All language subtitles for 28.Years.Later.2025.1080p.WEBRip.x264.AAC51-[YTS.MX]-tur

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Tepelerin ardında, çok uzaklarda...

Teletabiler oynamaya gelir.

Bir. Bir.

- İki. - İki!

- Üç. - Üç!

Dört!

Dört!

Teletabiler birbirlerini çok severler.

Kocaman sarılın.

İskoç Yaylaları

Neden bu kadar uzun sürdü? Gelmeyecekler.

Fark etmez, fark etmez!

Diğerleri nerede? Hemen arkamdaydılar.

Bütün çocukları tek arabaya alalım.

Burada otur. Otur!

Teyze, neler oluyor?

Jimmy, kımıldama, sessiz ol ve buradan sakın ayrılma!

Çocukları arabaya sokmamız lazım!

Ne yapıyordun sen?

- Sana acele etmeni söylemiştim! - Allah aşkına!

Jimmy?

Baba?

Jimmy, kaç!

- Anne? - Kaç! Kaç!

Kaç!

Kaç! Jimmy, kaç!

Git!

Baba! Baba!

Baba!

Baba!

Baba!

- Jimmy. - Baba.

Baba, neler oluyor?

Önceden mükemmel bir biçimde haber verilmemiş hiçbir şey yok.

Çok korkuyorum, baba.

Sanırım annemle kız kardeşim öldü.

Hayır, oğlum.

Ölmediler.

Kurtarıldılar.

Çünkü bugün, görkemli bir gün.

Kıyamet Günü.

Al, oğlum.

Bunu daima yanında taşı.

İnancını koru.

Evet.

Evet, çocuklarım!

Evet!

"Baba," beni neden bıraktın!

Rage Virüsü, Birleşik Krallığı kasıp kavurdu.

Kıta Avrupası'ndan geri püskürtüldü.

Britanya ana karası, virüsü kontrol altına almak için karantinaya alındı.

Hayatta kalanlar kendi kaderlerine terk edildi.

28 yıl sonra...

Bugün senin büyük günün, Spike.

Hadi kalk bakalım.

İlk Yardım

İhtiyacın olmayan ekipmanı alma

Kaynaklarımız azaldı, iyi düşün

Sonra görüşürüz.

Fenerini aldın mı?

Kazağın, düdüğün, mataran?

Ver.

Bıçağını aldın mı?

Aferin oğlum.

Koy bunu.

Kahvaltıda pastırma mı yiyoruz?

Dün gece Dave ile Rosey getirdi.

Seninki nerede?

Ben pişirirken yedim bile.

Tabi öyledir!

Spikey.

Hepsi senin.

Ben annene bakayım.

Sen bitir.

Tabağını oraya koy.

Geliyorum, hayatım.

Geldim canım.

Sorun ne, neyin var?

Jamie...

Dayanman lazım, hayatım.

- Burada kalıp dinlenmelisin. - Yapamam. Hayır.

Ah, Spikey.

Selam, anne.

Ah, bebeğim.

Tantana çıkarmak istememiştim.

- Başım... - Sorun yok.

Zonkluyor.

Anlatsana, okul nasıl geçti bugün?

Okula gitmedim ki, anne.

Daha sabah.

Öyle mi?

Evet...

daha sabah ve...

Isla...

hatırlıyor musun?

Spike bugün okula gitmeyecek.

Neden ki?

Hafta sonu mu geldi yoksa?

Yok, bugün Cuma.

Peki, neden okula gitmiyor?

Bunu konuşmuştuk.

Birkaç kez.

Neyi konuştuk, Jamie?

Spike'la ben dışarı çıkıyoruz.

Bu onun ilk seferi olacak.

İlk seferi mi?

Yani adadan ayrılıp ana karaya mı gideceksiniz?

- Evet. - Ne!

Isla.

Ne sikimden bahsediyorsun sen?

Tamam. Küfretme. Hadi ama.

Kafayı mı yedin sen?

O daha bebek!

- Anne... - 12 yaşında.

Bebeğimi öldürmeye mi çalışıyorsun, seni it?

Spike, aşağı iner misin, lütfen?

Seni sıçtığımın hasta bebek katili!

Baba sen git daha iyi.

Babam burada olsaydı derini yüzerdi senin, bebek katili!

- Baba bana bırak... - Pekala!

- Amcık! - Tamam. Isla, sorun yok.

Amcık!

- Anne... - Hayır.

Benim.

Spike... Spikey.

Neler oluyor? Çok sıcak bastı.

Neden... Neden bu kadar sıcak bastı?

Havadan anne.

Çok sıcak.

Sorun yok.

Sana kahvaltı getirdim.

Biraz pastırma.

Canın çekince bir parça yersin.

- Gidiyor musun? - Evet.

Nereye?

Okula.

Peki, Spikey.

Seni seviyorum.

Ben de seni seviyorum, anne.

Günaydın, ufaklık.

Sam.

Bunun telini senin için yeniden gerdim.

Yeniden germeye gerek var mıydı?

Hayır. Aslında kendim için yaptım.

Merak etme, Sam.

Bir çek bakalım, oğlum.

Ağırlığını hisset.

Tut.

Hiç titretmiyorsun.

Güçlü delikanlı!

Hadi oğlum, gidelim.

Tamam. Tamam.

Akşama görüşürüz.

- Çok dikkatli olun. - Sağ olun, beyler.

- Hadi, Jamie! - İyi şanslar, Spike.

Artık yola çıkmana sevindim, Spike.

Hadi, Spike!

Yolun açık olsun, evlat.

Bunu annem yolladı.

Teşekkürler, Betty.

Bu akşam büyük partin var, Spike'cığım. Geç kalma!

Onu sağ salim geri getir, tamam mı?

Hadi, Jamie!

Fazla oyalanma!

Ona göz kulak ol, Jamie!

