sanırım.
Evet.
- Başka kimseniz yok mu, çocuğunuz? - Yok.
Sizden hoşlanmıyor.
- Efendim. - Elçi.
Sizin için yas tuttuğunu da sanmıyorum.
Öyle söylemeyin.
Darwin felaket soruşturmalarını ve uçak biletlerini düşünür.
- Bu da sizi depremle eşdeğer yapar. - Darwin mi? Adı bu mu?
Şakadan pek anlamaz. Çağdaş Darwin'in hareketleri...
...bir öncekinden daha az ilericidir. Kusura bakmayın.
Sürekli şakalarımızdan bahsettik.
Brüksel oldukça sıkıcı bir şehir.
Sizin her şey iş mi? - Ben daha olumlu bir şey duymadım.
Havayı temizliyor. Bayrakların insanlar için...
...dalgalandığını görmek isterdim. Ama burada...
...savaşın sorunları kaldı. - Karısı değildim.
Biliyorum.
Nereden anladınız? - Olabilir diye düşündüm. - Peki ya Darwin?
Sizce anladı mı? - Hayır. Aklına bile gelmedi.
Savaş zamanı tanıştık.
Tony telsiz operatörüydü Ben kuriyeydim.
Etrafa karşı karı kocayız demek daha kolaydı.
Aslında metresi bile sayılmazdım.
Bir kaç hafta önce bana geldi.
Örgüt içindekiler birbirlerini o kadar iyi tanımaz.
Ben bile meslektaşlarınızı tanımıyorum.
Belki siz de vardınız. Belki sizinle tanıştım.
Bilmiyorum.
Böyle bir savaştan geçmiş insanların ortak bir yanı var bence.
Bir tür sabırsızlık, aptallığa tahammülümüz yok.
İngiltere'de geride kalanlar biraz çocuksu ve aptal geliyor.
Sanırım Tony bu yüzden uzaklaşmak istedi. Biz pek çekmedik.
Avrupayı boydan boya aşarken en azından biraz keyfi alıyorsunuz.
Size bir şey sorabilir miyim? - Evet, tabi.
- Siz karısı değilsiniz peki karısı var mı? - Evet.
Ve üç çocuğu var.
Bu konuda yalan söylemek zorundayım. Açıklayamıyordum bir türlü.
Devon'da yaşıyor. Tony yalnız seyahat ediyor sanıyordu.
İki hafta yalnız kalmak istediğini söylemiş.
Benim için bunu yapabileceğinizi umuyordum.
Onu arayın.
Buraya gelirken size numarasını yazdım.
Yalan mı söyleyeyim?
Evet. İstediğim bu ama size kalmış.
Tamam, önemli değil.
- Hayır, söyleyemem. - Lütfen. Önemli değil.
Beni ne zaman seçtiniz?
- Ne? - Bu iş için? Darwin'i seçmediniz?
Sanırım evet.
Çok da üzgün değilsiniz değil mi?
Savaşta birlikte olduğunuz kişiler ve yaşadıklarınız...
...sizi bizden daha farklı bir hale getirmiş olmalı.
Beni utandırmaya çalışmayın. Buna gerek yok.
Tony'e bayıldığım söylenemez. Ama birbirimizi uzun zamandır tanıyoruz.
Ve onunla geldim.
Bana aşık olması şaşırtıcı bir adaletsizlikti.
Onun için de. Karısı için de benden haberi olması haksızlık olur.
Hayat için haksızlık. Bu yüzden elçiliğe geldim.
Bir şey fark etmez. İster yalan söyleyin ister söylemeyin.
Kayıtsız kalıp kalmamak size kalmış.
Bir yemek yiyebiliriz belki, bu arada konuşuruz.
Sana kendi hakkımda bir şey anlatırsam yalvardığımı düşüneceksin.
Sadece yardım etmeni istedim.
Bana bak ve bir karar ver.
- Tamamdır yarın sabah ilk uçak. - Çok teşekkürler.
Bir şey gerekirse haber verin. Elçiliğin yanında küçük bir kilise var.
Gitmeden ziyaret etmek istersiniz belki. - Teşekkürler.
İzninizle.
- Buraya tayin edileli çok oldu mu? - Hayır, sadece bir iki ay
Daha önce Jakarta'daydım.
Güneşli bir yer bekliyordum, ama Brüksel çıktı.
Şikayet etmiyorum, burada her şey yolunda.
- Öyle mi? - Evet. Yeni Avrupa.
Yeniden yapılanma büyük bir iş. Avrupa yaşamak için harika bir zaman.
Sonunda yollar yapılacak.
İnsanlar eğitilecek, ülke ilerleyecek, yapacak çok iş var.
Bir cin daha alır mısınız?
- Karınız davete gidecek misiniz diye soruyor. - Tabi.
- Gidip görüşün isterseniz. - İyi günler Bayan Radley.
Mutlu bir gün olmadığı için üzgünüm.
- Ben sonra gelirim efendim. - Teşekkürler.
İngiltere'ye telefon açacağım. Bir saat gecikme var.
Yalan söylemeye karar verdim.
Tanrım.
- Daha büyük bir yer bekliyordum. - Neden?
Bilmiyorum.
Çalışan bekar bir kadınım. Ev sahibi olmak ne zor bilemezsin.
- Savaştan daha kötü. - Şüphesiz.
İki gündür buradayım.
Gelecek haftasonu tekrar gelebilir miyim?
Öyle mi istiyorsun?
Yine feribota bineceksin demek? - Ne var bunda?
Hiçbir şey.
Ama kışları sert geçer.
Bay Medlicoti?
- Sanırım bir yanlışlık yapmışsınız. - Efendim?
Fransız Guyanası, Afrika'da değil. Himalayalar da, Cape Town'dan...
...geliyor ama Panama yazmışsınız. - Evet doğru.
- Ben de öyle yazacaktım? - Tabi. Düzeltebilir miyim?
Başka bir şey var mı?
Bombay'dan sonra Malta on ikiye kadar bitmeli ve...
- Bayan Park! - Evet? Özür dilerim Bay Medlicoti.
Biraz geciktim. Çünkü bir aksilik oldu.