İyi şanslar, Spike.

Eyvallah, Jacob.

Şuna bak, Spike.

Karşında bütün liderlik komitesi.

Sen sadece gülümse ve kibar ol.

Uğurlamaya geldik.

Hepimiz senin için heyecanlıyız.

Gerçi biliyorsun, bence biraz küçük.

14 ya da 15 yaş, geleneğe daha uygun olurdu.

O hazır, Jenny.

Hadi, evlat.

Topluluğumuzun kurallarını biliyorsun, Spike.

Gidersen geri dönebilirsin.

Ama geri dönmezsen kimsenin seni aramaya gitmesine izin verilmez.

Kurtarma operasyonu yok. İstisnası da yok.

Bunu acı yoldan öğrendik...

...geçmişte kaybettiğimiz onca insanla.

Yani o ana karaya adım attığın an, tek başınasın. Anladın mı?

Evet, Jenny.

Bu sabah bir şey gördün mü, Ant?

Hiçbir şey.

Çıt çıkmıyor.

Ortalık temiz mi?

Temiz.

Açın kapıyı.

Aferin evlat.

Dikkatli gidin, beyler. Gelgiti kaçırmayın.

Yedi, altı, on bir, beş, yirmi dokuz mil bugün...

Dört, on bir, on yedi, otuz iki bir gün önce...

Postallar, tekrar tekrar yukarı aşağı yollarda!

Savaşta terhis olmak yok!

Peki bu ne, Spike?

Bu geçit yolu.

Anlat bana burayı.

Ana karaya giden tek yol bu.

Ama buraya sadece sular çekildiğinde gelebiliyoruz.

Sular yükseldiğinde deniz burayı kaplıyor.

Sular yükseldiğinde yüzerek geçebilir miyiz?

Hayır. Güçlü akıntı var.

Bizi adanın ötesine iter, açık denize sürükler ve boğuluruz.

Sakın, sakın önündekine bakma...

Postallar, tekrar tekrar yukarı aşağı yollarda!

Adamlar, adamlar izlemekten çıldırıyor!

Sular yükselmeden önce dört saatimiz var.

Yapıyor muyuz?

Artık geri dönemem, baba.

Neden?

Herkes pısırık olduğumu düşünür.

Evet, düşünürler.

Bunu istemeyiz, değil mi?

Hadi o zaman.

Say kurşunları kamuflaj kemerlerinde

Gözlerini indirirsen tepene binerler!

Postallar, tekrar tekrar yukarı aşağı yollarda!

Savaşta terhis olmak yok!

Bütün yakacağı buradan alıyoruz.

Bir gün sen de burada çalışacaksın.

Gündüzleri o kadar da fena değil, yanında birileri var diye...

Ama gece kırk bin milyonluk uzun sıralar getirir...

Postallar, tekrar tekrar yukarı aşağı yollarda!

Çok büyük.

Yürümeye devam etsek denizi göremeyeceğimiz bir yere varır mıyız?

Hem de nasıl.

Günlerce, hatta haftalarca sahili görmeden yürürsün.

Dışarıda hiçbir şey yok, Spikey.

Gidilecek bir yer yok.

Başka köyler var.

Evet ama hiçbirinde bizde olmayan bir şey yok.

Ve biz kasabalardan ve köylerden uzak dururuz.

Altı haftadır cehennemde yürüyorum...

ve temin ederim ki...

Cehennem ne ateş, ne şeytanlar, ne de karanlık...

Sadece postallar, yukarı aşağı, tekrar tekrar yürüyen postallar.

Dene başka bir şey düşünmeyi...

Aman Tanrım, delirmekten koru beni!

Postallar, tekrar tekrar yukarı aşağı yollarda!

Savaşta terhis olmak yok!

İşte, bak, bak.

Yavaş olan.

Hızlı değiller.

Ama bu tehlikeli olmadıkları anlamına gelmez.

Eğer bir tane görünürde varsa...

muhtemelen ağaçlarda birkaç tane daha vardır.

Yayın göğüs kafesi için yeterince güçlü değil.

Tam boynundan vurman gerek.

Tamam, baba.

Korktun mu?

Biraz.

Sen?

Hayır. Ben iyiyim.

Bu mesafe iyi mi?

Sanırım iyi.

Hadi gidip ilk avını alalım.

Nişan al.

Rüzgarı hesapla.

Tamamdır.

O senin.

Onun ardından ne çıkarsa benimdir.

Hazır olunca yolla.

Yolla gitsin.

Baba!

Harika bir vuruştu, Spike.

İyi hissediyor musun?

Evet, sanırım.

Evet, hissetmelisin.

Seninle gurur duyuyorum.

Hadi, gitmemiz gerek.

Çığlıklar bölgedeki diğer enfektelileri uyarmıştır.

Hadi. Yola devam edelim.

Harikalar.

Çok güzeller.

Hadi.

Şuna bak.

Aferin evlat.

Siktir.

İşe yarar bir şeyler için etrafa bakmaya her zaman değer.

İnsanlar burayı yüzlerce kez aramıştır ama belli olmaz.

Lanet olsun!

Bunlar işe yarar mı?

Yok. Onlardan bolca var.

Ama bu yarar.

O ne?

Frizbi.

Daha önce hiç frizbi görmedin mi?

Harika bir şeydir.

Bayılacaksın.

Gel buraya, oğlum.

Gözünü kaçırma, Spike.

- Baba, lütfen. - Spike!

Sana söylediğimi yap.

Burada senin için bir ders var.

Ona ne olmuş?

Görünüşe göre bağlayıp enfektelilere bırakmışlar.

Ve sonra da enfekte olmuş.

Enfekte mi?

Evet.

Bunu kim niye yapsın ki?

Belki bir ceza.

Belki bir uyarı.

Ana karada tuhaf insanlar var.