Bayan Park daha dün işe başladınız.
İlginç.
- Yavaş yürüyünce... - Ve giysiniz!
- Evet, eve uğrayamadım. - Dünden beri mi?
Evet şey oldu...
Anladığınıza eminim. Dün gece yakışıklı bir adamla tanıştım.
Çok güzeldi. Bay Medlicoti canınız patronluk yapmak mı istiyor?
Memnun olmalısınız. Geç de olsa geldim değil mi?
Umurumda değil, zaten çalışmak çok demode.
- Gerçekten mi? - Bir kaç yıl sonra kimse çalışmayacak.
O zaman nasıl yaşayacaksın?
Bu arada, evinde bana yer var mı?
Bir evim vardı ama çıkmak zorunda kaldım.
Aşkta hayalkırıklığı. Kadınların başına çok gelir.
Haklısın.
Boş ver.
- Peki ya sen? - Bir sevgilim var. Kendisi diplomat.
- Vay canına. - Evet ama sadece haftasonları burada.
Bence sakıncası yok, hiç sesimi çıkarmam.
Ben roman yazarıyım. Elimde değil, ben buyum. Sanırım.
Yazar her türlü yıkılmayı yaşamalı.
Bence işin en çekici tarafı bu.
Yazmadan önce yaşamalısın.
İşte burası. Süper bir yer. Neler olduğunu öğrenmek istiyorsan buraya gelmelisin.
- Hiç duymadın mı? - Hayır duymadım.
Herkes gelir.
- Bu o mu? - Evet.
Çok çekici değil mi?
Hayır, çok kibar.
Yakala.
- Merhaba Alice! - Canım!
Bu rezillik! Yakında burayı basarlar.
Bu açık bir provokasyon.
- Pardon anlamadım neden bu kadar sinirli? - O bir uyanışçı.
- Ne? - Uyanışçı yani... Pardon, lütfen.
İki düşünce ekolü var. Uyanışçılara göre müzik...
...yalnızca New Orleans'da duyulduğu gibi çalınmalı.
Onlara göre 1919'dan sonra hiçbir şey olmadı.
- Bu saksafon. Bağışlanır gibi değil. - Klarinet olmalıydı.
Yeni akım bu. Umurumda değil.
Susan sanırım şu Alister? Şurada dans edip eğlenen kadın.
- Asla yalnız kalmaz. - Gidip bakacağım.
Neden bu kadar coşkulusun? Sen caz sevmezsin.
Severim. Hayat dolu her şeyi severim.
- İş hariç değil mi? - Kesinlikle.
Bunu biz mi sipariş ettik?
Burada sipariş verilmez.
Genç biriyle tanışırsan yardımcı olabilirim.
Genç erkekleri sevmem. Ne olduğunu anlamadan bir kenara atıverirler.
İşin eğlencesi de orada.
Evet genç erkeklere merakını fark ettim.
Senin yüzünden tüberküloz olurlar bence.
- Sen burayı beğendin mi? - Mükemmel bir yer!
Üç saat sonra döneceğim.
- Susan'la yaşamamdan nefret ediyorsun. - Hayır. Nereden çıkardın?
Erkekler kadınlar arasındaki dostluğu tehdit olarak görür.
Gizemden korkarlar. Bir kitapta okumuştum.
Bununla başedebilirim.
- Çok mu zenginsin? - Hayır, çok değil.
Para toplama yeteneğim var. Para elime düşüyor.
- Gelirim üçe katlanıyor. Ne yapabilirim? - Çok yorucu olmalı.
Çabuk uyum sağlarım.
Yakında herkes zengin olacak. Savaşın etkileri...
...yakında meyvelerini vermeye başlayacak.
- Öyle mi düşünüyorsun? - Kesinlikle eminim.
Haftasonları çok hoşuma gidiyor. Susan'ın ilginç bir hayatı var.
Kitaplar, sohbetler senin gibi insanlar.
Yabancı büro oldukça soyutlanmış bir yer.
Kendini çok önemsiz hissediyorsun.
- Anlıyor musun? - Evet.
Susan ile tanışana kadar. Onunla tanıştığımdan beri anladım ki...
...daima istediğini yapmalısın. Bir şeyi istiyorsan alacaksın.
- Bence harika bir yaşam tarzı, değil mi? - Evet.
Nasılsın hayatım?
- Eve gidelim mi? - Birazdan.
Alice!
- Üzgünüm, seni aramalıydım. - Neden?
- Tekneye gelemem. - Susan!
Medlicoti sözde golfe gitti ve yerine ben bıraktı.
Ama bütün gün için kiraladık.
Umarım geziniz iyi geçer.
Bütün gün orada oturup bana bakıyor.
Eminim masasından kalkıp bütün vücudunu bana sürtmek istiyordur.
Beni kulaklarımdan çekip kanayana kadar üstünde gezdirmek.
Hareket olurdu.
En azından hareket olurdu.
Tanrım Alice!
- İlerlemeliyim. - Durma! Ne bu drama? İlerle.
Ben bunu hep yapıyorum. İnsanlar geldiğimi anlamadan...
...çok önce harekete geçiyorum.
- Ama sen bir etki yaratabilirsin. - Hayır mesele o değil.
- Seni neşelendiririm sandım. - Her şeyi değiştirmek istiyorum.
Ama nasıl bilmiyorum.
Kitabım nasıl başlıyor söyleyeyim mi?
Tecavüz duruşmasında bir kadın var. Ve hikaye gerçek.
Kitabın başında, kadın mahkemeye tecavüz günü...
...tecavüzcünün ona ne dediğini anlatıyor.
Ve yüksek sesle konuşamadığını fark eder. Bu yüzden o da...
...bir kağıda yazar. Ve kağıdı mahkemeye verir.
Kağıtta "Sana şimdi sahip olmalıyım" yazıyordur.
Herkes elden ele dolaştırıp okur.
İkinci sırada bir kadın sıkıntıdan uyuyakalmıştır.
Yanındaki adamın onu kaldırıp kağıdı vermesi gerekir. Uyanır...
...önce kağıda sonra adama bakar. Gülümser ve...
...çantasına atar.
Peynirli omlet hazır.