Başıboş dolaşanlar.

Evimiz bu yüzden çok kıymetli.

Ders bu mu?

Hayır.

Öldür onu.

Ne kadar çok öldürürsen o kadar kolaylaşır.

Bunun için kötü hissetme.

Enfeksiyon akıllarını alıp götürüyor.

Ne aklı var ne de ruhu.

Spike.

Öldür şu lanet şeyi.

Öldür onu!

Ne bekliyorsun, Spike?

Hemen, oğlum!

Spike, işini bitir!

Tanrı aşkına, Spike, öldür şu lanet şeyi!

Aferin evlat.

Yanımda kal, ey Rab...

Hızla çöküyor akşamın alacakaranlığı.

Karanlık derinleşiyor...

Rabbim, yanımda kal.

Ölümün iğnesi nerede şimdi?

Kafa...

kalp.

Çek...

Bırak.

Şanslıysak burada bir av daha var.

Hadi.

Bunlar yavaş olanlardan değil.

Bunlar hızlı olanlar, Spikey.

Bu kokuyu alıyor musun?

Bağırsaklar.

Garip bir şekilde hoşuma gidiyor.

Baba.

Baba.

Ne oldu?

Bunu yapan bir Alfa.

Bu taraftan, Spike. Hadi.

Spike! Çabuk ol!

Geri mi dönüyoruz?

Evet. Avlarını aldın, bunun için gelmiştik.

Erken ayrılmışız gibi görünmez mi?

Konuşma, Spikey. Sadece gözünü dört aç.

Ortalık temiz görünüyor.

Hadi gidelim.

Sakın kımıldama.

Alfa.

Siktir.

Ağaçlara geri dön.

Geri çekil, hadi gidelim.

Baba!

Hadi çabuk!

Hadi, hadi.

Durma. Hadi, hadi!

Burada, savunmaya geç. Soluklan.

- İlkini ben alırım, ikincisi senin. - Tamam.

Nefesini yavaşlat.

Yavaşlat.

Git! Hadi, hadi, hadi!

Hadi git!

Siktir!

Tamam, iki kişilik taktik. Savunma!

Tamam. Vur!

Kafa ve kalp. Kafa ve kalp, Spike.

Gir içeri.

Yukarı çık!

- Hadi, oğlum! - Hadi, baba!

Nereye?

Siktir.

Baba, ne...?

Tavan arası! Tavan arasına bak!

Bas buraya.

Hadi.

Çıkamıyorum.

- Siktir. - Baba! Baba!

İttir!

Siktir.

Eve Hoş Geldin Spike

Başarısız olabiliriz, ama devam etmeliyiz...

Tek Görev Ada!

Arkanızı kollayın, çocuklar.

Yol açın!

Çay saati.

Çay saati. Bugün iyi iş çıkardınız.

Harika iş.

Hava kararmadan çabuk olun.

Bekliyor.

Alfalar diğerleri gibi değildir.

Sadece daha iri değildir. Daha zekidir.

Ne yapacağız?

Onunla savaşmayacağız.

Hiç okum kalmadı.

Hem zaten...

bunlardan birini devirmenin bir düzine okla mümkün olduğunu gördüm.

Biz de bekleyeceğiz o zaman.

Gerçekten üzgünüm, baba.

Ne? Ne için?

Bunların hepsi benim suçum.

- Hiçbir şeyi vuramadım. - Ne saçmalıyorsun sen?

Denedim ama çok korkmuştum. Ve sürekli ıskaladım.

Ne saçmalıyorsun? Bu senin suçun değil.

Ve vurmaya devam ettin.

Titremekten yaylarına ok takamayan yetişkinler gördüm ben.

Ama sen değil. Hey...

Spike, iyi iş çıkardın.

Cidden.

Suların çekilmesini kaçıracağız.

- Evet. Evet. - Değil mi?

Diğerine yetişiriz.

Hey, denize bak.

Şurada.

Hemen şurada.

Karantina devriyesi.

Muhtemelen Fransız.

Baba...

O ne?

Ateş.

Bir şey mi yanıyor?

Evet.

Yanıyor.

Başka bir köy mü?

Hayır.

Ne o zaman?

Bilmiyorum. Oraya hiç gitmedim.

Her zaman yanar mı?

Oraya hiç gitmediğimi söyledim ya, Spike.

Spike.

Spike.

İşte orada.

Spike, boğuluyorum.

Dışarı çık! Çıkmamız lazım!

Lanet olsun!

Kalk! Kalk, Spike!

İn aşağı. Uyan, gitmemiz lazım!

Sorun yok, oğlum. Sorun yok.

Ne oldu?

Eski bina.

Bilmiyorum. Baca başımıza çöktü.

Gürültü onları buraya çeker.

Gitmemiz lazım.

- Sular çekildi mi? - Yeterince çekilmiştir.

Hızlı ama sessiz hareket ediyoruz.

Alfa'yı görürsen dosdoğru geçit yoluna koşup karşıya geç. Tamam mı?

Hiçbir şey için durma! Hadi!

- Sen nerede olacaksın? - Hemen arkanda.

Alfa'dan iz yok.

Sular hala yüksek.

Ama çok az.

Su sığ olacak, başarabiliriz.

Diz hizasında. Sorun yok. Tamamdır.

Botlarını çıkar.

Evet. Kapıları hizala.

Yolumuz orası.

Sorun yok. Sadece nefes al.

Hadi. Gidelim.

Sen önden git.

Hadi, oğlum.

Ne gündü ama, Spike, ha?

İlk kez ana karaya gidiş.

İlk av. Enfektelilerle ilk karşılaşma.

Bir Alfa gördün!

Ve gelgiti kaçırdın.

Geri döndüğümüzde anneme anlatacak ne çok şeyim var.

Baba.

Koş, Spike!

Koş!