Bu kadın benim kahramanım!
- Benim de. - Üç kişilik omlet.
Yine yok!
İyi bir uyuşturucu olmadan nasıl sanatsal çalışma yapabilirim?
Londra'daki tek bohem ben olduğum için insanlar benden faydalanıyor.
Belki Raymond Fas'a gidip çantasında bir şeyler getirir.
Orada çok varmış.
Kimsenin ruhu duymaz.
- Siz yemiyor musunuz? - Yakışıklı değiller mi?
Benim tanıdıklarım aptaldı.
- Susan lütfen. - Onlara aptal diyen kim biliyorsun.
Darwin denen adam. Cerrahi yardım için devlet okullarından üç kişi bulur.
Bu aramızdaydı.
- Eldivenli. - Cidden mi?
- Darwin aptal değil. - Kendin söyledin.
Sadece modern çağla biraz sorunları var.
Gülüyorsun.
- Gülmüyorum. - Dudağının kenarında tebessüm var.
- Kesinlikle gülümsemiyorum. - Alice, açıklayayım.
Sana Raymond ve patronunu açıklayayım. Kısaca, genel olarak...
...kendisi hiç güvenilir biri değildir bir kva domuzyağı gibi.
- Espriydi ama değil mi? - Evet, elbette öyle.
- Teşekkürler. - Ama aramızda, dünya duysun diye değil.
- Defolup gitsem iyi olacak. - Böyle laflar etmeyi bırak.
- Ne? - Defolmak gibi kelimeler.
Hep söylüyorsun. Kodaman herif.
- B. K gibi yer. Burası yeri değil. - Ne demek bu?
Bunlar senin lafların değil.
- Ben de senin laflarına bayılmıyorum. - Öyle mi? Hangisi?
Dün akşam kullandıkların.
- Mesela. - Çok iyi biliyorsun.
Hayır bilmiyorum nelerdi? - Mesela...
Bir koca domuz yağı.
Neden yanında yaşıyor bilmiyorum?
Kabul et.
Beni güldürüyor.
Üzgünüm.
Aptalca davrandım. Özür dilerim.
Ama yaptığım iş o kadar da rezil değil.
Tabi ki bu işi yapacağım ölülerle uğraşacağım.
Ama başka bir dünyam yok.
Fransa'yı ne kadar çok düşünüyorum anlatamam.
Her şeyi düşünüyorum. Bir iki saatliğine görüştüğüm...
...insanları. Ne kadar iyi olduklarını.
Cesaret ister, birini bir kaç saat tanımak...
...onun en iyi yanlarını görüp hayata devam etmek.
- Anlıyor musun? - Susan...
Bence bir süre ayrı kalmalıyız. Gerçekten.
Her şey daha kolay olur. Haftasonları...
...birbirini test etmeler. Biraz ara vermekten iyi test olur mu?
Birlikte gidelim.
Brüksel'e gelmeyi çok isterim. Biliyorsun.
İşimi bırakamam. Benim için çok önemli.
Bay Medlicoti'yi yüzüstü bırakamam.
Biliyorum nefret ediyorsun.
- Lütfen bana patronluk taslama. - Neyse.
Bırak bunları. Seni sandığından daha iyi tanıyorum.
Savaştan bahsetmeyi ne zaman bıraksan arkasından bir şey geliyor.
Hoşça kal.
Taç giyme töreni önemli bir olay.
- Özür dilerim. - Günaydın.
Her şey burada. Öğle yemeği altı yüz tutuyor. Yarının mönüsü.
- Herkesin ünvanını kontrol ettim. - Kadeh kaldırma sırasını konuşuyorduk.
Kralın pudingten önce kadeh kaldırmasını öneriyorum...
...diğerleri peynirden sonraya kalabilir. - Acaba önerisi olan var mı?
- Merhaba. Nasılsın? - Ne var ne yok?
Benim bir önerim olacaktı.
İki defa kadeh kaldırılsa. Biri pudingten önce...
...diğerleri de yemeğin sonuna kalır. - Mükemmel bir öneri.
- Sanırım hemfikirsiniz. - Evet.
Şimdi diğer rutinlere geçelim.
- Biraz küstahça değil miydi? - Doğrusu bence önemli değil.
Acaba, Susan...
Nerede izleyeceksin? Gelip benimle izlersin diye umuyordum?
Evim tam yolun üstünde. Çok iyi manzarası var.
Ne güzel. Çok isterim. Yarın seni ararım, olur mu?
Süper.
500 peynir rendesi.
500 peynir rendem var, tam parkın yanında.
- İlgini çeker mi? - Çok geç, haftalar önce anlaştık.
Ama yarın sizin kaşıkları kullanacağız.
- Keşke görebilseydim. - Evet, keşke.
- Yeni bir işe ne dersin? - Evet. Güzel olur.
- Ama reklam işine gireceğim. - Güzel.
Taç giyme töreninde birileriyle tanıştım.
Eğlenceli bir iş olur dedim.
Nasıl yardım edebilirim?
Bir baba arıyorum. Çocuk istiyorum.
Sandığından daha kolay. Evlilik diye bir şey olmayacak.
İlgilenmek zorunda da değilsin. Hamileliğimi görmesen de olur.
Gebe kalmam yeter.
İstemiyorsun?
Hayır.
Benim için zevk.
- Sorduğun için şanslıyım. - Rica ederim.
Sadece erkek arkadaşların dostların vardır.
- Evet. - Söyle.
Çok iradeli biriyim.
İşteki erkek arkadaşlarım senin deyiminle arkadaşlarım...
...çoğu zaman onları kapı dışarı etmemek için kendimi zor tutuyorum.
Nazikler, becerikliler ama neden kendimi feda edeyim.
Çocuk sahibi olmak için neden üzgün sembolik bir evlilik yapayım?
Bence hiçbir kadın yapmamalı.
Evlenmene gerek yok. Birlikte ol yeter.
Evet bunu düşündüm.
Ama dürüstçe gelmedi. O yüzden...
...az tanıdığım birine sormak geldi aklıma.
- Şunu bilmem gerek... - Evet?
Neden beni seçtin? Benimle kaç kere görüştün ki?
- Amaç da bu. - Alice ile bir kaç kere.
Temiz, zeki olduğum ve ailemde mongol olmadığı için mi?
- Öyle bir hesap yapmadım. - Ne hesabı yaptın?
Bir şey istemem? Mesaj yollamam değil mi?
Benimle burada buluşuyorsun. Kimseye söylemeyip arkadaş getirmiyorsun.
Bu kadar gizlilik içinde umarım naylon çorap giyersin.
- İstediğin buysa naylon çorap alırım. - Neden ben?
- Senden hoşlanıyorum. - Ve?
Seni seviyorum. Seni seçtim çünkü seni fazla görmüyorum.
Hatta hiç görmüyorum.
Şehrin zıt noktalarında yaşıyoruz. Farklı dünyalar.
- Farklı sınıflar. - Evet, o da var.
- 500 peynir rendesi. - Ne kadar?
Çok fazla değil.
Anlaştık.
Merak etme, taç giyme töreni öder.
- Ne güzel gökyüzü. - Evet. Makro gökyüzü. Öyle diyorlar.
Makro gökyüzü.
İstediğin bu olamaz. Kalbinin derinliklerinde.
Hayır.
- Biliyordum. - Hayır, bu kalbimin derinliklerine ait.
İşte buradasın en iyi ikinci.
Affedersin.
İyi misin?
- Sevgilin seni terk mi etti? - Evet diğerleri gibi.
Karısına dönecekmiş.
Dönmeseydi zaten ondan bıkmıştım.
Sonuncusu çok iyiydi. Basit, neşeli ve aydınlık olabilir.
Belki zamanımı doldurmuştum.
Bir şey yapmak istiyorum. Dışarı çıkalım.
Ya sen?
Devam etmeliyim.
Sana kalmış.
Hayır evine döndü. - Başkaları da var biliyor musun?
Ne çok işim var.
- Kimdi? - Kimse. Yanlış gelmiş.
Ne düşünüyorsun?
Keşke daha sıradan olsaydı.
- Kim? - Şu kadın.
Çok güzel.
Seyirci bunun farkına varacak mı merak ediyorum?
Ne kadar sıradan olduklarına bağlı.
Bu pembe mi olmalı?
- Beş dakika sonra başlıyoruz. - Lanet olası köpek geri gel!
Lütfen kalır mısın?
- O ne demek? - Hemen gidemezsin.
- Hep kaçıyorsun. - Ne demek istiyorsun?
- Onları bir içki içmeye götürsek. - Bu bana neye maloluyor biliyor musun?
Bütün gün burada aptalca oturmak için ödediğim bedelden haberin var mı?
Şu yaptığımız işe bak!
Kimin aklından çıktı bu beyinsiz yöneticilerin mi?
Denedim, bu şirketi bir seviyeye çıkarmayı aylarca denedim.
Boş ver! Köpek bile ağzının tadını biliyor. Eve gidiyorum.
- Merhaba Alice. - Mick. Merhaba!
- Nasılsın? Uzun zamandır görüşmedik. - Evet.
- Aslında Susan için geldim. - Susan mı?
Merhaba Susan.
İyi seneler dilemeye geldim.
Bunu sonra öderim.
Gel hadi.
- Susan lütfen konuşalım. - Seninle ne konuşabilir?
Mick'ten baba olmasını istedim. Bunu konuşacaktır.
- 18 ay denedik değil mi? - Doğru.
Sonunda ikimiz de kendimizi aptal ve sefil hissettik.
Kendi adıma konuşuyorum. Ama bu deneye bir son verdik.
- Susan. - Plan basitti.
- Yetişkin gibi davranmalıyız. - Kendimi kötü hissediyorum.
Böyle olacağını bilseydim ikinci ayda bırakırdım.
- Bir şey hissetmemiş olamazsın. - Ne hissetmem gerekiyor.
Küçük odanda duvar kağıtlarıyla...
...annen aşağıda otururken. - Annemi karıştırma.
- Sence bundan zevk mi alıyorum? - Evet. Bence alıyorsun.
- Ben düşündüm ki... - Biliyorum, hoşuma gidiyor sandın.
O zaman neden başka bir baba aramadım?
- Çünkü olanlar kalbimi kırdı. - Sence benim suçum mu?
- Tek endişen bu mu? - Benim yüzümden mi sence?
Kısmen seni bu aptalca işin içine sokmamalıydım!
Anlamıyorsun! Aklaımdan geçenleri anlamıyorsun!
Mick, gider misin lütfen?
- Siz kötüsünüz. İkiniz de. - Mick.
Kötü ve tehlikelisiniz. İnsanlarla dalga geçiyorsunuz!
Bu kadın evli erkeklerle takılıyor.
Çünkü kötü! Ve sen...
Sen... Tanrım!
Yüce Tanrım!
Romanya ticaret yetkilerimize bakınca...
Üstünde durmamız gereken konu bir ticaret yolunu garantilemek.
İhraç ve döviz kurları alanında.
- Ben Brock. - Raymond, ben Alice.
- Efendim. - Alice, Alice Park.
Sabah sinyal gelene kadar gemilerinde beklediler.
Saldırı başlamıştı. İngiliz birlikler hareket halindeydi.
Affedersiniz efendim.
Yemek hazırlayayım mı?
Yemeğe dışarı çıkıyorum.
Dışişleri Bakanlığı Sekerterliğine: İçinde bulunduğum durumdan dolayı...
...şerefim için istifa etmekten başka çarem kalmadı. Leonard Darwin.
- İyi akşamlar efendim. - İyi akşamlar.
- Leonard, iyi ki geldin. - Rica ederim.
Davetliler toplandı. Buyurun.
- Leonard, Bay Aung. - Bay Darwin.
Burma büyükelçiliği yardımcısı.
Benim için onur kariyerim için şereftir. Elinizi sıkayım.
- İyi, iyi. - Lütfen oturun.
Eşime geldiğinizi haber vereyim.
- Geliyor. - Neden hala gelmedi?
Devlet işleri yüzünden mi geciktiniz?
- Evet. - Fazla söze gerek yok.
Bizim ülkemizde bu affedilmez. Burma'da derler ki:
...zamanında gelemiyorsan hiç gelme. - Öyle mi?