Koş! Koş, devam et!

Durma!

- Tanrım! Kalk! - Baba, yapamıyorum!

- Yapamıyorum! - Spike! Kalk, hemen!

Spike, koş! Koş, koş, Spike!

Koş!

Yapamıyorum!

Yaparsın!

Geliyorlar!

Kapıyı açın!

Yardım edin!

Jenny! Jenny!

Herkes ayağa! Kalk, kalk, kalk!

Geliyorlar!

Geliyorlar!

- Herkes ayağa, beyler. - Ant, kim o?

- Herkes ayağa! Gözünüzü açın! - Sıraya, beyler! Hazır olun!

- Gözünüzü açın, gözünüzü açın! - Geliyorlar!

Alfa!

Açın kapıyı! Açın şu kapıyı!

Alfa! Alfa!

Amına kodumun Alfası, tutsana şu ışığı!

O lanet ışığı üstünden ayırma!

Ateş! Yere yat!

Koş, koş Spike! Koş, koş...

Doldur, doldur!

Siktir. İşte bu kadar, Spike.

Nefes al!

Siktir! Oh!

Ah dostlar, bizi bir görmeliydiniz giderken...

Yoldaki insanları geçerken...

Açın kapıyı!

Hepsi öylece dururken, Tüm oğlanlar ve kızlar...

Hepsinin yüzünde bir gülümseme...

Jenny! Aç şu siktiğimin kapısını!

Bekle.

Açın şu amına kodumun kapısını!

Lanet olsun!

- Bekle. - Hayır.

- Amına koyayım, Jenny! - Lütfen, lütfen.

- Biz temiziz, amına koyayım. - Bekle.

- Bak şu lanet gözlerime, temiziz. - Bekle.

Ona bak.

- Onun gözlerine bak! - Jenny.

- O temiz! Biz temiziz! - Jenny, lütfen.

Tamam, açın kapıyı, girsinler içeri.

Geç. Geç.

Blaydon Yarışları'nı görmeye.

Spike! Spike!

25, belki 30 adım ötedeydi.

Uzun otlar... rüzgar.

Peki o ok nereye gidiyor?

Tam da o lanet boynuna!

O şişko piç bir ayağa kalkıyor ve karı gibi bir çığlık atıyor...

Sonra da bir bok çuvalı gibi yere yığılıyor.

Sonra bir bakmışız, sekiz tane amına kodumun enfektelisi...

Baba, küfür...

...doğrudan üstümüze koşuyor!

Diyorum ki, "Sıçtık, işte başlıyoruz."

Bizim Koca Taşaklı Benny de burada takır takır okları sallıyor.

- Hayır, ıskalayıp duruyordum. - Yok be, ıskalamadın.

Bizim mütevazı Spike'ımız.

Amına kodumun dev katili!

Vay, vay, vay Delilah.

Neden, neden, neden, Delilah?

Al, sen devam et.

Onlar gelip kapıyı kırmadan önce...

Bağışla beni Delilah, Artık dayanamadım.

Bağışla beni Delilah...

Artık dayanamadım...

Gitmem gerek.

Şuraya.

Hadi, Rosey.

Bizi... Bizi niye buraya getiriyorsun?

Ah, Rosey.

Ah, Rosey.

Spike.

Seni gece yarısından önce görmeyi beklemiyordum.

Annemi görmeye geldim sadece.

Nasıldı? İyi mi?

İyiden de iyi.

Ayaktaydık, dolaşıyorduk.

Tarlalara kadar yürüdük.

Nöbet gelmediği zamanlar hayat dolu oluyor.

Peki ya senin günün?

Asıl önemli olan o.

Babam olanları abartıyor.

Ne gibi?

Sanki bir kahramanmışım gibi.

Onun için öylesindir.

Sanki yalan söylüyor gibi geliyor.

Peki ne oldu orada?

Şişkolardan birini vurdum.

Neredeyse hiç kımıldamıyordu.

Ama sonra hızlı olanlar bizi kovaladı...

ve hiçbirini vuramadım.

Sonra hava kararana kadar saklandık.

Korkmuştum.

Midem bulanıyordu.

Evde, annemle olmak istedim.

Baban da muhtemelen aynı şeyi hissetmiştir.

Ama sana bir şey söyleyeyim, hiç bu kadar çok toprak görmemiştim.

O kadar büyüktü ki.

Ne gördün?

Tepeler...

ormanlar...

ve bir ateş.

Ateş mi?

Acaba ihtiyar Kelson'ı mı gördün?

Hala hayatta olduğunu sanmıyordum.

Güneybatıda mıydı?

Aman Tanrım. O Kelson'dır.

İster inan ister inanma, 30 yıl kadar önce benim aile hekimimdi.

- Aile hekimi ne demek? - Doktor.

- Doktor mu? - Evet.

Muayenehanesi Whitley Bay'in hemen dışındaydı.

Babam o ateşin ne olduğunu bilmediğini söyledi.

Ve bütün gerçek doktorların öldüğünü söylüyor.

Annemin neyi olduğunu kimsenin bilmemesinin sebebi de buymuş.

Sanki her konuda yalan söylüyor gibi geliyor.

Hayır! Muhtemelen...

muhtemelen seni ürkütmek istememiştir.

Doktor Kelson...

tuhaftır.

Nasıl tuhaf?

Bu ateşte bu kadar özel olan ne?

Eğer baban bu konuda konuşmak istemiyorsa, benim de konuşmam doğru olmaz.

Neden partine geri dönmüyorsun?

Ben burada annenle iyiyim.

Hayır.

Sen git.

Ben ona bakarım artık.

Peki.

Kandın yine.

Hepsi yalan söylüyor, anne.

Spike, bizim için dükkana gider misin?

Biraz Nurofen lazım.

Nurofen mi?

Başım...

Boş ver, önemli değil.

Selam!