- İyi akşamlar. - Merhaba Alice.
Ama tabi İngiltere'de durum farklı.
Aslan kuzunun peşinde.
Jakarta'lı Darwin.
Kendisiyle tanışmak ve karşılıklı oturmak için yıllardır bekliyordum.
Teveccühünüz.
Diliniz sırlarla dolu değil mi?
- Öyle diyorsanız. - Bizi sizden iyi kimse kontrol edemez.
İyi iyi. Dünya dili.
- Alice öğretmenliğe başlamışsın. - Bir tür öğretmenlik.
Yabancı öğrencilere İngilizce öğretiyorum.
- Ne kadar ilginç - Pek sayılmaz.
Eğlenceli tarafı onları yanlış yönlendirmek.
İngilizlerin neşeli ve aktif kişiler olduğunu söylüyorum.
Bir İngilizle ilk tanışmanıza ona sıkıca sarılıp iki yanağından öpmelisiniz.
- Cidden mi? - Öyle diyorum.
...ve onları dünyaya salıyorum. - Herkese iyi akşamlar. Leonard.
- Sizi görmek ne güzel. - Benim için zevk.
Brock kötü bir hafta geçirdiğini söyledi.
- Evet, öyle oldu. - Merak etme, burada rahatlayabilirsin.
Bay Aung ile tanıştın mı?
- Evet. - Her şeyi unutabilirsin.
- Burada Süveyş kanalı konuşulmayacak. - Bu çok iyi olur.
- Burada lafı edilmeyecek. - Teşekkürler canım.
- Kimse Nasır demeyecek. - İyi.
Veya çılgınlık, fiyasko.
Kimse uluslararası yük göstergesi demeyecek.
Dostlar arasındasın Leonard.
Yemeğe geçelim mi? Kimsa bu lafları...
söylemeyecek. Ağzımızı kestane şekeriyle mühürleyeceğiz.
Umarım anladınız.
Üzgünüm. Sakin olmasını söyledim, bana kabus gibi bir hafta yaşattı.
- Ne kadar ilgili olduğumuzu biliyor. - Bu böyle olmaz. İçkiye ihtiyacım var.
- Elbette. - Bay Aung da kim?
- Bana ne yapmaya çalışıyorsun Raymond? - Üzgünüm.
Bu hafta, her hafta. Tek yaptığı gevezelik.
Tek bahsettiği geleneksel konular.
Burma ve ıvır zıvır.
- Eşin akıl hastası mı? - Hayır. Hayır, sadece yorgun.
- Ama akıl hastalığı geçirdi? - Pek sayılmaz, bir çöküntü yaşadı.
Düzensiz bir hayat yaşıyordu.
Çok çalışıp hiç beslenmiyordu. Nişanlılık dönemimizde çok hastaydı.
- Ona destek olmaya çalışıyorum. - Bu çok iyi.
- İkinci evlilik onu dengeler. - Ne?
Brüksel'de kocası ölmüştü ya.
- Evet. - Utanmana gerek yok.
Utanmıyorum.
Diplomatik hayatta akli dengesizliği olan eş sakıncalı sanılır.
Tam tersine, neredeyse terfiyi garantiler.
Bazı erkeklerin eşleri neredeyse havlıyor.
İşleri vardır. Odadan çıkarken iş yapmaya gidiyorum hayatım derler.
- Bir süre uzaklaştıklarını bilirsin. - Evet ama...
...Susan deli değil.
Hayır elbette.
Neden moralin bozuk anlatacak mısın?
Evet anlatacağım. İhanete uğradım.
İsrail ve Mısır arasında tartışmaya tarafsız bakan bir ülke bizimle görüştü.
Geçen Pazartesi İsrailliler'in saldırısı başarısız oldu.
Salı, kanalın zıt yanlarına çekilmelerini söyleyerek durumu kontro altına aldık.
İsrailliler kanalın yakınında herhangi bir yer istiyor.
Bunun için 160 kilometre geri çekilmek zorunda kaldılar.
Bunu kim söyledi?
Geçen hafta dışişler bakanı sınıra gitti, bana haber verilmedi.
İsraillilerle irtibata geçtiklerine inanıyoruz.
İsraillileri saldırıya zorladı.
Bence bütün savaş bir tezgah.
İngilizlerin kanalı ele geçirme planı.
Ve bu işi yürütmesi getekn bize bile söylenmiyor!
- Ne fark eder? - Yapma evlat!
- Ciddiyim, bir şey fark etmez. - Bana yalan söylendi.
Evet ama en başından karşıydın. Hepimiz karşıydık.
Dış ilişkiler başından beri bundan hoşlanmıyor ama ne fark etti?
Dünyadaki değişiklikler.
Hükümet bana yalan söyledi. Güven telkin etmiyorlar.
Anlıyorum. Yani demek istediğin İngilizler her şeyi yapabilir...
...ne kadar adice ve aptalca olsa da. Yeter ki güven telkin etsinler.
Evet. Ne kadar aptalca olursa olsun savunurdum.
Yeterki dürüstçe yapılsaydı.
Ama bu kez kovboyluk yaptık.
İngilizler kovboyluğa soyunduysa doğrusu evrenin geleceği için endişeliyim.
İstifa mı edeceksin?
Bayan Aung bize Bergman'ın son filmini anlattı.
Depresyon hakkındaymış. Değil mi Bayan Aung?
Çok iyi bir çıkış yapacağına inanıyorum.
Erkeklerin pek ilgisini çekemedik sanırım.
- Üzgünüm. - Akılları başka yerde.
Muhtemelen telgraf yolluyorlar. Genelde böyle yaparlar...
...Süveyş kanalına bomba atmadan önce hedefe telgraf çekmişler.
Siz bu konuda ne düşünüyorsunu Bay Aung? Ben ne düşündüğümü söyleyeyim.
Vicdan azabı. Artık savaşmak bileistemiyorlar.
Belki Bayan Aung bize filmin hikayesini anlatır?
- Duymayı çok isterim. - Diğerleri duydu bile.
- Olsun, erkek dünyasını yenmeliyiz. - Evet.
Raymon çok sever. Beni yataktan atar. Değil mi hayatım?
- Evet, evet. - Öyle bir zayıflık anınd ateklif etmişti.
- Tabi benim. - Susan lütfen.
Onunla evlendim çünkü bana babamı hatırlatıyordu.
Ama o heyecanla babamın ne aşağılık bir adam olduğunu unutmuştum.
Kusura bakmayın. Psikolojik bir kabare sergiliyor.
- Çok iyi. Süveyş Kanalı... - Tatlım susar mısın?
- Filmin hikayesini dinleyelim. - Kocasını hor gören bir kadın var.
Burası biraz soğuk mu?
Ekim geceleri. Zavallı paraşütçüler.
Ne hissettiklerini biliyorum, şu anda bile.
Şehirler, tarlalar, ağaçlar, azaziler, karanlık boşluklar.
Işıklar. Paraşütler açılır.
İneriz.
Nispeten hoş karşılandık.
İstendiğimiz ülkelere iniş yapmayı becerebildik.
Erkekler öyleydi.
Bazı ilişkileri anlatamam... Bir meslektaşım özel bir kızın...
...kokusundan söz ederdi. Sıcak ve ıslak kokusu derdi.
Ondan beri hiç bir şey yok.
Ondan beri hiç bir şey yok. Mısırlı kızları göremedim nedense.
Mısırda değil şimdi değil.
Biz ayrılırken kalpleri kırıktı.
Bugün hala Mısır'da ölen...
...İngiliz erkekler için yas tutan kızlar var.
Biriyle tek gece geçirip çıplak ölen erkekler.
Ben bile sevmediğim insanlarla yatmayı severim.
Onları tanıyınca artık yatmak istemezsiniz.
Lütfen susar mısın? Lanet olası sesini kes!
Tabi susarım! Başkaları lanet olası savaşı konuşmayı bırakınca ben de sesimi keserim.
Özür dilerim ama gitmem gerek.
Bay Aung hoşça kalın.
İzinizdeyin efendim. Hareketiniz oldukça akıllıca.
Teşekkürler.
Mısırlıların cezalandırılması gerek ve bunu yapacak kişi sizsiniz.
Teşekkürler Beyefendi. Bayan Aung.
- Tam olarak tanıştırılmadık. - Doğru.
Yine de gitmeden önce size bir şeyi hatırlatmak isterim.
Ingmar Bergman Norveçli değil, İsveçli.
Herkese iyi geceler.
İstifa edecek.
Çok heyecanlı.
Sizce de öyle değil mi?
Sonunda bir şeyler değişecek. Şükürler olsun.
Biraz daha yemek yiyelim. Jambon ve tavuk var...
...turşu, salata ve domates. Dolapta da bir kaç tatlı var.
Şişelerce şarap. Bir sürü var.
Tekrar yiyelim mi?
- Hoş geldiniz Bayan Park. - Merhaba.
Bayan Brock birazdan gelir. Günün bu saatinde hep dinlenir.
- Öğleden sonra mı? - Evet. Ve sabah. Hava kararana kadar.
Işığı çok rahatsız edici buluyor.
- Ya Raymıond? - Lütfen bekleyin.
Buyurun. Bay Brock birazdan gelecek.
Susan, demek buradasın!
Alice.
- Alice, seni görmek ne güzel. - Heyecanlanmadın mı?
İzninle şu kitapları ayırıyordum.
- Alice! - Raymond. Merhaba.
- İyi misin hayatım? - Evet, teşekkür ederim.
Susan'ın hayatı kitaplar oldu.
Gelmeni dört gözle bekliyorduk. Asırlardır kimseyle görüşmedik.
Hiç şaşırmadım. Biletler çok pahalı!
- Para istiyorsan söylemen yeter. - Hayır. Öyle demek istemedim.
Susan, anlatsana biraz. Burada hayat nasıl?
- Sizi çok özledim. Her şeyi anlatın. - Çok mutluyum.
Tatlım şu kitabı verir misin?
Olağanüstü değil mi? Mükemmel bir amfitiyatro.
2000 yıllık geçmişi var ve hala ayakta. Gerçekten olağanüstü.
- Çıkıp bakabilir miyiz? - Çıkmak mı? Elbette.
- Gelmeyecek misiniz? - Biz gördük.
Kalmayı tercih ederim.
Burada kötü alışkanlıklar edindik. Scarbble oynamayı seviyoruz.
- Olamaz! - Oynar mısın? Susan beni asla affetmeyecek.
Geçen hafta "bitişiklik" yazdım. İnanılmaz.
On harf, Ş ve K dahil. Üç katı puan aldım.
- Böylesini duymadım. - Bir gün intikamını alır.
En iyisi bu mu?
- Nasıl? - Susan için.
Bırak söylesin.
Yatıştırıcı.
İnsanların şu anda Londra'da yaşadığı hayatı beğenmiyorum.
O kadar paranın kimseye faydası yok. Herkesi yıpratıyor.
Orada hayat sadece heyecanlı, canlı, çökmüş, çılgın, hastalıklı.
Burada huzur ve sessizlik var. Dengeli bir hayat.
Bence Susan'a uyduğunu göreceksin.
- Buna hayat mı diyorsun? - Ülke de muhteşem ve büyüleyici.
Burada hayatını geçirsen de hala görecek çok şey var.
Bu yüzden burada kalmaktan memnunuz.
İki yıl daha uzatacağız.
- İşimi kaybettim. - Öyle mi?
Sosyal hizmetlerde görev aldım.
Aile içi şiddet gören kadınların kaldığı bir sığınma evinde başladım.
- Gerçekten mi? Kocalarından korunabilecekleri bir yer.
- Ne harika bir fikir? Ne iş yapacaksın? - Orayı işleteceğim.
İyi bir şeyler yapmanın zamanının geldiğine karar verdim.
- Devam etmeye ne oldu? - Evet.
Bir an olsun kendimi düşünmeyince büyük bir rahatlık hissettim.
Arabaya dönelim mi?
İstediğim bu!
- Lütfen konuşabilir miyiz? - Şu anda olmaz.
Lütfen konuşalım. Susan? Susan! Geri dön!