Yukarıdayız, canım.

Vay be, ne partiydi ama.

Tam bir curcunaydı.

Görünüşün...

üstünden tır geçmiş gibi görünüyorsun.

Belki de öyledir.

Bir buğday tarlasında uyandım.

Peki sen nereye kayboldun, Spikey?

Bir baktım, onur konuğu buharlaşmış.

Eve geldim sadece.

Hey, dev katili.

Bir kahvaltı hazırlayayım.

Neler oluyor, Spike?

Anneme bakabilecek bir doktor olduğunu neden bize söylemedin?

Doktor mu?

Bizim doktorumuz yok.

Ezelden beridir burada doktor yok.

Doktor Kelson, baba.

Ateş. Ana karadaki.

Kiminle konuştun sen?

Demek ki o bir doktor.

Sam ile mi?

Aptal herif.

Aklına fikirler sokuyor.

O bir doktor değil, Spike.

Belki bir zamanlar öyleydi. Yıllar önce.

Ama çoktan aklını kaçırdı.

Ne demek istiyorsun?

Doktor mu, değil mi?

Sen doğmadan önce yiyecek arardık.

Ama işler zorlaştı, bu yüzden daha uzağa gitmek zorunda kaldık.

Ve bir gün, bir grup olarak Kelson'ın yerine yaklaştık.

Tamam mı?

500 yarda öteden ölüm kokusu almaya başladık.

Unutma ki o kokuya çok alışıktık.

O zamanlar ölüler her yerdeydi.

Ama bu...

bu bambaşkaydı.

Bu leş kokusu sanki...

sanki bir duvar gibiydi.

Dokunabilirdin ona.

Bir tepenin zirvesine ulaştık...

aşağı baktık...

Hayatımda böyle bir şey görmemiştim.

Cesetler.

Yüzlercesi.

Sıralar halinde dizilmiş.

Erkekler, kadınlar, çocuklar.

Ve ortada bir ateş vardı.

Ateşin başında da Kelson duruyordu.

Akıl almaz bir amaç için bütün cesetleri oraya sürüklemişti.

Ve birkaç saniye sonra arkasını döndü, tam bize baktı ve el salladı.

Gayet sıradan bir şekilde, sanki...

"Hey, aşağı gelmek ister misiniz, beyler?" der gibi.

Biz de arkamızı dönüp kaçtık.

Ve 15 yıldır hiçbirimiz geri dönmedi.

Dediğim gibi.

Delirdi.

Siktir.

Annemin ölmesini mi istiyorsun?

Elbette istemiyorum.

Spike, bu ne biçim bir soru?

Onun asıl sorunu ne?

Bilmiyorum.

Ölüyor mu?

Bilmiyorum.

Bence ölüyor.

Ve sen de öyle düşünüyorsun.

O ölürse Rosey ile mi olacaksın?

Ağzını topla.

Onun Davey'i bu konuda ne düşünürdü acaba?

Sana o lanet ağzını topla dedim!

Oğlum...

Jamie!

Spike!

Ah, zonkluyor, Spike. Zonkluyor.

Biliyorum anne. Üzgünüm.

Su ister misin, canım? Gidip getireyim.

Siktir git başımızdan.

"Başımızdan" mı?

"Bizi" duydun.

Sadece git, baba.

Yangın var!

- Siktir, dumana bak. - Ant, Mark!

- Yangın var! - Hadi, git! Git!

Ana ahırda yangın var!

Gitmelisin!

Kapıyı bırakamam, Spike.

Mecbursun.

Beni bu yüzden gönderdiler.

Ben sirenin başında olacağım. Hemen gitmek zorundasın.

Her adama ihtiyaçları varmış, öyle dediler!

- Git! - Lanet olsun!

Çabuk ol. Git.

Gözünü ufuktan ayırma.

Ve o sirenin başından ayrılma!

Daha fazla su getirin!

Su taşıyın!

Yangın!

Daha fazla su getirin. Hadi!

Yangın!

Hadi anne. Gidelim.

Su getirin! Su!

Denizden daha fazla su getirin!

Nereye gidiyoruz?

Sahile...

ve tarlalara.

Sahile mi gidiyoruz?

Burası ana kara.

Evet.

Ama biz...

ana karada olamayız.

Çok tehlikeli. Burası...

- Sorun yok, anne. - Hayır.

- Bizi nasıl güvende tutacağımı biliyorum. - Hayır, bu doğru değil.

Bu doğru değil. O nerede...?

Jamie?

Nerede...?

Baban nerede?

- Babam burada değil. - O zaman biz...

o zaman hemen geri dönmeliyiz. Eve.

Kaçmalıyız, yoksa...

Anne...

Geri dönemeyiz.

Sular yükseldi.

Aman Tanrım.

Bir doktora gidiyoruz.

Ne? Doktor mu?

- Gerçek bir doktora. - Hayır.

Eski günlerden kalma.

Sende bir sorun var, anne.

Doktor seni iyileştirecek.

Tamam mı?

Tamam.

İşte, bulutlarla geliyor!

Tamam anne.

Gece için burada duracağız.

Orada kalacağız.

Baban şapşal mı?

- Babam mı? - Evet.

Seninleyken şapşal oluyor, şakacı.

Büyükbaban çok şapşaldı.

Ne kadar olduğunu tahmin bile edemezsin.

Herkes onun çok ciddi olduğunu sanırdı...

ama benim yanımda o bir kaçıktı.

Baban da öyle midir...

yani, sadece ikiniz baş başayken?

Hayır.

Yeterince sert olduğundan emin olmak istiyor.

Kendisi gibi.

Senin yüzüne baktığımda...

büyükbabanın gözlerini görüyorum.

Bu çok hoş.

Aynen.

Biraz uyumalısın.

Ben uyanık kalacağım. Nöbet tutacağım.

Peki, baba.

Ne oldu?

Ne oldu?

Bilmiyorum.

Al.

Gitmemiz lazım.

Çirkin piçler.

Tamam, geri çekil.

Bak.

Melek.

Bana meleği ilk gösterdiğin zamanı hatırlıyor musun, baba?

Buraya yakın bir yere arabayla gelmiştik.

Arabayı bırakmıştık.

Ağaçların tepesinden yükseldiğini görene kadar yürümüştük.

Bunun sonsuza dek böyle duracağını söylemiştin.

Piramitler gibi. Ya da Stonehenge gibi.

Yani ona baktığında geleceği görüyorsun.

O günü hatırlıyor musun?

Daha yedi ya da sekiz yaşlarındaydım.

İkimiz gerçek zaman yolcularıyız demiştin.

Geleceğin içine düşmüş.

Ve ben...

korkmuştum.

Çünkü ciddi olduğunu ve gerçekten geleceğe düştüğümüzü sanmıştım.

Bu sefer kaç yüz yıl sonrasına düştük?

Binlerce yıl mı, yoksa daha fazla mı?

Anne?

Spike.

Burnun yine kanıyor.

Kımıldama.

Hareket etme.

Kımıldama.

Hayır, hayır!

Bekle! Gözünü kırpma!

Tamam.

Siktir. Hadi, anne!

Koş, anne!

Durma!

Koş! Koş!

Durma, anne! Gir içeri!

Hadi, anne, hadi!

Gir içeri! Gir içeri!

Gir içeri!

Siktir! Siktir!

Git! İçeri! Gir içeri!

Spike, nefes alamıyorum.

Spike, bu gaz!

- Nefes alamıyorum! - Hayır, anne!

- Hayır, anne! - Yapma...

Bırak onu!

Spike...

Spikey!

Bırak onu!

Yere yat! Hemen!

Hadi!

Ne oldu?

Benzen.

Buharlaşmış.

Yıllar içinde birikmiş.

Ben Spike.

Bu da annem.

Ben Erik.

Onun nesi var?

Bilmiyorum.

Onu bir doktora götürüyorum.

Anladım.

Şimdi ne olacak?

Ne demek istiyorsun?

Burada yaşıyorsun, değil mi?

Bu siktiğimin adasında. Yani yerlisisin değil mi?

- Yerli mi? - Hey, şimdi ne bok olacak?

Daha fazla enfekteli gelir mi?

Bilmiyorum. Muhtemelen.

Gürültüyü duymuşlardır.

Elbette gelecekler.

Barsark gelecek. lanet kafalarımızı koparacak. Anlıyor musun?

- Sen buralı değilsin. - Onu susturur musun, lütfen?

Dur, sen nerelisin?

İsveçliyim, şimdi onu susturabilir misin?

- Elinde değil. - O... kendinde değil mi?

Bana yardım edemez misin?

Size neden yardım ettim ki sanki, ha?

Mermilerimi saklayabilirdim!

Buradan gitmem lazım.

- Gideceğim. - Gidebilirsin.

Onu bırakmıyorum.

Teşekkür ederim, babacığım.

Aman Tanrım. İşler daha ne kadar boka sarabilir?

Lanet olsun!

Okuldan en iyi arkadaşım kurye.

Kuryenin ne olduğunu bilmiyorsun.

O, şey, paket teslimatı yapıyor.

Hani, insanlar internetten bir şeyler sipariş eder.

Bahse girerim internetin de ne olduğunu bilmiyorsundur.

Neyse, önemli değil.

O bir... O bir şoför.

Ve ona hayatını boşa harcıyorsun dedim, Felix.

Tek bir hayatın var ve sen onu heba ediyorsun.

O da dedi ki...

"Evet, sen ne yapacaksın bakalım, seni göt lalesi?"

Ben de kendimi kanıtlamak için donanmaya katıldım.

Şimdi kim hayatını heba ediyor, ha?

Ne dediğini anlamıyorum.

Kurye olmalıydım diyorum.

Şu an ya bir yerlerde trafikte sıkışmış...

ya da dar bir sokakta çok hızlı araba kullanıyor falan olurdum.

O zaman neden buradasın?

Amına kodumun botu battı.

İskoçya'nın doğu kıyısında devriye geziyorduk ve bir şeye çarptık.

Kayalıklara bindirdik.

Önemli değil.

Birkaçımız bir cankurtaran salı bulduk.

Karaya çıkmak istemiyorduk tabii ki ama rüzgar bizi sürükledi.

Sekizimiz karaya ulaştık. Şimdi bir tek ben kaldım.

Seni kurtaracaklar mı?

Bütün adanın karantinada olduğunu biliyorsun, değil mi?

Devriye botları ne için sanıyorsun?

Karantina olduğunu biliyorum.

Ama sadece bizim için sanıyordum.

Karantina, bu adaya ayağını basan her zavallı piç için geçerli.

Karaya ayak bastın mı, asla ayrılamazsın.

Benim kasabama gelebilirsin.

Annemi doktora götürdükten sonra.

Evet, nerede bu doktor?

Orada.

Uzak değil.

"Uzak değil" mi?

Hey, hey, sen de biraz anneni taşımayı denesene.

Bir mola vereceğim.

Bir buçuk gündür ilk yemeğim.

Bir tane daha al.

Elmaları gerçekten seviyorsun anlaşılan.

Evet.

Yüzde bir.

Sinyal yok.

O ne?

Yakında bir tuğla olacak.

Ama...

bir süre daha...

radyo gibi bir şey.

Ama fotoğraflı.

Radyonuz var mı?

Fotoğrafınız var mı?

Bazı insanlarda eskilerden kalma var.

Al. Şuna bir bak.

Bu yeni.

Bu benim nişanlım.

Ya da eski nişanlım.

Sanırım.

Yüzünün nesi var?