Raymond ne oluyor?
- Leonard Darwin öldü. - Olamaz.
Susan cenaze için İngiltere'ye gitmek istiyor.
Lanet olsun! Bu senin suçun.
Kadından doğan insanın yaşayacak kısa bir ömrü vardır.
Sona geldiğinde bir çiçek gibi kırılır.
Hayatın sonunda ölüme ulaşırız.
Ölsen bile seni affetmiyorlar.
Süveyş kanalını temsil ettiği için bugün kimse gelmedi.
Gelirsem asla yapamayacağımı biliyordum.
Hayatım şoför hazır. Heathrow'da gitmeliyiz. Sadece bir kaç...
Raymond kalmaya karar verdim.
Bir şey söylemeden önce lütfen biraz düşünür müsün.
- Seni kandıracağını biliyordum. - Hiç de değil.
Bu mümkün değil.
Seni yeni yüzlerle tanıştırayım.
Dur, içecek bir şey getireyim.
- Tony de öldü mü? - Evet öyle.
Brüksel'de mi? Yanında mıydın?
- En iyi arkadaşın mıydı? - Tek arkadaşımdı.
Artım ayrıyız.
Ve bugün gelmeyecek sanırım.
Siz Fransa'daki özel operasyonlarda çalışan tek kadındınız.
- Evet. - Ve en gençlerden biri.
- Ne için savaşıyordunuz sizce? - Bence özgürlük için savaşıyorduk.
Ama ben demiyorum ki, lütfen iyi bir fikir değildi. İçimizden geçe buydu.
Dünyanın daha iyi olması için savaşıyorduk.
Her şeye rağmen o günleri özlüyor olmalısınız.
Hayır, pek sayılmaz. Pek düşünmüyorum.
Sör Andrew sizi bekliyor.
Bir kaç dakikası var maalesef.
- Bayan Brock. - Sör Andrew.
- Nasılsınız? Tanışmıştık. - Evet.
- Kraliçenin bahçe partisinde. - Doğru.
Uzun zamandır yurtdışındaymışsınız. Ne kadar olağanüstü.
Bu isteğim size tuhaf gelebilir.
- Bizi yalnız bırakır mısın Bailey? - Efendim?
Bir süre burada olacağız.
Biliyorsunuz kocamın iş yaşamında çok az yer aldım.
- Evet. - Ama ilk defa ilgilenme ihtiyacı hissettim.
Mesajınız aldım, evet.
Umarım buraya gelerek gösterdiğim bağlılığı memnuniyetle karşılarsınız.
Brock bana çok zor zamanlar yaşattı.
- Biliyorum. - Ama şimdi arkasından gitmeliyim.
Ürdünden döndüğümüzden beri çok tuhaflaştı.
Dışişlerini biliyorum eşim asla gelip ne olacağını soramaz.
Ne emrediyorsanız onu yapar.
Brock'a vasat bir iş verildi.
- Pazarlık komitesinde. - Avrupayı zorlama görevinde, evet.
- Ona Monrovia'yı teklif ettik? - Monrovia'yı hakaret olarak aldı.
- Yanılıyor mu? - Monrovia hakaret değil.
- Ama? - Bu bir çeşit deneme.
Monrovia'yı kabul edecek kişi...
...onu hak edecek kadar aptaldır böyle düşünüyoruz.
Brock reddetti. Aşağaılamak isteseydik...
...daha kötü işler vardı. Bu binada da.
- Beni başınızdan savıyorsunuz. - Üzgünüm, alışkanlık olsa gerek.
Kocanız asla uçucu biri olmadı Bayan Brock. Herkesin akışı farklı.
Hızlısı var yavaşı var.
- Kocam yavaş mı? - Evet yavaş.
41 yaşında sekreter yardımcısı pek de dikkate değer değil.
Ama kötüye gidiyor. Son altı ayda hiç işinden dışlanmamıştı.
- Böyle mi hissediyor? - Hissettiğini biliyorsunuz bence.
Amaç onu cezalandırmak değildi elbette.
Onunla bazı sorunlarımız olduğu doğru.
- Bu onun hatası değildi. - Söylediler. Anlayışla karşıladık.
- Psikiyatrijk nedenler mi? - Ürdüne dönmek istemedim.
Elbette, Araplar ve psikiyatri anlıyorum.
- Anlıyoruz. Aile sorunlarınız oldu. - Ama ilerlemesini engelliyorsunuz.
Bayan Brock, inanın ban bu ses tonunu iyi biliyorum.
Buraya gelen kadınların durumu bellidir.
Benim yüzümden acı çekmesini istemiyorum.
Ayrıca hikayenizi dosyanızdan okudum.
Yaptığınız hiçbir şey buna sebep olamaz...
...ama bu konuda Bay Brock'a dengini bulduğunu söyledim.
Büyük başarılardan söz ediyorsak...
...kimse engellemeye beklemez.
Zeki yada çalışkan olmak yetmez. Bunlar asgari özelliklerdir.
Önemli olan erkeğin davranışlardır.
1945 yılında bir meslektaşım...
...Volkswagen'in savaşta kullanılmamasını önerdi...
...çünkü ticari geleceği yok dedi.
Sonrasında bu adam en tepeye kadar yükseldi.
Anlamaya başlıyorsunuz sanırım.
- Yani diyorsunuz ki... - Diyeceğim şu burada bazı özellikler...
...doğru yada yanlış olmaktan önemlidir. Bazen özellikleri belirlemek zordur.
Yani kimse konuşamaz kimse sorgulayamaz mı?
Siz hiç işinize rağmen aklınızdan geçeni söylemek istemediniz mi?
İşin özü bu Bayan Brock. Buna diplomasi deniyor.
Ve bu konuda İngilizler dünyanın öncüsü.
Önemli olan davranışlar.
- Bu ikinizin de öğrenmesi gereken bir ders. - Açıksözlülüğünüz için teşekkür ederim.
- Rica ederim. - Yine de sizi planım konusunda uyarmalıyım.
Brock önümüzdeki altı gün içinde terfi edilmezse kendimi vuracağım.
Teşekkür ederim içki için kalamayacağım. Bir resepsiyona katılmam gerek.