Ne demek istiyorsun?

Tuhaf görünüyor.

Asıl sen tuhafsın.

O çok güzel. Senin neyin var?

Biliyorum ben ne olduğunu.

Bizim kasabada da aynı şeyden olan bir kız var.

Şey mi?

Deniz ürünlerine alerjisi var.

Eğer midye yerse bütün ağzı kocaman böyle olup şişiyor.

Ver şunu.

Evet, işte gitti.

Artık onunla takılma!

Baba...

Üşüyorum.

Sana neden "Baba" diyor?

Bu tuhaf.

Yani, buralarda çok fazla akraba evliliği olduğundan eminim...

ama bu pek olası görünmüyor.

Sadece kafası karışık.

Her zaman böyle değildi.

Çoğu zaman eskiden nasılsa yine öyle.

Kim eskiden olduğu gibiymiş?

Sen, anne.

Sen kimsin?

Ben Erik.

Bu da baban Spike.

Ne?

- Sadece şapşallık ediyor, anne. - Yavşağın teki o.

Anne!

Pardon.

Hayatımızı kurtardı.

Ben bir yavşağı gördüğüm yerde tanırım.

Tanrım, nereye gittiğimizi bir daha hatırlatır mısın?

Doktora.

Doğru. Tamam.

Hadi gidelim o zaman.

Anne...

Yürüyebiliyor muydu?

Neden bu kadar irileşiyorlar?

Barsarklar.

Sam diyor ki...

bazılarında enfeksiyon bir nevi steroid gibi işe yarıyormuş.

Öyle mi?

Ama steroidin ne olduğunu bilmiyorum.

Sanırım onları Alfa'ya dönüştüren de bu.

Alfa. Kulağa borsacı gibi geliyor.

Ya da siktiğimin Wall Street herifleri gibi.

Ne?

Barsark ne demek biliyor musun? Barsark daha iyi.

Şey gibi...

Çılgın bir Viking savaşçısı gibi, amına koyayım. Anladın mı?

Aslında ben bir Viking'im.

Belki enfekte olursam ben de onlardan birine dönüşürüm.

O neydi lan?

Bilmiyorum.

Hayır, hayır. Hey, hey! Nereye gidiyorsun?

Onu bırakmayacağım.

Hey!

Anne!

Anne!

- Spike, bekle! - Siktir.

Anne, ne yapıyorsun?

Dur! Ona dokunma.

Lanet olsun! Siktir, kahretsin.

Ne yapıyorsun? Bırak onu, amına koyayım.

Kes şunu, Spike.

Spike, kes şunu.

Nereyi?

Burayı.

Siktir, olamaz.

- Su. - Tamam, al.

Bu da ne, amına koyayım?

Ellerini yıka.

Siktir!

Hepiniz delisiniz.

Aferin, Spike.

Pekala.

Yere bırak.

Yere bırak!

- Bu bir bebek. - Bu sikik bir zombi bebek!

Onu yere bırak.

Bu piçlerin üremesine izin veremeyiz.

Onu öldürmemiz gerek!

Bu küçük bir kız.

Onu o lanet zemine bırak!

Enfekte olmuş gibi görünmüyor Enfekte değil.

Eğer onu hemen şimdi yere bırakmazsan...

- Gözlerine bak! - İkinizi de öldürürüm!

- Enfekte değil. - Hepinizi öldürürüm!

Beş saniyen var.

- Beş! - Kalk, anne. Hadi!

Dört!

Üç!

Hayır!

Hayır!

Alfa.

Koş anne!

- Hadi! - Tamam.

Kaç, anne!

Anne! Trenden in!

Anne! Dumana doğru koş!

Koşmaya devam et!

Morfin, ksilazin.

Son derece hızlı etki eder.

Görünüşümü mazur görün. Kendimi iyotla boyuyorum.

Mükemmel bir koruyucudur.

Virüs iyodu hiç sevmez.

Bunu alacağım sanırım, Samson.

Bırak... Bırak.

Buna Samson diyorum.

Üç yıldır bu bölgede yaşıyor.

Genelde ondan uzak dururum tabii.

Efendim...

Efendim mi!

Ne kadar da görgülü.

Siz Doktor Kelson mısınız?

Ta kendisiyim.

Ben Spike, bu da annem Isla.

Spike, Isla.

Bu da bir bebek.

Yardımınıza ihtiyacımız var.

Gelin o zaman.

O uyanmadan gitmemiz gerek.

O ne?

Neredeyse...

neredeyse 13 yıldır birinin bu soruyu sormasını bekliyordum.

Çoğu zaman burada yaşlılıktan, açlıktan ya da şiddetten...

cevap verme fırsatı bulamadan tek başıma öleceğimi düşündüm.

"Memento Mori" sözünü bilir misin?

Hayır.

Latince. İronik bir şekilde, ölü bir dil.

"Ölümü Hatırla" demektir.

Ölmen gerektiğini hatırla.

Bu, onları dışarıda tutmaya yardımcı oluyor.

O kadar çok ölü vardı ki...

enfekte olmayanlar ve enfekteliler de.

Çünkü onlar birbirine benzer.

Buradan, dikkatlice.

Her kafatası bir düşünce yumağıdır.

Bu göz çukurları gördü.

Ve bu çeneler konuştu ve yutkundu.

Bu, onlara adanmış bir anıt.

Bir tapınak.

- Pardon, pardon. - Oh. Endişelenme.

Hayır, o... o anlamda kıymetli değil. O...

Yapı sağlam ama kemikler zamanla...

hava koşullarıyla ya da Spike'ın eliyle parçalanacak.

Memento Mori...

böylece gerçekleşmiş oluyor.

Bu adamı tanıyor musun?

Adı Erik'ti.

Hayatımızı kurtardı.

Pekala, Erik'e bir yuva bulalım.

Devam et, aferin.

Aferin evlat.

Ah, zavallı Erik.

Onun için bir yer seç.

Çok güzel.

Aferin, Spike.

Bebek...

yeni doğmuş.

Enfekteli birinden.

Ama kendisi enfekte değil.

Onu annesinden aldık.

Ne kadar ilginç.

Plasentanın sihri.

Böyle bir şeyin olup olmayacağını merak etmiştim.

Ama süte ihtiyacı olacak.

Su onu en fazla birkaç gün hayatta tutar.

Beni görmeye gelme nedenin bu mu?

Bebek mi?

Hayır.

Sağ işaret parmağını burnuna koy...

ve oradan benim buradaki işaret parmağıma dokunmaya çalış.

Peki.

Isla, göğüslerini ve koltuk altlarını kontrol etmem gerekiyor. Sakıncası var mı?

Burası acıyor mu?

Kafa karışıklığı hissin...

bunlar nöbet gibi mi geliyor?

Evreler halinde mi? Yoksa daha sürekli bir his mi?

Dalgalar halindeydi ama...

sanırım yoğunlaşıyor.

Senden bir kelimeyi hatırlamanı istemiştim.

Evet.

Neydi hatırlıyor musun?

Şey...

Isla...

Teşhis ekipmanım yok ve biyopsi alamam.

Ama gözlemlerime göre sanırım kansersin.

Beyninden vücuduna ya da vücudundan beynine yayılmış olabilir.

Her iki durumda da metastaz yapmış.

Bu semptomlarını ve korkarım ki...

göğüslerin ve lenf düğümlerindeki kitleleri açıklıyor.

Ben... çok üzgünüm.

Kafam karıştığında, kafamın karışık olduğunu biliyorum.

Tuhaf şeyler söylediğimde kendime şaşırıyorum.

Ama yine de söylüyorum.

Ama her yanım karışık değil.

Kanser olabileceğini düşünmüştüm.

Sana nasıl söyleyeceğimi bilemedim, Spike.

Çok korkmuştum.

Başka birinin sana söylemesine ihtiyacım vardı ama kimse söylemedi.

Anlamıyorum.

Annemi iyileştiremeyeceğinizi mi söylüyorsunuz?

Keşke yapabilsem. Ama korkarım ki bu mümkün değil.

Bu ne anlama geliyor?

Ölecek mi?

Kanser onu öldürecek mi?

Evet.

Ne zaman?

Söylemesi zor.

Yakında.

Canı yanacak mı?

Spikey, canım benim.

Zaten yanıyor.

Bu gerçek olamaz.

Doktor, lütfen, lütfen. Ona yardım edebiliyor olmalısınız.

Bir ilaca ihtiyacınız var. Bir...

Hastanelerden kalma eski ilaçlardan biri.

Eğer nerede olduğunu söylerseniz ben...

- Gidip onu alabilirim. - Spike. Dinle beni.

Sadece söyleyin, lütfen.

Onu iyileştirebilecek bir ilaç yok.

Doktor... Doktor, lütfen.

Buraya gelmek o kadar zordu ki.

- Sizi bulmak o kadar zordu ki. - Spike, gel buraya.

Şimdi de çaresi yok diyor.

- Anne. - Hadi. Hadi.

- Anne... - Sana söylemeliydim.

Sana söylemeliydim.

Lütfen...

Spike.

Doktor beni iyileştiremez ama bana yardım edebilir.

Anlamıyorum.

Ben anlıyorum.

Bunu her zaman hatırlamaya çalışmanı istiyorum.

Ben anlıyorum.

Anne. Anne?

Sakin ol. Sorun yok.

Anne. Anne.

Şşşt. Sadece dinlen. Sorun yok.

Bak kim gelmiş.

Spike...

Memento Mori.

Ne demekti?

Ölmemiz gerektiğini hatırla.

Ve bu doğru.

Birçok ölüm türü vardır...

ve bazıları diğerlerinden daha iyidir.

En iyileri huzurlu olanlardır.

Birbirimizden sevgiyle ayrılabildiğimiz.

Sen anneni seviyorsun.

Onu seviyorum.

Ve Isla, sen Spike'ı seviyorsun.

Çok. Mm.

Memento Amoris.

Sevmen gerektiğini hatırla.

Isla.

Gel.

Burada bebekle kal.

- Anne? - Seni seviyorum, Spike.

Anne?

Spike.

Annen için bir yer bul.

En iyisini.

Anne.

Seni seviyorum, anne.

İçeri gir! Çabuk ol!

Yere yat.

Kımıldama.

Teşekkür ederim, Spike.

Sanırım...

Sanırım senin ve bebeğin için...

eve gitme zamanı.

Evet.

İşte al.

Sorun yok, canım.

28 gün sonra...

Baba.

Ben iyiyim.

Beni aramana gerek yok.

Hazır olduğumda geri döneceğim.

Denizi göremeyene kadar yürümeye devam etmek istiyorum.

Doktor Kelson'ı bulduk.

O deli değil.

İyi bir adam.

Bebek mi?

Hadi çabuk!

Bebek enfekteli birindendi...

ama kendisi değil.

Kendisi sağlıklı.

Kapıların hemen dışına bırakılmış.

Lütfen ona iyi davranın.

Onun adı Isla.

Hayır!

Spike!

Spike!

Siktir.

Harika bir atış.

Gerçek bir şiirdi.

Gerçi...

sanırım şimdi biraz daha fazlası geliyor.

Senin gibi genç ve yetenekli bir savaşçı için bile.

Araya girmemizin bir sakıncası var mı?

Bu bizim için bir zevk olur.

Pekala.

Bekle.

Bekle.

Serbest!

Nasıl ama?

Nasıl ama!

Merhaba.

Benim adım Jimmy.

Dost olalım.

Çeviri: nutuzar

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.