Yardım et, Bayan Brock'u revire götürelim.
İnsanlar beni bekliyor, onları yüz üstü bırakamam.
Bırakın beni.
Bence kocamı mahvettin. Anladın mı?
Çay getirir misiniz Bayan Simpson?
Raymond Brock'un dosyasını getirir misin?
- İyi misin hayatım? - Evet.
- Dışarı mı çıktın? - Sinemaya gittim.
- İyi geceler. - İyi geceler.
- Günaydın Margaret. - Günaydın Bay Brock.
Günaydın.
Biliyorum hepiniz haftasonunu iple çekiyorsunuz...
...ama bugün bunları bitirmeliyiz.
Affedersin Raymond.
- Bay Brock efendim. - Brock.
- Dünkü olayla ilgili konuşacaktım. - Olay mı?
İstediğiniz dosyalar. İçecek bir şey ister misiniz?
Hayır uzun sürmez.
Biraz buradan çıkmanı istiyorum. Geçici bir süre bu odaya ihtiyacım var.
İstediğin yere gidebilirsin. Yakında dönebilirsin.
- Eline ne oldu? - Raftan kağıt alıyordum.
- Ne yaptın sen? - Paranın bizim için kötü olduğunu söylerdin.
Sen söylerdin hep para yüzünden diye.
Bir saniye daha.
Bu odayı boşaltmanın en iyi yolu nedir?
Suzan, lütfen. Masada bir sakinleştirici var.
Altı yıldır mı bu evdeyiz. Alice için çok iyi olacak.
Yerleri halı kaplatabiliriz. Kendimiz yaparız.
Bir vazo bir tahta buda kuş figürleri.
Pencereden dışarı bak. Hepsini attım.
Bu da ne böyle?
Burası saçma sapam şeylerle dolu?
Sen kendinden başka kimseyi düşünmüyorsun!
Kişisel bir dieayi korumak adına etrafındaki herkese zarar veriyorsun!
Bencil düşüncesiz ve kabasın! İnsanların mutluluğunu kıskanıyorsun.
Yok etmeye odaklısın ne olursa olsun.
Hayatımın on beş yılını sana yardım etmek için harcadım!
Sadece nazik olmaya çalıştım! Karşılığında...
...senden bir ışık bekledim.
Biraz sevgi belki de.
Delisin!
Artık vazgeçmeyeceğim. Bir daha senin istediğin olmayacak.
Bütün hayatın boyu başarısız oldun!
Senin derdin aslında devam etmek değil itiraf et.
Hangisi daha cesurca, benim gibi bir hayatı yaşamak mı...
...yoksa senin gibi hayatla yüzleşmemek mi? İşte doktorun numarası hayatım.
Benim ricamla seni gözetimine alabilir.
Senin gibi kuralsız ve kararlı olacağım. Bu sefer teslim olmayacağım.
Haftasonu. Doktor yerinde değildir.
Susan.
Susan!
Raymond bana bak.
- Ne yaparsan yap giysilerini çıkarma. - Elbette çıkarmam.
- Benimle kal. - Sadece gidip sigaramı alacağım.
- Beni özledin mi? - Hiç bir şey bilmiyorsun.
Seni nasıl buldum biliyor musun? BBC kanalından.
Bir kaç ay önce şu programı seyrettim.
Evlendiğini ve Londra'da yaşadığını söylediler.
- Bir adres verdiler. - Onu haftalar önce terk ettim.
Evet biliyorum.
Onu gördüm.
- Kızgın mıydı? - Kızgın mı?
Hayır seninle olamadığı için üzgündü.
Sana bir şey söylemeliyim.
Hep böyle iyi değildim.
Bir zayıf noktam var. Kontrolümü kaybetmeyi seviyorum.
Bunun olmasına izin verdim.
Bir kaç kez.
- Hatta birine ateş bile ettim. - Aman Tanrım.
- Ona bir şey oldu mu? - Maalesef hayır.
Raymond gidip ona para verdi.
Raymondın bu ince davranışından sonra onunla nişanlanmaya karar verdim.
- Neden insanlar... - Ne?
Evlenir mi?
Bilmiyorum.
- Ya sen? - Ne?
- Boş ver. - İstediğini sor.
Bilmek istemiyorum.
Saygınlığınla başbaşa yaşıyorsun.
- Susan. - Lütfen yapma
Sana inanmak istiyorum. O yüzden bana bir şey anlatma.
En iyisi bu.
- Biri bana bu otu verdi, ister misin? - Hayır.
Ne beklediğimi bilmiyorum.
Döndüğüm zaman ne umduğumu.
Yaşadığım hayatın sınırına dair bir his...
...ölmeye değer bir şey.
Bir gün sana söylemeliyim. Pek iyi işler yapmadım.
Teslim oldum. Her zaman.
- İşbirlikçi bürokrasi için çalışıyorum. - Afedersin.
Uyumak üzereyim.
Bir şey yemedim.
- Yaşadığımzı hayattan nefret ediyorum. - Tanrım uykum var!
Öp beni.
- İyi günler hanımefendi. - İyi günler!
- Köyü mü seyrediyorsunuz? - Evet.
Daha iyi görmek için tepeye çıktım.
Daha iyi görmek için tepeye çıktım.
Aylardır sadece Fransızca konuşuyordum.
- İngiliz misiniz? - Aynen öyle.
Savaşın bitmesine sevinmiş olmalısınız. Yakında eve dönersiniz.
Evet sonunda.
- Zafer partisine gidecek misiniz? - Evet, umarım.
- Çok istiyorum. - Ben çalışacağım.
Fransız adam çalışsın yoksa açlıktan ölür.
Daha hiç bu kadar güzel bir şey gördün mü?
- İngilizlerin duyguları yok mu? Evet gördüm. - Saklıyorlar.
Dünyadan saklıyorlar.
- Aptalca. - Evet olabilir.
Ama her şey hızla değişecek. Büyüdük.
- Dümyamızı geliştireceğiz. - Güzel.
Bizimle çorba içer misiniz? Karım yaptı.
Olur.
- Tepenin aşağısına yürüyeceğiz. - Dostum.
Böyle daha çok günümüz olacak.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.